*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Vekile Tebligat Zorunluluğu

T.C.
YARGITAY
DOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ

Esas : 2017/13998
Karar : 2020/1720
Tarih : 10.02.2020
HUKUKİ DİNLENİLME HAKKININ İHLALİ
VEKİLE TEBLİGAT ZORUNLULUĞU
USULÜNE UYGUN TEBLİGAT YAPILMAMASI
6100 s. Hukuk Muhakemeleri K27
7201 s. Tebligat K101213
ÖZET
Vekâletname sunulduktan sonra tebligatların vekile yapılması gerekir. Vekil ile takip edilen davada, asil duruşmada bizzat bulunsa dahi tebliğin vekiline yapılması zorunludur. Vekile çıkarılan tebligat, kendisine veya kendisi yerine sekreteri veya kâtibine tebliğ edilmelidir. Ancak isticvap, yemin gibi şahsa bağlı işlemlerde, tebligatın vekile değil, bizzat bu işlemi yapacak asile yapılması yasal zorunluluktur. Mahkemece yargılama sırasında bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmiş ise de, dava dilekçesinin davalının adresi yerine dava dışı bir otelde çalışan işçilere tebliğ edildiği, bu nedenle davalının cevap dilekçesi sunamadığı ve delillerini bildiremediği anlaşılmıştır. Tebligatın usulüne uygun yapılmaması nedeniyle taraf teşkilinin usulünce sağlanmadığı ve bu şekilde HMK'nun 27. maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği anlaşılmakla hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, davalının yanında 21/06/2009 tarihinde bahçivan olarak çalışmaya başladığını, 16/09/2010 tarihinde hiçbir neden gösterilmeden işine son verildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile ücret ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, cevap dilekçesi sunmamıştır.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı yasal süresi içinde davalı temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır.

Hasımsız davalar hariç olmak üzere, dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan davaya bakılamaz ve yargılama yapılamaz.

Davanın tarafları ile vekillerinin davaya ilişkin işlemleri öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin kendilerine bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın yapıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal hakları kısıtlanmış olur.

Yasalarda aksine düzenleme bulunmadıkça mahkeme kararlarının taraflara tebliği gerekir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerinde verilen kararlara karşı temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gündür. Mahkemece karar yüze karşı tefhim edilmiş ise, tefhim edilen kısa kararın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 383 ve devamı maddelerinde belirtilen şartları taşıması gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun tefhimden sözedilemez. Bu durumda temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.

Yargılama sırasında yapılan tebliğlerle ilgili tebliğ mazbatalarının ve ilgili diğer belgelerin dosyaya konulması gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve bu Kanunun uygulanması için çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir ve titizlikle uygulanması gerekir. Bir davada yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını hâkim kendiliğinden denetlemelidir. 19.01.2011 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanununda esaslı değişiklikler yapılmıştır.

Değinilen Yasayla eklenen 7/A maddesinin birinci fıkrasına göre, tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilecektir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası gereğince, anonim, limitet ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu getirilmiş, elektronik yolla tebligatın haklı bir sebeple yapılamaması hâlinde, bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı öngörülmüştür. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacaktır.

Tebligat Yasa'sının 10. maddesi gereğince tebligat, tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bununla birlikte, kendisine tebliğ yapılacak kişinin müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması olanaklıdır. 6099 sayılı Yasayla bu maddeye eklenen ikinci fıkraya göre, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya herhangi bir nedenle tebligatın yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilip tebligat buraya yapılacaktır.

Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca, tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Temsile yetkili kişinin herhangi bir nedenle tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunmaması veya bizzat alamayacak durumda olması halinde, kendisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürüne, bu da olanaklı değilse, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılmalıdır. Bu sıraya uyulması yasal zorunluluk olup, aksi takdirde tebligat usulsüz sayılacaktır. Tüzel kişiliği olmayan, ancak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesi anlamında işveren sıfatını taşıyan kamu kurum ve kuruluşları adına çıkarılan tebligatın, kurumun yetkili temsilcisine yapılması gerekir (Dairemizin 03.11.2008 gün ve 2008/4948 Esas, 2008/29807 Karar sayılı ilamı).

Vekâletname sunulduktan sonra tebligatların vekile yapılması gerekir. Vekil ile takip edilen davada, asil duruşmada bizzat bulunsa dahi tebliğin vekiline yapılması zorunludur. Vekile çıkarılan tebligat, kendisine veya kendisi yerine sekreteri veya kâtibine tebliğ edilmelidir. Ancak isticvap, yemin gibi şahsa bağlı işlemlerde, tebligatın vekile değil, bizzat bu işlemi yapacak asile yapılması yasal zorunluluktur.

Vekilin umumî vekâletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin, hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı “itirazın iptali davası” bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmış olmaz. Bu itibarla bir davada vekilin temsil yetkisinin olup olmadığı mahkemece kendiliğinden araştırılmalıdır (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 02.11.2004 tarih ve 2004/2041-5550 sayılı kararı).

Adreste tebligatın, gerçek veya tüzel kişinin bilinen en son adresinde yapılması gerekir. Burada kastedilen kişinin oturduğu veya çalıştığı yerdir. Asıl olan tebligatın, tebligat evrakında belirtilen adreste muhatabın kendisine yapılmasıdır. Adres niteliğinde bulunmayan yerlerde, örneğin inşaat halindeki binalarda tebligat yapılamaz. Tebligat evrakına adresin doğru ve okunaklı olarak yazılması gerekir. Bir kişinin adresinden başka bir yerde tebligat yapılabilmesi o kişinin tebligatı kabul etmesine bağlıdır. Ev adresine çıkarılan tebligatın herhangi bir nedenle yapılamaması nedeniyle iş adresinde yapılması durumunda, tebligat geçerli kabul edilmelidir.

Muhatap tebliğ yapılacak adreste oturmakla birlikte, tebliğ yapıldığı sırada kendisi veya adına tebliği alacak herhangi bir kişinin bulunmaması durumunda, adreste bulunmama nedeninin komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyesi, zabıta veya memurlardan öğrenilmesi ve tebliğ tutanağına yazılması, beyanına başvurulan kişiye tutanağın imzalatılması, imzadan çekinilmesi halinde tebliğ mazbatasında bunun belirtilmesi ve tebliğ evrakını dağıtan memurun imzalaması gerekir.

Muhatabın adreste bulunmaması halinde, bu durumun geçici veya sürekli olmasına göre tebligat 7201 sayılı Yasanın 20. veya 21. maddesine göre yapılacaktır. 21. maddesine göre yapılan tebligatta, (2) nolu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılırken, 20. maddeye göre yapılan tebliğde ise, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren onbeş gün sonra tebliğ yapılmış sayılacaktır.

6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanununun 21. maddesinde yapılan değişiklik gereğince, gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, kendisi o adreste hiç oturmamış veya sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edecek ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştıracaktır. Bu durumda ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacaktır.

Tebligat kural olarak muhatabın kendisine yapılmalıdır. Muhatap adresinde bulunmadığı takdirde, onun yerine tebligatı kabule yetkili kişilere yapılır. Muhatabın konut adresinde süreklilik arzedecek şekilde birlikte oturan aile halkından biri veya varsa birlikte oturduğu hizmetçi tebligatı almaya yetkili kişilerdir. Yetkili kişilerin görünüşe nazaran onsekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir. Tebligat yapılacak gerçek kişi işyeri, işletme veya iş sahibi ise, işyerinde bulunmaması halinde daimî işçisine yapılan tebligat geçerli olacaktır.

Tebligatın muhatabı veya adına tebligatı alacak yetkili kişi adreste bulunmakla birlikte tebliğden imtina ederlerse, bu durum tebliğ evrakına yazılmak şartıyla tebliğ işlemi, Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca yapılmalıdır.

6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanunu'nun 29. maddesinde yapılan değişiklikle, ilanen yapılan tebligatlarda, ilanın ayrıca elektronik ortamda yapılması zorunluluğu getirilmiştir.

Yasanın 6099 sayılı Kanunla değişik 35. maddesine göre, kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini derhal tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması yeterli olacaktır. Bu durumda evrakın asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Daha önce tebligat yapılmamış olsa dahi, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınarak bu madde hükümleri uygulanır. Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.

Yine 36. maddede yapılan değişiklikle, tebligat evrakının celse esnasında veya kalemde, taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana veya vekillerine tutanağa geçirilmek suretiyle veya imza karşılığında “tebliğ konusu belirtilerek tevdi” edilmesi tebliğ hükmüne geçecektir. Bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmeyecek ve masraf da alınmayacaktır.

Tebligatın muhataba yapılabilmesi için, muhatabın medenî hakları kullanma ehliyetine, kısaca fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Bu durumda tebligatın kanunî temsilciye yapılması gerekir. Ancak bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip küçükler veya kısıtlılar, bu meslek ve sanatın icrasından doğan borçlardan bizzat sorumlu olduklarından, bu konuda kendilerine tebligat yapılması tebliği usulsüz ve geçersiz kılmaz.

Aksine hüküm bulunmadıkça tebligat giderlerini tebliğin yapılmasını isteyen taraf peşin olarak ödemelidir. Tebliğ gideri verilen süre içinde yatırılmaz ise, talep eden kişi bu isteminden vazgeçmiş sayılır. Dava dilekçesinin karşı tarafa tebliği için tebliğ gideri peşin verilmemiş ve verilen makul süre içinde yatırılmamış ise, dava hakkında 1086 sayılı Yasanın 409. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekir.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece yargılama sırasında bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmiş ise de, dava dilekçesinin davalının adresi yerine dava dışı bir otelde çalışan işçilere tebliğ edildiği, bu nedenle davalının cevap dilekçesi sunamadığı ve delillerini bildiremediği anlaşılmıştır.

Tebligatın usulüne uygun yapılmaması nedeniyle taraf teşkilinin usulünce sağlanmadığı ve bu şekilde HMK'nun 27. maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği anlaşılmakla hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • Dün, Saat: 23:04
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
DOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ

Esas : 2017/13998
Karar : 2020/1720
Tarih : 10.02.2020
HUKUKİ DİNLENİLME HAKKININ İHLALİ
VEKİLE TEBLİGAT ZORUNLULUĞU
USULÜNE UYGUN TEBLİGAT YAPILMAMASI
6100 s. Hukuk Muhakemeleri K27
7201 s. Tebligat K101213
ÖZET
Vekâletname sunulduktan sonra tebligatların vekile yapılması gerekir. Vekil ile takip edilen davada, asil duruşmada bizzat bulunsa dahi tebliğin vekiline yapılması zorunludur. Vekile çıkarılan tebligat, kendisine veya kendisi yerine sekreteri veya kâtibine tebliğ edilmelidir. Ancak isticvap, yemin gibi şahsa bağlı işlemlerde, tebligatın vekile değil, bizzat bu işlemi yapacak asile yapılması yasal zorunluluktur. Mahkemece yargılama sırasında bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmiş ise de, dava dilekçesinin davalının adresi yerine dava dışı bir otelde çalışan işçilere tebliğ edildiği, bu nedenle davalının cevap dilekçesi sunamadığı ve delillerini bildiremediği anlaşılmıştır. Tebligatın usulüne uygun yapılmaması nedeniyle taraf teşkilinin usulünce sağlanmadığı ve bu şekilde HMK'nun 27. maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği anlaşılmakla hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, davalının yanında 21/06/2009 tarihinde bahçivan olarak çalışmaya başladığını, 16/09/2010 tarihinde hiçbir neden gösterilmeden işine son verildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile ücret ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, cevap dilekçesi sunmamıştır.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı yasal süresi içinde davalı temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır.

Hasımsız davalar hariç olmak üzere, dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan davaya bakılamaz ve yargılama yapılamaz.

Davanın tarafları ile vekillerinin davaya ilişkin işlemleri öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin kendilerine bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın yapıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal hakları kısıtlanmış olur.

Yasalarda aksine düzenleme bulunmadıkça mahkeme kararlarının taraflara tebliği gerekir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerinde verilen kararlara karşı temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gündür. Mahkemece karar yüze karşı tefhim edilmiş ise, tefhim edilen kısa kararın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 383 ve devamı maddelerinde belirtilen şartları taşıması gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun tefhimden sözedilemez. Bu durumda temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.

Yargılama sırasında yapılan tebliğlerle ilgili tebliğ mazbatalarının ve ilgili diğer belgelerin dosyaya konulması gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve bu Kanunun uygulanması için çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir ve titizlikle uygulanması gerekir. Bir davada yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını hâkim kendiliğinden denetlemelidir. 19.01.2011 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanununda esaslı değişiklikler yapılmıştır.

Değinilen Yasayla eklenen 7/A maddesinin birinci fıkrasına göre, tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilecektir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası gereğince, anonim, limitet ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu getirilmiş, elektronik yolla tebligatın haklı bir sebeple yapılamaması hâlinde, bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı öngörülmüştür. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacaktır.

Tebligat Yasa'sının 10. maddesi gereğince tebligat, tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bununla birlikte, kendisine tebliğ yapılacak kişinin müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması olanaklıdır. 6099 sayılı Yasayla bu maddeye eklenen ikinci fıkraya göre, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya herhangi bir nedenle tebligatın yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilip tebligat buraya yapılacaktır.

Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca, tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Temsile yetkili kişinin herhangi bir nedenle tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunmaması veya bizzat alamayacak durumda olması halinde, kendisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürüne, bu da olanaklı değilse, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılmalıdır. Bu sıraya uyulması yasal zorunluluk olup, aksi takdirde tebligat usulsüz sayılacaktır. Tüzel kişiliği olmayan, ancak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesi anlamında işveren sıfatını taşıyan kamu kurum ve kuruluşları adına çıkarılan tebligatın, kurumun yetkili temsilcisine yapılması gerekir (Dairemizin 03.11.2008 gün ve 2008/4948 Esas, 2008/29807 Karar sayılı ilamı).

Vekâletname sunulduktan sonra tebligatların vekile yapılması gerekir. Vekil ile takip edilen davada, asil duruşmada bizzat bulunsa dahi tebliğin vekiline yapılması zorunludur. Vekile çıkarılan tebligat, kendisine veya kendisi yerine sekreteri veya kâtibine tebliğ edilmelidir. Ancak isticvap, yemin gibi şahsa bağlı işlemlerde, tebligatın vekile değil, bizzat bu işlemi yapacak asile yapılması yasal zorunluluktur.

Vekilin umumî vekâletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin, hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı “itirazın iptali davası” bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmış olmaz. Bu itibarla bir davada vekilin temsil yetkisinin olup olmadığı mahkemece kendiliğinden araştırılmalıdır (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 02.11.2004 tarih ve 2004/2041-5550 sayılı kararı).

Adreste tebligatın, gerçek veya tüzel kişinin bilinen en son adresinde yapılması gerekir. Burada kastedilen kişinin oturduğu veya çalıştığı yerdir. Asıl olan tebligatın, tebligat evrakında belirtilen adreste muhatabın kendisine yapılmasıdır. Adres niteliğinde bulunmayan yerlerde, örneğin inşaat halindeki binalarda tebligat yapılamaz. Tebligat evrakına adresin doğru ve okunaklı olarak yazılması gerekir. Bir kişinin adresinden başka bir yerde tebligat yapılabilmesi o kişinin tebligatı kabul etmesine bağlıdır. Ev adresine çıkarılan tebligatın herhangi bir nedenle yapılamaması nedeniyle iş adresinde yapılması durumunda, tebligat geçerli kabul edilmelidir.

Muhatap tebliğ yapılacak adreste oturmakla birlikte, tebliğ yapıldığı sırada kendisi veya adına tebliği alacak herhangi bir kişinin bulunmaması durumunda, adreste bulunmama nedeninin komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyesi, zabıta veya memurlardan öğrenilmesi ve tebliğ tutanağına yazılması, beyanına başvurulan kişiye tutanağın imzalatılması, imzadan çekinilmesi halinde tebliğ mazbatasında bunun belirtilmesi ve tebliğ evrakını dağıtan memurun imzalaması gerekir.

Muhatabın adreste bulunmaması halinde, bu durumun geçici veya sürekli olmasına göre tebligat 7201 sayılı Yasanın 20. veya 21. maddesine göre yapılacaktır. 21. maddesine göre yapılan tebligatta, (2) nolu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılırken, 20. maddeye göre yapılan tebliğde ise, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren onbeş gün sonra tebliğ yapılmış sayılacaktır.

6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanununun 21. maddesinde yapılan değişiklik gereğince, gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, kendisi o adreste hiç oturmamış veya sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edecek ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştıracaktır. Bu durumda ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacaktır.

Tebligat kural olarak muhatabın kendisine yapılmalıdır. Muhatap adresinde bulunmadığı takdirde, onun yerine tebligatı kabule yetkili kişilere yapılır. Muhatabın konut adresinde süreklilik arzedecek şekilde birlikte oturan aile halkından biri veya varsa birlikte oturduğu hizmetçi tebligatı almaya yetkili kişilerdir. Yetkili kişilerin görünüşe nazaran onsekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir. Tebligat yapılacak gerçek kişi işyeri, işletme veya iş sahibi ise, işyerinde bulunmaması halinde daimî işçisine yapılan tebligat geçerli olacaktır.

Tebligatın muhatabı veya adına tebligatı alacak yetkili kişi adreste bulunmakla birlikte tebliğden imtina ederlerse, bu durum tebliğ evrakına yazılmak şartıyla tebliğ işlemi, Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca yapılmalıdır.

6099 sayılı Yasa ile Tebligat Kanunu'nun 29. maddesinde yapılan değişiklikle, ilanen yapılan tebligatlarda, ilanın ayrıca elektronik ortamda yapılması zorunluluğu getirilmiştir.

Yasanın 6099 sayılı Kanunla değişik 35. maddesine göre, kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini derhal tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması yeterli olacaktır. Bu durumda evrakın asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Daha önce tebligat yapılmamış olsa dahi, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınarak bu madde hükümleri uygulanır. Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.

Yine 36. maddede yapılan değişiklikle, tebligat evrakının celse esnasında veya kalemde, taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana veya vekillerine tutanağa geçirilmek suretiyle veya imza karşılığında “tebliğ konusu belirtilerek tevdi” edilmesi tebliğ hükmüne geçecektir. Bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmeyecek ve masraf da alınmayacaktır.

Tebligatın muhataba yapılabilmesi için, muhatabın medenî hakları kullanma ehliyetine, kısaca fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Bu durumda tebligatın kanunî temsilciye yapılması gerekir. Ancak bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip küçükler veya kısıtlılar, bu meslek ve sanatın icrasından doğan borçlardan bizzat sorumlu olduklarından, bu konuda kendilerine tebligat yapılması tebliği usulsüz ve geçersiz kılmaz.

Aksine hüküm bulunmadıkça tebligat giderlerini tebliğin yapılmasını isteyen taraf peşin olarak ödemelidir. Tebliğ gideri verilen süre içinde yatırılmaz ise, talep eden kişi bu isteminden vazgeçmiş sayılır. Dava dilekçesinin karşı tarafa tebliği için tebliğ gideri peşin verilmemiş ve verilen makul süre içinde yatırılmamış ise, dava hakkında 1086 sayılı Yasanın 409. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekir.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece yargılama sırasında bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmiş ise de, dava dilekçesinin davalının adresi yerine dava dışı bir otelde çalışan işçilere tebliğ edildiği, bu nedenle davalının cevap dilekçesi sunamadığı ve delillerini bildiremediği anlaşılmıştır.

Tebligatın usulüne uygun yapılmaması nedeniyle taraf teşkilinin usulünce sağlanmadığı ve bu şekilde HMK'nun 27. maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği anlaşılmakla hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Alacağın Temliki

Türk Borçlar Yasasının 183, 184, 186.maddelerine göre ALACAĞIN TEMLIKININ yapılabilmesi için, borçlunun rızası şart olmadığından davalılar arasında yapılan kısmi yazılı temlik sözleşmesi geçerlidir. İcra takibine konu alacakla ilgili ICRA HUKUK MAHKEMESINDE IMZAYA VE BORCA ITIRAZ DAVASI OLMASI, BU DAVADA TAKIBI DURDURAN TEDBIR KARARI VERILMESI, AYNI ALACAKLA ILGILI MENFI TESPIT DAVASI BULUNMASI alacaği kismen temlik etmeye engel değildir.İCRA HUKUK MAHKEMESININ takibin durdurulmasi hakkindaki tedbir ara karari, HACIZ GIBI TAKIBI borçlu aleyhine ilerleten takip işlemlerine engel olsa da BU NITELIKTE OLMAYAN ALACAĞI TEMLIK SÖZLEŞMESININ YAPILMASINA ENGEL DEĞILDIR. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/2418 - KARAR NO: 2018/2242 YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/448 KARAR NO: 2020/336
  • Cevap Yok
  • 28-05-2020, Saat: 23:50
  • DuraN
Türk Borçlar Yasasının 183, 184, 186.maddelerine göre ALACAĞIN TEMLIKININ yapılabilmesi için, borçlunun rızası şart olmadığından davalılar arasında yapılan kısmi yazılı temlik sözleşmesi geçerlidir. İcra takibine konu alacakla ilgili ICRA HUKUK MAHKEMESINDE IMZAYA VE BORCA ITIRAZ DAVASI OLMASI, BU DAVADA TAKIBI DURDURAN TEDBIR KARARI VERILMESI, AYNI ALACAKLA ILGILI MENFI TESPIT DAVASI BULUNMASI alacaği kismen temlik etmeye engel değildir.İCRA HUKUK MAHKEMESININ takibin durdurulmasi hakkindaki tedbir ara karari, HACIZ GIBI TAKIBI borçlu aleyhine ilerleten takip işlemlerine engel olsa da BU NITELIKTE OLMAYAN ALACAĞI TEMLIK SÖZLEŞMESININ YAPILMASINA ENGEL DEĞILDIR. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/2418 - KARAR NO: 2018/2242 YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/448 KARAR NO: 2020/336

El Atma- Bedel ve Tazminat Kararlarının Kesinleşmeden İcraya Konulamayacağı

7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 04/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Geçici 14. maddesinde; “KAMULAŞTIRMA IŞLEMLERI TAMAMLANMAMIŞ VEYA KAMULAŞTIRMASI HIÇ YAPILMAMIŞ OLMASINA RAĞMEN “ 4/11/1983 “ tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle MALIKIN RIZASI OLMAKSIZIN FIILÎ EL KONULMASI VEYA HUKUKI EL ATILMASI SEBEBIYLE MÜLKIYET HAKKINDAN DOĞAN TALEPLERE DAIR BEDEL VE TAZMINATA ILIŞKIN DAVALARDA VERILEN MAHKEME KARARLARI KESINLEŞMEDIKÇE ICRAYA KONULAMAZ. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur. Aynı Kanunun 22/1-b maddesi gereğince Kanun yayımı tarihinde, yürürlüğe girer” düzenlemesinin yer aldığı, Kanun'un yürürlük tarihinin “ 12.06.2019 “olduğu… YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2019/13876 - KARAR NO : 2020/312
  • Cevap Yok
  • 28-05-2020, Saat: 23:49
  • DuraN
7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 04/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Geçici 14. maddesinde; “KAMULAŞTIRMA IŞLEMLERI TAMAMLANMAMIŞ VEYA KAMULAŞTIRMASI HIÇ YAPILMAMIŞ OLMASINA RAĞMEN “ 4/11/1983 “ tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle MALIKIN RIZASI OLMAKSIZIN FIILÎ EL KONULMASI VEYA HUKUKI EL ATILMASI SEBEBIYLE MÜLKIYET HAKKINDAN DOĞAN TALEPLERE DAIR BEDEL VE TAZMINATA ILIŞKIN DAVALARDA VERILEN MAHKEME KARARLARI KESINLEŞMEDIKÇE ICRAYA KONULAMAZ. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur. Aynı Kanunun 22/1-b maddesi gereğince Kanun yayımı tarihinde, yürürlüğe girer” düzenlemesinin yer aldığı, Kanun'un yürürlük tarihinin “ 12.06.2019 “olduğu… YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2019/13876 - KARAR NO : 2020/312

İhalenin Feshi - Teminatın Bankaya Yatırılması

Davacı vekili ayrıca PEY SÜRMEK ISTEYENLERIN YATIRMASI GEREKEN TEMINATI SADECE BANKAYA YATIRABILECEKLERININihale esnasında bildirildiği bunun hem ihaleye katılmak isteyenlerin baştan vazgeçmelerine ve katılımın azalmasına yol açtığını hemde teminat miktarı yüksek olduğundan bankada para yatırma işlemleri uzun sürdüğünden pey sürmek isteyenlerin satışa vaktinde yetişmelerine mani olduğu iddiası ile fesih talebinde bulunmuştur…..tutanakta borçlu vekilininde imzasının bulunduğu, gayrimenkulün alacaklının alacağına mahsuben satıldığı, ihale arttırma tutanağında da alacaklı dışında başka bir katılımcıya tesadüf edilmediği gözlemlenmiştir. Hal böyle olunca davacının bu yöndeki istinaflarının benimsenmeside mümkün değildir.İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2019/825 - KARAR NO : 2019/1122 YARGITAY 12 HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2019/12374 - KARAR NO: 2020/315 ONAMA
Davacı vekili ayrıca PEY SÜRMEK ISTEYENLERIN YATIRMASI GEREKEN TEMINATI SADECE BANKAYA YATIRABILECEKLERININihale esnasında bildirildiği bunun hem ihaleye katılmak isteyenlerin baştan vazgeçmelerine ve katılımın azalmasına yol açtığını hemde teminat miktarı yüksek olduğundan bankada para yatırma işlemleri uzun sürdüğünden pey sürmek isteyenlerin satışa vaktinde yetişmelerine mani olduğu iddiası ile fesih talebinde bulunmuştur…..tutanakta borçlu vekilininde imzasının bulunduğu, gayrimenkulün alacaklının alacağına mahsuben satıldığı, ihale arttırma tutanağında da alacaklı dışında başka bir katılımcıya tesadüf edilmediği gözlemlenmiştir. Hal böyle olunca davacının bu yöndeki istinaflarının benimsenmeside mümkün değildir.İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2019/825 - KARAR NO : 2019/1122 YARGITAY 12 HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2019/12374 - KARAR NO: 2020/315 ONAMA

Faiz Başlangıç Tarihi

Mahkeme kararının incelenmesinde 604.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulduğu, HÜKÜM DE ASIL ALACAK ILE ILGILI FAIZE HÜKMEDILMEDIĞINDEN ancak ilamın KARAR TARIHI olan 21/11/2017 tarihinden ITIBAREN YASAL FAIZ ISTENEBILECEĞINDEN, asıl alacak için dava tarihinden itibaren yasal faiz istenmesi yasaya aykırı olduğu….İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/1166 Esas KARAR NO: 2018/2152 Karar YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2019/295 KARAR NO: 2020/303
  • Cevap Yok
  • 28-05-2020, Saat: 23:46
  • DuraN
Mahkeme kararının incelenmesinde 604.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulduğu, HÜKÜM DE ASIL ALACAK ILE ILGILI FAIZE HÜKMEDILMEDIĞINDEN ancak ilamın KARAR TARIHI olan 21/11/2017 tarihinden ITIBAREN YASAL FAIZ ISTENEBILECEĞINDEN, asıl alacak için dava tarihinden itibaren yasal faiz istenmesi yasaya aykırı olduğu….İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/1166 Esas KARAR NO: 2018/2152 Karar YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2019/295 KARAR NO: 2020/303

Durma Kararı Sonrası Satış İşlemleri Hakkında

Durma Kararı Sonrası Satış İşlemleri Hakkında Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığının görüş yazısına ulaşmak için eklentiye tıklayınız. 

       
Durma Kararı Sonrası Satış İşlemleri Hakkında Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığının görüş yazısına ulaşmak için eklentiye tıklayınız. 

       

İcra takip dosyanın SEKA’ya gönderilmesi- İcranın geri bırakılması

TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresi- İcra takip dosyanın SEKA’ya gönderilmesi- İcranın geri bırakılması-
Anayasa Mahkemesince "TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına" yönelik düzenlemenin iptal edildiği-  1999 yılında itirazın iptaline hükmedildiği, 2011 yılında temlik alan alacaklı vekilinin icra takip dosyasının yenilenmesini talep ettiği, icra müdürlüğünce on yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle dosyanın SEKA’ya gönderildiğinin bildirildiği, ayrıca dosya içerisinde yer alan icra müdürlüğünün bir yazı cevabında; 'dosyanın 2002 tarihinde muameleden kaldırıldığının', bir diğer yazı cevabında ise,  ."..Arşiv Ayıklama ve İmha Komisyonu tarafından ...2009 tarihi itibari ile Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildiğinin" bildirildiği, bunun üzerine alacaklı tarafından, 2014 yılında takip başlattığı uyuşmazlıkta, alacaklının on yıllık zamanaşımı süresi içinde takip başlatmadığı anlaşılmış olup, zamanaşımı süresi dolduğundan, mahkemece, borçlunun zamanaşımı itirazının kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İpek Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

TMSF'ye devrolunan T.T.B.Y. A.Ş. ile Ö.Ö. arasında 31/12/1997 tarihli "Tüketici Kredi Sözleşmesi" imzalandığı, alacaklı T.T.B.Y. A.Ş. tarafından 31/10/1998 tarihinde ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasında 6.961.005.285 TL asıl alacak ve işlemiş faizine yönelik olarak genel haciz yoluyla takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine, alacaklı tarafından itirazın iptali istemi ile ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurulduğu, ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16/06/1999 tarih ve 1999/61 E. -194/ K. sayılı kararı ile; itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına hükmedildiği, alacağın daha sonra TMSF'ye, adı geçen tarafından da ... Varlık Yönetim A.Ş'ye temlik olunduğu, ... Varlık Yönetim A.Ş. tarafından söz konusu alacak nedeniyle 03/06/2014 tarihinde borçlu aleyhine icra takibine başlandığı, borçlunun süresinde icra mahkemesine başvurarak, borçlu olmadığından ve borcun zamanaşımına uğradığından bahisle borca ve tüm ferilerine itirazda bulunduğu, mahkemece; uyuşmazlığa konu alacağın fon alacağı olduğu, dolayısıyla yirmi yıllık sürenin dolmadığı, ayrıca talep edilen faizin sözleşmeye uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, karara karşı borçlunun temyiz isteminde bulunduğu görülmüştür.

1-HUMK'nun 438. ve İİK'nun 366. madde hükümleri gereğince inceleme konusu işin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılması mümkün olmadığından, borçlunun duruşma talebinin reddine,

2-Takibin dayanağı kredi sözleşmesi olup, olayda, borcun muaccel olduğu tarih itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı söz konusudur.

12/12/2003 tarih ve 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ve 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde, zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak öngörülmüştür. Aynı kural, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141. maddesinde de benimsenmiş olup, anılan maddede "Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır" hükmüne yer verilmiştir.

Nitekim, 5411 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesinde; "Bu kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir" düzenlemesi yer almakta iken, anılan maddede yer alan ''zamanaşımı'' sözcüğü Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve 2014/85-103 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve söz konusu kararın, 12.09.2014 tarihinde 29117 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir.

Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin sözü edilen kararıyla TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına yönelik düzenleme iptal edilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen geçici 16. maddenin yürürlük tarihi olan 01.11.2005 tarihinden önce, ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasında takip başlatılarak borcun muaccel hale geldiği hususu dikkate alınarak, Fon lehine getirilen zamanaşımı düzenlemesinin uygulanma olanağı bulunmadığından, zamanaşımının yirmi yıl olduğunun kabulü de mümkün olmayacaktır.

Somut olayda, alacaklı T.T.B.Y. A.Ş., ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasında Ö.Ö. ve diğer borçlular aleyhine 27/10/1998 tarihli senetten kaynaklı 6.961.005.285 TL asıl alacak ve işlemiş faizi için 31/10/1998 tarihinde genel haciz yoluyla takip başlatmış olup, itiraz üzerine duran takibin devamı için alacaklının itirazın iptali istemi ile ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurduğu, ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16/06/1999 tarih ve 1999/61 E. 194/K. Sayılı kararı ile; itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına hükmedildiği, 11/03/2011 tarihinde, temlik alan alacaklı ....Varlık Yönetim A.Ş. vekilinin ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasının yenilenmesini talep ettiği, ... 1. İcra Müdürlüğü’nce on yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle dosyanın SEKA’ya gönderildiğinin bildirildiği, ayrıca dosya içerisinde yer alan icra müdürlüğünün 05/06/2018 tarihli yazı cevabında; dosyanın, 20/06/2002 tarihinde muameleden kaldırıldığının, 20/09/2018 tarihli yazı cevabında ise, ... 1. İcra Müdürlüğü Arşiv Ayıklama ve İmha Komisyonu tarafından 11/12/2009 tarihi itibari ile Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildiğinin bildirildiği, bunun üzerine 11/03/2011 tarihli SEKA belgesi ve ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 1999/61 E. 194/K. sayılı kararına istinaden, alacaklı tarafından, 03/06/2014 tarihinde Adana 7. İcra Müdürlüğü’nün 2014/6633 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığı görülmektedir.

Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, alacaklının on yıllık zamanaşımı süresi içinde takip başlatmadığı anlaşılmış olup, zamanaşımı süresi dolduğundan, mahkemece, borçlunun zamanaşımı itirazının kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 08.04.2019 T. E: 110, K: 5793
  • Cevap Yok
  • 28-05-2020, Saat: 23:41
  • DuraN
TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresi- İcra takip dosyanın SEKA’ya gönderilmesi- İcranın geri bırakılması-
Anayasa Mahkemesince "TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına" yönelik düzenlemenin iptal edildiği-  1999 yılında itirazın iptaline hükmedildiği, 2011 yılında temlik alan alacaklı vekilinin icra takip dosyasının yenilenmesini talep ettiği, icra müdürlüğünce on yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle dosyanın SEKA’ya gönderildiğinin bildirildiği, ayrıca dosya içerisinde yer alan icra müdürlüğünün bir yazı cevabında; 'dosyanın 2002 tarihinde muameleden kaldırıldığının', bir diğer yazı cevabında ise,  ."..Arşiv Ayıklama ve İmha Komisyonu tarafından ...2009 tarihi itibari ile Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildiğinin" bildirildiği, bunun üzerine alacaklı tarafından, 2014 yılında takip başlattığı uyuşmazlıkta, alacaklının on yıllık zamanaşımı süresi içinde takip başlatmadığı anlaşılmış olup, zamanaşımı süresi dolduğundan, mahkemece, borçlunun zamanaşımı itirazının kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İpek Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

TMSF'ye devrolunan T.T.B.Y. A.Ş. ile Ö.Ö. arasında 31/12/1997 tarihli "Tüketici Kredi Sözleşmesi" imzalandığı, alacaklı T.T.B.Y. A.Ş. tarafından 31/10/1998 tarihinde ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasında 6.961.005.285 TL asıl alacak ve işlemiş faizine yönelik olarak genel haciz yoluyla takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine, alacaklı tarafından itirazın iptali istemi ile ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurulduğu, ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16/06/1999 tarih ve 1999/61 E. -194/ K. sayılı kararı ile; itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına hükmedildiği, alacağın daha sonra TMSF'ye, adı geçen tarafından da ... Varlık Yönetim A.Ş'ye temlik olunduğu, ... Varlık Yönetim A.Ş. tarafından söz konusu alacak nedeniyle 03/06/2014 tarihinde borçlu aleyhine icra takibine başlandığı, borçlunun süresinde icra mahkemesine başvurarak, borçlu olmadığından ve borcun zamanaşımına uğradığından bahisle borca ve tüm ferilerine itirazda bulunduğu, mahkemece; uyuşmazlığa konu alacağın fon alacağı olduğu, dolayısıyla yirmi yıllık sürenin dolmadığı, ayrıca talep edilen faizin sözleşmeye uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, karara karşı borçlunun temyiz isteminde bulunduğu görülmüştür.

1-HUMK'nun 438. ve İİK'nun 366. madde hükümleri gereğince inceleme konusu işin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılması mümkün olmadığından, borçlunun duruşma talebinin reddine,

2-Takibin dayanağı kredi sözleşmesi olup, olayda, borcun muaccel olduğu tarih itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı söz konusudur.

12/12/2003 tarih ve 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ve 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde, zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak öngörülmüştür. Aynı kural, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141. maddesinde de benimsenmiş olup, anılan maddede "Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır" hükmüne yer verilmiştir.

Nitekim, 5411 sayılı Kanun'un geçici 16. maddesinde; "Bu kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir" düzenlemesi yer almakta iken, anılan maddede yer alan ''zamanaşımı'' sözcüğü Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve 2014/85-103 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve söz konusu kararın, 12.09.2014 tarihinde 29117 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir.

Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin sözü edilen kararıyla TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına yönelik düzenleme iptal edilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen geçici 16. maddenin yürürlük tarihi olan 01.11.2005 tarihinden önce, ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasında takip başlatılarak borcun muaccel hale geldiği hususu dikkate alınarak, Fon lehine getirilen zamanaşımı düzenlemesinin uygulanma olanağı bulunmadığından, zamanaşımının yirmi yıl olduğunun kabulü de mümkün olmayacaktır.

Somut olayda, alacaklı T.T.B.Y. A.Ş., ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasında Ö.Ö. ve diğer borçlular aleyhine 27/10/1998 tarihli senetten kaynaklı 6.961.005.285 TL asıl alacak ve işlemiş faizi için 31/10/1998 tarihinde genel haciz yoluyla takip başlatmış olup, itiraz üzerine duran takibin devamı için alacaklının itirazın iptali istemi ile ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurduğu, ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16/06/1999 tarih ve 1999/61 E. 194/K. Sayılı kararı ile; itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına hükmedildiği, 11/03/2011 tarihinde, temlik alan alacaklı ....Varlık Yönetim A.Ş. vekilinin ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 1998/4865 Esas sayılı takip dosyasının yenilenmesini talep ettiği, ... 1. İcra Müdürlüğü’nce on yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle dosyanın SEKA’ya gönderildiğinin bildirildiği, ayrıca dosya içerisinde yer alan icra müdürlüğünün 05/06/2018 tarihli yazı cevabında; dosyanın, 20/06/2002 tarihinde muameleden kaldırıldığının, 20/09/2018 tarihli yazı cevabında ise, ... 1. İcra Müdürlüğü Arşiv Ayıklama ve İmha Komisyonu tarafından 11/12/2009 tarihi itibari ile Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildiğinin bildirildiği, bunun üzerine 11/03/2011 tarihli SEKA belgesi ve ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 1999/61 E. 194/K. sayılı kararına istinaden, alacaklı tarafından, 03/06/2014 tarihinde Adana 7. İcra Müdürlüğü’nün 2014/6633 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığı görülmektedir.

Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, alacaklının on yıllık zamanaşımı süresi içinde takip başlatmadığı anlaşılmış olup, zamanaşımı süresi dolduğundan, mahkemece, borçlunun zamanaşımı itirazının kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 08.04.2019 T. E: 110, K: 5793

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip- İcra takibinin iptali-Borcun Kabul Edilmesi

Takibe konu belgenin, kambiyo senedi niteliğini haiz olmaması, İİK'nun 170/a maddesi hükmü gereğince takibin iptali sebebi ise de, aynı maddenin son fıkrası uyarınca; her ne suretle olursa olsun borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise, icra mahkemesinin belirtilen sebebe dayanarak İİK'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar veremeyeceği-

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Yeliz Aziz Peker tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı banka tarafından borçlu şirket hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; çekin ibraz edilmediğini ve ödeme emri tebliğinden önce borcun ödendiğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine, takipten sonra yapılan ödemelerin de icra müdürlüğünce düşülmesine karar verildiği, kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarih ve 2017/1585 E. - 2017/1964 K. sayılı kararı ile, borçlunun istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırımasına ve takip konusu çek ibraz edilmediğinden kambiyo takibi yapılamayacağı gerekçesiyle, şikayetin kabulü ile takibin şikayetçi borçlu yönünden iptaline, alacaklının istinaf başvurusunun ise esastan reddine hükmedildiği görülmüştür.

Takibe konu belgenin, kambiyo senedi niteliğini haiz olmaması, İİK'nun 170/a maddesi hükmü gereğince takibin iptali sebebi ise de, aynı maddenin son fıkrası uyarınca; her ne suretle olursa olsun borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise, icra mahkemesi yukarıda belirtilen sebebe dayanarak İİK'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar veremez.

Somut olayda, borçlu 12.10.2016 tarihli şikayet dilekçesinde, her ne kadar takibe konu çek bankaya ibraz edilmemişse de, alacaklı L. … A.Ş.’ye 05.10.2016’da çek bedelinin ödendiğini belirtmiş olup, borçlunun bu beyanı, borcun kabulü anlamındadır. Bu durumda, İİK'nun 170/a-son maddesi hükmü uyarınca, aynı maddenin ikinci fıkrasının olayda uygulanması ve takibin bu nedenle iptali mümkün değildir.

O halde, ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle isabetli olmakla, borçlunun başkaca istinaf nedeni bulunmadığı da nazara alınarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarih ve 2017/1585 E. - 2017/1964 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre alacaklının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi verildi.

12. HD. 30.05.2019 T. E: 2018/1259, K: 9589
  • Cevap Yok
  • 26-05-2020, Saat: 00:29
  • DuraN
Takibe konu belgenin, kambiyo senedi niteliğini haiz olmaması, İİK'nun 170/a maddesi hükmü gereğince takibin iptali sebebi ise de, aynı maddenin son fıkrası uyarınca; her ne suretle olursa olsun borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise, icra mahkemesinin belirtilen sebebe dayanarak İİK'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar veremeyeceği-

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Yeliz Aziz Peker tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı banka tarafından borçlu şirket hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; çekin ibraz edilmediğini ve ödeme emri tebliğinden önce borcun ödendiğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine, takipten sonra yapılan ödemelerin de icra müdürlüğünce düşülmesine karar verildiği, kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarih ve 2017/1585 E. - 2017/1964 K. sayılı kararı ile, borçlunun istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırımasına ve takip konusu çek ibraz edilmediğinden kambiyo takibi yapılamayacağı gerekçesiyle, şikayetin kabulü ile takibin şikayetçi borçlu yönünden iptaline, alacaklının istinaf başvurusunun ise esastan reddine hükmedildiği görülmüştür.

Takibe konu belgenin, kambiyo senedi niteliğini haiz olmaması, İİK'nun 170/a maddesi hükmü gereğince takibin iptali sebebi ise de, aynı maddenin son fıkrası uyarınca; her ne suretle olursa olsun borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise, icra mahkemesi yukarıda belirtilen sebebe dayanarak İİK'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar veremez.

Somut olayda, borçlu 12.10.2016 tarihli şikayet dilekçesinde, her ne kadar takibe konu çek bankaya ibraz edilmemişse de, alacaklı L. … A.Ş.’ye 05.10.2016’da çek bedelinin ödendiğini belirtmiş olup, borçlunun bu beyanı, borcun kabulü anlamındadır. Bu durumda, İİK'nun 170/a-son maddesi hükmü uyarınca, aynı maddenin ikinci fıkrasının olayda uygulanması ve takibin bu nedenle iptali mümkün değildir.

O halde, ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle isabetli olmakla, borçlunun başkaca istinaf nedeni bulunmadığı da nazara alınarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarih ve 2017/1585 E. - 2017/1964 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre alacaklının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi verildi.

12. HD. 30.05.2019 T. E: 2018/1259, K: 9589

İhalenin Feshi Davasında Kabul

İhalenin feshi istemi HMK'nin 308/2. maddesinde belirtilen tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olmadığına göre, ihalenin feshi davalarında davayı kabul mümkün olup, kabulün hukuki sonuç doğurması için, borçlu tarafından yapılan şikayette, hem alacaklı hem de ihale alıcısının davayı kabul etmesi gerekeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Meltem Duyan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

6100 sayılı HMK'nin 308. maddesi gereğince; kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Aynı maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre ise; kabul, ancak, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. Öte yandan, HMK'nun 311/1. maddesine göre davayı kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Davalının davayı kabul etmesi ile dava konusu uyuşmazlık sona erer.

İhalenin feshi istemi HMK'nin 308/2. maddesinde belirtilen tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olmadığına göre, ihalenin feshi davalarında davayı kabul mümkün olup, kabulün hukuki sonuç doğurması için, borçlu tarafından yapılan şikayette, hem alacaklı hem de ihale alıcısının davayı kabul etmesi gerekir.

Borçlunun, alacağa mahsuben ihale edilen taşınmazın ihalesinin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, Adana 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 15.06.2017 tarih ve 2017/293 E.- 2017/402 K. sayılı ihalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararına karşı borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 13.07.2018 tarih ve 2017/3317 E. -2018/1655 K. sayılı borçlunun istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine dair kararına karşı borçlu tarafından temyiz yoluna başvurulduktan sonra, aynı zamanda ihale alıcısı olan alacaklı banka vekilinin 01.02.2019 tarihli dilekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği görülmektedir.

O halde, alacaklının (ihale alıcısının) davayı kabulü hakkında ilk derece mahkemesince bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Alacaklının (ihale alıcısının) davayı kabulü hakkında ilk derece mahkemesince bir karar verilmek üzere Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddeleri uyarınca (KALDIRILMASINA), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenle (BOZULMASINA), dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.02.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

12. HD. 21.02.2019 T. E: 2018/13914, K: 2681
İhalenin feshi istemi HMK'nin 308/2. maddesinde belirtilen tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olmadığına göre, ihalenin feshi davalarında davayı kabul mümkün olup, kabulün hukuki sonuç doğurması için, borçlu tarafından yapılan şikayette, hem alacaklı hem de ihale alıcısının davayı kabul etmesi gerekeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Meltem Duyan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

6100 sayılı HMK'nin 308. maddesi gereğince; kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Aynı maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre ise; kabul, ancak, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. Öte yandan, HMK'nun 311/1. maddesine göre davayı kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Davalının davayı kabul etmesi ile dava konusu uyuşmazlık sona erer.

İhalenin feshi istemi HMK'nin 308/2. maddesinde belirtilen tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olmadığına göre, ihalenin feshi davalarında davayı kabul mümkün olup, kabulün hukuki sonuç doğurması için, borçlu tarafından yapılan şikayette, hem alacaklı hem de ihale alıcısının davayı kabul etmesi gerekir.

Borçlunun, alacağa mahsuben ihale edilen taşınmazın ihalesinin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, Adana 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 15.06.2017 tarih ve 2017/293 E.- 2017/402 K. sayılı ihalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararına karşı borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 13.07.2018 tarih ve 2017/3317 E. -2018/1655 K. sayılı borçlunun istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine dair kararına karşı borçlu tarafından temyiz yoluna başvurulduktan sonra, aynı zamanda ihale alıcısı olan alacaklı banka vekilinin 01.02.2019 tarihli dilekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği görülmektedir.

O halde, alacaklının (ihale alıcısının) davayı kabulü hakkında ilk derece mahkemesince bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Alacaklının (ihale alıcısının) davayı kabulü hakkında ilk derece mahkemesince bir karar verilmek üzere Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddeleri uyarınca (KALDIRILMASINA), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenle (BOZULMASINA), dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.02.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

12. HD. 21.02.2019 T. E: 2018/13914, K: 2681

Yargı da Süreler 15 Haziran'a Ertelendi.

[b]Koronavirüs tedbirleri kapsamında yargılamalarla ilgili süreler, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 15 Haziran 2020’ye kadar ertelendi. Karar, dava açma, başvuru, şikayet, itiraz ve ihtar gibi süreler, hak düşürücü süreler ve bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreleri kapsıyor. HSK da duruşmaların aynı tarihe kadar ertelendiğini duyurdu.[/b]
"Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair" Cumhurbaşkanı Kararı, 30 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kararda, “Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını ve yargı alanında doğabilecek hak kayıplarını önlemek amacıyla; 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen durma süresi, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda öngörülen zorunlu idari başvuru yoluna ilişkin süreler hariç, 1/5/2020 (bu tarih dahil) tarihinden 15/6/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar (salgın hastalığın yayılma tehlikesinin daha önce ortadan kalkması halinde yeniden değerlendirilmek üzere) uzatılmıştır” denildi.
[b]HANGİ SÜRELER DURDU?[/b]
Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri gibi bir hakkın kullanımına ilişkin tüm süreler durduruldu.
Öte yandan CMK, HMK, İYUK ve usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflara verilen süreler ile bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen tüm süreler ile alternatif çözüm yöntemleri ve İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler de Cumhurbaşkanı Kararı durduruldu.
Kararda İcra-iflas hukuku dışındaki tüm sürelerin 13 Mart-15 Haziran tarihleri arasında, icra işlerinde ise 22 Mart-15 Haziran tarihleri arasında durdurulduğu belirtildi. Bitimine 15 gün ve daha az olan süreler de 16 Haziran’dan başlamak üzere 15 gün uzayacak.
[b]İCRA SATIŞLARI DA ERTELENDİ[/b]
Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile icra satış işlemleri de 15 Haziran’dan sonra yapılacak. Satış günü belli olan işlemler için de 15 Haziran’dan sonra yeniden satış günü belirlenecek. Ancak satış için ücret ödeyenlerden tekrar ilan parası alınmayacak.
[b]ZAMAN AŞIMI, KORUMA VE İHTİYADİ TEDBİRLER KAPSAM DIŞI[/b]
Öte yandan suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri ile CMK ve HMK’da düzenlenen koruma ve ihtiyati tedbiri tamamlayan süreler yine devam edecek. Yani Karar ile bu süreler durmayacak.
[b]DAVALAR 15 HAZİRAN’A KADAR UZATILDI[/b]
HSK Genel Kurulu tutuklu ve acil işler, dava zaman aşımı yakın işler ile ivedi sayılacak diğer iş ve işlemler haricindeki davaları 15 Haziran'a kadar erteledi. HSK aldığı kararla adli ve idari yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemelerindeki duruşmaları ertelediğini bildirdi.
[b]BAKAN GÜL: TARİHLERİN ÖNE ÇEKİLMESİ SALGININ SEYRİNE BAĞLI[/b]
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ise konuyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada salgının seyrine bağlı olarak tarihlerin öne çekilebileceğini belirtti. Gül, konuyla ilgili sosyal medya hesabından “Bu tarihlerin öne çekilmesi salgının seyrine bağlı. Tedbiri elden bırakmayalım. Uzağı yakın etmek bizim elimizde” mesajı paylaştı.
Bilindiği gibi koronavirüsün Türkiye’de görülmesiyle beraber yargı alanında önlemler kapsamında hak kayıplarının önlenmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştı. Çıkarılan 7226 Sayılı Kanunla, dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikayet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve gerekli idari başvuru süreleri 13 Mart 2020'den 30 Nisan 2020'ye kadar durdurulmuştu. İcra ve İflas Kanunu ile icra ve iflas takipleri ise 22 Mart 2020'den 30 Nisan 2020'ye kadar durdurulmuştu.
Kanunda “Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir” hükmü de bulunuyordu.


.pdf   Cumhurbaşkanlığı Kararı.pdf (Boyut: 805.34 KB / İndirilme: 0)

Kaynak : http://iidb.adalet.gov.tr/Home/SayfaDeta...2020123055
  • Cevap Yok
  • 24-05-2020, Saat: 00:18
  • DuraN
[b]Koronavirüs tedbirleri kapsamında yargılamalarla ilgili süreler, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 15 Haziran 2020’ye kadar ertelendi. Karar, dava açma, başvuru, şikayet, itiraz ve ihtar gibi süreler, hak düşürücü süreler ve bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreleri kapsıyor. HSK da duruşmaların aynı tarihe kadar ertelendiğini duyurdu.[/b]
"Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair" Cumhurbaşkanı Kararı, 30 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kararda, “Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını ve yargı alanında doğabilecek hak kayıplarını önlemek amacıyla; 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen durma süresi, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda öngörülen zorunlu idari başvuru yoluna ilişkin süreler hariç, 1/5/2020 (bu tarih dahil) tarihinden 15/6/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar (salgın hastalığın yayılma tehlikesinin daha önce ortadan kalkması halinde yeniden değerlendirilmek üzere) uzatılmıştır” denildi.
[b]HANGİ SÜRELER DURDU?[/b]
Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri gibi bir hakkın kullanımına ilişkin tüm süreler durduruldu.
Öte yandan CMK, HMK, İYUK ve usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflara verilen süreler ile bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen tüm süreler ile alternatif çözüm yöntemleri ve İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler de Cumhurbaşkanı Kararı durduruldu.
Kararda İcra-iflas hukuku dışındaki tüm sürelerin 13 Mart-15 Haziran tarihleri arasında, icra işlerinde ise 22 Mart-15 Haziran tarihleri arasında durdurulduğu belirtildi. Bitimine 15 gün ve daha az olan süreler de 16 Haziran’dan başlamak üzere 15 gün uzayacak.
[b]İCRA SATIŞLARI DA ERTELENDİ[/b]
Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile icra satış işlemleri de 15 Haziran’dan sonra yapılacak. Satış günü belli olan işlemler için de 15 Haziran’dan sonra yeniden satış günü belirlenecek. Ancak satış için ücret ödeyenlerden tekrar ilan parası alınmayacak.
[b]ZAMAN AŞIMI, KORUMA VE İHTİYADİ TEDBİRLER KAPSAM DIŞI[/b]
Öte yandan suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri ile CMK ve HMK’da düzenlenen koruma ve ihtiyati tedbiri tamamlayan süreler yine devam edecek. Yani Karar ile bu süreler durmayacak.
[b]DAVALAR 15 HAZİRAN’A KADAR UZATILDI[/b]
HSK Genel Kurulu tutuklu ve acil işler, dava zaman aşımı yakın işler ile ivedi sayılacak diğer iş ve işlemler haricindeki davaları 15 Haziran'a kadar erteledi. HSK aldığı kararla adli ve idari yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemelerindeki duruşmaları ertelediğini bildirdi.
[b]BAKAN GÜL: TARİHLERİN ÖNE ÇEKİLMESİ SALGININ SEYRİNE BAĞLI[/b]
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ise konuyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada salgının seyrine bağlı olarak tarihlerin öne çekilebileceğini belirtti. Gül, konuyla ilgili sosyal medya hesabından “Bu tarihlerin öne çekilmesi salgının seyrine bağlı. Tedbiri elden bırakmayalım. Uzağı yakın etmek bizim elimizde” mesajı paylaştı.
Bilindiği gibi koronavirüsün Türkiye’de görülmesiyle beraber yargı alanında önlemler kapsamında hak kayıplarının önlenmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştı. Çıkarılan 7226 Sayılı Kanunla, dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikayet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve gerekli idari başvuru süreleri 13 Mart 2020'den 30 Nisan 2020'ye kadar durdurulmuştu. İcra ve İflas Kanunu ile icra ve iflas takipleri ise 22 Mart 2020'den 30 Nisan 2020'ye kadar durdurulmuştu.
Kanunda “Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir” hükmü de bulunuyordu.


.pdf   Cumhurbaşkanlığı Kararı.pdf (Boyut: 805.34 KB / İndirilme: 0)

Kaynak : http://iidb.adalet.gov.tr/Home/SayfaDeta...2020123055

7226 Sayılı Kanunda Belirtilen Sürelere İlişkin Excel Tablosu

7226 Sayılı Kanunda Belirtilen Sürelere İlişkin Excel Çalışmasına Ekten Ulaşabilirsiniz. Excel Çalışmasında Tebliğ tarihi ve kanuni / takdiri süreyi girerek sürelerin uzama sonrası yeni tarihini öğrenebilirsiniz. Faydalı olması dileğiyle.


.xls   7226 Sayılı Kanuna Göre Süre Hesaplamaları.xls (Boyut: 47 KB / İndirilme: 40)
7226 Sayılı Kanunda Belirtilen Sürelere İlişkin Excel Çalışmasına Ekten Ulaşabilirsiniz. Excel Çalışmasında Tebliğ tarihi ve kanuni / takdiri süreyi girerek sürelerin uzama sonrası yeni tarihini öğrenebilirsiniz. Faydalı olması dileğiyle.


.xls   7226 Sayılı Kanuna Göre Süre Hesaplamaları.xls (Boyut: 47 KB / İndirilme: 40)

Konkordato Mühleti- İpotekli Takip- Tedbir Kararı- Kira Gelirleri-

İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan ilamlı takipte, İİK mad. 150/b uyarınca kira bedellerinin takip dosyasına ödenmesi işleminin, (iflasın ertelenmesi ve) konkordato mühleti verilmesi talebinde muhafaza tedbiri olarak değerlendirilemeyeceği- Konkordato talebini inceleyen asliye ticaret mahkemesinin tedbir kararında açıkça yer almayan "kira gelirlerinin,  konkordato projesi içerisinde yer alıp almadığının" yorum yolu ile icra mahkemesince değerlendirme konusu yapılamayacağı- Borçlunun kira gelirlerinin konkordato projesi içerisinde yer aldığı, dolayısıyla kira gelirlerinin icra takip dosyasına yatırılmasının konkordato mühletinden beklenen amacı sonuçsuz bırakacağı iddiasını ancak kesin konkordato mühletini veren asliye ticaret mahkemesinde ileri sürerek bu konuda tedbir kararı verilmesi ve verilen tedbir kararının aksine müdürlükçe işlem yapılması halinde bu hususu şikayet konusu edebileceği-

... 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/291 Esas 2019/336 Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna davalı şirket vekili tarafından başvurulması üzerine dosya incelendi; 

Davacı vekili şikayet dilekçesinde özetle; ... 13. İcra Müdürlüğü'nün 2019/... esas sayılı takip dosyası ile borçlu N.. Dış Tic. A.Ş hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yürüttükleri icra takibinde .. ili, Toroslar ilçesi, ... Köyü, 1... Ada, 3 parselde kayıtlı taşınmazda ipoteklerinin bulunduğunu, ... 13. İcra Müdürlüğü'nün 2019/... Esas sayılı dosyasındaki talimata istinaden .. 7. İcra Müdürlüğü'nün 2019/... talimat sayılı dosyasından düzenlenen kıymet takdiri ve İİK 150/b maddesi uyarınca kiracı tespiti için taşınmaza gidildiğinde söz konusu taşınmazda 11 ayrı gümrüklü depo bulunduğunu ve depoların ... ... Lojistik Tic. A.Ş tarafından kiralandığının tespiti üzerine kiracı üçüncü şahıs ... ... Lojistik Ticaret A.Ş ye kira bedellerini icra takip dosyasına ödemesi için muhtıra gönderilmesini talep ettiklerini, müdürlükçe talep doğrultusunda kiracı üçüncü kişiye kira bedellerinin icra takip dosyasına ödenmesi yönünde muhtıra tebliğ edildiğini, muhtıra tebliği üzerine borçlu vekilinin icra müdürlüğüne müracaatla borçlu ... ... Dış Ticaret A.Ş. hakkında .. 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/646 esas sayılı dosyası ile açılan davada borçlu hakkındaki takibin durdurulmasına ve 03/03/2019 tarihinden başlamak üzere 1 yıllık kesin konkordato mühleti verildiğine ilişkin kararı gerekçe gösterilerek kira bedellerinin takip dosyasına yatırılmasına ilişkin karardan dönülmesinin talep edilmesi üzerine müdürlükçe 19/04/2019 tarihli karar ile; borçlu hakkındaki takiplerin yukarıda belirtilen mahkeme kararı ile durdurulmasına karar verildiğinden ipotekli taşınmazın kira bedellerinin İİK 150 /b maddesi uyarınca müdürlük dosyasına ödenmemesine ve muhtıranın iadesine karar verilmek suretiyle önceki karardan dönüldüğünü, ... 13. İcra Müdürlüğünün bu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek, 19/04/2019 tarihli müdürlük kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı borçlu vekili cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkili borçlu şirket hakkında .. 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/646 esas sayılı dosyası ile verilen kesin mühlet kararı ile birlikte tedbir olarak; 

İİK'nun 294, 295, 296 ve 297. maddelerinin uygulanmasına, bu kapsamda mühlet içinde davacılar aleyhine 6183 Sayılı amme alacaklarının tahsil usulü hakkındaki Kanun'a göre yapılan takiplerde dahil olmak üzere hangi nedene dayanırsa dayansın her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve muhafaza işlemleri de dahil olmak üzere tüm takip işlemlerinin İHTİYATİ TEDBİR YOLUYLA DURDURULMASINA, 

Yapılmış olan takiplerin bugünkü mevcut durumları aynen korunarak olduğu yerden durdurulmasına, ancak davacıların işletme konularına ilişkin faaliyetlerinin devamı için gerekli olan ve icra takipleri nedeniyle muhafaza altına alınan makine, teçhizat ve araçlarının üzerlerindeki hacizler baki kalmak kaydıyla YEDİEMİN OLARAK DAVACILARA TEDBİREN TESLİMİNE, 

İİK'nun 206. maddesinin 1. Sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabileceğine, mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabileceğine veya başlamış olan takiplere devam edilebileceğine, ancak bu takip nedeniyle fiili muhafaza tedbirlerinin alınmamasına ve rehinli malın satışının yapılmasının tedbiren önlenmesine," karar verildiğini,

İİK'nun 295. maddesine göre de Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirlerinin alınamayacağı ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemeyeceğini, bu bağlamda kira bedellerinin takip dosyasına yatırılmasının istenilmesinin .. 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/646 esas sayılı dosyası ile verilen tedbir kararına ve İİK'nun 295. maddesine aykırı olacağını belirterek şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı ; Mahkemece İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde, İİK'nun 150/b maddesine göre, ipotekli taşınmaz kiracılarına, işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesi, İİK'nun 159/1. maddesi kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp, ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğu, somut olayda; İİK'nun 150/b maddesi uyarınca, muhtıra çıkartılarak, kira borçlarının icra dosyasına yatırılması işlemlerinin muhafaza tedbirleri kapsamına girmediğinden, tedbir kararı kapsamında da kalmayacağı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile ... 13. İcra Müdürlüğünün 2019/... esas sayılı icra dosyasından verilen 19/04/2019 tarihli müdürlük kararının iptaline karar verilmiştir. 

Davalı borçlu vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mali durumu bozulan borçlu şirkete ve borçlu şirkete kefil olan ortaklarına İİK’nın 285 ve devamı maddeleri uyarınca alacaklılarıyla konkordato anlaşması yapmasını sağlamak amacıyla,03/10/2018 tarihinde  KONKORDATO MÜHLETİ verilmesi talebi ile .. 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/646 Esas sayılı dosyası ile müracaatta bulunulmuş, mahkemce de 04/03/2019 tarihli duruşmada da 1 yıllık KESİN KONKORDATO MÜHLETİ nin verilmesine karar verildiğini, KESİN KONKORDATO MÜHLETİ verilen 04.03.2019 tarihli celsede, müvekkili şirketin kesin mühlet verilmesi talebinin kabulü ile aynı zamanda “rehinli alacklıların haciz yolu ile takip yapabileceğine, ancak bu takip nedeni ile fiili muhafaza tedbirlerinin alınmamasına ve rehinli malın satışının yapılmasının tedbiren önlenmesine” karar verildiğini,

Konkordato sürecinde verilen ihtiyati tedbirlerin amacı, şirketin haciz ve takip baskısından kurtarılarak işler duruma getirilmesidir. Verilen tedbirlerle haciz ve takip işlemleri ile fiili haciz ve elkoymaların önlenmesi istenilmiştir. Nitekim konkordatonun bu ruhuna uygun olarak rehinli alacaklılar içinde Konkordato hükümleri içerisinde özel bir düzenlemeye yer verilerek, rehinli malların satışı ve fiili muhafaza yapılması konkordato sürecinde önlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, konkordato sürecine zarar verecek fiili elkoymaların ihtiyati tedbir yolu ile önlenmesinin konkordato süreci için son derece önemli olduğunu,

İİK 287/1. Fıkrada," 297.maddenin ikinci fıkrasındaki hallerde dahil olmak üzere, mahkemenin, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri" alacağı belirtildiğini, bu hükmün lafzından da anlaşılacağı üzere, malvarlığının muhafazası için alınabilecek tedbirler sınırlı olmadığını, konkordato talebi üzerine kanunda öngörülmeyen ancak mahkemece verilebilecek ihtiyati tedbirlerin amacının, konkordato talep eden borçlunun malvarlığı veya işletmesinin bütünlüğünün korunması ve konkordatonun amacına ulaşmasının sağlanması olduğunu,

İcra müdürlüğünün ipotekli gayrimenkul kira bedelleri üzerine konkordato projesi dahilinde olmasına rağmen haciz koyması, konkordato talep eden müvekkilin ticari faaliyeti sürdürmesine engel olduğundan konkordatonun amacına ulaşmaması ihtimali ortaya çıkarmaktadır. Geçici mühlet başlığını taşıyan 287/1.fıkrada, mahkemenin konkordato talebi üzerine 286.maddede belirtilenbelgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhal geçici mühlet kararı vereceği ve 297’nci maddenin ikinci fıkrasındaki haller de dahil olmak üzere borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı düzenlenmiştir. Konkordato talebi üzerine, kanunda öngörülmeyen ancak mahkemece verilebilecek ihtiyati tedbirlerin amacı, yukarıda ifade edildiği üzere, konkordato talep eden borçlunun malvarlığını veya işletmenin bütünlüğünün korunması ve konkordatonun amacına ulaşmasının sağlanması olduğunu,

Bu bağlamda, kira gelirlerine el konulmasının da bir muhafaza işlemi olduğundan şüphe yoktur. Bu nitelikteki bir el koymanın yani yapılacak ipotekli icra takipleri ile şirketin kira gelirlerinden yoksun bırakılmasının konkordato sürecine zarar vereceği ve bunun konkordatonun ruhu ile bağdaşmayacağı açıktır. Söz konusu kira gelirleri konkordato projesi içerisinde yer almaktadır. Ekte sunduğumuz revize projede, şirketin geliri arasında kira gelirlerinin de bulunduğu belirtilmiştir. Nitekim, konkordato kesin mühleti sürecinde, müvekkil şirketin faaliyetlerinin sürdürülmesinin sağlanması esas olup, şirket gelirleri ile faaliyet devam ettirilebilmektedir. Bu kapsamda masrafların yapılması, işçi ücretlerinin ödenmesi vb faaliyetin sürdürülebilmesine yönelik tüm ödemeler süreç içerisinde elde edilecek gelirlerle yapılmaktadır. Antrepo kira gelirlerinden yoksunluk, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesine önemli ölçüde etkileyecek ve bu durum konkordato sürecine zarar verecektir. Yerel Mahkemece İİK daki İflasın ertelemesi hükümlerine ilişkin verilen emsal kararlar gerekçe yapılarak verilen karar hatalı olmuştur. Bu bakımdan, konkordato hükümlerinin amacına uygun olarak “kira gelirlerinin bir muhafaza biçimi, bir elkoyma olduğunun kabulü” ile, ... 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/.. E. 2019/.. K. Sayılı ilamının Ortadan kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

Davacı alacaklı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde İİK'nun 150/b maddesine göre ipotekli taşınmaz kiracısına işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesi İİK. mad. 159/1 kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğundan alınan tedbir kararına aykırı olmadığı gerekçesi ile istinaf talebinin reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE:

Uyuşmazlık; hakkında kesin konkordato mühleti verilen borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan ilamlı icra takibinde ipotekli taşınmaza ait kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenmesinin İİK'nun 159/1 maddesi kapsamında muhafaza tedbiri olup olmadığına ilişkindir.

Davalı borçlu vekili; ilk derece mahkemesince kanunun olaya uygulanmasında hata edildiğini, İİK daki İflasın ertelemesi hükümlerine ilişkin verilen emsal kararlar gerekçe yapılarak şikayetin kabulüne karar verildiğini, oysa emsal Yargıtay kararlarının iflasın ertelenmesi davasında İİK'nun 150/b maddesine göre ipotekli taşınmaz kiracısına işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesinin İİK. mad. 159/1 kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğuna ilişkin olduğunu, borçlu hakkında kesin konkordato mühleti verilmesi halinde İİK'nun 150/b maddesi hükmünün uygulanamayacağını, aksine düşüncenin yani yapılacak ipotekli icra takipleri ile şirketin kira gelirlerinden yoksun bırakılmasının konkordato sürecine zarar vereceği ve bunun konkordatonun ruhu ile bağdaşmayacağını, ipotekli taşınmaz kira bedellerinin konkordato projesi dahilinde olmasına rağmen kira bedellerinin takip dosyasına ödenmesinin müvekkilinin ticari faaliyetlerini sürdürmesine engel olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmaması ihtimalini ortaya çıkardığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

İİK'nun 295. maddesine göre "Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre ipotekli taşınmaz kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenmesinin muhafaza tedbiri mahiyetinde olmadığı, ipotekli takibin devamı niteliğinde bir takip işlemi olduğu yönündedir.

Her ne kadar davalı vekili ipotekli taşınmaz kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenmesinin muhafaza tedbiri mahiyetinde olmadığına ilişkin olarak davacı tarafça sunulan Yargıtay kararlarının iflasın ertelenmesi davalarına özgü olduğunu, kesin konkordato mühleti verilmesi durumunda emsal Yargıtay kararlarının uygulanmasının konkordato mühleti verilmesinden beklenen amacı sonuçsuz bırakacağından somut olaya teşmil edilemeyeceğini iddia etmiş ise de; borçlu aleyhindeki takip ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan ilamlı takip olup, İİK'nun 150/b maddesi uyarınca kira bedellerinin takip dosyasına ödenmesi işlemi iflasın ertelenmesi talebinde de konkordato mühleti verilmesi talebinde de muhafaza tedbiri olarak değerlendirilemez.

Somut olayda .. 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/646 Esas sayılı dosyası ile verilen 04.03.2019 tarihli kararında borçluya ait ipotekli taşınmaz kira gelirlerinin tedbir kararı kapsamında olduğuna dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. İcra mahkemesince tedbir kararında açıkça yer almayan kira gelirlerinin yorum yolu ile konkordato projesi içerisinde yer alıp almadığı değerlendirme konusu yapılamaz. Borçlunun kira gelirlerinin konkordato projesi içerisinde yer aldığı, dolayısıyla kira gelirlerinin icra takip dosyasına yatırılmasının konkordato mühletinden beklenen amacı sonuçsuz bırakacağı iddiasını ancak kesin konkordato mühletini veren Asliye Ticaret Mahkemesinde ileri sürerek bu konuda tedbir kararı verilmesi ve verilen tedbir kararının aksine müdürlükçe işlem yapılması halinde bu hususu şikayet konusu edebilir. Mahkemece ipotekli taşınmaza ait kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenilmesinin tedbir mahiyetinde olmadığından şikayetin kabulü ile müdürlük işleminin iptaline ilişkin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Dairemizce yapılan değerlendirmeler neticesinde; HMK.nın 355.maddesine göre istinaf incelemesinin dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılabileceği, ancak kamu düzenine aykırılık görülmesi halinde bu hususun resen nazara alınabileceği, dosya kapsamı, mevcut delil durumu dikkate alındığında, mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, hükümde kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediği anlaşıldığından davalı borçlu vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

... 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/.. Esas 2019/.. Karar sayılı kararına yönelik davalı tarafın istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

Davalı tarafından yeterince harç yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

İstinaf kanun yolu yargılama giderlerinin, istinaf eden üzerinde BIRAKILMASINA,

HMK 333. madde gereğince kararın kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana İADESİNE,

Kararın yerel mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere 04/12/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. HD. 04.12.2019 T. E: 2765, K: 1945
  • Cevap Yok
  • 15-05-2020, Saat: 21:28
  • DuraN
İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan ilamlı takipte, İİK mad. 150/b uyarınca kira bedellerinin takip dosyasına ödenmesi işleminin, (iflasın ertelenmesi ve) konkordato mühleti verilmesi talebinde muhafaza tedbiri olarak değerlendirilemeyeceği- Konkordato talebini inceleyen asliye ticaret mahkemesinin tedbir kararında açıkça yer almayan "kira gelirlerinin,  konkordato projesi içerisinde yer alıp almadığının" yorum yolu ile icra mahkemesince değerlendirme konusu yapılamayacağı- Borçlunun kira gelirlerinin konkordato projesi içerisinde yer aldığı, dolayısıyla kira gelirlerinin icra takip dosyasına yatırılmasının konkordato mühletinden beklenen amacı sonuçsuz bırakacağı iddiasını ancak kesin konkordato mühletini veren asliye ticaret mahkemesinde ileri sürerek bu konuda tedbir kararı verilmesi ve verilen tedbir kararının aksine müdürlükçe işlem yapılması halinde bu hususu şikayet konusu edebileceği-

... 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/291 Esas 2019/336 Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna davalı şirket vekili tarafından başvurulması üzerine dosya incelendi; 

Davacı vekili şikayet dilekçesinde özetle; ... 13. İcra Müdürlüğü'nün 2019/... esas sayılı takip dosyası ile borçlu N.. Dış Tic. A.Ş hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yürüttükleri icra takibinde .. ili, Toroslar ilçesi, ... Köyü, 1... Ada, 3 parselde kayıtlı taşınmazda ipoteklerinin bulunduğunu, ... 13. İcra Müdürlüğü'nün 2019/... Esas sayılı dosyasındaki talimata istinaden .. 7. İcra Müdürlüğü'nün 2019/... talimat sayılı dosyasından düzenlenen kıymet takdiri ve İİK 150/b maddesi uyarınca kiracı tespiti için taşınmaza gidildiğinde söz konusu taşınmazda 11 ayrı gümrüklü depo bulunduğunu ve depoların ... ... Lojistik Tic. A.Ş tarafından kiralandığının tespiti üzerine kiracı üçüncü şahıs ... ... Lojistik Ticaret A.Ş ye kira bedellerini icra takip dosyasına ödemesi için muhtıra gönderilmesini talep ettiklerini, müdürlükçe talep doğrultusunda kiracı üçüncü kişiye kira bedellerinin icra takip dosyasına ödenmesi yönünde muhtıra tebliğ edildiğini, muhtıra tebliği üzerine borçlu vekilinin icra müdürlüğüne müracaatla borçlu ... ... Dış Ticaret A.Ş. hakkında .. 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/646 esas sayılı dosyası ile açılan davada borçlu hakkındaki takibin durdurulmasına ve 03/03/2019 tarihinden başlamak üzere 1 yıllık kesin konkordato mühleti verildiğine ilişkin kararı gerekçe gösterilerek kira bedellerinin takip dosyasına yatırılmasına ilişkin karardan dönülmesinin talep edilmesi üzerine müdürlükçe 19/04/2019 tarihli karar ile; borçlu hakkındaki takiplerin yukarıda belirtilen mahkeme kararı ile durdurulmasına karar verildiğinden ipotekli taşınmazın kira bedellerinin İİK 150 /b maddesi uyarınca müdürlük dosyasına ödenmemesine ve muhtıranın iadesine karar verilmek suretiyle önceki karardan dönüldüğünü, ... 13. İcra Müdürlüğünün bu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek, 19/04/2019 tarihli müdürlük kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı borçlu vekili cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkili borçlu şirket hakkında .. 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/646 esas sayılı dosyası ile verilen kesin mühlet kararı ile birlikte tedbir olarak; 

İİK'nun 294, 295, 296 ve 297. maddelerinin uygulanmasına, bu kapsamda mühlet içinde davacılar aleyhine 6183 Sayılı amme alacaklarının tahsil usulü hakkındaki Kanun'a göre yapılan takiplerde dahil olmak üzere hangi nedene dayanırsa dayansın her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve muhafaza işlemleri de dahil olmak üzere tüm takip işlemlerinin İHTİYATİ TEDBİR YOLUYLA DURDURULMASINA, 

Yapılmış olan takiplerin bugünkü mevcut durumları aynen korunarak olduğu yerden durdurulmasına, ancak davacıların işletme konularına ilişkin faaliyetlerinin devamı için gerekli olan ve icra takipleri nedeniyle muhafaza altına alınan makine, teçhizat ve araçlarının üzerlerindeki hacizler baki kalmak kaydıyla YEDİEMİN OLARAK DAVACILARA TEDBİREN TESLİMİNE, 

İİK'nun 206. maddesinin 1. Sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabileceğine, mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabileceğine veya başlamış olan takiplere devam edilebileceğine, ancak bu takip nedeniyle fiili muhafaza tedbirlerinin alınmamasına ve rehinli malın satışının yapılmasının tedbiren önlenmesine," karar verildiğini,

İİK'nun 295. maddesine göre de Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirlerinin alınamayacağı ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemeyeceğini, bu bağlamda kira bedellerinin takip dosyasına yatırılmasının istenilmesinin .. 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/646 esas sayılı dosyası ile verilen tedbir kararına ve İİK'nun 295. maddesine aykırı olacağını belirterek şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı ; Mahkemece İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde, İİK'nun 150/b maddesine göre, ipotekli taşınmaz kiracılarına, işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesi, İİK'nun 159/1. maddesi kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp, ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğu, somut olayda; İİK'nun 150/b maddesi uyarınca, muhtıra çıkartılarak, kira borçlarının icra dosyasına yatırılması işlemlerinin muhafaza tedbirleri kapsamına girmediğinden, tedbir kararı kapsamında da kalmayacağı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile ... 13. İcra Müdürlüğünün 2019/... esas sayılı icra dosyasından verilen 19/04/2019 tarihli müdürlük kararının iptaline karar verilmiştir. 

Davalı borçlu vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mali durumu bozulan borçlu şirkete ve borçlu şirkete kefil olan ortaklarına İİK’nın 285 ve devamı maddeleri uyarınca alacaklılarıyla konkordato anlaşması yapmasını sağlamak amacıyla,03/10/2018 tarihinde  KONKORDATO MÜHLETİ verilmesi talebi ile .. 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/646 Esas sayılı dosyası ile müracaatta bulunulmuş, mahkemce de 04/03/2019 tarihli duruşmada da 1 yıllık KESİN KONKORDATO MÜHLETİ nin verilmesine karar verildiğini, KESİN KONKORDATO MÜHLETİ verilen 04.03.2019 tarihli celsede, müvekkili şirketin kesin mühlet verilmesi talebinin kabulü ile aynı zamanda “rehinli alacklıların haciz yolu ile takip yapabileceğine, ancak bu takip nedeni ile fiili muhafaza tedbirlerinin alınmamasına ve rehinli malın satışının yapılmasının tedbiren önlenmesine” karar verildiğini,

Konkordato sürecinde verilen ihtiyati tedbirlerin amacı, şirketin haciz ve takip baskısından kurtarılarak işler duruma getirilmesidir. Verilen tedbirlerle haciz ve takip işlemleri ile fiili haciz ve elkoymaların önlenmesi istenilmiştir. Nitekim konkordatonun bu ruhuna uygun olarak rehinli alacaklılar içinde Konkordato hükümleri içerisinde özel bir düzenlemeye yer verilerek, rehinli malların satışı ve fiili muhafaza yapılması konkordato sürecinde önlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, konkordato sürecine zarar verecek fiili elkoymaların ihtiyati tedbir yolu ile önlenmesinin konkordato süreci için son derece önemli olduğunu,

İİK 287/1. Fıkrada," 297.maddenin ikinci fıkrasındaki hallerde dahil olmak üzere, mahkemenin, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri" alacağı belirtildiğini, bu hükmün lafzından da anlaşılacağı üzere, malvarlığının muhafazası için alınabilecek tedbirler sınırlı olmadığını, konkordato talebi üzerine kanunda öngörülmeyen ancak mahkemece verilebilecek ihtiyati tedbirlerin amacının, konkordato talep eden borçlunun malvarlığı veya işletmesinin bütünlüğünün korunması ve konkordatonun amacına ulaşmasının sağlanması olduğunu,

İcra müdürlüğünün ipotekli gayrimenkul kira bedelleri üzerine konkordato projesi dahilinde olmasına rağmen haciz koyması, konkordato talep eden müvekkilin ticari faaliyeti sürdürmesine engel olduğundan konkordatonun amacına ulaşmaması ihtimali ortaya çıkarmaktadır. Geçici mühlet başlığını taşıyan 287/1.fıkrada, mahkemenin konkordato talebi üzerine 286.maddede belirtilenbelgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhal geçici mühlet kararı vereceği ve 297’nci maddenin ikinci fıkrasındaki haller de dahil olmak üzere borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı düzenlenmiştir. Konkordato talebi üzerine, kanunda öngörülmeyen ancak mahkemece verilebilecek ihtiyati tedbirlerin amacı, yukarıda ifade edildiği üzere, konkordato talep eden borçlunun malvarlığını veya işletmenin bütünlüğünün korunması ve konkordatonun amacına ulaşmasının sağlanması olduğunu,

Bu bağlamda, kira gelirlerine el konulmasının da bir muhafaza işlemi olduğundan şüphe yoktur. Bu nitelikteki bir el koymanın yani yapılacak ipotekli icra takipleri ile şirketin kira gelirlerinden yoksun bırakılmasının konkordato sürecine zarar vereceği ve bunun konkordatonun ruhu ile bağdaşmayacağı açıktır. Söz konusu kira gelirleri konkordato projesi içerisinde yer almaktadır. Ekte sunduğumuz revize projede, şirketin geliri arasında kira gelirlerinin de bulunduğu belirtilmiştir. Nitekim, konkordato kesin mühleti sürecinde, müvekkil şirketin faaliyetlerinin sürdürülmesinin sağlanması esas olup, şirket gelirleri ile faaliyet devam ettirilebilmektedir. Bu kapsamda masrafların yapılması, işçi ücretlerinin ödenmesi vb faaliyetin sürdürülebilmesine yönelik tüm ödemeler süreç içerisinde elde edilecek gelirlerle yapılmaktadır. Antrepo kira gelirlerinden yoksunluk, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesine önemli ölçüde etkileyecek ve bu durum konkordato sürecine zarar verecektir. Yerel Mahkemece İİK daki İflasın ertelemesi hükümlerine ilişkin verilen emsal kararlar gerekçe yapılarak verilen karar hatalı olmuştur. Bu bakımdan, konkordato hükümlerinin amacına uygun olarak “kira gelirlerinin bir muhafaza biçimi, bir elkoyma olduğunun kabulü” ile, ... 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/.. E. 2019/.. K. Sayılı ilamının Ortadan kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

Davacı alacaklı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde İİK'nun 150/b maddesine göre ipotekli taşınmaz kiracısına işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesi İİK. mad. 159/1 kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğundan alınan tedbir kararına aykırı olmadığı gerekçesi ile istinaf talebinin reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE:

Uyuşmazlık; hakkında kesin konkordato mühleti verilen borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan ilamlı icra takibinde ipotekli taşınmaza ait kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenmesinin İİK'nun 159/1 maddesi kapsamında muhafaza tedbiri olup olmadığına ilişkindir.

Davalı borçlu vekili; ilk derece mahkemesince kanunun olaya uygulanmasında hata edildiğini, İİK daki İflasın ertelemesi hükümlerine ilişkin verilen emsal kararlar gerekçe yapılarak şikayetin kabulüne karar verildiğini, oysa emsal Yargıtay kararlarının iflasın ertelenmesi davasında İİK'nun 150/b maddesine göre ipotekli taşınmaz kiracısına işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesinin İİK. mad. 159/1 kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğuna ilişkin olduğunu, borçlu hakkında kesin konkordato mühleti verilmesi halinde İİK'nun 150/b maddesi hükmünün uygulanamayacağını, aksine düşüncenin yani yapılacak ipotekli icra takipleri ile şirketin kira gelirlerinden yoksun bırakılmasının konkordato sürecine zarar vereceği ve bunun konkordatonun ruhu ile bağdaşmayacağını, ipotekli taşınmaz kira bedellerinin konkordato projesi dahilinde olmasına rağmen kira bedellerinin takip dosyasına ödenmesinin müvekkilinin ticari faaliyetlerini sürdürmesine engel olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmaması ihtimalini ortaya çıkardığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

İİK'nun 295. maddesine göre "Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre ipotekli taşınmaz kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenmesinin muhafaza tedbiri mahiyetinde olmadığı, ipotekli takibin devamı niteliğinde bir takip işlemi olduğu yönündedir.

Her ne kadar davalı vekili ipotekli taşınmaz kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenmesinin muhafaza tedbiri mahiyetinde olmadığına ilişkin olarak davacı tarafça sunulan Yargıtay kararlarının iflasın ertelenmesi davalarına özgü olduğunu, kesin konkordato mühleti verilmesi durumunda emsal Yargıtay kararlarının uygulanmasının konkordato mühleti verilmesinden beklenen amacı sonuçsuz bırakacağından somut olaya teşmil edilemeyeceğini iddia etmiş ise de; borçlu aleyhindeki takip ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan ilamlı takip olup, İİK'nun 150/b maddesi uyarınca kira bedellerinin takip dosyasına ödenmesi işlemi iflasın ertelenmesi talebinde de konkordato mühleti verilmesi talebinde de muhafaza tedbiri olarak değerlendirilemez.

Somut olayda .. 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/646 Esas sayılı dosyası ile verilen 04.03.2019 tarihli kararında borçluya ait ipotekli taşınmaz kira gelirlerinin tedbir kararı kapsamında olduğuna dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. İcra mahkemesince tedbir kararında açıkça yer almayan kira gelirlerinin yorum yolu ile konkordato projesi içerisinde yer alıp almadığı değerlendirme konusu yapılamaz. Borçlunun kira gelirlerinin konkordato projesi içerisinde yer aldığı, dolayısıyla kira gelirlerinin icra takip dosyasına yatırılmasının konkordato mühletinden beklenen amacı sonuçsuz bırakacağı iddiasını ancak kesin konkordato mühletini veren Asliye Ticaret Mahkemesinde ileri sürerek bu konuda tedbir kararı verilmesi ve verilen tedbir kararının aksine müdürlükçe işlem yapılması halinde bu hususu şikayet konusu edebilir. Mahkemece ipotekli taşınmaza ait kira bedellerinin İİK'nun 150/b maddesi uyarınca icra takip dosyasına ödenmesinin istenilmesinin tedbir mahiyetinde olmadığından şikayetin kabulü ile müdürlük işleminin iptaline ilişkin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Dairemizce yapılan değerlendirmeler neticesinde; HMK.nın 355.maddesine göre istinaf incelemesinin dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılabileceği, ancak kamu düzenine aykırılık görülmesi halinde bu hususun resen nazara alınabileceği, dosya kapsamı, mevcut delil durumu dikkate alındığında, mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, hükümde kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediği anlaşıldığından davalı borçlu vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

... 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/.. Esas 2019/.. Karar sayılı kararına yönelik davalı tarafın istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

Davalı tarafından yeterince harç yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

İstinaf kanun yolu yargılama giderlerinin, istinaf eden üzerinde BIRAKILMASINA,

HMK 333. madde gereğince kararın kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana İADESİNE,

Kararın yerel mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere 04/12/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. HD. 04.12.2019 T. E: 2765, K: 1945

İşçilik alacağı- Ücretin ödendiğinin ispatı- İhtiyati haciz-

Çalışma olgusu ortada olan, ücret alacağı ve kıdem tazminatı talep eden davacının alacaklarının ödendiğinin ispat külfetinin işverene ait olduğu- Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati hacizde yakın ispat koşulu gerçekleşmiş olduğundan, ihtiyadi tedbir mahiyetindeki ihtiyadi haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-

Davacı iddiası; Davacı vekilinin dava dilekçesi ile, Müvekkilinin 02/11/2017 tarihinde işe başladığını, 20/03/2019 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı işyerinde mobilya ustası olarak çalıştığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin 01/12/2018 tarihinden beri ücretinin ödenmediğini, asgari ücretin bankaya yatırıldığını, kalan kısmın elden ödendiğini, ücret alacağı taleplerinin olduğunu, davalı tarafın şirket hakkında konkordato ilan edildiğini, bu nedenle işçilik alacaklarını ödemeyeceği beyan ettiğini ancak yaptıkları araştırmada davalı şirket hakkında konkordato ilanının olmadığını gördüklerini, şirket yetkilisi İ.K.'nın kendisi hakkında geçici mühlet kararı aldığını, yetkilisi ve ortağı olduğu şirketler hakkında böyle bir karar alınmadığını, diğer işçilerin de aynı şekilde söz konusu davalıya karşı işçilik alacakları ve tazminatları konusunda dava açma hazırlığı içerisinde olduklarını, davalının mal kaçırma ihtimalinin olması durumunda işçilerin hakkı olan ücret ve tazminat haklarına uluşma imkanlarının olmayacağını belirterek davalı işverenin taşınır taşınmaz malları ile bankalardaki ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir yada doğrudan ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı savunması: Davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.

Mahkemece; "Davacı vekilinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine" şeklinde karar verildiği görülmüştür.

 

Davacı istinaf sebepleri: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde beyanla, müvekkilinin yaklaşık 11 işçinin çalıştığı G... Mobilya Ltd. Şti. İsimli işverene ait işyerinde mobilya ustası olarak çalıştığını, müvekkili ile birlikte diğer işçilerinde 2018 Aralık döneminden itibaren ücretlerini alamamaya başladıklarını, G... Mobilya'nın tek yetkili temsilcisi ve aslında asıl sahibi olan İ.K. ile bu ücretlerinin neden ödenmediği konusunda birçok kez girişimlerinin olduğunu, İ.K.'nın ise her defasında bir yerden paraca geleceğini ve kısa sürede ücretlerini ödeyeceğini söylediğini, bu durumun Mart 2019 dönemine kadar devam ettiğini, gelinen süreçte, G... Mobilya yetkilisi ve tek ortağı olan İ.K.'nın müvekkilinin de içinde bulunduğu işçilere "paranızı ödemiyorum, bu şekilde çalışıyorsanız çalışın, çalışmıyorsanız gidin" şeklinde sözler söyleyerek müvekkili ve diğer işçileri kovduğunu, davacının ve diğer 11 işçinin alacaklarını alabilmek amacıyla arabuluculuğa başvurduklarını, davalı G... Mobilya Ltd. Şti. Adına arabuluculuk görüşmesine katılan İ.K.'nın müvekkilinin üç aylık maaşını ödemediğini kabul ettiğini, yerel mahkemenin ara kararında yaklaşık ispatın gerçekleşmemiş olduğu belirtilmiş ise de arabuluculuk faaliyetinin başlamasına ilişkin ilk oturum tutanağında bu durumun yazılı olarak tutanağa geçirildiğini, yani yaklaşık ispattan öte, müvekkilinin ücretinin ödenmediğinin kesin olduğunu, bu yönüyle mahkemenin gerekçesinin yanlış olduğunu, yerel mahkeme tarafından İİK 257'de belirtilen şartların oluşmadığının ifade edilmiş ise de hangi şartın oluşmadığının açıkça gerekçelendirilmediğini, işçilerin ücret alacaklarına ilişkin açmış olduğu davalarda ihtiyadi tedbir ve ihtiyadi haciz kararı verilebileceği yönünde birçok emsal Yargıtay kararının da bulunduğunu, E.. 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/146 Esas numaralı dosyasında 08/04/2019 tarihli ihtiyadi tedbir ve ihtiyadi haciz taleplerinin reddine karar veren ara kararın kaldırılarak, teminatsız bir şekilde ihtiyadi tedbir niteliğinde ihtiyadi haciz veya doğrudan ihtiyadi haciz kararı verilmesini talep etmiştir.  

İstinaf taleplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; 6100 sayılı HMK'nın 355. Maddesi gereğince kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf sebepleriyle bağlı olarak yapılan inceleme sonunda;

Davacı vekili ilk derece mahkemesinin 08/04/2019 tarihli ihtiyadi haciz mahiyetinde ihtiyadi tedbir kararı verilmesi talebinin reddine dair ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek kaldırılmasını talep etmektedir.

 

İhtiyati haciz İİK 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İİK 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır.

 

İhtiyati haciz, HMK 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, ihtiyati haczin şartları ve etkileri ise İİK 257. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir. 

“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.

Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:

1-Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;

2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa;

Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder” şeklindedir. 

Maddenin birinci fıkrasında vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz talep etme koşulları; ikinci fıkrada ise vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilecek haller düzenlenmiştir.

Gerek birinci, gerekse ikinci fıkra hükümleri dikkate alındığında, ihtiyati haciz talep edebilmek için, öncelikle ortada bir para borcunun bulunması, bir diğer deyişle ihtiyati haciz talep eden kişinin talep konusu borcun alacaklısı sıfatına sahip olması gerekir.

Maddenin birinci fıkrasına göre ihtiyati haciz isteyebilmek için, alacağın kural olarak vadesinin gelmiş olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilmesinin diğer bir şartı ise alacak rehin ile temin edilmemiş olmalıdır. Rehin ile temin edilmiş olan bir alacak teminata haiz olduğu için ihtiyati hacize gerek yoktur.

Yukarıda belirtilen şartların bulunması halinde, vadesi gelmiş bir borcun alacaklısı başka bir şart aranmaksızın ihtiyati haciz isteme hakkına sahiptir. 

İhtiyati haciz, ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma hallerinden olup ihtiyati haciz tam bir icra işlemi de değildir. Maddenin gerekçesinde de bu açıklanmıştır.

"İhtiyati haciz borçlunun alacaklısından mal kaçırması ihtimaline karşı en etkili tedbirlerdendir. Eldeki kanun muaccel alacaktan dolayı da borçlunun bir malına karşı bu tedbire müracat edebilmesini, borçlunun muayyen ikametgahı olmamasının yahut Türkiye'de ikamet etmemesinin bir de takipten kaçmak veya malını gizlemek gibi kötü niyetin zahiri delilleri olan hallerin anlaşılması yolunda bazı şartlara bağlı tutmaktadır. Halbuki haczi kabil malı, yani kudreti olduğu halde, vadesi gelmiş borcunu ödemeyen kimse iyiniyetinden şüphe olunmasına hak vermiş ve ihtiyati haciz muamelesine müstehak olmuş sayılabilir. Alacağı, mahkemeye oldukça kanaat verecek bir vesikaya bağlı olan alacaklıyı iyiniyetinden şüphe caiz olan borçlusuna karşı, eskiden olduğu gibi mal kaçırmaya meydan vermeyecek bir tedbiri mahkemeden istemek yetkisi ile teçhiz etmek icabeder. Alacaklının elindeki belge kesinleşmiş bir ilam bile olsa, bazı hallerde icrai hacizden evvel ihtiyati haciz kararı almayı tercih etmesine ihtiyaç hasıl oluyor ve belge bu mahiyette olunca, borçlunun her hangi bir suretle borçtan kurtulmuş olması gibi zayıf ihtimale mebni alacaklıdan teminat aramak bize zait görünür.Yalnız ilam henüz kesinleşmemiş ise yahut alacaklının elindeki belge, sahteliği veya cebir, hile gibi rızayı ortadan kaldıran hallerden birine müstenit olduğunu iddia edilebilmek ve mukabilindeki ödemelerin adi makbuzlarla vukuu  ihtimalden uzak ve adeta muhalif sayılmamak itibariyle, ilam kuvvetini tamamıyla haiz olmayan resmi senetlerden ise haciz isteyenlerden teminat aramak lazım gelip gelmediğinin takdirini mahkemeye bırakmak uygun olur. Bunlar haricinde bir belgeye dayanarak haciz isteyen alacaklının, şayet takip veya dava neticesinde haksız çıkarsa aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen kimsenin  bu yüzden uğrayacağı zarar ve ziyana karşı geçerli teminat göstermesi gerekliliği söz götürmez. Haciz isteyenin gercekten muaccel bir alacağı bulunduğuna mahkemede oldukça kuvvetli bir kanaat hasıl olması yeterli bir şart olduğundan, mahkemenin iki tarafı dinleyip dinlememekte serbest bırakılması uygundur. Mahkemenin bu serbestlik hakkını alacaklı tarafından arz edilen delillerin mahiyetine ve halin icabına göre kullanılması lazım geleceğini söylemeye hacet yoktur”(İİK'nun 257. Madde Gerekçesi)

Bu açıklamalara göre ihtiyatı haciz “Alacaklının, bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence (garanti) altına almak için, mahkeme kararı ile, borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması”dır. 

Yargıtay ise içtihatlarında ihtiyati haczin geçici bir haciz, dava veya icra takiplerine takaddüm eden emniyet tedbiri olduğunu belirterek, ihtiyati haczi bir icra takip işlemi olarak görmemektedir.

İhtiyati haciz kararı bir icra işlemi olmadığından ve TTK'nun 730. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken aynı Yasanın 662. maddesinde yazılı zamanaşımını kesen sebepler arasında sayılmadığından, zamanaşımını kesmez. Kaldı ki alındığı iddia edilen ihtiyati haciz kararının uygulandığı da kanıtlanmış değildir.(Y.12.HD.16. 10.2003-E-16222/K-20171) 

Takipten önce tapuya ihtiyati haciz şerhi konulması bir icra işlemi değildir. Bu nedenle zamanaşımını kesmez. (Y.12.HD-21.09.2000-E-11527/K-13244) 

İhtiyati haczin; icrai hacze dönüşünceye kadar alacaklının borçludaki alacağının ödenmesini tehlikeye düşürmeden sağlayan bir tedbir niteliğinde olduğu dikkate alınarak, mahkemece, davacının ihtiyati haciz isteminde bulunduğu miktarın sadece yasada belirtilen ihtiyati haciz istemi koşulları yönünden değerlendirilmesi gerekir. (Y.11.HD.04.11.2004.E-12561/K-10833)

İhtiyati haciz kararı geçici bir tedbirdir. Bu nedenle ihtiyati tedbir kararı ihtiyati hacze bir etkisi olmaz. Ancak, bu tedbir kararı ihtiyati haczi de etkileyecek biçimde tavzih edilmişse, bu mahkeme kararı uygulanarak, şikayetin kabulüyle haciz ve muhafaza işlemlerinin iptaline karar vermek gerekir.(Y.12.HD. 12.07.2005.E-12108/K-15401) 

Yine geçiçi hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. HMK'nın ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde geçici hukuki korumalarda ispat hususu  üzerinde durulmuştur.“ Kanun da açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa  konusunda tam bir kanate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Örneğin, bir alacak davasında taraflardan biri bir sözleşmenin varlığına dayanıyorsa hakim bu sözleşmenin varlığı konusunda (mevcut ispat yükü ve delil kuralları çerçevesinde) tam bir kanaate sahip olmalıdır.  Yani, zayıf veya kuvvetli bir ihtimal, karar  vermek için yeterli değildir. Sözleşmenin varlığı konusunda tam kanaat uyanmazsa o zaman  ispat yükü kendisine düşen tarafın aleyhine bir karar verilmesi gerekir. Ancak kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat   yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlardan bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumundan ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu  gözardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özel de ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm  delillerin ayrıntılı bir  biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür. 

Somut olayda, davacının 02/11/2017 tarihinden 2019 yılı 2.ayı sonuna kadar davalı işyerinde çalıştığı SGK kayıtlarında görülmektedir. Davacı ücret alacağı ve kıdem tazminatı talep etmekte olup, iş yargılamasının ispata dair hükümleri dikkate alındığında talebe konu alacakların ödendiğinin ispat külfeti işverene ait olduğu görülmektedir. Zira çalışma olgusu ortadadır.   

İİK'nun  257/1 maddesinde rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcu nedeniyle ihtiyati haciz istenebileceği açıklanmış iken 2. bentte vadesi gelmemiş borçtan dolayı hangi hallerde ihtiyati haciz istenebileceği açıklanmıştır.  

Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati hacizde yakın ispat koşulu gerçekleşmiş olup ihtiyati haciz mahiyetindeki tedbir talebinin kabulü yönünde karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince yazılı şekilde red kararı verilmesi İİK 257 ve devamı maddeleri, HMK'nın 389. ve devamı ile Yargıtay içtihatlarına aykırı bulunmuş olup davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin 08/04/2019 tarihli ara kararının kaldırılması sonucu aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:   

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile E.. 1.Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nin 2019/146 Esas dosyası üzerinden verilen 08/04/2019 tarihli ara kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

 

2-Davacı tarafın ihtiyadi tedbir mahiyetinde ihtiyadi haciz talebinin kabulü ile davalılara ait menkul, gayrimenkul ve 3.şahılardaki hak ve alacakları üzerine dava konusu 8.951,90 TL'yi aşmamak kaydıyla HMK 389.ve devamı ile İİK 257 ve devamı maddeleri gereğince ihtiyadi tedbir mahiyetinde ihtiyadi haciz konulmasına, 

3-Karar gereği ilgili kurum ve kuruluşlara yazışmaların ilk derece mahkemesince yapılmasına, 

4-Davacı tarafça yatırılan 73,10 TL tedbir harcının hazineye irad kaydına,

5-İstinaf nedeniyle davacı tarafça yatırılan 44,40 TL  karar harcının davacı tarafa iadesine,

6-İstinaf nedeniyle davacı tarafça yatırılmış olan 121,30 TL istinaf başvuru harcının hazineye irad kaydına,

7-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince esasla birlikte karara bağlanmasına,

8-Kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 391/3 maddesi gereğince KESİN olmak üzere, OY BİRLİĞİ ile karar verildi.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. HD. 27.12.2019 T. E: 4948, K: 3689
  • Cevap Yok
  • 15-05-2020, Saat: 21:24
  • DuraN
Çalışma olgusu ortada olan, ücret alacağı ve kıdem tazminatı talep eden davacının alacaklarının ödendiğinin ispat külfetinin işverene ait olduğu- Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati hacizde yakın ispat koşulu gerçekleşmiş olduğundan, ihtiyadi tedbir mahiyetindeki ihtiyadi haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-

Davacı iddiası; Davacı vekilinin dava dilekçesi ile, Müvekkilinin 02/11/2017 tarihinde işe başladığını, 20/03/2019 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı işyerinde mobilya ustası olarak çalıştığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin 01/12/2018 tarihinden beri ücretinin ödenmediğini, asgari ücretin bankaya yatırıldığını, kalan kısmın elden ödendiğini, ücret alacağı taleplerinin olduğunu, davalı tarafın şirket hakkında konkordato ilan edildiğini, bu nedenle işçilik alacaklarını ödemeyeceği beyan ettiğini ancak yaptıkları araştırmada davalı şirket hakkında konkordato ilanının olmadığını gördüklerini, şirket yetkilisi İ.K.'nın kendisi hakkında geçici mühlet kararı aldığını, yetkilisi ve ortağı olduğu şirketler hakkında böyle bir karar alınmadığını, diğer işçilerin de aynı şekilde söz konusu davalıya karşı işçilik alacakları ve tazminatları konusunda dava açma hazırlığı içerisinde olduklarını, davalının mal kaçırma ihtimalinin olması durumunda işçilerin hakkı olan ücret ve tazminat haklarına uluşma imkanlarının olmayacağını belirterek davalı işverenin taşınır taşınmaz malları ile bankalardaki ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir yada doğrudan ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı savunması: Davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.

Mahkemece; "Davacı vekilinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine" şeklinde karar verildiği görülmüştür.

 

Davacı istinaf sebepleri: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde beyanla, müvekkilinin yaklaşık 11 işçinin çalıştığı G... Mobilya Ltd. Şti. İsimli işverene ait işyerinde mobilya ustası olarak çalıştığını, müvekkili ile birlikte diğer işçilerinde 2018 Aralık döneminden itibaren ücretlerini alamamaya başladıklarını, G... Mobilya'nın tek yetkili temsilcisi ve aslında asıl sahibi olan İ.K. ile bu ücretlerinin neden ödenmediği konusunda birçok kez girişimlerinin olduğunu, İ.K.'nın ise her defasında bir yerden paraca geleceğini ve kısa sürede ücretlerini ödeyeceğini söylediğini, bu durumun Mart 2019 dönemine kadar devam ettiğini, gelinen süreçte, G... Mobilya yetkilisi ve tek ortağı olan İ.K.'nın müvekkilinin de içinde bulunduğu işçilere "paranızı ödemiyorum, bu şekilde çalışıyorsanız çalışın, çalışmıyorsanız gidin" şeklinde sözler söyleyerek müvekkili ve diğer işçileri kovduğunu, davacının ve diğer 11 işçinin alacaklarını alabilmek amacıyla arabuluculuğa başvurduklarını, davalı G... Mobilya Ltd. Şti. Adına arabuluculuk görüşmesine katılan İ.K.'nın müvekkilinin üç aylık maaşını ödemediğini kabul ettiğini, yerel mahkemenin ara kararında yaklaşık ispatın gerçekleşmemiş olduğu belirtilmiş ise de arabuluculuk faaliyetinin başlamasına ilişkin ilk oturum tutanağında bu durumun yazılı olarak tutanağa geçirildiğini, yani yaklaşık ispattan öte, müvekkilinin ücretinin ödenmediğinin kesin olduğunu, bu yönüyle mahkemenin gerekçesinin yanlış olduğunu, yerel mahkeme tarafından İİK 257'de belirtilen şartların oluşmadığının ifade edilmiş ise de hangi şartın oluşmadığının açıkça gerekçelendirilmediğini, işçilerin ücret alacaklarına ilişkin açmış olduğu davalarda ihtiyadi tedbir ve ihtiyadi haciz kararı verilebileceği yönünde birçok emsal Yargıtay kararının da bulunduğunu, E.. 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/146 Esas numaralı dosyasında 08/04/2019 tarihli ihtiyadi tedbir ve ihtiyadi haciz taleplerinin reddine karar veren ara kararın kaldırılarak, teminatsız bir şekilde ihtiyadi tedbir niteliğinde ihtiyadi haciz veya doğrudan ihtiyadi haciz kararı verilmesini talep etmiştir.  

İstinaf taleplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; 6100 sayılı HMK'nın 355. Maddesi gereğince kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf sebepleriyle bağlı olarak yapılan inceleme sonunda;

Davacı vekili ilk derece mahkemesinin 08/04/2019 tarihli ihtiyadi haciz mahiyetinde ihtiyadi tedbir kararı verilmesi talebinin reddine dair ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek kaldırılmasını talep etmektedir.

 

İhtiyati haciz İİK 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İİK 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır.

 

İhtiyati haciz, HMK 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, ihtiyati haczin şartları ve etkileri ise İİK 257. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir. 

“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.

Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:

1-Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;

2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa;

Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder” şeklindedir. 

Maddenin birinci fıkrasında vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz talep etme koşulları; ikinci fıkrada ise vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilecek haller düzenlenmiştir.

Gerek birinci, gerekse ikinci fıkra hükümleri dikkate alındığında, ihtiyati haciz talep edebilmek için, öncelikle ortada bir para borcunun bulunması, bir diğer deyişle ihtiyati haciz talep eden kişinin talep konusu borcun alacaklısı sıfatına sahip olması gerekir.

Maddenin birinci fıkrasına göre ihtiyati haciz isteyebilmek için, alacağın kural olarak vadesinin gelmiş olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilmesinin diğer bir şartı ise alacak rehin ile temin edilmemiş olmalıdır. Rehin ile temin edilmiş olan bir alacak teminata haiz olduğu için ihtiyati hacize gerek yoktur.

Yukarıda belirtilen şartların bulunması halinde, vadesi gelmiş bir borcun alacaklısı başka bir şart aranmaksızın ihtiyati haciz isteme hakkına sahiptir. 

İhtiyati haciz, ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma hallerinden olup ihtiyati haciz tam bir icra işlemi de değildir. Maddenin gerekçesinde de bu açıklanmıştır.

"İhtiyati haciz borçlunun alacaklısından mal kaçırması ihtimaline karşı en etkili tedbirlerdendir. Eldeki kanun muaccel alacaktan dolayı da borçlunun bir malına karşı bu tedbire müracat edebilmesini, borçlunun muayyen ikametgahı olmamasının yahut Türkiye'de ikamet etmemesinin bir de takipten kaçmak veya malını gizlemek gibi kötü niyetin zahiri delilleri olan hallerin anlaşılması yolunda bazı şartlara bağlı tutmaktadır. Halbuki haczi kabil malı, yani kudreti olduğu halde, vadesi gelmiş borcunu ödemeyen kimse iyiniyetinden şüphe olunmasına hak vermiş ve ihtiyati haciz muamelesine müstehak olmuş sayılabilir. Alacağı, mahkemeye oldukça kanaat verecek bir vesikaya bağlı olan alacaklıyı iyiniyetinden şüphe caiz olan borçlusuna karşı, eskiden olduğu gibi mal kaçırmaya meydan vermeyecek bir tedbiri mahkemeden istemek yetkisi ile teçhiz etmek icabeder. Alacaklının elindeki belge kesinleşmiş bir ilam bile olsa, bazı hallerde icrai hacizden evvel ihtiyati haciz kararı almayı tercih etmesine ihtiyaç hasıl oluyor ve belge bu mahiyette olunca, borçlunun her hangi bir suretle borçtan kurtulmuş olması gibi zayıf ihtimale mebni alacaklıdan teminat aramak bize zait görünür.Yalnız ilam henüz kesinleşmemiş ise yahut alacaklının elindeki belge, sahteliği veya cebir, hile gibi rızayı ortadan kaldıran hallerden birine müstenit olduğunu iddia edilebilmek ve mukabilindeki ödemelerin adi makbuzlarla vukuu  ihtimalden uzak ve adeta muhalif sayılmamak itibariyle, ilam kuvvetini tamamıyla haiz olmayan resmi senetlerden ise haciz isteyenlerden teminat aramak lazım gelip gelmediğinin takdirini mahkemeye bırakmak uygun olur. Bunlar haricinde bir belgeye dayanarak haciz isteyen alacaklının, şayet takip veya dava neticesinde haksız çıkarsa aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen kimsenin  bu yüzden uğrayacağı zarar ve ziyana karşı geçerli teminat göstermesi gerekliliği söz götürmez. Haciz isteyenin gercekten muaccel bir alacağı bulunduğuna mahkemede oldukça kuvvetli bir kanaat hasıl olması yeterli bir şart olduğundan, mahkemenin iki tarafı dinleyip dinlememekte serbest bırakılması uygundur. Mahkemenin bu serbestlik hakkını alacaklı tarafından arz edilen delillerin mahiyetine ve halin icabına göre kullanılması lazım geleceğini söylemeye hacet yoktur”(İİK'nun 257. Madde Gerekçesi)

Bu açıklamalara göre ihtiyatı haciz “Alacaklının, bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence (garanti) altına almak için, mahkeme kararı ile, borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması”dır. 

Yargıtay ise içtihatlarında ihtiyati haczin geçici bir haciz, dava veya icra takiplerine takaddüm eden emniyet tedbiri olduğunu belirterek, ihtiyati haczi bir icra takip işlemi olarak görmemektedir.

İhtiyati haciz kararı bir icra işlemi olmadığından ve TTK'nun 730. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken aynı Yasanın 662. maddesinde yazılı zamanaşımını kesen sebepler arasında sayılmadığından, zamanaşımını kesmez. Kaldı ki alındığı iddia edilen ihtiyati haciz kararının uygulandığı da kanıtlanmış değildir.(Y.12.HD.16. 10.2003-E-16222/K-20171) 

Takipten önce tapuya ihtiyati haciz şerhi konulması bir icra işlemi değildir. Bu nedenle zamanaşımını kesmez. (Y.12.HD-21.09.2000-E-11527/K-13244) 

İhtiyati haczin; icrai hacze dönüşünceye kadar alacaklının borçludaki alacağının ödenmesini tehlikeye düşürmeden sağlayan bir tedbir niteliğinde olduğu dikkate alınarak, mahkemece, davacının ihtiyati haciz isteminde bulunduğu miktarın sadece yasada belirtilen ihtiyati haciz istemi koşulları yönünden değerlendirilmesi gerekir. (Y.11.HD.04.11.2004.E-12561/K-10833)

İhtiyati haciz kararı geçici bir tedbirdir. Bu nedenle ihtiyati tedbir kararı ihtiyati hacze bir etkisi olmaz. Ancak, bu tedbir kararı ihtiyati haczi de etkileyecek biçimde tavzih edilmişse, bu mahkeme kararı uygulanarak, şikayetin kabulüyle haciz ve muhafaza işlemlerinin iptaline karar vermek gerekir.(Y.12.HD. 12.07.2005.E-12108/K-15401) 

Yine geçiçi hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. HMK'nın ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde geçici hukuki korumalarda ispat hususu  üzerinde durulmuştur.“ Kanun da açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa  konusunda tam bir kanate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Örneğin, bir alacak davasında taraflardan biri bir sözleşmenin varlığına dayanıyorsa hakim bu sözleşmenin varlığı konusunda (mevcut ispat yükü ve delil kuralları çerçevesinde) tam bir kanaate sahip olmalıdır.  Yani, zayıf veya kuvvetli bir ihtimal, karar  vermek için yeterli değildir. Sözleşmenin varlığı konusunda tam kanaat uyanmazsa o zaman  ispat yükü kendisine düşen tarafın aleyhine bir karar verilmesi gerekir. Ancak kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat   yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlardan bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumundan ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu  gözardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özel de ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm  delillerin ayrıntılı bir  biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür. 

Somut olayda, davacının 02/11/2017 tarihinden 2019 yılı 2.ayı sonuna kadar davalı işyerinde çalıştığı SGK kayıtlarında görülmektedir. Davacı ücret alacağı ve kıdem tazminatı talep etmekte olup, iş yargılamasının ispata dair hükümleri dikkate alındığında talebe konu alacakların ödendiğinin ispat külfeti işverene ait olduğu görülmektedir. Zira çalışma olgusu ortadadır.   

İİK'nun  257/1 maddesinde rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcu nedeniyle ihtiyati haciz istenebileceği açıklanmış iken 2. bentte vadesi gelmemiş borçtan dolayı hangi hallerde ihtiyati haciz istenebileceği açıklanmıştır.  

Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati hacizde yakın ispat koşulu gerçekleşmiş olup ihtiyati haciz mahiyetindeki tedbir talebinin kabulü yönünde karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince yazılı şekilde red kararı verilmesi İİK 257 ve devamı maddeleri, HMK'nın 389. ve devamı ile Yargıtay içtihatlarına aykırı bulunmuş olup davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin 08/04/2019 tarihli ara kararının kaldırılması sonucu aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:   

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile E.. 1.Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nin 2019/146 Esas dosyası üzerinden verilen 08/04/2019 tarihli ara kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

 

2-Davacı tarafın ihtiyadi tedbir mahiyetinde ihtiyadi haciz talebinin kabulü ile davalılara ait menkul, gayrimenkul ve 3.şahılardaki hak ve alacakları üzerine dava konusu 8.951,90 TL'yi aşmamak kaydıyla HMK 389.ve devamı ile İİK 257 ve devamı maddeleri gereğince ihtiyadi tedbir mahiyetinde ihtiyadi haciz konulmasına, 

3-Karar gereği ilgili kurum ve kuruluşlara yazışmaların ilk derece mahkemesince yapılmasına, 

4-Davacı tarafça yatırılan 73,10 TL tedbir harcının hazineye irad kaydına,

5-İstinaf nedeniyle davacı tarafça yatırılan 44,40 TL  karar harcının davacı tarafa iadesine,

6-İstinaf nedeniyle davacı tarafça yatırılmış olan 121,30 TL istinaf başvuru harcının hazineye irad kaydına,

7-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince esasla birlikte karara bağlanmasına,

8-Kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 391/3 maddesi gereğince KESİN olmak üzere, OY BİRLİĞİ ile karar verildi.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. HD. 27.12.2019 T. E: 4948, K: 3689

Döviz Hesabı Hakkında

Döviz Hesabı Açılıp Açılmamasına yönelik Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ve İcra İşleri Dairesi Başkanlığının Görüş Yazılarına ekten ulaşabilirsiniz.
Döviz Hesabı Açılıp Açılmamasına yönelik Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ve İcra İşleri Dairesi Başkanlığının Görüş Yazılarına ekten ulaşabilirsiniz.

Belediye Başkanlığı Hesaplarının Haczi

Belediye hesabındaki paradan değişik tarihlerde, değişik yerlere ödeme yapılmış olmasının, hesabın, havuz hesabı olduğunu göstermeyeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu belediye hakkında genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlu belediye vekilinin icra mahkemesine başvurusunda; belediyenin banka hesapları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını istediği, mahkemece, şikayetin kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verildiği, mahkeme kararının borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir.

5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez" hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların, vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir.

İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre, asıl olan, alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.

Somut olayda, hükme esas alınan 22.02.2018 tarihli ek bilirkişi raporunda; Türkiye İş Bankası İmamoğlu Şubesi’nin 6025- nolu hesabının, İller Bankası A.Ş. tarafından 5779 sayılı kanunun 7.maddesi kapsamında gönderilen İller Bankası payı mahiyetinde olduğu, bu hesaptan muhtelif tarihlerde ve muhtelif miktarlarda talimat mucibi para çıkışları olduğu, ancak talimatların incelenmesi neticesinde paranın hangi amaç ve ne için kullanıldığının tespiti ve haczedilmezlik takdirinin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Bu durumda; Türkiye İş Bankası İmamoğlu Şubesi’nin 6025- nolu hesabının, İller Bankası tarafından borçlu belediyeye gönderilen vergi niteliğindeki paylara ilişkin olduğu tespit edildiğinden ve bu hesaba yatan başka para olmadığından, hesabın, havuz hesabı niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan anılan hesaptaki paradan değişik tarihlerde, değişik yerlere ödeme yapılmış olması, hesabın, havuz hesabı olduğunu göstermez. O halde, mahkemece, 5393 sayılı Kanun'un 15/son maddesi ve 5779 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince, Türkiye İş Bankası İmamoğlu Şubesi’nin 6025-  nolu hesabına yönelik şikayetin de kabulü ile anılan hesap üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, bu konudaki istemin reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/12/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 20.12.2018 T. E: 11040, K: 13948
  • Cevap Yok
  • 11-05-2020, Saat: 23:54
  • DuraN
Belediye hesabındaki paradan değişik tarihlerde, değişik yerlere ödeme yapılmış olmasının, hesabın, havuz hesabı olduğunu göstermeyeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu belediye hakkında genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlu belediye vekilinin icra mahkemesine başvurusunda; belediyenin banka hesapları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını istediği, mahkemece, şikayetin kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verildiği, mahkeme kararının borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir.

5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez" hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların, vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir.

İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre, asıl olan, alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.

Somut olayda, hükme esas alınan 22.02.2018 tarihli ek bilirkişi raporunda; Türkiye İş Bankası İmamoğlu Şubesi’nin 6025- nolu hesabının, İller Bankası A.Ş. tarafından 5779 sayılı kanunun 7.maddesi kapsamında gönderilen İller Bankası payı mahiyetinde olduğu, bu hesaptan muhtelif tarihlerde ve muhtelif miktarlarda talimat mucibi para çıkışları olduğu, ancak talimatların incelenmesi neticesinde paranın hangi amaç ve ne için kullanıldığının tespiti ve haczedilmezlik takdirinin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Bu durumda; Türkiye İş Bankası İmamoğlu Şubesi’nin 6025- nolu hesabının, İller Bankası tarafından borçlu belediyeye gönderilen vergi niteliğindeki paylara ilişkin olduğu tespit edildiğinden ve bu hesaba yatan başka para olmadığından, hesabın, havuz hesabı niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan anılan hesaptaki paradan değişik tarihlerde, değişik yerlere ödeme yapılmış olması, hesabın, havuz hesabı olduğunu göstermez. O halde, mahkemece, 5393 sayılı Kanun'un 15/son maddesi ve 5779 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince, Türkiye İş Bankası İmamoğlu Şubesi’nin 6025-  nolu hesabına yönelik şikayetin de kabulü ile anılan hesap üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, bu konudaki istemin reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/12/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 20.12.2018 T. E: 11040, K: 13948