*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 59,30.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 8,50.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 139,20.TL
2021 Yolluk Miktarı : 3.145,71.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 45,59.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:97,70 TL
İCRA DAİRELERİNİN YILLIK ve 3'er AYLIK DÖNEMLERİNE ilişkin TEFTİŞ İŞLEMLERİ ÖRNEKLERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

İhalenin kesinleşmesi- Tahliye- Müşterek mülkiyet-


İhalenin kesinleşmesi ve taşınmazın borçlu ya da üçüncü kişi tarafından işgal ediliyor olması durumunda ihale alıcısının tahliye emri gönderilmesini talep etmesi halinde icra müdürlüğünce tahliye emrinin gönderilmesinin zorunlu olduğu- "Taşınmazın müşterek (paylı) mülkiyete konu olduğu gözetilerek, ancak pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmak koşulu ile sadece ihalede satılan borçlu hissesi için İİK’nun 135. maddesinin uygulanma imkanı olabileceği" gerekçesi ile istemin reddinin hatalı olduğu- 


Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi ihale alıcısı, İİK’nun 135. maddesi gereğince borçluya tahliye emri gönderilmesi talebinin icra müdürlüğünce reddedildiğini belirterek söz konusu işlemin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin reddine karar verildiği, şikayetçi tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, taşınmazın müşterek (paylı) mülkiyete konu olduğu gözetilerek, ancak pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmak koşulu ile sadece ihalede satılan borçlu hissesi için İİK’nun 135. maddesinin uygulanma imkanı olabileceği gerekçesi ile istinaf talebinin HMK’nun 353/1-b(1) maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK'nun 135/2. maddesi "taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akde dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise on beş gün içinde tahliyesi için borçluya ve işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmezse zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur" hükmünü içermektedir.

Somut olayda, 3/40 hissesi borçluya ait kargir ev ve arsa vasıflı taşınmazın 25.04.2018 tarihli ihalede şikayetçi ihale alıcısına satıldığı, ihalenin kesinleştiği görülmektedir.

Şikayete konu taşınmaz tapuda kargir ev ve arsa vasıflı olarak kayıtlı ise de icra dosyasında mevcut kıymet takdiri raporundan da anlaşıldığı üzere, arsa üzerinde borçlunun kullandığı bina ve eklentilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

İİK’nun 135/2. maddesi hükmüne göre, bir ayırıma gidilmeksizin taşınmazın borçlu veya üçüncü kişi tarafından işgal edilmekte olması tahliye emrinin gönderilmesi için yeterlidir. Kaldı ki, ihalenin kesinleşmesi ve taşınmazın borçlu ya da üçüncü kişi tarafından işgal ediliyor olması durumunda ihale alıcısının tahliye emri gönderilmesini talep etmesi halinde icra müdürlüğünün bu hususta bir takdir hakkı bulunmayıp tahliye emrinin gönderilmesi zorunludur.

O halde, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile icra müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2019 tarih ve 2018/2572 E. - 2019/1586 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), ... 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.10.2018 tarih ve 2018/704 E. - 2018/889 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 01/07/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

12. HD. 1.07.2020 T. 13860/6147

İhalenin kesinleşmesi ve taşınmazın borçlu ya da üçüncü kişi tarafından işgal ediliyor olması durumunda ihale alıcısının tahliye emri gönderilmesini talep etmesi halinde icra müdürlüğünce tahliye emrinin gönderilmesinin zorunlu olduğu- "Taşınmazın müşterek (paylı) mülkiyete konu olduğu gözetilerek, ancak pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmak koşulu ile sadece ihalede satılan borçlu hissesi için İİK’nun 135. maddesinin uygulanma imkanı olabileceği" gerekçesi ile istemin reddinin hatalı olduğu- 


Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi ihale alıcısı, İİK’nun 135. maddesi gereğince borçluya tahliye emri gönderilmesi talebinin icra müdürlüğünce reddedildiğini belirterek söz konusu işlemin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin reddine karar verildiği, şikayetçi tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, taşınmazın müşterek (paylı) mülkiyete konu olduğu gözetilerek, ancak pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmak koşulu ile sadece ihalede satılan borçlu hissesi için İİK’nun 135. maddesinin uygulanma imkanı olabileceği gerekçesi ile istinaf talebinin HMK’nun 353/1-b(1) maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK'nun 135/2. maddesi "taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akde dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise on beş gün içinde tahliyesi için borçluya ve işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmezse zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur" hükmünü içermektedir.

Somut olayda, 3/40 hissesi borçluya ait kargir ev ve arsa vasıflı taşınmazın 25.04.2018 tarihli ihalede şikayetçi ihale alıcısına satıldığı, ihalenin kesinleştiği görülmektedir.

Şikayete konu taşınmaz tapuda kargir ev ve arsa vasıflı olarak kayıtlı ise de icra dosyasında mevcut kıymet takdiri raporundan da anlaşıldığı üzere, arsa üzerinde borçlunun kullandığı bina ve eklentilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

İİK’nun 135/2. maddesi hükmüne göre, bir ayırıma gidilmeksizin taşınmazın borçlu veya üçüncü kişi tarafından işgal edilmekte olması tahliye emrinin gönderilmesi için yeterlidir. Kaldı ki, ihalenin kesinleşmesi ve taşınmazın borçlu ya da üçüncü kişi tarafından işgal ediliyor olması durumunda ihale alıcısının tahliye emri gönderilmesini talep etmesi halinde icra müdürlüğünün bu hususta bir takdir hakkı bulunmayıp tahliye emrinin gönderilmesi zorunludur.

O halde, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile icra müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2019 tarih ve 2018/2572 E. - 2019/1586 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), ... 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.10.2018 tarih ve 2018/704 E. - 2018/889 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 01/07/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

12. HD. 1.07.2020 T. 13860/6147

Avukatın UYAP'a tanımlı banka hesabına haciz konulması- Haczedilmezlik şikâyeti-

Kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulamayacağı- Avukatın müvekkilleri adına mahkeme ve icra dairelerince para yatırılmak üzere açılmış UYAP'a tanımlı olan bir hesaba haciz konulması halinde, anılan hesapta mahkemeler ve icra dairelerince davacının müvekkilleri adına yatırılan paraların yanında, davacının şahsına ait vekalet ücretleri ve bizzat yatırılan paraların da bulunabileceği dikkate alınması gerektiği- Haczedilmezlik için "fiilen mesleği için kullanılma" koşulunun varlığı aranarak, avukatın mesleğinde kullandığı bir hesabın haczedilmezliği ancak fiili durumunun tespiti ile mümkün olduğundan, haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralar karıştırılmak suretiyle bir havuz hesabı oluşturulmuşsa bunun haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmesi gerektiği-Dava, haczin kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair hüküm verilmiştir.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I-İSTEM:

Davacı vekili, davacının UYAP sistemi üzerinde kayıtlı, içerisinde tamamen müvekkillerine ait paraların bulunduğu banka hesabı üzerine konulan haczin ve blokenin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II-CEVAP:

Davalı Kurum vekili; davanın reddi gereğini savunmuştur.

III-MAHKEME KARARI:

A-İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece,

" Açılan davanın KABULÜ ile,

1-)Davacının TR..........8 Iban no.lu Vakıfbank Avukatlık Hesabına davalı Kurum tarafından konulan haciz ve blokenin KALDIRILMASINA," şeklinde karar verilmiştir.

B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, dosya kapsamı, mevcut delil durumu çerçevesinde yapılan inceleme sonucu ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı kurum vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasını talep etmişlerdir.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Dava, davacının Vakıflar Bankası nezdinde bulunan ve avukatlık mesleği gereği müvekkillerinin adına yatırılan paraların bulunduğu, mesleği sebebiyle gerçekleşen ödemelerin yapıldığı banka hesabına konulan e-haciz işlemi ile blokenin kaldırılması istemine ilişkindir.

Somut olayda, davalı Kurumun davacıya ait olduğu iddia edilen bina inşaatı ile ... Geri Kazanım Sis. San. ve Tic. A.Ş. isimli işyerinin süresi içinde ödenmeyen prim, işssizlik sigortası primi ve damga vergisi borçlarından ötürü davacının UYAP sistemi üzerinde kayıtlı olan banka hesabına e-haciz uygulandığı, mahkemece, dava konusu banka hesabının avukatlık mesleği icra edilirken her avukatın zorunlu olarak açması ve UYAP sistemine kaydetmesi gereken bir banka hesabı olması, davalı Kurumca hesapta bulunan paranın kaynağı ve kime ait olduğu konusunda ayrım yapılmaksızın haciz konulmasının usul ve yasaya aykırı bulunması gerekçesiyle başkaca hiçbir araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

1- 6183 sayılı Kanun'un “Ödeme emri” başlıklı 55. maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; “Ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58. maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.

Diğer taraftan 6183 sayılı Kanun'un 54. maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır.

Mahkemece, öncelikle davacının adına borç çıkartılan bina inşaatı ile şirketin sahibi olup olmadığı, oradaki hukuki durumunun ne olduğu, borca konu işlemlerden mesul tutulup tutulamayacağı, söz konusu borçlara ilişkin davacıya usulüne uygun ödeme emirlerinin tebliğ edilip edilmediği, edilmiş ise buna ilişkin evrakların ikmal edilmesi ile kesinleşip kesinleşmedikleri hususlarının araştırılması gerekmekte olup, varsa tebliğ edilmeyenler yönünden kesinleşmede söz konusu olmayacağından, kesinleşmeyen ödeme emirleri miktarınca haczin yersiz olduğunun gözetilmesi gerekmektedir.

2- Davacı tarafından ileri sürülen haczedilmezlik itirazına gelince, olayda, üzerine haciz konulan banka hesabının, serbest avukat olarak çalışan davacının Adalet Bakanlığı'nın 04.01.2013 tarih ve 2013/21 sayılı yazıları gereği, müvekkilleri adına Mahkemelerce ve İcra Dairelerince para yatırılmak üzere açılmış UYAP'a tanımlı olan bir hesap olduğu tartışmasız ise de; anılan hesapta Mahkemeler ve İcra Dairelerince davacının müvekkilleri adına yatırılan paraların yanında, davacının şahsına ait vekalet ücretleri ve bizzat yatırılan paraların da bulunabileceği dikkate alınmalı, haczedilmezlik için "fiilen mesleği için kullanılma" koşulunun varlığı aranmalı, avukatın mesleğinde kullandığı bir hesabın haczedilmezliğinin ancak fiili durumunun tespiti ile mümkün olduğu, bu konuda ispat yükünün ise davacıda olduğu, bir diğer anlatımla, haczedilen hesabın mesleğinden kaynaklı harcamalar için kullanıldığını davacının ispatlaması gerektiği, haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralar karıştırılmak suretiyle bir havuz hesabı oluşturulmuşsa bu durumun iyi niyetle bağdaşmayacağı, böyle bir davranışın AİHM'nin AİHS'nin 6 § 1. ve Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddelerinin ihlali sonucunu doğuracağı gibi, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde de bulunduğundan hukuk düzenince korunamayacağı, şahıslar tarafından haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılması halinin haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmesi gerektiği dikkate alınarak Mahkemece, haciz konulan hesap ekstreleri getirtilip yapılan harcamaların niteliğine bakılması ile hesapta bulunan paraların davacının müvekkillerine ait olduğu iddiasını ispat etmesi için kendisine imkan verilerek elde edilen sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken kurumca uygulanan haciz işlemi nedeniyle serbest avukat olarak çalışan davacının, UYAP'a tanımlı olduğu anlaşılan hesabına yatırılan paralara yönelik hiçbir ayrıştırma ve araştırma yapılmaksızın, davacının banka hesabına doğrudan uygulanan dava konusu e-haciz işleminin kaldırılmasında hukuki isabet görülmemiştir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

10. HD. 28.09.2020 T. E: 930, K: 4980
  • Cevap Yok
  • Dün, Saat: 22:19
  • DuraN
Kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulamayacağı- Avukatın müvekkilleri adına mahkeme ve icra dairelerince para yatırılmak üzere açılmış UYAP'a tanımlı olan bir hesaba haciz konulması halinde, anılan hesapta mahkemeler ve icra dairelerince davacının müvekkilleri adına yatırılan paraların yanında, davacının şahsına ait vekalet ücretleri ve bizzat yatırılan paraların da bulunabileceği dikkate alınması gerektiği- Haczedilmezlik için "fiilen mesleği için kullanılma" koşulunun varlığı aranarak, avukatın mesleğinde kullandığı bir hesabın haczedilmezliği ancak fiili durumunun tespiti ile mümkün olduğundan, haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralar karıştırılmak suretiyle bir havuz hesabı oluşturulmuşsa bunun haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmesi gerektiği-Dava, haczin kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair hüküm verilmiştir.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I-İSTEM:

Davacı vekili, davacının UYAP sistemi üzerinde kayıtlı, içerisinde tamamen müvekkillerine ait paraların bulunduğu banka hesabı üzerine konulan haczin ve blokenin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II-CEVAP:

Davalı Kurum vekili; davanın reddi gereğini savunmuştur.

III-MAHKEME KARARI:

A-İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece,

" Açılan davanın KABULÜ ile,

1-)Davacının TR..........8 Iban no.lu Vakıfbank Avukatlık Hesabına davalı Kurum tarafından konulan haciz ve blokenin KALDIRILMASINA," şeklinde karar verilmiştir.

B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, dosya kapsamı, mevcut delil durumu çerçevesinde yapılan inceleme sonucu ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı kurum vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasını talep etmişlerdir.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Dava, davacının Vakıflar Bankası nezdinde bulunan ve avukatlık mesleği gereği müvekkillerinin adına yatırılan paraların bulunduğu, mesleği sebebiyle gerçekleşen ödemelerin yapıldığı banka hesabına konulan e-haciz işlemi ile blokenin kaldırılması istemine ilişkindir.

Somut olayda, davalı Kurumun davacıya ait olduğu iddia edilen bina inşaatı ile ... Geri Kazanım Sis. San. ve Tic. A.Ş. isimli işyerinin süresi içinde ödenmeyen prim, işssizlik sigortası primi ve damga vergisi borçlarından ötürü davacının UYAP sistemi üzerinde kayıtlı olan banka hesabına e-haciz uygulandığı, mahkemece, dava konusu banka hesabının avukatlık mesleği icra edilirken her avukatın zorunlu olarak açması ve UYAP sistemine kaydetmesi gereken bir banka hesabı olması, davalı Kurumca hesapta bulunan paranın kaynağı ve kime ait olduğu konusunda ayrım yapılmaksızın haciz konulmasının usul ve yasaya aykırı bulunması gerekçesiyle başkaca hiçbir araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

1- 6183 sayılı Kanun'un “Ödeme emri” başlıklı 55. maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; “Ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58. maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.

Diğer taraftan 6183 sayılı Kanun'un 54. maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır.

Mahkemece, öncelikle davacının adına borç çıkartılan bina inşaatı ile şirketin sahibi olup olmadığı, oradaki hukuki durumunun ne olduğu, borca konu işlemlerden mesul tutulup tutulamayacağı, söz konusu borçlara ilişkin davacıya usulüne uygun ödeme emirlerinin tebliğ edilip edilmediği, edilmiş ise buna ilişkin evrakların ikmal edilmesi ile kesinleşip kesinleşmedikleri hususlarının araştırılması gerekmekte olup, varsa tebliğ edilmeyenler yönünden kesinleşmede söz konusu olmayacağından, kesinleşmeyen ödeme emirleri miktarınca haczin yersiz olduğunun gözetilmesi gerekmektedir.

2- Davacı tarafından ileri sürülen haczedilmezlik itirazına gelince, olayda, üzerine haciz konulan banka hesabının, serbest avukat olarak çalışan davacının Adalet Bakanlığı'nın 04.01.2013 tarih ve 2013/21 sayılı yazıları gereği, müvekkilleri adına Mahkemelerce ve İcra Dairelerince para yatırılmak üzere açılmış UYAP'a tanımlı olan bir hesap olduğu tartışmasız ise de; anılan hesapta Mahkemeler ve İcra Dairelerince davacının müvekkilleri adına yatırılan paraların yanında, davacının şahsına ait vekalet ücretleri ve bizzat yatırılan paraların da bulunabileceği dikkate alınmalı, haczedilmezlik için "fiilen mesleği için kullanılma" koşulunun varlığı aranmalı, avukatın mesleğinde kullandığı bir hesabın haczedilmezliğinin ancak fiili durumunun tespiti ile mümkün olduğu, bu konuda ispat yükünün ise davacıda olduğu, bir diğer anlatımla, haczedilen hesabın mesleğinden kaynaklı harcamalar için kullanıldığını davacının ispatlaması gerektiği, haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralar karıştırılmak suretiyle bir havuz hesabı oluşturulmuşsa bu durumun iyi niyetle bağdaşmayacağı, böyle bir davranışın AİHM'nin AİHS'nin 6 § 1. ve Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddelerinin ihlali sonucunu doğuracağı gibi, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde de bulunduğundan hukuk düzenince korunamayacağı, şahıslar tarafından haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların aynı hesapta toplanması ve birbirine karıştırılması halinin haczedilmezlik hakkından feragat olarak kabul edilmesi gerektiği dikkate alınarak Mahkemece, haciz konulan hesap ekstreleri getirtilip yapılan harcamaların niteliğine bakılması ile hesapta bulunan paraların davacının müvekkillerine ait olduğu iddiasını ispat etmesi için kendisine imkan verilerek elde edilen sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken kurumca uygulanan haciz işlemi nedeniyle serbest avukat olarak çalışan davacının, UYAP'a tanımlı olduğu anlaşılan hesabına yatırılan paralara yönelik hiçbir ayrıştırma ve araştırma yapılmaksızın, davacının banka hesabına doğrudan uygulanan dava konusu e-haciz işleminin kaldırılmasında hukuki isabet görülmemiştir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 11. Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

10. HD. 28.09.2020 T. E: 930, K: 4980

Avukatın elektronik posta adresine ulaştığı gün tebligatı açıp okuması

Elektronik tebligat- Muhatap vekilin elektronik posta adresine ulaştığı gün tebligatı açıp okuması-

Daha önce muhatapça açılıp okunsa da, elektronik yolla yapılan tebligatın, tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı-

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı erkek tarafından açılan boşanma davasında, ilk derece mahkemesi tarafından davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin davacı babaya bırakılarak çocukla davalı anne arasında şahsi ilişki tesisine, davalı kadın lehine aylık 350,00 TL tedbir nafakasına karar verilmiş, karar elektronik posta ile 17/01/2019 tarihinde davalı vekiline gönderilmiş, davalı vekili tarafından tebligat aynı gün açılmış ve 04/02/2019 tarihinde istinaf dilekçesi verilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince, elektronik ortamda yapılan tebligatlarda, tebligatın muhatap tarafından açılıp okunması halinde; istinaf süresinin o tarihten başlayacağından bahisle kadın vekilinin istinaf başvurusunun, kanuni süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle, 6100 sayılı HMK 352. maddesi gereğince istinaf isteminin usulden reddine karar verilmiş, verilen karar kadın vekilince temyiz edilmiştir.

Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 9/6 maddesi gereğince; “Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” Buna göre; davalı kadının vekilinin elektronik posta hesabına 17/01/2019 tarihinde konulmuş olan mahkeme kararına karşı istinaf itirazı için iki haftalık yasal istinaf süresi 22.01.2019 tarihinde başlamış sayılmakla, 04/02/2019 tarihinde yapılan başvurunun süresinde sayılması gerekirken, hatalı değerlendirme ile istinaf başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapıldığı kabul edilerek usulden red kararı verilmesi doğru görülmemiş ve istinaf incelemesi yapılmak üzere bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2 HD. 11/06/2020 tarih, 2019/803 esa, 2020/715 karar sayılı kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

2. HD. 19.11.2020 T. 4705/5976
  • Cevap Yok
  • Dün, Saat: 22:18
  • DuraN
Elektronik tebligat- Muhatap vekilin elektronik posta adresine ulaştığı gün tebligatı açıp okuması-

Daha önce muhatapça açılıp okunsa da, elektronik yolla yapılan tebligatın, tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı-

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı erkek tarafından açılan boşanma davasında, ilk derece mahkemesi tarafından davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin davacı babaya bırakılarak çocukla davalı anne arasında şahsi ilişki tesisine, davalı kadın lehine aylık 350,00 TL tedbir nafakasına karar verilmiş, karar elektronik posta ile 17/01/2019 tarihinde davalı vekiline gönderilmiş, davalı vekili tarafından tebligat aynı gün açılmış ve 04/02/2019 tarihinde istinaf dilekçesi verilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince, elektronik ortamda yapılan tebligatlarda, tebligatın muhatap tarafından açılıp okunması halinde; istinaf süresinin o tarihten başlayacağından bahisle kadın vekilinin istinaf başvurusunun, kanuni süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle, 6100 sayılı HMK 352. maddesi gereğince istinaf isteminin usulden reddine karar verilmiş, verilen karar kadın vekilince temyiz edilmiştir.

Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 9/6 maddesi gereğince; “Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” Buna göre; davalı kadının vekilinin elektronik posta hesabına 17/01/2019 tarihinde konulmuş olan mahkeme kararına karşı istinaf itirazı için iki haftalık yasal istinaf süresi 22.01.2019 tarihinde başlamış sayılmakla, 04/02/2019 tarihinde yapılan başvurunun süresinde sayılması gerekirken, hatalı değerlendirme ile istinaf başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapıldığı kabul edilerek usulden red kararı verilmesi doğru görülmemiş ve istinaf incelemesi yapılmak üzere bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2 HD. 11/06/2020 tarih, 2019/803 esa, 2020/715 karar sayılı kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

2. HD. 19.11.2020 T. 4705/5976

Borçlunun takipten haricen haberdar olup takibe itirazı

12. Hukuk Dairesi         2020/1200 E.  ,  2020/2827 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi



Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Adi kiraya ve hasılat kiralarına ait örnek 13 ilamsız takipte, kiracı-borçlunun icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde, borcu bulunmadığını ileri sürerek takibe, borca, ödeme emrine, faiz oranına, işlemiş faize itirazı üzerine alacaklı vekilinin; itirazın kaldırılması ve tahliye istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, alacağın varlığının yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, kiralayan alacaklı tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile takibe konu mecurdan kiracı borçlunun tahliyesine, kiralayan alacaklının itirazın kaldırılması isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği,kararın taraflarca temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
İ.İ.K’nun 269. maddesinde ödeme emrinin tebliğinden sonra borçlunun itiraz sebeplerini icra dairesine bildirip yasal ödeme süreleri geçtikten sonra alacaklının merciden itirazın kaldırılması ve tahliye isteyebileceği öngörülmüştür.
Somut olayda; kiralayan alacaklı tarafından ... 2. İcra Müdürlüğü'nün 2018/ 2114 Esas sayılı takip dosyası ile kiracı borçlu hakkında 18/11/2017 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli sözlü kira sözleşmesinden kaynaklı 8 aylık kira alacağının tahsili ve tahliye talebi ile 27/03/2018 tarihinde başlatılan icra takibinde, ödeme emrinin 30/03/2018 tarihinde muhatabın adreste tanınmadığı belirtilerek iade edilmiş olduğu, borçlu kiracı vekili tarafından 14/05/2018 tarihinde icra müdürlüğüne verilen itiraz dilekçesinde takibi haricen öğrendiklerini belirterek, kiralayana herhangi bir borcunun bulunmadığı, bu nedenle borca, ödeme emrine, faiz oranına itiraz ettiği, icra müdürlüğünce aynı tarihte itirazın kabulü ile icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, icra dosyasından borçluya 2. defa çıkartılan ödeme emrinin 21/05/2018 tarihinde tebliğ edildiği, görülmüştür.
Her ne kadar İİK’nun 269. maddesi gereğince borçluya ödeme emri tebliğ edilmeden borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından haricen icra takibini öğrenip icra dairesine itiraz etmesi yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz ise de bu durum borçluya hiç tebligat çıkartılmaması ya da tebliğ edilememesi hali için geçerlidir.
Somut olayda; kiracı borçluya çıkartılan ödeme emri tebligatı önce bila tebliğ iade edilmiş ve kiracı borçlunun takipten haricen haberdar olup takibe itirazından sonra ise borçluya tebligat yapılmış olduğu, alacaklının da ihtilafı sürdürdüğü anlaşılmakla borçlu kiracının itirazı geçerli olup kiralayan alacaklının itirazın kaldırılmasını istemekte hukuki yararı vardır. Bu durumda, icra takibinin devamının sağlanabilmesi için itirazın kaldırılması isteminin değerlendirilmesi gerekmektedir.
O halde, kiracı borçlunun takibe itirazı geçerli olmakla takibin durdurulduğu da dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesi'nce, kiralayan alacaklının itirazın kaldırılması istemi ile kiracı borçlu hakkında tahliye şartlarının oluşup oluşmadığı incelenerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu hukuki yarar yokluğu nedeniyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2019 tarih ve 2019/515 E. - 2040 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 17/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 19-01-2021, Saat: 11:50
  • Gul_177
12. Hukuk Dairesi         2020/1200 E.  ,  2020/2827 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi



Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Adi kiraya ve hasılat kiralarına ait örnek 13 ilamsız takipte, kiracı-borçlunun icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde, borcu bulunmadığını ileri sürerek takibe, borca, ödeme emrine, faiz oranına, işlemiş faize itirazı üzerine alacaklı vekilinin; itirazın kaldırılması ve tahliye istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, alacağın varlığının yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, kiralayan alacaklı tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile takibe konu mecurdan kiracı borçlunun tahliyesine, kiralayan alacaklının itirazın kaldırılması isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği,kararın taraflarca temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
İ.İ.K’nun 269. maddesinde ödeme emrinin tebliğinden sonra borçlunun itiraz sebeplerini icra dairesine bildirip yasal ödeme süreleri geçtikten sonra alacaklının merciden itirazın kaldırılması ve tahliye isteyebileceği öngörülmüştür.
Somut olayda; kiralayan alacaklı tarafından ... 2. İcra Müdürlüğü'nün 2018/ 2114 Esas sayılı takip dosyası ile kiracı borçlu hakkında 18/11/2017 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli sözlü kira sözleşmesinden kaynaklı 8 aylık kira alacağının tahsili ve tahliye talebi ile 27/03/2018 tarihinde başlatılan icra takibinde, ödeme emrinin 30/03/2018 tarihinde muhatabın adreste tanınmadığı belirtilerek iade edilmiş olduğu, borçlu kiracı vekili tarafından 14/05/2018 tarihinde icra müdürlüğüne verilen itiraz dilekçesinde takibi haricen öğrendiklerini belirterek, kiralayana herhangi bir borcunun bulunmadığı, bu nedenle borca, ödeme emrine, faiz oranına itiraz ettiği, icra müdürlüğünce aynı tarihte itirazın kabulü ile icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, icra dosyasından borçluya 2. defa çıkartılan ödeme emrinin 21/05/2018 tarihinde tebliğ edildiği, görülmüştür.
Her ne kadar İİK’nun 269. maddesi gereğince borçluya ödeme emri tebliğ edilmeden borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından haricen icra takibini öğrenip icra dairesine itiraz etmesi yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz ise de bu durum borçluya hiç tebligat çıkartılmaması ya da tebliğ edilememesi hali için geçerlidir.
Somut olayda; kiracı borçluya çıkartılan ödeme emri tebligatı önce bila tebliğ iade edilmiş ve kiracı borçlunun takipten haricen haberdar olup takibe itirazından sonra ise borçluya tebligat yapılmış olduğu, alacaklının da ihtilafı sürdürdüğü anlaşılmakla borçlu kiracının itirazı geçerli olup kiralayan alacaklının itirazın kaldırılmasını istemekte hukuki yararı vardır. Bu durumda, icra takibinin devamının sağlanabilmesi için itirazın kaldırılması isteminin değerlendirilmesi gerekmektedir.
O halde, kiracı borçlunun takibe itirazı geçerli olmakla takibin durdurulduğu da dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesi'nce, kiralayan alacaklının itirazın kaldırılması istemi ile kiracı borçlu hakkında tahliye şartlarının oluşup oluşmadığı incelenerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu hukuki yarar yokluğu nedeniyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2019 tarih ve 2019/515 E. - 2040 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 17/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Borçlunun Takipten Önce veya Sonra Vefat Etmesi

BORÇLUNUN TAKİP KESİNLEŞTİKTEN SONRAKİ BİR TARİHTE ÖLÜMÜ HALİNDE :
➔ Mirascılara, takibin kesinleşmesi sebebiyle , Borcun ödenmesi yönünde MUHTIRA gönderilir.
➔ Bu işlem için de, murisin ölüm tarihinden itibaren üç ay üç günlük sürenin geçmesi zorunludur.
➔ TAKİBİN KESİNLEŞMESİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE mirasın reddine ilişkin mahkeme kararını icra müdürlüğüne sunmak suretiyle , takibin iptali ile hacizlerin kaldırılmasını Mirascılar İCRA MÜDÜRLÜĞÜNDEN isteyemez.
➔ Takibin kesinleşmesinden sonra murisin ölümü halinde mirasçıların mirası usulüne uygun REDDETTİKLERİNE İLİŞKİN MAHKEME KARARI almaları halinde mirasçılar aleyhinde TAKİBE DEVAM EDİLMESİ ve mirasçıların MAL VE HAKLARINA HACİZ KONULMASI mümkün değildir.
➔ Mirascılar kendilerine yönelen icra takip işlemlerini SÜRESiZ ŞiKAYET YOLU ile iptal ettirebilir.
➔ Takibin KESİNLEŞME tarihinden sonra alınan MİRASIN HÜKMEN REDDİ kararı, Takibin kesinleşmesi sebebiyle BORCA İTİRAZ olarak değerlendirilemez.
➔ Mirasçılar murisin ölümünden önceki ve KESİNLEŞMİŞ İŞLEMLERE karşı itiraz edemezler. MİRASÇILARIN İTİRAZI, mirasçı olunmadığı, mirasın reddedildiği, imhal, itfa, zamanaşımına ( İ.İ.K ' nun 71. Maddesi ) benzer itirazlar olabilir.
➔ Borçlu takipten sonra öldüğünde , İİK.NUN 53. Maddesi gereğince ALACAKLININ TEREKE ALEYHİNE veya MİRASÇILARIN ALEYHİNE takibin devamını istemesi gerekir.
➔ Alacaklı TEREKEYE KARŞI takibe devam etmek isterse bundan sonraki işlemlerin TEREKE MÜMESSİLLERİNE TEBLİĞİ GEREKİR, ancak bu durumda ÜÇ AYLIK MIRASIN REDDİ SÜRESİ BEKLENMEZ.

Alıntıdır.
BORÇLUNUN TAKİP KESİNLEŞTİKTEN SONRAKİ BİR TARİHTE ÖLÜMÜ HALİNDE :
➔ Mirascılara, takibin kesinleşmesi sebebiyle , Borcun ödenmesi yönünde MUHTIRA gönderilir.
➔ Bu işlem için de, murisin ölüm tarihinden itibaren üç ay üç günlük sürenin geçmesi zorunludur.
➔ TAKİBİN KESİNLEŞMESİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE mirasın reddine ilişkin mahkeme kararını icra müdürlüğüne sunmak suretiyle , takibin iptali ile hacizlerin kaldırılmasını Mirascılar İCRA MÜDÜRLÜĞÜNDEN isteyemez.
➔ Takibin kesinleşmesinden sonra murisin ölümü halinde mirasçıların mirası usulüne uygun REDDETTİKLERİNE İLİŞKİN MAHKEME KARARI almaları halinde mirasçılar aleyhinde TAKİBE DEVAM EDİLMESİ ve mirasçıların MAL VE HAKLARINA HACİZ KONULMASI mümkün değildir.
➔ Mirascılar kendilerine yönelen icra takip işlemlerini SÜRESiZ ŞiKAYET YOLU ile iptal ettirebilir.
➔ Takibin KESİNLEŞME tarihinden sonra alınan MİRASIN HÜKMEN REDDİ kararı, Takibin kesinleşmesi sebebiyle BORCA İTİRAZ olarak değerlendirilemez.
➔ Mirasçılar murisin ölümünden önceki ve KESİNLEŞMİŞ İŞLEMLERE karşı itiraz edemezler. MİRASÇILARIN İTİRAZI, mirasçı olunmadığı, mirasın reddedildiği, imhal, itfa, zamanaşımına ( İ.İ.K ' nun 71. Maddesi ) benzer itirazlar olabilir.
➔ Borçlu takipten sonra öldüğünde , İİK.NUN 53. Maddesi gereğince ALACAKLININ TEREKE ALEYHİNE veya MİRASÇILARIN ALEYHİNE takibin devamını istemesi gerekir.
➔ Alacaklı TEREKEYE KARŞI takibe devam etmek isterse bundan sonraki işlemlerin TEREKE MÜMESSİLLERİNE TEBLİĞİ GEREKİR, ancak bu durumda ÜÇ AYLIK MIRASIN REDDİ SÜRESİ BEKLENMEZ.

Alıntıdır.

İİK. 89 Maddesi Gereğince Haciz İhbarnamesi Uygulaması

İİK'NIN 89. MADDESI uyarınca borçlunun üçüncü kişilerdeki alacağının haczi için icra dairesince üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderimi işlemlerinde uygulanacak yöntem ;
➔ Borçlunun üçüncü kişideki parası, birinci haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye tebliğ edildiği tarihte haczedilmiş sayılır.
➔ Üçüncü kişi, birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde itiraz etmez ise, borç üçüncü kişinin zimmetinde sayılır.
➔ Üçüncü kişiye ikinci haciz ihbarnamesi gönderilerek, 7 gün içinde itiraz edebileceği, aksi halde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi istenir.
➔ Üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz etmez ise, borcun zimmetinde sayılması kesinleşir.
➔ Üçüncü kişiye, üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilerek, zimmetinde sayılması kesinleşen borcu, 15 gün içinde banka hesabına ödemesi veya aynı onbeş gün içinde takip alacaklısı aleyhine menfi tespit davası açması, aksi halde, zimmetinde sayılan borcu ödemeye zorlanacağı bildirilir.
➔ Üçüncü kişi 15 gün içinde dava açmaz ve zimmetinde sayılan borcu ödemez veya süresinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 20 gün içerisinde icra dairesine teslim etmez ise, icra dairesi, üçüncü kişinin zimmetinde sayılan borca yetecek kadar mal veya parasını haczeder, satar ve elde edilen para ile takip alacaklısının alacağını öder.
KURALLAR :
➔ 3. kişinin 89/1 haciz ihbarnamesinde bildirdiği PARANIN DOSYAYA İSTENEBİLMESI ve 3. kişinin zimmetinde sayılabilmesi için adı geçene 89/2 VE 89/3 HACIZ İHBARNAMELERİ GÖNDERİLMELİDİR. Bu prosedür tamamlanmadan 3. kişinin borçluya ait olduğunu beyan ettiği alacak tutarının veya bu tutar ile gönderilen arasındaki fark bedelin dosyaya gönderilmesi istenemez.
➔ Birinci haciz ihbarnamesinde haczin hangi miktar için yapıldığının yazılması gerekmektedir. ikinci ve üçüncü haciz ihbarnamelerinde aynı bilgilerin yer alması ZORUNLUDUR.
➔ İkinci ve üçüncü haciz ihbarnamelerinde, birinci haciz ihbarnamesinde yazılı olan miktar artırılamaz.
➔ "haciz ihbarnamesi" gönderilmesi alacaklının talebi ile icra müdürlüğünce yerine getirilmesi gereken bir müessese olup, icra memurunun burada taktir hakkı yoktur. Kaldı ki üçüncü kişi, haciz ihbarnamesine itiraz etme hakkına da sahiptir. ( Borçlu yakın akrabası ve şirket ortağına 89 ihbarnamesi gönderilebilir )
➔ Maaş haczi yönünde üçüncü şahsa 89 madde gereğince haciz ihbarnamesi gönderilemez.
➔ Alacaklı ; Üçüncü şahsın 89/1 veya 89/2 ihbarnamelerine yaptığı İTİRAZA karşı , İİK.nun 89/4 maddesi gereğince İcra Hakimliğine üçüncü şahıs aleyhine tazminat davası açabilir .

Alıntıdır.
  • Cevap Yok
  • 19-01-2021, Saat: 00:32
  • DuraN
İİK'NIN 89. MADDESI uyarınca borçlunun üçüncü kişilerdeki alacağının haczi için icra dairesince üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderimi işlemlerinde uygulanacak yöntem ;
➔ Borçlunun üçüncü kişideki parası, birinci haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye tebliğ edildiği tarihte haczedilmiş sayılır.
➔ Üçüncü kişi, birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde itiraz etmez ise, borç üçüncü kişinin zimmetinde sayılır.
➔ Üçüncü kişiye ikinci haciz ihbarnamesi gönderilerek, 7 gün içinde itiraz edebileceği, aksi halde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi istenir.
➔ Üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz etmez ise, borcun zimmetinde sayılması kesinleşir.
➔ Üçüncü kişiye, üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilerek, zimmetinde sayılması kesinleşen borcu, 15 gün içinde banka hesabına ödemesi veya aynı onbeş gün içinde takip alacaklısı aleyhine menfi tespit davası açması, aksi halde, zimmetinde sayılan borcu ödemeye zorlanacağı bildirilir.
➔ Üçüncü kişi 15 gün içinde dava açmaz ve zimmetinde sayılan borcu ödemez veya süresinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 20 gün içerisinde icra dairesine teslim etmez ise, icra dairesi, üçüncü kişinin zimmetinde sayılan borca yetecek kadar mal veya parasını haczeder, satar ve elde edilen para ile takip alacaklısının alacağını öder.
KURALLAR :
➔ 3. kişinin 89/1 haciz ihbarnamesinde bildirdiği PARANIN DOSYAYA İSTENEBİLMESI ve 3. kişinin zimmetinde sayılabilmesi için adı geçene 89/2 VE 89/3 HACIZ İHBARNAMELERİ GÖNDERİLMELİDİR. Bu prosedür tamamlanmadan 3. kişinin borçluya ait olduğunu beyan ettiği alacak tutarının veya bu tutar ile gönderilen arasındaki fark bedelin dosyaya gönderilmesi istenemez.
➔ Birinci haciz ihbarnamesinde haczin hangi miktar için yapıldığının yazılması gerekmektedir. ikinci ve üçüncü haciz ihbarnamelerinde aynı bilgilerin yer alması ZORUNLUDUR.
➔ İkinci ve üçüncü haciz ihbarnamelerinde, birinci haciz ihbarnamesinde yazılı olan miktar artırılamaz.
➔ "haciz ihbarnamesi" gönderilmesi alacaklının talebi ile icra müdürlüğünce yerine getirilmesi gereken bir müessese olup, icra memurunun burada taktir hakkı yoktur. Kaldı ki üçüncü kişi, haciz ihbarnamesine itiraz etme hakkına da sahiptir. ( Borçlu yakın akrabası ve şirket ortağına 89 ihbarnamesi gönderilebilir )
➔ Maaş haczi yönünde üçüncü şahsa 89 madde gereğince haciz ihbarnamesi gönderilemez.
➔ Alacaklı ; Üçüncü şahsın 89/1 veya 89/2 ihbarnamelerine yaptığı İTİRAZA karşı , İİK.nun 89/4 maddesi gereğince İcra Hakimliğine üçüncü şahıs aleyhine tazminat davası açabilir .

Alıntıdır.

Damga vergisi- Borçlu tarafından yapılan kesinti- İcra dairesince yapılan kesinti-

Borçlu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dosyasına yapılan ödemenin alacaklıya ödenmesi sırasında icra müdürlüğünce %07,59 oranında damga vergisi kesilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu- İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine yapılan ödeme sırasında alınan damga vergisinin, icra müdürlüğünün açık mevzuat hükmünü uygulamasına engel olmadığı- İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine ödeme sırasında yapılan damga vergisi kesintisi işleminin usul ve yasaya uygun olup olmadığının ise şikayet yoluyla bu aşamada değerlendirilemeyeceği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu ve ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

1) Borçlunun temyiz dilekçesinin incelenmesinde;

Şikayetin konusu ve aleyhine hüküm kurulmadığı dikkate alınarak temyiz dilekçesinin REDDİNE,

2) ...’nın temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

Alacaklı tarafından, borçlu ... aleyhine başlatılan ilamlı takipte alacaklı vekilince icra müdürlüğüne müracaat edilerek, borçlu kurum tarafından icra müdürlüğüne yapılan ödeme sırasında 246.220,16-TL. tutarında damga vergisi kesintisi yapıldığı, bu kesintiden sonra icra müdürlüğünce de taraflarına ödeme yapılırken 194.873,28-TL. tutarında tekrar damga vergisi kesildiği böylelikle icra müdürlüğünce yapılan damga vergisi kesintisinin mükerrer olduğundan bahisle kesilen damga vergisinin iadesinin istenildiği, icra müdürlüğünün 10/04/2018 tarihli kararı ile alacaklı talebinin reddedildiği, işbu icra müdürlüğü kararının iptali amacıyla şikayet yoluna başvurulduğu icra mahkemesince; şikayetin reddine karar verildiği işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise; aynı işlemden iki kez damga vergisi alınması anlamına geleceğinden, icra müdürlüğünce yapılan damga vergisi kesintisinin mükerrer olduğu gerekçesiyle kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı ve şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablosunun "IV.Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümün 1-d maddesinde "İcra dairelerince resmî daireler namına şahıslara ödenen paralar için düzenlenen makbuzlardan" binde 7,59 oranında damga vergisi alınacağı yazılıdır.

... Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca hazırlanan İcra ve İflas Dairesi Öneriler Listesinin (61) nolu, “Resmi Daireler Namına Şahıslara Ödenen Paralar İçin Düzenlenen Makbuzlardan Alınan Damga Vergisinin Ödeme Miktarı Üzerinden Alınması Gerektiği” şeklindeki başlığı altında “…........İcra dairelerince resmi daireler namına şahıslara ödenen paralar için düzenlenen makbuzlardan, Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı Tablonun IV. Makbuzlar ve Diğer Kâğıtlar başlığı altındaki (1-d) bendi ile 29/12/2009 tarih, 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararname ekinin 2. maddesi uyarınca, (01/01/2010 tarihinden itibaren binde 6,6), 24/12/2012 tarihli ve 2012/4116 sayılı Bakanlar Kurulu Kararname ekinin 4. maddesi gereğince (01/01/2013 tarihinden itibaren binde 7,59) oranında damga vergisi alınacağının ve bunun matrahının makbuz bedeli olduğunun hatırdan çıkarılmaması,...” hususlarına yer verildiği görülmüştür.

Somut olayda; borçlu tarafından dosyaya yapılan 25.675.004,52-TL.’nin alacaklıya ödenmesi sırasında icra müdürlüğünce %07,59 oranında, 194.873,28-TL. damga vergisi kesilmiştir.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ve mevzaut hükmü dikkate alındığında; icra müdürlüğünce yapılan işlem usul ve yasaya uygundur.

Kaldı ki Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine yapılan ödeme sırasında alınan damga vergisi, icra müdürlüğünün açık mevzuat hükmünü uygulamasının önünde engel oluşturmamalıdır. Bununla birlikte, Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine ödeme sırasında yapılan damga vergisi kesintisi işleminin usul ve yasaya uygun olup olmadığının işbu şikayet yoluyla bu aşamada değerlendirilmesi de mümkün gözükmemektedir.

Buna göre; Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararına karşı alacaklı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davalı ... Başkanlığının temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 24/05/2019 tarih, 2018/2671 E. - 2019/1195 K. sayılı kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 28/09/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 28.09.2020 T. 6811/7630
Borçlu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dosyasına yapılan ödemenin alacaklıya ödenmesi sırasında icra müdürlüğünce %07,59 oranında damga vergisi kesilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu- İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine yapılan ödeme sırasında alınan damga vergisinin, icra müdürlüğünün açık mevzuat hükmünü uygulamasına engel olmadığı- İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine ödeme sırasında yapılan damga vergisi kesintisi işleminin usul ve yasaya uygun olup olmadığının ise şikayet yoluyla bu aşamada değerlendirilemeyeceği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu ve ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

1) Borçlunun temyiz dilekçesinin incelenmesinde;

Şikayetin konusu ve aleyhine hüküm kurulmadığı dikkate alınarak temyiz dilekçesinin REDDİNE,

2) ...’nın temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

Alacaklı tarafından, borçlu ... aleyhine başlatılan ilamlı takipte alacaklı vekilince icra müdürlüğüne müracaat edilerek, borçlu kurum tarafından icra müdürlüğüne yapılan ödeme sırasında 246.220,16-TL. tutarında damga vergisi kesintisi yapıldığı, bu kesintiden sonra icra müdürlüğünce de taraflarına ödeme yapılırken 194.873,28-TL. tutarında tekrar damga vergisi kesildiği böylelikle icra müdürlüğünce yapılan damga vergisi kesintisinin mükerrer olduğundan bahisle kesilen damga vergisinin iadesinin istenildiği, icra müdürlüğünün 10/04/2018 tarihli kararı ile alacaklı talebinin reddedildiği, işbu icra müdürlüğü kararının iptali amacıyla şikayet yoluna başvurulduğu icra mahkemesince; şikayetin reddine karar verildiği işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise; aynı işlemden iki kez damga vergisi alınması anlamına geleceğinden, icra müdürlüğünce yapılan damga vergisi kesintisinin mükerrer olduğu gerekçesiyle kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı ve şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablosunun "IV.Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümün 1-d maddesinde "İcra dairelerince resmî daireler namına şahıslara ödenen paralar için düzenlenen makbuzlardan" binde 7,59 oranında damga vergisi alınacağı yazılıdır.

... Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca hazırlanan İcra ve İflas Dairesi Öneriler Listesinin (61) nolu, “Resmi Daireler Namına Şahıslara Ödenen Paralar İçin Düzenlenen Makbuzlardan Alınan Damga Vergisinin Ödeme Miktarı Üzerinden Alınması Gerektiği” şeklindeki başlığı altında “…........İcra dairelerince resmi daireler namına şahıslara ödenen paralar için düzenlenen makbuzlardan, Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı Tablonun IV. Makbuzlar ve Diğer Kâğıtlar başlığı altındaki (1-d) bendi ile 29/12/2009 tarih, 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararname ekinin 2. maddesi uyarınca, (01/01/2010 tarihinden itibaren binde 6,6), 24/12/2012 tarihli ve 2012/4116 sayılı Bakanlar Kurulu Kararname ekinin 4. maddesi gereğince (01/01/2013 tarihinden itibaren binde 7,59) oranında damga vergisi alınacağının ve bunun matrahının makbuz bedeli olduğunun hatırdan çıkarılmaması,...” hususlarına yer verildiği görülmüştür.

Somut olayda; borçlu tarafından dosyaya yapılan 25.675.004,52-TL.’nin alacaklıya ödenmesi sırasında icra müdürlüğünce %07,59 oranında, 194.873,28-TL. damga vergisi kesilmiştir.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ve mevzaut hükmü dikkate alındığında; icra müdürlüğünce yapılan işlem usul ve yasaya uygundur.

Kaldı ki Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine yapılan ödeme sırasında alınan damga vergisi, icra müdürlüğünün açık mevzuat hükmünü uygulamasının önünde engel oluşturmamalıdır. Bununla birlikte, Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce icra dairesine ödeme sırasında yapılan damga vergisi kesintisi işleminin usul ve yasaya uygun olup olmadığının işbu şikayet yoluyla bu aşamada değerlendirilmesi de mümkün gözükmemektedir.

Buna göre; Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararına karşı alacaklı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davalı ... Başkanlığının temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 24/05/2019 tarih, 2018/2671 E. - 2019/1195 K. sayılı kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 28/09/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 28.09.2020 T. 6811/7630

E-Satış Portal Üzerinden Verilen Teklif - Maddi Hata

İhaleye konu aracın muhammen bedeline (24.000 TL'ye) göre e-satış portalı üzerinden yapılan 151.110 TL'lik teklifin açıkça maddi hata olduğunun kabulü gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi, icra mahkemesine başvurusunda; 2010 model Hyundai marka Getz model aracın 24.000 TL muhammen bedelle satışa çıkarıldığını, pey yatırarak Uyap e-satış portalı üzerinden açık artırmaya katıldığını, teklif olarak 15.110 TL yazacakken sehven 151.110 TL teklifte bulunduğunu, hatanın düzeltilmesi için icra müdürlüğüne ulaşmaya çalışmasına rağmen sonuç alamadığını ve daha fazla teklif veren çıkmadığından ihalenin kendisine bırakıldığını ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, ... Anadolu 3. İcra Mahkemesinin 05/04/2017 tarih ve 2016/1167 E. 2017/359 K. Sayılı kararı ile; şikayetin reddine ve şikayetçi aleyhine ihale bedelinin %10'u oranında para cezasına hükmedildiği, şikayetçi tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 17/10/2017 tarih ve 2017/1258 E.-2017/1692 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

İhaleye konu aracın muhammen bedeline (24.000 TL'ye) göre e-satış portalı üzerinden yapılan 151.110 TL'lik teklifin açıkça maddi hata olduğunun kabulü gerekir.

Bu durumda, mahkemece, maddi hata sonucu böyle bir bedelin ortaya çıktığı gözetilerek ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 17/10/2017 tarih ve 2017/1258 E.-2017/1692 K. sayılı istinaf talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve ... Anadolu 3. İcra Mahkemesinin 05/04/2017 tarihli ve 2016/1167 E.-2017/359 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 13.11.2018 T. E: 2017/9263, K: 11321
İhaleye konu aracın muhammen bedeline (24.000 TL'ye) göre e-satış portalı üzerinden yapılan 151.110 TL'lik teklifin açıkça maddi hata olduğunun kabulü gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi, icra mahkemesine başvurusunda; 2010 model Hyundai marka Getz model aracın 24.000 TL muhammen bedelle satışa çıkarıldığını, pey yatırarak Uyap e-satış portalı üzerinden açık artırmaya katıldığını, teklif olarak 15.110 TL yazacakken sehven 151.110 TL teklifte bulunduğunu, hatanın düzeltilmesi için icra müdürlüğüne ulaşmaya çalışmasına rağmen sonuç alamadığını ve daha fazla teklif veren çıkmadığından ihalenin kendisine bırakıldığını ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, ... Anadolu 3. İcra Mahkemesinin 05/04/2017 tarih ve 2016/1167 E. 2017/359 K. Sayılı kararı ile; şikayetin reddine ve şikayetçi aleyhine ihale bedelinin %10'u oranında para cezasına hükmedildiği, şikayetçi tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 17/10/2017 tarih ve 2017/1258 E.-2017/1692 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

İhaleye konu aracın muhammen bedeline (24.000 TL'ye) göre e-satış portalı üzerinden yapılan 151.110 TL'lik teklifin açıkça maddi hata olduğunun kabulü gerekir.

Bu durumda, mahkemece, maddi hata sonucu böyle bir bedelin ortaya çıktığı gözetilerek ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 17/10/2017 tarih ve 2017/1258 E.-2017/1692 K. sayılı istinaf talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve ... Anadolu 3. İcra Mahkemesinin 05/04/2017 tarihli ve 2016/1167 E.-2017/359 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 13.11.2018 T. E: 2017/9263, K: 11321

Haczedilmezlik Kuralının Sınırları

T.C YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2003/ 12-116
Karar: 2003 / 111
Karar Tarihi: 26.02.2003

ÖZET: Haczedilmezlik kuralının sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal (istisnai) durumlarda söz konusu olması gerektiği, bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilememesi için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır.
(2004 S. K. m. 82) (2547 S. K. m. 56, Ek m. 7)

Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; (Ankara Altıncı icra Hakimliğinden verilen 27.8.2002 gün ve 2002/569-79& sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 25.12.2002 gün, 2002/12-1101 Esas, 1113 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, icra memurunun yasaya aykırı olarak yaptığı savlanan Başkent üniversitesine ait hastane ve otelin gelirlerinin haczi işleminin iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, Başkent Üniversitesinin 3961 sayılı Yasaya göre kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir vakıf üniversitesi olduğunu, 2547 sayılı Yasanın 56 ve Ek 7. maddeleri gereği devlet üniversitelerine tanınan tüm mali kolaylık ve muafiyetlerden vakıf üniversitelerinin de yararlanacağını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının vakıf üniversitelerinin mallarının haczedilemeyeceği yönünde olduğunu, vakıf üniversitelerinin kamulaştırma yetkisine haiz olduğunu, vakıf üniversitelerinin tesislerinin yasada yapılan değişiklikle resmi bina statüsüne alındığını, bu yönleri ile devlet üniversitelerinden hiç bir farkının olmadığını bu nedenlerle mallarının haczedilemeyeceğini, öte yandan Başkent Üniversite kampüsünde kurulacak olan okul, derslik ve laboratuarlara tahsisine karar verildiğini, bu bakımdan da gelirlerin haczinin olanaklı olmadığını belirterek icra memurunun işleminin iptalini istemiştir.

Davalı, Devlet Yüksek Öğretim Kurumlarının özel bütçeli kuruluşlar olduğunu, 2547 sayılı Yasada mali kolaylıklardan yararlanarak kuruluşları üniversiteler ve ileri teknoloji enstitüleri olarak sınırladığını, bunların arasında hastane ve oteller bulunmadığını, kaldı ki icra dairesince üniversitenin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmeye dönük bina, tesis ve araç-gereç üzerine haciz konulmadığını, davacının devlet kurumlarının aksine, borçlarını bir plan ve program dahilinde ödeme mecburiyetinin olmadığını, buna zorlayan hükümlerin de olmadığını, davacının malları ve gelirlerinin devlet malı niteliği taşıdığı varsayılması halinde, davacının borçlarını ödemesinin kendi keyfine ve takdirine bırakılması anlamına geleceğini, davacının kuruluş yasası olan 3961 sayılı Yasada mallarının ve gelirlerinin devlet malı olduğuna dair bir hüküm olmadığını, haczedilmezliğin istisnai bir durum olup, yasasında bu yönde bir hüküm de bulunmadığını, öte yandan davacı üniversitenin yönetim kurulunun malları ve gelirleri, kamu hizmeti niteliği taşıyabilecek bir hizmete tahsis etme yetkisinin bulunmadığını, dolayısıyla bu kararın yasal dayanaktan yoksun olup yok hükmünde olduğunu, bu nedenle davacı üniversitenin gelirlerinin haczinin mümkün olduğunu savunarak davan m reddini istemiştir.

Mahkemenin, davacı üniversitenin bir kamu tüzel kişisi olduğu, bu nedenle İİY.nın 82/1 maddesi anlamında mal ve gelirlerinin devlet malı sayılacağından haczedilemeyeceği yönünde verdiği karar, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Uyuşmazlık, davacı vakıf üniversitesinin mallarının devlet malı olup olmadığı ve mallarının haczinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

1982 Anayasası'nın 130. maddesinin ikinci fıkrasında; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından Devletin gözetim ve denetime tabi yüksek öğretim kurumları kurulabileceği hükmü getirilmiş ve son fıkrasında, vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarının mali ve idari konular dışında kalan akademik çalışma, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet tarafından kurulan yüksek öğretim kurumları hakkındaki hükümlere tabi olacakları açıklanmış, ayrıca üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmak üzere Devlet yada vakıflar tarafından kanunla kuracakları belirtilmiştir.

2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasası'da Anayasal hükümlere parasal olarak getirilen hükümler bir bütünlük taşımakta, hukuksal dayanak, yasayla kurulma yönlerinden vakıfların yüksek öğretim kurumları açmaları ile Devletin yüksek öğretim kurumu açması arasında bir farklılık gözetmemekte, gelir kaynakları bakımından farklılık ise, yalnızca vakıfların mali ve idari yönlerden kendilerine özgü bir sistem içinde bulunmalarından kaynaklanmakta ve kurucusunun farklılığı nedeniyle ayrıcalıklı hükümlere bağlı kılınmış bulunmaktadır. Devlet yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "Devlet", vakıf yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "vakıftır.

Buna göre, devlete ait yüksek öğretim kurumlarının temel mali kaynağı kamu maliyesi olmasına karşın, vakıf yüksek öğretim kurumlarına belli miktarda devlet yardımı yapılmakla birlikte, burada temel mali kaynak bu vakıf öğretiminden yararlananların bu kurumlara yaptıkları ödentilerdir.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili yasa kuralı, İcra İflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasındaki hükümdür. Buna göre; Devlet Malları ile özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez.

İcra İflas Yasasındaki bu hükmün konuluş nedeni, 15.1.1947 gün ve 1947/14.5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi; Kamu hizmetlerinin düzenli ve aralıksız bir tarzda yürütülmesini sağlamak amacını güder. Devletin kendisine ait borcu ödemesi zorunluluğu, Devlet kamu kişiliğinin saygınlık ve onuru gereği bulunmakta, Devletten alacaklı bulunan kişilerin kavuşturma yollarına başvurmalarına gerek bulunmadan alacaklarını alabilmeleri öngörülmektedir.

Öğretiye göre de, Devlet mallarının haczedilmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Her şeyden önce Devleti niteleyen egemenlik, buna karşı cebir (zorlayıcı güç) kullanılmasıyla bağdaşmaz. Cebir kullanılması Devlete tanınmış bir yetki olup, bu yetkiyi devletin kendisine karşı kullanması düşünülemez. Devletin borçlarını, herhangi bir cebir kullanmadan kendiliğinden ödeyeceği, hukuk devletinin gereği olup, doğaldır. Ayrıca kamu hizmetlerinin aksatılmadan ve kesintiye uğramadan sağlanması ve bütçenin getirdiği esasların cebri icra sonucunda öngörü dışı ihlallere uğratılmaması esastır. (Prof.Dr. Baki Kuru İcra İflas Hukuku, Ankara 1983, s: 294, Prof.Dr. Saim Üstündağ, İcra Hukuku Esasları, İstanbul 1984 s.190)

Diğer yandan devlet mallarının haczi bu malların tahsis şeklini değiştirdiğinden, devletin malvarlığında (patrimuan) ve mali hukuka devamlılığı bozarak kamu yararına zarar verir (Talih Uyar, İcra Hukukunda Haciz Manisa 1983, s:386)

Devlet malları 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 2. maddesine göre, gerek kamu hizmetine doğrudan doğruya tahsis edilmiş bulunan, gerek sağladığı mali yarar vesaire dolayısıyla faydalanılan bütün mallardır. (Prof.Dr. Ejder Yılmaz Devlet Malları Hak ve Rüçhanlığına Sahip Malların Haczedilmemesi Prof.Dr. Yaşar Yalçın'a Armağan, Türkiye İş Bankası Yayınları)

İcra İflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasında da belirtildiği üzere bazı yasalarda haczedilmezlikle ilgili Özel düzenlemeler vardır. Bunlardan bazıları, Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamında sayılmış olup bunlara ek olarak, 2849 sayılı Kefalet Yasası m.11, 4178 SY. Yasa m. 12, 4933 sayılı Yasa m. 13, Türk Ticaret Yasası m. 753, m.892/1, 7397 sayılı Yasa m. 14/3, 2821 sayılı Sendikalar Yasası m.64/2, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası m.203/3, m.207/4, m.236, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası m.143, m.154/2, m.176, m.177/2, 1164 sayılı Arsa Ofisi Yasası, 2834 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası m.8, m.16/3, 1512 sayılı Noterlik Yasası m.38/5, 854 sayılı Deniz İş Yasası m.32 vb.ni sayabiliriz.

İcra İflas Yasasının 82/1 maddesine göre haczedilemeyen Devlet Malları kavramı, salt Devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli dairelerin ellerinde bulunan ve idare ve muhasebesi 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi malları kapsar. Yine devlet malı olmamakla birlikte haczedilemeyeceği özel yasalarda belirtilen mallar da haczedilemez. Bu mallara örnek olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin mallarını gösterilebilir (233 sayılı KHK. m.57/2). Son olarak devlet malları hak ve rüçhanlığını haiz mallarda haczedilemez. Buna örnek de Ordu Yardımlaşma Kurumu Yasasının 37. maddesidir.

Devlet malları, özel mallardan ayrı bir takım hukuki karaktere maliktir. Devlet mallarının gösterdiği bu hukuki karakter, bu malların ya doğasından, yada kamunun kullanımına ve yararlanmasına sunulmuş bulunmasından, veyahut bir kamu hizmetinin unsurunu oluşturmasından kaynaklanır. Bu karakterler, devlet mallarının özel mallar karşısındaki hukuki niteliğini belirttiği gibi idarenin bunlar üzerinde sahip olduğu hakların niteliğini, ferdin bunlar karşısındaki durumunu ve yararlanma yetkilerini aydınlatır. (Ord.Prof.Dr.Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları Cilt 2 İstanbul 1964 s.1319)
Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, İsviçre ve Fransa ve Almanya'da kural olarak devlet mallarının haczedilebilirliği kabul edilmiştir, (İsviçre İcra İflas Yasası m.92-94, Fransa Medeni İcra Usulleri Hakkındaki Yasa m.14, Federal Almanya Hukuk Usulü Yasası m.882 a)

Anayasa Mahkemesi'ne İcra İflas Yasasının 82/1. maddesinde yer alan devlet mallarının haczedilmeyeceği kuralının iptali ile ilgili olarak açılan davada Yüksek Mahkeme; "Devlet mallarının haczedilmeyeceğine ilişkin kural Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Devlet mallarının haczi, bu malların kullanma biçimini değiştireceğinden, devletin malvarlığında ve mali hukukta sürekliliğe engel olarak, kamu yararına zarar verir. Uyuşmazlık konusu olayda, borcun hiç ödenmemesinden değil, bütçe olanaklarına göre, yılını aştığı için gecikerek ödemenin sağlanacağından söz edilmektedir. Devletin etkinliklerinde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı önde geldiğine göre, bir alacaklının kişisel çıkarı için devlet mallarının haczi, diğer değişle özel yararın kamu yararına yeğlenmesi (tercih edilmesi) söz konusu olamaz.

Öte yandan, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik, mutlak anlamda eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin varlığı durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Durum ve konumdaki farklılık, hukuksal özellikler, kimi kişiler yada topluluklar ve kuruluşlar için değişik kurallar ve uygulamaları gerekli kılar. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayandırılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasanın amaçladığı eşitlik eylemi değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması, Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesine uygun düşer" gerekçeleriyle 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 538 sayılı Yasa ile değişik 82. maddesinin 1. bendinde yer alan "Devlet malları" sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 21.10.1992 gün ve 1992/13 ve 1992/50 K. sayılı içtihadı)

Bununla birlikte yine Anayasa Mahkemesine, özelleştirme kapsamına giren kuruluşların ekonomik değer taşıyan varlıklarına, haciz yasağı konulması ile ilgili 4046 sayılı Yasanın 15. maddesinin iptali ile ilgili olarak açılan davada verdiği kararda; "Özelleştirme kapsamına giren kuruluşların, ekonomik değer taşıyan varlıklarına haciz yasağı konulmasının, bunların satışından elde edilecek geliri, dolayısıyla kamu yararına olumlu yönde etkileyebileceği düşünülebilirse de, kişi haklan karşısında böyle dolaylı bir kamu yararı düşüncesine öncelik verilemeyeceği, hukuk devletinde asıl olanın temel hak ve özgürlüklerin korunması olduğunu, aksi durumda, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması nedeniyle alacaklarını elde edemeyen kişilerin haklarına kavuşmalarının sağlanması yönündeki anayasal hak arama özgürlüğüne olduğu kadar, hukuk devleti olmanın gereklerine de aykırı olacağı, kamu yararı amacıyla da olsa, hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getiren bir düzenlemenin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacağından Anayasa'ya uygun bir sınırlama olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle Anayasanın 36 ve 13. maddelerine aykırı olduğu, bu cümleden olarak; itiraz konusu kuralın, 4046 sayılı Yasa sebebiyle özelleştirmeye alınan kuruluşlar ile alınmayanların alacaklıları arasında eşitlik ilkesi ile bağdaşmayan farklı uygulamalara neden olunacağı ve bu açıdan Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık oluşturacağı, açık bir biçimde ifade edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 31.1.1997 gün ve 1996/66 E. ve 1997/7 K. sayılı ilamı).

Öğretide, devlet mallarının haczedilmezliği ilkesinin gerekliliğinin tartışıldığı, bu bağlamda, bu kuralın, kamu mallarının yapısı, ait olduğu kamu idaresi ve korunması yönünden hiçbir ayrım getirmeden tek düze olarak bu konuyu düzenlemekte olup, kamu hizmetlerinin çeşitliği ve gereksinmeleri yönünden hukuka uygun ve adil bir uygulama yolunu kapamakta ve adeta kamu gücünü kullananları hukuk dışına itmekte olduğu, (G.Dinçer/S.Tüzün, s. 181-182) Devletin, borcunu kendi isteği ile ödeyeceği inancının genelde kurumsal bir iyimserlikten öteye geçmemekte olduğu, Haczedilebilecek malları olan kamu tüzel kişileri ile devlet arasında bu konuda ayrımı gerektiren bir durumun olmadığı, gerçek ve tüzel kişilerin mallarının haczedilebildiği gibi, devletin özel mallarının da haczedilmesi gerektiği, ancak devletin iyeliğinde olan, tapuya yazılan ve yazılmayan mallar ayrımı ile kamuya özgülenen, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine ayrılan mallar ve değerlerle kurum ve kuruluşlarda araç ve gerekçelerin işlevleri gözetilerek hangilerinin ve ne ölçüde haczedilebileceği ve haczedilemeyeceğinin açıkça belirtilmesi gerektiği, yargı kararları ile kesinleşmiş olan bireyin alacağı karşısındaki devlet mallarının ayrıcalığına dayanan haczedilmezlik engelini kaldıracak yada yumuşatacak yeni düzenlemeler yapılmasının zorunlu olduğu ifade edilmektedir. (M.Gönül, s.183) Bu konuda 24 Mart 2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı"n da öngörülen düzenlemelerle bu konuda yeni açılımlar yapılabileceği (Prof.Dr. Yaşar Karayalçın Devlet Borçları- "Devlet Malları Haczedilemez Kuralı"- Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu l. 11 Mayıs 2001 Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü) ve bu alanda devlet borçlarının kişisel alacaklılar açısından vadesinde ödenmesini sağlayacak bir düzenlemenin, alacaklı vatandaşlarımızın Avrupa insan Hakları Mahkemesinde hak aramalarını da gereksiz kılacağı ileri sürülmüştür (Dr.Şeref Ünal Avrupa insan Hakları Sözleşmesi insan Haklarının Ulusal ilkeleri Ankara TBMM Kültür, Sanat ve Yayınları No.89, 2001).

Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya baktığımızda, yukarıda değinildiği gibi, borçlu Başkent Üniversitesi 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 17.8.1983 gün ve 2880 sayılı Yasayla değişik ek madde 2'nin verdiği yetki çerçevesinde 15 Ocak 1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 13.1.1994 gün ve 3961 sayılı Yasa ile kurulmuş olup, kuruluş yasasında, "YÖK Yasasının Vakıf Yüksek Öğretim Kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olduğu belirtilmiştir.

2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasına göre, Devlet Üniversiteleri, tüzel kişiliğe sahip, katma bütçe ile idare edilen, istisnalar dışında 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına (Muhasebe-i Umumi Kanununa) tabi kuruluşlar olduğu vurgulanmaktadır. Aynı yasaya göre devlet malları, Devlet Tüzel Kişiliği içinde yer alan Genel ve Katma bütçe ile idare edilen dairelerin ellerinde bulundurdukları mallan kapsar. Bu kuruluşların isimleri ise her yıl TBMM.den geçen Bütçe Yasasında yer alır. Davacı Üniversitenin bu kapsamda Bütçe Yasasında yer almadığı anlaşılmaktadır.

İcra iflas Yasasının 82/1. maddesinde açıklanan biçimde bir kuruluşa ait malın devlet malı sayılabilmesi için bu kuruluşun, bütçesinin 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi olması, Bütçe Yasasında sayılan Genel yada Katma bütçeli daireler arasında yer alması, mallarının kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş olması, sağladığı ekonomik ve sosyal yararlar dolayısıyla kamunun yararlandığı ve öz sermayesi devletçe temin edilen bir kuruluş olması gereklidir.

Bu nedenle, özel yasalarında bir kuruluşun kamu tüzel kişisi olduğunun belirtilmesi durumunda bu ifade, başlı başına o kuruluşun mallarının llK.m. 82/1 anlamında haczedilemeyeceği anlamına geldiği sonucunu doğurmazNitekim TRT Kızılay, İskenderun Demir Çelik Müessesesi ve benzeri kuruluşların malları da devlet malı kapsamına girmediğinden, bu kuruluşların mallarının haczedilebileceği kabul edilmektedir. (Y.HGK.nun 4.10.1974 gün ve 1971/1-261-1050 sayılı ilamı, Y.12.H.D.nin 6.12.1993 gün ve 1993/14707-19070, İ7.10.1977 gün ve 1977/7845-8664, 6.4.1976 gün ve 1976/1702-4288 sayılı ilamları)

Devlet mallarının haczedilmezliği kuralı, kamu hizmetini yerine getirmenin gereği ve devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin bir gereği olduğu, bu yolla devletin, kamunun zararının önlenmesi ve kamu hizmetlerinin bütçe yasalarında öngörülen biçimde ve aksaklığa yol açılmadan yürütülmesi amaçlarına dayanır. Devlet kendi borçlarını ödemek için özel düzenlemeler getirmiştir. 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 26.10.1988 tarih ve 3488/1. maddesi ile değişik 59. maddesinin 2. fıkrasında; "ilgili yada geçen ve eski yıllar borçları tertiplerinden ödenmeyen ilama bağlı borçlar Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesi ile katma bütçelerde yer alan ilama bağlı borçlar tertiplerinden ödenir. Bu tertiplerdeki ödenekleri, yetmemesi halinde arttırmaya, Maliye ve Gümrük Bakanı yetkilidir." Burada açıklanan biçimde, devletin ilama dayalı borçlarını ödemesini sağlayacak hükümler koyarken bir kamu tüzel kişisi olan davacı-borçlu vakıf üniversitesinin borcunu ifa ederken, bu ifayı onun istencine (iradesine) bıraktığı düşünülemez.

Diğer taraftan kamuya tahsis işlemi, devlet tüzel kişiliği içinde yer alan bazı kuruluşlara tanınan özellikli ve istisnai bir düzenleme olduğundan yasaya dayanması gerekir. Oysa ki, davacı üniversitenin kuruluş yasasında bu yönde bir hüküm yoktur. O halde davacının mallarını ve gelirlerini kamu hizmetine tahsis yönünde aldığı kararın ve bunu onayan YÖK'ün aldığı kararın bağlayıcı olmayacağı açıktır.

Tüm bu açıklamalara göre; Haczedilmezlik kuralının, gerek uluslararası-karşılaştırmalı hukukta gerek öğretide, gerekse son yıllarda geliştirilen Anayasa Mahkemesi ve yargısal görüşlerde sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal (istisnai) durumlarda söz konusu olması gerektiği bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilmeme-si için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, aslolanın her özel ve tüzel kişinin borcunu zamanında ödemesi olduğu, bunun gerek hukuk devleti ve hak arama özgürlüğünün gerekse de ekonomik ve sosyal hayatın bir sarsıntıya uğramadan devamının sağlanmasının gereği olduğu, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu P..... Thermal Resort Otelinin bankalardaki gelirlerinin ve Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinin döner sermayesinin gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle direnme kararı hatalıdır.

Açıklanan nedenlerle düzeltilmesi istenilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmelidir.

Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin (REDDİNE), 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren (86.000.000) lira para cezasının düzeltme isteyenden alınmasına, 26.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 13-01-2021, Saat: 18:39
  • DuraN
T.C YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2003/ 12-116
Karar: 2003 / 111
Karar Tarihi: 26.02.2003

ÖZET: Haczedilmezlik kuralının sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal (istisnai) durumlarda söz konusu olması gerektiği, bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilememesi için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır.
(2004 S. K. m. 82) (2547 S. K. m. 56, Ek m. 7)

Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; (Ankara Altıncı icra Hakimliğinden verilen 27.8.2002 gün ve 2002/569-79& sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 25.12.2002 gün, 2002/12-1101 Esas, 1113 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, icra memurunun yasaya aykırı olarak yaptığı savlanan Başkent üniversitesine ait hastane ve otelin gelirlerinin haczi işleminin iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, Başkent Üniversitesinin 3961 sayılı Yasaya göre kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir vakıf üniversitesi olduğunu, 2547 sayılı Yasanın 56 ve Ek 7. maddeleri gereği devlet üniversitelerine tanınan tüm mali kolaylık ve muafiyetlerden vakıf üniversitelerinin de yararlanacağını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının vakıf üniversitelerinin mallarının haczedilemeyeceği yönünde olduğunu, vakıf üniversitelerinin kamulaştırma yetkisine haiz olduğunu, vakıf üniversitelerinin tesislerinin yasada yapılan değişiklikle resmi bina statüsüne alındığını, bu yönleri ile devlet üniversitelerinden hiç bir farkının olmadığını bu nedenlerle mallarının haczedilemeyeceğini, öte yandan Başkent Üniversite kampüsünde kurulacak olan okul, derslik ve laboratuarlara tahsisine karar verildiğini, bu bakımdan da gelirlerin haczinin olanaklı olmadığını belirterek icra memurunun işleminin iptalini istemiştir.

Davalı, Devlet Yüksek Öğretim Kurumlarının özel bütçeli kuruluşlar olduğunu, 2547 sayılı Yasada mali kolaylıklardan yararlanarak kuruluşları üniversiteler ve ileri teknoloji enstitüleri olarak sınırladığını, bunların arasında hastane ve oteller bulunmadığını, kaldı ki icra dairesince üniversitenin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmeye dönük bina, tesis ve araç-gereç üzerine haciz konulmadığını, davacının devlet kurumlarının aksine, borçlarını bir plan ve program dahilinde ödeme mecburiyetinin olmadığını, buna zorlayan hükümlerin de olmadığını, davacının malları ve gelirlerinin devlet malı niteliği taşıdığı varsayılması halinde, davacının borçlarını ödemesinin kendi keyfine ve takdirine bırakılması anlamına geleceğini, davacının kuruluş yasası olan 3961 sayılı Yasada mallarının ve gelirlerinin devlet malı olduğuna dair bir hüküm olmadığını, haczedilmezliğin istisnai bir durum olup, yasasında bu yönde bir hüküm de bulunmadığını, öte yandan davacı üniversitenin yönetim kurulunun malları ve gelirleri, kamu hizmeti niteliği taşıyabilecek bir hizmete tahsis etme yetkisinin bulunmadığını, dolayısıyla bu kararın yasal dayanaktan yoksun olup yok hükmünde olduğunu, bu nedenle davacı üniversitenin gelirlerinin haczinin mümkün olduğunu savunarak davan m reddini istemiştir.

Mahkemenin, davacı üniversitenin bir kamu tüzel kişisi olduğu, bu nedenle İİY.nın 82/1 maddesi anlamında mal ve gelirlerinin devlet malı sayılacağından haczedilemeyeceği yönünde verdiği karar, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Uyuşmazlık, davacı vakıf üniversitesinin mallarının devlet malı olup olmadığı ve mallarının haczinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

1982 Anayasası'nın 130. maddesinin ikinci fıkrasında; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından Devletin gözetim ve denetime tabi yüksek öğretim kurumları kurulabileceği hükmü getirilmiş ve son fıkrasında, vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarının mali ve idari konular dışında kalan akademik çalışma, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet tarafından kurulan yüksek öğretim kurumları hakkındaki hükümlere tabi olacakları açıklanmış, ayrıca üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmak üzere Devlet yada vakıflar tarafından kanunla kuracakları belirtilmiştir.

2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasası'da Anayasal hükümlere parasal olarak getirilen hükümler bir bütünlük taşımakta, hukuksal dayanak, yasayla kurulma yönlerinden vakıfların yüksek öğretim kurumları açmaları ile Devletin yüksek öğretim kurumu açması arasında bir farklılık gözetmemekte, gelir kaynakları bakımından farklılık ise, yalnızca vakıfların mali ve idari yönlerden kendilerine özgü bir sistem içinde bulunmalarından kaynaklanmakta ve kurucusunun farklılığı nedeniyle ayrıcalıklı hükümlere bağlı kılınmış bulunmaktadır. Devlet yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "Devlet", vakıf yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "vakıftır.

Buna göre, devlete ait yüksek öğretim kurumlarının temel mali kaynağı kamu maliyesi olmasına karşın, vakıf yüksek öğretim kurumlarına belli miktarda devlet yardımı yapılmakla birlikte, burada temel mali kaynak bu vakıf öğretiminden yararlananların bu kurumlara yaptıkları ödentilerdir.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili yasa kuralı, İcra İflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasındaki hükümdür. Buna göre; Devlet Malları ile özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez.

İcra İflas Yasasındaki bu hükmün konuluş nedeni, 15.1.1947 gün ve 1947/14.5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi; Kamu hizmetlerinin düzenli ve aralıksız bir tarzda yürütülmesini sağlamak amacını güder. Devletin kendisine ait borcu ödemesi zorunluluğu, Devlet kamu kişiliğinin saygınlık ve onuru gereği bulunmakta, Devletten alacaklı bulunan kişilerin kavuşturma yollarına başvurmalarına gerek bulunmadan alacaklarını alabilmeleri öngörülmektedir.

Öğretiye göre de, Devlet mallarının haczedilmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Her şeyden önce Devleti niteleyen egemenlik, buna karşı cebir (zorlayıcı güç) kullanılmasıyla bağdaşmaz. Cebir kullanılması Devlete tanınmış bir yetki olup, bu yetkiyi devletin kendisine karşı kullanması düşünülemez. Devletin borçlarını, herhangi bir cebir kullanmadan kendiliğinden ödeyeceği, hukuk devletinin gereği olup, doğaldır. Ayrıca kamu hizmetlerinin aksatılmadan ve kesintiye uğramadan sağlanması ve bütçenin getirdiği esasların cebri icra sonucunda öngörü dışı ihlallere uğratılmaması esastır. (Prof.Dr. Baki Kuru İcra İflas Hukuku, Ankara 1983, s: 294, Prof.Dr. Saim Üstündağ, İcra Hukuku Esasları, İstanbul 1984 s.190)

Diğer yandan devlet mallarının haczi bu malların tahsis şeklini değiştirdiğinden, devletin malvarlığında (patrimuan) ve mali hukuka devamlılığı bozarak kamu yararına zarar verir (Talih Uyar, İcra Hukukunda Haciz Manisa 1983, s:386)

Devlet malları 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 2. maddesine göre, gerek kamu hizmetine doğrudan doğruya tahsis edilmiş bulunan, gerek sağladığı mali yarar vesaire dolayısıyla faydalanılan bütün mallardır. (Prof.Dr. Ejder Yılmaz Devlet Malları Hak ve Rüçhanlığına Sahip Malların Haczedilmemesi Prof.Dr. Yaşar Yalçın'a Armağan, Türkiye İş Bankası Yayınları)

İcra İflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasında da belirtildiği üzere bazı yasalarda haczedilmezlikle ilgili Özel düzenlemeler vardır. Bunlardan bazıları, Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamında sayılmış olup bunlara ek olarak, 2849 sayılı Kefalet Yasası m.11, 4178 SY. Yasa m. 12, 4933 sayılı Yasa m. 13, Türk Ticaret Yasası m. 753, m.892/1, 7397 sayılı Yasa m. 14/3, 2821 sayılı Sendikalar Yasası m.64/2, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası m.203/3, m.207/4, m.236, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası m.143, m.154/2, m.176, m.177/2, 1164 sayılı Arsa Ofisi Yasası, 2834 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası m.8, m.16/3, 1512 sayılı Noterlik Yasası m.38/5, 854 sayılı Deniz İş Yasası m.32 vb.ni sayabiliriz.

İcra İflas Yasasının 82/1 maddesine göre haczedilemeyen Devlet Malları kavramı, salt Devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli dairelerin ellerinde bulunan ve idare ve muhasebesi 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi malları kapsar. Yine devlet malı olmamakla birlikte haczedilemeyeceği özel yasalarda belirtilen mallar da haczedilemez. Bu mallara örnek olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin mallarını gösterilebilir (233 sayılı KHK. m.57/2). Son olarak devlet malları hak ve rüçhanlığını haiz mallarda haczedilemez. Buna örnek de Ordu Yardımlaşma Kurumu Yasasının 37. maddesidir.

Devlet malları, özel mallardan ayrı bir takım hukuki karaktere maliktir. Devlet mallarının gösterdiği bu hukuki karakter, bu malların ya doğasından, yada kamunun kullanımına ve yararlanmasına sunulmuş bulunmasından, veyahut bir kamu hizmetinin unsurunu oluşturmasından kaynaklanır. Bu karakterler, devlet mallarının özel mallar karşısındaki hukuki niteliğini belirttiği gibi idarenin bunlar üzerinde sahip olduğu hakların niteliğini, ferdin bunlar karşısındaki durumunu ve yararlanma yetkilerini aydınlatır. (Ord.Prof.Dr.Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları Cilt 2 İstanbul 1964 s.1319)
Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, İsviçre ve Fransa ve Almanya'da kural olarak devlet mallarının haczedilebilirliği kabul edilmiştir, (İsviçre İcra İflas Yasası m.92-94, Fransa Medeni İcra Usulleri Hakkındaki Yasa m.14, Federal Almanya Hukuk Usulü Yasası m.882 a)

Anayasa Mahkemesi'ne İcra İflas Yasasının 82/1. maddesinde yer alan devlet mallarının haczedilmeyeceği kuralının iptali ile ilgili olarak açılan davada Yüksek Mahkeme; "Devlet mallarının haczedilmeyeceğine ilişkin kural Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Devlet mallarının haczi, bu malların kullanma biçimini değiştireceğinden, devletin malvarlığında ve mali hukukta sürekliliğe engel olarak, kamu yararına zarar verir. Uyuşmazlık konusu olayda, borcun hiç ödenmemesinden değil, bütçe olanaklarına göre, yılını aştığı için gecikerek ödemenin sağlanacağından söz edilmektedir. Devletin etkinliklerinde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı önde geldiğine göre, bir alacaklının kişisel çıkarı için devlet mallarının haczi, diğer değişle özel yararın kamu yararına yeğlenmesi (tercih edilmesi) söz konusu olamaz.

Öte yandan, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik, mutlak anlamda eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin varlığı durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Durum ve konumdaki farklılık, hukuksal özellikler, kimi kişiler yada topluluklar ve kuruluşlar için değişik kurallar ve uygulamaları gerekli kılar. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayandırılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasanın amaçladığı eşitlik eylemi değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması, Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesine uygun düşer" gerekçeleriyle 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 538 sayılı Yasa ile değişik 82. maddesinin 1. bendinde yer alan "Devlet malları" sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 21.10.1992 gün ve 1992/13 ve 1992/50 K. sayılı içtihadı)

Bununla birlikte yine Anayasa Mahkemesine, özelleştirme kapsamına giren kuruluşların ekonomik değer taşıyan varlıklarına, haciz yasağı konulması ile ilgili 4046 sayılı Yasanın 15. maddesinin iptali ile ilgili olarak açılan davada verdiği kararda; "Özelleştirme kapsamına giren kuruluşların, ekonomik değer taşıyan varlıklarına haciz yasağı konulmasının, bunların satışından elde edilecek geliri, dolayısıyla kamu yararına olumlu yönde etkileyebileceği düşünülebilirse de, kişi haklan karşısında böyle dolaylı bir kamu yararı düşüncesine öncelik verilemeyeceği, hukuk devletinde asıl olanın temel hak ve özgürlüklerin korunması olduğunu, aksi durumda, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması nedeniyle alacaklarını elde edemeyen kişilerin haklarına kavuşmalarının sağlanması yönündeki anayasal hak arama özgürlüğüne olduğu kadar, hukuk devleti olmanın gereklerine de aykırı olacağı, kamu yararı amacıyla da olsa, hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getiren bir düzenlemenin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacağından Anayasa'ya uygun bir sınırlama olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle Anayasanın 36 ve 13. maddelerine aykırı olduğu, bu cümleden olarak; itiraz konusu kuralın, 4046 sayılı Yasa sebebiyle özelleştirmeye alınan kuruluşlar ile alınmayanların alacaklıları arasında eşitlik ilkesi ile bağdaşmayan farklı uygulamalara neden olunacağı ve bu açıdan Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık oluşturacağı, açık bir biçimde ifade edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 31.1.1997 gün ve 1996/66 E. ve 1997/7 K. sayılı ilamı).

Öğretide, devlet mallarının haczedilmezliği ilkesinin gerekliliğinin tartışıldığı, bu bağlamda, bu kuralın, kamu mallarının yapısı, ait olduğu kamu idaresi ve korunması yönünden hiçbir ayrım getirmeden tek düze olarak bu konuyu düzenlemekte olup, kamu hizmetlerinin çeşitliği ve gereksinmeleri yönünden hukuka uygun ve adil bir uygulama yolunu kapamakta ve adeta kamu gücünü kullananları hukuk dışına itmekte olduğu, (G.Dinçer/S.Tüzün, s. 181-182) Devletin, borcunu kendi isteği ile ödeyeceği inancının genelde kurumsal bir iyimserlikten öteye geçmemekte olduğu, Haczedilebilecek malları olan kamu tüzel kişileri ile devlet arasında bu konuda ayrımı gerektiren bir durumun olmadığı, gerçek ve tüzel kişilerin mallarının haczedilebildiği gibi, devletin özel mallarının da haczedilmesi gerektiği, ancak devletin iyeliğinde olan, tapuya yazılan ve yazılmayan mallar ayrımı ile kamuya özgülenen, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine ayrılan mallar ve değerlerle kurum ve kuruluşlarda araç ve gerekçelerin işlevleri gözetilerek hangilerinin ve ne ölçüde haczedilebileceği ve haczedilemeyeceğinin açıkça belirtilmesi gerektiği, yargı kararları ile kesinleşmiş olan bireyin alacağı karşısındaki devlet mallarının ayrıcalığına dayanan haczedilmezlik engelini kaldıracak yada yumuşatacak yeni düzenlemeler yapılmasının zorunlu olduğu ifade edilmektedir. (M.Gönül, s.183) Bu konuda 24 Mart 2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı"n da öngörülen düzenlemelerle bu konuda yeni açılımlar yapılabileceği (Prof.Dr. Yaşar Karayalçın Devlet Borçları- "Devlet Malları Haczedilemez Kuralı"- Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu l. 11 Mayıs 2001 Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü) ve bu alanda devlet borçlarının kişisel alacaklılar açısından vadesinde ödenmesini sağlayacak bir düzenlemenin, alacaklı vatandaşlarımızın Avrupa insan Hakları Mahkemesinde hak aramalarını da gereksiz kılacağı ileri sürülmüştür (Dr.Şeref Ünal Avrupa insan Hakları Sözleşmesi insan Haklarının Ulusal ilkeleri Ankara TBMM Kültür, Sanat ve Yayınları No.89, 2001).

Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya baktığımızda, yukarıda değinildiği gibi, borçlu Başkent Üniversitesi 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 17.8.1983 gün ve 2880 sayılı Yasayla değişik ek madde 2'nin verdiği yetki çerçevesinde 15 Ocak 1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 13.1.1994 gün ve 3961 sayılı Yasa ile kurulmuş olup, kuruluş yasasında, "YÖK Yasasının Vakıf Yüksek Öğretim Kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olduğu belirtilmiştir.

2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasına göre, Devlet Üniversiteleri, tüzel kişiliğe sahip, katma bütçe ile idare edilen, istisnalar dışında 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına (Muhasebe-i Umumi Kanununa) tabi kuruluşlar olduğu vurgulanmaktadır. Aynı yasaya göre devlet malları, Devlet Tüzel Kişiliği içinde yer alan Genel ve Katma bütçe ile idare edilen dairelerin ellerinde bulundurdukları mallan kapsar. Bu kuruluşların isimleri ise her yıl TBMM.den geçen Bütçe Yasasında yer alır. Davacı Üniversitenin bu kapsamda Bütçe Yasasında yer almadığı anlaşılmaktadır.

İcra iflas Yasasının 82/1. maddesinde açıklanan biçimde bir kuruluşa ait malın devlet malı sayılabilmesi için bu kuruluşun, bütçesinin 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi olması, Bütçe Yasasında sayılan Genel yada Katma bütçeli daireler arasında yer alması, mallarının kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş olması, sağladığı ekonomik ve sosyal yararlar dolayısıyla kamunun yararlandığı ve öz sermayesi devletçe temin edilen bir kuruluş olması gereklidir.

Bu nedenle, özel yasalarında bir kuruluşun kamu tüzel kişisi olduğunun belirtilmesi durumunda bu ifade, başlı başına o kuruluşun mallarının llK.m. 82/1 anlamında haczedilemeyeceği anlamına geldiği sonucunu doğurmazNitekim TRT Kızılay, İskenderun Demir Çelik Müessesesi ve benzeri kuruluşların malları da devlet malı kapsamına girmediğinden, bu kuruluşların mallarının haczedilebileceği kabul edilmektedir. (Y.HGK.nun 4.10.1974 gün ve 1971/1-261-1050 sayılı ilamı, Y.12.H.D.nin 6.12.1993 gün ve 1993/14707-19070, İ7.10.1977 gün ve 1977/7845-8664, 6.4.1976 gün ve 1976/1702-4288 sayılı ilamları)

Devlet mallarının haczedilmezliği kuralı, kamu hizmetini yerine getirmenin gereği ve devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin bir gereği olduğu, bu yolla devletin, kamunun zararının önlenmesi ve kamu hizmetlerinin bütçe yasalarında öngörülen biçimde ve aksaklığa yol açılmadan yürütülmesi amaçlarına dayanır. Devlet kendi borçlarını ödemek için özel düzenlemeler getirmiştir. 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 26.10.1988 tarih ve 3488/1. maddesi ile değişik 59. maddesinin 2. fıkrasında; "ilgili yada geçen ve eski yıllar borçları tertiplerinden ödenmeyen ilama bağlı borçlar Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesi ile katma bütçelerde yer alan ilama bağlı borçlar tertiplerinden ödenir. Bu tertiplerdeki ödenekleri, yetmemesi halinde arttırmaya, Maliye ve Gümrük Bakanı yetkilidir." Burada açıklanan biçimde, devletin ilama dayalı borçlarını ödemesini sağlayacak hükümler koyarken bir kamu tüzel kişisi olan davacı-borçlu vakıf üniversitesinin borcunu ifa ederken, bu ifayı onun istencine (iradesine) bıraktığı düşünülemez.

Diğer taraftan kamuya tahsis işlemi, devlet tüzel kişiliği içinde yer alan bazı kuruluşlara tanınan özellikli ve istisnai bir düzenleme olduğundan yasaya dayanması gerekir. Oysa ki, davacı üniversitenin kuruluş yasasında bu yönde bir hüküm yoktur. O halde davacının mallarını ve gelirlerini kamu hizmetine tahsis yönünde aldığı kararın ve bunu onayan YÖK'ün aldığı kararın bağlayıcı olmayacağı açıktır.

Tüm bu açıklamalara göre; Haczedilmezlik kuralının, gerek uluslararası-karşılaştırmalı hukukta gerek öğretide, gerekse son yıllarda geliştirilen Anayasa Mahkemesi ve yargısal görüşlerde sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal (istisnai) durumlarda söz konusu olması gerektiği bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilmeme-si için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, aslolanın her özel ve tüzel kişinin borcunu zamanında ödemesi olduğu, bunun gerek hukuk devleti ve hak arama özgürlüğünün gerekse de ekonomik ve sosyal hayatın bir sarsıntıya uğramadan devamının sağlanmasının gereği olduğu, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu P..... Thermal Resort Otelinin bankalardaki gelirlerinin ve Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinin döner sermayesinin gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle direnme kararı hatalıdır.

Açıklanan nedenlerle düzeltilmesi istenilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmelidir.

Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin (REDDİNE), 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren (86.000.000) lira para cezasının düzeltme isteyenden alınmasına, 26.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

Mülkiyeti Muhafaza

AV.TALİH UYAR

«Mülkiyeti muhafaza sözleşmesine dayanılarak istihkak iddiasında bulunulması: Geçerli bir «mülkiyeti muhafaza sözleşmesi» (MK. mad. 764) ile satılıp alıcısına teslim edilen -ve henüz satış bedelinin tamamı alıcısı tarafından satıcıya ödenmemiş olan- taşınır malların haczinde ileri sürülecek istihkak iddiaları da oldukça özellik taşır.


Mülkiyeti muhafaza sözleşmesinin geçerli olabilmesi -ve buradaki açıklamalar ile kuralların uygulanabilmesi- için, BK. mad. 223 ve MK. mad. 764 uyarınca, yapılmış olan sözleşmenin -herhangi bir noterde -«resmi şekilde yapılmış» ve «alıcının yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile tescil edilmiş» olması gerekir. Bu şekil, sözleşmenin geçerlik koşulu’dur. Eğer, noterde resmi şekilde yapılan sözleşme, alıcının yerleşim yeri noterliğinde bulunan özel sicile tescil edilmemişse, satış «kesin satış» sayılır ve «noterde yapılan sözleşme»den sonra «sözleşme konusu taşınırın alıcıya teslimi» ile, mülkiyet alıcıya geçmiş olur.(107)


Bu konuyla ilgili olarak ayrıca hatırlatalım ki; -hayvan satışlarında, teslimsiz rehin suretiyle satış parası güvence altına alınabildiğinden (MK. 940)- hayvan satışlarında mülkiyeti muhafaza sözleşmesi yapılamadığı gibi (MK. mad. 764/II), -taşınmaz mallarda mülkiyet alıcıya tescil ile geçtiğinden- taşınmaz mallar da, bu sözleşmeye konu edilemez...


Mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılmış olan taşınır malların -henüz alıcının satış bedelinin tamamını ödeyerek malik duruma gelmediği dönemde- haczedilmesi halinde dört varsayımla karşılaşılır.(108)

A- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın, alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi: Kural olarak, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılıp teslim edilen bir taşınır malın mülkiyeti alıcıya geçmez, satıcının üzerinde kalır. Mülkiyetin alıcıya geçmesi için, satış parasının alıcı tarafından tamamen satıcıya ödenmiş olması gerekir. Bu koşulun gerçekleşmesinden önceki dönemde, yani henüz satış bedelinin tamamı satıcıya ödenmeden, alıcıya mülkiyeti muhafaza sözleşmesiyle satılıp teslim edilmiş olan mal, alıcının alacaklıları tarafından -alıcıya ait olduğu sanılarak- haczedilirse, gerek «satıcı» ve gerekse «alıcı» (borçlu), ‘haczedilen bu taşınırın mülkiyetinin borçluya geçmemiş olduğunu’ belirterek «istihkak iddiasında» bulunabilir.(109) ileri sürülen bu istihkak iddiası üzerine;


a) Alıcının alacaklıları, borçlu-alıcının, satıcıya olan borcunu kendileri ödeyerek alıcıyı «malik» duruma getirip sonra mülkiyeti muhafaza koşulu ile satın aldığı malı haczettirip sattırabilirler.


b) Alıcının alacaklıları, alıcı-borçlunun, satıcıya olan taksit borcunu ödemeye yanaşmazlarsa;



aa- Alıcı, satıcıya olan taksit borçlarını ödememiş ve direngen (mütemerrit) duruma düşmüşse;


aaa) Satıcı, «mülkiyeti muhafaza sözleşmesi»ni -MK. mad. 765 ve BK. mad. 222 gereğince- «almış olduğu taksitleri geri vererek» bozarsa (feshederse) sattığı taşınırı geri alır ve ödediği (geri verdiği) taksitlere de, alıcının alacaklıları haciz koydurabilirler.


Alıcının, satıcıya olan taksit borçlarını ödememiş ve direngen (mütemerrit) duruma düşmüş olması halinde, alıcının alacaklısının, mülkiyeti muhafaza koşulu ile satılan mal üzerine koydurduğu hacze karşı, süresi (7 gün) içinde istihkak iddiasında bulunan -veya doğrudan doğruya istihkak davası açan- satıcı, bu suretle MK. mad. 765’deki fesih hakkını kullanmış sayılır.(110)


bbb) Alıcı, satıcıya olan taksit borçlarını ödemediği için direngen duruma düşmüş olmasına rağmen, satıcı «mülkiyeti muhafaza sözleşmesi»ni bozmaz ve BK. mad. 222 gereğince «ödenmeyen taksit alacaklarının» ödenmesini isterse, bu isteğini «istihkak davası» açarak icra mahkemesine değil, mülkiyeti muhafaza sözleşmesini ve ödenmemiş olan taksit alacaklarını -örneğin; elindeki senetleri- icra dairesine sunarak icra müdürüne bildirecektir. Çünkü; Yargıtay’ın pek çok kararında(111) açıkça belirttiği gibi, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi, satıcıya, alıcı aleyhine icra takibine girişen üçüncü kişilere karşı öncelik hakkı sağlar. Bu nedenle, icra müdürünün, satıcının bu başvurusu üzerine, «mülkiyeti muhafaza koşulu ile satılmış olan malın açık arttırma ile yapılan satışından elde edilen paranın dağıtımında» satıcıya ön sırada yer vermesi gerekir.(112) Alıcının diğer alacaklıları, ancak, satıcının kalan taksit alacağını almasından sonra artan paradan alacaklarını alabilirler.



bb- Alıcı, satıcıya olan taksit borçlarını düzenli şekilde ödemekte ise, satıcının alıcıdaki taksit alacağından dolayı, sattığı mal üzerinde öncelik hakkı -rehin hakkı gibi- vardır. Bu nedenle mülkiyeti muhafaza koşuluyla sattığı malın, alıcının alacaklıları tarafından haczi üzerine satıcı, «haczin kaldırılmasını ve onun tamamının mülkiyetinin kendisinde olduğunu» ileri süremez,(113) ancak, onun satış bedelinden öncelikle satıcının yararlanma hakkı vardır. İcra müdürünün yapacağı «derece kararı»nda, satıcının taksit alacağına öncelik tanıması ve onun ödenmesinden (karşılanmasından) sonra, artan parayı, alıcının alacaklısına ödemesi gerekir. Yapılan açık arttırmada, teklif edilen bedelin, satıcının kalan taksit alacağını karşılaması, aksi halde, satışın -pey süren alıcıya- yapılmaması gerekir.

Alıcının, taksit borçlarını düzenli şekilde ödediği durumlarda, mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan şeyin, alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi üzerine, satıcının icra mahkemesine başvurup «istihkak davası» açmasına gerek yoktur. Satıcının, alıcıdaki taksit alacağını belgeleri ile birlikte icra müdürüne bildirip, «kendisine satış bedelinden öncelik hakkı tanınmasını» istemesi gerekir. İcra müdürünün buna uymaması halinde ise, hatalı olan bu işlem hakkında icra mahkemesine şikâyet’te bulunması gerekir.


B- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın, satıcı tarafından haczedilmesi: Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satıp alıcıya teslim ettiği malı, satıcı da -ister taksit alacağı ister başka bir alacağı için- haczettirebilir. Böyle hareket etmekle, satıcı mülkiyeti muhafaza sözleşmesinden vazgeçmiş sayılır.(114)

Satıcı, alıcıdaki taksit alacağı için icra takibi yapıp, mülkiyeti muhafaza koşulu ile sattığı malı haczettirdikten ve aynı malın başka alacaklılar tarafından daha önce haczedildiğini öğrendikten sonra, icra mahkemesine başvurup «istihkak davası» açamaz. Kendisi, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi gereğince satıp teslim ettiği malı haczettirmekle, mülkiyeti muhafaza sözleşmesinden vazgeçmiş durumdadır. Kanımızca, satıcı yine icra müdürüne başvurarak ‘satış bedelinden kendisine taksit alacağı için «öncelik tanınması»nı’ isteyebilir ve icra müdürünün olumsuz tutumu karşısında, icra mahkemesine başvurabilir.

C- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın satıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi: Bu durumu, alıcının taksit borçlarını ödemede direngen olup olmadığına göre ele alıp açıklamak gerekir:


a) Eğer mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satın aldığı malın taksitlerini ödemede alıcı direngen değilse, yani düzenli biçimde borcunu ödüyorsa, satıcının alacaklıları tarafından yapılacak işlem sadece, satıcıya ödenmekte olan bu taksitlere haciz koydurup (İİK. mad. 89) bunların kendilerine ödenmesini sağlamaktan ibarettir. Yoksa, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılmış olan malı haczettiremezler.

b) Eğer alıcı, taksit borçlarını ödememekte ve;

aa) Satıcı da, mülkiyeti muhafaza sözleşmesini -MK. mad. 765 ve BK. 222 gereğince- aldığı taksitleri geri verip, bozmuş ve sattığı malın iadesini istemişse, satıcının alacaklıları bu malın haczini isteyebilirler.

Ancak bu halde, alıcıya ödemiş olduğu taksitlerin geri verilmesi gerektiğinden ve alıcının bu taksitler kendisine ödeninceye kadar o mal üzerinde hapis hakkı bulunduğundan (MK. mad. 950), satıcının alacaklılarının talebi üzerine, haczedilmiş olan malın satılabilmesi için, satışta «alıcının taksit alacağından daha fazla bir bedel»in teklif edilmiş olması gerekir.(115)

bb) Satıcı, mülkiyeti muhafaza sözleşmesini bozmamakta ise, satıcının alacaklıları için yine alıcıdaki taksit alacağının haczine istemekten başka yapacak bir şey yoktur. Kendileri, satıcının yerine geçip, «mülkiyeti muhafaza sözleşmesini bozduklarını» bildirip, satılmış olan malın haczini isteyemezler.

D- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın, alıcıdan haricen satın alan ikinci alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi: Buraya kadar incelediğimiz varsayımlarda, mülkiyeti muhafaza koşuluyla satın alınmış olan mal, henüz alıcının elinde iken -satıcının ya da alıcının alacaklıları tarafından ya da doğrudan doğruya satıcı tarafından- haczedilmişti. Bu varsayımda ise, satıcıdan mülkiyeti muhafaza sözleşmesi uyarınca taşınır malı satın alan ve teslim alan alıcı, bunu üçüncü bir kişiye satmış ve teslim etmiştir. Böylece «ilk alıcı»nın elinden çıkan ve «yeni alıcısına» teslim edilen mal, bu alıcının alacaklıları tarafından haczedilince, ilk alıcıya mülkiyeti muhafaza koşulu ile o malı satmış olan malın maliki, yeni alıcının alacaklılarına karşı da «kendisinin ilk alıcıdaki alacağından dolayı öncelik tanınmasını» isteyebilir mi? Yargıtay önceleri(116) buna olumsuz cevap vererek «MK. mad. 988 gereğince, ilk alıcıdan iyiniyetle taşınır malı iktisap etmiş olan ikinci alıcının bu iktisabının korunacağını» belirtmişken, daha sonraki bir kararında;(117) «mülkiyetin ancak satış sözleşmesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde ilk alıcıya geçeceğini, onun satış bedelinin tamamını ödemedikçe, malın maliki durumuna gelemeyeceğini, böyle olunca da, malik olmadığı şeyi satamayacağını» belirterek, ilk alıcıya mülkiyeti muhafaza koşuluyla malı satmış olan satıcının, ilk alıcıdaki taksit alacaklarından dolayı öncelik hakkına sahip olacağını kabul etmiştir. Ekseriyetle verilen bu son içtihattaki görüşe karşı olanlar -önceki kararda belirtilen gerekçelere benzer gerekçelerle- «satıcının, ilk alıcıdan iyiniyetle malı satın almış olan ikinci alıcının alacaklılarına karşı öncelik hakkına sahip olamayacağını» bildirmişlerdir. Kanımızca, yüksek mahkemenin ilk kararındaki -ve son kararının karşı oy yazısındaki- görüş, hukuk tekniğine daha uygun düşmektedir. Mülkiyeti muhafaza sözleşmesine konu olan malın niteliği (taşınabilir, kolayca el değiştirebilir olması) ve MK. 988 hükmü, bu sonucun daha doğru olacağını desteklemektedir.



(107) Bknz: 21. HD. 25.5.2004 T. 4198/5109; 28.2.2003 T. 14/1028 (İleride; İçt. No: 5-a) - 6.5.2004 T. 2980/4593
(108) KURU, B. a.g.e. C:2, s: 1157 vd. - BERKİN, N. a.g.e. s: 233 vd. - ÜSTÜNDAĞ, S. a.g.e. s:263 vd. - POSTACIOĞLU, İ. a.g.e. s: 381 vd. - TAYLAN, E. Taksitle Satışlar (Yasa D. 1980/6, s: 810 vd.) - ARAL, F. Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satılan Bir Malın, Alıcının Alacaklıları Tarafından Haczi (AHFD. 1973, C: XXX, s: 197 vd.) - ZEVKLİLER, A. İflâsta Mülkiyeti Muhafaza (AHFO. 1968/3-4, s: 195 vd.) - ELBİR, H. K. Mülkiyeti Muhafaza Mukavelesinin Haciz Halinde İcra Ettiği Tesirler (İBD. 1952/1; s: 1 vd.) - KAYGANACIOĞLU, M. a.g.m. s: 654 vd. - EREL, Ş. Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satılan Malın, Satıcı ve Satıcının Alacaklıları Tarafından Haczi (SBFD. 1977, C: XXXII, S: 1-4, s: 147 vd.) - ÖNEN, E. İcra ve İflâs Yoluyla Takipte ve Konkordatoda Mülkiyeti Muhafaza (AHFD. 1987, C: XXII, s: 535 vd.) - GÜRKANLAR, M. Mülkiyeti Saklı Tutma Şartıyla Satın Alınan Mallar Hakkında Cebri İcra ve İflas Uygulanması (AİTİAD. 1976/1-2, s: 205 vd. - PULAŞLI, H. Mülkiyeti Saklı Tutma Anlaşması ve Bundan Doğan Sorunlar (TNBHD. 1987, S: 56, s: 25 vd. - 1988, S: 57, s: 5 vd.) - BAYSAL, M. N. MK.’nun 688. Maddesi Hakkında Bir İnceleme Mülkiyeti Muhafaza Mukavelesi (Ad. D. 1990, S: 3, s: 21 vd.) - TEKİNAY, S.S. Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Yapılan Satışlar Hakkında Düşünceler (Bursa Bar. D. 1993/Temmuz, s: 4 vd.) - ASLAN, K. age. s: 134 vd.

(109) Satıcı, mülkiyeti muhafaza koşulu ile alıcıya sattığı (teslim ettiği) malın, alıcının alacaklıları tarafından haczettirilmiş olduğunu öğrenmesine rağmen 7 gün içinde -«haczedilmiş olan malın kendisine ait olduğunu» bildirerek- icra dairesine başvurup «istihkak iddiası»nda bulunmaz (ya da, doğrudan doğruya icra mahkemesine «istihkak davası» açmazsa); bir görüşe göre (KURU, B. a.g.e. s: 1159; 1166); ‘mülkiyeti muhafaza koşulu ile alıcıya (borçluya) devredilmiş olan mal, borçlunun gibi haciz koyduran alacaklının talebi üzerine satılır ve bedelinden alacaklı (alıcı-borçlunun alacaklısı) tatmin edilir... Buna karşın diğer bir görüşe göre; (POSTACIOĞLU, İ. age. s:382) mülkiyeti muhafaza koşulu ile satılmış olan malın alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi halinde, satıcı dilerse akdi feshetmeyerek alıcıda kalan taksit alacağını talep etmek yetkisine de sahiptir. Böyle bir akdin, satıcıya temin edeceği fayda, alıcı aleyhine icra takibine girişen üçüncü kişilere karşı, rüçhan (öncelik) hakkına sahip olmaktan ibarettir.


(110) ELBİR, H. K. a.g.m. s: 14 - ARAL, F. a.g.m. s: 224 - KURU, B. a.g.e. C:2, s: 1133

(111) Bknz: 12. HD. 3.5.1988 T. 7326/5930; 20.2.1978 T. 1322/1545 vb.

(112) Bknz: 12. HD. 5.7.1977 T. 5836/6783

(113) Bknz: 13. HD. 8.4.1974 T. 840/794

(114) ELBİR, H. K. agm. s: 18 - KURU, B. age. c: 2 s: 1168

(115) KURU, B. age. c: 2, s: 1168

(116) Bknz: 12. HD. 13.10.1973 T. 7518/9133

(117) Bknz: 12. HD. 28.6.1976 T. 5098/8058
  • Cevap Yok
  • 13-01-2021, Saat: 01:16
  • DuraN
AV.TALİH UYAR

«Mülkiyeti muhafaza sözleşmesine dayanılarak istihkak iddiasında bulunulması: Geçerli bir «mülkiyeti muhafaza sözleşmesi» (MK. mad. 764) ile satılıp alıcısına teslim edilen -ve henüz satış bedelinin tamamı alıcısı tarafından satıcıya ödenmemiş olan- taşınır malların haczinde ileri sürülecek istihkak iddiaları da oldukça özellik taşır.


Mülkiyeti muhafaza sözleşmesinin geçerli olabilmesi -ve buradaki açıklamalar ile kuralların uygulanabilmesi- için, BK. mad. 223 ve MK. mad. 764 uyarınca, yapılmış olan sözleşmenin -herhangi bir noterde -«resmi şekilde yapılmış» ve «alıcının yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile tescil edilmiş» olması gerekir. Bu şekil, sözleşmenin geçerlik koşulu’dur. Eğer, noterde resmi şekilde yapılan sözleşme, alıcının yerleşim yeri noterliğinde bulunan özel sicile tescil edilmemişse, satış «kesin satış» sayılır ve «noterde yapılan sözleşme»den sonra «sözleşme konusu taşınırın alıcıya teslimi» ile, mülkiyet alıcıya geçmiş olur.(107)


Bu konuyla ilgili olarak ayrıca hatırlatalım ki; -hayvan satışlarında, teslimsiz rehin suretiyle satış parası güvence altına alınabildiğinden (MK. 940)- hayvan satışlarında mülkiyeti muhafaza sözleşmesi yapılamadığı gibi (MK. mad. 764/II), -taşınmaz mallarda mülkiyet alıcıya tescil ile geçtiğinden- taşınmaz mallar da, bu sözleşmeye konu edilemez...


Mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılmış olan taşınır malların -henüz alıcının satış bedelinin tamamını ödeyerek malik duruma gelmediği dönemde- haczedilmesi halinde dört varsayımla karşılaşılır.(108)

A- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın, alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi: Kural olarak, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılıp teslim edilen bir taşınır malın mülkiyeti alıcıya geçmez, satıcının üzerinde kalır. Mülkiyetin alıcıya geçmesi için, satış parasının alıcı tarafından tamamen satıcıya ödenmiş olması gerekir. Bu koşulun gerçekleşmesinden önceki dönemde, yani henüz satış bedelinin tamamı satıcıya ödenmeden, alıcıya mülkiyeti muhafaza sözleşmesiyle satılıp teslim edilmiş olan mal, alıcının alacaklıları tarafından -alıcıya ait olduğu sanılarak- haczedilirse, gerek «satıcı» ve gerekse «alıcı» (borçlu), ‘haczedilen bu taşınırın mülkiyetinin borçluya geçmemiş olduğunu’ belirterek «istihkak iddiasında» bulunabilir.(109) ileri sürülen bu istihkak iddiası üzerine;


a) Alıcının alacaklıları, borçlu-alıcının, satıcıya olan borcunu kendileri ödeyerek alıcıyı «malik» duruma getirip sonra mülkiyeti muhafaza koşulu ile satın aldığı malı haczettirip sattırabilirler.


b) Alıcının alacaklıları, alıcı-borçlunun, satıcıya olan taksit borcunu ödemeye yanaşmazlarsa;



aa- Alıcı, satıcıya olan taksit borçlarını ödememiş ve direngen (mütemerrit) duruma düşmüşse;


aaa) Satıcı, «mülkiyeti muhafaza sözleşmesi»ni -MK. mad. 765 ve BK. mad. 222 gereğince- «almış olduğu taksitleri geri vererek» bozarsa (feshederse) sattığı taşınırı geri alır ve ödediği (geri verdiği) taksitlere de, alıcının alacaklıları haciz koydurabilirler.


Alıcının, satıcıya olan taksit borçlarını ödememiş ve direngen (mütemerrit) duruma düşmüş olması halinde, alıcının alacaklısının, mülkiyeti muhafaza koşulu ile satılan mal üzerine koydurduğu hacze karşı, süresi (7 gün) içinde istihkak iddiasında bulunan -veya doğrudan doğruya istihkak davası açan- satıcı, bu suretle MK. mad. 765’deki fesih hakkını kullanmış sayılır.(110)


bbb) Alıcı, satıcıya olan taksit borçlarını ödemediği için direngen duruma düşmüş olmasına rağmen, satıcı «mülkiyeti muhafaza sözleşmesi»ni bozmaz ve BK. mad. 222 gereğince «ödenmeyen taksit alacaklarının» ödenmesini isterse, bu isteğini «istihkak davası» açarak icra mahkemesine değil, mülkiyeti muhafaza sözleşmesini ve ödenmemiş olan taksit alacaklarını -örneğin; elindeki senetleri- icra dairesine sunarak icra müdürüne bildirecektir. Çünkü; Yargıtay’ın pek çok kararında(111) açıkça belirttiği gibi, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi, satıcıya, alıcı aleyhine icra takibine girişen üçüncü kişilere karşı öncelik hakkı sağlar. Bu nedenle, icra müdürünün, satıcının bu başvurusu üzerine, «mülkiyeti muhafaza koşulu ile satılmış olan malın açık arttırma ile yapılan satışından elde edilen paranın dağıtımında» satıcıya ön sırada yer vermesi gerekir.(112) Alıcının diğer alacaklıları, ancak, satıcının kalan taksit alacağını almasından sonra artan paradan alacaklarını alabilirler.



bb- Alıcı, satıcıya olan taksit borçlarını düzenli şekilde ödemekte ise, satıcının alıcıdaki taksit alacağından dolayı, sattığı mal üzerinde öncelik hakkı -rehin hakkı gibi- vardır. Bu nedenle mülkiyeti muhafaza koşuluyla sattığı malın, alıcının alacaklıları tarafından haczi üzerine satıcı, «haczin kaldırılmasını ve onun tamamının mülkiyetinin kendisinde olduğunu» ileri süremez,(113) ancak, onun satış bedelinden öncelikle satıcının yararlanma hakkı vardır. İcra müdürünün yapacağı «derece kararı»nda, satıcının taksit alacağına öncelik tanıması ve onun ödenmesinden (karşılanmasından) sonra, artan parayı, alıcının alacaklısına ödemesi gerekir. Yapılan açık arttırmada, teklif edilen bedelin, satıcının kalan taksit alacağını karşılaması, aksi halde, satışın -pey süren alıcıya- yapılmaması gerekir.

Alıcının, taksit borçlarını düzenli şekilde ödediği durumlarda, mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan şeyin, alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi üzerine, satıcının icra mahkemesine başvurup «istihkak davası» açmasına gerek yoktur. Satıcının, alıcıdaki taksit alacağını belgeleri ile birlikte icra müdürüne bildirip, «kendisine satış bedelinden öncelik hakkı tanınmasını» istemesi gerekir. İcra müdürünün buna uymaması halinde ise, hatalı olan bu işlem hakkında icra mahkemesine şikâyet’te bulunması gerekir.


B- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın, satıcı tarafından haczedilmesi: Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satıp alıcıya teslim ettiği malı, satıcı da -ister taksit alacağı ister başka bir alacağı için- haczettirebilir. Böyle hareket etmekle, satıcı mülkiyeti muhafaza sözleşmesinden vazgeçmiş sayılır.(114)

Satıcı, alıcıdaki taksit alacağı için icra takibi yapıp, mülkiyeti muhafaza koşulu ile sattığı malı haczettirdikten ve aynı malın başka alacaklılar tarafından daha önce haczedildiğini öğrendikten sonra, icra mahkemesine başvurup «istihkak davası» açamaz. Kendisi, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi gereğince satıp teslim ettiği malı haczettirmekle, mülkiyeti muhafaza sözleşmesinden vazgeçmiş durumdadır. Kanımızca, satıcı yine icra müdürüne başvurarak ‘satış bedelinden kendisine taksit alacağı için «öncelik tanınması»nı’ isteyebilir ve icra müdürünün olumsuz tutumu karşısında, icra mahkemesine başvurabilir.

C- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın satıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi: Bu durumu, alıcının taksit borçlarını ödemede direngen olup olmadığına göre ele alıp açıklamak gerekir:


a) Eğer mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satın aldığı malın taksitlerini ödemede alıcı direngen değilse, yani düzenli biçimde borcunu ödüyorsa, satıcının alacaklıları tarafından yapılacak işlem sadece, satıcıya ödenmekte olan bu taksitlere haciz koydurup (İİK. mad. 89) bunların kendilerine ödenmesini sağlamaktan ibarettir. Yoksa, mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılmış olan malı haczettiremezler.

b) Eğer alıcı, taksit borçlarını ödememekte ve;

aa) Satıcı da, mülkiyeti muhafaza sözleşmesini -MK. mad. 765 ve BK. 222 gereğince- aldığı taksitleri geri verip, bozmuş ve sattığı malın iadesini istemişse, satıcının alacaklıları bu malın haczini isteyebilirler.

Ancak bu halde, alıcıya ödemiş olduğu taksitlerin geri verilmesi gerektiğinden ve alıcının bu taksitler kendisine ödeninceye kadar o mal üzerinde hapis hakkı bulunduğundan (MK. mad. 950), satıcının alacaklılarının talebi üzerine, haczedilmiş olan malın satılabilmesi için, satışta «alıcının taksit alacağından daha fazla bir bedel»in teklif edilmiş olması gerekir.(115)

bb) Satıcı, mülkiyeti muhafaza sözleşmesini bozmamakta ise, satıcının alacaklıları için yine alıcıdaki taksit alacağının haczine istemekten başka yapacak bir şey yoktur. Kendileri, satıcının yerine geçip, «mülkiyeti muhafaza sözleşmesini bozduklarını» bildirip, satılmış olan malın haczini isteyemezler.

D- Mülkiyeti muhafaza koşuluyla satılan malın, alıcıdan haricen satın alan ikinci alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi: Buraya kadar incelediğimiz varsayımlarda, mülkiyeti muhafaza koşuluyla satın alınmış olan mal, henüz alıcının elinde iken -satıcının ya da alıcının alacaklıları tarafından ya da doğrudan doğruya satıcı tarafından- haczedilmişti. Bu varsayımda ise, satıcıdan mülkiyeti muhafaza sözleşmesi uyarınca taşınır malı satın alan ve teslim alan alıcı, bunu üçüncü bir kişiye satmış ve teslim etmiştir. Böylece «ilk alıcı»nın elinden çıkan ve «yeni alıcısına» teslim edilen mal, bu alıcının alacaklıları tarafından haczedilince, ilk alıcıya mülkiyeti muhafaza koşulu ile o malı satmış olan malın maliki, yeni alıcının alacaklılarına karşı da «kendisinin ilk alıcıdaki alacağından dolayı öncelik tanınmasını» isteyebilir mi? Yargıtay önceleri(116) buna olumsuz cevap vererek «MK. mad. 988 gereğince, ilk alıcıdan iyiniyetle taşınır malı iktisap etmiş olan ikinci alıcının bu iktisabının korunacağını» belirtmişken, daha sonraki bir kararında;(117) «mülkiyetin ancak satış sözleşmesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde ilk alıcıya geçeceğini, onun satış bedelinin tamamını ödemedikçe, malın maliki durumuna gelemeyeceğini, böyle olunca da, malik olmadığı şeyi satamayacağını» belirterek, ilk alıcıya mülkiyeti muhafaza koşuluyla malı satmış olan satıcının, ilk alıcıdaki taksit alacaklarından dolayı öncelik hakkına sahip olacağını kabul etmiştir. Ekseriyetle verilen bu son içtihattaki görüşe karşı olanlar -önceki kararda belirtilen gerekçelere benzer gerekçelerle- «satıcının, ilk alıcıdan iyiniyetle malı satın almış olan ikinci alıcının alacaklılarına karşı öncelik hakkına sahip olamayacağını» bildirmişlerdir. Kanımızca, yüksek mahkemenin ilk kararındaki -ve son kararının karşı oy yazısındaki- görüş, hukuk tekniğine daha uygun düşmektedir. Mülkiyeti muhafaza sözleşmesine konu olan malın niteliği (taşınabilir, kolayca el değiştirebilir olması) ve MK. 988 hükmü, bu sonucun daha doğru olacağını desteklemektedir.



(107) Bknz: 21. HD. 25.5.2004 T. 4198/5109; 28.2.2003 T. 14/1028 (İleride; İçt. No: 5-a) - 6.5.2004 T. 2980/4593
(108) KURU, B. a.g.e. C:2, s: 1157 vd. - BERKİN, N. a.g.e. s: 233 vd. - ÜSTÜNDAĞ, S. a.g.e. s:263 vd. - POSTACIOĞLU, İ. a.g.e. s: 381 vd. - TAYLAN, E. Taksitle Satışlar (Yasa D. 1980/6, s: 810 vd.) - ARAL, F. Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satılan Bir Malın, Alıcının Alacaklıları Tarafından Haczi (AHFD. 1973, C: XXX, s: 197 vd.) - ZEVKLİLER, A. İflâsta Mülkiyeti Muhafaza (AHFO. 1968/3-4, s: 195 vd.) - ELBİR, H. K. Mülkiyeti Muhafaza Mukavelesinin Haciz Halinde İcra Ettiği Tesirler (İBD. 1952/1; s: 1 vd.) - KAYGANACIOĞLU, M. a.g.m. s: 654 vd. - EREL, Ş. Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satılan Malın, Satıcı ve Satıcının Alacaklıları Tarafından Haczi (SBFD. 1977, C: XXXII, S: 1-4, s: 147 vd.) - ÖNEN, E. İcra ve İflâs Yoluyla Takipte ve Konkordatoda Mülkiyeti Muhafaza (AHFD. 1987, C: XXII, s: 535 vd.) - GÜRKANLAR, M. Mülkiyeti Saklı Tutma Şartıyla Satın Alınan Mallar Hakkında Cebri İcra ve İflas Uygulanması (AİTİAD. 1976/1-2, s: 205 vd. - PULAŞLI, H. Mülkiyeti Saklı Tutma Anlaşması ve Bundan Doğan Sorunlar (TNBHD. 1987, S: 56, s: 25 vd. - 1988, S: 57, s: 5 vd.) - BAYSAL, M. N. MK.’nun 688. Maddesi Hakkında Bir İnceleme Mülkiyeti Muhafaza Mukavelesi (Ad. D. 1990, S: 3, s: 21 vd.) - TEKİNAY, S.S. Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Yapılan Satışlar Hakkında Düşünceler (Bursa Bar. D. 1993/Temmuz, s: 4 vd.) - ASLAN, K. age. s: 134 vd.

(109) Satıcı, mülkiyeti muhafaza koşulu ile alıcıya sattığı (teslim ettiği) malın, alıcının alacaklıları tarafından haczettirilmiş olduğunu öğrenmesine rağmen 7 gün içinde -«haczedilmiş olan malın kendisine ait olduğunu» bildirerek- icra dairesine başvurup «istihkak iddiası»nda bulunmaz (ya da, doğrudan doğruya icra mahkemesine «istihkak davası» açmazsa); bir görüşe göre (KURU, B. a.g.e. s: 1159; 1166); ‘mülkiyeti muhafaza koşulu ile alıcıya (borçluya) devredilmiş olan mal, borçlunun gibi haciz koyduran alacaklının talebi üzerine satılır ve bedelinden alacaklı (alıcı-borçlunun alacaklısı) tatmin edilir... Buna karşın diğer bir görüşe göre; (POSTACIOĞLU, İ. age. s:382) mülkiyeti muhafaza koşulu ile satılmış olan malın alıcının alacaklıları tarafından haczedilmesi halinde, satıcı dilerse akdi feshetmeyerek alıcıda kalan taksit alacağını talep etmek yetkisine de sahiptir. Böyle bir akdin, satıcıya temin edeceği fayda, alıcı aleyhine icra takibine girişen üçüncü kişilere karşı, rüçhan (öncelik) hakkına sahip olmaktan ibarettir.


(110) ELBİR, H. K. a.g.m. s: 14 - ARAL, F. a.g.m. s: 224 - KURU, B. a.g.e. C:2, s: 1133

(111) Bknz: 12. HD. 3.5.1988 T. 7326/5930; 20.2.1978 T. 1322/1545 vb.

(112) Bknz: 12. HD. 5.7.1977 T. 5836/6783

(113) Bknz: 13. HD. 8.4.1974 T. 840/794

(114) ELBİR, H. K. agm. s: 18 - KURU, B. age. c: 2 s: 1168

(115) KURU, B. age. c: 2, s: 1168

(116) Bknz: 12. HD. 13.10.1973 T. 7518/9133

(117) Bknz: 12. HD. 28.6.1976 T. 5098/8058

İtirazın İptali - Mirasın Reddi

T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
Esas No:2014/16057
Karar No:2015/10883
K. Tarihi:11.6.2015
MAHKEMESİ : DERİNKUYU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/04/2014
NUMARASI : 2013/151-2014/62

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili ve dahili davalı H.. M.. tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar vekili dava dilekçesinde; .... tesisat numaralı aboneliğin E... M.. adına kayıtlı olduğunu, söz konusu aboneliğin adına tahakkuk etmiş olan 24/07/2012 ve 10/08/2012 tarihli kaçak elektrik tüketim faturalarına ilişkin borç ödenmediğini, Derinkuyu İcra Müdürlüğünün 2012/336 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından sırf ödemeyi geciktirmek amacıyla haksız olarak takibe itiraz edilerek takibin durdurulduğunu; davalı tarafından sırf ödemeyi geciktirmek amacıyla haksız olarak yapılan itirazın iptali gerektiğini, haksız ve mesnetsiz olarak takibe itiraz edilmiş olup, yapılan itirazın iptal edilmesi ve davalı borçlunun %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafın 10/04/2013 tarihinde öldüğünün anlaşılmış olması nedeniyle davacı tarafça dava mirasçılarına yöneltilmiş dahili davalılar adına çıkartılan tebligatlar yerel mahkemece usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, ancak davalılar davaya cevap vermeyerek davayı inkar etmişlerdir.
Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulü cihetine gidilmiş; sözkonusu karar, davacı vekili ve dahili davalı H.. M.. tarafından temyiz edilmiştir .
Dava İİK'nun 67.maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır.
l-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.
2-) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Türk Medeni Kanunu'nun 611. maddesinde "Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer. Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça miras bırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır" hükmüne yer verilmiştir
Yukarıda da ifade olunduğu üzere; Davalı H.. M.., mirasbırakanı E... M...'nun ölümü üzerine davaya dahil edilmiştir.
Davalı, temyiz aşamasında, mirası red ettiğini bildirerek mirasın reddine ilişkin Derinkuyu Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.09.2013 tarih, 2013/59 Esas- 2013/90 Karar sayılı ilamı sunmuştur.
O halde mahkemece, mirasın reddine ilişkin ilamın ve buna bağlı olarak davalıların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda mirası red eden mirasçılar yönünden mirasın, kendileri sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçeceği nazara alınarak, mirasın reddine ilişkin kararların kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulması, eğer kesinleşmiş ise mirası reddedenlerin kanuni mirasçılarının tespiti ile onların da davaya dahil edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek davanın kabulü cihetine gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 13-01-2021, Saat: 01:04
  • DuraN
T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
Esas No:2014/16057
Karar No:2015/10883
K. Tarihi:11.6.2015
MAHKEMESİ : DERİNKUYU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/04/2014
NUMARASI : 2013/151-2014/62

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili ve dahili davalı H.. M.. tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar vekili dava dilekçesinde; .... tesisat numaralı aboneliğin E... M.. adına kayıtlı olduğunu, söz konusu aboneliğin adına tahakkuk etmiş olan 24/07/2012 ve 10/08/2012 tarihli kaçak elektrik tüketim faturalarına ilişkin borç ödenmediğini, Derinkuyu İcra Müdürlüğünün 2012/336 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından sırf ödemeyi geciktirmek amacıyla haksız olarak takibe itiraz edilerek takibin durdurulduğunu; davalı tarafından sırf ödemeyi geciktirmek amacıyla haksız olarak yapılan itirazın iptali gerektiğini, haksız ve mesnetsiz olarak takibe itiraz edilmiş olup, yapılan itirazın iptal edilmesi ve davalı borçlunun %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafın 10/04/2013 tarihinde öldüğünün anlaşılmış olması nedeniyle davacı tarafça dava mirasçılarına yöneltilmiş dahili davalılar adına çıkartılan tebligatlar yerel mahkemece usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, ancak davalılar davaya cevap vermeyerek davayı inkar etmişlerdir.
Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulü cihetine gidilmiş; sözkonusu karar, davacı vekili ve dahili davalı H.. M.. tarafından temyiz edilmiştir .
Dava İİK'nun 67.maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır.
l-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.
2-) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Türk Medeni Kanunu'nun 611. maddesinde "Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer. Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça miras bırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalır" hükmüne yer verilmiştir
Yukarıda da ifade olunduğu üzere; Davalı H.. M.., mirasbırakanı E... M...'nun ölümü üzerine davaya dahil edilmiştir.
Davalı, temyiz aşamasında, mirası red ettiğini bildirerek mirasın reddine ilişkin Derinkuyu Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.09.2013 tarih, 2013/59 Esas- 2013/90 Karar sayılı ilamı sunmuştur.
O halde mahkemece, mirasın reddine ilişkin ilamın ve buna bağlı olarak davalıların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda mirası red eden mirasçılar yönünden mirasın, kendileri sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçeceği nazara alınarak, mirasın reddine ilişkin kararların kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulması, eğer kesinleşmiş ise mirası reddedenlerin kanuni mirasçılarının tespiti ile onların da davaya dahil edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek davanın kabulü cihetine gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararlarına Göre Mülkiyeti Muhafaza Kaydı

Taşınır malın mülkiyetinin devrini öngören mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin TMK. mad. 764 gereğince, noterde resmi şekilde yapılmasının ve alıcının yerleşim yeri noterliğinin özel siciline tescilinin gerektiği- Mülkiyeti muhafaza sözleşmesinin genel olarak, alıcıya teslim edilmiş olmasına rağmen, satılan şeyin mülkiyetini, belli bir şartın gerçekleşmesine kadar alıcıda saklı tutan bir sözleşme türü olduğu ve taşınırlarda mülkiyetin intikalinin teslimle gerçekleşeceği kuralının bir istisnası olduğu- Mülkiyeti muhafaza kaydı ile alınan aracın trafik kaydına, alıcının alacaklısı tarafından haciz konulması halinde, satıcının istihkak iddiasında bulunma hakkı olduğu-

Dava, 3. kişinin İİK'nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Taşınır malın mülkiyetinin devrini öngören mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin TMK 764. maddesi gereğince, noterde resmi şekilde yapılması ve alıcının yerleşim yeri noterliğinin özel siciline tescili gerekmektedir. Mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin geçerli olması için bu iki koşulun da birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Somut olayda, davacı 3.kişi satıcının sunduğu mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin, Bakırköy 38. Noterliği'nce düzenlendiği, İstanbul 28. Noterliği'nce özel sicile tescil edildiği anlaşılmakla, belirtilen iki koşulu da taşımakta olup geçerli bir sözleşmedir.

Mülkiyeti muhafaza sözleşmesi genel olarak, alıcıya teslim edilmiş olmasına rağmen, satılan şeyin mülkiyetini, belli bir şartın gerçekleşmesine kadar alıcıda saklı tutan bir sözleşme türü olup, taşınırlarda mülkiyetin intikalinin teslimle gerçekleşeceği kuralının bir istisnasıdır.

Mülkiyeti muhafaza kaydı ile alınan aracın trafik kaydına, alıcının alacaklısı tarafından haciz konulması halinde, satıcının istihkak iddiasında bulunma hakkı vardır. Davalı alacaklı tarafından, satışa ilişkin son senet günü geçmesine rağmen, davacı 3. kişi satıcının alacağını tahsil etmek amacı ile hukuki işleme başvurmadığından bahisle, davacı 3.kişi satıcının sunduğu mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin muvazaalı olduğu iddia edilmişse de, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre muvazaayı ispat edecek bir delil bulunmadığı gibi taksitlerin tamamı ödenmediğinden mülkiyetin borçluya intikali de gerçekleşmemiştir.

Açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı 3. kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 21.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 21.03.2017 T. E: 2015/5071, K: 4025
Taşınır malın mülkiyetinin devrini öngören mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin TMK. mad. 764 gereğince, noterde resmi şekilde yapılmasının ve alıcının yerleşim yeri noterliğinin özel siciline tescilinin gerektiği- Mülkiyeti muhafaza sözleşmesinin genel olarak, alıcıya teslim edilmiş olmasına rağmen, satılan şeyin mülkiyetini, belli bir şartın gerçekleşmesine kadar alıcıda saklı tutan bir sözleşme türü olduğu ve taşınırlarda mülkiyetin intikalinin teslimle gerçekleşeceği kuralının bir istisnası olduğu- Mülkiyeti muhafaza kaydı ile alınan aracın trafik kaydına, alıcının alacaklısı tarafından haciz konulması halinde, satıcının istihkak iddiasında bulunma hakkı olduğu-

Dava, 3. kişinin İİK'nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Taşınır malın mülkiyetinin devrini öngören mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin TMK 764. maddesi gereğince, noterde resmi şekilde yapılması ve alıcının yerleşim yeri noterliğinin özel siciline tescili gerekmektedir. Mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin geçerli olması için bu iki koşulun da birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Somut olayda, davacı 3.kişi satıcının sunduğu mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin, Bakırköy 38. Noterliği'nce düzenlendiği, İstanbul 28. Noterliği'nce özel sicile tescil edildiği anlaşılmakla, belirtilen iki koşulu da taşımakta olup geçerli bir sözleşmedir.

Mülkiyeti muhafaza sözleşmesi genel olarak, alıcıya teslim edilmiş olmasına rağmen, satılan şeyin mülkiyetini, belli bir şartın gerçekleşmesine kadar alıcıda saklı tutan bir sözleşme türü olup, taşınırlarda mülkiyetin intikalinin teslimle gerçekleşeceği kuralının bir istisnasıdır.

Mülkiyeti muhafaza kaydı ile alınan aracın trafik kaydına, alıcının alacaklısı tarafından haciz konulması halinde, satıcının istihkak iddiasında bulunma hakkı vardır. Davalı alacaklı tarafından, satışa ilişkin son senet günü geçmesine rağmen, davacı 3. kişi satıcının alacağını tahsil etmek amacı ile hukuki işleme başvurmadığından bahisle, davacı 3.kişi satıcının sunduğu mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinin muvazaalı olduğu iddia edilmişse de, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre muvazaayı ispat edecek bir delil bulunmadığı gibi taksitlerin tamamı ödenmediğinden mülkiyetin borçluya intikali de gerçekleşmemiştir.

Açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı 3. kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 21.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 21.03.2017 T. E: 2015/5071, K: 4025

Yıllara Göre Tebligat Ücretleri

Sıra No
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Ücret Miktarı
1
25/06/2006
10/01/2008
4,00.TL
2
10/01/2008
10/08/2009
4,50.TL
3
10/08/2009
01/01/2011
5,00.TL
4
01/01/2011
01/01/2012
6,00.TL
5
01/01/2012
01/01/2013
7,00.TL
6
01/01/2013
01/01/2014
8,00.TL
7
01/01/2014
02/05/2016
9,00.TL
8
02/05/2016
11/07/2016
10,00.TL
9
11/07/2016
31/07/2017
11,00.TL
10
31/07/2017
02/01/2018
12,50.TL
11
02/01/2018
20/05/2019
14,00.TL
12
20/05/2019
01/11/2019
16,20.TL
13
01/11/2019
Devam Ediyor
19,00.TL
  • Cevap Yok
  • 12-01-2021, Saat: 23:15
  • DuraN
Sıra No
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Ücret Miktarı
1
25/06/2006
10/01/2008
4,00.TL
2
10/01/2008
10/08/2009
4,50.TL
3
10/08/2009
01/01/2011
5,00.TL
4
01/01/2011
01/01/2012
6,00.TL
5
01/01/2012
01/01/2013
7,00.TL
6
01/01/2013
01/01/2014
8,00.TL
7
01/01/2014
02/05/2016
9,00.TL
8
02/05/2016
11/07/2016
10,00.TL
9
11/07/2016
31/07/2017
11,00.TL
10
31/07/2017
02/01/2018
12,50.TL
11
02/01/2018
20/05/2019
14,00.TL
12
20/05/2019
01/11/2019
16,20.TL
13
01/11/2019
Devam Ediyor
19,00.TL

Taşınır Rehnine İlişkin ilamsız Takipte asıl borçlu ve rehinli taşınır maliki takip arkadaşlığı

Yapılan yargılamada saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, taşınır rehninin paraya çevrilmesi için ilamsız icra takiplerinde asıl borçlu ve rehinli taşınır maliki bakımından zorunlu takip arkadaşığı söz konusu olduğu, davacı tarafından sadece asıl borçlu hakkında başlatılan icra takibi usulüne uygun addedilemeyeceğinden, bu cihetle davalının münhasıran gemi maliki sıfatına dayalı olarak takibe ve hacze dilekçeyle itirazda bulunmasının haklı nedenlere dayalı olduğunun kabulü ile alacaklı tarafından açılan davanın reddi gerektiği-Taraflar arasında görülen davada Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih ve 2017/297 E- 2018/249 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nce verilen 12/09/2018 tarih ve 2018/1123 E- 2018/1116 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin Samsun Limanını işlettiğini, IMO 8030178 numaralı Ateşbey Gemisine verilen liman hizmetler karşılığında yaklaşık 12 aydır hiçbir ödeme yapılmadığını, Samsun 9.İcra Müdürlüğünün 2015/... Esas sayılı dosyası ile geminin donatanı/işleteni Elgin Shıppıng’e izafeten gemi acentesi Piri Reis Ltd. Şti. aleyhine icra takibi yapıldığını, süresinde itiraz olmadığından takibin kesinleştiğini, ancak gemi acentesinin borçlu geminin acentesi olmadığı gerekçesiyle ödeme emrini icra müdürlüğüne iade ettiğini, daha sonradan ise takipte 3.kişi konumunda bulunan davalının geminin yeni maliki olduğu iddiasıyla istihkak iddiasında ve itirazda bulunması üzerine takibin durduğunu, müvekkilinin gemi alacaklısı ve kanuni rehin hakkı sahibi olduğunu, gemi malikinin değişmiş olmasının müvekkili açısından bir hak kaybına yol açmayacağını ileri sürerek, müvekkilinin gemi alacaklısı ve kanuni rehin hakkı sahibi olduğunun kabulüne, icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; müvekilinin gemiyi 29.04.2015 tarihinde satın aldığını, 20.05.2015 tarihinde ise tamamen devir aldığını, Samsun 9. İcra Müdürlüğünün 2015/... Esas sayılı dosyasında borçlunun geminin eski sahibi olduğunu, müvekkilinin 3.kişi konumunda olduğunu ve herhangi bir borcu bulunmadığını, icra takibinin yasaya uygun olarak yapılmadığını, gemi maliki veya donatanına karşı yapılmış bir icra takibi bulunmadığını, bu nedenle husumet nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacının alacağının kanuni rehin hakkı veren bir gemi alacağı olmadığını, takip geçerli olmadığından itirazın iptali davası açılamayacağını, davacının gemiyi kasten limanda tuttuğunu, davacı tarafından çıkartılan faturaların Samsunport Liman ücret tarifesinin çok üzerinde olduğunu savunarak, haksız açılan davanın reddi ile gemi üzerindeki ihtiyati haciz ve seferden men işlemlerinin kaldırılmasını istemiştir.

İlk derece mahkemesi vermiş olduğu ilk kararında; aleyhinde bir takip olmayan davalı tarafından yapılan itiraz üzerine takibin durdurulması karşısında itirazın iptali davası açılamayacağı ve davacının eldeki davanın açılmasında hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar vermiş, bu karara karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu üzerine ise, Bölge Adliye Mahkemesince; hakkında takip yapılmayan davalının, gemi üzerinde mülkiyet hakkına dayalı istihkak iddiasında bulunduğu ve takibe yaptığı istihkak iddiasının istihkak prosedürü çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının takip tarihinden önce 29.04.2015 tarihinde satın almak suretiyle geminin maliki olduğu, davacının takibe konu alacağının TTK m.1320 kapsamında bir gemi alacağı olmadığı, bu nedenle TKK m. 1321/5 gereğince davalıya karşı ileri sürülemeyeceği ve TTK m.1380'e göre de taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılamayacağı, davalının istihkak iddiasının sabit olduğu, esasen icra takibinin bu yönden de eksik olduğu, davacının gemi malikine karşı da takip yapıp her iki takibi birleştirerek icra takibi işlemlerine devam etmesi gerektiği, öte yandan icra takibine konu işin yapılıp yapılmadığı hususunun dahi sabit olmadığı, tazminat talebine yönelik olarak ise, takip tarihi itibariyle davacının geminin mülkiyetinin el değiştirdiğine ilişkin bilgisi olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı gerekçeleriyle, davanın ve kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- İtirazın iptali davası olarak açılan bir davada, davanın istihkak davası olarak görülmesini gerektirir bir neden bulunmadığı halde, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince, davacının vaki istinaf başvurusu üzerine davanın istihkak davası prosedürü çerçevesinde çözümlen-mesi gerektiğine ilişen kararı yerinde değilse de, Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ve dosya kendisine iade edilen ilk derece mahkemesince de dava istihkak davası olarak nitelendirilerek sonuca varılmış olmakla, temyiz edenin sıfatı ve ileri sürdüğü temyiz nedenleri de gözetilerek açıklanan yanlışlık bozma nedeni sayılmamıştır.

2- Yapılan yargılama ve yukarda açıklandığı biçimiyle saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, taşınır rehninin paraya çevrilmesi için ilamsız icra takiplerinde asıl borçlu ve rehinli taşınır maliki bakımından zorunlu takip arkadaşlığı söz konusu olduğundan, davacı tarafından sadece asıl borçlu hakkında başlatılan icra takibi usulüne uygun addedilemeyeceğinden, bu cihetle davalının münhasıran gemi maliki sıfatına dayalı olarak takibe ve hacze dilekçeyle itirazda bulunmasının haklı nedenlere dayalı olduğunun kabulüyle alacaklı tarafından açılan işbu davanın salt bu nedenle reddi gerekirken varlığı ileri sürülen alacağın gemi alacağı niteliğinde olup olmadığı tartışılmak suretiyle varılan sonuç dairesinde davanın reddine hükmedilmesi gerekçesi itibariyle doğru olmamakla birlikte, bu husus sonuca etkili görülmediği gibi davanın mahkemece nitelendirildiği biçimiyle istihkak davaları bakımından Av.Asg.Ücret Tarifesi'nde maktu vekalet ücretine hükmedilmesini gerektirir bir hüküm söz konusu olmadığından, vaki istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine dair karar yerinde görülmekle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 18,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 14.07.2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

11. HD. 14.07.2020 T. E: 2018/5257, K: 3487
Yapılan yargılamada saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, taşınır rehninin paraya çevrilmesi için ilamsız icra takiplerinde asıl borçlu ve rehinli taşınır maliki bakımından zorunlu takip arkadaşığı söz konusu olduğu, davacı tarafından sadece asıl borçlu hakkında başlatılan icra takibi usulüne uygun addedilemeyeceğinden, bu cihetle davalının münhasıran gemi maliki sıfatına dayalı olarak takibe ve hacze dilekçeyle itirazda bulunmasının haklı nedenlere dayalı olduğunun kabulü ile alacaklı tarafından açılan davanın reddi gerektiği-Taraflar arasında görülen davada Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih ve 2017/297 E- 2018/249 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nce verilen 12/09/2018 tarih ve 2018/1123 E- 2018/1116 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin Samsun Limanını işlettiğini, IMO 8030178 numaralı Ateşbey Gemisine verilen liman hizmetler karşılığında yaklaşık 12 aydır hiçbir ödeme yapılmadığını, Samsun 9.İcra Müdürlüğünün 2015/... Esas sayılı dosyası ile geminin donatanı/işleteni Elgin Shıppıng’e izafeten gemi acentesi Piri Reis Ltd. Şti. aleyhine icra takibi yapıldığını, süresinde itiraz olmadığından takibin kesinleştiğini, ancak gemi acentesinin borçlu geminin acentesi olmadığı gerekçesiyle ödeme emrini icra müdürlüğüne iade ettiğini, daha sonradan ise takipte 3.kişi konumunda bulunan davalının geminin yeni maliki olduğu iddiasıyla istihkak iddiasında ve itirazda bulunması üzerine takibin durduğunu, müvekkilinin gemi alacaklısı ve kanuni rehin hakkı sahibi olduğunu, gemi malikinin değişmiş olmasının müvekkili açısından bir hak kaybına yol açmayacağını ileri sürerek, müvekkilinin gemi alacaklısı ve kanuni rehin hakkı sahibi olduğunun kabulüne, icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; müvekilinin gemiyi 29.04.2015 tarihinde satın aldığını, 20.05.2015 tarihinde ise tamamen devir aldığını, Samsun 9. İcra Müdürlüğünün 2015/... Esas sayılı dosyasında borçlunun geminin eski sahibi olduğunu, müvekkilinin 3.kişi konumunda olduğunu ve herhangi bir borcu bulunmadığını, icra takibinin yasaya uygun olarak yapılmadığını, gemi maliki veya donatanına karşı yapılmış bir icra takibi bulunmadığını, bu nedenle husumet nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacının alacağının kanuni rehin hakkı veren bir gemi alacağı olmadığını, takip geçerli olmadığından itirazın iptali davası açılamayacağını, davacının gemiyi kasten limanda tuttuğunu, davacı tarafından çıkartılan faturaların Samsunport Liman ücret tarifesinin çok üzerinde olduğunu savunarak, haksız açılan davanın reddi ile gemi üzerindeki ihtiyati haciz ve seferden men işlemlerinin kaldırılmasını istemiştir.

İlk derece mahkemesi vermiş olduğu ilk kararında; aleyhinde bir takip olmayan davalı tarafından yapılan itiraz üzerine takibin durdurulması karşısında itirazın iptali davası açılamayacağı ve davacının eldeki davanın açılmasında hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar vermiş, bu karara karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu üzerine ise, Bölge Adliye Mahkemesince; hakkında takip yapılmayan davalının, gemi üzerinde mülkiyet hakkına dayalı istihkak iddiasında bulunduğu ve takibe yaptığı istihkak iddiasının istihkak prosedürü çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının takip tarihinden önce 29.04.2015 tarihinde satın almak suretiyle geminin maliki olduğu, davacının takibe konu alacağının TTK m.1320 kapsamında bir gemi alacağı olmadığı, bu nedenle TKK m. 1321/5 gereğince davalıya karşı ileri sürülemeyeceği ve TTK m.1380'e göre de taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılamayacağı, davalının istihkak iddiasının sabit olduğu, esasen icra takibinin bu yönden de eksik olduğu, davacının gemi malikine karşı da takip yapıp her iki takibi birleştirerek icra takibi işlemlerine devam etmesi gerektiği, öte yandan icra takibine konu işin yapılıp yapılmadığı hususunun dahi sabit olmadığı, tazminat talebine yönelik olarak ise, takip tarihi itibariyle davacının geminin mülkiyetinin el değiştirdiğine ilişkin bilgisi olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı gerekçeleriyle, davanın ve kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- İtirazın iptali davası olarak açılan bir davada, davanın istihkak davası olarak görülmesini gerektirir bir neden bulunmadığı halde, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince, davacının vaki istinaf başvurusu üzerine davanın istihkak davası prosedürü çerçevesinde çözümlen-mesi gerektiğine ilişen kararı yerinde değilse de, Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ve dosya kendisine iade edilen ilk derece mahkemesince de dava istihkak davası olarak nitelendirilerek sonuca varılmış olmakla, temyiz edenin sıfatı ve ileri sürdüğü temyiz nedenleri de gözetilerek açıklanan yanlışlık bozma nedeni sayılmamıştır.

2- Yapılan yargılama ve yukarda açıklandığı biçimiyle saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, taşınır rehninin paraya çevrilmesi için ilamsız icra takiplerinde asıl borçlu ve rehinli taşınır maliki bakımından zorunlu takip arkadaşlığı söz konusu olduğundan, davacı tarafından sadece asıl borçlu hakkında başlatılan icra takibi usulüne uygun addedilemeyeceğinden, bu cihetle davalının münhasıran gemi maliki sıfatına dayalı olarak takibe ve hacze dilekçeyle itirazda bulunmasının haklı nedenlere dayalı olduğunun kabulüyle alacaklı tarafından açılan işbu davanın salt bu nedenle reddi gerekirken varlığı ileri sürülen alacağın gemi alacağı niteliğinde olup olmadığı tartışılmak suretiyle varılan sonuç dairesinde davanın reddine hükmedilmesi gerekçesi itibariyle doğru olmamakla birlikte, bu husus sonuca etkili görülmediği gibi davanın mahkemece nitelendirildiği biçimiyle istihkak davaları bakımından Av.Asg.Ücret Tarifesi'nde maktu vekalet ücretine hükmedilmesini gerektirir bir hüküm söz konusu olmadığından, vaki istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine dair karar yerinde görülmekle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 18,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 14.07.2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

11. HD. 14.07.2020 T. E: 2018/5257, K: 3487

İhale ve İhalenin Feshi Konusunda Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

“İHALE ve İHALENİN FESHİ” KONUSUNDA UYGULAMADA KARŞILAŞILAN SORUNLARa) 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesi uyarınca satışından hiç KDV. alınmayacak olan bir otelin icra dairesince yapılacak olan satışına ilişkin gerek “açık artırma ilanı” nda (İİK m.126) ve gerekse “açık artırma şartnamesi”nde (İİK m.125/IV) ‘%18 KDV. alınacağı’ nın belirtilmiş ve ihalenin bu koşullarda gerçekleşmiş olması halinde, borçlu “yapılmış olan bu ihalenin feshini” (İİK m.134) talep ederse, icra mahkemesince “ihalenin feshine” karar verilebilir mi?

b) İcra dairesince düzenlenen gerek “açık artırma ilanı”nda (İİK m.126/son; 114/III; İİK.Yönetmeliği 50/son; 48/c:1) ve gerekse ‘açık artırma şartnamesi’nde (İİK. m.125); satışa konu otelin önemli niteliklerinin belirtilmemiş olması, “ihalenin feshine” neden olur mu?

c) Yukarıda belirtilen ve otelin çok önemli niteliklerini teşkil eden hususların gerek “açık artırma ilanı” nda (İİK m.126) ve gerekse “açık artırma şartnamesi”nde (İİK m.125) belirtilmemiş olması sonucunda, bunların varlığından haberdar olmayan alıcıların (taliplerin) satışa katılmaları önlenmiş olurken, ayrıca bunların değerlerinin bilirkişilerce belirlenip otelin değerine eklenmemiş olması nedeniyle, otelin gerçek değerinin çok altında satışa çıkarılmış ve satılmış olması “ihalenin feshine” neden olur mu?

a) Bilindiği gibi 365 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 17/4-r maddesinde “Kurumların aktifinde” (veya belediyelerle ile İl Özel İdarelerinin mülkiyetinde) en az iki tam yıl süreyle bulunan (iştirak hisseleri ile ) taşınmazların satışı sureti ile gerçekleşen devir ve teslimleri ( ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin -müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil- bankalara devir ve teslimleri) nin katma değer vergisinden istisna edildiği” belirtilmiştir.

“Bu düzenlemenin sadece bankalar hakkında olmayıp, şirketler hakkında da uygulanacağı, çünkü 3065 s. K.’nun 17/4-r maddesinde geçen ‘kurum’ kavramına ‘şirketler’in de girdiği” yüksek mahkemece bu konuya ilişkin -çok yeni içtihatlarında-  açık-seçik vurgulanmıştır. Gerçekten, yüksek mahkeme;

“Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesinde öngörülen ve katma değer vergisine tabi olmayan “kurum”lar arasında, “ihale konusu taşınmazı iki yılı aşkın süreden beri aktifinde bulunduran şirketlerin” de bulunduğunu (yani; bu şirketin borcundan dolayı anılan taşınmazın satılması halinde alıcıdan KDV istenemeyeceğini)”[1]

"Kurumların aktifinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin, KDV’den istisna olması" sebebiyle (3065 K. m. 17/4-r), sermaye şirketinin borçlarına karşılık taşınmazların cebri icra yoluyla satılması halinde de bu istisnanın uygulanacağını[2]

belirtmiştir.

Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı,  gerek 23.06.2010 tarihli “Katma Değer Vergisi Sirküleri”nde ve gerekse çeşitli tarihlerde verdiği özelgelerde ve bu konuda yazılan makalelerde[3] bu husus açık-seçik belirtilmiştir.

Bütün bu hususlar yanında, mütalâa( ve dava) konusu uyuşmazlıkta “satışa konu otelin cebri icra yoluyla satışının katma değer vergisine tâbi olmadığı (katma değer vergisinden müstesna olduğu) hususu” Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 39044742.130(17-2015/KDV-2-25-49354)/ 60680 sayılı özelge’sinde açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, satış dosyasını hazırlayan Antalya 6. İcra Müdürlüğünün 2014/367 Talimat Dosyasında düzenlenen gerek “örnek:26” “Açık Artırma Şartnamesi”nde ve gerekse “örnek:27” “Açık Artırma İlanı”nda “dava konusu otel satışından %18 KDV alınacağı” hususu -3065 s. K.’nun 17/4-r maddesine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dava konusu otel satışının KDV’den istisna edilmiş olduğunu belirten özelgesi’ne aykırı olarak- belirtilmiştir.

Bu koşullarda yapılmış olan ihalenin, 3065 s. K.’nun 17/4-r maddesinin açık hükmüne aykırı olması nedeniyle “icra mahkemesince feshine karar verilmesi gerekeceği” hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesince -tarih sırasına göre- ;

“İhale konusu araç yönünden KDV oranının %1 iken satış ilanında %18 olarak yazıldığı sebebiyle ihalenin feshi talebine ilişkin davada, ihale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesi ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu durumun başlı başına ihalenin feshine sebep olacağı”[4]
 
“İhale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesi ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu durumun başlı başına ihalenin feshi nedeni oluşturduğu”[5]
 
“Şikayete konu taşınmazın ihale bedeli üzerinden KDV alınıp alınmayacağı talebi ve talibi olumsuz yönde etkileyeceğinden, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-r maddesinde belirtilen istisna kapsamına taşınmazın girip girmediği mahkemece yöntemince araştırılmadan şikayetin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu”[6]
 
“İhale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesinin, ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu durumun başlı başına ihalenin feshi nedeni olduğu”[7]
 
“Satış ilanı ve şartnamedeki KDV oranının %1 olması gerekirken %18 olarak belirtilmesine ilişkin hatanın, talebi ve talibi azaltıcı nitelikte olup, ihalenin feshini gerektireceği”[8]
 
“Satış ilanı ve şartnamedeki KDV alınacağına ilişkin hatanın, talebi ve talibi azaltıcı nitelikte olup ihalenin feshini gerektireceği”[9]
 
“İhalesi yapılan taşınmaz, konut finansmanı amacı ile teminat gösterilen ve üzerine ipotek konulan taşınmaz olduğundan, sözü edilen konut satışının, Katma Değer Vergisine tabi olmadığı ve bu vergiden istisna tutulduğu halde, bunun ilan ve şartnameye geçirilmemesi ve satış ilanı ve şartnamesinde Katma Değer Vergisine tabi olacağının belirtilmesinin talep ve talibi menfi yönde etkileyeceği”[10]

şeklinde belirtilmiştir….

b) İcra dairesince yapılacak satışlarda “Açık Artırma İlanı”na, satılacak taşınmazın önemli niteliklerinin eksiksiz yazılması gerekir (İİK m.126/III, 126/son, 114/III, İİK Yön. m.50/son, 48/c:1)[11]

Yüksek mahkeme de bu hususun çeşitli kararlarında açık-seçik –aşağıdaki şekilde- belirtmiştir.

“İhaleye konu taşınmazın ilan edilen net alanı ile mevcut net alanı arasında müşteriyi yanıltıcı nitelikte ve önemli ölçüde çelişki bulunması halinde bu aykırılığın talep ve talibi etkileyeceği, zira, daha fazla alıcı çıkmasına ve taşınmazın daha yüksek bedelle satılmasına engel olabilecek bu farklılığın varlığının durumunda arttırmaya hazırlık aşamasındaki ve satılan malın esaslı niteliklerindeki hata söz konusu olacağından ihalenin feshi sebebi olduğu”[12]
 
“Taşınmazın esaslı niteliklerinin şartname ve ilanda doğru olarak gösterilmemiş olmasının ihalenin feshini gerektireceği”[13]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[14]
 
 “Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[15]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[16]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[17]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[18]

şeklinde belirtmiştir.

Bir olayda;

Her biri satışa konu otelin önemli niteliğini oluşturan (ve otelin kıymetini önemli ölçüde artırıcı unsurlar olan);

Alacaklı bankaların –İİK m.83/c uyarınca- ipoteklerinin teferruatı niteliğinde bulunan, otelin odalarındaki TV’ler, mini buzdolapları, klima tesisatının, karyola, yatak, yorgan, halı, perde, ayna vb. eşyaları bulunduğunun belirtilmemiş olması,
 
Otelin –son inşaat ruhsatına göre- inşaat alanı 123.697 m2 olduğu halde, 5374 m2 eksiği ile 118.323 m2 olarak belirtilmiş olması,
 
Satışa konu taşınmazlardan 6 nolu parselde bulunan;

Arbat (Rus Mutfağı),
 
Baan Thai (Thai Mutfağı),
 
La Brasserie,
 
Beache restoranlar,
 
Her biri bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan ve restoran olarak hizmet veren Beşiktaş iskelesi binası ile Haydarpaşa iskelesi binasından hiç bahsedilmemiş olması,
 
Otelin Çadırbar binası önünde lazer şovu için özel dizayn edilmiş, özel fıskiye ve ses sistemine sahip, otele değer katan, yaklaşık maaliyeti 10.000.000- USD olan havuz­dan, hiç bahsedilmemiş olması,
 
Otelin; ısıtma,soğutma, havalandırma, sıhhi tesisat ve elektrik tesisatı vb. gibi sistem ve tesisatlar ve ekipmanlarının yüksek kaliteli ve markalı ürünler olduğundan hiç bahsedilmemiş olması,
 
Tapu kaydındaki Bakanlığa ve Belediyeye ait şerhlerin sürelerinin dolmuş olması nedeniyle kalktığından belirtilmemiş olması,

İcra mahkemesince “ihalenin feshine” karar verilmesine neden olur...

c) İcra dairesince yapılacak satışlarda “Açık Artırma İlanı"nda, satışa konu taşınmazın gerçek değerinin belirtilmesi gerekir (İİK m.126/111; 126/son; 114/III, İİK Yön. m.50/son, 48/c:1)[19]

Olayda; … ... İcra Mahkemesince                -13.11.2014 T. ve E:… K:… sayılı kararla- satışa konu …. ... İcra Müdürlüğünün  2014/… Talimat sayılı dosyasındaki 6 parsel sayılı taşınmazın kıymetinin 650.000.000-TL ve 7 parsel sayılı taşınmazın kıymetinin ise  69.750.650 -TL olduğuna -alacaklılar T…. Bankası A.Ş. T. …bank A.Ş. borçlu …İnş.Tur.Tah.Tic.San.A.Ş. tarafından yapılan “kıymet takdirine itiraz ” sonucunda- karar verilmiştir.

Yukarıda -(b)nolu CEVAP altında- belirtilen ve satışa konu otelin çok önemli niteliklerini teşkil eden hususların gerek “Açık Artırma İlanı "nda (İİK m. 126) ve gerekse “Açık Artırma Şartnamesi "nde (İİK m. 125) belirtilmemiş olması sonucunda, bunların varlığından haberdar olmayan alıcıların (taliplerin) satışa katılmaları önlenmiş olurken, ayrıca bunların değerlerinin bilirkişilerce belirlenip, otelin değerine eklenmemiş olması da, otelin gerçek değerinin çok altında bir bedelle satılmış olmasına neden olduğundan, bu husus, ihalenin feshine neden olabilecek bir usulsüzlüktür.

Çünkü; olayda borçlu … İnş.Tur.Taah.Tic.San. A.Ş. … ... İcra Müdürlüğü’nün yaptırdığı “kıymet takdiri”ne yönelik itirazı (şikayeti), … ... İcra Hukuk Mahkemesince -13.11.2015 T. ve E:…, K:… sayılı karar ile- reddedilmiş olduğundan, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin;

"İhale edilen taşınmazın esaslı vasıflarında hata var ise, bu durum kıymet takdiri tebliği ile öğrenilmiş sayılacağından, İİK'nun 134/2. maddesindeki ıttıla tarihinin kıymet takdiri tebliği ile başlayacağı, kıymet takdiri raporu şikayetçi borçluya tebliğ edildiği halde 7 günlük yasal sürede icra mahkemesine kıymet takdirine itirazda bulunmamış olan borçlunun aynı sürede icra mahkemesi yerine icra dairesine yaptığı kıymet takdirine itiraza ilişkin başvurusunun hukuki sonuç doğurmayacağı ve icra mahkemesi nezdinde itiraz edilmediği için kıymet takdirinin kesinleştiği için, satış ilanının tanzimi sırasında kesinleşen kıymet takdiri esas alındığından, mahkemece; satış ilanına, itiraz edilmeden kesinleşen kıymet takdirine uygun olarak düzenlendiğinden, bu aşamada borçlunun, "taşınmazın oda ve balkon sayısının eksik, m2 miktarı ve değerinin düşük gösterildiğinden kıymet takdiri işleminin hatalı ve satış ilanında taşınmazın esaslı unsurlarının yanlış ve eksik gösterildiğine" yönelik iddiasının artık dinlenilmesine olanak bulunmadığı ve ihalenin feshine karar verilemeyeceği ”[20]
 
“Borçlu ihale öncesinde kıymet takdirine itirazda bulunmadığından taşınmazın kıymetine yönelik şikayetlerini ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceği "[21]
 
"Kıymet taktirine itiraz sonucu verilen kararlar kesin olmakla birlikte, kıymet taktirine itiraz edilmiş olması halinde, bu hususun ihalenin feshine dair şikayette ileri sürülebileceği ”[22]

seklindeki içtihatları uyarınca, borçlu şirket "Antalya 6. İcra Müdürlüğünce 2014/367 Talimat sayılı dosyasından satılmış olan otelinin, gerçek değerinin çok altında satılmış olduğunu "ileri sürerek, ‘yapılmış olan ihalenin feshine karar verilmesini’ isteyebilir.

Yüksek mahkeme; bir olayda, somut olayda olduğu gibi, “taşınmazın(otelin) teferruatları ile birlikte satıldığını, bu nedenle taşınmazın teferruatlarının da kıymetlerinin takdir edilip, bulunacak değerin taşınmazın kıymetine eklenmesi gerektiğini" -yani; olayda olduğu gibi, içindeki teferruat niteliğindeki taşınırların (otelin odalarındaki tv., buzdolabı, klima, yatak, yorgan, karyola vs. nin) kıymetleri hesaplanıp, otelin bina halindeki değerine eklenmeden yapılan satışın hatalı olacağı- aşağıdaki şekilde belirtmiştir.

Gerçekten yüksek mahkeme:

“İpotek akit tablosunda yer almasa da, TMK' nun 862/1 ve 686/1. maddeleri gereğince taşınmaz rehni kapsamında yer alan teferruat (eklenti) niteliğindeki taşınırların taşınmazla birlikte satılmasının zorunlu olduğunu ve bunların kıymetlerinin belirlenmesi gerekeceğini[23] ifade etmiştir.

Yine yüksek mahkeme;

"İmar durumunun yanlış bildirilmiş olmasının, satışa katılmayı azaltacağını (ve bu nedenle ihalenin feshi nedeni olabileceğini)"[24]

belirtmiş olduğundan, somut olayda, bilirkişilerce “satılan otelin 118.323 m2 inşaat alanına sahip olduğu” belirtilmişse de bu hatalı bir tespit olup, davacı-borçlu şirket tarafından dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulan … Belediyesi İmar Müdürlüğü'nün 14.05.2013 T. 2013/.. sayılı yapı ruhsatından ”satılmış olan otelin inşaat alanının 123.697 m2 olduğu "yani bilirkişilerce 5374 m2 eksik belirtildiği anlaşılmaktadır. (Bunun sonucu olarak da; satış ilanına esas alınmış “kıymet takdir raporu "nda yer alan maliyet analizi hesabına göre, satılan otelin değeri; 5.374 m2 x 1.600.000 TL= 8.598.400,00-TL eksik tespit edilmiştir...)

Bu eksik bildirim, ihalenin feshine neden olabilecek bir husustur.

[1] Bknz: 12. HD. 10.04.2015 T. E: 8105, K: 9305 (ww.e-uyar.com)

[2] Bknz: 12. HD. 28.01.2015 T. E: 2014/31704, K: 2083 (ww.e-uyar.com)

[3] HAZNEDAR, İ.M. Cebri İcra Yoluyla Taşınmaz Satışlarında Katma Değer Vergisi (İBD 2009/2, s.804 vd.)- Değer, N. Açıklamalı ve Uygulamalı Katma Değer Vergisi Kanunu,  2007, s.574 vd.- Aras, C. İki Yıldan Fazla Şirket Aktifinde Bulunan Taşınmaz ve İştirak Hisselerinin İcra Yoluyla Satışında KDV. İstisnası (Yaklaşım  Dergisi, Şubat/2009  s.110)

[4] Bknz: HGK. 29.04.2015 T. E: 2013/12-2211, K: 1300 (www.e-uyar.com)

[5] Bknz: 12. HD. 14.01.2014 T. E:2013/34387, K:461 (www.e-uyar.com)

[6] Bknz: 12. HD. 28.03.2013 T. E:569, K:11829 (www.e-uyar.com)

[7] Bknz: 12. HD. 11.03.2013 T. E:1791, K:8725 (www.e-uyar.com)

[8] Bknz: 12. HD. 18.10.2012 T. E:17587, K:30194 (www.e-uyar.com)

[9] Bknz: 12. HD. 21.06.2012 T. E:3725, K:21841 (www.e-uyar.com)

[10] Bknz: 12. HD. 28.05.2012 T. E:4269, K. 17917 (www.e-uyar.com)

[11] Ayrıntılı bilgi için bknz: T. Uyar/ A. Uyar/ C.Uyar İİK. Şerhi, 2014/C:2 ,s:2215- B. Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı,2013,s.647-Ö. Ulukapı, İcra ve İflas Hukuku, 2015, s.194- T. Muşul, İcra ve İflas Hukuku Esasları, 2015, s.420 – B. Kuru/R. Arslan/E. Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku, 2013, s.328-H.Pekcanitez/O. Atalay/M. Sungurtekin/M. Özekes, İcra ve İflas Hukuku,2013, s.368- M. Coşkun, Açıklamalı-İçtihatlı İİK, 2013,C:2,s.1853- T. Muşul, İcra ve İflas Hukuku, 2013, C:1,s.809- E. Karmış, Satışın İptali, 2015,Cilt:1,s.707-A.C. Ruhi., İhale, İhalenin Yapılması, İhalenin Feshi, 2014,s.194-Z. Gökçe, Tüm Yönleri İle İzale-i Şuyu Dava ve Takipleri, 2000, s.618 vd.

[12] Bknz: 12. HD. 05.05.2014 T. E: 9284, K: 12977 (www.e-uyar.com)

[13] Bknz: 12. HD. 16.03.1995 T. E: 3934, K:3736  (www.e-uyar.com)

[14] Bknz: 12. HD. 7.3.1994 T. E: 1938, K: 3128 (www.e-uyar.com)

[15] Bknz: 12. HD. 11.1.1994 T. E: 52, K: 33 (www.e-uyar.com)

[16] Bknz: 12. HD. 5.10.1993 T. E: 10973, K: 14738 (www.e-uyar.com)

[17] Bknz: 12. HD. 7.3.1991 T. E: 1012, K: 2882 (www.e-uyar.com)

[18] Bknz: 12. HD. 14.04.1990 T. E: 2847, K:3858 (www.e-uyar.com)

[19] Bknz: Yuk. Dipnot: 11 civarı.

[20]Bknz: 12. HD. 29.01.2015 T. E: 2014/34765, K: 2224 (www.e-uvar.com)

[21]Bknz: 12. HD. 25.09.2012 T. E: 14566, K:27810 (www.e-uvar.com)

[22]Bknz: 12. HD. 09.04.2012 T. E:2011/26943, K: 11613 (www.e-uvar.com)

[23]Bknz: 12. HD. 11.02.2014 T. E:2013/35958, K:3330 (www.e-uyar.com)

[24]Bknz: 12. HD. 21.5.1984 T. E: 4825, K: 6419 (www.e-uvar.com)
“İHALE ve İHALENİN FESHİ” KONUSUNDA UYGULAMADA KARŞILAŞILAN SORUNLARa) 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesi uyarınca satışından hiç KDV. alınmayacak olan bir otelin icra dairesince yapılacak olan satışına ilişkin gerek “açık artırma ilanı” nda (İİK m.126) ve gerekse “açık artırma şartnamesi”nde (İİK m.125/IV) ‘%18 KDV. alınacağı’ nın belirtilmiş ve ihalenin bu koşullarda gerçekleşmiş olması halinde, borçlu “yapılmış olan bu ihalenin feshini” (İİK m.134) talep ederse, icra mahkemesince “ihalenin feshine” karar verilebilir mi?

b) İcra dairesince düzenlenen gerek “açık artırma ilanı”nda (İİK m.126/son; 114/III; İİK.Yönetmeliği 50/son; 48/c:1) ve gerekse ‘açık artırma şartnamesi’nde (İİK. m.125); satışa konu otelin önemli niteliklerinin belirtilmemiş olması, “ihalenin feshine” neden olur mu?

c) Yukarıda belirtilen ve otelin çok önemli niteliklerini teşkil eden hususların gerek “açık artırma ilanı” nda (İİK m.126) ve gerekse “açık artırma şartnamesi”nde (İİK m.125) belirtilmemiş olması sonucunda, bunların varlığından haberdar olmayan alıcıların (taliplerin) satışa katılmaları önlenmiş olurken, ayrıca bunların değerlerinin bilirkişilerce belirlenip otelin değerine eklenmemiş olması nedeniyle, otelin gerçek değerinin çok altında satışa çıkarılmış ve satılmış olması “ihalenin feshine” neden olur mu?

a) Bilindiği gibi 365 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 17/4-r maddesinde “Kurumların aktifinde” (veya belediyelerle ile İl Özel İdarelerinin mülkiyetinde) en az iki tam yıl süreyle bulunan (iştirak hisseleri ile ) taşınmazların satışı sureti ile gerçekleşen devir ve teslimleri ( ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin -müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil- bankalara devir ve teslimleri) nin katma değer vergisinden istisna edildiği” belirtilmiştir.

“Bu düzenlemenin sadece bankalar hakkında olmayıp, şirketler hakkında da uygulanacağı, çünkü 3065 s. K.’nun 17/4-r maddesinde geçen ‘kurum’ kavramına ‘şirketler’in de girdiği” yüksek mahkemece bu konuya ilişkin -çok yeni içtihatlarında-  açık-seçik vurgulanmıştır. Gerçekten, yüksek mahkeme;

“Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesinde öngörülen ve katma değer vergisine tabi olmayan “kurum”lar arasında, “ihale konusu taşınmazı iki yılı aşkın süreden beri aktifinde bulunduran şirketlerin” de bulunduğunu (yani; bu şirketin borcundan dolayı anılan taşınmazın satılması halinde alıcıdan KDV istenemeyeceğini)”[1]

"Kurumların aktifinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin, KDV’den istisna olması" sebebiyle (3065 K. m. 17/4-r), sermaye şirketinin borçlarına karşılık taşınmazların cebri icra yoluyla satılması halinde de bu istisnanın uygulanacağını[2]

belirtmiştir.

Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı,  gerek 23.06.2010 tarihli “Katma Değer Vergisi Sirküleri”nde ve gerekse çeşitli tarihlerde verdiği özelgelerde ve bu konuda yazılan makalelerde[3] bu husus açık-seçik belirtilmiştir.

Bütün bu hususlar yanında, mütalâa( ve dava) konusu uyuşmazlıkta “satışa konu otelin cebri icra yoluyla satışının katma değer vergisine tâbi olmadığı (katma değer vergisinden müstesna olduğu) hususu” Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 39044742.130(17-2015/KDV-2-25-49354)/ 60680 sayılı özelge’sinde açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, satış dosyasını hazırlayan Antalya 6. İcra Müdürlüğünün 2014/367 Talimat Dosyasında düzenlenen gerek “örnek:26” “Açık Artırma Şartnamesi”nde ve gerekse “örnek:27” “Açık Artırma İlanı”nda “dava konusu otel satışından %18 KDV alınacağı” hususu -3065 s. K.’nun 17/4-r maddesine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dava konusu otel satışının KDV’den istisna edilmiş olduğunu belirten özelgesi’ne aykırı olarak- belirtilmiştir.

Bu koşullarda yapılmış olan ihalenin, 3065 s. K.’nun 17/4-r maddesinin açık hükmüne aykırı olması nedeniyle “icra mahkemesince feshine karar verilmesi gerekeceği” hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesince -tarih sırasına göre- ;

“İhale konusu araç yönünden KDV oranının %1 iken satış ilanında %18 olarak yazıldığı sebebiyle ihalenin feshi talebine ilişkin davada, ihale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesi ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu durumun başlı başına ihalenin feshine sebep olacağı”[4]
 
“İhale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesi ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu durumun başlı başına ihalenin feshi nedeni oluşturduğu”[5]
 
“Şikayete konu taşınmazın ihale bedeli üzerinden KDV alınıp alınmayacağı talebi ve talibi olumsuz yönde etkileyeceğinden, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-r maddesinde belirtilen istisna kapsamına taşınmazın girip girmediği mahkemece yöntemince araştırılmadan şikayetin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu”[6]
 
“İhale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesinin, ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu durumun başlı başına ihalenin feshi nedeni olduğu”[7]
 
“Satış ilanı ve şartnamedeki KDV oranının %1 olması gerekirken %18 olarak belirtilmesine ilişkin hatanın, talebi ve talibi azaltıcı nitelikte olup, ihalenin feshini gerektireceği”[8]
 
“Satış ilanı ve şartnamedeki KDV alınacağına ilişkin hatanın, talebi ve talibi azaltıcı nitelikte olup ihalenin feshini gerektireceği”[9]
 
“İhalesi yapılan taşınmaz, konut finansmanı amacı ile teminat gösterilen ve üzerine ipotek konulan taşınmaz olduğundan, sözü edilen konut satışının, Katma Değer Vergisine tabi olmadığı ve bu vergiden istisna tutulduğu halde, bunun ilan ve şartnameye geçirilmemesi ve satış ilanı ve şartnamesinde Katma Değer Vergisine tabi olacağının belirtilmesinin talep ve talibi menfi yönde etkileyeceği”[10]

şeklinde belirtilmiştir….

b) İcra dairesince yapılacak satışlarda “Açık Artırma İlanı”na, satılacak taşınmazın önemli niteliklerinin eksiksiz yazılması gerekir (İİK m.126/III, 126/son, 114/III, İİK Yön. m.50/son, 48/c:1)[11]

Yüksek mahkeme de bu hususun çeşitli kararlarında açık-seçik –aşağıdaki şekilde- belirtmiştir.

“İhaleye konu taşınmazın ilan edilen net alanı ile mevcut net alanı arasında müşteriyi yanıltıcı nitelikte ve önemli ölçüde çelişki bulunması halinde bu aykırılığın talep ve talibi etkileyeceği, zira, daha fazla alıcı çıkmasına ve taşınmazın daha yüksek bedelle satılmasına engel olabilecek bu farklılığın varlığının durumunda arttırmaya hazırlık aşamasındaki ve satılan malın esaslı niteliklerindeki hata söz konusu olacağından ihalenin feshi sebebi olduğu”[12]
 
“Taşınmazın esaslı niteliklerinin şartname ve ilanda doğru olarak gösterilmemiş olmasının ihalenin feshini gerektireceği”[13]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[14]
 
 “Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[15]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[16]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[17]
 
“Satış ilanında, satışa konu taşınmazın kıymetinin, tüm özelliklerinin (üzerindeki binaların, ağaçların, kuyuların, kalorifer tesisatının, asansörünün vb.) niteliklerinin de gösterilmesi gerekeceği”[18]

şeklinde belirtmiştir.

Bir olayda;

Her biri satışa konu otelin önemli niteliğini oluşturan (ve otelin kıymetini önemli ölçüde artırıcı unsurlar olan);

Alacaklı bankaların –İİK m.83/c uyarınca- ipoteklerinin teferruatı niteliğinde bulunan, otelin odalarındaki TV’ler, mini buzdolapları, klima tesisatının, karyola, yatak, yorgan, halı, perde, ayna vb. eşyaları bulunduğunun belirtilmemiş olması,
 
Otelin –son inşaat ruhsatına göre- inşaat alanı 123.697 m2 olduğu halde, 5374 m2 eksiği ile 118.323 m2 olarak belirtilmiş olması,
 
Satışa konu taşınmazlardan 6 nolu parselde bulunan;

Arbat (Rus Mutfağı),
 
Baan Thai (Thai Mutfağı),
 
La Brasserie,
 
Beache restoranlar,
 
Her biri bodrum, zemin ve birinci kattan oluşan ve restoran olarak hizmet veren Beşiktaş iskelesi binası ile Haydarpaşa iskelesi binasından hiç bahsedilmemiş olması,
 
Otelin Çadırbar binası önünde lazer şovu için özel dizayn edilmiş, özel fıskiye ve ses sistemine sahip, otele değer katan, yaklaşık maaliyeti 10.000.000- USD olan havuz­dan, hiç bahsedilmemiş olması,
 
Otelin; ısıtma,soğutma, havalandırma, sıhhi tesisat ve elektrik tesisatı vb. gibi sistem ve tesisatlar ve ekipmanlarının yüksek kaliteli ve markalı ürünler olduğundan hiç bahsedilmemiş olması,
 
Tapu kaydındaki Bakanlığa ve Belediyeye ait şerhlerin sürelerinin dolmuş olması nedeniyle kalktığından belirtilmemiş olması,

İcra mahkemesince “ihalenin feshine” karar verilmesine neden olur...

c) İcra dairesince yapılacak satışlarda “Açık Artırma İlanı"nda, satışa konu taşınmazın gerçek değerinin belirtilmesi gerekir (İİK m.126/111; 126/son; 114/III, İİK Yön. m.50/son, 48/c:1)[19]

Olayda; … ... İcra Mahkemesince                -13.11.2014 T. ve E:… K:… sayılı kararla- satışa konu …. ... İcra Müdürlüğünün  2014/… Talimat sayılı dosyasındaki 6 parsel sayılı taşınmazın kıymetinin 650.000.000-TL ve 7 parsel sayılı taşınmazın kıymetinin ise  69.750.650 -TL olduğuna -alacaklılar T…. Bankası A.Ş. T. …bank A.Ş. borçlu …İnş.Tur.Tah.Tic.San.A.Ş. tarafından yapılan “kıymet takdirine itiraz ” sonucunda- karar verilmiştir.

Yukarıda -(b)nolu CEVAP altında- belirtilen ve satışa konu otelin çok önemli niteliklerini teşkil eden hususların gerek “Açık Artırma İlanı "nda (İİK m. 126) ve gerekse “Açık Artırma Şartnamesi "nde (İİK m. 125) belirtilmemiş olması sonucunda, bunların varlığından haberdar olmayan alıcıların (taliplerin) satışa katılmaları önlenmiş olurken, ayrıca bunların değerlerinin bilirkişilerce belirlenip, otelin değerine eklenmemiş olması da, otelin gerçek değerinin çok altında bir bedelle satılmış olmasına neden olduğundan, bu husus, ihalenin feshine neden olabilecek bir usulsüzlüktür.

Çünkü; olayda borçlu … İnş.Tur.Taah.Tic.San. A.Ş. … ... İcra Müdürlüğü’nün yaptırdığı “kıymet takdiri”ne yönelik itirazı (şikayeti), … ... İcra Hukuk Mahkemesince -13.11.2015 T. ve E:…, K:… sayılı karar ile- reddedilmiş olduğundan, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin;

"İhale edilen taşınmazın esaslı vasıflarında hata var ise, bu durum kıymet takdiri tebliği ile öğrenilmiş sayılacağından, İİK'nun 134/2. maddesindeki ıttıla tarihinin kıymet takdiri tebliği ile başlayacağı, kıymet takdiri raporu şikayetçi borçluya tebliğ edildiği halde 7 günlük yasal sürede icra mahkemesine kıymet takdirine itirazda bulunmamış olan borçlunun aynı sürede icra mahkemesi yerine icra dairesine yaptığı kıymet takdirine itiraza ilişkin başvurusunun hukuki sonuç doğurmayacağı ve icra mahkemesi nezdinde itiraz edilmediği için kıymet takdirinin kesinleştiği için, satış ilanının tanzimi sırasında kesinleşen kıymet takdiri esas alındığından, mahkemece; satış ilanına, itiraz edilmeden kesinleşen kıymet takdirine uygun olarak düzenlendiğinden, bu aşamada borçlunun, "taşınmazın oda ve balkon sayısının eksik, m2 miktarı ve değerinin düşük gösterildiğinden kıymet takdiri işleminin hatalı ve satış ilanında taşınmazın esaslı unsurlarının yanlış ve eksik gösterildiğine" yönelik iddiasının artık dinlenilmesine olanak bulunmadığı ve ihalenin feshine karar verilemeyeceği ”[20]
 
“Borçlu ihale öncesinde kıymet takdirine itirazda bulunmadığından taşınmazın kıymetine yönelik şikayetlerini ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceği "[21]
 
"Kıymet taktirine itiraz sonucu verilen kararlar kesin olmakla birlikte, kıymet taktirine itiraz edilmiş olması halinde, bu hususun ihalenin feshine dair şikayette ileri sürülebileceği ”[22]

seklindeki içtihatları uyarınca, borçlu şirket "Antalya 6. İcra Müdürlüğünce 2014/367 Talimat sayılı dosyasından satılmış olan otelinin, gerçek değerinin çok altında satılmış olduğunu "ileri sürerek, ‘yapılmış olan ihalenin feshine karar verilmesini’ isteyebilir.

Yüksek mahkeme; bir olayda, somut olayda olduğu gibi, “taşınmazın(otelin) teferruatları ile birlikte satıldığını, bu nedenle taşınmazın teferruatlarının da kıymetlerinin takdir edilip, bulunacak değerin taşınmazın kıymetine eklenmesi gerektiğini" -yani; olayda olduğu gibi, içindeki teferruat niteliğindeki taşınırların (otelin odalarındaki tv., buzdolabı, klima, yatak, yorgan, karyola vs. nin) kıymetleri hesaplanıp, otelin bina halindeki değerine eklenmeden yapılan satışın hatalı olacağı- aşağıdaki şekilde belirtmiştir.

Gerçekten yüksek mahkeme:

“İpotek akit tablosunda yer almasa da, TMK' nun 862/1 ve 686/1. maddeleri gereğince taşınmaz rehni kapsamında yer alan teferruat (eklenti) niteliğindeki taşınırların taşınmazla birlikte satılmasının zorunlu olduğunu ve bunların kıymetlerinin belirlenmesi gerekeceğini[23] ifade etmiştir.

Yine yüksek mahkeme;

"İmar durumunun yanlış bildirilmiş olmasının, satışa katılmayı azaltacağını (ve bu nedenle ihalenin feshi nedeni olabileceğini)"[24]

belirtmiş olduğundan, somut olayda, bilirkişilerce “satılan otelin 118.323 m2 inşaat alanına sahip olduğu” belirtilmişse de bu hatalı bir tespit olup, davacı-borçlu şirket tarafından dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulan … Belediyesi İmar Müdürlüğü'nün 14.05.2013 T. 2013/.. sayılı yapı ruhsatından ”satılmış olan otelin inşaat alanının 123.697 m2 olduğu "yani bilirkişilerce 5374 m2 eksik belirtildiği anlaşılmaktadır. (Bunun sonucu olarak da; satış ilanına esas alınmış “kıymet takdir raporu "nda yer alan maliyet analizi hesabına göre, satılan otelin değeri; 5.374 m2 x 1.600.000 TL= 8.598.400,00-TL eksik tespit edilmiştir...)

Bu eksik bildirim, ihalenin feshine neden olabilecek bir husustur.

[1] Bknz: 12. HD. 10.04.2015 T. E: 8105, K: 9305 (ww.e-uyar.com)

[2] Bknz: 12. HD. 28.01.2015 T. E: 2014/31704, K: 2083 (ww.e-uyar.com)

[3] HAZNEDAR, İ.M. Cebri İcra Yoluyla Taşınmaz Satışlarında Katma Değer Vergisi (İBD 2009/2, s.804 vd.)- Değer, N. Açıklamalı ve Uygulamalı Katma Değer Vergisi Kanunu,  2007, s.574 vd.- Aras, C. İki Yıldan Fazla Şirket Aktifinde Bulunan Taşınmaz ve İştirak Hisselerinin İcra Yoluyla Satışında KDV. İstisnası (Yaklaşım  Dergisi, Şubat/2009  s.110)

[4] Bknz: HGK. 29.04.2015 T. E: 2013/12-2211, K: 1300 (www.e-uyar.com)

[5] Bknz: 12. HD. 14.01.2014 T. E:2013/34387, K:461 (www.e-uyar.com)

[6] Bknz: 12. HD. 28.03.2013 T. E:569, K:11829 (www.e-uyar.com)

[7] Bknz: 12. HD. 11.03.2013 T. E:1791, K:8725 (www.e-uyar.com)

[8] Bknz: 12. HD. 18.10.2012 T. E:17587, K:30194 (www.e-uyar.com)

[9] Bknz: 12. HD. 21.06.2012 T. E:3725, K:21841 (www.e-uyar.com)

[10] Bknz: 12. HD. 28.05.2012 T. E:4269, K. 17917 (www.e-uyar.com)

[11] Ayrıntılı bilgi için bknz: T. Uyar/ A. Uyar/ C.Uyar İİK. Şerhi, 2014/C:2 ,s:2215- B. Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı,2013,s.647-Ö. Ulukapı, İcra ve İflas Hukuku, 2015, s.194- T. Muşul, İcra ve İflas Hukuku Esasları, 2015, s.420 – B. Kuru/R. Arslan/E. Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku, 2013, s.328-H.Pekcanitez/O. Atalay/M. Sungurtekin/M. Özekes, İcra ve İflas Hukuku,2013, s.368- M. Coşkun, Açıklamalı-İçtihatlı İİK, 2013,C:2,s.1853- T. Muşul, İcra ve İflas Hukuku, 2013, C:1,s.809- E. Karmış, Satışın İptali, 2015,Cilt:1,s.707-A.C. Ruhi., İhale, İhalenin Yapılması, İhalenin Feshi, 2014,s.194-Z. Gökçe, Tüm Yönleri İle İzale-i Şuyu Dava ve Takipleri, 2000, s.618 vd.

[12] Bknz: 12. HD. 05.05.2014 T. E: 9284, K: 12977 (www.e-uyar.com)

[13] Bknz: 12. HD. 16.03.1995 T. E: 3934, K:3736  (www.e-uyar.com)

[14] Bknz: 12. HD. 7.3.1994 T. E: 1938, K: 3128 (www.e-uyar.com)

[15] Bknz: 12. HD. 11.1.1994 T. E: 52, K: 33 (www.e-uyar.com)

[16] Bknz: 12. HD. 5.10.1993 T. E: 10973, K: 14738 (www.e-uyar.com)

[17] Bknz: 12. HD. 7.3.1991 T. E: 1012, K: 2882 (www.e-uyar.com)

[18] Bknz: 12. HD. 14.04.1990 T. E: 2847, K:3858 (www.e-uyar.com)

[19] Bknz: Yuk. Dipnot: 11 civarı.

[20]Bknz: 12. HD. 29.01.2015 T. E: 2014/34765, K: 2224 (www.e-uvar.com)

[21]Bknz: 12. HD. 25.09.2012 T. E: 14566, K:27810 (www.e-uvar.com)

[22]Bknz: 12. HD. 09.04.2012 T. E:2011/26943, K: 11613 (www.e-uvar.com)

[23]Bknz: 12. HD. 11.02.2014 T. E:2013/35958, K:3330 (www.e-uyar.com)

[24]Bknz: 12. HD. 21.5.1984 T. E: 4825, K: 6419 (www.e-uvar.com)