*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 59,30.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 8,50.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 139,20.TL
2021 Yolluk Miktarı : 3.145,71.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 45,59.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:97,70 TL
İCRA DAİRELERİNİN YILLIK ve 3'er AYLIK DÖNEMLERİNE ilişkin TEFTİŞ İŞLEMLERİ ÖRNEKLERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Bono Üzerinde Teminat İbaresi - Borca İtiraz

Bono üzerinde teminat ibaresi bulunması da, alacaklının "bononun teminat olarak alındığı" yönündeki kabulü mahkemeyi bağlayacağından, takibe konu bonoların taraflar arasında imzalanmış sözleşme kapsamında teminat olarak verildiğinin kabulü ile takip dayanağı bonoların tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamayı zorunlu kıldığından, borca itirazın, İİK. mad. 169/a uyarınca kabulüne karar verilmesi gerektiği-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

1- Borçlu ...'ün temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Borçlu ...'ün, borca itirazının süre yönünden reddi kararı Dairemizce onanarak bozma kapsamı dışında kaldığından kesinleşmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyularak verilen karara karşı temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin REDDİNE,

2- Borçlu... Dekorasyon Mim. Müh. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin temyiz itirazlarına gelince;

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığı, borçluların, takibin dayanağı bonoların sözleşmelere istinaden teminat olarak verildiğini ileri sürerek takibin iptali talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece ilk kararda; istemin süre aşımından reddine karar verildiği, borçluların temyizi üzerine Dairemizce; borçlu şirket yönünden borçlunun yasal 5 günlük sürede itirazda bulunduğu, işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılamada mahkemece istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, takibe konu senetler üzerinde teminat amaçlı verildiğine ilişkin bir açıklama olmadığı, taraflar arasında imzalanan 22.04.2015 ve 25.06.2015 tarihli taşeron sözleşmelerinde de takibe konu senetlerin vadesini, tanzim tarihini içeren bir düzenleme bulunmadığı, sözleşmelerde yalnızca “taşeron sözleşme ile birlikte 100.000 TL'lik teminat senedi verecektir" ibarelerinin yazılı olduğunun görüldüğü ancak; alacaklı vekilinin 05/01/2016 tarihli cevap dilekçesinde “ ...... Davacı taraf bu ihtarnamelerde belirtildiği üzere sözleşme edimlerini ifa etmediğinden en son olarak yukarıda belirtilen...Noteri 06.11.2015 tarih ve 10073 yevmiye nolu ihtarname keşide edilmiş ve davacı ile müvekkil şirket arasındaki iki sözleşme de feshedilmiştir. Dolayısı ile davacı tarafın bahsettiği şekilde davacı taraf ile müvekkil şirket arasında devam eden ticari ilişki bulunmamaktadır. ... Bu sözleşmelerden 25.06.2015 tarihli sözleşmenin 22. Maddesi ve 22.04.2015 tarihli sözleşmenin 6. Maddesi uyarınca cezai şart talep etme ve teminatların nakde çevrilmesi hakkı söz konusudur. Bu sebeple davacı tarafın iddiasına göre de sözleşmelerin feshi sebebi ile teminatların nakde çevrilmesi veya teminat senetlerinin icra takibine konu edilmesi mümkündür. ” şeklinde cevap verdiği görülmekle, senetlerin teminat senedi olduğunun açıkca kabul edildiği görülmektedir. Bu durumda, her ne kadar 22.04.2015 ve 25.06.2015 tarihli taşeron sözleşmelerinde takibe dayanak senetlere açık atıf yok ise de alacaklı tarafın kabul beyanı doğrultusunda senetlerin teminat senedi olduğu açıktır.

Bir bononun teminat olarak verildiğinin kabulü için, o bono üzerinde teminat ibaresinin bulunması zorunluluğu yoktur. Kaldı ki, bono üzerindeki teminat ibaresi neyin teminatı olduğunun ayrıca açıklanmadığı sürece bononun başlı başına teminat bonosu olduğunu göstermez. Diğer yandan teminat iddiasının kabulü için bu hususun taraflarca ayrı bir sözleşmede belirtilmesi de  zorunlu değildir. Somut olayda alacaklının dayanak bononun teminat olarak alındığı yönündeki kabulü mahkemeyi bağlar.

Bu durumda; takibe konu bonoların taraflar arasında imzalanmış sözleşme kapsamında teminat olarak verildiğinin kabulü gerekmekte olup, takip dayanağı bonoların tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamayı zorunlu kılmaktadır.

O halde mahkemece, borçlu şirketin borca itirazının, İİK'nun 169/a maddesi uyarınca kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/12/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 24.12.2020 T. E: 7895, K: 11270
  • Cevap Yok
  • 12-04-2021, Saat: 21:27
  • DuraN
Bono üzerinde teminat ibaresi bulunması da, alacaklının "bononun teminat olarak alındığı" yönündeki kabulü mahkemeyi bağlayacağından, takibe konu bonoların taraflar arasında imzalanmış sözleşme kapsamında teminat olarak verildiğinin kabulü ile takip dayanağı bonoların tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamayı zorunlu kıldığından, borca itirazın, İİK. mad. 169/a uyarınca kabulüne karar verilmesi gerektiği-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

1- Borçlu ...'ün temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Borçlu ...'ün, borca itirazının süre yönünden reddi kararı Dairemizce onanarak bozma kapsamı dışında kaldığından kesinleşmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyularak verilen karara karşı temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin REDDİNE,

2- Borçlu... Dekorasyon Mim. Müh. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin temyiz itirazlarına gelince;

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığı, borçluların, takibin dayanağı bonoların sözleşmelere istinaden teminat olarak verildiğini ileri sürerek takibin iptali talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece ilk kararda; istemin süre aşımından reddine karar verildiği, borçluların temyizi üzerine Dairemizce; borçlu şirket yönünden borçlunun yasal 5 günlük sürede itirazda bulunduğu, işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılamada mahkemece istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, takibe konu senetler üzerinde teminat amaçlı verildiğine ilişkin bir açıklama olmadığı, taraflar arasında imzalanan 22.04.2015 ve 25.06.2015 tarihli taşeron sözleşmelerinde de takibe konu senetlerin vadesini, tanzim tarihini içeren bir düzenleme bulunmadığı, sözleşmelerde yalnızca “taşeron sözleşme ile birlikte 100.000 TL'lik teminat senedi verecektir" ibarelerinin yazılı olduğunun görüldüğü ancak; alacaklı vekilinin 05/01/2016 tarihli cevap dilekçesinde “ ...... Davacı taraf bu ihtarnamelerde belirtildiği üzere sözleşme edimlerini ifa etmediğinden en son olarak yukarıda belirtilen...Noteri 06.11.2015 tarih ve 10073 yevmiye nolu ihtarname keşide edilmiş ve davacı ile müvekkil şirket arasındaki iki sözleşme de feshedilmiştir. Dolayısı ile davacı tarafın bahsettiği şekilde davacı taraf ile müvekkil şirket arasında devam eden ticari ilişki bulunmamaktadır. ... Bu sözleşmelerden 25.06.2015 tarihli sözleşmenin 22. Maddesi ve 22.04.2015 tarihli sözleşmenin 6. Maddesi uyarınca cezai şart talep etme ve teminatların nakde çevrilmesi hakkı söz konusudur. Bu sebeple davacı tarafın iddiasına göre de sözleşmelerin feshi sebebi ile teminatların nakde çevrilmesi veya teminat senetlerinin icra takibine konu edilmesi mümkündür. ” şeklinde cevap verdiği görülmekle, senetlerin teminat senedi olduğunun açıkca kabul edildiği görülmektedir. Bu durumda, her ne kadar 22.04.2015 ve 25.06.2015 tarihli taşeron sözleşmelerinde takibe dayanak senetlere açık atıf yok ise de alacaklı tarafın kabul beyanı doğrultusunda senetlerin teminat senedi olduğu açıktır.

Bir bononun teminat olarak verildiğinin kabulü için, o bono üzerinde teminat ibaresinin bulunması zorunluluğu yoktur. Kaldı ki, bono üzerindeki teminat ibaresi neyin teminatı olduğunun ayrıca açıklanmadığı sürece bononun başlı başına teminat bonosu olduğunu göstermez. Diğer yandan teminat iddiasının kabulü için bu hususun taraflarca ayrı bir sözleşmede belirtilmesi de  zorunlu değildir. Somut olayda alacaklının dayanak bononun teminat olarak alındığı yönündeki kabulü mahkemeyi bağlar.

Bu durumda; takibe konu bonoların taraflar arasında imzalanmış sözleşme kapsamında teminat olarak verildiğinin kabulü gerekmekte olup, takip dayanağı bonoların tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamayı zorunlu kılmaktadır.

O halde mahkemece, borçlu şirketin borca itirazının, İİK'nun 169/a maddesi uyarınca kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/12/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 24.12.2020 T. E: 7895, K: 11270

Satış Başladıktan Sonra Satışın Düşürülmesi Talebi

Alacaklı tarafından satış başladıktan sonra yapılan satışın düşürülmesi talebinin sonuç doğurmayacağı- "Satışın düşürülmesi talebinin ihale bitirilmeden önce olması nedeniyle satış talebi düşeceğinden bahisle şikayetin kabulü ile ihalenin feshine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki ihale alıcısı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvuruda, alacaklı tarafından ihale günü henüz satış sona ermeden yapılan satışın düşürülmesi talebine rağmen satışa devam edilerek ihalenin gerçekleştirilmesinin usulsüz olduğunu ve sair iddialarını ileri sürerek 119 Parsel numaralı taşınmaza ilişkin 30.4.2019 tarihli ihalenin feshini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesi’nce satıştan vazgeçme talebinin satış başladıktan sonra olduğu ve sair fesih iddialarının da yerinde olmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine ve şikayetçi borçlu aleyhine para cezasına hükmedildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, satışın düşürülmesi talebinin ihale bitirilmeden önce olması nedeniyle satış talebi düşeceğinden bahisle şikayetin kabulüne ve ihalenin feshine karar verildiği, kararın ihale alıcısı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.

İİK'nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmiştir. Sadece, TBK’nun 281. maddesinde yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin feshedilebileceği düzenlenmiştir.

İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması,

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler,

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler,

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, şikayete konu ihalenin 1. açık artırma günü olan 30.4.2019 tarihinde saat 14:45’te başladığı, ihaleye alacaklının katılmadığı, pey sürmenin 3. kişiler A. K. ile ... arasında devam ettiği, bu sırada alacaklı vekilinin UYAP üzerinden 14:52 ve 14:54 saatlerinde gönderdiği anlaşılan iki ayrı dilekçe ile satıştan vazgeçtiklerini ve satışın düşürülmesini talep ettiklerini bildirdiği, ihale tutanağında bu talebe ilişkin herhangi bir kayıt bulunmayıp satışa devam edildiği ve 14:55’te ihalenin en çok pey süren ...’a yapılarak sonlandırıldığı, alacaklı vekilinin satışın düşürülmesi hakkındaki talebinin, icra müdürlüğünün 30.4.2019 tarihli kararı ile, talebin satışın başlamasından sonraki bir saat olan 14:52’de müdürlüğe düşmesi ve satışın gerçekleşmesi aşamasından sonra olması sebebi ile reddedildiği görülmektedir.

Alacaklının satış talebi üzerine icra dairesi artırma hazırlıklarını ve artırmayı yapmakla mükellef olup, alacaklıca paraya çevirme talebinin geri alınması mümkündür. Ancak açık artırma, kamusal bir işlemdir ve artırmanın görevli memur tarafından başlatılmasının ardından alacaklı tarafından durdurulabilmesi, kamusal işlemin niteliğine uygun düşmemektedir (Prof Dr. Ramazan Arslan İcra ve İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi 1984). Bu nedenle, alacaklının satış talebini geri almasının artırma başlayana dek mümkün olduğunun, artırma başladıktan sonra paraya çevirme talebini geri almasının ise, kamusal işlemin güvenilirliğinin azalmasına neden olacağının kabulü gerekir. İhalenin devamı sırasında alacaklı yanca yapılacak satışın düşürülmesi talebinin, muhtemel katılımcılarda ihalenin bir anda sona erdirilmesi endişesi oluşturacağı ve katılımı düşüreceği de tabidir.

O halde Bölge Adliye Mahkemesi’nce, alacaklı tarafından satış başladıktan sonra yapılan satışın düşürülmesi talebinin sonuç doğurmayacağı nazara alınarak, borçlunun sair fesih iddialarına yönelik istinaf nedenleri incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : İhale alıcısının temyiz itirazlarının kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2020 tarih ve 2019/2328 E. - 2020/1767 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 17/03/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 17.03.2021 T.  E: 1122, K: 3013
Alacaklı tarafından satış başladıktan sonra yapılan satışın düşürülmesi talebinin sonuç doğurmayacağı- "Satışın düşürülmesi talebinin ihale bitirilmeden önce olması nedeniyle satış talebi düşeceğinden bahisle şikayetin kabulü ile ihalenin feshine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki ihale alıcısı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvuruda, alacaklı tarafından ihale günü henüz satış sona ermeden yapılan satışın düşürülmesi talebine rağmen satışa devam edilerek ihalenin gerçekleştirilmesinin usulsüz olduğunu ve sair iddialarını ileri sürerek 119 Parsel numaralı taşınmaza ilişkin 30.4.2019 tarihli ihalenin feshini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesi’nce satıştan vazgeçme talebinin satış başladıktan sonra olduğu ve sair fesih iddialarının da yerinde olmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine ve şikayetçi borçlu aleyhine para cezasına hükmedildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, satışın düşürülmesi talebinin ihale bitirilmeden önce olması nedeniyle satış talebi düşeceğinden bahisle şikayetin kabulüne ve ihalenin feshine karar verildiği, kararın ihale alıcısı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.

İİK'nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmiştir. Sadece, TBK’nun 281. maddesinde yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin feshedilebileceği düzenlenmiştir.

İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması,

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler,

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler,

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, şikayete konu ihalenin 1. açık artırma günü olan 30.4.2019 tarihinde saat 14:45’te başladığı, ihaleye alacaklının katılmadığı, pey sürmenin 3. kişiler A. K. ile ... arasında devam ettiği, bu sırada alacaklı vekilinin UYAP üzerinden 14:52 ve 14:54 saatlerinde gönderdiği anlaşılan iki ayrı dilekçe ile satıştan vazgeçtiklerini ve satışın düşürülmesini talep ettiklerini bildirdiği, ihale tutanağında bu talebe ilişkin herhangi bir kayıt bulunmayıp satışa devam edildiği ve 14:55’te ihalenin en çok pey süren ...’a yapılarak sonlandırıldığı, alacaklı vekilinin satışın düşürülmesi hakkındaki talebinin, icra müdürlüğünün 30.4.2019 tarihli kararı ile, talebin satışın başlamasından sonraki bir saat olan 14:52’de müdürlüğe düşmesi ve satışın gerçekleşmesi aşamasından sonra olması sebebi ile reddedildiği görülmektedir.

Alacaklının satış talebi üzerine icra dairesi artırma hazırlıklarını ve artırmayı yapmakla mükellef olup, alacaklıca paraya çevirme talebinin geri alınması mümkündür. Ancak açık artırma, kamusal bir işlemdir ve artırmanın görevli memur tarafından başlatılmasının ardından alacaklı tarafından durdurulabilmesi, kamusal işlemin niteliğine uygun düşmemektedir (Prof Dr. Ramazan Arslan İcra ve İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi 1984). Bu nedenle, alacaklının satış talebini geri almasının artırma başlayana dek mümkün olduğunun, artırma başladıktan sonra paraya çevirme talebini geri almasının ise, kamusal işlemin güvenilirliğinin azalmasına neden olacağının kabulü gerekir. İhalenin devamı sırasında alacaklı yanca yapılacak satışın düşürülmesi talebinin, muhtemel katılımcılarda ihalenin bir anda sona erdirilmesi endişesi oluşturacağı ve katılımı düşüreceği de tabidir.

O halde Bölge Adliye Mahkemesi’nce, alacaklı tarafından satış başladıktan sonra yapılan satışın düşürülmesi talebinin sonuç doğurmayacağı nazara alınarak, borçlunun sair fesih iddialarına yönelik istinaf nedenleri incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : İhale alıcısının temyiz itirazlarının kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2020 tarih ve 2019/2328 E. - 2020/1767 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 17/03/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 17.03.2021 T.  E: 1122, K: 3013

Yetkisizlik Kararı Üzerine Süresinde Dosyanın Yetkili İcra Dairesine Gönderilmesinin

Alacaklının icra mahkemesinin «yetkisizlik kararı»nın kesinleşmesinden itibaren on gün geçtikten sonra, «takip dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesini» istemesi halinde, kendisinden yeniden harç alınması gerekeceği-
 
Para borcu için yetki ve  itirazları konusunda İİK’nun 50. maddesi göndermesiyle HUMK’nun yetkiye dair hükümleri uygulanır. Yetkisizlik kararının kesinleşmesi üzerine 10 gün içinde dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi talebinde bulunmak gerekir. <i>10 gün içinde icra müdürlüğüne gönderilme talebinde bulunulursa ikinci takip birinci takibin devamı sayılır ve harç alınmaz. 10 günlük sürenin geçirilmesi halinde, yeni bir takip sözkonusu olduğundan yeniden harç alınması gerekir.
 HUMK. Harçlar Kanunu, İİK. gereği harca tabi talep ve davalarda harcın ödendiği tarihte takip yapılmış sayılır. Bu husus re’sen gözetilir.

Somut olayda Yenişehir İcra Müdürlüğünün 97/1509 sayılı dosyasında yetki itirazında bulunulmuş, Yenişehir İcra Tetkik Hakimliğinin 97/15-17 sayılı ve 12.5.1997 tarihli kararı ile yetki itirazının kabulüne, takibin yetkisizlik nedeniyle iptaline taraf vekillerinin yüzüne karşı karar verilmiştir. Karar 22.5.1997 tarihinde kesinleştiğinden 10 günlük süre 1.6.1997 tarihinde sona ermiştir. Oysa alacaklı vekili 8.7.1997 tarihli talebi ile takip dosyasının Bilecik İcra Müdürlüğüne gönderilmesini istemiş Bilecik İcra Müdürlüğünün 97/975 sayılı dosyasında harç yatırılmaksızın borçluya ödeme emri gönderilmiştir. Bu noksanlığın re’sen gözetilerek HUMK’nun 193/son maddesi gereği takibin yapılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, kesin mehile rağmen delil bildirilmediğinden bahisle itirazın reddine karar verilmesi isabetsizdir.

12. HD. 14.5.1998 T. E: 4464, K: 5468
Alacaklının icra mahkemesinin «yetkisizlik kararı»nın kesinleşmesinden itibaren on gün geçtikten sonra, «takip dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesini» istemesi halinde, kendisinden yeniden harç alınması gerekeceği-
 
Para borcu için yetki ve  itirazları konusunda İİK’nun 50. maddesi göndermesiyle HUMK’nun yetkiye dair hükümleri uygulanır. Yetkisizlik kararının kesinleşmesi üzerine 10 gün içinde dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi talebinde bulunmak gerekir. <i>10 gün içinde icra müdürlüğüne gönderilme talebinde bulunulursa ikinci takip birinci takibin devamı sayılır ve harç alınmaz. 10 günlük sürenin geçirilmesi halinde, yeni bir takip sözkonusu olduğundan yeniden harç alınması gerekir.
 HUMK. Harçlar Kanunu, İİK. gereği harca tabi talep ve davalarda harcın ödendiği tarihte takip yapılmış sayılır. Bu husus re’sen gözetilir.

Somut olayda Yenişehir İcra Müdürlüğünün 97/1509 sayılı dosyasında yetki itirazında bulunulmuş, Yenişehir İcra Tetkik Hakimliğinin 97/15-17 sayılı ve 12.5.1997 tarihli kararı ile yetki itirazının kabulüne, takibin yetkisizlik nedeniyle iptaline taraf vekillerinin yüzüne karşı karar verilmiştir. Karar 22.5.1997 tarihinde kesinleştiğinden 10 günlük süre 1.6.1997 tarihinde sona ermiştir. Oysa alacaklı vekili 8.7.1997 tarihli talebi ile takip dosyasının Bilecik İcra Müdürlüğüne gönderilmesini istemiş Bilecik İcra Müdürlüğünün 97/975 sayılı dosyasında harç yatırılmaksızın borçluya ödeme emri gönderilmiştir. Bu noksanlığın re’sen gözetilerek HUMK’nun 193/son maddesi gereği takibin yapılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, kesin mehile rağmen delil bildirilmediğinden bahisle itirazın reddine karar verilmesi isabetsizdir.

12. HD. 14.5.1998 T. E: 4464, K: 5468

Yetki İtirazı Sonrasında Dosyanın Yetkili İcra Dairesine Gönderilmesi

Borçlunun icra mahkemesine yaptığı yetki itirazının kabulüne ve kambiyo senetlerine dayalı icra takibin yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesine karar verildiği, verilen kararın temyiz edilmeden kesinleştiği ve bu tarihten itibaren iki haftalık kesin süreden sonra alacaklının icra dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi için başvurduğu anlaşıldığından, mahkemece; şikayetin kabulü ile HMK. mad. 20 uyarınca takibin açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği-
 

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Y. A. Peker tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından Keşan İcra Müdürlüğü’nün 2013/214 Esas sayılı icra takip dosyasından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçlunun, icra dairesinin yetkisine itirazının Keşan İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2013/93 E. - 2013/157 K. sayılı 21.6.2013 tarihli ilamı ile kabul edilerek Keşan İcra Dairesi'nin yetkisizliğine, talep halinde dosyanın yetkili İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verildiği, bu kararın tarafların yüzüne karşı verilmiş olması nedeniyle temyiz edilmeksizin 02.7.2013 tarihinde kesinleştiği, alacaklının 27.8.2013 tarihinde Keşan İcra Müdürlüğü'ne başvurarak dosyanın yetkili İpsala İcra Müdürlüğü'ne gönderilmesini talep etmesi üzerine, icra müdürlüğünce takip dosyasının yetkili İpsala İcra Müdürlüğü'ne gönderildiği ve İpsala İcra Müdürlüğü’nün 2014/3 Esas numarasına kaydedildiği, borçlunun, alacaklının yetkili icra dairesine gönderme talebinin yasal sürede olmadığını, icra müdürlüğünce icra dosyasının açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek, memurluk işleminin iptali talebi ile İpsala İcra Hukuk Mahkemesi’ne başvurduğu, mahkemece Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği ve borçlunun süresi içerisinde yaptığı gönderme talebi ile dosyanın Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'ne gönderildiği ve adı geçen mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK'nun 50. maddesi göndermesi ile icra takipleri hakkında da uygulanması gereken, HMK'nun 20. maddesi gereğince; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Yukarıda belirtildiği üzere, İİK'nun 50. maddesinde yapılan atıf nedeniyle bu kural icra takipleri hakkında da uygulanır. Ancak icra takip hukukunun kendine özgü kuralları ve özellikleri vardır. Bu nedenle HMK'nun icra takipleri hakkında uygulanırken takip hukukunun özellikleri dikkate alınmalı ve buna göre yorumlanmalıdır.

Somut olayda, alacaklı, borçlu hakkında Keşan İcra Müdürlüğü’nde 14.01.2013 tarihinde takip başlatmış, borçlunun süresinde yetki itirazı üzerine Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 21.6.2013 tarih ve 2013/93 E. - 2013/157 K. sayılı kararıyla yetki itirazının kabulüne, dosyanın yetkili olan İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verilmiş ve söz konusu karar, taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 02.7.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Alacaklı vekili, 27.8.2013 tarihinde icra dosyasının yetkili İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesi için Keşan İcra Müdürlüğü'ne talepte bulunmuş ve icra müdürlüğünce aynı gün dosyanın gönderilmesine karar verilmiş olup, bu tarih itibarı ile başvurunun yukarıda açıklanan yasa maddesinde öngörülen iki haftalık kesin süre içerisinde olmadığı anlaşılmıştır.

O halde, mahkemece; şikayetin kabulü ile HMK'nun 20. maddesi uyarınca takibin açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde istemin reddine yönelik hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 05.07.2018 T. E: 2017/4722, K: 7469
  • Cevap Yok
  • 08-04-2021, Saat: 09:58
  • DuraN
Borçlunun icra mahkemesine yaptığı yetki itirazının kabulüne ve kambiyo senetlerine dayalı icra takibin yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesine karar verildiği, verilen kararın temyiz edilmeden kesinleştiği ve bu tarihten itibaren iki haftalık kesin süreden sonra alacaklının icra dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi için başvurduğu anlaşıldığından, mahkemece; şikayetin kabulü ile HMK. mad. 20 uyarınca takibin açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği-
 

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Y. A. Peker tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından Keşan İcra Müdürlüğü’nün 2013/214 Esas sayılı icra takip dosyasından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçlunun, icra dairesinin yetkisine itirazının Keşan İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2013/93 E. - 2013/157 K. sayılı 21.6.2013 tarihli ilamı ile kabul edilerek Keşan İcra Dairesi'nin yetkisizliğine, talep halinde dosyanın yetkili İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verildiği, bu kararın tarafların yüzüne karşı verilmiş olması nedeniyle temyiz edilmeksizin 02.7.2013 tarihinde kesinleştiği, alacaklının 27.8.2013 tarihinde Keşan İcra Müdürlüğü'ne başvurarak dosyanın yetkili İpsala İcra Müdürlüğü'ne gönderilmesini talep etmesi üzerine, icra müdürlüğünce takip dosyasının yetkili İpsala İcra Müdürlüğü'ne gönderildiği ve İpsala İcra Müdürlüğü’nün 2014/3 Esas numarasına kaydedildiği, borçlunun, alacaklının yetkili icra dairesine gönderme talebinin yasal sürede olmadığını, icra müdürlüğünce icra dosyasının açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek, memurluk işleminin iptali talebi ile İpsala İcra Hukuk Mahkemesi’ne başvurduğu, mahkemece Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği ve borçlunun süresi içerisinde yaptığı gönderme talebi ile dosyanın Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'ne gönderildiği ve adı geçen mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK'nun 50. maddesi göndermesi ile icra takipleri hakkında da uygulanması gereken, HMK'nun 20. maddesi gereğince; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Yukarıda belirtildiği üzere, İİK'nun 50. maddesinde yapılan atıf nedeniyle bu kural icra takipleri hakkında da uygulanır. Ancak icra takip hukukunun kendine özgü kuralları ve özellikleri vardır. Bu nedenle HMK'nun icra takipleri hakkında uygulanırken takip hukukunun özellikleri dikkate alınmalı ve buna göre yorumlanmalıdır.

Somut olayda, alacaklı, borçlu hakkında Keşan İcra Müdürlüğü’nde 14.01.2013 tarihinde takip başlatmış, borçlunun süresinde yetki itirazı üzerine Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 21.6.2013 tarih ve 2013/93 E. - 2013/157 K. sayılı kararıyla yetki itirazının kabulüne, dosyanın yetkili olan İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verilmiş ve söz konusu karar, taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 02.7.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Alacaklı vekili, 27.8.2013 tarihinde icra dosyasının yetkili İpsala İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesi için Keşan İcra Müdürlüğü'ne talepte bulunmuş ve icra müdürlüğünce aynı gün dosyanın gönderilmesine karar verilmiş olup, bu tarih itibarı ile başvurunun yukarıda açıklanan yasa maddesinde öngörülen iki haftalık kesin süre içerisinde olmadığı anlaşılmıştır.

O halde, mahkemece; şikayetin kabulü ile HMK'nun 20. maddesi uyarınca takibin açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde istemin reddine yönelik hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 05.07.2018 T. E: 2017/4722, K: 7469

Ödeme Emri Tebliğ Edilmeden Borca İtiraz Edilmesi

12. Hukuk Dairesi         2020/6620 E.  ,  2021/2293 K.
  •  
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından 04.09.2019 tarihinde genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine başlandığı, borçlunun icra takibini haricen öğrenmesi üzerine icra dairesine verdiği 09.09.2019 tarihli dilekçe ile borca itiraz ettiği, icra müdürlüğünce; itirazın yasal sürede yapıldığı anlaşıldığından takibin İİK’nun 62 ve 66. maddeleri uyarınca durdurulmasına karar verildiği, alacaklının 13.09.2019 tarihinde itirazın kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece kambiyo senedine dayalı olarak genel haciz yolu ile ilamsız takip yapılamayacağı gerekçesi ile itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile borçluya ödeme emri tebliğ edilmediğinden borçlunun icra dairesine yaptığı itirazın sonuç doğurmayacağı, alacaklının bu aşamada itirazın kaldırılmasını talep etmesinde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür
Somut olayda; alacaklı tarafından ... 3. İcra Müdürlüğü'nün 2019/ 4250 Esas sayılı takip dosyası ile borçlu hakkında bir adet bonodan kaynaklı alacağının tahsili talebi ile başlatılan icra takibinde, ödeme emrinin 17.08.2019 tarihinde muhatabın adresten ayrıldığı belirtilerek iade edilmiş olduğu, borçlu tarafından 09/09/2019 tarihinde icra müdürlüğüne verilen itiraz dilekçesinde dosya borcundan haberdar olduğunu belirterek, icra dosyasında belirtilen miktarların haksız olduğu, alacaklıya herhangi bir borcunun bulunmadığı, bu nedenle borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği, icra müdürlüğünce aynı tarihte itirazın kabulü ile icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, icra dosyasından borçluya yeniden tebligat çıkartılmadığı, alacaklının ihtilafı sürdürme iradesi göstererek süresinde icra hukuk mahkemesinden itirazın kaldırılması talebinde bulunduğu görülmüştür.
İİK 'nun 62/1. maddesinde; “İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur” hükmü yer almakla birlikte borçluya “ödeme emri tebliğ edilemese” bile, alacaklının anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesi mevcut bulunduğu sürece borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi şikayet ve itirazda bulunmasına engel teşkil etmez. Kaldı ki borçluya müdürlükçe çıkarılıp bila tebliğ iade edilen ödeme emri bulunmaktadır.
Her ne kadar bölge adliye mahkemesi kararında Dairemizin bazı içtihatlarına atıfta bulunulmuş ise de, bahsi geçen içtihatlar her somut olayın niteliğine göre oluşturulmuş olup, Dairemizin sonradan oluşan ve usul ekonomisine de uygun olan uygulamalarına göre; borçluya ödeme emrinin tebliğ edilememesi halinde, borçlunun takipten haricen haberdar olup yedi gün içinde itirazını icra dairesine bildirdiğinin ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ödeme emri tebliğ edilemese bile borçlunun itirazı geçerli olup alacaklının itirazın kaldırılmasını istemekte hukuki yararı vardır.
Öte yandan, borçlu icra müdürlüğüne itiraz ederek icra takibini durdursa dahi, takibe konu alacağın dayanağı olan bono aslının icra dosyasına ibraz edilmediği ve ödeme emri ile birlikte kendisine tebliğ edilmediği gerekçesi ile İİK’nın 58/3 ve 61/1 maddelerine dayalı olarak icra mahkemesinden takibin ve ödeme emrinin iptalini talep etme hakkı ve hukuki yararı vardır.
O halde, borçlunun takibe itirazı geçerli olmakla takibin durdurulduğu da dikkate alınarak bölge adliye mahkemesince, alacaklının itirazın kaldırılması isteminin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre olumlu ya da olumsuz karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu hukuki yarar yokluğu nedeniyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2020 tarih ve 2020/152 E. - 423 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02/03/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 07-04-2021, Saat: 23:21
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2020/6620 E.  ,  2021/2293 K.
  •  
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından 04.09.2019 tarihinde genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine başlandığı, borçlunun icra takibini haricen öğrenmesi üzerine icra dairesine verdiği 09.09.2019 tarihli dilekçe ile borca itiraz ettiği, icra müdürlüğünce; itirazın yasal sürede yapıldığı anlaşıldığından takibin İİK’nun 62 ve 66. maddeleri uyarınca durdurulmasına karar verildiği, alacaklının 13.09.2019 tarihinde itirazın kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece kambiyo senedine dayalı olarak genel haciz yolu ile ilamsız takip yapılamayacağı gerekçesi ile itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile borçluya ödeme emri tebliğ edilmediğinden borçlunun icra dairesine yaptığı itirazın sonuç doğurmayacağı, alacaklının bu aşamada itirazın kaldırılmasını talep etmesinde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür
Somut olayda; alacaklı tarafından ... 3. İcra Müdürlüğü'nün 2019/ 4250 Esas sayılı takip dosyası ile borçlu hakkında bir adet bonodan kaynaklı alacağının tahsili talebi ile başlatılan icra takibinde, ödeme emrinin 17.08.2019 tarihinde muhatabın adresten ayrıldığı belirtilerek iade edilmiş olduğu, borçlu tarafından 09/09/2019 tarihinde icra müdürlüğüne verilen itiraz dilekçesinde dosya borcundan haberdar olduğunu belirterek, icra dosyasında belirtilen miktarların haksız olduğu, alacaklıya herhangi bir borcunun bulunmadığı, bu nedenle borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği, icra müdürlüğünce aynı tarihte itirazın kabulü ile icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, icra dosyasından borçluya yeniden tebligat çıkartılmadığı, alacaklının ihtilafı sürdürme iradesi göstererek süresinde icra hukuk mahkemesinden itirazın kaldırılması talebinde bulunduğu görülmüştür.
İİK 'nun 62/1. maddesinde; “İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur” hükmü yer almakla birlikte borçluya “ödeme emri tebliğ edilemese” bile, alacaklının anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesi mevcut bulunduğu sürece borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi şikayet ve itirazda bulunmasına engel teşkil etmez. Kaldı ki borçluya müdürlükçe çıkarılıp bila tebliğ iade edilen ödeme emri bulunmaktadır.
Her ne kadar bölge adliye mahkemesi kararında Dairemizin bazı içtihatlarına atıfta bulunulmuş ise de, bahsi geçen içtihatlar her somut olayın niteliğine göre oluşturulmuş olup, Dairemizin sonradan oluşan ve usul ekonomisine de uygun olan uygulamalarına göre; borçluya ödeme emrinin tebliğ edilememesi halinde, borçlunun takipten haricen haberdar olup yedi gün içinde itirazını icra dairesine bildirdiğinin ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ödeme emri tebliğ edilemese bile borçlunun itirazı geçerli olup alacaklının itirazın kaldırılmasını istemekte hukuki yararı vardır.
Öte yandan, borçlu icra müdürlüğüne itiraz ederek icra takibini durdursa dahi, takibe konu alacağın dayanağı olan bono aslının icra dosyasına ibraz edilmediği ve ödeme emri ile birlikte kendisine tebliğ edilmediği gerekçesi ile İİK’nın 58/3 ve 61/1 maddelerine dayalı olarak icra mahkemesinden takibin ve ödeme emrinin iptalini talep etme hakkı ve hukuki yararı vardır.
O halde, borçlunun takibe itirazı geçerli olmakla takibin durdurulduğu da dikkate alınarak bölge adliye mahkemesince, alacaklının itirazın kaldırılması isteminin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre olumlu ya da olumsuz karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu hukuki yarar yokluğu nedeniyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2020 tarih ve 2020/152 E. - 423 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02/03/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Taahhüdü İhlal Suçunun Unsurları

Taahhüdü ihlal suçunun oluşması için; taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği- 
Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık ...’nun, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair ... 5. İcra Ceza Mahkemesinin 15/10/2020 tarihli ve 2020/109 esas, 2020/625 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin 23/10/2020 tarihli ve 2020/199 değişik iş sayılı kararı aleyhine ... Bakanlığı'nın 14/01/2021 gün ve 94660652-105-07-19341-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12/02/2021 gün ve KYB- 2021/12572 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre; 2004 sayılı Kanun'un 340. maddesi gereğince taahhüdü ihlal suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği, 09/08/2019 tarihli taahhütnamede taahhüt tarihinden taksitlerin tamamının ödeneceği tarihe kadar işleyecek faizini 3.868,72 Türk lirası olarak gösterildiği ancak takip tarihinden taahhüt tarihine kadar işlemiş faiz hususunda açıklık bulunmadığı, işlemiş ve işleyecek faiz miktarlarının ayrı ayrı hesaplanarak gösterilmediği gibi alacaklının takip tarihinden taahhüt tarihine işlemiş faizden feragat beyanının da yer almadığı ve bu nedenlerle işleyen ve işleyecek faiz miktarının taahhüt tutanağında ayrı ayrı gösterilmemesi nedeniyle belirsizlik bulunduğu ayrıca borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil ve başvuru harçlarının da taahhüt tutanağında gösterilmediğinden taahhüdün geçerli olmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin 23/10/2020 tarihli ve 2020/199 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 02/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 02.03.2021 T. E: 1774, K: 2315
  • Cevap Yok
  • 07-04-2021, Saat: 23:18
  • DuraN
Taahhüdü ihlal suçunun oluşması için; taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği- 
Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık ...’nun, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair ... 5. İcra Ceza Mahkemesinin 15/10/2020 tarihli ve 2020/109 esas, 2020/625 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin 23/10/2020 tarihli ve 2020/199 değişik iş sayılı kararı aleyhine ... Bakanlığı'nın 14/01/2021 gün ve 94660652-105-07-19341-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12/02/2021 gün ve KYB- 2021/12572 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre; 2004 sayılı Kanun'un 340. maddesi gereğince taahhüdü ihlal suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği, 09/08/2019 tarihli taahhütnamede taahhüt tarihinden taksitlerin tamamının ödeneceği tarihe kadar işleyecek faizini 3.868,72 Türk lirası olarak gösterildiği ancak takip tarihinden taahhüt tarihine kadar işlemiş faiz hususunda açıklık bulunmadığı, işlemiş ve işleyecek faiz miktarlarının ayrı ayrı hesaplanarak gösterilmediği gibi alacaklının takip tarihinden taahhüt tarihine işlemiş faizden feragat beyanının da yer almadığı ve bu nedenlerle işleyen ve işleyecek faiz miktarının taahhüt tutanağında ayrı ayrı gösterilmemesi nedeniyle belirsizlik bulunduğu ayrıca borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil ve başvuru harçlarının da taahhüt tutanağında gösterilmediğinden taahhüdün geçerli olmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin 23/10/2020 tarihli ve 2020/199 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 02/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 02.03.2021 T. E: 1774, K: 2315

İcra Takibinden Feragat Edilmesinin Sonuçları

İcra takibinden feragat edilmesinin sonuçları- 
“İlamdan doğan alacak haklarım saklı kalmak kaydıyla ve yeniden icra takibi yapma hakkımı saklı tutarak icra takip hakkımdan şimdilik feragat ediyorum” şeklinde beyanda bulunmanın, hakkın özünden feragat anlamına gelmediği, esas haktan feragatın açık bir şekilde yapılması gerekli olduğundan, hakkın özünden değil, sadece takipten feragat edildiği, takipten feragate rağmen, esas hak, hukuki varlığını korumaya devam ettiğinden, alacaklının, alacağının tahsili için dava veya yeniden icra takibi yoluna başvurabileceği-

8. HD. 7.11.2016 T. 27083/15101

Alacaklının, "Takipten feragat ediyorum. Borçlu ile aramızda anlaştık. Dava konusu taşınmaza çöplük duvarını yapmak şartı ile takipten vazgeçiyorum. Dosyamın işlemden kaldırılmasını talep ederim." şeklindeki beyanında, alacaklının, takibe konu men'i müdahale ilamından kaynaklanan hakkın özünden feragat edildiğine dair net ve koşulsuz bir açıklama bulunmadığından, alacaklı bu beyan ile dosyasının işlemden kaldırılmasını istediğinden, takipten feragat ettiği, alacaklının söz konusu ilama dayanarak yeni takip başlatmasında bir usulsüzlük bulunmadığından, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesinin gerekeceği-

8. HD. 11.05.2015 T. 8050/10695 

İtiraza konu takibe dayanak yapılan aynı senetler için daha önce yapılan bu takipte alacağa ilişkin hakkında özünden vazgeçilmiş olduğundan aynı senetlere dayanarak yeniden takip yapılamayacağı-

12. HD. 20.06.2013 T. 15553/23217 

İlk takip zamanaşımı süresi içerisinde yapıldıktan sonra, yeni takip yapılmak üzere eldeki takip talebinden vazgeçmenin, hakkın özünden vazgeçme olarak nitelendirilemeyeceği-

. HGK. 22.11.1995 T. 12-814/1010 

Aynı ilâma dayanarak yaptığı önceki hatalı takipten vazgeçen alacaklının, yeni bir takip yapabileceği (önceki takipteki vazgeçmesinin, haktan vazgeçmeyi ifade etmeyeceği)– 

12. HD. 31.01.1995 T. 20/1087 

Hakkın özünden feragat edilmedikçe (sadece takibin durdurulması istendikten sonra) aynı takibe devam edilebileceği-

12. HD. 9.11.1991 T. 3316/11392 
 
  • Cevap Yok
  • 07-04-2021, Saat: 23:15
  • DuraN
İcra takibinden feragat edilmesinin sonuçları- 
“İlamdan doğan alacak haklarım saklı kalmak kaydıyla ve yeniden icra takibi yapma hakkımı saklı tutarak icra takip hakkımdan şimdilik feragat ediyorum” şeklinde beyanda bulunmanın, hakkın özünden feragat anlamına gelmediği, esas haktan feragatın açık bir şekilde yapılması gerekli olduğundan, hakkın özünden değil, sadece takipten feragat edildiği, takipten feragate rağmen, esas hak, hukuki varlığını korumaya devam ettiğinden, alacaklının, alacağının tahsili için dava veya yeniden icra takibi yoluna başvurabileceği-

8. HD. 7.11.2016 T. 27083/15101

Alacaklının, "Takipten feragat ediyorum. Borçlu ile aramızda anlaştık. Dava konusu taşınmaza çöplük duvarını yapmak şartı ile takipten vazgeçiyorum. Dosyamın işlemden kaldırılmasını talep ederim." şeklindeki beyanında, alacaklının, takibe konu men'i müdahale ilamından kaynaklanan hakkın özünden feragat edildiğine dair net ve koşulsuz bir açıklama bulunmadığından, alacaklı bu beyan ile dosyasının işlemden kaldırılmasını istediğinden, takipten feragat ettiği, alacaklının söz konusu ilama dayanarak yeni takip başlatmasında bir usulsüzlük bulunmadığından, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesinin gerekeceği-

8. HD. 11.05.2015 T. 8050/10695 

İtiraza konu takibe dayanak yapılan aynı senetler için daha önce yapılan bu takipte alacağa ilişkin hakkında özünden vazgeçilmiş olduğundan aynı senetlere dayanarak yeniden takip yapılamayacağı-

12. HD. 20.06.2013 T. 15553/23217 

İlk takip zamanaşımı süresi içerisinde yapıldıktan sonra, yeni takip yapılmak üzere eldeki takip talebinden vazgeçmenin, hakkın özünden vazgeçme olarak nitelendirilemeyeceği-

. HGK. 22.11.1995 T. 12-814/1010 

Aynı ilâma dayanarak yaptığı önceki hatalı takipten vazgeçen alacaklının, yeni bir takip yapabileceği (önceki takipteki vazgeçmesinin, haktan vazgeçmeyi ifade etmeyeceği)– 

12. HD. 31.01.1995 T. 20/1087 

Hakkın özünden feragat edilmedikçe (sadece takibin durdurulması istendikten sonra) aynı takibe devam edilebileceği-

12. HD. 9.11.1991 T. 3316/11392 
 

Duruşma gün ve saatinin Bildirilmemesi MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKININ İHLAL DEĞİLDİR.

Anayasa Mahkemesince verilen son karar ile ;
Başvurucu vekilin UYAP'ı aktif bir şekilde kullandığı gözetildiğinde, duruşma gününü UYAP'tan öğrenmesi olağan ve ölçülüdür. Bu sebeple, başvurucuya veya başvurucu vekiline duruşma gün ve saatini ayrıca tebliğ edilmemesi MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKINI İHLAL DEĞİLDİR.
Anayasa Mahkemesi kararının tamamına ulaşmak için eklentiye tıklayınız. 


.pdf   Anayasa Mahkemesi Kararı.pdf (Boyut: 177.68 KB / İndirilme: 15)
Anayasa Mahkemesince verilen son karar ile ;
Başvurucu vekilin UYAP'ı aktif bir şekilde kullandığı gözetildiğinde, duruşma gününü UYAP'tan öğrenmesi olağan ve ölçülüdür. Bu sebeple, başvurucuya veya başvurucu vekiline duruşma gün ve saatini ayrıca tebliğ edilmemesi MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKINI İHLAL DEĞİLDİR.
Anayasa Mahkemesi kararının tamamına ulaşmak için eklentiye tıklayınız. 


.pdf   Anayasa Mahkemesi Kararı.pdf (Boyut: 177.68 KB / İndirilme: 15)

Kararın düzeltilmesi talebi, İlamın tebliği

Yargıtay ilamının, kararın düzeltilmesini isteyene 22.08.2020 tarihinde elektronik tebligat ile tebliğ edilip, karar düzeltme dilekçesi ile 07.09.2020 tarihinde verilerek kaydettirildiği, ne var ki; Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulması gerektiği gibi, İİK’nun 18/1.maddesi uyarınca, icra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılacağından ve dolayısıyla HMK'nun 103/1-h maddesi uyarınca, adli tatil hükümleri uygulanamayacağından karar düzeltme dilekçesinin süre aşımı bakımından reddinin gerektiği-
 

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın reddine dair kararın davacı üçüncü kişiler vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 01.07.2020 tarihli ve 2016/20019 Esas, 2020/4340 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacı üçüncü kişi vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı üçüncü kişiler vekili, mülkiyeti müvekkillerine ait petrol işletmesinin elektrik panosu ve kanopi olarak bilinen tentesinin 25.04.2014 tarihinde haciz edildiğini, petrol işletmesinin elektrik panosu ve tentesinin müvekkillerine ait Petrol İşletmesinin mütemmim cüz'ü olup işletmeden ayrı haciz edilmesinin mümkün olmayacağını açıklayarak, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili,davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 01.07.2020 tarihli ve 2016/20019 Esas, 2020/4340 Karar sayılı ilamı ile, temyiz eden davacı tarafın haczolunan güç sayacına yönelik temyiz itirazlarının yerinde olmadığı; davalı alacaklı vekili yargılama esnasında, 19.09.2014 tarihli dilekçesi ile, 20x20 ebadındaki tente çatı sistemine ilişkin haczin kaldırılmasını talep ettiği ve İcra Müdürlüğünün 13.03.2015 tarihli kararı ile, tente çatı sistemine ilişkin haczin kaldırılmasına karar verildiği, bu menkul yönünden davanın konusuz kaldığı, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiş, davacı üçüncü kişiler vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuştur. Mahkemece, ek kararla, karar düzeltme isteği süresinde olmadığından karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiş, davacı üçüncü kişi ek kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunulduğuna göre, talebin değerlendirilmesi karar düzeltme talebini inceleyecek Yargıtayın ilgili Dairesine aittir. Yerel Mahkemenin bu konuda karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenlerle ek kararın kaldırılarak davacı vekilinin karar düzeltme talebinin incelenmesine geçilmiştir.

Somut olayda, Yargıtay ilamı, kararın düzeltilmesini isteyene 22.08.2020 tarihinde elektronik tebligat ile tebliğ edilmiş, karar düzeltme dilekçesi ile 07.09.2020 tarihinde verilip kaydettirilmiştir. Ne var ki, Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulması gerektiği gibi İİK’nin 18/1.maddesi uyarınca icra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılacağından ve dolayısıyla HMK'nin 103/1-h maddesi uyarınca adli tatil hükümleri uygulanamayacağından karar düzeltme dilekçesinin süre aşımı bakımından reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişiler vekilinin karar düzeltme dilekçesinin süreden REDDİNE, takdiren 450,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına, 113,30 TL peşin harcın red harcına mahsubuna, 15.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 15.12.2020 T. E: 4080, K: 8215
  • Cevap Yok
  • 23-03-2021, Saat: 22:05
  • DuraN
Yargıtay ilamının, kararın düzeltilmesini isteyene 22.08.2020 tarihinde elektronik tebligat ile tebliğ edilip, karar düzeltme dilekçesi ile 07.09.2020 tarihinde verilerek kaydettirildiği, ne var ki; Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulması gerektiği gibi, İİK’nun 18/1.maddesi uyarınca, icra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılacağından ve dolayısıyla HMK'nun 103/1-h maddesi uyarınca, adli tatil hükümleri uygulanamayacağından karar düzeltme dilekçesinin süre aşımı bakımından reddinin gerektiği-
 

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın reddine dair kararın davacı üçüncü kişiler vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 01.07.2020 tarihli ve 2016/20019 Esas, 2020/4340 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacı üçüncü kişi vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı üçüncü kişiler vekili, mülkiyeti müvekkillerine ait petrol işletmesinin elektrik panosu ve kanopi olarak bilinen tentesinin 25.04.2014 tarihinde haciz edildiğini, petrol işletmesinin elektrik panosu ve tentesinin müvekkillerine ait Petrol İşletmesinin mütemmim cüz'ü olup işletmeden ayrı haciz edilmesinin mümkün olmayacağını açıklayarak, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili,davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 01.07.2020 tarihli ve 2016/20019 Esas, 2020/4340 Karar sayılı ilamı ile, temyiz eden davacı tarafın haczolunan güç sayacına yönelik temyiz itirazlarının yerinde olmadığı; davalı alacaklı vekili yargılama esnasında, 19.09.2014 tarihli dilekçesi ile, 20x20 ebadındaki tente çatı sistemine ilişkin haczin kaldırılmasını talep ettiği ve İcra Müdürlüğünün 13.03.2015 tarihli kararı ile, tente çatı sistemine ilişkin haczin kaldırılmasına karar verildiği, bu menkul yönünden davanın konusuz kaldığı, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiş, davacı üçüncü kişiler vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuştur. Mahkemece, ek kararla, karar düzeltme isteği süresinde olmadığından karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiş, davacı üçüncü kişi ek kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunulduğuna göre, talebin değerlendirilmesi karar düzeltme talebini inceleyecek Yargıtayın ilgili Dairesine aittir. Yerel Mahkemenin bu konuda karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenlerle ek kararın kaldırılarak davacı vekilinin karar düzeltme talebinin incelenmesine geçilmiştir.

Somut olayda, Yargıtay ilamı, kararın düzeltilmesini isteyene 22.08.2020 tarihinde elektronik tebligat ile tebliğ edilmiş, karar düzeltme dilekçesi ile 07.09.2020 tarihinde verilip kaydettirilmiştir. Ne var ki, Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulması gerektiği gibi İİK’nin 18/1.maddesi uyarınca icra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılacağından ve dolayısıyla HMK'nin 103/1-h maddesi uyarınca adli tatil hükümleri uygulanamayacağından karar düzeltme dilekçesinin süre aşımı bakımından reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişiler vekilinin karar düzeltme dilekçesinin süreden REDDİNE, takdiren 450,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına, 113,30 TL peşin harcın red harcına mahsubuna, 15.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 15.12.2020 T. E: 4080, K: 8215

Tereke Defterinin Tutulması, Tereke Mevcudunun Araştırılması

Terekenin resmi defterinin tutulması talebine ilişkin davada; mahkemece tereke mevcudunun araştırılmadığı, yasal zorunluluğa rağmen tereke defterinin tutulmadığı görülmekte olup; UYAP üzerinden alınan TAKBİS raporuna göre murisin adına kayıtlı 11 taşınmaz olduğu, o halde; mahkemece, tereke aktifinin tespiti amacıyla murisin ölüm tarihi olan 26.10.2014 itibariyle tapuda gayrimenkul kaydının, bankalarda mevduat hesabının ve trafik sicilinde araç kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması için ilgili tapu, banka ve emniyet müdürlüklerine yazı yazılması, tespit edilen gayrimenkul ve araç için konusunda uzman bilirkişiler refakatiyle keşif yapılarak değerleri tespit edilerek tereke defterine kaydedilmesi gerektiği- Tereke defterinin tutulmasından sonra TMK’nun 626 vd. maddeleri uyarınca; beyanda bulunmak üzere mirasçıların beyanda bulunmaya çağrılması gerektiği, mahkemece kanunda belirtilen usullere uygun araştırma yapılıp tereke defteri tutulmadan ve mirasçıların tümüne yasada belirtilen süre içerisinde, mirasın tutulan defter gereğince kabul veya ret için beyana davet edilmeden hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
 

Davacı tarafından, 11.11.2014 gününde verilen dilekçe ile TMK 619 vd. maddesi gereğince terekenin resmi defterinin tutulması talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.04.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve mirasçı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, TMK'nın 619 vd. maddeleri gereğince terekenin resmi defterinin tutulması talebine ilişkindir.

Davacı, muris ...’nın 26.10.2014 tarihinde vefat ettiğini, mirasçılardan ...’nın TMK’nin 405. maddesinde kısıtlanıp murisin velayeti altında bırakıldığını, murisin ... ... San ve Tic. A.Ş.’ye kefil olduğunun öğrenildiğini, murisin sadece ipotek verdiğini beyan ettiğini, murisin imzaladığı sözleşmenin getirtilerek sorumluluğunun belirlenmesini, gerekirse ret hakkını kullanacağını belirterek TMK’nin 619. maddesi gereğince murisin terekesinin resmi defterinin tutulmasını talep etmiştir.

Davacı 15.12.2015 tarihli dilekçesinde, muris aleyhine yapılan takipteki borç için ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1622 Esas sayılı dosyasında menfi tespit davası açtığını, terekenin resmen yöneltilmesini ve tereke temsilcisinin davayı takip etmesini, muristen 50.000,00 TL alacaklı olduğunu, banka kayıtlarını süresinde sunacağını beyan etmiş, delil olarak da ... 12. İcra Dairesinin 2009/1928 ve 1930, ... 6. İcra Dairesinin 2008/375 ve ... 8. İcra Dairesinin 2011/11504 sayılı dosyalarını göstermiştir.

Mirası gerçek ret talebinde bulunan mirasçı ... vekili davaya müdahil olmak istemiş, mahkemenin 24.11.2015 tarihli 3. duruşmasının 6 numaralı ara kararıyla, mahkemenin 2014/2066 Esas sayılı dosyası ile muris ...'nın mirasını ret ve tesciline karar verilen ...'ın müdahale talebinin hukuki menfaat yokluğu nedeniyle HMK 65 vd maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne; dosyadaki bilgi ve belgelere göre muris ...'nın terekesinin tesbitine, TMK’nın 619 ve devamı maddeleri gereğince muris ...'nın terekesi ile ilgili resmi defter tutulmasına, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/950 Esas sayılı dosyasında verilecek kararın kesinleşmesinden sonra TMK 622. maddesi gereğince deftere borç kaydı gerekip gerekmediği hususunda dosyanın ele alınarak bir karar verilmesine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili ve mirasçı ... vekili temyiz etmiştir.

1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre mirasçı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Mirasçılar miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kendiliğinden kazanırlar.

Mirasın külli halefiyet gereği kendililiğinden iktisabında terekenin pasifinin fazla olma olasılığı halinde bu halefiyetin doğuracağı sıkıntıları ortadan kaldırabilmenin yolu terekenin resmi defterinin tutulmasını talep etmektir.

Miras bırakanın ölümden sonra geride kalan mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı mirası red, kayıtsız şartsız kabul veya terekenin resmi tasfiyesini talep edeceği yerde terekenin resmi defterinin tutulmasını isteyebilir. Resmi deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer.

Mirası tutulan deftere göre kabul eden mirasçı miras bırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları hemde kendi mallarıyla kişisel olarak sorumludur.

Alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı kendi kişisel mallarıyla sorumlu olmadığı gibi terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz.

Defter tutma mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle bir ay içinde sulh hakiminden istenir. Sulh mahkemesi miras bırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilan yoluyla çağırılır. İlanda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve defter bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce incelenebilir.

Defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı Mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya çağırılır. Mirasçılardan her biri tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmi tasfiye istediğini yada deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan edebilir.

Somut olayda; mahkemece tereke mevcudunun araştırılmadığı, yasal zorunluluğa rağmen tereke defterinin tutulmadığı görülmektedir. UYAP üzerinden alınan TAKBİS raporuna göre murisin adına kayıtlı 11 taşınmaz olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılması gereken iş, tereke aktifinin tespiti amacıyla muris ...’nın ölüm tarihi olan 26.10.2014 itibariyle tapuda gayrimenkul kaydının, bankalarda mevduat hesabının ve trafik sicilinde araç kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması için ilgili tapu, banka ve emniyet müdürlüklerine yazı yazılmalıdır. Tespit edilen gayrimenkul ve araç için konusunda uzman bilirkişiler refakatiyle keşif yapılarak değerleri tespit edilerek tereke defterine kaydedilmelidir.

Davacının 15.12.2015 tarihli dilekçesinde belirttiği ... 12. İcra Dairesinin 2009/1928 ve 1930, ... 6. İcra Dairesinin 2008/375 ve ... 8. İcra Dairesinin 2011/11504 sayılı dosyaları ilgili icra dairelerinden getirtilerek tereke defterine işlenip işlenmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir.

Mahkemece tüm bu araştırmalar yapılıp tereke defterinin tutulmasından sonra TMK’nin 626 vd. maddeleri uyarınca beyanda bulunmak üzere mirasçılar beyanda bulunmaya çağrılmalıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere mahkemece kanunda belirtilen usullere uygun araştırma yapılıp tereke defteri tutulmadan ve mirasçıların tümüne yasada belirtilen süre içerisinde mirasın tutulan defter gereğince kabul veya ret için beyana davet edilmeden hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mirasçı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, 15.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

14. HD. 15.12.2020 T. E: 2017/170, K: 8453
  • Cevap Yok
  • 23-03-2021, Saat: 21:57
  • DuraN
Terekenin resmi defterinin tutulması talebine ilişkin davada; mahkemece tereke mevcudunun araştırılmadığı, yasal zorunluluğa rağmen tereke defterinin tutulmadığı görülmekte olup; UYAP üzerinden alınan TAKBİS raporuna göre murisin adına kayıtlı 11 taşınmaz olduğu, o halde; mahkemece, tereke aktifinin tespiti amacıyla murisin ölüm tarihi olan 26.10.2014 itibariyle tapuda gayrimenkul kaydının, bankalarda mevduat hesabının ve trafik sicilinde araç kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması için ilgili tapu, banka ve emniyet müdürlüklerine yazı yazılması, tespit edilen gayrimenkul ve araç için konusunda uzman bilirkişiler refakatiyle keşif yapılarak değerleri tespit edilerek tereke defterine kaydedilmesi gerektiği- Tereke defterinin tutulmasından sonra TMK’nun 626 vd. maddeleri uyarınca; beyanda bulunmak üzere mirasçıların beyanda bulunmaya çağrılması gerektiği, mahkemece kanunda belirtilen usullere uygun araştırma yapılıp tereke defteri tutulmadan ve mirasçıların tümüne yasada belirtilen süre içerisinde, mirasın tutulan defter gereğince kabul veya ret için beyana davet edilmeden hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
 

Davacı tarafından, 11.11.2014 gününde verilen dilekçe ile TMK 619 vd. maddesi gereğince terekenin resmi defterinin tutulması talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.04.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve mirasçı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, TMK'nın 619 vd. maddeleri gereğince terekenin resmi defterinin tutulması talebine ilişkindir.

Davacı, muris ...’nın 26.10.2014 tarihinde vefat ettiğini, mirasçılardan ...’nın TMK’nin 405. maddesinde kısıtlanıp murisin velayeti altında bırakıldığını, murisin ... ... San ve Tic. A.Ş.’ye kefil olduğunun öğrenildiğini, murisin sadece ipotek verdiğini beyan ettiğini, murisin imzaladığı sözleşmenin getirtilerek sorumluluğunun belirlenmesini, gerekirse ret hakkını kullanacağını belirterek TMK’nin 619. maddesi gereğince murisin terekesinin resmi defterinin tutulmasını talep etmiştir.

Davacı 15.12.2015 tarihli dilekçesinde, muris aleyhine yapılan takipteki borç için ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1622 Esas sayılı dosyasında menfi tespit davası açtığını, terekenin resmen yöneltilmesini ve tereke temsilcisinin davayı takip etmesini, muristen 50.000,00 TL alacaklı olduğunu, banka kayıtlarını süresinde sunacağını beyan etmiş, delil olarak da ... 12. İcra Dairesinin 2009/1928 ve 1930, ... 6. İcra Dairesinin 2008/375 ve ... 8. İcra Dairesinin 2011/11504 sayılı dosyalarını göstermiştir.

Mirası gerçek ret talebinde bulunan mirasçı ... vekili davaya müdahil olmak istemiş, mahkemenin 24.11.2015 tarihli 3. duruşmasının 6 numaralı ara kararıyla, mahkemenin 2014/2066 Esas sayılı dosyası ile muris ...'nın mirasını ret ve tesciline karar verilen ...'ın müdahale talebinin hukuki menfaat yokluğu nedeniyle HMK 65 vd maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne; dosyadaki bilgi ve belgelere göre muris ...'nın terekesinin tesbitine, TMK’nın 619 ve devamı maddeleri gereğince muris ...'nın terekesi ile ilgili resmi defter tutulmasına, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/950 Esas sayılı dosyasında verilecek kararın kesinleşmesinden sonra TMK 622. maddesi gereğince deftere borç kaydı gerekip gerekmediği hususunda dosyanın ele alınarak bir karar verilmesine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili ve mirasçı ... vekili temyiz etmiştir.

1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre mirasçı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Mirasçılar miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kendiliğinden kazanırlar.

Mirasın külli halefiyet gereği kendililiğinden iktisabında terekenin pasifinin fazla olma olasılığı halinde bu halefiyetin doğuracağı sıkıntıları ortadan kaldırabilmenin yolu terekenin resmi defterinin tutulmasını talep etmektir.

Miras bırakanın ölümden sonra geride kalan mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı mirası red, kayıtsız şartsız kabul veya terekenin resmi tasfiyesini talep edeceği yerde terekenin resmi defterinin tutulmasını isteyebilir. Resmi deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer.

Mirası tutulan deftere göre kabul eden mirasçı miras bırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları hemde kendi mallarıyla kişisel olarak sorumludur.

Alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı kendi kişisel mallarıyla sorumlu olmadığı gibi terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz.

Defter tutma mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle bir ay içinde sulh hakiminden istenir. Sulh mahkemesi miras bırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilan yoluyla çağırılır. İlanda belirtilen sürenin dolmasıyla defterin tutulması sona erer ve defter bu tarihten başlayarak tanınacak en az bir aylık süre içinde ilgililerce incelenebilir.

Defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı Mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya çağırılır. Mirasçılardan her biri tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmi tasfiye istediğini yada deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan edebilir.

Somut olayda; mahkemece tereke mevcudunun araştırılmadığı, yasal zorunluluğa rağmen tereke defterinin tutulmadığı görülmektedir. UYAP üzerinden alınan TAKBİS raporuna göre murisin adına kayıtlı 11 taşınmaz olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılması gereken iş, tereke aktifinin tespiti amacıyla muris ...’nın ölüm tarihi olan 26.10.2014 itibariyle tapuda gayrimenkul kaydının, bankalarda mevduat hesabının ve trafik sicilinde araç kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması için ilgili tapu, banka ve emniyet müdürlüklerine yazı yazılmalıdır. Tespit edilen gayrimenkul ve araç için konusunda uzman bilirkişiler refakatiyle keşif yapılarak değerleri tespit edilerek tereke defterine kaydedilmelidir.

Davacının 15.12.2015 tarihli dilekçesinde belirttiği ... 12. İcra Dairesinin 2009/1928 ve 1930, ... 6. İcra Dairesinin 2008/375 ve ... 8. İcra Dairesinin 2011/11504 sayılı dosyaları ilgili icra dairelerinden getirtilerek tereke defterine işlenip işlenmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir.

Mahkemece tüm bu araştırmalar yapılıp tereke defterinin tutulmasından sonra TMK’nin 626 vd. maddeleri uyarınca beyanda bulunmak üzere mirasçılar beyanda bulunmaya çağrılmalıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere mahkemece kanunda belirtilen usullere uygun araştırma yapılıp tereke defteri tutulmadan ve mirasçıların tümüne yasada belirtilen süre içerisinde mirasın tutulan defter gereğince kabul veya ret için beyana davet edilmeden hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mirasçı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, 15.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

14. HD. 15.12.2020 T. E: 2017/170, K: 8453

Genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil- Teminat-

Genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan davacıdan, kredi sözleşmesinin teminatı olarak alınan 500.000,00 TL ve 5.000.000,00 TL bedelli iki bono iki ayrı icra takibine konu edilmiş olup, davacı-borçlunun bu takiplerde şahsi malvarlığı (tüm malvarlığı) ile sorumlu olduğu- Sevhen senet miktarı üzerinden icra takibi açan davalı bankanın, aynı alacak için alacak miktarını aşar şekilde her iki bonoya dayalı takip başlatmasında hukuki yararı olmadığından, davacının davasının kabulü ile davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespiti yönünde kurulan hüküm isabetli olduğu- Hangi takip dosyasından ne miktarda borçlu olunmadığı açıklanmadığından hükmün ne şekilde infaz edileceğinin belli olmadığı- Mahkemece infazda tereddüt ve çelişki oluşmaması için esası daha yüksek olan icra takip dosyasından dolayı davacının davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği-
 

Taraflar arasında görülen davada Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.12.2017 tarih ve 2017/271 E- 2017/622 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 30.11.2018 tarih ve 2018/518 E- 2018/1852 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesinin duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.12.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 ve 2014/10539 esas sayılı takip dosyaları ile davalı tarafından davacı hakkında bonoya dayalı olarak iki ayrı takip başlatıldığını, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı takip dosyasında anapara alacağının 1.020.933,21 TL olduğunu, bu dosyada feragat ya da mahsup talebinin bulunmadığını, her iki dosyanın da aynı kredi borcuna ilişkin olduğunu, davalı bankanın borçlu olunan miktardan fazla talepte bulunduğunu iddia ederek davacının her iki takipte asıl alacak tutarının 500.000,00 TL’lik kısmından borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine kötü niyetli takip tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava dışı şirketin davalı bankadan genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kredi kullandığını, davacının anılan bu sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığını, bonoların vadesinde ödenmediğini, icra takibi başlatılan her iki bononun borçlularının farklı olduğunu, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takipte bulunduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nce 2014/804 esas ve 2016/625 karar sayılı ve 16.12.2016 tarihli karar ile; icra takiplerinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla başlatıldığı, alacaklı vekilinin davadan önce alacak miktarını 1.020.933,21 TL olarak düzelttiği, icra takiplerinde bu miktarın üzerinde bir alacak talebinde bulunulmadığı, bu durumda davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2017/360 esas ve 2017/317 karar sayılı ve 12.04.2017 tarihli kararı ile; Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı dosyasında alacaklı-davalının takibin kalan kısmı ile ilgili vazgeçme harcını yatırmadığı ve borçlulara talep doğrultusunda yeni ödeme emri tebliğ edilmediği sürece takibin 5.026.633,82 TL üzerinden devam edeceği, davacı borçlunun bu miktar üzerinden haciz tehdidi ile karşı karşıya kalabileceği, takibin kambiyo senetlerine özgü olması nedeniyle borçlunun borca ve imzaya itirazı ile takip durmadığından kambiyo senedi nedeniyle takipteki miktar kadar borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu gerekçesi ile kararın 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, delillerin değerlendirilmesi ile sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, bu kere ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davacının, dava dışı asıl borçlu şirketin kredi borcuna kefil olduğu, bu kefaletten kaynaklı olarak 24.01.2013 tanzim ve 30.10.2014 vade tarihli 500.000,00 TL bedelli senedin davalı bankaya aynı kredinin teminatı olarak verildiği, davalı bankanın dava dışı şirketin kredi borcundan kaynaklı olarak hem Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 hem de Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 esas sayılı dosyaları ile iki ayrı icra takibi yaptığı, bunlardan 2014/10537 esas sayılı dosyada 500.000,00 TL'lik bonoya dayanılarak alacak talebinde bulunulduğu, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı dosyasında takip konusu olan senet miktarının ise 5.000.000,00 TL olduğu, daha sonra davalı bankanın bu miktar üzerinden sehven takip açıldığını, borçludan olan ana para alacağının 1.020.933,21 TL olduğunu ifade ederek takibe devam ettiği, bu durumda davalının aynı kredi borcu için verilen senetlerden dolayı farklı icra dosyaları ile icra takibi yaptığının sabit olduğu, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/105537 esas sayılı dosyasında ve aynı icra dairesinin 2014/10539 esas sayılı dosyasında takip konusu edilen asıl alacak tutarının (düzeltme beyanı dikkate alındıktan sonra) 500,000,00 TL’lik kısmı yönünden davacının davalıya borçlu olmadığı, her iki dosyadaki icra takibinden dolayı davacının haciz tehdidi altında bulunması nedeniyle bu davayı açmakta hukuki yararının olduğu, dosyada alınan bilirkişi raporlarında da davacı bankanın toplam alacağının 1.025.865,99 TL olduğunun bildirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 esas sayılı ve 2014/10539 esas sayılı icra dosyalarında takip konusu edilen (düzeltme beyanı dikkate alındıktan sonra) asıl alacak toplam tutarının 500.000,00 TL'lik kısmı açısından davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının takipte haksız, aynı zamanda kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davacının tazminat isteminin reddine karar verilmiş, işbu karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalı banka vekili tarafından Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı takip dosyasına 24.11.2014 tarihinde verilen dilekçe ile banka alacağının 1.020.933,21 TL olduğu bildirilmiş ise de, alacaklı banka tarafından takibin 5.000.000,00 TL bedelli bonoya dayalı asıl alacak ve fer'ilerinin tahsili için başlatıldığı, 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 23. maddesinde her ne sebeple olursa olsun icra takibinden vazgeçildiğinin tutanağa yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısının alınacağı düzenlenmiş olup, alacaklı tarafından tahsil harcının ödenmediği, takibin halen 5.000.000,00 TL asıl alacak ve fer'ileri yönünden devam ettiği, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 esas sayılı dosyasında da tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takip başlatılmış ise de, sonuç olarak bankanın kredi alacağının 24.11.2014 tarihli dilekçede belirtilen 1.020.933,21 TL olduğu, davacı tarafından bu miktarın üzerinde kalan kısım ile ilgili menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu, ancak davacı tarafından davalı banka vekilinin bankanın alacaklı olduğu tutara ilişkin talebine göre kalan kısım için menfi tespit davası açıldığı, mahkemenin taleple bağlı kalarak verdiği davanın kabulüne ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, bonoya dayalı olarak yapılan takipler nedeniyle menfi tespit istemine ilişkin olup, davacı ve dava dışı borçlular aleyhine davalı banka tarafından iki adet icra dosyasında Kambiyo senetlerine mahsus takip başlatmıştır. Takiplerden biri 500.000.- TL diğeri ise 5.000.000.- TL bedelli iki adet bonoya dayalıdır.

Davalı banka ile dava dışı şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi davacı tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Ayrıca davacı iş bu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak 500.000,00 TL ve 5.000.000,00 TL bedelli iki adet dava konusu takiplere dayanak bonoları davalı bankaya vermiştir. Davalı banka tarafından kredi hesaplarının kat edilmesinden sonra 500.000,00 TL ve 5.000.000,00 TL bedelli bonolar ile davacı ve dava dışı şahıslar aleyhine iki ayrı dosya ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı eklenmek suretiyle kambiyo senetlerine mahsus yol ile takibe geçilmiştir. Davalı banka her iki bono ile bonodaki miktarlar üzerinden takibe geçtikten sonra, 5.000.000,00 TL bedelli bonoyu takibe koyduğu Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı icra takip dosyasına sunduğu 24.11.2014 tarihli talebi ile "İşbu takip konusu senet borçlularının bankamıza olan borcun ifası amacı ile ifa edildiği oranda borçtan mahsup edilmek üzere verilmiştir. Borcun ifası için verilmiş işbu takip konusu bono gününde ödenmediğinden protesto edilerek takibe konu edilmiştir. Takibin senet miktarı olan 5.000.000,00 TL üzerinden sehven açıldığına ilişkin beyanımızın dosya kayıtlarına geçirilmesine, borçlulardan olan anapara alacağımız 1.020.933,21 TL ve bu anapara alacağının fer'ilerinden kaynaklanan haklarımız saklı kalmak kaydı ile" borçlulara muhtıra çıkartılması isteminde bulunmuş olup bu hususlarda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı bankanın kredi alacağının 1.020.933,21 TL olduğu ve davacının kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olarak alacaktan sorumlu olduğu açıktır.

Davalı banka her iki takip dosyasında da kambiyo senetlerine mahsus yol ile takibe girişmiş olup davacı bu takiplerde şahsi malvarlığı (tüm malvarlığı) ile sorumludur. Bu sebeple davalı bankanın aynı alacak için alacak miktarını aşar şekilde her iki bonoya dayalı takip başlatmasında hukuki yararı yoktur. Bu durumda ilk derece mahkemesince davacının davasının kabulü ile davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespiti yönünde kurduğu hüküm isabetli ise de, her iki takip dosyasının hüküm fıkrasında zikredilmiş olması dolayısıyla hangi takip dosyasından ne miktarda borçlu olunmadığı açıklanmadığından hükmün ne şekilde infaz edileceği belli değildir. 

Esasen her iki takip dosyasının hüküm fıkrasında birlikte yazılması doğru değildir. İlk derece mahkemesince infazda tereddüt ve çelişki oluşmaması için esası daha yüksek olan Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı icra takip dosyasından dolayı davacının davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekmekle İlk Derece Mahkemesi’nce bu yön gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm kurulması ve bu hükme yönelen davalı istinaf talebinin reddedilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 24.12.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davalı alacaklı 2014/10537 esas sayılı takip dosyasında 500.000,00 TL alacak talebinde bulunmuş ardı sıra 2014/10539 esas sayılı takip dosyasında ise 5.000.000,00 TL alacak talep etmiştir. Ne var ki daha sonra 2014/10539 esas sayılı takip dosyasına verdiği dilekçe ile alacak talebini 1.020.933,21 TL ile sınırlandırmıştır.

11. HD. 24.12.2020 T. E: 4838, K: 6029
  • Cevap Yok
  • 21-03-2021, Saat: 05:49
  • DuraN
Genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan davacıdan, kredi sözleşmesinin teminatı olarak alınan 500.000,00 TL ve 5.000.000,00 TL bedelli iki bono iki ayrı icra takibine konu edilmiş olup, davacı-borçlunun bu takiplerde şahsi malvarlığı (tüm malvarlığı) ile sorumlu olduğu- Sevhen senet miktarı üzerinden icra takibi açan davalı bankanın, aynı alacak için alacak miktarını aşar şekilde her iki bonoya dayalı takip başlatmasında hukuki yararı olmadığından, davacının davasının kabulü ile davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespiti yönünde kurulan hüküm isabetli olduğu- Hangi takip dosyasından ne miktarda borçlu olunmadığı açıklanmadığından hükmün ne şekilde infaz edileceğinin belli olmadığı- Mahkemece infazda tereddüt ve çelişki oluşmaması için esası daha yüksek olan icra takip dosyasından dolayı davacının davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği-
 

Taraflar arasında görülen davada Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.12.2017 tarih ve 2017/271 E- 2017/622 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 30.11.2018 tarih ve 2018/518 E- 2018/1852 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesinin duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.12.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 ve 2014/10539 esas sayılı takip dosyaları ile davalı tarafından davacı hakkında bonoya dayalı olarak iki ayrı takip başlatıldığını, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı takip dosyasında anapara alacağının 1.020.933,21 TL olduğunu, bu dosyada feragat ya da mahsup talebinin bulunmadığını, her iki dosyanın da aynı kredi borcuna ilişkin olduğunu, davalı bankanın borçlu olunan miktardan fazla talepte bulunduğunu iddia ederek davacının her iki takipte asıl alacak tutarının 500.000,00 TL’lik kısmından borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine kötü niyetli takip tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava dışı şirketin davalı bankadan genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kredi kullandığını, davacının anılan bu sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığını, bonoların vadesinde ödenmediğini, icra takibi başlatılan her iki bononun borçlularının farklı olduğunu, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takipte bulunduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nce 2014/804 esas ve 2016/625 karar sayılı ve 16.12.2016 tarihli karar ile; icra takiplerinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla başlatıldığı, alacaklı vekilinin davadan önce alacak miktarını 1.020.933,21 TL olarak düzelttiği, icra takiplerinde bu miktarın üzerinde bir alacak talebinde bulunulmadığı, bu durumda davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2017/360 esas ve 2017/317 karar sayılı ve 12.04.2017 tarihli kararı ile; Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı dosyasında alacaklı-davalının takibin kalan kısmı ile ilgili vazgeçme harcını yatırmadığı ve borçlulara talep doğrultusunda yeni ödeme emri tebliğ edilmediği sürece takibin 5.026.633,82 TL üzerinden devam edeceği, davacı borçlunun bu miktar üzerinden haciz tehdidi ile karşı karşıya kalabileceği, takibin kambiyo senetlerine özgü olması nedeniyle borçlunun borca ve imzaya itirazı ile takip durmadığından kambiyo senedi nedeniyle takipteki miktar kadar borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu gerekçesi ile kararın 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, delillerin değerlendirilmesi ile sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, bu kere ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davacının, dava dışı asıl borçlu şirketin kredi borcuna kefil olduğu, bu kefaletten kaynaklı olarak 24.01.2013 tanzim ve 30.10.2014 vade tarihli 500.000,00 TL bedelli senedin davalı bankaya aynı kredinin teminatı olarak verildiği, davalı bankanın dava dışı şirketin kredi borcundan kaynaklı olarak hem Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 hem de Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 esas sayılı dosyaları ile iki ayrı icra takibi yaptığı, bunlardan 2014/10537 esas sayılı dosyada 500.000,00 TL'lik bonoya dayanılarak alacak talebinde bulunulduğu, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı dosyasında takip konusu olan senet miktarının ise 5.000.000,00 TL olduğu, daha sonra davalı bankanın bu miktar üzerinden sehven takip açıldığını, borçludan olan ana para alacağının 1.020.933,21 TL olduğunu ifade ederek takibe devam ettiği, bu durumda davalının aynı kredi borcu için verilen senetlerden dolayı farklı icra dosyaları ile icra takibi yaptığının sabit olduğu, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/105537 esas sayılı dosyasında ve aynı icra dairesinin 2014/10539 esas sayılı dosyasında takip konusu edilen asıl alacak tutarının (düzeltme beyanı dikkate alındıktan sonra) 500,000,00 TL’lik kısmı yönünden davacının davalıya borçlu olmadığı, her iki dosyadaki icra takibinden dolayı davacının haciz tehdidi altında bulunması nedeniyle bu davayı açmakta hukuki yararının olduğu, dosyada alınan bilirkişi raporlarında da davacı bankanın toplam alacağının 1.025.865,99 TL olduğunun bildirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 esas sayılı ve 2014/10539 esas sayılı icra dosyalarında takip konusu edilen (düzeltme beyanı dikkate alındıktan sonra) asıl alacak toplam tutarının 500.000,00 TL'lik kısmı açısından davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının takipte haksız, aynı zamanda kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davacının tazminat isteminin reddine karar verilmiş, işbu karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalı banka vekili tarafından Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı takip dosyasına 24.11.2014 tarihinde verilen dilekçe ile banka alacağının 1.020.933,21 TL olduğu bildirilmiş ise de, alacaklı banka tarafından takibin 5.000.000,00 TL bedelli bonoya dayalı asıl alacak ve fer'ilerinin tahsili için başlatıldığı, 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 23. maddesinde her ne sebeple olursa olsun icra takibinden vazgeçildiğinin tutanağa yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısının alınacağı düzenlenmiş olup, alacaklı tarafından tahsil harcının ödenmediği, takibin halen 5.000.000,00 TL asıl alacak ve fer'ileri yönünden devam ettiği, Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10537 esas sayılı dosyasında da tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takip başlatılmış ise de, sonuç olarak bankanın kredi alacağının 24.11.2014 tarihli dilekçede belirtilen 1.020.933,21 TL olduğu, davacı tarafından bu miktarın üzerinde kalan kısım ile ilgili menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu, ancak davacı tarafından davalı banka vekilinin bankanın alacaklı olduğu tutara ilişkin talebine göre kalan kısım için menfi tespit davası açıldığı, mahkemenin taleple bağlı kalarak verdiği davanın kabulüne ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, bonoya dayalı olarak yapılan takipler nedeniyle menfi tespit istemine ilişkin olup, davacı ve dava dışı borçlular aleyhine davalı banka tarafından iki adet icra dosyasında Kambiyo senetlerine mahsus takip başlatmıştır. Takiplerden biri 500.000.- TL diğeri ise 5.000.000.- TL bedelli iki adet bonoya dayalıdır.

Davalı banka ile dava dışı şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi davacı tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Ayrıca davacı iş bu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak 500.000,00 TL ve 5.000.000,00 TL bedelli iki adet dava konusu takiplere dayanak bonoları davalı bankaya vermiştir. Davalı banka tarafından kredi hesaplarının kat edilmesinden sonra 500.000,00 TL ve 5.000.000,00 TL bedelli bonolar ile davacı ve dava dışı şahıslar aleyhine iki ayrı dosya ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı eklenmek suretiyle kambiyo senetlerine mahsus yol ile takibe geçilmiştir. Davalı banka her iki bono ile bonodaki miktarlar üzerinden takibe geçtikten sonra, 5.000.000,00 TL bedelli bonoyu takibe koyduğu Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı icra takip dosyasına sunduğu 24.11.2014 tarihli talebi ile "İşbu takip konusu senet borçlularının bankamıza olan borcun ifası amacı ile ifa edildiği oranda borçtan mahsup edilmek üzere verilmiştir. Borcun ifası için verilmiş işbu takip konusu bono gününde ödenmediğinden protesto edilerek takibe konu edilmiştir. Takibin senet miktarı olan 5.000.000,00 TL üzerinden sehven açıldığına ilişkin beyanımızın dosya kayıtlarına geçirilmesine, borçlulardan olan anapara alacağımız 1.020.933,21 TL ve bu anapara alacağının fer'ilerinden kaynaklanan haklarımız saklı kalmak kaydı ile" borçlulara muhtıra çıkartılması isteminde bulunmuş olup bu hususlarda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı bankanın kredi alacağının 1.020.933,21 TL olduğu ve davacının kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olarak alacaktan sorumlu olduğu açıktır.

Davalı banka her iki takip dosyasında da kambiyo senetlerine mahsus yol ile takibe girişmiş olup davacı bu takiplerde şahsi malvarlığı (tüm malvarlığı) ile sorumludur. Bu sebeple davalı bankanın aynı alacak için alacak miktarını aşar şekilde her iki bonoya dayalı takip başlatmasında hukuki yararı yoktur. Bu durumda ilk derece mahkemesince davacının davasının kabulü ile davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespiti yönünde kurduğu hüküm isabetli ise de, her iki takip dosyasının hüküm fıkrasında zikredilmiş olması dolayısıyla hangi takip dosyasından ne miktarda borçlu olunmadığı açıklanmadığından hükmün ne şekilde infaz edileceği belli değildir. 

Esasen her iki takip dosyasının hüküm fıkrasında birlikte yazılması doğru değildir. İlk derece mahkemesince infazda tereddüt ve çelişki oluşmaması için esası daha yüksek olan Mersin 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/10539 esas sayılı icra takip dosyasından dolayı davacının davalıya 500.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekmekle İlk Derece Mahkemesi’nce bu yön gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm kurulması ve bu hükme yönelen davalı istinaf talebinin reddedilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 24.12.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davalı alacaklı 2014/10537 esas sayılı takip dosyasında 500.000,00 TL alacak talebinde bulunmuş ardı sıra 2014/10539 esas sayılı takip dosyasında ise 5.000.000,00 TL alacak talep etmiştir. Ne var ki daha sonra 2014/10539 esas sayılı takip dosyasına verdiği dilekçe ile alacak talebini 1.020.933,21 TL ile sınırlandırmıştır.

11. HD. 24.12.2020 T. E: 4838, K: 6029

Ölü kişiye karşı dava açılması- Kişinin sağ olup olmadığının tespiti-

Kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamaz ancak, davalının sağ olup olmadığını tespit edememe bir yanılgıya dayanıyor ve bu durum açıkça dürüstlük kuralını ihlal etmiyorsa, daha sonra da kendilerine karşı dava açılması muhtemel olan mirasçılara karşı davaya devam edilmesinin mümkün olduğu-Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... ve ... aleyhine 09/07/2001 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın ... hakkındaki davanın kabulüne; dahili davalılar ...,Kalmam ve ... hakkındaki davanın reddine dair verilen 17/03/2020 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava; trafik kazası nedeni ile maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davalı ... hakkındaki davanın kabulüne, dahili davalılar ..., ..., ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı; 04/02/2000 tarihinde, davalı ...’ın maliki olduğu aracın diğer davalı ...’nın sevk ve idaresinde iken şerit ihlali yapması sonucunda müvekkilinin yönetimindeki araca çarpması sonucunda kaza meydana geldiğini, müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını beyan ederek maddi ve manevi zararın tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalılar; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece; davalı ...’ın dava açılmadan önce 11/04/1996 tarihinde vefat ettiği, ölümle kişilik haklarının son bulduğu, ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı gibi mirasçılarına da davanın yöneltilmesi suretiyle yürütülemeyeceği gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle dahili davalılar ..., ..., ... hakkındaki davanın reddine; davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinde; Mahkemece davalının dava tarihinden önce öldüğü ve ölü kişi hakkında davaya devam edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamaz. Aynı şekilde kural olarak ölü kişi aleyhine dava açılması halinde davanın mirasçılarına yöneltilmesine de olanak yoktur. Zira ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır.(HMK m.114/1-d, m. 50 ve TMK m. 28) Ancak HMK'nun 124. maddesinde; “Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın rızası ile mümkündür.Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Şu halde davalının sağ olup olmadığını tespit edememe bir yanılgıya dayanıyor ve bu durum açıkça dürüstlük kuralını ihlal etmiyorsa, daha sonra da kendilerine karşı dava açılması muhtemel olan mirasçılara karşı davaya devam edilmesi mümkün olmalıdır (HGK'nun 11.09.2013 günlü ve E 2013/14-612, K 2013/1297 sayılı ilamı).

Somut olayda, mahkemece davacı vekiline HMK m.124 gereğince davayı mirasçılara yöneltme imkanı tanınmış ve müteveffa ...’ın mirasçıları ..., ..., ... davaya dahil edilmiş ve taraf teşkili sağlanmıştır. Buna rağmen mahkemenin gerekçesinde ölü kişi aleyhine dava açılamaması nedeni ile anılan kişiler hakkında davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece taraf teşkilinin sağlanmasının ardından, adı geçen dahili davalılar yönünden davanın esastan incelenerek karar verilmesi gerekmektedir. Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

4. HD. 20.10.2020 T. E: 2657, K: 3517
  • Cevap Yok
  • 18-03-2021, Saat: 12:20
  • DuraN
Kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamaz ancak, davalının sağ olup olmadığını tespit edememe bir yanılgıya dayanıyor ve bu durum açıkça dürüstlük kuralını ihlal etmiyorsa, daha sonra da kendilerine karşı dava açılması muhtemel olan mirasçılara karşı davaya devam edilmesinin mümkün olduğu-Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... ve ... aleyhine 09/07/2001 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın ... hakkındaki davanın kabulüne; dahili davalılar ...,Kalmam ve ... hakkındaki davanın reddine dair verilen 17/03/2020 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava; trafik kazası nedeni ile maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davalı ... hakkındaki davanın kabulüne, dahili davalılar ..., ..., ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı; 04/02/2000 tarihinde, davalı ...’ın maliki olduğu aracın diğer davalı ...’nın sevk ve idaresinde iken şerit ihlali yapması sonucunda müvekkilinin yönetimindeki araca çarpması sonucunda kaza meydana geldiğini, müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını beyan ederek maddi ve manevi zararın tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalılar; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece; davalı ...’ın dava açılmadan önce 11/04/1996 tarihinde vefat ettiği, ölümle kişilik haklarının son bulduğu, ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı gibi mirasçılarına da davanın yöneltilmesi suretiyle yürütülemeyeceği gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle dahili davalılar ..., ..., ... hakkındaki davanın reddine; davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinde; Mahkemece davalının dava tarihinden önce öldüğü ve ölü kişi hakkında davaya devam edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kural olarak ölü kişiye karşı dava açılamaz. Aynı şekilde kural olarak ölü kişi aleyhine dava açılması halinde davanın mirasçılarına yöneltilmesine de olanak yoktur. Zira ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır.(HMK m.114/1-d, m. 50 ve TMK m. 28) Ancak HMK'nun 124. maddesinde; “Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın rızası ile mümkündür.Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Şu halde davalının sağ olup olmadığını tespit edememe bir yanılgıya dayanıyor ve bu durum açıkça dürüstlük kuralını ihlal etmiyorsa, daha sonra da kendilerine karşı dava açılması muhtemel olan mirasçılara karşı davaya devam edilmesi mümkün olmalıdır (HGK'nun 11.09.2013 günlü ve E 2013/14-612, K 2013/1297 sayılı ilamı).

Somut olayda, mahkemece davacı vekiline HMK m.124 gereğince davayı mirasçılara yöneltme imkanı tanınmış ve müteveffa ...’ın mirasçıları ..., ..., ... davaya dahil edilmiş ve taraf teşkili sağlanmıştır. Buna rağmen mahkemenin gerekçesinde ölü kişi aleyhine dava açılamaması nedeni ile anılan kişiler hakkında davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece taraf teşkilinin sağlanmasının ardından, adı geçen dahili davalılar yönünden davanın esastan incelenerek karar verilmesi gerekmektedir. Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

4. HD. 20.10.2020 T. E: 2657, K: 3517

İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip- İcra emrinin tebliği-

Taşınmaz malikinin ipotek senedinde yer alan adresine gönderilen tebligatın iade edilmesi üzerine, alacaklının ipotek senedindeki adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre icra emrinin tebliğ edilmesinin yerinde olduğu-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takipte alacaklının icra mahkemesine başvurusunda, ipotekli taşınmaz maliki olan ...'a icra emrinin tebliğ edilememesi nedeniyle, İİK'nun 148/a maddesi uyarınca ipotek senedindeki adresine, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi gereğince icra emrinin tebliğ edilmesi talebinin reddine ilişkin müdürlük kararının iptalini talep ettiği, mahkemece; İİK'nun 21/2. maddesine göre borçlunun mernis adresine tebligat çıkartılması gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verildiği, hükmün alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebi yerinde görülmemekle birlikte gerekçede ve hükümde kısmen değişiklik yapılarak şikayetin reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.

Somut olayda, ipotekli taşınmaz maliki ...’ın ipotek resmi senedindeki “....1316 sk. No:4/A ” adresine gönderilen icra emrinin “ikametinden ayrıldığı" şerhiyle 02.04.2018 tarihinde iade edildiği, ipotek malikinin , adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde yazılı olan adresinin ...’da olduğu görülmektedir.

2004 sayılı İcra İflas Kanunun 21/2 hükmü uyarınca ; “İlamda ve 38 inci maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu; keyfiyeti birbirlerine noter vasıtasiyle bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste bulunmadığı takdirde Tebligat Kanununun 35 inci maddesi uygulanır.”

İcra İflas Kanunun 148/a (Ek: 17/7/2003-4949/41 md.) hükmü uyarınca ; “İpotek sözleşmesinin tarafları veya ipotekli taşınmazı daha sonra satın alanlar ya da bunların halefleri, tapu sicili müdürlüğüne yurt içinde bir tebligat adresi bildirmek zorundadırlar. Aksi takdirde ilgililerin tescil talebi, tapu sicili müdürlüğünce reddolunur. Adresin değiştirilmesi tapu sicil müdürlüğüne bildirilmesi hâlinde sonuç doğurur. Yeni adresin bildirilmemesi hâlinde tebligatların eski adrese ulaştığı tarih tebellüğ tarihi sayılır.

O halde ipotekli taşınmaz malikinin ipotek senedinde yer alan adresine gönderilen tebligatın iade edilmesi üzerine, alacaklının ipotek senedindeki adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre icra emrinin tebliğ edilmesi talebi yukarıda sayılan yasal düzenleme uyarınca yerinde olup, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 14/10/2019 tarih ve 2019/1343 E - 2019/1423 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15/12/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

12. HD. 15.12.2020 T. E: 2445, K: 10806
Taşınmaz malikinin ipotek senedinde yer alan adresine gönderilen tebligatın iade edilmesi üzerine, alacaklının ipotek senedindeki adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre icra emrinin tebliğ edilmesinin yerinde olduğu-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takipte alacaklının icra mahkemesine başvurusunda, ipotekli taşınmaz maliki olan ...'a icra emrinin tebliğ edilememesi nedeniyle, İİK'nun 148/a maddesi uyarınca ipotek senedindeki adresine, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi gereğince icra emrinin tebliğ edilmesi talebinin reddine ilişkin müdürlük kararının iptalini talep ettiği, mahkemece; İİK'nun 21/2. maddesine göre borçlunun mernis adresine tebligat çıkartılması gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verildiği, hükmün alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebi yerinde görülmemekle birlikte gerekçede ve hükümde kısmen değişiklik yapılarak şikayetin reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.

Somut olayda, ipotekli taşınmaz maliki ...’ın ipotek resmi senedindeki “....1316 sk. No:4/A ” adresine gönderilen icra emrinin “ikametinden ayrıldığı" şerhiyle 02.04.2018 tarihinde iade edildiği, ipotek malikinin , adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde yazılı olan adresinin ...’da olduğu görülmektedir.

2004 sayılı İcra İflas Kanunun 21/2 hükmü uyarınca ; “İlamda ve 38 inci maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu; keyfiyeti birbirlerine noter vasıtasiyle bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste bulunmadığı takdirde Tebligat Kanununun 35 inci maddesi uygulanır.”

İcra İflas Kanunun 148/a (Ek: 17/7/2003-4949/41 md.) hükmü uyarınca ; “İpotek sözleşmesinin tarafları veya ipotekli taşınmazı daha sonra satın alanlar ya da bunların halefleri, tapu sicili müdürlüğüne yurt içinde bir tebligat adresi bildirmek zorundadırlar. Aksi takdirde ilgililerin tescil talebi, tapu sicili müdürlüğünce reddolunur. Adresin değiştirilmesi tapu sicil müdürlüğüne bildirilmesi hâlinde sonuç doğurur. Yeni adresin bildirilmemesi hâlinde tebligatların eski adrese ulaştığı tarih tebellüğ tarihi sayılır.

O halde ipotekli taşınmaz malikinin ipotek senedinde yer alan adresine gönderilen tebligatın iade edilmesi üzerine, alacaklının ipotek senedindeki adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre icra emrinin tebliğ edilmesi talebi yukarıda sayılan yasal düzenleme uyarınca yerinde olup, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 14/10/2019 tarih ve 2019/1343 E - 2019/1423 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15/12/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

12. HD. 15.12.2020 T. E: 2445, K: 10806

Satış İşlemleri Hakkında

Satış İşlemlerine İlişkin Olarak Adalet Bakanlığı İcra İşleri Daire Başkanlığınca verilen görüş yazısına ulaşmak için eklere tıklayınız. 
   
   
Satış İşlemlerine İlişkin Olarak Adalet Bakanlığı İcra İşleri Daire Başkanlığınca verilen görüş yazısına ulaşmak için eklere tıklayınız. 
   
   

Hacizden Sonra Mahkemeden Tapu İptali ve Tescil Kararı Alınması

İhaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu tarihte borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı- Hacizden sonra mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınmasının hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etki etmeyeceği- İcra müdürü haciz işlemini yaparken, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu ve yeterli olduğu- Haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumunun değişmeyeceği- Tescil kararının hacizden sonra kesinleşmesi ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımaması halinde haczin kaldırılması isteminin 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabileceği- Tescil kararı sebebiyle ihalenin feshine karar verilemeyeceği-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi ihale alıcısının icra mahkemesine başvurusunda; 11/07/2017 tarihinde ihale edilen taşınmazın tescil işleminin yapılması sırasında, söz konusu taşınmazın ... 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/... Esas -2016/.... Karar sayılı dosyası ile görülen tapu iptali ve tescil davasında borçlu adına olan tapu kaydının iptaline karar verildiğini, bu itibarla ihalenin hükmen geçersiz olduğunu ve adına tescilinin mümkün olmadığını belirterek ihalenin feshini talep ettiği, ilk derece Mahkemesince ihalenin feshi talebinin reddine, davacının para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istem kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nin 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin oybirliğiyle reddine karar verildikten sonra işin esası incelendi:

İİK'nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmemiştir. Sadece, BK'nun 226. maddesinde yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin bozulabileceğine değinilmiştir.

İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, dava açılan taşınmazın ihale tarihinden önce mahkeme kararı ile el değiştirdiği, borçlu adına kayıtlı olmayan taşınmazın, yeni malikin haberi olmadan ihaleye konu edildiği gerekçesi ile ihalenin feshine karar verildiği görülmektedir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü yukarıda yazılı fesih nedenleri arasında yer almadığından yerinde olmayıp yanılgılı değerlendirme ile ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.
Öte yandan ihaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu 23.05.2016 tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Taşınmazın ... 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarih ve 2013/... esas,2016/... karar sayılı ilamı gereğince, ... ... adına tesciline karar verildiği anlaşılmış ve kararın hacizden sonra kesinleştiği tespit edilmiştir. Sonradan mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınması hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etkili değildir.

Şikayetçinin dayanak yaptığı ... 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarih ve 2013/... esas, 2016/... karar sayılı ilamında, sadece iptal ve tescil ile yetinilmiş, hacizlerin kaldırılması ile ilgili bir hükme yer verilmemiştir. İcra müdürü haciz işlemini yaparken bir başka anlatımla haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterlidir. Böyle olduğu takdirde icra müdürünün haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. (HGK.nun 13.6.2001 tarih, 2001/12-461 E. - 2001/516 K.).

Buna göre haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumu değişmez. Tescil kararı hacizden sonra kesinleştiğinden ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımadığından, haczin kaldırılması istemi 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabilir ve bu karar sebebiyle ihalenin feshine karar verilemez.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca şikayetçi ihale alıcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 20.Hukuk Dairesinin 21.11.2019 tarih ve 2019/288 E.-2019/1998 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

12. HD. 11.02.2020 T.  E: 559, K: 1181
İhaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu tarihte borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı- Hacizden sonra mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınmasının hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etki etmeyeceği- İcra müdürü haciz işlemini yaparken, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu ve yeterli olduğu- Haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumunun değişmeyeceği- Tescil kararının hacizden sonra kesinleşmesi ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımaması halinde haczin kaldırılması isteminin 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabileceği- Tescil kararı sebebiyle ihalenin feshine karar verilemeyeceği-
 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi ihale alıcısının icra mahkemesine başvurusunda; 11/07/2017 tarihinde ihale edilen taşınmazın tescil işleminin yapılması sırasında, söz konusu taşınmazın ... 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/... Esas -2016/.... Karar sayılı dosyası ile görülen tapu iptali ve tescil davasında borçlu adına olan tapu kaydının iptaline karar verildiğini, bu itibarla ihalenin hükmen geçersiz olduğunu ve adına tescilinin mümkün olmadığını belirterek ihalenin feshini talep ettiği, ilk derece Mahkemesince ihalenin feshi talebinin reddine, davacının para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istem kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nin 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin oybirliğiyle reddine karar verildikten sonra işin esası incelendi:

İİK'nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmemiştir. Sadece, BK'nun 226. maddesinde yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin bozulabileceğine değinilmiştir.

İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, dava açılan taşınmazın ihale tarihinden önce mahkeme kararı ile el değiştirdiği, borçlu adına kayıtlı olmayan taşınmazın, yeni malikin haberi olmadan ihaleye konu edildiği gerekçesi ile ihalenin feshine karar verildiği görülmektedir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü yukarıda yazılı fesih nedenleri arasında yer almadığından yerinde olmayıp yanılgılı değerlendirme ile ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.
Öte yandan ihaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu 23.05.2016 tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Taşınmazın ... 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarih ve 2013/... esas,2016/... karar sayılı ilamı gereğince, ... ... adına tesciline karar verildiği anlaşılmış ve kararın hacizden sonra kesinleştiği tespit edilmiştir. Sonradan mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınması hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etkili değildir.

Şikayetçinin dayanak yaptığı ... 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2016 tarih ve 2013/... esas, 2016/... karar sayılı ilamında, sadece iptal ve tescil ile yetinilmiş, hacizlerin kaldırılması ile ilgili bir hükme yer verilmemiştir. İcra müdürü haciz işlemini yaparken bir başka anlatımla haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterlidir. Böyle olduğu takdirde icra müdürünün haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. (HGK.nun 13.6.2001 tarih, 2001/12-461 E. - 2001/516 K.).

Buna göre haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumu değişmez. Tescil kararı hacizden sonra kesinleştiğinden ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımadığından, haczin kaldırılması istemi 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabilir ve bu karar sebebiyle ihalenin feshine karar verilemez.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca şikayetçi ihale alıcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 20.Hukuk Dairesinin 21.11.2019 tarih ve 2019/288 E.-2019/1998 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

12. HD. 11.02.2020 T.  E: 559, K: 1181