*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Senet bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilir ve iki bedel arasında fark bulunursa

Senet bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilir ve iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunacağı kabul edilmişse de, senedin düzenlenme tarihindeki Türk Lirasının değeri göz önüne alındığında hiçbir alım gücü olmayan 35 TL üzerinden bono düzenlenmesi hayatın olağan akışına uygun düşmediği ve bu yöndeki kabulün, aşırı şekilcilik olup, ağır hak kaybına neden olacağı; mahkemece rakam kısmında "35.000", yazı kısmında ise "otuzbeş" olarak senet bedelinin, "otuzbeş TL” olarak kabülü ile istemin kısmen kabulüne karar verilmesi yerine borçlu itirazının reddine karar verilmesi gerektiği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ummahan Yıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlular aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, borçlulardan A..'ın, icra mahkemesine başvurusunda; borcunun olmadığını, senet üzerindeki borç miktarında yazı ve rakam arasında fark olduğunu, yazıyla belirtilen miktara itibar olunması gerektiğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece, senedin yazı kısmında "otuzbeş TL” yazdığından bahisle istemin kısmen kabulüne karar verildiği görülmektedir.

6102 sayılı TTK'nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 676/1. maddesine göre; senet bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilir ve iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunur.

Dayanak bononun incelenmesinde; senet bedelinin, rakam kısmında "35.000", yazı kısmında ise "otuzbeş" olarak belirtildiği görülmektedir. Her ne kadar TTK'nun 676/1. maddesi uyarınca, yazı ile gösterilen miktarın dikkate alınacağı hükme bağlanmışsa da, senedin düzenlenme tarihindeki Türk Lirasının değeri gözönüne alındığında hiçbir alım gücü olmayan 35 TL üzerinden bono düzenlenmesi hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi, bu yöndeki kabul, aşırı şekilcilik olup, ağır hak kaybına neden olacaktır.

O halde, mahkemece borçlunun itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin kısmen kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 23.01.2017 T. E: 2016/27940, K: 826

Bono bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedele itibar olunacağı, bu kuralın istisnasının bedel bölümünde tahrifat yapılmış olması olduğu- HMK. mad. 266 uyarınca borçlunun tahrifat iddiası yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği-
Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Kiraz Koyuncu Ceylan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takipte borçlu icra mahkemesine başvurusunda; takip konusu 17.500,00 TL bedelli bono üzerinde oynama yapıldığını ve 47.500,00 TL tutarında takip başlatıldığını ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece bonoda rakamla gösterilen bedel ile yazı ile gösterilen bedel arasında fark olması durumunda yazı ile gösterilen bedele itibar edileceği, takip dayanağı senedin yazı ile yazılan bedel kısmında herhangi bir tahrifat iddiası ileri sürülmediğinden bu değer üzerinden takip yapılabileceği gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği görülmüştür.

TTK'nun 778. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 676. maddesine göre; bono bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedele itibar olunur. Bu kuralın istisnası bedel bölümünde tahrifat yapılmış olmasıdır.

Borçlu, senette tahrifat yapıldığını ileri sürdüğüne göre, mahkemece, HMK'nun 266. maddesi uyarınca borçlunun tahrifat iddiası yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuca ve yukarıda belirtilen ilkelere göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/09/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 26.09.2016 T. E: 18384, K: 19775
  • Cevap Yok
  • 6 saat önce
  • DuraN
Senet bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilir ve iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunacağı kabul edilmişse de, senedin düzenlenme tarihindeki Türk Lirasının değeri göz önüne alındığında hiçbir alım gücü olmayan 35 TL üzerinden bono düzenlenmesi hayatın olağan akışına uygun düşmediği ve bu yöndeki kabulün, aşırı şekilcilik olup, ağır hak kaybına neden olacağı; mahkemece rakam kısmında "35.000", yazı kısmında ise "otuzbeş" olarak senet bedelinin, "otuzbeş TL” olarak kabülü ile istemin kısmen kabulüne karar verilmesi yerine borçlu itirazının reddine karar verilmesi gerektiği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ummahan Yıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlular aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, borçlulardan A..'ın, icra mahkemesine başvurusunda; borcunun olmadığını, senet üzerindeki borç miktarında yazı ve rakam arasında fark olduğunu, yazıyla belirtilen miktara itibar olunması gerektiğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece, senedin yazı kısmında "otuzbeş TL” yazdığından bahisle istemin kısmen kabulüne karar verildiği görülmektedir.

6102 sayılı TTK'nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 676/1. maddesine göre; senet bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilir ve iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunur.

Dayanak bononun incelenmesinde; senet bedelinin, rakam kısmında "35.000", yazı kısmında ise "otuzbeş" olarak belirtildiği görülmektedir. Her ne kadar TTK'nun 676/1. maddesi uyarınca, yazı ile gösterilen miktarın dikkate alınacağı hükme bağlanmışsa da, senedin düzenlenme tarihindeki Türk Lirasının değeri gözönüne alındığında hiçbir alım gücü olmayan 35 TL üzerinden bono düzenlenmesi hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi, bu yöndeki kabul, aşırı şekilcilik olup, ağır hak kaybına neden olacaktır.

O halde, mahkemece borçlunun itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin kısmen kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 23.01.2017 T. E: 2016/27940, K: 826

Bono bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedele itibar olunacağı, bu kuralın istisnasının bedel bölümünde tahrifat yapılmış olması olduğu- HMK. mad. 266 uyarınca borçlunun tahrifat iddiası yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği-
Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Kiraz Koyuncu Ceylan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takipte borçlu icra mahkemesine başvurusunda; takip konusu 17.500,00 TL bedelli bono üzerinde oynama yapıldığını ve 47.500,00 TL tutarında takip başlatıldığını ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece bonoda rakamla gösterilen bedel ile yazı ile gösterilen bedel arasında fark olması durumunda yazı ile gösterilen bedele itibar edileceği, takip dayanağı senedin yazı ile yazılan bedel kısmında herhangi bir tahrifat iddiası ileri sürülmediğinden bu değer üzerinden takip yapılabileceği gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği görülmüştür.

TTK'nun 778. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 676. maddesine göre; bono bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedele itibar olunur. Bu kuralın istisnası bedel bölümünde tahrifat yapılmış olmasıdır.

Borçlu, senette tahrifat yapıldığını ileri sürdüğüne göre, mahkemece, HMK'nun 266. maddesi uyarınca borçlunun tahrifat iddiası yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuca ve yukarıda belirtilen ilkelere göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/09/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 26.09.2016 T. E: 18384, K: 19775

Vekalet ücreti vergi tevkifatı ?

07.12.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 16. maddesi  “9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.” hükmünü amirdir.

Söz konusu hüküm uyarınca dava vekalet ücretinden veya icra vekalet ücretinden vergi tevkifatı yapma görevi kime aittir? 

Karşılaşan ve uygulayan arkadaşların görüşü lazım..
  • Cevap Yok
  • 11 saat önce
  • eskici
07.12.2019 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 16. maddesi  “9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.” hükmünü amirdir.

Söz konusu hüküm uyarınca dava vekalet ücretinden veya icra vekalet ücretinden vergi tevkifatı yapma görevi kime aittir? 

Karşılaşan ve uygulayan arkadaşların görüşü lazım..

Tasarrufun iptali davası açan alacaklının dava açmayan alacaklılara göre önceliği vardır

23. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/1551
Karar No: 2019/800
Karar Tarihi: 4.3.2019
Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Şikayetçi vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin tamamının şikayet olunana bırakıldığını oysa adı geçenin müvekkilinin taraf olmadığı bir dava sırasında aldığı ihtiyati haczin, kendileri lehine tesis edilen ipoteğin önüne geçirildiğini, icra müdürlüğünün gerekçesinin ve dayandığı Yargıtay içtihatlarının somut olayla örtüşmediğini, davalı yanca nam-ı müsteara dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasında taşınmazın dava dışı önceki malik ……. 10.06.2003 günü borçlulardan …… tarafından satın alınmasına rağmen asıl alıcı olan …..olduğunun belirlendiğini böylelikle davalının, taşınmaz üzerindeki haciz hakkına kavuştuğunu; bu kararın borçlu … mülkiyet hakkını ortadan kaldırmayacağını; gerek İcra ve İflas Kanunu’nun 282 nci ve gerek Türk Medeni Kanunu’nun 1023 ncü maddeleri hükmüne göre tapudaki görünüme güvenerek ipotek hakkı kazanan müvekkilinin iyi niyetinin korunması gerektiğini, tasarrufun iptali kararının kesinleşmediğini diğer taraftan müvekkilinin her iki şirketten de alacaklı olduğunu ve tasarrufun iptali davasının konusunun ipoteğin muvazaalı olduğu noktasında toplanmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Şikayet olunan vekili, ihtiyati hacizlerinin kararla birlikte kesin hacze dönüştüğünü; davanın kazanılması ile bedeli paylaşıma konu taşınmazın haczinin ve satışının istenebilir hale geldiğini, gerçek malik ola…… borcunun görünürdeki malik olan şirketin borçlarından önce ödenmesi gerektiğini, ipoteğin kimin riski için verildiğinin değil, kim tarafından verildiğinin önemli olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, İcra Mahkemesince, taşınmazın …tarafından satın alınmasına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmiş olması, şikayetçi bankanın takibinin kaydı iptal edilen bu şirket hakkında yapılmış bulunması nedeniyle şikayetin reddine dair verilen kararın şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2009/1857 E. 2009/2367 K. sayılı ilamı ile nam-ı müstear davasının sonucu beklenmek ve bu davanın tarafları bakımından bağlayıcı olup olmayacağı üzerinde durulmak gerektiği belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu ……… ipoteğinin Yapı Kredi Bankasının ihtiyati haczinden önce olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Karar, şikayet olunan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, sıra cetveline itiraz davasıdır. İİK’nın 277 vd. maddelerinde yer alan iptal davası ayni bir dava olmayıp şahsi bir davadır ve davayı kazanan alacaklıya iptal edilen tasarruftan öncelikle alacağını alma hakkı verir. Tasarrufun iptali davası açan alacaklının iptal ettirdiği tasarruf miktarınca dava açmayan alacaklılara göre önceliği vardır. Somut olayda şikayet olunan ……….. borçlu aleyhine tasarrufun iptali davası açıp bedellerinin paylaşımı iş bu davaya konu olan taşınmaza ilişkin tasarrufu iptal ettirmekle taşınmaz bedellerinde öncelik hakkı bulunduğundan dava konusu sıra cetveli usule uygundur. Bu nedenle mahkemece davanın reddi yerine kabulü yerinde olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın şikayet olunan yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar
  • Cevap Yok
  • 16-02-2020, Saat: 23:11
  • DuraN
23. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/1551
Karar No: 2019/800
Karar Tarihi: 4.3.2019
Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Şikayetçi vekili, dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin tamamının şikayet olunana bırakıldığını oysa adı geçenin müvekkilinin taraf olmadığı bir dava sırasında aldığı ihtiyati haczin, kendileri lehine tesis edilen ipoteğin önüne geçirildiğini, icra müdürlüğünün gerekçesinin ve dayandığı Yargıtay içtihatlarının somut olayla örtüşmediğini, davalı yanca nam-ı müsteara dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasında taşınmazın dava dışı önceki malik ……. 10.06.2003 günü borçlulardan …… tarafından satın alınmasına rağmen asıl alıcı olan …..olduğunun belirlendiğini böylelikle davalının, taşınmaz üzerindeki haciz hakkına kavuştuğunu; bu kararın borçlu … mülkiyet hakkını ortadan kaldırmayacağını; gerek İcra ve İflas Kanunu’nun 282 nci ve gerek Türk Medeni Kanunu’nun 1023 ncü maddeleri hükmüne göre tapudaki görünüme güvenerek ipotek hakkı kazanan müvekkilinin iyi niyetinin korunması gerektiğini, tasarrufun iptali kararının kesinleşmediğini diğer taraftan müvekkilinin her iki şirketten de alacaklı olduğunu ve tasarrufun iptali davasının konusunun ipoteğin muvazaalı olduğu noktasında toplanmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Şikayet olunan vekili, ihtiyati hacizlerinin kararla birlikte kesin hacze dönüştüğünü; davanın kazanılması ile bedeli paylaşıma konu taşınmazın haczinin ve satışının istenebilir hale geldiğini, gerçek malik ola…… borcunun görünürdeki malik olan şirketin borçlarından önce ödenmesi gerektiğini, ipoteğin kimin riski için verildiğinin değil, kim tarafından verildiğinin önemli olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, İcra Mahkemesince, taşınmazın …tarafından satın alınmasına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmiş olması, şikayetçi bankanın takibinin kaydı iptal edilen bu şirket hakkında yapılmış bulunması nedeniyle şikayetin reddine dair verilen kararın şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2009/1857 E. 2009/2367 K. sayılı ilamı ile nam-ı müstear davasının sonucu beklenmek ve bu davanın tarafları bakımından bağlayıcı olup olmayacağı üzerinde durulmak gerektiği belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu ……… ipoteğinin Yapı Kredi Bankasının ihtiyati haczinden önce olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Karar, şikayet olunan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, sıra cetveline itiraz davasıdır. İİK’nın 277 vd. maddelerinde yer alan iptal davası ayni bir dava olmayıp şahsi bir davadır ve davayı kazanan alacaklıya iptal edilen tasarruftan öncelikle alacağını alma hakkı verir. Tasarrufun iptali davası açan alacaklının iptal ettirdiği tasarruf miktarınca dava açmayan alacaklılara göre önceliği vardır. Somut olayda şikayet olunan ……….. borçlu aleyhine tasarrufun iptali davası açıp bedellerinin paylaşımı iş bu davaya konu olan taşınmaza ilişkin tasarrufu iptal ettirmekle taşınmaz bedellerinde öncelik hakkı bulunduğundan dava konusu sıra cetveli usule uygundur. Bu nedenle mahkemece davanın reddi yerine kabulü yerinde olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın şikayet olunan yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar

Gerek icra gerekse ilam Vekalet ücreti, takibe konu alacak kapsamındadır ve alacaklıya aittir

ÖZET: Vekalet ücreti, vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden gerek ilamda hükmedilen vekalet ücreti gerekse yapılan takip dolayısıyla alınacak [b]icra[/b] vekalet ücret alacağı takibe konu edilen alacak kapsamında olup, tamamı alacaklı tarafa ait olduğundan [b]icra[/b] dosyasına giren paradan [b]icra[/b] müdürlüğünce vekalet ücretlerinin dosyada muhafaza edilerek alacaklıya ödenmemesi doğru olmadığı gibi, bu açıklama doğrultusunda azledilen vekile de ödenemeyeceğinin kabulü gerekeceğinden ilk derece mahkemesinin kararının sonucu itibariyle doğru olduğu değerlendirilmekle, HMK'nın … maddesi gereğince dairemizce gerekçe değişikliği yapılarak şikayetin reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

(1136 S. K. m. 164, 174) (6100 S. K. m. 323, 353)
 
Konya 1. [b]İcra[/b] Hukuk Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli 2018/1001 Esas ve 2018/997 Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla HMK 353. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda:
 
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
 
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Av. …..'ın vekil sıfatı ile …'ın 07/04/2013 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle borçlu Güvence Hesabı hakkında açmış olduğu tazminat davasının Konya 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/07/2018 gün ve 2015/675-2018/477 sayılı kararı ile hükme bağlandığını, bu ilama istinaden müvekkili tarafından Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyasıyla ilamlı takip başlatıldığını, borçlunun [b]icra[/b] dosyasına 15.484,27 TL para yatırdığını, borçlu ile sulh olduklarını, paranın yatırılmasından sonra ……'ın müvekkiline vekalet ücreti ödememek ve borçlunun yatırdığı vekalet ücretini kendisi almak için takip dosyasına müvekkilini vekillikten azlettiğini bildirdiğini, takip dosyasının infaz aşamasındayken iş sahibi tarafından müvekkilinin vekillikten azletmesinin haksız olduğunu, müvekkilinin mahkeme kararından ve takip dosyasından kaynaklanan 23.999.07 TL vekalet ücreti alacağının olduğunu, takip dosyasından bu ücretin talep edildiğini ancak [b]icra[/b] müdürlüğünce talebin reddedildiğini, ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, memur işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
 
2-Dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmediğinden ve mahkemece şikayet evrak üzerinde değerlendirildiğinden davalının cevap dilekçesi vermediği görülmüştür.
 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
 
Avukatlık Kanunu'nun 174/2. maddesinde "Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez." hükmünün yer aldığını, [b]icra[/b] takibinde azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkilinin avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü olmadığını, azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücretinin talep edilebileceğini. azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün olmadığını, ancak haksız azil halinde ise avukatın hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahip olduğunu, somut olayda; azledilen vekil olan davacının, vekalet ücretine hak kazanıp kazanmadığı, kazanmış ise vekalet ücretinin miktarının tespiti ancak genel mahkemelerde açılacak davalarda yapılacak olan yargılama ile mümkün olacağından bahisle davacının şikayetinin reddine karar verilmiştir.
 
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
 
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili Av. ......'ın vekil sıfatı ile ......'ın geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle borçlu Güvence Hesabına karşı, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığını, yapılan yargılama sonucu Konya 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/07/2018 gün ve 2015/675 esas-2018/477 karar sayılı kararı ile tazminata hükmedildiğini, bu ilama istinaden müvekkili avukat tarafından Güvence Hesabına karşı Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyasıyla ilamlı takip başlatıldığını, müvekkilinin vekaletnamesindeki sulh yetkisine dayanarak borçlu ile sulh olduğunu. borçlunun [b]icra[/b] dosyasına 155.484,27 TL para yatırdığını, paranın yatırılmasından sonra ......'ın müvekkiline vekalet ücreti ödememek ve borçlunun yatırdığı vekalet ücretini kendisi almak için takip dosyasına müvekkilini vekillikten azlettiğini bildirdiğini, takip dosyasının infaz aşamasındayken iş sahibi tarafından müvekkilinin vekillikten azletmesinin haksız olduğunu, müvekkilinin mahkeme kararından ve takip dosyasından kaynaklanan 23.999.07 TL vekalet ücreti alacağının olduğunu, [b]icra[/b] dosyasından müvekkili avukatın vekalet ücretinin muhafaza edilerek alacaklı ......'a alacağının ödendiğini, takip dosyasından bu ücretin talep edildiğini ancak [b]icra[/b] müdürlüğünce talebin reddedildiğini, Avukatlık Kanununun 164. maddesi "dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez." şeklinde düzenlendiğini, bu hükümden hareketle sözkonusu 23.999,07 TL vekalet ücretinin iş sahibi müvekkilinin haklı yada haksız azletmesine bağlı kalınmaksızın vekil olarak müvekkili avukat adına karşı yan vekalet ücreti olarak yatırılmış bir para olmakla sözkonusu paranın müvekkili Av. ......'a ödenmesi gerektiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak şikayetin kabulüne [b]icra[/b] işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
 
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Uyuşmazlık [b]İcra[/b] memur işleminin iptali istemine ilişkindir.
 
DELİLLER: Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/675 esas, 2018/477 karar sayılı kararı, Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyası
 
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
 
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesine göre: Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
 
HMK.nun 323/ğ maddesinde avukatlık ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Yasanın 330. maddesinde de yargılama gideri olarak hükmolunan avukatlık ücretinin, ancak yargılamanın tarafları arasında geçerli olacağı belirtilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Yasası'nın 164/son maddesinde; "dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir" hükmüne yer verilmiş ise de, bu hüküm vekil ile müvekkil arasında çıkacak iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla öngörülmüştür (HGK. 07.04.2004 Tarih ve 2004/12-213 Esas-2004/215 Kararı).
 
Somut olayda davacı avukat …… müvekkili ...... adına Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde davalı Güvence Hesabı hakkında tazminat davası açmış, yapılan yargılama sonucu davacı ...... lehine tazminata hükmedilmiş, davacı vekil bu tazminat alacağı için Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyasıyla ilamlı takip başlatmıştır. Bu arada asil ...... vekili Av. ......'ı azletmiştir. Borçlu Güvence Hesabı tarafından [b]icra[/b] dosyasına 155.484,27 TL para yatırılmış, [b]icra[/b] müdürlüğünce ilam vekalet ücreti ile [b]icra[/b] vekalet ücreti toplamı olan 23.999,00-TL [b]icra[/b] dosyasında muhafaza edilerek asıl alacaklıya ait olan kısım alacaklıya ödenmiştir. Azledilen avukat ...... vekili, müvekkili avukata ait olan vekalet ücretinin ödenmesini talep etmiş, [b]icra[/b] müdürlüğünce talebi reddedilmiştir.
 
Buna göre, vekalet ücreti, vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden gerek ilamda hükmedilen vekalet ücreti gerekse yapılan takip dolayısıyla alınacak [b]icra[/b] vekalet ücret alacağı takibe konu edilen alacak kapsamında olup, tamamı alacaklı tarafa ait olduğundan [b]icra[/b] dosyasına giren paradan [b]icra[/b] müdürlüğünce vekalet ücretlerinin dosyada muhafaza edilerek alacaklıya ödenmemesi doğru olmadığı gibi, bu açıklama doğrultusunda azledilen vekile de ödenemeyeceğinin kabulü gerekeceğinden ilk derece mahkemesinin kararının sonucu itibariyle doğru olduğu değerlendirilmekle, HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince dairemizce gerekçe değişikliği yapılarak şikayetin reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
 
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
 
1-Davacının istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görülmediğinden istinaf istemlerinin reddine,
 
6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca, kararın gerekçesinde hata edildiği anlaşılmakla, Konya 1. [b]İcra[/b] Hukuk Mahkemesi'nin 22/11/2018, 2018/1001-997 E.K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerine
 
"a-Davacının şikayetinin REDDİNE,
 
b-Peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 8,50-TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
 
c-Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
 
d-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan miktarın karar kesinleştiğinde talep halinde şikayetçi borçluya iadesine," şeklinde HÜKÜM KURULMASINA,
 
2-Peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 8,50-TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
 
3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına
 
4-Kararın, bilgi mahiyetinde ilk derece mahkemesince davacıya tebliğine,
 
Dair, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede İİK’nun 6763 sayılı Kanun ile değişik 364. maddesi uyarınca ihtilaf konusu değer itibariyle KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09.01.2019 (¤¤)
ÖZET: Vekalet ücreti, vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden gerek ilamda hükmedilen vekalet ücreti gerekse yapılan takip dolayısıyla alınacak [b]icra[/b] vekalet ücret alacağı takibe konu edilen alacak kapsamında olup, tamamı alacaklı tarafa ait olduğundan [b]icra[/b] dosyasına giren paradan [b]icra[/b] müdürlüğünce vekalet ücretlerinin dosyada muhafaza edilerek alacaklıya ödenmemesi doğru olmadığı gibi, bu açıklama doğrultusunda azledilen vekile de ödenemeyeceğinin kabulü gerekeceğinden ilk derece mahkemesinin kararının sonucu itibariyle doğru olduğu değerlendirilmekle, HMK'nın … maddesi gereğince dairemizce gerekçe değişikliği yapılarak şikayetin reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

(1136 S. K. m. 164, 174) (6100 S. K. m. 323, 353)
 
Konya 1. [b]İcra[/b] Hukuk Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli 2018/1001 Esas ve 2018/997 Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla HMK 353. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda:
 
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
 
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Av. …..'ın vekil sıfatı ile …'ın 07/04/2013 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle borçlu Güvence Hesabı hakkında açmış olduğu tazminat davasının Konya 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/07/2018 gün ve 2015/675-2018/477 sayılı kararı ile hükme bağlandığını, bu ilama istinaden müvekkili tarafından Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyasıyla ilamlı takip başlatıldığını, borçlunun [b]icra[/b] dosyasına 15.484,27 TL para yatırdığını, borçlu ile sulh olduklarını, paranın yatırılmasından sonra ……'ın müvekkiline vekalet ücreti ödememek ve borçlunun yatırdığı vekalet ücretini kendisi almak için takip dosyasına müvekkilini vekillikten azlettiğini bildirdiğini, takip dosyasının infaz aşamasındayken iş sahibi tarafından müvekkilinin vekillikten azletmesinin haksız olduğunu, müvekkilinin mahkeme kararından ve takip dosyasından kaynaklanan 23.999.07 TL vekalet ücreti alacağının olduğunu, takip dosyasından bu ücretin talep edildiğini ancak [b]icra[/b] müdürlüğünce talebin reddedildiğini, ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, memur işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
 
2-Dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmediğinden ve mahkemece şikayet evrak üzerinde değerlendirildiğinden davalının cevap dilekçesi vermediği görülmüştür.
 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
 
Avukatlık Kanunu'nun 174/2. maddesinde "Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez." hükmünün yer aldığını, [b]icra[/b] takibinde azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkilinin avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü olmadığını, azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücretinin talep edilebileceğini. azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün olmadığını, ancak haksız azil halinde ise avukatın hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahip olduğunu, somut olayda; azledilen vekil olan davacının, vekalet ücretine hak kazanıp kazanmadığı, kazanmış ise vekalet ücretinin miktarının tespiti ancak genel mahkemelerde açılacak davalarda yapılacak olan yargılama ile mümkün olacağından bahisle davacının şikayetinin reddine karar verilmiştir.
 
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
 
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili Av. ......'ın vekil sıfatı ile ......'ın geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle borçlu Güvence Hesabına karşı, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığını, yapılan yargılama sonucu Konya 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/07/2018 gün ve 2015/675 esas-2018/477 karar sayılı kararı ile tazminata hükmedildiğini, bu ilama istinaden müvekkili avukat tarafından Güvence Hesabına karşı Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyasıyla ilamlı takip başlatıldığını, müvekkilinin vekaletnamesindeki sulh yetkisine dayanarak borçlu ile sulh olduğunu. borçlunun [b]icra[/b] dosyasına 155.484,27 TL para yatırdığını, paranın yatırılmasından sonra ......'ın müvekkiline vekalet ücreti ödememek ve borçlunun yatırdığı vekalet ücretini kendisi almak için takip dosyasına müvekkilini vekillikten azlettiğini bildirdiğini, takip dosyasının infaz aşamasındayken iş sahibi tarafından müvekkilinin vekillikten azletmesinin haksız olduğunu, müvekkilinin mahkeme kararından ve takip dosyasından kaynaklanan 23.999.07 TL vekalet ücreti alacağının olduğunu, [b]icra[/b] dosyasından müvekkili avukatın vekalet ücretinin muhafaza edilerek alacaklı ......'a alacağının ödendiğini, takip dosyasından bu ücretin talep edildiğini ancak [b]icra[/b] müdürlüğünce talebin reddedildiğini, Avukatlık Kanununun 164. maddesi "dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez." şeklinde düzenlendiğini, bu hükümden hareketle sözkonusu 23.999,07 TL vekalet ücretinin iş sahibi müvekkilinin haklı yada haksız azletmesine bağlı kalınmaksızın vekil olarak müvekkili avukat adına karşı yan vekalet ücreti olarak yatırılmış bir para olmakla sözkonusu paranın müvekkili Av. ......'a ödenmesi gerektiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak şikayetin kabulüne [b]icra[/b] işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
 
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Uyuşmazlık [b]İcra[/b] memur işleminin iptali istemine ilişkindir.
 
DELİLLER: Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/675 esas, 2018/477 karar sayılı kararı, Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyası
 
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
 
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesine göre: Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
 
HMK.nun 323/ğ maddesinde avukatlık ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Yasanın 330. maddesinde de yargılama gideri olarak hükmolunan avukatlık ücretinin, ancak yargılamanın tarafları arasında geçerli olacağı belirtilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Yasası'nın 164/son maddesinde; "dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir" hükmüne yer verilmiş ise de, bu hüküm vekil ile müvekkil arasında çıkacak iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla öngörülmüştür (HGK. 07.04.2004 Tarih ve 2004/12-213 Esas-2004/215 Kararı).
 
Somut olayda davacı avukat …… müvekkili ...... adına Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde davalı Güvence Hesabı hakkında tazminat davası açmış, yapılan yargılama sonucu davacı ...... lehine tazminata hükmedilmiş, davacı vekil bu tazminat alacağı için Konya 8. [b]İcra[/b] Müdürlüğü'nün 2018/9519 sayılı dosyasıyla ilamlı takip başlatmıştır. Bu arada asil ...... vekili Av. ......'ı azletmiştir. Borçlu Güvence Hesabı tarafından [b]icra[/b] dosyasına 155.484,27 TL para yatırılmış, [b]icra[/b] müdürlüğünce ilam vekalet ücreti ile [b]icra[/b] vekalet ücreti toplamı olan 23.999,00-TL [b]icra[/b] dosyasında muhafaza edilerek asıl alacaklıya ait olan kısım alacaklıya ödenmiştir. Azledilen avukat ...... vekili, müvekkili avukata ait olan vekalet ücretinin ödenmesini talep etmiş, [b]icra[/b] müdürlüğünce talebi reddedilmiştir.
 
Buna göre, vekalet ücreti, vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden gerek ilamda hükmedilen vekalet ücreti gerekse yapılan takip dolayısıyla alınacak [b]icra[/b] vekalet ücret alacağı takibe konu edilen alacak kapsamında olup, tamamı alacaklı tarafa ait olduğundan [b]icra[/b] dosyasına giren paradan [b]icra[/b] müdürlüğünce vekalet ücretlerinin dosyada muhafaza edilerek alacaklıya ödenmemesi doğru olmadığı gibi, bu açıklama doğrultusunda azledilen vekile de ödenemeyeceğinin kabulü gerekeceğinden ilk derece mahkemesinin kararının sonucu itibariyle doğru olduğu değerlendirilmekle, HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince dairemizce gerekçe değişikliği yapılarak şikayetin reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
 
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
 
1-Davacının istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görülmediğinden istinaf istemlerinin reddine,
 
6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca, kararın gerekçesinde hata edildiği anlaşılmakla, Konya 1. [b]İcra[/b] Hukuk Mahkemesi'nin 22/11/2018, 2018/1001-997 E.K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerine
 
"a-Davacının şikayetinin REDDİNE,
 
b-Peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 8,50-TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
 
c-Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
 
d-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan miktarın karar kesinleştiğinde talep halinde şikayetçi borçluya iadesine," şeklinde HÜKÜM KURULMASINA,
 
2-Peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 8,50-TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
 
3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına
 
4-Kararın, bilgi mahiyetinde ilk derece mahkemesince davacıya tebliğine,
 
Dair, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede İİK’nun 6763 sayılı Kanun ile değişik 364. maddesi uyarınca ihtilaf konusu değer itibariyle KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09.01.2019 (¤¤)

Meskeniyet iddiasına dayalı haczin kaldırılması istemi

ÖZET: Uyuşmazlık meskeniyet iddiasına dayalı haczin kaldırılması istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı borçluya 103 davetiyesi 04.06.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, dava yasal 7 günlük süre içinde 11.06.2018 tarihinde açılmıştır. Mahallinde keşif yapılmış, hükme esas alınan 20.09.2018 tarihli bilirkişi raporunda; hacze konu taşınmazın dava tarihi itibari ile değerinin … TL olduğu, şikayetçi borçlu ve ailesinin ikamet edebileceği haline münasip bir evin … TL’ye alınabileceği tespit edilmiştir. Meskeniyet şikayetinin yasal süresinde yapıldığı, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vaka ve hukuk, değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık anlaşıldığından davalı alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

(2004 S. K. m. 82) (6100 S. K. m. 353)
 
Dairemizce dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
 
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
 
Davacı vekili 11/06/2018 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında Konya 5. [b]İcra[/b] Müdürlüğünün 2018/4325 sayılı dosyası başlatılan [b]icra[/b] takibinde, müvekkili adına kayıtlı mesken üzerine haciz konulduğunu, 04/06/2018 tarihinde 103 davetiyesi tebliğ edilmesi üzerine hacizden haberdar olduklarını, haczedilen taşınmazda borçlunun ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, haczedilen evin borçlunun haline münasip bir mesken niteliğinde olduğunu, meskeniyet iddialarının kabulü ile taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
 
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının birden fazla taşınmazı bulunduğunu, dava konusu taşınmazın haline münasip mesken niteliğinde olmadığını, haline münasip ev değerlendirmesi yapılırken en mütevazi semtteki evlerin değerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
 
Davacının borcundan dolayı davalı alacaklı vekili tarafından [b]icra[/b] takibi yapıldığını, borçlunun üzerine kayıtlı Meram ilçesi, Köyçeyiz Mahallesinde bulunan 21313 ada, 14 parselde kayıtlı meskenin haczedildiğini, davacının adına kayıtlı başka meskenin olmadığını, ikamet ettiği meskende fiilen eşi ile birlikte yaşadığını, emekli maaşı ile geçindiğinin tespit edildiğini, günün ekonomik şartlarına uygun bulunan 21/09/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacıya ait meskenin kıymetinin 130.000 TL olduğunu, davacının imalı, planlı, projeli, ekonomik ve sosyal durumuna göre Meram ilçesi mütevazi bir semtinde haline münasip bir evi ancak 130.000 TL’ye satın alabileceği belirtildiğinden, dava konusu taşınmazın davacının haline münasip mesken niteliğinde olduğu kanaatine varıldığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
 
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
 
Davalı vekili istinat dilekçesinde özetle; davacının borcun doğumundan sonra 5 adet taşınmazını devrettiğini, kalan taşınmazı için haczedilmezlik şikayetinde bulunan davacının açmış olduğu davanın hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacının davaya konu taşınmazda kendisinin oturmadığını, davacının eşi adına kayıtlı mesken bulunup bulunmadığı hususunun da araştırılmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
 
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Uyuşmazlık İİK’nun 82/1-12 maddesi kapsamında meskeniyet iddiasına dayalı haczin kaldırılması istemine ilişkindir.
 
DELİLLER: Konya 5. [b]İcra[/b] Müdürlüğünün 20-18/4325 sayılı dosyası, tapu kaydı, bilirkişi raporu
 
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
 
İİK.nun 82/12 maddesi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Meskeniyet şikayetinin dinlenmesi için borçlunun sürekli o evde oturması da şart değildir. Yazlık olarak kullanılan ev için de meskeniyet iddiasında bulunulabilir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 08/11/2017 tarih, 2007/17804 E. 2007/20607 K. [b]İcra[/b] mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.
 
Somut olayda; davacı borçluya 103 davetiyesi 04.06.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, dava yasal 7 günlük süre içinde 11.06.2018 tarihinde açılmıştır. Mahallinde keşif yapılmış, hükme esas alınan 20.09.2018 tarihli bilirkişi raporunda; hacze konu taşınmazın dava tarihi itibari ile değerinin 130.000,00 TL olduğu, şikayetçi borçlu ve ailesinin ikamet edebileceği haline münasip bir evin 130.000,00 TL’ye alınabileceği tespit edilmiştir.  
 
Meskeniyet şikayetinin yasal süresinde yapıldığı, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vaka ve hukuk, değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık anlaşıldığından davalı alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
 
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
 
1-Davalı alacaklı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMKnun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
 
2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
 
3-Dosyanın İstinaf Mahkemesine gönderilmesi amacıyla yapılan harç, posta masrafı ve tebligat giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran taraf üzerinde bırakılmasına,
 
4-İnceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
 
5-Kararın taraflara tebliğine,
 
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde dairemize veya bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Yargıtay ilgili hukuk dairesi nezdinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 23/11/2018 (¤¤)
  • Cevap Yok
  • 15-02-2020, Saat: 22:25
  • DuraN
ÖZET: Uyuşmazlık meskeniyet iddiasına dayalı haczin kaldırılması istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı borçluya 103 davetiyesi 04.06.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, dava yasal 7 günlük süre içinde 11.06.2018 tarihinde açılmıştır. Mahallinde keşif yapılmış, hükme esas alınan 20.09.2018 tarihli bilirkişi raporunda; hacze konu taşınmazın dava tarihi itibari ile değerinin … TL olduğu, şikayetçi borçlu ve ailesinin ikamet edebileceği haline münasip bir evin … TL’ye alınabileceği tespit edilmiştir. Meskeniyet şikayetinin yasal süresinde yapıldığı, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vaka ve hukuk, değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık anlaşıldığından davalı alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

(2004 S. K. m. 82) (6100 S. K. m. 353)
 
Dairemizce dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
 
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
 
Davacı vekili 11/06/2018 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında Konya 5. [b]İcra[/b] Müdürlüğünün 2018/4325 sayılı dosyası başlatılan [b]icra[/b] takibinde, müvekkili adına kayıtlı mesken üzerine haciz konulduğunu, 04/06/2018 tarihinde 103 davetiyesi tebliğ edilmesi üzerine hacizden haberdar olduklarını, haczedilen taşınmazda borçlunun ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, haczedilen evin borçlunun haline münasip bir mesken niteliğinde olduğunu, meskeniyet iddialarının kabulü ile taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
 
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının birden fazla taşınmazı bulunduğunu, dava konusu taşınmazın haline münasip mesken niteliğinde olmadığını, haline münasip ev değerlendirmesi yapılırken en mütevazi semtteki evlerin değerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
 
Davacının borcundan dolayı davalı alacaklı vekili tarafından [b]icra[/b] takibi yapıldığını, borçlunun üzerine kayıtlı Meram ilçesi, Köyçeyiz Mahallesinde bulunan 21313 ada, 14 parselde kayıtlı meskenin haczedildiğini, davacının adına kayıtlı başka meskenin olmadığını, ikamet ettiği meskende fiilen eşi ile birlikte yaşadığını, emekli maaşı ile geçindiğinin tespit edildiğini, günün ekonomik şartlarına uygun bulunan 21/09/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacıya ait meskenin kıymetinin 130.000 TL olduğunu, davacının imalı, planlı, projeli, ekonomik ve sosyal durumuna göre Meram ilçesi mütevazi bir semtinde haline münasip bir evi ancak 130.000 TL’ye satın alabileceği belirtildiğinden, dava konusu taşınmazın davacının haline münasip mesken niteliğinde olduğu kanaatine varıldığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
 
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
 
Davalı vekili istinat dilekçesinde özetle; davacının borcun doğumundan sonra 5 adet taşınmazını devrettiğini, kalan taşınmazı için haczedilmezlik şikayetinde bulunan davacının açmış olduğu davanın hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacının davaya konu taşınmazda kendisinin oturmadığını, davacının eşi adına kayıtlı mesken bulunup bulunmadığı hususunun da araştırılmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
 
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Uyuşmazlık İİK’nun 82/1-12 maddesi kapsamında meskeniyet iddiasına dayalı haczin kaldırılması istemine ilişkindir.
 
DELİLLER: Konya 5. [b]İcra[/b] Müdürlüğünün 20-18/4325 sayılı dosyası, tapu kaydı, bilirkişi raporu
 
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
 
İİK.nun 82/12 maddesi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Meskeniyet şikayetinin dinlenmesi için borçlunun sürekli o evde oturması da şart değildir. Yazlık olarak kullanılan ev için de meskeniyet iddiasında bulunulabilir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 08/11/2017 tarih, 2007/17804 E. 2007/20607 K. [b]İcra[/b] mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.
 
Somut olayda; davacı borçluya 103 davetiyesi 04.06.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, dava yasal 7 günlük süre içinde 11.06.2018 tarihinde açılmıştır. Mahallinde keşif yapılmış, hükme esas alınan 20.09.2018 tarihli bilirkişi raporunda; hacze konu taşınmazın dava tarihi itibari ile değerinin 130.000,00 TL olduğu, şikayetçi borçlu ve ailesinin ikamet edebileceği haline münasip bir evin 130.000,00 TL’ye alınabileceği tespit edilmiştir.  
 
Meskeniyet şikayetinin yasal süresinde yapıldığı, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vaka ve hukuk, değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık anlaşıldığından davalı alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
 
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
 
1-Davalı alacaklı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMKnun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
 
2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
 
3-Dosyanın İstinaf Mahkemesine gönderilmesi amacıyla yapılan harç, posta masrafı ve tebligat giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran taraf üzerinde bırakılmasına,
 
4-İnceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
 
5-Kararın taraflara tebliğine,
 
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde dairemize veya bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Yargıtay ilgili hukuk dairesi nezdinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 23/11/2018 (¤¤)

3.kişinin kendisine gönderilen tahliye emrine konu yerde oturmadığını belirterek itiraz etmesi

ÖZET: Somut olayda, şikayetçi 3. kişinin kendisine gönderilen tahliye emrine konu yerde oturmadığını belirttiğinden; [b]İcra[/b] Müdürlüğünce İİK'nun ... maddesine göre kendisine gönderilen "tahliye emrinin iptali"ni istemekte hukuki yararı yoktur. Netice olarak, ilk derece mahkemesince istemin hukuki yarar yokluğundan reddi gerekirken esastan reddedilmesi Dairemizce yerinde görülmediğinden HMK.nun .. maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak hukuki yarar yokluğundan şikayetin reddine dair hüküm kurulmuştur.

(2004 S. K. m. 135) (6100 S. K. m. 353)
 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı ilk derece mahkeme kararı aleyhine istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, Dairemizce HMK'nun 353. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda dosyadaki belgeler okundu, incelendi.
 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
 
ŞİKAYETÇİ 3. KİŞİ DİLEKÇESİNDE:
 
Tahliye emrinin kendisine gönderildiğini, ancak tahliye emrine konu yerde kendisinin değil kızının yaşadığını belirterek kendisi adına düzenlenip tebliğ edilen tahliye emrinin iptalini talep etmiştir.
 
DAVALI ALACAKLI/İHALE ALICISI VEKİLİ CEVABINDA:
 
[b]İcra[/b] Müdürlüğü’nün 10.08.2018 tarihli tespit tutanağına göre, davacının bahse konu yerde oturduğu yönünde beyanı bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
 
[b]İcra[/b] Müdürlüğü’nün 10.08.2018 tarihli tespit tutanağına göre, davacının bahse konu yerde oturduğu yönünde beyanı bulunduğunu dolayısıyla davacının şikayete konu yerde oturduğunu belirterek şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
 
ŞİKAYETÇİ 3. KİŞİTARAFINDANİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
 
Özü itibariyle, şikayet dilekçesindeki hususları tekrar etmiştir.
 
GEREKÇE:
 
İİK'nun 135/2. maddesi; "Taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akde dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise on beş gün içinde tahliyesi için borçluya veya işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmez ise zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur" hükmünü içermektedir.
 
Anılan hükme göre, alıcıya ihale edilen taşınmaz bir üçüncü kişi tarafından işgal edilmekte ise "ihalenin kesinleşmesi üzerine" alıcı, üçüncü kişinin taşınmazdan çıkarılmasını isteyebilir.
 
Tahliye emrine karşı yalnız (taşınmazı işgal eden ve bu sıfatla kendisine tahliye emri gönderilmiş olan) 3. kişi şikayet yoluna başvurabilir.
 
Somut olayda, şikayetçi 3. kişinin kendisine gönderilen tahliye emrine konu yerde oturmadığını belirttiğinden; [b]İcra[/b] Müdürlüğünce İİK'nun 135. maddesine göre kendisine gönderilen "tahliye emrinin iptali"ni istemekte hukuki yararı yoktur.
 
Netice olarak, ilk derece mahkemesince istemin hukuki yarar yokluğundan reddi gerekirken esastan reddedilmesi Dairemizce yerinde görülmediğinden HMK.nun 353/1.b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak hukuki yarar yokluğundan şikayetin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
 
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
 
I-Şikayetçi 3. kişinin, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görülmemekle birlikte gerekçede ve hükümde hata edildiğinden;
 
6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2. maddesi uyarınca, Bolvadin [b]İcra[/b] Hukuk Mahkemesi'nin 20/12/2018 tarih, 2018/41 - 60 E.K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,yerine
 
"1- Şikayetçi 3. kişi isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
 
2- Peşin alınan harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
 
3- Şikayetçi tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
 
4- Şikayetçi tarafından yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın, karar kesinleştiğinde şikayetçiye iadesine,
 
5- AAÜT'ye göre belirlenen 725,00.TL maktu vekalet ücretinin şikayetçiden tahsili ile davalı alacaklıya ödenmesine, "şeklinde HÜKÜM KURULMASINA,
 
II-Peşin alınan harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
 
III- İstinaf giderlerinin istinafa başvuran üzerinde bırakılmasına,
 
IV- Kararın, taraflara tebliğine,
 
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde dairemize veya bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Yargıtay ilgili hukuk dairesi nezdinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 01/04/2019 (¤¤)
  • Cevap Yok
  • 15-02-2020, Saat: 21:50
  • DuraN
ÖZET: Somut olayda, şikayetçi 3. kişinin kendisine gönderilen tahliye emrine konu yerde oturmadığını belirttiğinden; [b]İcra[/b] Müdürlüğünce İİK'nun ... maddesine göre kendisine gönderilen "tahliye emrinin iptali"ni istemekte hukuki yararı yoktur. Netice olarak, ilk derece mahkemesince istemin hukuki yarar yokluğundan reddi gerekirken esastan reddedilmesi Dairemizce yerinde görülmediğinden HMK.nun .. maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak hukuki yarar yokluğundan şikayetin reddine dair hüküm kurulmuştur.

(2004 S. K. m. 135) (6100 S. K. m. 353)
 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı ilk derece mahkeme kararı aleyhine istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, Dairemizce HMK'nun 353. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda dosyadaki belgeler okundu, incelendi.
 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
 
ŞİKAYETÇİ 3. KİŞİ DİLEKÇESİNDE:
 
Tahliye emrinin kendisine gönderildiğini, ancak tahliye emrine konu yerde kendisinin değil kızının yaşadığını belirterek kendisi adına düzenlenip tebliğ edilen tahliye emrinin iptalini talep etmiştir.
 
DAVALI ALACAKLI/İHALE ALICISI VEKİLİ CEVABINDA:
 
[b]İcra[/b] Müdürlüğü’nün 10.08.2018 tarihli tespit tutanağına göre, davacının bahse konu yerde oturduğu yönünde beyanı bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
 
[b]İcra[/b] Müdürlüğü’nün 10.08.2018 tarihli tespit tutanağına göre, davacının bahse konu yerde oturduğu yönünde beyanı bulunduğunu dolayısıyla davacının şikayete konu yerde oturduğunu belirterek şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
 
ŞİKAYETÇİ 3. KİŞİTARAFINDANİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
 
Özü itibariyle, şikayet dilekçesindeki hususları tekrar etmiştir.
 
GEREKÇE:
 
İİK'nun 135/2. maddesi; "Taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akde dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise on beş gün içinde tahliyesi için borçluya veya işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmez ise zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur" hükmünü içermektedir.
 
Anılan hükme göre, alıcıya ihale edilen taşınmaz bir üçüncü kişi tarafından işgal edilmekte ise "ihalenin kesinleşmesi üzerine" alıcı, üçüncü kişinin taşınmazdan çıkarılmasını isteyebilir.
 
Tahliye emrine karşı yalnız (taşınmazı işgal eden ve bu sıfatla kendisine tahliye emri gönderilmiş olan) 3. kişi şikayet yoluna başvurabilir.
 
Somut olayda, şikayetçi 3. kişinin kendisine gönderilen tahliye emrine konu yerde oturmadığını belirttiğinden; [b]İcra[/b] Müdürlüğünce İİK'nun 135. maddesine göre kendisine gönderilen "tahliye emrinin iptali"ni istemekte hukuki yararı yoktur.
 
Netice olarak, ilk derece mahkemesince istemin hukuki yarar yokluğundan reddi gerekirken esastan reddedilmesi Dairemizce yerinde görülmediğinden HMK.nun 353/1.b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak hukuki yarar yokluğundan şikayetin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
 
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
 
I-Şikayetçi 3. kişinin, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yerinde görülmemekle birlikte gerekçede ve hükümde hata edildiğinden;
 
6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2. maddesi uyarınca, Bolvadin [b]İcra[/b] Hukuk Mahkemesi'nin 20/12/2018 tarih, 2018/41 - 60 E.K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,yerine
 
"1- Şikayetçi 3. kişi isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
 
2- Peşin alınan harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
 
3- Şikayetçi tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
 
4- Şikayetçi tarafından yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın, karar kesinleştiğinde şikayetçiye iadesine,
 
5- AAÜT'ye göre belirlenen 725,00.TL maktu vekalet ücretinin şikayetçiden tahsili ile davalı alacaklıya ödenmesine, "şeklinde HÜKÜM KURULMASINA,
 
II-Peşin alınan harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
 
III- İstinaf giderlerinin istinafa başvuran üzerinde bırakılmasına,
 
IV- Kararın, taraflara tebliğine,
 
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde dairemize veya bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Yargıtay ilgili hukuk dairesi nezdinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 01/04/2019 (¤¤)

Kurumların aktifinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı KDV muafiyet

12. Hukuk Dairesi         2015/18826 E.  ,  2015/30108 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi ihale alıcısının, satılan taşınmazın iki yılı aşkın süredir borçlu ... bünyesinde kalması nedeni ile satımın KDV'den istisna olduğunu belirterek KDV alınması yönündeki memur işleminin iptali ve bedelin iadesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, arsa vasıflı taşınmaz için uygulanması gereken KDV oranının %18 olduğu, bu haliyle icra müdürlüğünce verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinde KDV’nin istisnaları düzenlenmiş olup, bu maddenin 4. fıkrasının ® bendinde ise, kurumların aktifinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin, KDV’den istisna olduğu düzenlenmiştir. Sermaye şirketleri de kurum kavramı içerisinde yer almakla (5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu m.1/a), anılan yasal düzenlemede yer alan istisna hükmü, sermaye şirketlerinin borçlarına karşılık taşınmazlarının cebri icra yoluyla satılması halinde uygulanır.
Bu durumda, mahkemece, 3065 Sayılı Yasanın 17/4-r maddesine göre değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi         2015/18826 E.  ,  2015/30108 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi ihale alıcısının, satılan taşınmazın iki yılı aşkın süredir borçlu ... bünyesinde kalması nedeni ile satımın KDV'den istisna olduğunu belirterek KDV alınması yönündeki memur işleminin iptali ve bedelin iadesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, arsa vasıflı taşınmaz için uygulanması gereken KDV oranının %18 olduğu, bu haliyle icra müdürlüğünce verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinde KDV’nin istisnaları düzenlenmiş olup, bu maddenin 4. fıkrasının ® bendinde ise, kurumların aktifinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin, KDV’den istisna olduğu düzenlenmiştir. Sermaye şirketleri de kurum kavramı içerisinde yer almakla (5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu m.1/a), anılan yasal düzenlemede yer alan istisna hükmü, sermaye şirketlerinin borçlarına karşılık taşınmazlarının cebri icra yoluyla satılması halinde uygulanır.
Bu durumda, mahkemece, 3065 Sayılı Yasanın 17/4-r maddesine göre değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İhale bedelini nakden ödemesi yerine çek, bono, teminat vermesi ödeme sayılmadığı

12. Hukuk Dairesi         2016/32867 E.  ,  2017/57 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki dava sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, yukarıda tarih ve numarası yazılı direnme kararına ilişkin dava dosyası, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK'na eklenen geçici 4/1.maddesi uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi vekili, ihale alıcısı alacaklı tarafından icra müdürülüğünce verilen on günlük süre içerisinde bakiye satış bedelinin nakit olarak icra dosyasına yatırmaması sebebiyle İİK'nun 133/1. maddesi gereğince icra müdürlüğünce ihalenin kendiliğinden ortadan kaldırılması gerektiğinin hüküm altına alınması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin kabulüne dair kararın Dairemizce kesin teminat mektubunun da kabul edileceği gerekçesi ile bozulduğu, mahkemece söz konusu Dairemiz bozma kararına karşı direnildiği görülmektedir.
İİK.'nun 130. maddesi uyarınca, satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. İİK'nun 134/5. maddesinde; "taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar." hükmünü yer almaktadır. Bu nedenle ihale bedeli yerine çek, bono, teminat mektubu vb. belgeler verilmek suretiyle yapılmak istenilen ödemeler satış bedeli yerine kaim edilemez.
İhale alıcısının ihale bedelini nakden ödemesi yerine teminat mektubu vermesi ödeme sayılmadığından, mahkemece şikayetin kabulüne dair 27/01/2015 tarihli 2014/520 Esas - 2015/37 Karar sayılı kararının onanması gerekirken Dairemizce maddi hataya dayalı olarak bozulduğu anlaşılmakla, mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : 1- Dairemizin 08/10/2015 tarih ve 2015/11331 E. - 2015/23519 K. sayılı BOZMA kararının kaldırılmasına,
2- İhale alıcısının temyiz itirazlarının reddi ile ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 27/01/2015 tarihli 2014/520 Esas - 2015/37 Karar sayılı mahkeme kararının İİK'nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi         2016/32867 E.  ,  2017/57 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki dava sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, yukarıda tarih ve numarası yazılı direnme kararına ilişkin dava dosyası, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK'na eklenen geçici 4/1.maddesi uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi vekili, ihale alıcısı alacaklı tarafından icra müdürülüğünce verilen on günlük süre içerisinde bakiye satış bedelinin nakit olarak icra dosyasına yatırmaması sebebiyle İİK'nun 133/1. maddesi gereğince icra müdürlüğünce ihalenin kendiliğinden ortadan kaldırılması gerektiğinin hüküm altına alınması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin kabulüne dair kararın Dairemizce kesin teminat mektubunun da kabul edileceği gerekçesi ile bozulduğu, mahkemece söz konusu Dairemiz bozma kararına karşı direnildiği görülmektedir.
İİK.'nun 130. maddesi uyarınca, satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. İİK'nun 134/5. maddesinde; "taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar." hükmünü yer almaktadır. Bu nedenle ihale bedeli yerine çek, bono, teminat mektubu vb. belgeler verilmek suretiyle yapılmak istenilen ödemeler satış bedeli yerine kaim edilemez.
İhale alıcısının ihale bedelini nakden ödemesi yerine teminat mektubu vermesi ödeme sayılmadığından, mahkemece şikayetin kabulüne dair 27/01/2015 tarihli 2014/520 Esas - 2015/37 Karar sayılı kararının onanması gerekirken Dairemizce maddi hataya dayalı olarak bozulduğu anlaşılmakla, mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : 1- Dairemizin 08/10/2015 tarih ve 2015/11331 E. - 2015/23519 K. sayılı BOZMA kararının kaldırılmasına,
2- İhale alıcısının temyiz itirazlarının reddi ile ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 27/01/2015 tarihli 2014/520 Esas - 2015/37 Karar sayılı mahkeme kararının İİK'nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tamamlayıcı ihale haricinde 2 ihale bedeli farktan sorumluluk doğmaz

12. Hukuk Dairesi         2018/8493 E.  ,  2018/4125 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayet, iki ihale bedeli arasındaki farkın tahsiline ilişkin 19.02.2016 tarihli muhtıranın iptaline ilişkindir.
Tarafların hissedar olduğu taşınmazın, 16/04/2010 tarihli ihalede 3.400.000 TL bedelle şikayetçi ... Konut Yapı Kooperatifi’ne satıldığı, bedelin on günlük süre içinde ödenmemesi üzerine, ikinci en yüksek pey süren dava dışı...’e taşınmazı alması için muhtıra çıkarıldığı, bu alıcı adayının da teklifi kabul etmemesi nedeniyle ihalenin feshine karar verildiği, diğer hissedarların masrafları yatıracaklarını bildirmeleri üzerine iki ayrı satış günü verilerek taşınmazın yeniden ihaleye çıkarıldığı, birinci artırmada 2.660.000 TL'ye şikayet eden kooperatife ihale olunduğu, satış memurluğunca iki ihale bedeli arasındaki farktan ihale alıcısı kooperatifin sorumlu olduğuna karar verildiği ve ... hissesine düşen 106.256 TL’nin yatırılması için 19.02.2016 tarihli şikayete konu muhtıranın çıkartıldığı, mahkemece ihalenin İİK’nun 133/2. maddesi uyarınca yapıldığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 133/1. maddesinde; “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içinde parayı vermezse, ihale kararı icra memuru tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129. maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde, bir muhtıra tebliğ edilerek arzettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur. Razı olmaz veya cevapsız bırakılırsa veya bulunmazsa taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada, teklifin, 129. maddedeki hükümlere uyması şartıyla taşınmaz ençok artırana ihale olunur” hükmüne yer verilmiş olup, aynı maddenin 2. fıkrası ile de, “İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesuldürler. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairece tahsil olunur. Bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden tahsil olunur” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Somut olayda, 16.04.2010 tarihinde yapılan ihalede, taşınmazın şikayetçiye ihale edildiği, ancak ihale bedeli kendisine verilen süre içerisinde şikayetçi tarafından yatırılmadığından, icra müdürlüğünce verilen 23.06.2010 tarihli karar ile; ikinci en yüksek pey süren kişinin teklifi cevapsız bırakması ve dosyada masraf da bulunmaması sebebiyle, İİK’nın 133. maddesi uyarınca satış işleminin gerçekleştirilemediğinin belirlendiği, akabinde hissedarlar ... ve ...vekilinin masraf yatırarak satış talebinde bulunmaları üzerine icra müdürlüğünce alınan satış kararı doğrultusunda, taşınmazın 01.11.2010 günü birinci satışının, 10.11.2010 de günü ikinci satışının yapılmasına karar verilerek, iki ayrı satış günü belirlenmek suretiyle İİK’nun 134. maddesine göre ihalenin yapıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, taşınmaz, İİK'nun 133/1. maddesi gereğince, ihale kararı geri alınıp tek bir satış günü belirlenmek suretiyle tamamlayıcı ihale ile satılmayıp, yeni bir satış kararına dayalı olarak birinci ve ikinci satış günü belirlenmek suretiyle ayrı bir ihale ile satıldığından, ilk ihale alıcısı olan şikayetçinin, iki ihale bedeli arasındaki farktan sorumluluğu bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. Hukuk Dairesi 2016/25204 E. , 2017/15862 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçinin icra mahkemesine başvurusunda; taşınmazı 16/04/2010 tarihli ihalede 3.400.000 TL bedelle satın aldığını, bedelin 10 günlük süre içinde ödenmemesi üzerine ikinci en yüksek pey süren dava dışı ...e taşınmazı alması için muhtıra çıkarıldığını, bu alıcı adayının da teklifi kabul etmemesi sonucu ihalenin feshine, satışın düşürülmesine karar verildiğini, diğer hissedarların masrafları yatıracaklarını bildirmeleri üzerine iki ayrı satış günü verilerek taşınmazın yeniden ihaleye çıkarıldığını, 1. artırmada 2.660.000 TL'ye kendisine ihale olunduğunu, icra müdürlüğünce iki ihale bedeli arasındaki farktan ihale alıcısı kooperatifin sorumlu olduğuna karar verildiğini ve ... hissesine düşen 52.512,97 TL’nin yatırılması için muhtıra çıkartıldığını, kendisinin, iki ihale bedeli arasındaki farktan dolayı sorumluluğunun bulunmadığını, ihalenin yeni bir satış kararı ile yapıldığını, İİK'nun 133. maddesine göre işlem yapılmadığını ileri sürerek muhtıranın iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 133/1. maddesinde; “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içinde parayı vermezse, ihale kararı icra memuru tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129. maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde, bir muhtıra tebliğ edilerek arzettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur. Razı olmaz veya cevapsız bırakılırsa veya bulunmazsa taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada, teklifin, 129. maddedeki hükümlere uyması şartıyla taşınmaz ençok artırana ihale olunur”, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; “İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesuldürler. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairece tahsil olunur. Bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden tahsil olunur” hükümleri yer almaktadır.


Somut olayda, 16.04.2010 tarihinde yapılan ihalede taşınmazın şikayetçiye ihale edildiği, ancak, ihale bedelini, kendisine verilen süre zarfında yatırmadığı, ihale bedeli yatırılmayan bu taşınmaza ilişkin yeniden düzenlenen satış ilanı ile taşınmazın 01.11.2010 günü 1. satışının, 10.11.2010 günü 2. satışının yapılmasına karar verildiği, taşınmazların iki ayrı satış günü belirlenmek suretiyle ihalesinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Taşınmazlar, şikayetçi ihale alıcısı tarafından ihale bedelinin yatırılmaması üzerine, İİK'nun 133/1. maddesi uyarınca ihale kararı geri alınıp tek bir satış günü belirlenmek suretiyle tamamlayıcı ihale ile satılmamış olduğundan, başka bir anlatımla, yeni bir satış kararına dayalı olarak 1. ve 2. satış günü belirlenerek ayrı bir ihale ile satıldığından ve re'sen taşınmazın hemen satışa çıkarılması gerekirken, Av. ...'ın 26.07.2010 tarihli talebi ile satışa çıkarılarak satışın gerçekleştirildiği, bu suretle İİK'nun 133. maddesinde yazılı usule uyulmadan ikinci kez yeniden ihaleye çıkarıldığı anlaşıldığından, ilk ihale alıcısı olan şikayetçinin, iki ihale bedeli arasındaki farktan sorumluluğu bulunmamaktadır.
O halde mahkemece açıklanan nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.12.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı :
İİK'nun 133/1. maddesinde ihalenin kaldırılması sonrası ikinci en yüksek pey süren ihaleyi almaya razı olmaz ise taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. "Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada teklifin 129 uncu maddedeki hükümlere uyması satış ile taşınmaz en çok artırana ihale olunur" hükmünü öngörmektedir.
17/07/2003 tarihinde 4949 sayılı Kanun ile İİK'nun 129. maddesinde yapılan değişiklikle uyum sağlanması için, 133. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan " ilk fıkrasına" ibaresi "aradığı şartlara" ve beşinci cümlesinde yer alan "maddenin ikinci fıkrasına" ibaresi "maddedeki" şeklinde değiştirilmiştir.
05/01/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun İİK'nun 129. maddedeki gerek birinci gerekse ikinci artırmada ihalenin yapılabilmesi için %50 koşulu getirmiş olduğundan tamamlayıcı ihalenin birinci artırmada veya ikinci artırmada yapılmasının bir önemi kalmamıştır. Dolayısı ile tek satış günü verme ile iki ayrı satış günü vermenin sonuca etkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki İİK'nun 133/1. maddesi teklifin 129. maddedeki hükümlere

uyması satış ile taşınmazın en çok artırana ihale olunur denmektedir. Anılan madde 129. maddesinin tamamına gönderme yapmış olup tamamlayıcı ihalenin bu madde hükümlerine göre yapılması gerekir.
Somut olayda her ne kadar iki ayrı satış günü verilmiş ise de tamamlayıcı ihale için gerekli olan hemen satışa çıkarma ve satıştan en az 7 gün önce satışın ilanı yapılmış ise İİK'nun 129. maddesindeki şartlara uygun ihale yapılmıştır. Bu durumda ihale alıcının iki ihale bedeli arası farktan sorumluluğu için gerekli şartlar meydana gelmiştir. İİK'nun 129. maddesi uyarınca birinci ve ikinci satışta malın ihalesi için teklif edilen bedel aynı olduğundan tamamlayıcı ihale için tek satış veya iki satış günü verilmesinin sonuca etkisi olmayıp bu husus taşınmazın yeniden ihaleye çıkarıldığı anlamına gelmez. Şikayetin reddi yönündeki mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan Dairenin sayın çoğunluğunun görüşüne katılamıyorum. 19/12/2017
12. Hukuk Dairesi         2018/8493 E.  ,  2018/4125 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayet, iki ihale bedeli arasındaki farkın tahsiline ilişkin 19.02.2016 tarihli muhtıranın iptaline ilişkindir.
Tarafların hissedar olduğu taşınmazın, 16/04/2010 tarihli ihalede 3.400.000 TL bedelle şikayetçi ... Konut Yapı Kooperatifi’ne satıldığı, bedelin on günlük süre içinde ödenmemesi üzerine, ikinci en yüksek pey süren dava dışı...’e taşınmazı alması için muhtıra çıkarıldığı, bu alıcı adayının da teklifi kabul etmemesi nedeniyle ihalenin feshine karar verildiği, diğer hissedarların masrafları yatıracaklarını bildirmeleri üzerine iki ayrı satış günü verilerek taşınmazın yeniden ihaleye çıkarıldığı, birinci artırmada 2.660.000 TL'ye şikayet eden kooperatife ihale olunduğu, satış memurluğunca iki ihale bedeli arasındaki farktan ihale alıcısı kooperatifin sorumlu olduğuna karar verildiği ve ... hissesine düşen 106.256 TL’nin yatırılması için 19.02.2016 tarihli şikayete konu muhtıranın çıkartıldığı, mahkemece ihalenin İİK’nun 133/2. maddesi uyarınca yapıldığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 133/1. maddesinde; “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içinde parayı vermezse, ihale kararı icra memuru tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129. maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde, bir muhtıra tebliğ edilerek arzettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur. Razı olmaz veya cevapsız bırakılırsa veya bulunmazsa taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada, teklifin, 129. maddedeki hükümlere uyması şartıyla taşınmaz ençok artırana ihale olunur” hükmüne yer verilmiş olup, aynı maddenin 2. fıkrası ile de, “İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesuldürler. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairece tahsil olunur. Bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden tahsil olunur” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Somut olayda, 16.04.2010 tarihinde yapılan ihalede, taşınmazın şikayetçiye ihale edildiği, ancak ihale bedeli kendisine verilen süre içerisinde şikayetçi tarafından yatırılmadığından, icra müdürlüğünce verilen 23.06.2010 tarihli karar ile; ikinci en yüksek pey süren kişinin teklifi cevapsız bırakması ve dosyada masraf da bulunmaması sebebiyle, İİK’nın 133. maddesi uyarınca satış işleminin gerçekleştirilemediğinin belirlendiği, akabinde hissedarlar ... ve ...vekilinin masraf yatırarak satış talebinde bulunmaları üzerine icra müdürlüğünce alınan satış kararı doğrultusunda, taşınmazın 01.11.2010 günü birinci satışının, 10.11.2010 de günü ikinci satışının yapılmasına karar verilerek, iki ayrı satış günü belirlenmek suretiyle İİK’nun 134. maddesine göre ihalenin yapıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, taşınmaz, İİK'nun 133/1. maddesi gereğince, ihale kararı geri alınıp tek bir satış günü belirlenmek suretiyle tamamlayıcı ihale ile satılmayıp, yeni bir satış kararına dayalı olarak birinci ve ikinci satış günü belirlenmek suretiyle ayrı bir ihale ile satıldığından, ilk ihale alıcısı olan şikayetçinin, iki ihale bedeli arasındaki farktan sorumluluğu bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. Hukuk Dairesi 2016/25204 E. , 2017/15862 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçinin icra mahkemesine başvurusunda; taşınmazı 16/04/2010 tarihli ihalede 3.400.000 TL bedelle satın aldığını, bedelin 10 günlük süre içinde ödenmemesi üzerine ikinci en yüksek pey süren dava dışı ...e taşınmazı alması için muhtıra çıkarıldığını, bu alıcı adayının da teklifi kabul etmemesi sonucu ihalenin feshine, satışın düşürülmesine karar verildiğini, diğer hissedarların masrafları yatıracaklarını bildirmeleri üzerine iki ayrı satış günü verilerek taşınmazın yeniden ihaleye çıkarıldığını, 1. artırmada 2.660.000 TL'ye kendisine ihale olunduğunu, icra müdürlüğünce iki ihale bedeli arasındaki farktan ihale alıcısı kooperatifin sorumlu olduğuna karar verildiğini ve ... hissesine düşen 52.512,97 TL’nin yatırılması için muhtıra çıkartıldığını, kendisinin, iki ihale bedeli arasındaki farktan dolayı sorumluluğunun bulunmadığını, ihalenin yeni bir satış kararı ile yapıldığını, İİK'nun 133. maddesine göre işlem yapılmadığını ileri sürerek muhtıranın iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 133/1. maddesinde; “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içinde parayı vermezse, ihale kararı icra memuru tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129. maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde, bir muhtıra tebliğ edilerek arzettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur. Razı olmaz veya cevapsız bırakılırsa veya bulunmazsa taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada, teklifin, 129. maddedeki hükümlere uyması şartıyla taşınmaz ençok artırana ihale olunur”, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; “İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesuldürler. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairece tahsil olunur. Bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden tahsil olunur” hükümleri yer almaktadır.


Somut olayda, 16.04.2010 tarihinde yapılan ihalede taşınmazın şikayetçiye ihale edildiği, ancak, ihale bedelini, kendisine verilen süre zarfında yatırmadığı, ihale bedeli yatırılmayan bu taşınmaza ilişkin yeniden düzenlenen satış ilanı ile taşınmazın 01.11.2010 günü 1. satışının, 10.11.2010 günü 2. satışının yapılmasına karar verildiği, taşınmazların iki ayrı satış günü belirlenmek suretiyle ihalesinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Taşınmazlar, şikayetçi ihale alıcısı tarafından ihale bedelinin yatırılmaması üzerine, İİK'nun 133/1. maddesi uyarınca ihale kararı geri alınıp tek bir satış günü belirlenmek suretiyle tamamlayıcı ihale ile satılmamış olduğundan, başka bir anlatımla, yeni bir satış kararına dayalı olarak 1. ve 2. satış günü belirlenerek ayrı bir ihale ile satıldığından ve re'sen taşınmazın hemen satışa çıkarılması gerekirken, Av. ...'ın 26.07.2010 tarihli talebi ile satışa çıkarılarak satışın gerçekleştirildiği, bu suretle İİK'nun 133. maddesinde yazılı usule uyulmadan ikinci kez yeniden ihaleye çıkarıldığı anlaşıldığından, ilk ihale alıcısı olan şikayetçinin, iki ihale bedeli arasındaki farktan sorumluluğu bulunmamaktadır.
O halde mahkemece açıklanan nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.12.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı :
İİK'nun 133/1. maddesinde ihalenin kaldırılması sonrası ikinci en yüksek pey süren ihaleyi almaya razı olmaz ise taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. "Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada teklifin 129 uncu maddedeki hükümlere uyması satış ile taşınmaz en çok artırana ihale olunur" hükmünü öngörmektedir.
17/07/2003 tarihinde 4949 sayılı Kanun ile İİK'nun 129. maddesinde yapılan değişiklikle uyum sağlanması için, 133. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan " ilk fıkrasına" ibaresi "aradığı şartlara" ve beşinci cümlesinde yer alan "maddenin ikinci fıkrasına" ibaresi "maddedeki" şeklinde değiştirilmiştir.
05/01/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun İİK'nun 129. maddedeki gerek birinci gerekse ikinci artırmada ihalenin yapılabilmesi için %50 koşulu getirmiş olduğundan tamamlayıcı ihalenin birinci artırmada veya ikinci artırmada yapılmasının bir önemi kalmamıştır. Dolayısı ile tek satış günü verme ile iki ayrı satış günü vermenin sonuca etkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki İİK'nun 133/1. maddesi teklifin 129. maddedeki hükümlere

uyması satış ile taşınmazın en çok artırana ihale olunur denmektedir. Anılan madde 129. maddesinin tamamına gönderme yapmış olup tamamlayıcı ihalenin bu madde hükümlerine göre yapılması gerekir.
Somut olayda her ne kadar iki ayrı satış günü verilmiş ise de tamamlayıcı ihale için gerekli olan hemen satışa çıkarma ve satıştan en az 7 gün önce satışın ilanı yapılmış ise İİK'nun 129. maddesindeki şartlara uygun ihale yapılmıştır. Bu durumda ihale alıcının iki ihale bedeli arası farktan sorumluluğu için gerekli şartlar meydana gelmiştir. İİK'nun 129. maddesi uyarınca birinci ve ikinci satışta malın ihalesi için teklif edilen bedel aynı olduğundan tamamlayıcı ihale için tek satış veya iki satış günü verilmesinin sonuca etkisi olmayıp bu husus taşınmazın yeniden ihaleye çıkarıldığı anlamına gelmez. Şikayetin reddi yönündeki mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan Dairenin sayın çoğunluğunun görüşüne katılamıyorum. 19/12/2017

Yıkılan binaya 35.maddeye tebligat gönderilmesi-Kapıya asma şartı

Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak davalı ...’e daha önce tebligatın yapıldığı adrese T.K.’nun 35. maddesine göre tebliğe çıkarılmış, ancak karayolları tarafından yol yapımı nedeniyle adres yıkılmış olduğundan adrese 7201 sayılı T.K.’nun 35. maddesi uygulanamayarak evrak merciine iade edilmiştir. Bu meşruhat karşısında, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesinde düzenlenen ve şeklen uyulması zorunlu kurallardan olan “evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması” şartının yerine getirilmesi olanaklı değildir.
19. Hukuk Dairesi         2019/1146 E.  ,  2019/5511 K.
"İçtihat Metni"
Asıl davacı ... ve birleşen davacılar 1-... 2-... vekilleri Av. ... ile asıl ve birleşen davalılar 1-... 2-... vekili Av. ... aralarındaki asıl ve birleşen menfi tespit davaları hakkında İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden verilen 2008/330 esas, 2016/457 karar sayılı ve 10.05.2016 tarihli hüküm asıl ve birleşen davacılar vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, duruşma isteminin asıl ve birleşen her bir dava yönünden ayrı ayrı değerlendirilerek miktar yönünden reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- KARAR -
Davalı ...’e, eşinin merniste kayıtlı adresine doğrudan Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre yapılan tebligat usulsüzdür. Davalı ...’e gerekçeli karar ve asıl ve birleşen davalar davacısı vekilinin temyiz dilekçesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine uygun olarak tebliğ edilmemiştir. Zira 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 2. fıkrasında; "Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır" düzenlemesi yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre, tebligat yapılabilmesi, muhatabın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunmaması şartına bağlanmıştır. Adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin tespit edilmesi halinde 6099 sayılı Kanun ile değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi gereğince tebligat yapılacaktır. Tebligat Kanunu'nda 6099 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası, gerçek kişiler yönünden 35. maddeye göre tebligat yapılabilmesi için, borçlunun adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve ayrıca daha önce kendisine veya adresine Kanun’un gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması zorunludur. Somut olayda davalı ...’ün adres kayıt sisteminde adresinin bulunmadığı bildirildiğinden, mahkemece, gerekçeli karar ve asıl ve birleşen davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak davalı ...’e daha önce tebligatın yapıldığı adrese T.K.’nun 35. maddesine göre tebliğe çıkarılmış, ancak karayolları tarafından yol yapımı nedeniyle adres yıkılmış olduğundan adrese 7201 sayılı T.K.’nun 35. maddesi uygulanamayarak evrak merciine iade edilmiştir. Bu meşruhat karşısında, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesinde düzenlenen ve şeklen uyulması zorunlu kurallardan olan “evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması” şartının yerine getirilmesi olanaklı değildir. Bu durumda, mahkemece, yıkılan yerin yeniden yapılıp aynı numarayı alıp almadığının belediyeden sorulması, yıkılan yer aynı numarayı almışsa buraya T.K.’nun 35. maddesine göre tebligat yapılması, eğer yıkılan yer yeniden yapılıp aynı numarayı almamışsa, davalının adresinin öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırılarak tespit edilmesi, yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılacağından davalı ...’e gerekçeli karar ve asıl ve birleşen davalar davacısı vekilinin temyiz dilekçesinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca ilanen tebliğ edilerek yasal sürenin geçmesine müteakip dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesi için yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 11/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 15-02-2020, Saat: 21:12
  • DuraN
Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak davalı ...’e daha önce tebligatın yapıldığı adrese T.K.’nun 35. maddesine göre tebliğe çıkarılmış, ancak karayolları tarafından yol yapımı nedeniyle adres yıkılmış olduğundan adrese 7201 sayılı T.K.’nun 35. maddesi uygulanamayarak evrak merciine iade edilmiştir. Bu meşruhat karşısında, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesinde düzenlenen ve şeklen uyulması zorunlu kurallardan olan “evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması” şartının yerine getirilmesi olanaklı değildir.
19. Hukuk Dairesi         2019/1146 E.  ,  2019/5511 K.
"İçtihat Metni"
Asıl davacı ... ve birleşen davacılar 1-... 2-... vekilleri Av. ... ile asıl ve birleşen davalılar 1-... 2-... vekili Av. ... aralarındaki asıl ve birleşen menfi tespit davaları hakkında İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden verilen 2008/330 esas, 2016/457 karar sayılı ve 10.05.2016 tarihli hüküm asıl ve birleşen davacılar vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, duruşma isteminin asıl ve birleşen her bir dava yönünden ayrı ayrı değerlendirilerek miktar yönünden reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- KARAR -
Davalı ...’e, eşinin merniste kayıtlı adresine doğrudan Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre yapılan tebligat usulsüzdür. Davalı ...’e gerekçeli karar ve asıl ve birleşen davalar davacısı vekilinin temyiz dilekçesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine uygun olarak tebliğ edilmemiştir. Zira 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 2. fıkrasında; "Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır" düzenlemesi yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre, tebligat yapılabilmesi, muhatabın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunmaması şartına bağlanmıştır. Adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin tespit edilmesi halinde 6099 sayılı Kanun ile değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi gereğince tebligat yapılacaktır. Tebligat Kanunu'nda 6099 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası, gerçek kişiler yönünden 35. maddeye göre tebligat yapılabilmesi için, borçlunun adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve ayrıca daha önce kendisine veya adresine Kanun’un gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması zorunludur. Somut olayda davalı ...’ün adres kayıt sisteminde adresinin bulunmadığı bildirildiğinden, mahkemece, gerekçeli karar ve asıl ve birleşen davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak davalı ...’e daha önce tebligatın yapıldığı adrese T.K.’nun 35. maddesine göre tebliğe çıkarılmış, ancak karayolları tarafından yol yapımı nedeniyle adres yıkılmış olduğundan adrese 7201 sayılı T.K.’nun 35. maddesi uygulanamayarak evrak merciine iade edilmiştir. Bu meşruhat karşısında, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesinde düzenlenen ve şeklen uyulması zorunlu kurallardan olan “evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılması” şartının yerine getirilmesi olanaklı değildir. Bu durumda, mahkemece, yıkılan yerin yeniden yapılıp aynı numarayı alıp almadığının belediyeden sorulması, yıkılan yer aynı numarayı almışsa buraya T.K.’nun 35. maddesine göre tebligat yapılması, eğer yıkılan yer yeniden yapılıp aynı numarayı almamışsa, davalının adresinin öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırılarak tespit edilmesi, yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılacağından davalı ...’e gerekçeli karar ve asıl ve birleşen davalar davacısı vekilinin temyiz dilekçesinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca ilanen tebliğ edilerek yasal sürenin geçmesine müteakip dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesi için yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 11/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yıllara Göre Yargı Harçları

Yıllara Göre Yargı Harçlarını görmek için eklentiye tıklayınız.
Yıllara Göre Yargı Harçlarını görmek için eklentiye tıklayınız.

Ödeme Şartının İhlali

Haciz talebinde bulunulması üzerine taahhüt sözleşmesinin alacaklı vekili tarafından tek taraflı olarak bozulması sebebiyle, sanığın ödeme şartını ihlâl suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği-

Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık Osman....'ün, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair F.. İcra Ceza Mahkemesinin 22/03/2018 tarihli ve 2017/1475 esas, 2018/385 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin F.. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/05/2018 tarihli ve 2018/122 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 22/07/2019 gün ve 94660652-105-48-3895-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/08/2019 gün ve KYB.2019-80878 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, borçlu sanık hakkında F.. 1. İcra Müdürlüğünün 2014/7096 esas sayılı icra takip dosyasında yürütülmekte olan icra takibi sırasında, 07/11/2016 tarihinde borcunu belirtmiş olduğu tarihlerde 10 taksitle ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, usul ve yasaya uygun olarak düzenlenen taahhütname sonrasında alacaklı vekilinin 18/05/2017 tarihinde F.. 1. İcra Müdürlüğünden haciz talebinde bulunduğu, borçlu sanık tarafından 20/07/2017, 20/08/2017 ve 20/09/2017 tarihli taksitlerin ödenmemesi üzerine ise alacaklı vekili tarafından İcra Mahkemesine 30/09/2017 tarihli dilekçe ile sanığın şikâyet edildiği, 18/05/2017 tarihinde F.. 1. İcra Müdürlüğünden haciz talebinde bulunulması üzerine taahhüt sözleşmesinin alacaklı vekili tarafından tek taraflı olarak bozulması sebebiyle, sanığın unsurları itibarıyla oluşmayan ödeme şartını ihlâl suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın bu yönden kabulü yerine reddine karar verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, F.. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/05/2018 tarihli ve 2018/122 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine; 12/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 12.11.2019 T. E: 12463, K: 16366
  • Cevap Yok
  • 15-02-2020, Saat: 11:32
  • DuraN
Haciz talebinde bulunulması üzerine taahhüt sözleşmesinin alacaklı vekili tarafından tek taraflı olarak bozulması sebebiyle, sanığın ödeme şartını ihlâl suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği-

Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık Osman....'ün, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair F.. İcra Ceza Mahkemesinin 22/03/2018 tarihli ve 2017/1475 esas, 2018/385 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin F.. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/05/2018 tarihli ve 2018/122 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 22/07/2019 gün ve 94660652-105-48-3895-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/08/2019 gün ve KYB.2019-80878 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, borçlu sanık hakkında F.. 1. İcra Müdürlüğünün 2014/7096 esas sayılı icra takip dosyasında yürütülmekte olan icra takibi sırasında, 07/11/2016 tarihinde borcunu belirtmiş olduğu tarihlerde 10 taksitle ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, usul ve yasaya uygun olarak düzenlenen taahhütname sonrasında alacaklı vekilinin 18/05/2017 tarihinde F.. 1. İcra Müdürlüğünden haciz talebinde bulunduğu, borçlu sanık tarafından 20/07/2017, 20/08/2017 ve 20/09/2017 tarihli taksitlerin ödenmemesi üzerine ise alacaklı vekili tarafından İcra Mahkemesine 30/09/2017 tarihli dilekçe ile sanığın şikâyet edildiği, 18/05/2017 tarihinde F.. 1. İcra Müdürlüğünden haciz talebinde bulunulması üzerine taahhüt sözleşmesinin alacaklı vekili tarafından tek taraflı olarak bozulması sebebiyle, sanığın unsurları itibarıyla oluşmayan ödeme şartını ihlâl suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın bu yönden kabulü yerine reddine karar verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, F.. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/05/2018 tarihli ve 2018/122 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine; 12/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 12.11.2019 T. E: 12463, K: 16366

Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engeli

Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engeli
2942 sayılı yasaya eklenen geçici 14. maddeye göre Kamulaştırmasız el atmaya dayalı el atma sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamayacaktır. Yasal düzeneme 12 Haziran 2019 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürülüğe girmiştir. Yapılan yasal düzenleme 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun yürürlük tarihi olan 4.11.1983 tarihinden 12.6.2019 tarihine kadar hukuki ve fiili elatmaya dayalı bedel davaları kesinleşmedikçe icraya konamayacaktır. 12.6.2019 öncesi işleme konulan takip dosyalarında ise Kesinleşme şerhli mahkeme ilamı ibraz edilinceye kadar takip durdurulacaktır.
Bu yasal düzenleme Anayasanın 35. maddesi ve Anayasanın 90 maddesi nedeniyle iç hukukumuzun bir parçası olan AİHS Ek 1. protokolün 1. maddelsinde düzenlenen ‘[b]mülkiyet hakkı[/b]‘nın açık bir ihlalidir. Bu düzenleme ile idarenin mahkeme kararına göre ödemesi gereken bedel geciktirilecek, devlet ekstra faiz ödeyecek hak sahibi alacağını geç alacaktır. Malike ödeme yapılması halinde kararın bozulması riskine karşı teminat mektubu vs gibi düzenlemeler ile bu risk önlenebilirdi. Ayrıca belirsizliklerden biri de aşağıda künyelerine yer verdiğimiz Yargıtay içtihatlarında yazılı olduğu gibi ‘kesinleşmeden icraya konamayacak ilamlarda faiz başlangıcı kesinleşme tarihinden itibaren başladığı  gözönüne alındığında’ analoji ile 2942 sayılı yasanın geçici 14. maddesine kapsamındaki ilamlarda yazılı kamulaştırma bedeline de kesinleşmeden itibaren faiz işletilmesi ihtimalidir. Kesinleşmeden icraya konulamayacak ilâmlarda faiz de, ilâmın kesinleşme tarihinden itibaren istenebilir.( (İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.1995 tarih 1994/2
E. – 1995/2 K. Çünkü; icra hukuku uygulamasında genel kural, kesinleşmeden icraya konulamayacak ilâmlarda, ilâm konusu alacağa işleyecek faizin de, ilâmın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlamasıdır. 2942 sayılı Yasanın Geçici 14. madesine ‘kesinleşmenin faiz başlangıcına etkisinin olmadığı’ yönünde hüküm konmaması (bilinçli bir tercih değilse) hatalı olmuştur.
Türk hukukunda kesinleşmeden icraya konamayacak mahkeme kararları kategorisi ağırlıklı olarak 6100 sayılı HMK’da yazıldır. Ayrıca İYUK,MÖHUK,5275 saylı yasa,İİK vs’de  düzenlenmiştir.
HMK 350. maddesine göre ‘ 1) İstinaf yoluna başvurma, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. (2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. ‘ Hemen belirtelim ki, kesinleşmedikçe icraya konamayacak ilamları icraya koyarken icra memuru bu hususu resen denetleyemez fakat İcra Hukuk Mahkemesinde buna yönelik borçlu  şikayeti  kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete konu edebilir ve takibi iptal ettirir.
Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engeli
Türk hukukunda kural olarak, ilâmın icraya konulabilmesi için yasa yollarının tüketilmesine yani kesinleşmesine gerek yoktur. Mevuzatımızda ve Yarg. İBGK içtihatlarında icraya konması için kesinleşmesi gereken ilamlar şunlardır.
  • Taşınmaza ve bunun üzerindeki ayni haklara ilişkin hükümler. ( HMK 350/2, 367/2) Yargıtaya göre ilamda öngörülen tazminat ve eklentileri taşınmazın aynının çekişmeli olması olduğu halde kesinleşme aranır. ‘[b]Kamulaştırmasız elatma davalarında verilen tazminat ilamının takibe konması için kesinleşmesine gerek yoktur. Zira kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat davalarında taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline yönündeki hüküm, yasadan kaynaklanan ve tazminat verilmesine ilişkin kararın sonucu olup taşınmaz aynının çekişmeli olduğunu göstermez. ‘[/b]( Yarg. 8. HD 23.9.2013 t. 2013/12605 E. 12859 K. ve Yarg. 8. HD 3o.01.2015 t. 2014/3879 E.  2015/1868 K.)

  • Kişiler hukukuna  dair ilamlar kesinleşmeden icraya konulamazlar. ( Hmk 350/2, 367/2) Örneğin marka haklarına tecavüz, haksız rekabetin önlenmesine dair ilam. ‘Kesinleşmesi gereken ilamlarda yazılı vekalet ücreti ve diğer yargılama giderleri gibi ilamın feri nitelikteki bölümlerin de takibe konulabilmesi için asla bağlı olarak kesinleşmesi gerekir.’ Yarg. 12. HD 1.2.2007 , 2006/24548 E. 2007/1635 K.

  • Aile hukukuna dair ilamlar da kesinleşmedikçe icraya konamaz. ( HMK 350/2, 367/2) Örneğin boşanma,soybağı veya babalık davası kararlarında yazılı hüküm, maddi manevi tazminatlar ve vekalet ücreti yargılama gideri gibi ferileri kesinleşmeden icraya konamaz. Nafaka kararı istisna edilerek kesinleşmeden icraya konulabilir çünkü yasada açıkça yazılmıştır. (HMK 350/1,c 3, 367/1,c 3)

  • 2004 sayılı İİK m. 31a/1’e göre bütün gemilere ve bunlarla ilgili ayni haklara ilişkin kararlar da kesinleşmeden icra edilemez.

  • Kira bedelinin tespitine dair ilamlar da kesinleşmeden icraya konulamazlar. ( Yargıtay İBGK, 12.11.1979 , 1979/1 E. 1979/3 ) Bu bakımdan da faiz de ilamın kesinleşme tarihinden itibaren istenebilir.  (İBHKG 24.11.1995, 1994/2 E. 1995/2 K. Yarg. 12. HD 25.3.2010, 2009/25151 E. 2010/7082 K. )

  • Yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi kararları kesinleşmeden icraya konulamaz. (MÖHUK 57/2)

  • İstihkak davasının kabulü kararları mülkiyetin tespiti ile ilgili olduğundan kesinleşmeden icraya konulamaz. Red kararları icraya konabilir. (  Yargıtay İBGK, 12.11.1979 , 1979/1 E. 1979/3)

  • Sayıştay K. 53/1 e göre Sayıştay ilamları kesinleşmeden sonraki 90 gün içinde yerine getirilir bu sürede icraya konamaz.

  • Menfi tespit davasında tazminata hak kazanan borçlu ilamın kesinleşmesini beklemelidir. ( İİK 72/5 c 2) İstirdat davasına dönüşen ilamlar da böyledir.

  • İhalenin feshi talebinin reddi kararı da kesinleşmeden icraya konamaz.

  • Mirasın borca batık olduğu, mirasın hükmen reddinin tespiti ilamı,

  • Tespite dair ilamlar,

  • Ceza mahkemesinin mahkumiyet hükmü kesinleşmeden infaz edilemez. Vekalet ücreti ve yargılama gideri gibi ferileri kesinleşmeden icraya konamaz. HAGB kararı mahkumiyet hükmü olmadığından bu kapsamda değildir.

  • 694 sayılı KHK ile koruma tedbirleri nedeniyle tazminata dair ilamlar kesinleşmeden ve idari başvuru süreci tamamlanmadan icraya konamaz. (CMK 142/10)   Burada yer vermediğimiz ilamlar hakkında detaylı bilgiyi avukat meslektaşlarımdan alabilirsiniz.

  • 7139 sayılı yasanın 26. Maddesiyle 2942 sayılı [b]Kamulaştırma[/b] Kanununun 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası değiştirilmiş ve kamulaştırma bedelinin tahsili ilamın kesinleşmesine bağlı tutulmuştur. ( Konuyla ilgili yazımı okumak için tıklayınız

  • [b]Uzun uzadıya kesinleşmeden icraya konamayacak ilamların listesini burada vermemizin amacı, kamulaştırmasız el atma dava türü ile bu listede yer alan ilam türleri arasında karşılaştırma yapabilmek içindir[/b]. Görüldüğü gibi, kamulaştırmasız el atmaya / mülkiyete dayalı bedel – tazminat davaları mantıken kesinleşmesi gereken ilam kategorilerden hiçbirine uymamaktadır. Çünkü , Yargıtay 16.05.1956 gün 1-6 sayılı İçtihadında belirtildiği üzere kamulaştırmasız el atma, devletin/idarenin işlediği haksız bir fiildir. Devletin kendi haksız eyleminin sonucu kendine karşı açılan tazminat davalarının icraya konmasını kesinleşme şartına bağlamasına yönelik yasal düzenleme vicdanları yaralayıcı , hukuk devleti ilkesinin aşındırılmasıdır. Hukuk devleti, öncelikle devletin kendisinin koyduğu yasalarla kendisini bağlı görmesidir.
Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. maddesine göre ‘ Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez’ hükmü yeni yasal düzenleme ile 4.11.1983 ve sonrasındaki elatmaya dayalı alacaklarda daha da ileri gidilerek icra takibine dahi konmasına engel getirilmiştir.
Yasal düzenleme şu şekildedir.
GEÇİCİ MADDE 14 – (EKLENMİŞ MADDE RGT: 12.06.2019 RG NO: 30799 KANUN NO: 7176/21)
Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur.
Yapılan yasal düzenleme ‘normlar hiyerarşisi’ ilkesi gereği Anayasanın mülkiyet hakkının ölçüsüzce malik aleyhine kısıtlanması anlamına gelir. Yine malike yapılacak kamulaştırma bedelinin ödenmesinin geciktirilmesidir. Malik parasını alıp başka yatırımlarla değerlendiribilecek ya da ihtiyacını giderecektir. Yine haksız fiilin faili özel hukuk kişisi iken böyle bir kesinleşme şartı aranmadığı halde idarenin taraf olduğu haksız fiil niteliğindeki davalarda ilamın icraya konmasının kesinleşmesini aramak 1982 Anayasasının “Kanun Önünde Eşitlik ” başlığını taşıyan 10’uncu  maddesine aykırıdır. 1982 Anayasasının 2’nci maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti… bir hukuk devletidir”.ilkesine de aykırıdır. Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılması halinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 14. maddesinin iptal edilmesi yönünde karar çıkacağını ummaktayız. Konuyla ilgili değerlendirmelere devam edeceğiz. 13.6.2019
Bu yazımızda Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engelinden bahsettik.
AV. TEVRAT DURAN,İstanbul
  • Cevap Yok
  • 14-02-2020, Saat: 14:25
  • DuraN
Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engeli
2942 sayılı yasaya eklenen geçici 14. maddeye göre Kamulaştırmasız el atmaya dayalı el atma sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamayacaktır. Yasal düzeneme 12 Haziran 2019 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürülüğe girmiştir. Yapılan yasal düzenleme 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun yürürlük tarihi olan 4.11.1983 tarihinden 12.6.2019 tarihine kadar hukuki ve fiili elatmaya dayalı bedel davaları kesinleşmedikçe icraya konamayacaktır. 12.6.2019 öncesi işleme konulan takip dosyalarında ise Kesinleşme şerhli mahkeme ilamı ibraz edilinceye kadar takip durdurulacaktır.
Bu yasal düzenleme Anayasanın 35. maddesi ve Anayasanın 90 maddesi nedeniyle iç hukukumuzun bir parçası olan AİHS Ek 1. protokolün 1. maddelsinde düzenlenen ‘[b]mülkiyet hakkı[/b]‘nın açık bir ihlalidir. Bu düzenleme ile idarenin mahkeme kararına göre ödemesi gereken bedel geciktirilecek, devlet ekstra faiz ödeyecek hak sahibi alacağını geç alacaktır. Malike ödeme yapılması halinde kararın bozulması riskine karşı teminat mektubu vs gibi düzenlemeler ile bu risk önlenebilirdi. Ayrıca belirsizliklerden biri de aşağıda künyelerine yer verdiğimiz Yargıtay içtihatlarında yazılı olduğu gibi ‘kesinleşmeden icraya konamayacak ilamlarda faiz başlangıcı kesinleşme tarihinden itibaren başladığı  gözönüne alındığında’ analoji ile 2942 sayılı yasanın geçici 14. maddesine kapsamındaki ilamlarda yazılı kamulaştırma bedeline de kesinleşmeden itibaren faiz işletilmesi ihtimalidir. Kesinleşmeden icraya konulamayacak ilâmlarda faiz de, ilâmın kesinleşme tarihinden itibaren istenebilir.( (İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.1995 tarih 1994/2
E. – 1995/2 K. Çünkü; icra hukuku uygulamasında genel kural, kesinleşmeden icraya konulamayacak ilâmlarda, ilâm konusu alacağa işleyecek faizin de, ilâmın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlamasıdır. 2942 sayılı Yasanın Geçici 14. madesine ‘kesinleşmenin faiz başlangıcına etkisinin olmadığı’ yönünde hüküm konmaması (bilinçli bir tercih değilse) hatalı olmuştur.
Türk hukukunda kesinleşmeden icraya konamayacak mahkeme kararları kategorisi ağırlıklı olarak 6100 sayılı HMK’da yazıldır. Ayrıca İYUK,MÖHUK,5275 saylı yasa,İİK vs’de  düzenlenmiştir.
HMK 350. maddesine göre ‘ 1) İstinaf yoluna başvurma, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. (2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. ‘ Hemen belirtelim ki, kesinleşmedikçe icraya konamayacak ilamları icraya koyarken icra memuru bu hususu resen denetleyemez fakat İcra Hukuk Mahkemesinde buna yönelik borçlu  şikayeti  kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete konu edebilir ve takibi iptal ettirir.
Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engeli
Türk hukukunda kural olarak, ilâmın icraya konulabilmesi için yasa yollarının tüketilmesine yani kesinleşmesine gerek yoktur. Mevuzatımızda ve Yarg. İBGK içtihatlarında icraya konması için kesinleşmesi gereken ilamlar şunlardır.
  • Taşınmaza ve bunun üzerindeki ayni haklara ilişkin hükümler. ( HMK 350/2, 367/2) Yargıtaya göre ilamda öngörülen tazminat ve eklentileri taşınmazın aynının çekişmeli olması olduğu halde kesinleşme aranır. ‘[b]Kamulaştırmasız elatma davalarında verilen tazminat ilamının takibe konması için kesinleşmesine gerek yoktur. Zira kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat davalarında taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline yönündeki hüküm, yasadan kaynaklanan ve tazminat verilmesine ilişkin kararın sonucu olup taşınmaz aynının çekişmeli olduğunu göstermez. ‘[/b]( Yarg. 8. HD 23.9.2013 t. 2013/12605 E. 12859 K. ve Yarg. 8. HD 3o.01.2015 t. 2014/3879 E.  2015/1868 K.)

  • Kişiler hukukuna  dair ilamlar kesinleşmeden icraya konulamazlar. ( Hmk 350/2, 367/2) Örneğin marka haklarına tecavüz, haksız rekabetin önlenmesine dair ilam. ‘Kesinleşmesi gereken ilamlarda yazılı vekalet ücreti ve diğer yargılama giderleri gibi ilamın feri nitelikteki bölümlerin de takibe konulabilmesi için asla bağlı olarak kesinleşmesi gerekir.’ Yarg. 12. HD 1.2.2007 , 2006/24548 E. 2007/1635 K.

  • Aile hukukuna dair ilamlar da kesinleşmedikçe icraya konamaz. ( HMK 350/2, 367/2) Örneğin boşanma,soybağı veya babalık davası kararlarında yazılı hüküm, maddi manevi tazminatlar ve vekalet ücreti yargılama gideri gibi ferileri kesinleşmeden icraya konamaz. Nafaka kararı istisna edilerek kesinleşmeden icraya konulabilir çünkü yasada açıkça yazılmıştır. (HMK 350/1,c 3, 367/1,c 3)

  • 2004 sayılı İİK m. 31a/1’e göre bütün gemilere ve bunlarla ilgili ayni haklara ilişkin kararlar da kesinleşmeden icra edilemez.

  • Kira bedelinin tespitine dair ilamlar da kesinleşmeden icraya konulamazlar. ( Yargıtay İBGK, 12.11.1979 , 1979/1 E. 1979/3 ) Bu bakımdan da faiz de ilamın kesinleşme tarihinden itibaren istenebilir.  (İBHKG 24.11.1995, 1994/2 E. 1995/2 K. Yarg. 12. HD 25.3.2010, 2009/25151 E. 2010/7082 K. )

  • Yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi kararları kesinleşmeden icraya konulamaz. (MÖHUK 57/2)

  • İstihkak davasının kabulü kararları mülkiyetin tespiti ile ilgili olduğundan kesinleşmeden icraya konulamaz. Red kararları icraya konabilir. (  Yargıtay İBGK, 12.11.1979 , 1979/1 E. 1979/3)

  • Sayıştay K. 53/1 e göre Sayıştay ilamları kesinleşmeden sonraki 90 gün içinde yerine getirilir bu sürede icraya konamaz.

  • Menfi tespit davasında tazminata hak kazanan borçlu ilamın kesinleşmesini beklemelidir. ( İİK 72/5 c 2) İstirdat davasına dönüşen ilamlar da böyledir.

  • İhalenin feshi talebinin reddi kararı da kesinleşmeden icraya konamaz.

  • Mirasın borca batık olduğu, mirasın hükmen reddinin tespiti ilamı,

  • Tespite dair ilamlar,

  • Ceza mahkemesinin mahkumiyet hükmü kesinleşmeden infaz edilemez. Vekalet ücreti ve yargılama gideri gibi ferileri kesinleşmeden icraya konamaz. HAGB kararı mahkumiyet hükmü olmadığından bu kapsamda değildir.

  • 694 sayılı KHK ile koruma tedbirleri nedeniyle tazminata dair ilamlar kesinleşmeden ve idari başvuru süreci tamamlanmadan icraya konamaz. (CMK 142/10)   Burada yer vermediğimiz ilamlar hakkında detaylı bilgiyi avukat meslektaşlarımdan alabilirsiniz.

  • 7139 sayılı yasanın 26. Maddesiyle 2942 sayılı [b]Kamulaştırma[/b] Kanununun 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası değiştirilmiş ve kamulaştırma bedelinin tahsili ilamın kesinleşmesine bağlı tutulmuştur. ( Konuyla ilgili yazımı okumak için tıklayınız

  • [b]Uzun uzadıya kesinleşmeden icraya konamayacak ilamların listesini burada vermemizin amacı, kamulaştırmasız el atma dava türü ile bu listede yer alan ilam türleri arasında karşılaştırma yapabilmek içindir[/b]. Görüldüğü gibi, kamulaştırmasız el atmaya / mülkiyete dayalı bedel – tazminat davaları mantıken kesinleşmesi gereken ilam kategorilerden hiçbirine uymamaktadır. Çünkü , Yargıtay 16.05.1956 gün 1-6 sayılı İçtihadında belirtildiği üzere kamulaştırmasız el atma, devletin/idarenin işlediği haksız bir fiildir. Devletin kendi haksız eyleminin sonucu kendine karşı açılan tazminat davalarının icraya konmasını kesinleşme şartına bağlamasına yönelik yasal düzenleme vicdanları yaralayıcı , hukuk devleti ilkesinin aşındırılmasıdır. Hukuk devleti, öncelikle devletin kendisinin koyduğu yasalarla kendisini bağlı görmesidir.
Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6. maddesine göre ‘ Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez’ hükmü yeni yasal düzenleme ile 4.11.1983 ve sonrasındaki elatmaya dayalı alacaklarda daha da ileri gidilerek icra takibine dahi konmasına engel getirilmiştir.
Yasal düzenleme şu şekildedir.
GEÇİCİ MADDE 14 – (EKLENMİŞ MADDE RGT: 12.06.2019 RG NO: 30799 KANUN NO: 7176/21)
Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 4/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur.
Yapılan yasal düzenleme ‘normlar hiyerarşisi’ ilkesi gereği Anayasanın mülkiyet hakkının ölçüsüzce malik aleyhine kısıtlanması anlamına gelir. Yine malike yapılacak kamulaştırma bedelinin ödenmesinin geciktirilmesidir. Malik parasını alıp başka yatırımlarla değerlendiribilecek ya da ihtiyacını giderecektir. Yine haksız fiilin faili özel hukuk kişisi iken böyle bir kesinleşme şartı aranmadığı halde idarenin taraf olduğu haksız fiil niteliğindeki davalarda ilamın icraya konmasının kesinleşmesini aramak 1982 Anayasasının “Kanun Önünde Eşitlik ” başlığını taşıyan 10’uncu  maddesine aykırıdır. 1982 Anayasasının 2’nci maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti… bir hukuk devletidir”.ilkesine de aykırıdır. Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılması halinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 14. maddesinin iptal edilmesi yönünde karar çıkacağını ummaktayız. Konuyla ilgili değerlendirmelere devam edeceğiz. 13.6.2019
Bu yazımızda Kamulaştırmasız fiili ve hukuki el atma alacağına icra takibi engelinden bahsettik.
AV. TEVRAT DURAN,İstanbul

İtirazın iptali ilamında hükmedilen feriler yönünden iki ayrı (mükerrer) takip yapılması-

Alacaklıca bozmadan önce itirazın iptali ilamında hükmedilen feriler yönünden iki ayrı takip başlatılmış olmakla, bozma ilamından sonra aynı alacak kalemlerinin itirazın iptaline konu ilamsız takip dosyasından tekrar istenmesinin mükerrer olduğu- Alacaklı tarafından bozma öncesi karara istinaden icra inkar tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama gideri ile harç yönünden ayrı ayrı takip yapıldığından bozma sonrası verilen karara istinaden düzenlenen şikayete konu icra emrinde talep edilen bu kalemler yönünden icra emrinin iptaline karar verilmesi gerektiği-


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Büşra Canan Tosun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı icra takip dosyası ile başlatılan genel haciz yolu ile takipte, borçlu, takibe itiraz etmesi üzerine alacaklı tarafından duran takibin devamı amacıyla açılan itirazın iptali davasının kısmen kabulü ile toplam 1.111.667,57-TL alacak üzerinden takibin devamına karar verildiğini, alacaklı tarafından bu ilamda yazılı asıl alacak yönünden söz konusu ilamsız icra takibi üzerinden takibe devam edildiğini, ilamda hükmedilen icra inkar tazminatı ve yargılama gideri ile vekalet ücreti yönünden ise iki ayrı takip başlatıldığını, itirazın iptali kararının temyiz edilmesi üzerine kararın bozulduğunu ve bozma sonrası verilen karar üzerine alacaklı tarafından kararda hüküm altına alacak kalemleri yönünden Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı takip dosyasından yeni bir icra emri düzenlendiğini ancak 19.04.2016 tarihli bu icra emrinde istenen alacak kalemlerinin bozma ilamı öncesinde alacaklıca başka dosyalardan da takip konusu yapılmış olması nedeniyle mükerrer olduğundan bahisle iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, alacaklı tarafından Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı dosyası ile borçlu hakkında genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun süresi içerisinde borca itiraz etmesi üzerine alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.08.2012 tarihli 2012/263 E.-2013/143 K. sayılı ilamı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile icra takibinin 1.095.727,00-TL asıl alacak, 15.940,57-TL işlemiş yasal faiz olmak üzere 1.111.667,57-TL alacak üzerinden devamına karar verilmesi üzerine, alacaklı tarafından karar dosyaya ibraz edilerek ilamda hükmedilen asıl alacak üzerinden takibin devamının istendiği, icra inkar tazminatı yönünden İstanbul 34. İcra Müdürlüğü’nün 2013/14604 E. sayılı dosyası, vekalet ücreti, yargılama gideri ve peşin harç yönünden ise İstanbul 34. İcra Müdürlüğü’nün 2013/14603 E. sayılı dosyasından ilamlı icra takipleri başlatıldığı, borçlu tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine itirazın iptali kararının bozulduğu ve bozma sonrası yeniden karar verildiği, bu karara istinaden alacaklı tarafından Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı icra dosyasına yapılan taleplerle yeni bir icra emri düzenlenerek asıl alacak, icra inkar tazminatı ve yargılama giderinin talep edildiği görülmektedir. 6100 sayılı HMK'nun 30. maddesinde; “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” hükmüne yer verilmiştir. Tarafları aynı olan ve aynı alacaktan kaynaklanan ilamlar için itiraza konu ilamsız takip dosyası üzerinden harcı yatırılarak alacağın tahsili mümkün iken, makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın ayrı bir takip başlatılması, yukarıda Yasa ile düzenleme altına alınan usul ekonomisine aykırılık teşkil eder.
Bu durumda, alacaklıca bozmadan önce itirazın iptali ilamında hükmedilen feriler yönünden iki ayrı takip başlatılmış olmakla, bozma ilamından sonra aynı alacak kalemlerinin itirazın iptaline konu ilamsız takip dosyasından tekrar istenmesinin mükerrer olduğunun kabulü gerekmektedir.
O halde, mahkemece alacaklı tarafından bozma öncesi karara istinaden icra inkar tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama gideri ile harç yönünden ayrı ayrı takip yapıldığından bozma sonrası verilen karara istinaden düzenlenen şikayete konu icra emrinde talep edilen bu kalemler yönünden icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 25.06.2019 T. E: 2018/5746, K: 11036
  • Cevap Yok
  • 12-02-2020, Saat: 22:56
  • DuraN
Alacaklıca bozmadan önce itirazın iptali ilamında hükmedilen feriler yönünden iki ayrı takip başlatılmış olmakla, bozma ilamından sonra aynı alacak kalemlerinin itirazın iptaline konu ilamsız takip dosyasından tekrar istenmesinin mükerrer olduğu- Alacaklı tarafından bozma öncesi karara istinaden icra inkar tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama gideri ile harç yönünden ayrı ayrı takip yapıldığından bozma sonrası verilen karara istinaden düzenlenen şikayete konu icra emrinde talep edilen bu kalemler yönünden icra emrinin iptaline karar verilmesi gerektiği-


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Büşra Canan Tosun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı icra takip dosyası ile başlatılan genel haciz yolu ile takipte, borçlu, takibe itiraz etmesi üzerine alacaklı tarafından duran takibin devamı amacıyla açılan itirazın iptali davasının kısmen kabulü ile toplam 1.111.667,57-TL alacak üzerinden takibin devamına karar verildiğini, alacaklı tarafından bu ilamda yazılı asıl alacak yönünden söz konusu ilamsız icra takibi üzerinden takibe devam edildiğini, ilamda hükmedilen icra inkar tazminatı ve yargılama gideri ile vekalet ücreti yönünden ise iki ayrı takip başlatıldığını, itirazın iptali kararının temyiz edilmesi üzerine kararın bozulduğunu ve bozma sonrası verilen karar üzerine alacaklı tarafından kararda hüküm altına alacak kalemleri yönünden Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı takip dosyasından yeni bir icra emri düzenlendiğini ancak 19.04.2016 tarihli bu icra emrinde istenen alacak kalemlerinin bozma ilamı öncesinde alacaklıca başka dosyalardan da takip konusu yapılmış olması nedeniyle mükerrer olduğundan bahisle iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, alacaklı tarafından Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı dosyası ile borçlu hakkında genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun süresi içerisinde borca itiraz etmesi üzerine alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.08.2012 tarihli 2012/263 E.-2013/143 K. sayılı ilamı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile icra takibinin 1.095.727,00-TL asıl alacak, 15.940,57-TL işlemiş yasal faiz olmak üzere 1.111.667,57-TL alacak üzerinden devamına karar verilmesi üzerine, alacaklı tarafından karar dosyaya ibraz edilerek ilamda hükmedilen asıl alacak üzerinden takibin devamının istendiği, icra inkar tazminatı yönünden İstanbul 34. İcra Müdürlüğü’nün 2013/14604 E. sayılı dosyası, vekalet ücreti, yargılama gideri ve peşin harç yönünden ise İstanbul 34. İcra Müdürlüğü’nün 2013/14603 E. sayılı dosyasından ilamlı icra takipleri başlatıldığı, borçlu tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine itirazın iptali kararının bozulduğu ve bozma sonrası yeniden karar verildiği, bu karara istinaden alacaklı tarafından Bolu 1. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5503 E. sayılı icra dosyasına yapılan taleplerle yeni bir icra emri düzenlenerek asıl alacak, icra inkar tazminatı ve yargılama giderinin talep edildiği görülmektedir. 6100 sayılı HMK'nun 30. maddesinde; “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” hükmüne yer verilmiştir. Tarafları aynı olan ve aynı alacaktan kaynaklanan ilamlar için itiraza konu ilamsız takip dosyası üzerinden harcı yatırılarak alacağın tahsili mümkün iken, makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın ayrı bir takip başlatılması, yukarıda Yasa ile düzenleme altına alınan usul ekonomisine aykırılık teşkil eder.
Bu durumda, alacaklıca bozmadan önce itirazın iptali ilamında hükmedilen feriler yönünden iki ayrı takip başlatılmış olmakla, bozma ilamından sonra aynı alacak kalemlerinin itirazın iptaline konu ilamsız takip dosyasından tekrar istenmesinin mükerrer olduğunun kabulü gerekmektedir.
O halde, mahkemece alacaklı tarafından bozma öncesi karara istinaden icra inkar tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama gideri ile harç yönünden ayrı ayrı takip yapıldığından bozma sonrası verilen karara istinaden düzenlenen şikayete konu icra emrinde talep edilen bu kalemler yönünden icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 25.06.2019 T. E: 2018/5746, K: 11036

Trafikten Men Edilen Araç- Yediemin Ücretinin Ödenmemesi- Mülkiyet Hakkının İhlal

Trafikten men edilen araçlar yönünden yedieminlik ücretinin ödenmemesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve bu ihlalin sonuçlarının kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiği-


[b]I. BAŞVURUNUN KONUSU[/b]
1. Başvuru trafikten men edilen araçlar yönünden yedieminlik ücretinin ödenmemesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
[b]II. BAŞVURU SÜRECİ[/b]
2. Başvuru 4/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
[b]III. OLAY VE OLGULAR [/b]
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Ulaşım Koordinasyon Merkezince (UKOME) verilen izin doğrultusunda 2004 yılından beri Samsun'da otopark işletmektedir. Samsun Emniyet Müdürlüğü trafikten men edilen veya edilmesi gereken, trafik kazalarında hareket kabiliyetlerini kaybeden ya da sürücüsüne teslim edilemeyen araçları 2005 yılından itibaren başvurucunun otoparkında muhafaza etmiştir. Bu araçların otoparka çekme hizmeti de başvurucu tarafından yapılmıştır.
9. Başvurucu otoparkta muhafaza edilen bu araçlar için İçişleri Bakanlığı aleyhine 15/11/2010 tarihinde Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açmıştır. Davalı idare ise cevap dilekçesinde, otopark ücretinin ilgili araç sahiplerince ödenmesi gerektiğini savunmuştur.
10. Mahkemenin istinabe talebi doğrultusunda mahallinde 3/12/2011 tarihinde keşif yapılmış, yapılan keşfe katılan makine mühendisi, emlakçı ve hukukçu bilirkişilerden oluşturulan heyet bilirkişi raporu düzenlemiştir. Bilirkişi kurulunun 4/1/2012 tarihli raporunda;
i. Keşif sırasında 76 adet otomobil ve kamyonet, 6 adet kamyon ve 1 adet traktörün otoparkta bulunduğu, otopark alanına diğer kamu kuruluşları yanında davalı idare personelinin de araç bıraktığı belirtilmiştir. 
ii. Taraflar arasında yazılı olmamakla birlikte vedia (saklama) sözleşmesinin kurulmuş olduğu, otopark veya garaj işletilmesi durumunda ücretin kararlaştırılmasının önemli olmadığı, bu gibi işler birer mesleki faaliyet teşkil ettiğinden aksi belirtilmedikçe garaja araç kabul edilmesinin mutad bir ücrete tabi olması gerektiği ifade edilmiştir.
iii. Davaya konu edilen araçların hangilerinin satıldığının ve başvurucuya bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmasından sonra başvurucunun yedinde bulunan araçlar için resmî tarifeye göre ücretin belirlenmesi gerektiği, başvurucunun da kendi üzerine düşen bazı yükümlülükleri yerine getirmemesi sebebiyle takdir edilen ücrette hakkaniyet indirimi yapılmasının uygun olacağı açıklanmıştır.
11. Mahkeme bu defa mali müşavir ve hukukçu öğretim üyesi iki kişiden oluşturulan bir heyete bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi kurulunun 20/12/2012 tarihli raporunda;
i. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir özel hukuk sözleşmesi olan saklama (ardiye) sözleşmesinden kaynaklandığı, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 5/6/1967 tarihli ve E.1966/13, K.1967/4 sayılı kararına göre saklama sözleşmesinin kurulmasıyla ücret alacağının doğduğu, ancak saklama konusu şeyin teslim edilmesi durumunda bu alacağın muacceliyet kazandığı belirtilmiştir.
ii. Saklama sözleşmesine ilişkin Yargıtay kararlarına da değinilerek, ücretin resmî otopark tarifelerine göre belirlenemediği durumlarda özel otopark işletmeciliği yapan tacirler arasındaki teamül ve ücret ortalamalarının gözönünde bulundurulması suretiyle başvurucunun isteyebileceği ücretin belirlenebileceği ifade edilmiştir.
iii. Sonuç olarak başvurucu tarafından davaya konu araçların her birinin otoparka çekilmesi ve otoparkta saklanması hizmetlerinin verildiği, doğmuş olan ücret alacağının muaccel hâle geldiği, başvurucu tarafından 2011 yılında Samsun Emniyet Müdürlüğüne noter aracılığıyla verilen Otopark İşletme Taahhütnamesi'nin 20. maddesine göre tarifeye göre belirlenecek ücret aracın satışa esas değeri üzerinden hesaplanacağından bu araçların piyasa değerinin araç çekme, otopark ve galericilik alanında uzman kişilerce belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır.
12. Mahkeme 28/2/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Dava, davalı yanca davacıya tevdii edildiği iddia olunan araçların muhafaza ve naklinden kaynaklanan alacağın tahsiline yöneliktir. 
...
Davalı tarafından teslim edildiği iddia olunan araçlar için alacak talebinde bulunup bulunmayacağı, uyuşmazlığın temelini oluşturmakta olup, yanlar arasında araçların çekme ve saklanmasına yönelik herhangi bir sözleşme bulunmamaktadır. Bununla beraber davalının el koyduğu bazı araçlar davacıya muhafaza için tevdii edildiği ve herhangi bir ücret ödenmediği tartışma konusu olmayıp, bu hali ile yanlar arasındaki  hukuki ilişki 818 sayılı BK'nun 463 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia akdi mahiyetindedir. Uyuşmazlıkta uygulanması gerekli 6762 sayılı TTK'nun 22. maddesi uyarınca  tacir olan veya olmayan bir kimseye ticari işletmesi ile ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir ise de,  yukarıda belirtilen vedia aktine yönelik sözleşmelerde ise saklayan kendisine emanet edilen taşınır bir malı kabul ve onu güvenilir, aynı şekilde korunur bir yerde saklamayı taahhüt eder. Ücret şart koşulmamışsa ve durumun özellikleri ücret alınmasını gerektirmiyorsa saklayan ücret isteyemez. Davacı ile davalı arasında teslim edilen araçlar ile ilgili ücret ödeneceğine yönelik herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır. 
Samsun Ticaret Mahkemesine sunulan rapor ekinde otoparkta bulunan araçlar plaka olarak listelenmiş, delil olarak sunulan 'Özel araç çekme tutanağı' başlıklı belgede ise çekilen aracı teslim alanın imzası vardır. Tutanaklarda genellikle men edilen, haczedilen, hırsızlık olan, kaza yapan araçların yakalanarak teslim edildiği yazılıdır. Dosyaya sunulan diğer deliller göz önünde bulundurulduğunda davacının davalı idarenin bu husustaki mevzuatı çerçevesinde araçların muhafazasını kabul ettiğini anlamak gerekir. Mevzuata göre ise davacı alacağı aracı gerçek sahibine iadesi esnasında veya satışı sonrasında muaccel hale gelmekte olup, çekme ücreti ile otopark ücretini araç malikinden veya hacizi aracın icrada satım yapılmışsa satım bedelinden hak edilen ücreti tahsil etmesi gerekir. 
Toplanan delillere davalı tarafından otopark işletmeciliği yapan davacıya yakalamalı, hacizli, trafikten men edilmiş araçları çekme ve muhafaza işlemleri yaptırılmış ise de, bu işe yönelik taraflar arasında yazılı sözleşme yapılmadığı, herhangi bir ücret öngörülmediği, durumun özelliklerine göre de ücret alınmasının gerekmediği, yukarıda belirtilen ve 818 sayılı BK'nun 463 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia hükümlerine göre davacının ücret talep  edemeyeceği kanaatine varılarak açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur."
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 4/6/2015 tarihinde onanmıştır. 
14. Nihai karar 28/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 4/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
[b]IV. İLGİLİ HUKUK[/b]
A. Ulusal Hukuk
16.  Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 463. maddesi şöyledir: 
“İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.
Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin ücrete intizarını icabetmedikçe müstevdi ücret istiyemez.”
17. 818 sayılı mülga Kanun'un 482. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya garajlarına konulan eşya üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit alacaklarını temin için, hapis hakkına maliktirler." 
18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 561. maddesi şöyledir:
"Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir. 
Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir."
19. 6098 sayılı Kanun'un 580. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama yerlerine, garaj, otopark ve benzeri yerlere konulan eşya veya hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama giderlerinden doğan alacaklarını güvenceye almak için hapis hakkına sahiptirler."
20. Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi şöyledir:
"Tacir olan veya olmıyan bir kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, münasip bir ücret istiyebilir. Bundan başka, verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır."
B. Uluslararası Hukuk
21.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Nurmiyeva/Rusya  (B. No: 57273/13, 27/11/2018) kararında, kamu görevlilerinin zarara yol açtığı otoparkın başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu kabul etmiş ve tazminat ödenmesi yönündeki meşru beklentiye rağmen başvurucunun zararının giderilmemesinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Nurmiyeva/Rusya, §§ 31-41). 
23. Vira Dovzhenko/Ukrayna (B. No: 26646/07, 15/1/2019) kararında ise kamu makamlarından satın alınan bir taşınmazın üçüncü bir kişiye kiralanması üzerine başvurucu tarafından bir süre kullanılamaması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının olmadığı açıklanmıştır (Vira Dovzhenko/Ukrayna, §§ 35-43).
24. AİHM ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinen AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05..., 1/2/2011, § 54).
[b]V. İNCELEME VE GEREKÇE[/b]
25. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu on yıldan uzun bir süre boyunca elde tutulan yüzlerce araç için, üstlenilen cezai ve hukuki sorumluluğa rağmen herhangi bir bedel ödenmemesinin adil olmadığını ve aşırı bir külfete yol açtığını belirterek dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun'un 22. maddesine göre otopark ücreti alacağı yönünden meşru bir beklentiye sahip olduğu hâlde bunun gözardı edildiğinden yakınmıştır. Başvurucu ayrıca otoparkı bir mesleki faaliyetin icrası kapsamında işlettiğini ve otoparkta yıllardır satışı yapılmamış ve maliklerine de iade edilmemiş yüzlerce araç bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucuya göre lehe olan bilirkişi raporlarına itibar edilmemiş ve yetersiz bir gerekçe ile dava reddedilmiştir. Başvurucu yaptığı işin karşılığı olarak makul bir sürede makul bir ücretin ödenmesi gerektiğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. 
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." 
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de yukarıda belirtilen şikâyetinin ilgili olduğu mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
30. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
31. Somut olayda uyuşmazlığa konu otoparkın başvurucu tarafından işletildiği tartışma konusu değildir. Ekonomik bir değerinin olduğu kuşkusuz olan bu otoparkın işletilmesinin başvurucu yönünden Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği ortadadır. 
b. Müdahalenin Varlığı ve Türü
32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
33. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
34. Başvuru konusu olayda Samsun Emniyet Müdürlüğünce çeşitli gerekçelerle yakalanan araçlar 2005 yılından itibaren başvurucunun işlettiği otoparkta muhafaza edilmiştir. Bu araçların söz konusu otoparkta muhafaza edilmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Söz konusu müdahaleyle mülkten yoksun bırakılma sonucu doğmadığı gibi müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı da bulunmamaktadır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir. 
c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
36. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir  (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik 
 37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
38. Derece mahkemelerince müdahalenin dayanağı olarak olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 818 sayılı mülga Kanun'un saklama sözleşmesine ilişkin 463. maddesi gerekçe gösterilmiştir. Bu maddede sözleşmede ücret öngörülmedikçe ve durumun ücret alınmasını gerektirmemesi hâlinde saklayanın ücret isteyemeyeceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte başvurucu tacir olduğunu ve 6762 sayılı mülga Kanun'un 22. maddesine göre ücret isteyebileceğini öne sürmüştür. Derece mahkemelerinin kararlarında olaydaki durumun, ücret istenmemesini neden haklı gösterdiği ise açıklanmamıştır. Ayrıca saklama sözleşmesine ilişkin hükümler yanında otopark işletenler bakımından değerlendirilmesi gereken başka kanun hükümlerinin de mevcut olduğu görülmektedir. 
39. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında hukuk kurallarının yorumlanması ile ilgili görevi yalnızca açık keyfîlik veya bariz takdir hatası içeren kararlar ile sınırlıdır. Buna göre Anayasa Mahkemesi hukuk kurallarının nasıl yorumlandığından ziyade söz konusu yorumun mülkiyet hakkı yönünden sonuçlarını değerlendirmekle yükümlüdür. Bu sebeple somut olayda derece mahkemelerinin söz konusu kurallara ilişkin yorumlarının mülkiyet hakkına etkileri ölçülülük bağlamında değerlendirilerek sonuca varılacaktır. 
ii. Meşru Amaç
40. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,  B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
41. Haciz veya başka gerekçelerle fiilen el konulması gereken araçların muhafazasında kamu yararına dayalı meşru bir amacın bulunduğu değerlendirilmiştir.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
42. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
44. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
45. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
46. Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Buna göre kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmeleri zorunludur. Bu bağlamda bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi Anayasa Mahkemesinin ilk elden, yani doğrudan inceleme yapmamasını ifade ettiği gibi idari ve yargısal makamların da önlerindeki meseleleri ve uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa'ya uygun biçimde sonuca bağlamaları yönünde birincil derecede sorumlu olduklarını göstermektedir. 
47. Mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunması bakımından yapılan müdahalelere karşı usulî güvenceler sunan yargısal yolları da içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturulması devletin yükümlülüklerinden biridir. Oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların uyuşmazlıkların çözümünde etkili ve adil bir karar verilmesini temin etme sorumlulukları bulunmaktadır. Bu doğrultuda özellikle temel kanunlarda öngörülen dürüstlük ve iyi niyet kuralları, hakkın kötüye kullanılması yasağı gibi genel ilkeler ile bazı hâllerde olayın özelliklerine ve durumun gereklerine göre hâkime takdir yetkisi tanınması, uyuşmazlıkların çözümünde Anayasa'ya uygun yorum imkânı tanıyan söz konusu etkili hukuksal korumanın bir gereği olarak görülmelidir. Dolayısıyla ister özel kişiler arası isterse de taraflardan birinin kamu gücü olduğu uyuşmazlıklar olsun her durumda hâkimin hukuk kurallarını Anayasa'ya uygun bir biçimde yorumlaması ve yargı yetkisinin kullanımı çerçevesinde özellikle Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunmasını gözetmesi beklenmektedir. 
48. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk tarafların bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Somut olayda müdahalenin kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır. Olayın koşulları müdahalenin gerekliliğini sorgulamayı da gerektirmemektedir. Dolayısıyla müdahalenin orantılı olup olmadığı belirlenerek sonuca varılacaktır. 
50. Somut olayda tacir olan başvurucunun işlettiği otoparkta 2005 yılından itibaren idarenin gözetimi ve sorumluluğu altındaki araçları muhafaza ettiği açıkça belirlidir. Söz konusu araçları otoparka çekme ve saklama yükümlülüğünü üstlenen başvurucu bunun karşılığında ücret talep etmiştir. Ancak başvurucunun açtığı dava derece mahkemelerince, saklama sözleşmesine ilişkin 818 sayılı mülga Kanun'un 463. maddesinin ikinci fıkrasına göre davalı idareden ücret talep edemeyeceği gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. 
51. Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere anılan kanun maddesinde saklama sözleşmelerinde her durumda ücret istenemeyeceği yönünde bir düzenleme mevcut olmayıp durumun gereklerine göre ücret de istenebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun ticari faaliyeti çerçevesinde otopark işlettiği olayda durumun ne şekilde ücret istenmesini gerektirmediği derece mahkemelerinin kararlarında açıklanmamış, başvurucunun bu yöndeki yargılama sırasında dile getirdiği uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve itirazları karşılanmamıştır. Bunun yanında başvurucunun 6762 sayılı mülga Kanun'un 22. maddesine göre tacirlerin ücret talep edebilecekleri yönündeki iddiası bakımından da bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
52. İdarenin talebi üzerine söz konusu araçları otoparkında muhafaza etmesinin başvurucu yönünden önemli bir külfete yol açtığı kuşkusuzdur. Başvurucu böylelikle belirli bir süre boyunca ticari faaliyeti kapsamındaki otoparkından -en azından kısmen- dilediği gibi yararlanamamıştır. Otopark işleten başvurucu, idarenin talep ettiği araçları muhafaza etmesi sebebiyle otoparkının bir kısmı bakımından başka kişilerle hukuki ilişkide bulunamamıştır. Başvurucunun üstlendiği bu külfetin karşılığında ücret ödenemeyeceğini öngörebilmesi ise bazı durumlarda ücret talep edilebileceğini belirten söz konusu kanun hükümleri dikkate alındığında mümkün görülmemiştir. 
53. Diğer taraftan derece mahkemelerince başvurucunun çekme ücreti ile otopark ücretini araç malikinden veya haciz sonrası satış bedelinden tahsil edebileceği belirtilmişse de, somut olayda araçların muhafazasını talep edenin idare olduğu dikkate alınmalıdır. Diğer bir deyişle fiilen el konulan aracın malikleri ve diğer sorumluları ile idare arasında bir hukuki ilişki söz konusu olup derece mahkemelerinin kabulüne göre saklama sözleşmesi başvurucu ile idare arasındadır. Dolayısıyla başvurucunun aralarında doğrudan hukuki bir ilişki bulunmayan üçüncü kişilerle muhatap kılınması yüklenen külfeti hafifletmediği gibi derece mahkemeleri bu yöndeki değerlendirmenin herhangi bir hukuki dayanağını da göstermemişlerdir. Bu çerçevede icra süreci veya diğer ilgili idari ya da adli süreçlerin yönetimi, gözetimi ve denetimi ile sorumlu kamu makamlarının kendi sorumluluğu altındaki bir külfeti başvurucuya yükletmesi müdahaleyi orantısız kılar.  
54. Sonuç olarak idare tarafından fiilen el konulan araçların başvurucunun otoparkında muhafaza edilmesine rağmen ücret ödenmesine gerek olmadığı yönündeki derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçe bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince yalnızca ilgili kanun hükmü tekrar edilerek durumun ücreti gerektirmediği belirtilmiş, ancak niçin ücret ödenmesine gerek olmadığı açıklanmamıştır. Başvurucunun konuya ilişkin iddia ve itirazları da yukarıda değinildiği üzere karşılanmamıştır. Bu hükmü onayan Yargıtay kararında da ayrı bir gerekçe gösterilmemiştir. Dolayısıyla somut olay bağlamında mülkiyet hakkının usulî güvencelerinin yerine getirilmediği ve derece mahkemelerinin yorumlarının mülkiyet hakkının korunmasının gerekliliklerine uygun düşmediği kanaatine varılmıştır. Buna göre başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçüsüzdür. 
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55). 
58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
59. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).
60. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir, derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
61. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
62. İncelenen başvuruda, idare tarafından fiilen el konulan araçların başvurucunun otoparkında muhafaza edilmesine rağmen ücret ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari bir eylemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
63. Ancak söz konusu idari eylemin sonuçlarının giderilmesi bakımından etkili bir yargı yolu mevcut olup başvurucu da bu yolu tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
64. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL tutarındaki yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
[b]VI. HÜKÜM[/b]
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine (E.2010/700, K.2013/88) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM 08.01.2020 T. Başvuru No: 2015/13099
  • Cevap Yok
  • 12-02-2020, Saat: 22:55
  • DuraN
Trafikten men edilen araçlar yönünden yedieminlik ücretinin ödenmemesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve bu ihlalin sonuçlarının kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiği-


[b]I. BAŞVURUNUN KONUSU[/b]
1. Başvuru trafikten men edilen araçlar yönünden yedieminlik ücretinin ödenmemesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
[b]II. BAŞVURU SÜRECİ[/b]
2. Başvuru 4/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
[b]III. OLAY VE OLGULAR [/b]
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Ulaşım Koordinasyon Merkezince (UKOME) verilen izin doğrultusunda 2004 yılından beri Samsun'da otopark işletmektedir. Samsun Emniyet Müdürlüğü trafikten men edilen veya edilmesi gereken, trafik kazalarında hareket kabiliyetlerini kaybeden ya da sürücüsüne teslim edilemeyen araçları 2005 yılından itibaren başvurucunun otoparkında muhafaza etmiştir. Bu araçların otoparka çekme hizmeti de başvurucu tarafından yapılmıştır.
9. Başvurucu otoparkta muhafaza edilen bu araçlar için İçişleri Bakanlığı aleyhine 15/11/2010 tarihinde Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açmıştır. Davalı idare ise cevap dilekçesinde, otopark ücretinin ilgili araç sahiplerince ödenmesi gerektiğini savunmuştur.
10. Mahkemenin istinabe talebi doğrultusunda mahallinde 3/12/2011 tarihinde keşif yapılmış, yapılan keşfe katılan makine mühendisi, emlakçı ve hukukçu bilirkişilerden oluşturulan heyet bilirkişi raporu düzenlemiştir. Bilirkişi kurulunun 4/1/2012 tarihli raporunda;
i. Keşif sırasında 76 adet otomobil ve kamyonet, 6 adet kamyon ve 1 adet traktörün otoparkta bulunduğu, otopark alanına diğer kamu kuruluşları yanında davalı idare personelinin de araç bıraktığı belirtilmiştir. 
ii. Taraflar arasında yazılı olmamakla birlikte vedia (saklama) sözleşmesinin kurulmuş olduğu, otopark veya garaj işletilmesi durumunda ücretin kararlaştırılmasının önemli olmadığı, bu gibi işler birer mesleki faaliyet teşkil ettiğinden aksi belirtilmedikçe garaja araç kabul edilmesinin mutad bir ücrete tabi olması gerektiği ifade edilmiştir.
iii. Davaya konu edilen araçların hangilerinin satıldığının ve başvurucuya bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmasından sonra başvurucunun yedinde bulunan araçlar için resmî tarifeye göre ücretin belirlenmesi gerektiği, başvurucunun da kendi üzerine düşen bazı yükümlülükleri yerine getirmemesi sebebiyle takdir edilen ücrette hakkaniyet indirimi yapılmasının uygun olacağı açıklanmıştır.
11. Mahkeme bu defa mali müşavir ve hukukçu öğretim üyesi iki kişiden oluşturulan bir heyete bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi kurulunun 20/12/2012 tarihli raporunda;
i. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir özel hukuk sözleşmesi olan saklama (ardiye) sözleşmesinden kaynaklandığı, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 5/6/1967 tarihli ve E.1966/13, K.1967/4 sayılı kararına göre saklama sözleşmesinin kurulmasıyla ücret alacağının doğduğu, ancak saklama konusu şeyin teslim edilmesi durumunda bu alacağın muacceliyet kazandığı belirtilmiştir.
ii. Saklama sözleşmesine ilişkin Yargıtay kararlarına da değinilerek, ücretin resmî otopark tarifelerine göre belirlenemediği durumlarda özel otopark işletmeciliği yapan tacirler arasındaki teamül ve ücret ortalamalarının gözönünde bulundurulması suretiyle başvurucunun isteyebileceği ücretin belirlenebileceği ifade edilmiştir.
iii. Sonuç olarak başvurucu tarafından davaya konu araçların her birinin otoparka çekilmesi ve otoparkta saklanması hizmetlerinin verildiği, doğmuş olan ücret alacağının muaccel hâle geldiği, başvurucu tarafından 2011 yılında Samsun Emniyet Müdürlüğüne noter aracılığıyla verilen Otopark İşletme Taahhütnamesi'nin 20. maddesine göre tarifeye göre belirlenecek ücret aracın satışa esas değeri üzerinden hesaplanacağından bu araçların piyasa değerinin araç çekme, otopark ve galericilik alanında uzman kişilerce belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır.
12. Mahkeme 28/2/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Dava, davalı yanca davacıya tevdii edildiği iddia olunan araçların muhafaza ve naklinden kaynaklanan alacağın tahsiline yöneliktir. 
...
Davalı tarafından teslim edildiği iddia olunan araçlar için alacak talebinde bulunup bulunmayacağı, uyuşmazlığın temelini oluşturmakta olup, yanlar arasında araçların çekme ve saklanmasına yönelik herhangi bir sözleşme bulunmamaktadır. Bununla beraber davalının el koyduğu bazı araçlar davacıya muhafaza için tevdii edildiği ve herhangi bir ücret ödenmediği tartışma konusu olmayıp, bu hali ile yanlar arasındaki  hukuki ilişki 818 sayılı BK'nun 463 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia akdi mahiyetindedir. Uyuşmazlıkta uygulanması gerekli 6762 sayılı TTK'nun 22. maddesi uyarınca  tacir olan veya olmayan bir kimseye ticari işletmesi ile ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir ise de,  yukarıda belirtilen vedia aktine yönelik sözleşmelerde ise saklayan kendisine emanet edilen taşınır bir malı kabul ve onu güvenilir, aynı şekilde korunur bir yerde saklamayı taahhüt eder. Ücret şart koşulmamışsa ve durumun özellikleri ücret alınmasını gerektirmiyorsa saklayan ücret isteyemez. Davacı ile davalı arasında teslim edilen araçlar ile ilgili ücret ödeneceğine yönelik herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır. 
Samsun Ticaret Mahkemesine sunulan rapor ekinde otoparkta bulunan araçlar plaka olarak listelenmiş, delil olarak sunulan 'Özel araç çekme tutanağı' başlıklı belgede ise çekilen aracı teslim alanın imzası vardır. Tutanaklarda genellikle men edilen, haczedilen, hırsızlık olan, kaza yapan araçların yakalanarak teslim edildiği yazılıdır. Dosyaya sunulan diğer deliller göz önünde bulundurulduğunda davacının davalı idarenin bu husustaki mevzuatı çerçevesinde araçların muhafazasını kabul ettiğini anlamak gerekir. Mevzuata göre ise davacı alacağı aracı gerçek sahibine iadesi esnasında veya satışı sonrasında muaccel hale gelmekte olup, çekme ücreti ile otopark ücretini araç malikinden veya hacizi aracın icrada satım yapılmışsa satım bedelinden hak edilen ücreti tahsil etmesi gerekir. 
Toplanan delillere davalı tarafından otopark işletmeciliği yapan davacıya yakalamalı, hacizli, trafikten men edilmiş araçları çekme ve muhafaza işlemleri yaptırılmış ise de, bu işe yönelik taraflar arasında yazılı sözleşme yapılmadığı, herhangi bir ücret öngörülmediği, durumun özelliklerine göre de ücret alınmasının gerekmediği, yukarıda belirtilen ve 818 sayılı BK'nun 463 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia hükümlerine göre davacının ücret talep  edemeyeceği kanaatine varılarak açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur."
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 4/6/2015 tarihinde onanmıştır. 
14. Nihai karar 28/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 4/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
[b]IV. İLGİLİ HUKUK[/b]
A. Ulusal Hukuk
16.  Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 463. maddesi şöyledir: 
“İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.
Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin ücrete intizarını icabetmedikçe müstevdi ücret istiyemez.”
17. 818 sayılı mülga Kanun'un 482. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya garajlarına konulan eşya üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit alacaklarını temin için, hapis hakkına maliktirler." 
18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 561. maddesi şöyledir:
"Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir. 
Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir."
19. 6098 sayılı Kanun'un 580. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama yerlerine, garaj, otopark ve benzeri yerlere konulan eşya veya hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama giderlerinden doğan alacaklarını güvenceye almak için hapis hakkına sahiptirler."
20. Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi şöyledir:
"Tacir olan veya olmıyan bir kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, münasip bir ücret istiyebilir. Bundan başka, verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır."
B. Uluslararası Hukuk
21.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Nurmiyeva/Rusya  (B. No: 57273/13, 27/11/2018) kararında, kamu görevlilerinin zarara yol açtığı otoparkın başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu kabul etmiş ve tazminat ödenmesi yönündeki meşru beklentiye rağmen başvurucunun zararının giderilmemesinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Nurmiyeva/Rusya, §§ 31-41). 
23. Vira Dovzhenko/Ukrayna (B. No: 26646/07, 15/1/2019) kararında ise kamu makamlarından satın alınan bir taşınmazın üçüncü bir kişiye kiralanması üzerine başvurucu tarafından bir süre kullanılamaması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının olmadığı açıklanmıştır (Vira Dovzhenko/Ukrayna, §§ 35-43).
24. AİHM ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinen AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05..., 1/2/2011, § 54).
[b]V. İNCELEME VE GEREKÇE[/b]
25. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu on yıldan uzun bir süre boyunca elde tutulan yüzlerce araç için, üstlenilen cezai ve hukuki sorumluluğa rağmen herhangi bir bedel ödenmemesinin adil olmadığını ve aşırı bir külfete yol açtığını belirterek dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun'un 22. maddesine göre otopark ücreti alacağı yönünden meşru bir beklentiye sahip olduğu hâlde bunun gözardı edildiğinden yakınmıştır. Başvurucu ayrıca otoparkı bir mesleki faaliyetin icrası kapsamında işlettiğini ve otoparkta yıllardır satışı yapılmamış ve maliklerine de iade edilmemiş yüzlerce araç bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucuya göre lehe olan bilirkişi raporlarına itibar edilmemiş ve yetersiz bir gerekçe ile dava reddedilmiştir. Başvurucu yaptığı işin karşılığı olarak makul bir sürede makul bir ücretin ödenmesi gerektiğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. 
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." 
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de yukarıda belirtilen şikâyetinin ilgili olduğu mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
30. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
31. Somut olayda uyuşmazlığa konu otoparkın başvurucu tarafından işletildiği tartışma konusu değildir. Ekonomik bir değerinin olduğu kuşkusuz olan bu otoparkın işletilmesinin başvurucu yönünden Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği ortadadır. 
b. Müdahalenin Varlığı ve Türü
32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
33. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
34. Başvuru konusu olayda Samsun Emniyet Müdürlüğünce çeşitli gerekçelerle yakalanan araçlar 2005 yılından itibaren başvurucunun işlettiği otoparkta muhafaza edilmiştir. Bu araçların söz konusu otoparkta muhafaza edilmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Söz konusu müdahaleyle mülkten yoksun bırakılma sonucu doğmadığı gibi müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı da bulunmamaktadır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir. 
c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
36. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir  (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik 
 37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
38. Derece mahkemelerince müdahalenin dayanağı olarak olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 818 sayılı mülga Kanun'un saklama sözleşmesine ilişkin 463. maddesi gerekçe gösterilmiştir. Bu maddede sözleşmede ücret öngörülmedikçe ve durumun ücret alınmasını gerektirmemesi hâlinde saklayanın ücret isteyemeyeceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte başvurucu tacir olduğunu ve 6762 sayılı mülga Kanun'un 22. maddesine göre ücret isteyebileceğini öne sürmüştür. Derece mahkemelerinin kararlarında olaydaki durumun, ücret istenmemesini neden haklı gösterdiği ise açıklanmamıştır. Ayrıca saklama sözleşmesine ilişkin hükümler yanında otopark işletenler bakımından değerlendirilmesi gereken başka kanun hükümlerinin de mevcut olduğu görülmektedir. 
39. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında hukuk kurallarının yorumlanması ile ilgili görevi yalnızca açık keyfîlik veya bariz takdir hatası içeren kararlar ile sınırlıdır. Buna göre Anayasa Mahkemesi hukuk kurallarının nasıl yorumlandığından ziyade söz konusu yorumun mülkiyet hakkı yönünden sonuçlarını değerlendirmekle yükümlüdür. Bu sebeple somut olayda derece mahkemelerinin söz konusu kurallara ilişkin yorumlarının mülkiyet hakkına etkileri ölçülülük bağlamında değerlendirilerek sonuca varılacaktır. 
ii. Meşru Amaç
40. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,  B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
41. Haciz veya başka gerekçelerle fiilen el konulması gereken araçların muhafazasında kamu yararına dayalı meşru bir amacın bulunduğu değerlendirilmiştir.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
42. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
44. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
45. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
46. Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Buna göre kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmeleri zorunludur. Bu bağlamda bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi Anayasa Mahkemesinin ilk elden, yani doğrudan inceleme yapmamasını ifade ettiği gibi idari ve yargısal makamların da önlerindeki meseleleri ve uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa'ya uygun biçimde sonuca bağlamaları yönünde birincil derecede sorumlu olduklarını göstermektedir. 
47. Mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunması bakımından yapılan müdahalelere karşı usulî güvenceler sunan yargısal yolları da içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturulması devletin yükümlülüklerinden biridir. Oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların uyuşmazlıkların çözümünde etkili ve adil bir karar verilmesini temin etme sorumlulukları bulunmaktadır. Bu doğrultuda özellikle temel kanunlarda öngörülen dürüstlük ve iyi niyet kuralları, hakkın kötüye kullanılması yasağı gibi genel ilkeler ile bazı hâllerde olayın özelliklerine ve durumun gereklerine göre hâkime takdir yetkisi tanınması, uyuşmazlıkların çözümünde Anayasa'ya uygun yorum imkânı tanıyan söz konusu etkili hukuksal korumanın bir gereği olarak görülmelidir. Dolayısıyla ister özel kişiler arası isterse de taraflardan birinin kamu gücü olduğu uyuşmazlıklar olsun her durumda hâkimin hukuk kurallarını Anayasa'ya uygun bir biçimde yorumlaması ve yargı yetkisinin kullanımı çerçevesinde özellikle Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunmasını gözetmesi beklenmektedir. 
48. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk tarafların bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Somut olayda müdahalenin kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır. Olayın koşulları müdahalenin gerekliliğini sorgulamayı da gerektirmemektedir. Dolayısıyla müdahalenin orantılı olup olmadığı belirlenerek sonuca varılacaktır. 
50. Somut olayda tacir olan başvurucunun işlettiği otoparkta 2005 yılından itibaren idarenin gözetimi ve sorumluluğu altındaki araçları muhafaza ettiği açıkça belirlidir. Söz konusu araçları otoparka çekme ve saklama yükümlülüğünü üstlenen başvurucu bunun karşılığında ücret talep etmiştir. Ancak başvurucunun açtığı dava derece mahkemelerince, saklama sözleşmesine ilişkin 818 sayılı mülga Kanun'un 463. maddesinin ikinci fıkrasına göre davalı idareden ücret talep edemeyeceği gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. 
51. Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere anılan kanun maddesinde saklama sözleşmelerinde her durumda ücret istenemeyeceği yönünde bir düzenleme mevcut olmayıp durumun gereklerine göre ücret de istenebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun ticari faaliyeti çerçevesinde otopark işlettiği olayda durumun ne şekilde ücret istenmesini gerektirmediği derece mahkemelerinin kararlarında açıklanmamış, başvurucunun bu yöndeki yargılama sırasında dile getirdiği uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve itirazları karşılanmamıştır. Bunun yanında başvurucunun 6762 sayılı mülga Kanun'un 22. maddesine göre tacirlerin ücret talep edebilecekleri yönündeki iddiası bakımından da bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
52. İdarenin talebi üzerine söz konusu araçları otoparkında muhafaza etmesinin başvurucu yönünden önemli bir külfete yol açtığı kuşkusuzdur. Başvurucu böylelikle belirli bir süre boyunca ticari faaliyeti kapsamındaki otoparkından -en azından kısmen- dilediği gibi yararlanamamıştır. Otopark işleten başvurucu, idarenin talep ettiği araçları muhafaza etmesi sebebiyle otoparkının bir kısmı bakımından başka kişilerle hukuki ilişkide bulunamamıştır. Başvurucunun üstlendiği bu külfetin karşılığında ücret ödenemeyeceğini öngörebilmesi ise bazı durumlarda ücret talep edilebileceğini belirten söz konusu kanun hükümleri dikkate alındığında mümkün görülmemiştir. 
53. Diğer taraftan derece mahkemelerince başvurucunun çekme ücreti ile otopark ücretini araç malikinden veya haciz sonrası satış bedelinden tahsil edebileceği belirtilmişse de, somut olayda araçların muhafazasını talep edenin idare olduğu dikkate alınmalıdır. Diğer bir deyişle fiilen el konulan aracın malikleri ve diğer sorumluları ile idare arasında bir hukuki ilişki söz konusu olup derece mahkemelerinin kabulüne göre saklama sözleşmesi başvurucu ile idare arasındadır. Dolayısıyla başvurucunun aralarında doğrudan hukuki bir ilişki bulunmayan üçüncü kişilerle muhatap kılınması yüklenen külfeti hafifletmediği gibi derece mahkemeleri bu yöndeki değerlendirmenin herhangi bir hukuki dayanağını da göstermemişlerdir. Bu çerçevede icra süreci veya diğer ilgili idari ya da adli süreçlerin yönetimi, gözetimi ve denetimi ile sorumlu kamu makamlarının kendi sorumluluğu altındaki bir külfeti başvurucuya yükletmesi müdahaleyi orantısız kılar.  
54. Sonuç olarak idare tarafından fiilen el konulan araçların başvurucunun otoparkında muhafaza edilmesine rağmen ücret ödenmesine gerek olmadığı yönündeki derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçe bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince yalnızca ilgili kanun hükmü tekrar edilerek durumun ücreti gerektirmediği belirtilmiş, ancak niçin ücret ödenmesine gerek olmadığı açıklanmamıştır. Başvurucunun konuya ilişkin iddia ve itirazları da yukarıda değinildiği üzere karşılanmamıştır. Bu hükmü onayan Yargıtay kararında da ayrı bir gerekçe gösterilmemiştir. Dolayısıyla somut olay bağlamında mülkiyet hakkının usulî güvencelerinin yerine getirilmediği ve derece mahkemelerinin yorumlarının mülkiyet hakkının korunmasının gerekliliklerine uygun düşmediği kanaatine varılmıştır. Buna göre başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçüsüzdür. 
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55). 
58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
59. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).
60. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir, derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
61. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
62. İncelenen başvuruda, idare tarafından fiilen el konulan araçların başvurucunun otoparkında muhafaza edilmesine rağmen ücret ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari bir eylemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
63. Ancak söz konusu idari eylemin sonuçlarının giderilmesi bakımından etkili bir yargı yolu mevcut olup başvurucu da bu yolu tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
64. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL tutarındaki yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
[b]VI. HÜKÜM[/b]
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine (E.2010/700, K.2013/88) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM 08.01.2020 T. Başvuru No: 2015/13099