*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Haczedilmezlik Şikayeti- Mirasçının Durumu

Haczedilmezlik şikayetinin incelenmesi sırasında şikayetçi borçlunun ölümü halinde mirasçılarının yargılamayı sürdürmelerinin mümkün olmadığı-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Büşra Canan Tosun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu F.E. hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan ilamız icra takibinin kesinleşmesinden sonra adı geçen borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine 31.05.2011 tarihinde haciz konulduğu ve borçlunun 24.04.2012 tarihinde meskeniyet nedeniyle İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendine dayalı olarak haczin kaldırılması talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin kısmen kabulü ile borçlunun haline münasip ev alabilmesi için gerekli 75.000,00-TL nin borçlunun mirasçılarına,artanın hak sahiplerine verilmesine karar verildiği,alacaklı tarafından temyiz yasa yoluna başvurulduğu görülmektedir.

İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi gereğince; borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bu maddeye dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakkı borçlunun şahsına sıkı sıkıya bağlıdır. Bir başka ifadeyle,meskeniyet şikayeti, şahsi hak niteliğinde olup; iddiada bulunan kişinin ihtiyacı ve haczedilen meskenin bu şahsın haline münasip olup olmadığı araştırılarak sonuçlandırılması gerekir. Bu nedenle, haczedilmezlik şikayetinin incelenmesi sırasında şikayetçi borçlunun ölümü halinde mirasçılarının yargılamayı sürdürmeleri mümkün değildir.

Öte yandan, borçlunun ölümü ile İİK'nun 53. maddesi uyarınca; alacaklı tarafından takibin mirasçılara yöneltilmesi ve bu konuda muhtıra tebliğinden sonra, mirasçılar haczin kendilerine tebliğ tarihinden ya da öğrenmeleri halinde bu tarihten itibaren İİK'nun 16/1. maddesinde ön görülen yasal yedi günlük sürede İİK'nun 82/12. maddesi uyarınca kendileri adına haczedilmezlik şikayetinde bulunabileceklerdir.

Somut olayda, borçlu F.E.’ın haczedilmezlik şikayetinde bulunduktan sonra söz konusu şikayet incelenip karara bağlanmadan 07.04.2015 tarihinde vefat ettiği ibraz edilen veraset belgesinden anlaşılmıştır. Bu durumda, ölümle vekaleti son bulan vekilin mirasçılardan vekalet alarak ibraz etmek suretiyle henüz kendilerine takip yöneltilmemiş mirasçılar adına ve onların ihtiyacı nedeniyle bu yargılamaya devam etmesi de olanaklı değildir. O halde, şikayetçi borçlunun vefatı nedeniyle meskeniyet iddiasının dayanağı ve dolayısıyla haczedilmezlik şikayetinin konusu kalmadığından, mahkemece istemin reddi yerine yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 19.11.2019 T. E: 12758, K: 16717
  • Cevap Yok
  • 06-04-2020, Saat: 22:39
  • DuraN
Haczedilmezlik şikayetinin incelenmesi sırasında şikayetçi borçlunun ölümü halinde mirasçılarının yargılamayı sürdürmelerinin mümkün olmadığı-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Büşra Canan Tosun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu F.E. hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan ilamız icra takibinin kesinleşmesinden sonra adı geçen borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine 31.05.2011 tarihinde haciz konulduğu ve borçlunun 24.04.2012 tarihinde meskeniyet nedeniyle İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendine dayalı olarak haczin kaldırılması talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin kısmen kabulü ile borçlunun haline münasip ev alabilmesi için gerekli 75.000,00-TL nin borçlunun mirasçılarına,artanın hak sahiplerine verilmesine karar verildiği,alacaklı tarafından temyiz yasa yoluna başvurulduğu görülmektedir.

İİK'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi gereğince; borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bu maddeye dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakkı borçlunun şahsına sıkı sıkıya bağlıdır. Bir başka ifadeyle,meskeniyet şikayeti, şahsi hak niteliğinde olup; iddiada bulunan kişinin ihtiyacı ve haczedilen meskenin bu şahsın haline münasip olup olmadığı araştırılarak sonuçlandırılması gerekir. Bu nedenle, haczedilmezlik şikayetinin incelenmesi sırasında şikayetçi borçlunun ölümü halinde mirasçılarının yargılamayı sürdürmeleri mümkün değildir.

Öte yandan, borçlunun ölümü ile İİK'nun 53. maddesi uyarınca; alacaklı tarafından takibin mirasçılara yöneltilmesi ve bu konuda muhtıra tebliğinden sonra, mirasçılar haczin kendilerine tebliğ tarihinden ya da öğrenmeleri halinde bu tarihten itibaren İİK'nun 16/1. maddesinde ön görülen yasal yedi günlük sürede İİK'nun 82/12. maddesi uyarınca kendileri adına haczedilmezlik şikayetinde bulunabileceklerdir.

Somut olayda, borçlu F.E.’ın haczedilmezlik şikayetinde bulunduktan sonra söz konusu şikayet incelenip karara bağlanmadan 07.04.2015 tarihinde vefat ettiği ibraz edilen veraset belgesinden anlaşılmıştır. Bu durumda, ölümle vekaleti son bulan vekilin mirasçılardan vekalet alarak ibraz etmek suretiyle henüz kendilerine takip yöneltilmemiş mirasçılar adına ve onların ihtiyacı nedeniyle bu yargılamaya devam etmesi de olanaklı değildir. O halde, şikayetçi borçlunun vefatı nedeniyle meskeniyet iddiasının dayanağı ve dolayısıyla haczedilmezlik şikayetinin konusu kalmadığından, mahkemece istemin reddi yerine yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 19.11.2019 T. E: 12758, K: 16717

Haciz İhbarnamesi- Üçüncü kişinin yanlış ödeme yapması, sorumluluğu-

Ödemenin ilk haciz ihbarnamesi’nin gönderildiği takip dosyasına yapılması gerektiğinden, üçüncü kişinin haciz ihbarnamesinin tebliğinden sonra başka bir icra dosyasından gönderilen haciz ihbarnamesine istinaden ödeme yapmış olmasının, kendisini borçtan kurtarmayacağı, bu nedenle davacı-üçüncü kişinin yapmış olduğu kötü ödeme (yanlış ödeme) nedeniyle menfi tespit davasının reddi gerektiği-

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- KARAR -

Davacı vekili, davalılardan ...’ın diğer davalı ... aleyhine ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı dosyası ile başlattığı takibin kesinleşmesi üzerine davacı şirkete İİK’nın 89. maddesi uyarınca gönderilen 1., 2., ve 3. haciz ihbarnamelerinin usulsüz tebliğ edildiğini, davacı şirketin davalı ...’a herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürerek haciz ihbarnamelerinin iptali ile davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, davalının diğer davalı ...'tan olan alacağının tahsili amacıyla 22/08/2014 tarihinde ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, takibe itiraz edilmediğinden kesinleştiğini, bilahare davacı şirkete 1. ve 2. haciz ihbarnamelerinin usulüne uygun tebliğ edildiğini, davacı şirketin 1. ve 2. haciz ihbarnamesine verdiği cevapta firmalarında ... adında çalışan bulunmadığı belirtilerek borca itiraz edilmediğini, 3. haciz ihbarnamesine karşı ise takip borçlusu ...'ın şirketleri nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığına dair fatura ve cari hesap ekstresinin ibraz edilerek itiraz edildiğini, her ne kadar davalı ... hakkında ... 19. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8804 Es. sayılı dosyası ile başlatılan takip dosyasından davacı şirkete haciz ihbarnamesi gönderilmiş ise de, kendi dosyalarından gönderilen haciz ihbarnamesinin davacı şirkete daha önce tebliğ edildiğini, bu itibarla ... 6. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı dosyasına yatırılması gereken borç miktarının haksız yere ... 19. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8804 Es. sayılı dosyasına yatırıldığını belirterek davanın reddi ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ... vekili, davalının davacı şirketten 29.559,00 TL karşılıklı mutabakat altına alınmış alacağı olduğunu, davacı şirketin ibraz ettiği fatura ve alacaklarını kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı tarafça sunulan cari hesap ekstresi ve faturalar ile davalı ...'ın ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda davacı şirketin davalı ...’a 8.315,53 TL borçlu olduğu, davacı şirket tarafından ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı takip dosyasında daha önce gönderilen ve 02/10/2014 tarihinde tebliğ edilen 1. haciz ihbarnamesi gereğince bu dosyaya yatırılması gereken 8.315,53 TL’nin, davalı ... hakkında birden fazla takip olması nedeniyle yanılgı veya hata ile ... 19. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8804 Es. sayılı dosyasına yatırıldığı, şu durumda borcundan kurtulan davacı şirketin borçlu olmadığı bir parayı tekrar ödemesinin beklenemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalılara borçlu olmadığının tespiti ile davacının ödemede bulunmasında kötü niyetli olduğuna dair dosyada somut bir delilin bulunmadığı gerekçesiyle davalıların kötü niyet tazminatı istemlerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK 89. maddesi uyarınca açılan menfi tespit istemine ilişkindir. İİK 89/3. maddesi gereğince 3. şahıs haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz etmezse mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır. Davaya konu haciz ihbarnamesi’nin gönderildiği ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı takip dosyasındaki 1. haciz ihbarnamesi davacıya 02/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacı da 7 gün içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediğinden borç davacının zimmetinde sayılır. Davacının söz konusu haciz ihbarnamesinin tebliğinden sonra başka bir icra dosyasından gönderilen ve 13/10/2014 tarihinde tebliğ edilen haciz ihbarnamesine istinaden ödeme yapmış olması davacıyı borçtan kurtarmaz. Davacının öncelikle ödemeyi ilk haciz ihbarnamesi’nin gönderildiği ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı takip dosyasına yapması gerekirdi. Bu şekilde kötü ödeme nedeniyle davanın reddi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile kabulü doğru değildir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılardan Mehmet Aktaş'a iadesine, 23/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

19. HD. 23.01.2019 T. E: 2018/2397, K: 403
  • Cevap Yok
  • 06-04-2020, Saat: 22:38
  • DuraN
Ödemenin ilk haciz ihbarnamesi’nin gönderildiği takip dosyasına yapılması gerektiğinden, üçüncü kişinin haciz ihbarnamesinin tebliğinden sonra başka bir icra dosyasından gönderilen haciz ihbarnamesine istinaden ödeme yapmış olmasının, kendisini borçtan kurtarmayacağı, bu nedenle davacı-üçüncü kişinin yapmış olduğu kötü ödeme (yanlış ödeme) nedeniyle menfi tespit davasının reddi gerektiği-

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- KARAR -

Davacı vekili, davalılardan ...’ın diğer davalı ... aleyhine ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı dosyası ile başlattığı takibin kesinleşmesi üzerine davacı şirkete İİK’nın 89. maddesi uyarınca gönderilen 1., 2., ve 3. haciz ihbarnamelerinin usulsüz tebliğ edildiğini, davacı şirketin davalı ...’a herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürerek haciz ihbarnamelerinin iptali ile davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, davalının diğer davalı ...'tan olan alacağının tahsili amacıyla 22/08/2014 tarihinde ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, takibe itiraz edilmediğinden kesinleştiğini, bilahare davacı şirkete 1. ve 2. haciz ihbarnamelerinin usulüne uygun tebliğ edildiğini, davacı şirketin 1. ve 2. haciz ihbarnamesine verdiği cevapta firmalarında ... adında çalışan bulunmadığı belirtilerek borca itiraz edilmediğini, 3. haciz ihbarnamesine karşı ise takip borçlusu ...'ın şirketleri nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığına dair fatura ve cari hesap ekstresinin ibraz edilerek itiraz edildiğini, her ne kadar davalı ... hakkında ... 19. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8804 Es. sayılı dosyası ile başlatılan takip dosyasından davacı şirkete haciz ihbarnamesi gönderilmiş ise de, kendi dosyalarından gönderilen haciz ihbarnamesinin davacı şirkete daha önce tebliğ edildiğini, bu itibarla ... 6. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı dosyasına yatırılması gereken borç miktarının haksız yere ... 19. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8804 Es. sayılı dosyasına yatırıldığını belirterek davanın reddi ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ... vekili, davalının davacı şirketten 29.559,00 TL karşılıklı mutabakat altına alınmış alacağı olduğunu, davacı şirketin ibraz ettiği fatura ve alacaklarını kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı tarafça sunulan cari hesap ekstresi ve faturalar ile davalı ...'ın ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda davacı şirketin davalı ...’a 8.315,53 TL borçlu olduğu, davacı şirket tarafından ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı takip dosyasında daha önce gönderilen ve 02/10/2014 tarihinde tebliğ edilen 1. haciz ihbarnamesi gereğince bu dosyaya yatırılması gereken 8.315,53 TL’nin, davalı ... hakkında birden fazla takip olması nedeniyle yanılgı veya hata ile ... 19. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8804 Es. sayılı dosyasına yatırıldığı, şu durumda borcundan kurtulan davacı şirketin borçlu olmadığı bir parayı tekrar ödemesinin beklenemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalılara borçlu olmadığının tespiti ile davacının ödemede bulunmasında kötü niyetli olduğuna dair dosyada somut bir delilin bulunmadığı gerekçesiyle davalıların kötü niyet tazminatı istemlerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK 89. maddesi uyarınca açılan menfi tespit istemine ilişkindir. İİK 89/3. maddesi gereğince 3. şahıs haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz etmezse mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır. Davaya konu haciz ihbarnamesi’nin gönderildiği ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı takip dosyasındaki 1. haciz ihbarnamesi davacıya 02/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacı da 7 gün içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediğinden borç davacının zimmetinde sayılır. Davacının söz konusu haciz ihbarnamesinin tebliğinden sonra başka bir icra dosyasından gönderilen ve 13/10/2014 tarihinde tebliğ edilen haciz ihbarnamesine istinaden ödeme yapmış olması davacıyı borçtan kurtarmaz. Davacının öncelikle ödemeyi ilk haciz ihbarnamesi’nin gönderildiği ... 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/8682 Es. sayılı takip dosyasına yapması gerekirdi. Bu şekilde kötü ödeme nedeniyle davanın reddi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile kabulü doğru değildir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılardan Mehmet Aktaş'a iadesine, 23/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

19. HD. 23.01.2019 T. E: 2018/2397, K: 403

Karayolları Genel Müdürlüğünün Harçtan Muafiyeti Hk.

Karayolları Genel Müdürlüğü her ne kadar 5018 Sayılı Kanun gereğince 1 sayılı genel bütçeli kurumlar kapsamından, özel bütçeli kurumlar kapsamına alınmış ise de 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü'nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 12/2. maddesi gereğince harçtan muaftır. Bu nedenle, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan İcra Dairesi'nce tahsil harcı kesilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28/09/2012 tarih 2012/5-452 esas, 2012/634 karar sayılı ilamı ile 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin 2. fıkrasına göre harçtan muaf bulunduğu belirtilmiştir.
Karayolları Genel Müdürlüğü her ne kadar 5018 Sayılı Kanun gereğince 1 sayılı genel bütçeli kurumlar kapsamından, özel bütçeli kurumlar kapsamına alınmış ise de 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü'nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 12/2. maddesi gereğince harçtan muaftır. Bu nedenle, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan İcra Dairesi'nce tahsil harcı kesilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28/09/2012 tarih 2012/5-452 esas, 2012/634 karar sayılı ilamı ile 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin 2. fıkrasına göre harçtan muaf bulunduğu belirtilmiştir.

7226 SAYILI KANUNLA YAPILAN DÜZENLEMENİN SÜRELERE ETKİSİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

7226 SAYILI KANUNLA YAPILAN DÜZENLEMENİN SÜRELERE ETKİSİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

Prof. Dr. Adnan DEYNEKLİ'nin 01.04.2020 Tarihli Makalesi


[b]I. YASAL DÜZENLEME[/b]
7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 26.3.2020 tarihli 31080 (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kanunun Geçici 1. maddesi hükmü şöyledir:“1-(1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvur süreleri dahil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumundaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dahil) tarihinden,
b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dahil) tarihinden,
itibaren 30/4/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibariyle, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmi Gazete’de yayımlanır.
(2) Aşağıdaki süreler bu maddenin kapsamı dışındadır:
a) Suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri.
b) 5271 sayılı Kanunda düzenlenen koruma tedbirlerine ilişkin süreler.
c) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler.
(3) 2004 sayılı Kanun ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamında;
a) İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
b) Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir,
c) Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam eder,
ç) İcra ve iflas hizmetlerinin aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınır.
(4) Durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dahil olmak üzere alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları;
a) Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kurulu,
b) İlk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve Savcılar Kurulu,
c) Adalet hizmetleri bakımından Adalet Bakanlığı,
belirler.”

[b]II. DÜZENLEMENİN KAPSAMI[/b]
Dünyanın birçok ülkesinde görülen Covid-19 salgını 11.3.2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından Pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgın hastalığın ülkemizde de görülmüş olması sebebiyle hak kayıplarını önlemek amacıyla 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde sürelerle ilgili düzenleme yapılmıştır.
1) Düzenleme Kapsamında Yer Alan Hususlar
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler de dahil bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler,
b) İdari Yargılama Usulü Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve hâkim tarafından tayin edilen süreler,
c) Arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler
d) İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tam icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler düzenleme kapsamındadır.
[b]2) İstisnalar[/b]
a) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler,
b) İcra ve İflas Kanunu ve diğer kanunlar kapsamında;
- İcra ve İflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
- Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir.
[b]III. DÜZENLEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
1) Düzenlemenin Kapsamı Yönünden Değerlendirme
[/b]
Geçici 1. maddede İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim ve icra iflas daireleri tarafından tayin edilen sürelerin, tüm icra ve iflas takiplerinin (nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç) taraf ve takip işlemlerinin, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemlerin 22.3.2020 tarihinden itibaren 30.4.2020 tarihine kadar duracağı hükme bağlanmıştır.
7226 sayılı Kanunla takipler bakımından getirilen düzenleme 2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile getirilen düzenlemeden daha geniştir. 7226 sayılı Kanun daha sonra çıktığından ve Cumhurbaşkanı kararı ile getirilen hususları da kapsadığından 7226 sayılı Kanun hükmünün uygulanması gerektiği görüşündeyim.
Düzenlemede İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlardan söz edilmiştir. 7155 sayılı Abonelik Sözleşmelerinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun düzenleme kapsamında bulunmaktadır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, kamu alacaklarının takip ve tahsil usulünü düzenleyen bir kanundur. 6183 sayılı Kanunda takibe ilişkin düzenlemeler bulunduğundan kamu alacaklarının tahsili ile ilgili talepleri de 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında sayılmalıdır.
[b]2) Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler Yönünden Değerlendirme[/b]
Belirli bir zamanın geçmesiyle üç ihtimal ortaya çıkar:
- Ya bir hak kazanılır (kazandırıcı zamanaşımı, örneğin TMK m.713)
- Ya talep hakkı düşer (düşürücü zamanaşımı)
- Ya da hakkın kendisi kaybolur (hak düşürücü süre)
Zamanaşımı, kanunun belirttiği sürelerin geçmesi ve şartların gerçekleşmesi ile bir hak kazandıran veya borcu ifa etmekten kaçınma hakkı veren bir haldir. Zamanaşımı, bir hakkın kazanılması veya kaybedilmesinde kanunun tayin ettiği sürelerin dolması anlamına gelir.
Zamanaşımı, hukukumuzda iki türlü işleve sahip olup, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan kazandırıcı zamanaşımı; bir kişi, belli bir sürenin geçmesi ile kanunda varsa şartların da gerçekleşmesi ile bazı hakların kazanılması sonucunu doğurur. Zamanaşımının diğer türü ise, kural olarak alacak hakları için söz konusu olan ve doktrinde düşürücü (iskati) zamanaşımı olarak ifade edilmektedir. Düşürücü zamanaşımı, alacak hakkının belli süre içinde kullanılmaması halinde dava ve talep edilebilme niteliğinin kaybedilmesi anlamına gelmektedir.
7226 sayılı Kanunda belirtilen zamanaşımı süresi kazandırıcı zamanaşımı değildir. Zamanaşımı, alacaklının borçluya karşı dava açma veya icra takibinde bulunma hakkını ortadan kaldırmamakta, borçluya zamanaşımı definde bulunmak suretiyle alacaklının ifa talebinin reddine neden olmaktadır.
Hak düşürücü süre, hak sahibinin belli bir süre içinde ileri sürmemesi veya yapması gerekli işlemleri yapmaması sonucunda hakkın sona ermesine neden olmaktadır.
7226 sayılı Kanunda zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin 13.3.2020 tarihinden 30.4.2020 tarihine kadar durduğu belirtilmiştir. Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibariyle, bitimine 15 gün ve daha az kalmış süreler 15 gün uzamış sayılır. Örneğin ilamsız icra takibini borçlunun itirazı 20.3.2019 tarihinde alacaklıya tebliğ edilmiş olsun. Alacaklı 20.3.2020 tarihine kadar itirazın iptali davası açması gerekir. 7226 sayılı Kanunda öngörülen 13.3.2020 – 30.4.2020 arası süre duracağından ve dava açmak için 13.3.2020 – 20.3.2020 arası 15 günden az olduğundan, 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde itirazın iptali davası açılabilir.
Aynı örnekte borçlunun itirazının 6.5.2019 tarihinde alacaklıya tebliğ edildiğini varsayalım. İtirazın iptali davasının en geç 6.5.2020 tarihinde açılması gerekir. Ancak 7226 sayılı Kanunla 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında süre durduğundan, 30.4.2020 tarihinden sonrasına eklenmesi gerekir.
Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesine göre miras üç ay içinde reddolunabilir. Murisin 15.12.2019 tarihinde öldüğünü varsayalım. Mirası red süresinin bitmesinden (15.3.2020) önceki bir tarihten (13.3.2020) itibaren hak düşürücü süre durduğundan ve red için kalan süre 15 günden az olduğundan, 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde miras reddedilebilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 158. maddesinde öngörülen altmış günlük ek sürenin bitiminin 2.4.2020 tarihi olduğunu varsayalım. Durma süresinin başladığı 13.3.2020 tarihinden 1.4.2020 tarihine kadar 15 günden fazla süre bulunduğundan durma süresinin sone erdiği tarihten itibaren 13.3.2020 – 2.4.2020 tarihleri arasında geçecek sürenin 30.4.2020 tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu durumda ek dava 30.4.2020 tarihinden itibaren 20 gün içinde açılmalıdır.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat talebini içeren davanın 30.4.2018 tarihinde açıldığını, davanın dayandığı haksız fiilin 20.3.2018 tarihinde meydana geldiğini, iki yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten başladığını varsayalım. Bu durumda ek davanın en geç 20.3.2020 tarihine kadar açılması gerekir. Ancak 7226 sayılı Kanunla zamanaşımı süreleri 13.3.2020 tarihinden itibaren durduğundan ve durma tarihinden itibaren 15 günden az süre kaldığından ek dava 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde açılabilir.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında durduğundan zamanaşımı ve hak düşürücü süreler hesaplanırken durma süresi sürenin sonuna eklenmelidir.
[b]3) İhtar, Bildirim ve İbraz Yönünden Değerlendirme[/b]
7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde bir hakkın doğumu, kullanımı ve sona ermesine neden olacak ihtar, bildirim ve ibraz sürelerinin de duracağı belirtilmiştir.
Örneğin iradesi fesada uğrayan taraf sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmezse veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşme uzamış sayılır (TBK m.39). Yanılma, aldatma, korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf sözleşme ile bağlı olmadığını bir yıl içinde karşı tarafa bildirmesi veya dava açması gerekir. Burada belirtilen bir yıllık bildirim süresinin son gününün 20.3.2020 olduğunu varsayalım. Bu durumda iradesi fesada uğrayan taraf 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmeli veya dava açmalıdır.
Çekin, keşidesinden itibaren belli bir süre geçmeden ödenmek üzere muhataba ibrazı gerekir. TTK’nın 704. maddesine göre çek, düzenlendiği yerde ödenecekse on gün, düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay, ödeneceği yerden başka bir ülkede düzenlenen veya keşide yeri ile ödeme yeri ayrı kıtalarda ise üç ay içinde ibrazı gerekir.
Çekteki ibraz süreleri hak düşürücü süredir. 
7226 sayılı Kanunla çekteki ibraz sürelerinin sonunun 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri içine denk gelmesi halinde ibraz süresinin son günü 13.3.2020 tarihinden itibaren 15 günden az ise 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün uzayacaktır. Örneğin ibraz süresi 10 gün olan çekin ibrazı için gereken süre 20.3.2020 tarihinde dolacaksa 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde ibraz edilebilir. Zira çekin süresinde ibraz edilmemesi hamilin keşideciye ve cirantalara karşı başvuru hakkını ortadan kaldırmaktadır. Bir hakkın kaybolmasına neden olan süreler 7226 sayılı Kanun kapsamında uzayacaktır.
7226 sayılı Kanunda protestodan söz edilmemiştir. Belirli bir günde, düzenleme gününden belirli bir sonra vadeli bonolarda (veya poliçelerde) ödememe protestosu, ödeme gününü takip eden iki iş günü içinde ve mesai saatlerinde çekilebilir (TTK m.714).
Ödememe protestosu görüldüğünde vadeli bonoda (ve poliçede) ise, senedin düzenlenmesinden itibaren bir yıllık süre ya da ilgililer tarafından kısaltılan veya uzatılan ibraz süresi içerisinde çekilmelidir (TTK m.704).
Protesto süreleri hak düşürücü sürelerdir. Süresinde protesto çekmeyen hamil keşideci (düzenleyen) ile ona aval verenler haricindeki müracaat borçlularına başvuru hakkını kaybeder. Görüldüğü gibi protesto çekilmemesi hak kaybına neden olduğundan, 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin protesto süreleri bakımından da uygulanması gerekir. TTK’nın 754. maddesinde kanuni veya yargısal atıfet sürelerinin istisna olduğu belirtildiğinden, 7226 sayılı Kanun olmasa bile İİK’nın 330. maddesi uyarınca çıkarılan 2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı uyarınca ödeme süresinin uzatılması söz konusu olurdu. 7226 sayılı Kanun uyarınca 13.3.2020 – 30.4.2020 arasında protesto çekilmesi gereken hallerde bu süre 30.4.2020 tarihinden itibaren uzamış sayılacaktır.
İhbar TTK’nın 723. maddesinde düzenlenmiş olup, amacı; müracaat borçlularını “ihbar edilmeme” sebebiyle doğması veya artması muhtemel zararlara karşı korumaktır. İhbar zorunlu olsa da bir yüküm olması nedeniyle yapılmamış olması başvuru hakkının kaybolması sonucunu doğurmaz.  Bu nedenle poliçe ve bono ihbarın 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında olmadığı kabul edilmelidir.
[b]4) 7226 Sayılı Kanunla Getirilen İstisnalar Yönünden Değerlendirme
a) Nafaka Alacakları
[/b]
Nafaka alacakları yönünden icra takibi başlatılabilir ve başlamış takiplere devam edilebilir.
Nafaka alacağı ile ilgili takibe devam edilmesi sonucu borçlunun bir malının satılması halinde nafaka alacaklısı ilk hacze iştirak edebilir. İştirak eden nafaka alacağı İİK’nın 206. son maddesine göre birinci sırada imtiyazlı ise satış bedelinden öncelikle pay ayrılır. Bu durumda düzenlenen sıra cetveli kesinleşmeden nafaka alacaklısına ödeme yapılması nafaka alacağının niteliğine uygun düşer. 
Mahkemece hükmedilen tedbir nafakasının ilamsız icra takibine konu edilmesi mümkündür. 
[b]b) Durma Süresi İçinde Kalan Satışlar İçin Yeniden Satış Günü Verilmesi[/b]
İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış günün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal ve haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilecektir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılacak ve ilan için ücret alınmayacaktır.
[b]c) Rızaen Yapılacak Ödemeler[/b]
Takiplerin durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilecektir. Ödemeyi borçlu veya üçüncü kişi yapabilir. Uygulamada yaşanabilecek tereddütleri gidermesi bakımından düzenleme isabetlidir.
[b]d) Diğer Taraf Lehine Olan İşlemler[/b]
Taraflardan biri (alacaklı veya borçlu) diğer taraf lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir. Örneğin alacaklı icra dosyasından borçlunun mal ve haklarına konulan hacizlerin kaldırılmasını talep edebilir.
Alacaklı borçlunun malların satışını talep edemeyeceği gibi, borçlunun kendisinin de satış talebinde bulunması mümkün değildir.
[b]e) Konkordato Mühletinin Sonuçları[/b]
Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından durma sonuçları, durma süresince devam edeceği belirtilmiştir.
Konkordato geçici mühlet, kesin mühlet sürecinde yapılması gereken işlemler; örneğin alacaklılar toplanması için ilan, alacaklıların toplanması mümkün değildir. Konkordato sürecinde yapılması gereken işlemler yapılamayacağından 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasındaki sürenin mühlet içinde olan borçlunun konkordato mühlet süresine ilave edilmesi gerekir. 
[b]f) İhtiyati Tedbirleri Tamamlayan Merasim[/b]
İhtiyati tedbiri tamamlayan merasime ilişkin süreler 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında işlemeye devam edecektir. 6100 sayılı HMK’nın 397. maddesine göre ihtiyati tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açması ve dava açtığına ilişkin belgeyi dosyaya koydurmalıdır. Aksi halde tedbir kendiliğinden kalkar.
İhtiyati haczin uygulanması (İİK m.261) ve ihtiyati haczi tamamlayan merasim (İİK m.264) ilgili süreler 23.7.2020 – 30.4.2020 tarihleri arası işlemeyecektir.
[b]5) Usûl Hukukundaki Süreler Yönünden Değerlendirme[/b]
7226 sayılı Kanun’un geçici 1. Maddesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar için öngörülen süreler ve hâkim tarafından tayin edilen sürelerin 13.3.2020 tarihinden 30.04.2020 tarihine kadar duracağı, bu sürelerin durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlayacağı hükme bağlanmıştır.
Medeni usul hukukunda süreler, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır.
Taraflar için konulmuş süreler de kanuni süreler ve hâkimin tespit ettiği süreler olarak ikiye ayrılır.
Kanunun belirlediği süreler kesindir (HMK m. 94/1). Hâkimin tespit ettiği sürelerin bazıları kanundan dolayı kesindir (Örneğin HMK m. 54/2, 115/2, 140/5).
Hakim kendi tespit ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir (HMK m. 94/2).
7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesine göre gerek taraflar için öngörülen süreler gerekse hâkimin tespit ettiği süreler 13.3.2020- 30.04.2020 tarihleri arasında duracaktır.
Cevap süresi (HMK m. 127; 317/2), dava açma süresi (HMK m. 133), cevaba cevap süresi (HMK m. 136/1), ikinci cevap süresi (HMK m. 136/2), davanın tam ıslahında dilekçe verme süresi (HMK m. 180), bilirkişi raporuna itiraz süresi (HMK m. 281/1), istinaf süresi (HMK m. 361/1) kanun tarafından belirlenmiş taraflar için öngörülen süreler kapsamında örnek olarak sayılabilir. 
Bir davada taraflar için öngörülen bu süreler 13.3.2020 tarihi itibariyle dolmamışsa süre 30.04.2020 tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Durma süresinin başladığı tarih itibariyle bitimine 15 günden az olan süreler 15 gün uzamış sayılacaktır.
Örneğin bir davada bilirkişi raporu 1.3.2020 tarihinde taraflara tebliğ edilmiş olsun. Durma süresinin başladığı 13.3.2020 tarihi itibariyle bilirkişi raporuna itiraz için 15 günden az süre kaldığından 30.4.2020 tarihinden itibaren itiraz süresinin 15 gün uzadığını kabul etmek gerekir. Zira düzenlemeden başka bir sonuç çıkarılması mümkün değildir.
Hâkimin HMK’nın 140/5. maddesi uyarınca verdiği süre iki haftalık kesin süredir. Bu süre 13.3.2020 tarihi itibariyle henüz dolmamışsa süre, 30.04.2020 tarihinden itibaren 15 gün uzamış sayılmalıdır.
[b]6) Tartışmalı Olan Konular
a) Maaş ve Ücret Haczinin Durumu
[/b]
7226 sayılı Kanun ve 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uygulanmış hacizlerin kaldırılmasına imkân vermemektedir.
Maaş ve ücret haczinin 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında yapılması mümkün değildir. Ancak daha önce yapılan hacizler nedeniyle 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında maaş kesintisi yapılmasının mümkün olup olmadığı tartışmalıdır. Maaş kesintisi bir tür muhafaza tedbiri niteliğinde olduğundan, bu süre içinde maaş kesintisinin yapılmaması gerekir.
[b]b) Haciz İhbarnamelerinin Durumu[/b]
Borçlunun üçüncü kişilerdeki taşınır mal, hak alacaklarının haczini düzenleyen İİK’nın 89. maddesi uyarınca 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında işlem yapılması mümkün değildir.
Birinci veya ikinci haciz ihbarnamesi gönderildikten sonra henüz itiraz süresi geçmeden 7226 sayılı Kanun ve 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararında öngörülen süreler durmuşsa, itiraz süresi 30.4.2020 tarihinden sonra işleyecektir. 
Üçüncü haciz ihbarnamesi tebliğ edildikten sonra menfi tespit davası açmak için öngörülen süre 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri içine denk gelirse, menfi tespit davası açma ve dava açıldığına ilişkin belge sunma süresi 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün olarak uygulanmalıdır. 
[b]c) İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte İİK’nın 150/b Maddesi Uyarınca Yapılan Bildirimin Durumu[/b]
İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan bütün takipler ve bu takiplerdeki bütün taraf ve takip işlemleri Cumhurbaşkanlığı’nın 2279 sayılı bu Kararı’nda ve 7226 sayılı Kanun’da yer alan yasaklama kapsamına girmektedir. Karar ile Kanun ile, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan bütün takiplerin durdurulmasına ve takiplerle ilgili hiçbir taraf ve takip işlemlerinin yapılmamasına karar verilmiştir.
Bu düzenlemelerin sonucu olarak, ipotekli taşınmazlarla ilgili kira bedellerinin icra dosyasına ödenmesi işlemi yasaklandığından, 22.03.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasındaki kira bedellerinin icra dosyasına değil, kiralayana ödenmesi gerekmektedir. [b]01.04.2020[/b]
[b]Prof. Dr. Adnan DEYNEKLİ ([/b]Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi)
  • Cevap Yok
  • 02-04-2020, Saat: 22:56
  • DuraN
7226 SAYILI KANUNLA YAPILAN DÜZENLEMENİN SÜRELERE ETKİSİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

Prof. Dr. Adnan DEYNEKLİ'nin 01.04.2020 Tarihli Makalesi


[b]I. YASAL DÜZENLEME[/b]
7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 26.3.2020 tarihli 31080 (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kanunun Geçici 1. maddesi hükmü şöyledir:“1-(1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvur süreleri dahil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumundaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dahil) tarihinden,
b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dahil) tarihinden,
itibaren 30/4/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibariyle, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmi Gazete’de yayımlanır.
(2) Aşağıdaki süreler bu maddenin kapsamı dışındadır:
a) Suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri.
b) 5271 sayılı Kanunda düzenlenen koruma tedbirlerine ilişkin süreler.
c) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler.
(3) 2004 sayılı Kanun ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamında;
a) İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
b) Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir,
c) Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam eder,
ç) İcra ve iflas hizmetlerinin aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınır.
(4) Durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dahil olmak üzere alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları;
a) Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kurulu,
b) İlk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve Savcılar Kurulu,
c) Adalet hizmetleri bakımından Adalet Bakanlığı,
belirler.”

[b]II. DÜZENLEMENİN KAPSAMI[/b]
Dünyanın birçok ülkesinde görülen Covid-19 salgını 11.3.2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından Pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgın hastalığın ülkemizde de görülmüş olması sebebiyle hak kayıplarını önlemek amacıyla 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde sürelerle ilgili düzenleme yapılmıştır.
1) Düzenleme Kapsamında Yer Alan Hususlar
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler de dahil bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler,
b) İdari Yargılama Usulü Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve hâkim tarafından tayin edilen süreler,
c) Arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler
d) İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tam icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler düzenleme kapsamındadır.
[b]2) İstisnalar[/b]
a) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler,
b) İcra ve İflas Kanunu ve diğer kanunlar kapsamında;
- İcra ve İflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
- Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir.
[b]III. DÜZENLEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
1) Düzenlemenin Kapsamı Yönünden Değerlendirme
[/b]
Geçici 1. maddede İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim ve icra iflas daireleri tarafından tayin edilen sürelerin, tüm icra ve iflas takiplerinin (nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç) taraf ve takip işlemlerinin, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemlerin 22.3.2020 tarihinden itibaren 30.4.2020 tarihine kadar duracağı hükme bağlanmıştır.
7226 sayılı Kanunla takipler bakımından getirilen düzenleme 2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile getirilen düzenlemeden daha geniştir. 7226 sayılı Kanun daha sonra çıktığından ve Cumhurbaşkanı kararı ile getirilen hususları da kapsadığından 7226 sayılı Kanun hükmünün uygulanması gerektiği görüşündeyim.
Düzenlemede İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlardan söz edilmiştir. 7155 sayılı Abonelik Sözleşmelerinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun düzenleme kapsamında bulunmaktadır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, kamu alacaklarının takip ve tahsil usulünü düzenleyen bir kanundur. 6183 sayılı Kanunda takibe ilişkin düzenlemeler bulunduğundan kamu alacaklarının tahsili ile ilgili talepleri de 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında sayılmalıdır.
[b]2) Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler Yönünden Değerlendirme[/b]
Belirli bir zamanın geçmesiyle üç ihtimal ortaya çıkar:
- Ya bir hak kazanılır (kazandırıcı zamanaşımı, örneğin TMK m.713)
- Ya talep hakkı düşer (düşürücü zamanaşımı)
- Ya da hakkın kendisi kaybolur (hak düşürücü süre)
Zamanaşımı, kanunun belirttiği sürelerin geçmesi ve şartların gerçekleşmesi ile bir hak kazandıran veya borcu ifa etmekten kaçınma hakkı veren bir haldir. Zamanaşımı, bir hakkın kazanılması veya kaybedilmesinde kanunun tayin ettiği sürelerin dolması anlamına gelir.
Zamanaşımı, hukukumuzda iki türlü işleve sahip olup, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan kazandırıcı zamanaşımı; bir kişi, belli bir sürenin geçmesi ile kanunda varsa şartların da gerçekleşmesi ile bazı hakların kazanılması sonucunu doğurur. Zamanaşımının diğer türü ise, kural olarak alacak hakları için söz konusu olan ve doktrinde düşürücü (iskati) zamanaşımı olarak ifade edilmektedir. Düşürücü zamanaşımı, alacak hakkının belli süre içinde kullanılmaması halinde dava ve talep edilebilme niteliğinin kaybedilmesi anlamına gelmektedir.
7226 sayılı Kanunda belirtilen zamanaşımı süresi kazandırıcı zamanaşımı değildir. Zamanaşımı, alacaklının borçluya karşı dava açma veya icra takibinde bulunma hakkını ortadan kaldırmamakta, borçluya zamanaşımı definde bulunmak suretiyle alacaklının ifa talebinin reddine neden olmaktadır.
Hak düşürücü süre, hak sahibinin belli bir süre içinde ileri sürmemesi veya yapması gerekli işlemleri yapmaması sonucunda hakkın sona ermesine neden olmaktadır.
7226 sayılı Kanunda zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin 13.3.2020 tarihinden 30.4.2020 tarihine kadar durduğu belirtilmiştir. Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibariyle, bitimine 15 gün ve daha az kalmış süreler 15 gün uzamış sayılır. Örneğin ilamsız icra takibini borçlunun itirazı 20.3.2019 tarihinde alacaklıya tebliğ edilmiş olsun. Alacaklı 20.3.2020 tarihine kadar itirazın iptali davası açması gerekir. 7226 sayılı Kanunda öngörülen 13.3.2020 – 30.4.2020 arası süre duracağından ve dava açmak için 13.3.2020 – 20.3.2020 arası 15 günden az olduğundan, 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde itirazın iptali davası açılabilir.
Aynı örnekte borçlunun itirazının 6.5.2019 tarihinde alacaklıya tebliğ edildiğini varsayalım. İtirazın iptali davasının en geç 6.5.2020 tarihinde açılması gerekir. Ancak 7226 sayılı Kanunla 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında süre durduğundan, 30.4.2020 tarihinden sonrasına eklenmesi gerekir.
Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesine göre miras üç ay içinde reddolunabilir. Murisin 15.12.2019 tarihinde öldüğünü varsayalım. Mirası red süresinin bitmesinden (15.3.2020) önceki bir tarihten (13.3.2020) itibaren hak düşürücü süre durduğundan ve red için kalan süre 15 günden az olduğundan, 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde miras reddedilebilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 158. maddesinde öngörülen altmış günlük ek sürenin bitiminin 2.4.2020 tarihi olduğunu varsayalım. Durma süresinin başladığı 13.3.2020 tarihinden 1.4.2020 tarihine kadar 15 günden fazla süre bulunduğundan durma süresinin sone erdiği tarihten itibaren 13.3.2020 – 2.4.2020 tarihleri arasında geçecek sürenin 30.4.2020 tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu durumda ek dava 30.4.2020 tarihinden itibaren 20 gün içinde açılmalıdır.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat talebini içeren davanın 30.4.2018 tarihinde açıldığını, davanın dayandığı haksız fiilin 20.3.2018 tarihinde meydana geldiğini, iki yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten başladığını varsayalım. Bu durumda ek davanın en geç 20.3.2020 tarihine kadar açılması gerekir. Ancak 7226 sayılı Kanunla zamanaşımı süreleri 13.3.2020 tarihinden itibaren durduğundan ve durma tarihinden itibaren 15 günden az süre kaldığından ek dava 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde açılabilir.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında durduğundan zamanaşımı ve hak düşürücü süreler hesaplanırken durma süresi sürenin sonuna eklenmelidir.
[b]3) İhtar, Bildirim ve İbraz Yönünden Değerlendirme[/b]
7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde bir hakkın doğumu, kullanımı ve sona ermesine neden olacak ihtar, bildirim ve ibraz sürelerinin de duracağı belirtilmiştir.
Örneğin iradesi fesada uğrayan taraf sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmezse veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşme uzamış sayılır (TBK m.39). Yanılma, aldatma, korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf sözleşme ile bağlı olmadığını bir yıl içinde karşı tarafa bildirmesi veya dava açması gerekir. Burada belirtilen bir yıllık bildirim süresinin son gününün 20.3.2020 olduğunu varsayalım. Bu durumda iradesi fesada uğrayan taraf 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmeli veya dava açmalıdır.
Çekin, keşidesinden itibaren belli bir süre geçmeden ödenmek üzere muhataba ibrazı gerekir. TTK’nın 704. maddesine göre çek, düzenlendiği yerde ödenecekse on gün, düzenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay, ödeneceği yerden başka bir ülkede düzenlenen veya keşide yeri ile ödeme yeri ayrı kıtalarda ise üç ay içinde ibrazı gerekir.
Çekteki ibraz süreleri hak düşürücü süredir. 
7226 sayılı Kanunla çekteki ibraz sürelerinin sonunun 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri içine denk gelmesi halinde ibraz süresinin son günü 13.3.2020 tarihinden itibaren 15 günden az ise 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün uzayacaktır. Örneğin ibraz süresi 10 gün olan çekin ibrazı için gereken süre 20.3.2020 tarihinde dolacaksa 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün içinde ibraz edilebilir. Zira çekin süresinde ibraz edilmemesi hamilin keşideciye ve cirantalara karşı başvuru hakkını ortadan kaldırmaktadır. Bir hakkın kaybolmasına neden olan süreler 7226 sayılı Kanun kapsamında uzayacaktır.
7226 sayılı Kanunda protestodan söz edilmemiştir. Belirli bir günde, düzenleme gününden belirli bir sonra vadeli bonolarda (veya poliçelerde) ödememe protestosu, ödeme gününü takip eden iki iş günü içinde ve mesai saatlerinde çekilebilir (TTK m.714).
Ödememe protestosu görüldüğünde vadeli bonoda (ve poliçede) ise, senedin düzenlenmesinden itibaren bir yıllık süre ya da ilgililer tarafından kısaltılan veya uzatılan ibraz süresi içerisinde çekilmelidir (TTK m.704).
Protesto süreleri hak düşürücü sürelerdir. Süresinde protesto çekmeyen hamil keşideci (düzenleyen) ile ona aval verenler haricindeki müracaat borçlularına başvuru hakkını kaybeder. Görüldüğü gibi protesto çekilmemesi hak kaybına neden olduğundan, 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin protesto süreleri bakımından da uygulanması gerekir. TTK’nın 754. maddesinde kanuni veya yargısal atıfet sürelerinin istisna olduğu belirtildiğinden, 7226 sayılı Kanun olmasa bile İİK’nın 330. maddesi uyarınca çıkarılan 2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı uyarınca ödeme süresinin uzatılması söz konusu olurdu. 7226 sayılı Kanun uyarınca 13.3.2020 – 30.4.2020 arasında protesto çekilmesi gereken hallerde bu süre 30.4.2020 tarihinden itibaren uzamış sayılacaktır.
İhbar TTK’nın 723. maddesinde düzenlenmiş olup, amacı; müracaat borçlularını “ihbar edilmeme” sebebiyle doğması veya artması muhtemel zararlara karşı korumaktır. İhbar zorunlu olsa da bir yüküm olması nedeniyle yapılmamış olması başvuru hakkının kaybolması sonucunu doğurmaz.  Bu nedenle poliçe ve bono ihbarın 7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında olmadığı kabul edilmelidir.
[b]4) 7226 Sayılı Kanunla Getirilen İstisnalar Yönünden Değerlendirme
a) Nafaka Alacakları
[/b]
Nafaka alacakları yönünden icra takibi başlatılabilir ve başlamış takiplere devam edilebilir.
Nafaka alacağı ile ilgili takibe devam edilmesi sonucu borçlunun bir malının satılması halinde nafaka alacaklısı ilk hacze iştirak edebilir. İştirak eden nafaka alacağı İİK’nın 206. son maddesine göre birinci sırada imtiyazlı ise satış bedelinden öncelikle pay ayrılır. Bu durumda düzenlenen sıra cetveli kesinleşmeden nafaka alacaklısına ödeme yapılması nafaka alacağının niteliğine uygun düşer. 
Mahkemece hükmedilen tedbir nafakasının ilamsız icra takibine konu edilmesi mümkündür. 
[b]b) Durma Süresi İçinde Kalan Satışlar İçin Yeniden Satış Günü Verilmesi[/b]
İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış günün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal ve haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilecektir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılacak ve ilan için ücret alınmayacaktır.
[b]c) Rızaen Yapılacak Ödemeler[/b]
Takiplerin durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilecektir. Ödemeyi borçlu veya üçüncü kişi yapabilir. Uygulamada yaşanabilecek tereddütleri gidermesi bakımından düzenleme isabetlidir.
[b]d) Diğer Taraf Lehine Olan İşlemler[/b]
Taraflardan biri (alacaklı veya borçlu) diğer taraf lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir. Örneğin alacaklı icra dosyasından borçlunun mal ve haklarına konulan hacizlerin kaldırılmasını talep edebilir.
Alacaklı borçlunun malların satışını talep edemeyeceği gibi, borçlunun kendisinin de satış talebinde bulunması mümkün değildir.
[b]e) Konkordato Mühletinin Sonuçları[/b]
Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından durma sonuçları, durma süresince devam edeceği belirtilmiştir.
Konkordato geçici mühlet, kesin mühlet sürecinde yapılması gereken işlemler; örneğin alacaklılar toplanması için ilan, alacaklıların toplanması mümkün değildir. Konkordato sürecinde yapılması gereken işlemler yapılamayacağından 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasındaki sürenin mühlet içinde olan borçlunun konkordato mühlet süresine ilave edilmesi gerekir. 
[b]f) İhtiyati Tedbirleri Tamamlayan Merasim[/b]
İhtiyati tedbiri tamamlayan merasime ilişkin süreler 13.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında işlemeye devam edecektir. 6100 sayılı HMK’nın 397. maddesine göre ihtiyati tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açması ve dava açtığına ilişkin belgeyi dosyaya koydurmalıdır. Aksi halde tedbir kendiliğinden kalkar.
İhtiyati haczin uygulanması (İİK m.261) ve ihtiyati haczi tamamlayan merasim (İİK m.264) ilgili süreler 23.7.2020 – 30.4.2020 tarihleri arası işlemeyecektir.
[b]5) Usûl Hukukundaki Süreler Yönünden Değerlendirme[/b]
7226 sayılı Kanun’un geçici 1. Maddesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar için öngörülen süreler ve hâkim tarafından tayin edilen sürelerin 13.3.2020 tarihinden 30.04.2020 tarihine kadar duracağı, bu sürelerin durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlayacağı hükme bağlanmıştır.
Medeni usul hukukunda süreler, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır.
Taraflar için konulmuş süreler de kanuni süreler ve hâkimin tespit ettiği süreler olarak ikiye ayrılır.
Kanunun belirlediği süreler kesindir (HMK m. 94/1). Hâkimin tespit ettiği sürelerin bazıları kanundan dolayı kesindir (Örneğin HMK m. 54/2, 115/2, 140/5).
Hakim kendi tespit ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir (HMK m. 94/2).
7226 sayılı Kanunun geçici 1. maddesine göre gerek taraflar için öngörülen süreler gerekse hâkimin tespit ettiği süreler 13.3.2020- 30.04.2020 tarihleri arasında duracaktır.
Cevap süresi (HMK m. 127; 317/2), dava açma süresi (HMK m. 133), cevaba cevap süresi (HMK m. 136/1), ikinci cevap süresi (HMK m. 136/2), davanın tam ıslahında dilekçe verme süresi (HMK m. 180), bilirkişi raporuna itiraz süresi (HMK m. 281/1), istinaf süresi (HMK m. 361/1) kanun tarafından belirlenmiş taraflar için öngörülen süreler kapsamında örnek olarak sayılabilir. 
Bir davada taraflar için öngörülen bu süreler 13.3.2020 tarihi itibariyle dolmamışsa süre 30.04.2020 tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Durma süresinin başladığı tarih itibariyle bitimine 15 günden az olan süreler 15 gün uzamış sayılacaktır.
Örneğin bir davada bilirkişi raporu 1.3.2020 tarihinde taraflara tebliğ edilmiş olsun. Durma süresinin başladığı 13.3.2020 tarihi itibariyle bilirkişi raporuna itiraz için 15 günden az süre kaldığından 30.4.2020 tarihinden itibaren itiraz süresinin 15 gün uzadığını kabul etmek gerekir. Zira düzenlemeden başka bir sonuç çıkarılması mümkün değildir.
Hâkimin HMK’nın 140/5. maddesi uyarınca verdiği süre iki haftalık kesin süredir. Bu süre 13.3.2020 tarihi itibariyle henüz dolmamışsa süre, 30.04.2020 tarihinden itibaren 15 gün uzamış sayılmalıdır.
[b]6) Tartışmalı Olan Konular
a) Maaş ve Ücret Haczinin Durumu
[/b]
7226 sayılı Kanun ve 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uygulanmış hacizlerin kaldırılmasına imkân vermemektedir.
Maaş ve ücret haczinin 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında yapılması mümkün değildir. Ancak daha önce yapılan hacizler nedeniyle 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında maaş kesintisi yapılmasının mümkün olup olmadığı tartışmalıdır. Maaş kesintisi bir tür muhafaza tedbiri niteliğinde olduğundan, bu süre içinde maaş kesintisinin yapılmaması gerekir.
[b]b) Haciz İhbarnamelerinin Durumu[/b]
Borçlunun üçüncü kişilerdeki taşınır mal, hak alacaklarının haczini düzenleyen İİK’nın 89. maddesi uyarınca 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasında işlem yapılması mümkün değildir.
Birinci veya ikinci haciz ihbarnamesi gönderildikten sonra henüz itiraz süresi geçmeden 7226 sayılı Kanun ve 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararında öngörülen süreler durmuşsa, itiraz süresi 30.4.2020 tarihinden sonra işleyecektir. 
Üçüncü haciz ihbarnamesi tebliğ edildikten sonra menfi tespit davası açmak için öngörülen süre 23.3.2020 – 30.4.2020 tarihleri içine denk gelirse, menfi tespit davası açma ve dava açıldığına ilişkin belge sunma süresi 30.4.2020 tarihinden itibaren 15 gün olarak uygulanmalıdır. 
[b]c) İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte İİK’nın 150/b Maddesi Uyarınca Yapılan Bildirimin Durumu[/b]
İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan bütün takipler ve bu takiplerdeki bütün taraf ve takip işlemleri Cumhurbaşkanlığı’nın 2279 sayılı bu Kararı’nda ve 7226 sayılı Kanun’da yer alan yasaklama kapsamına girmektedir. Karar ile Kanun ile, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan bütün takiplerin durdurulmasına ve takiplerle ilgili hiçbir taraf ve takip işlemlerinin yapılmamasına karar verilmiştir.
Bu düzenlemelerin sonucu olarak, ipotekli taşınmazlarla ilgili kira bedellerinin icra dosyasına ödenmesi işlemi yasaklandığından, 22.03.2020 – 30.4.2020 tarihleri arasındaki kira bedellerinin icra dosyasına değil, kiralayana ödenmesi gerekmektedir. [b]01.04.2020[/b]
[b]Prof. Dr. Adnan DEYNEKLİ ([/b]Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi)

İlamda belirtilen brüt tutar net miktara çevrilmeden takip yapılması -süresiz şikayet

İlamlı icra takibinde, ilama uygun faiz istenmediği ve ilamda belirlenen brüt tutarların net miktarları üzerinden takip yapılması gerekirken brüt miktarlar üzerinden takip yapılmayacağı yönündeki şikayetlerin, ilama aykırılık şikayeti niteliğinde olup, İİK'nun 16/2. maddesine göre, süresiz olarak İcra Mahkemesi'nce incelenmesi gerekeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Zübeyir Demir tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda, takibe dayanak ilamda, kıdem tazminatı, yıllık izin ücret alacağı ve genel tatil ücret alacağının brüt olarak belirtildiği, bu alacak kalemlerin net miktarlar üzerinden takibe konulması gerekmesine rağmen, yasal kesintiler yapılmadan takibe konulduğu, bu nedenle, icranın geri bırakılmasına karar verilmesinin talep edildiği,

Mahkemece, şikayetin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle, istemin reddine karar verilmesi üzerine, karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlamlı icra takibinde, ilama uygun faiz istenmediği ve ilamda belirlenen brüt tutarların net miktarları üzerinden takip yapılması gerekirken brüt miktarlar üzerinden takip yapılmayacağı yönündeki şikayetler, ilama aykırılık şikayeti niteliğinde olup, İİK'nun 16/2. maddesine göre, süresiz olarak İcra Mahkemesi'nce incelenmelidir. (HGK.nun 21.06.2000 tarih, 2000/12- 1002 sayılı karar) Mahkemece borçlu vekilinin şikayetinin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 26.02.2019 T. E: 2018/5571, K: 3005
  • Cevap Yok
  • 02-04-2020, Saat: 22:50
  • DuraN
İlamlı icra takibinde, ilama uygun faiz istenmediği ve ilamda belirlenen brüt tutarların net miktarları üzerinden takip yapılması gerekirken brüt miktarlar üzerinden takip yapılmayacağı yönündeki şikayetlerin, ilama aykırılık şikayeti niteliğinde olup, İİK'nun 16/2. maddesine göre, süresiz olarak İcra Mahkemesi'nce incelenmesi gerekeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Zübeyir Demir tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda, takibe dayanak ilamda, kıdem tazminatı, yıllık izin ücret alacağı ve genel tatil ücret alacağının brüt olarak belirtildiği, bu alacak kalemlerin net miktarlar üzerinden takibe konulması gerekmesine rağmen, yasal kesintiler yapılmadan takibe konulduğu, bu nedenle, icranın geri bırakılmasına karar verilmesinin talep edildiği,

Mahkemece, şikayetin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle, istemin reddine karar verilmesi üzerine, karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlamlı icra takibinde, ilama uygun faiz istenmediği ve ilamda belirlenen brüt tutarların net miktarları üzerinden takip yapılması gerekirken brüt miktarlar üzerinden takip yapılmayacağı yönündeki şikayetler, ilama aykırılık şikayeti niteliğinde olup, İİK'nun 16/2. maddesine göre, süresiz olarak İcra Mahkemesi'nce incelenmelidir. (HGK.nun 21.06.2000 tarih, 2000/12- 1002 sayılı karar) Mahkemece borçlu vekilinin şikayetinin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 26.02.2019 T. E: 2018/5571, K: 3005

İİDB'nin İİK 330. Madde gereğince Maaş Haczi Kesintilerine İlişkin Görüş Yazısı

İİDB'nin İİK 330. Madde gereğince Maaş Haczi Kesintilerine İlişkin Görüş Yazısı ulaşmak için eklentiye tıklayınız.


.pdf   242020192229İcra Kesintileri.pdf (Boyut: 22.76 KB / İndirilme: 0)
İİDB'nin İİK 330. Madde gereğince Maaş Haczi Kesintilerine İlişkin Görüş Yazısı ulaşmak için eklentiye tıklayınız.


.pdf   242020192229İcra Kesintileri.pdf (Boyut: 22.76 KB / İndirilme: 0)

SALGIN HASTALIK VE MÜCBİR SEBEP HALLERİNDE ULUSLARARASI ÇOCUK TESLİMİNDEN KAÇINILABİLECEĞİ

[b]YARGITAY 2. Hukuk Dairesi
2004/10536 E.
2004/11797 K.
[/b]

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü

Davacı Ç Cumhuriyet Başsavcılığı, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Vechelerine Dair Sözleşmenin 6. ve 7. maddelerine dayanarak küçük Meryem Ferdi'nin mutat meskenine iadesini istemiştir.

... ... ile ... evlenmesinden 12.12.2002'de ... ... isimli çocukları olmuştur. Eşler arasındaki çekişme sebebiyle Almanya'nın Singen Sulh Mahkemesi, anne yanında bulunan küçükle baba arasında her ayın bir, iki ve üçüncü hafta sonları Cumartesi ve Pazar günlerinde olmak üzere kişisel ilişki kurmuştur. Davalı (anne) 2003 temmuz ayında kızını mutat meskeninden ayırarak Türkiye'ye getirmiştir.

Mahkemece; küçük ana bakım şefkatine muhtaç olduğu iade edilmesi halinde fiziki ve psikolojik gelişiminin tehlikeye gireceği dikkate alınarak, sözleşmenin 13/b maddesi de gerekçe gösterilerek istek reddedilmiştir.

[b]a-Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Vechelerine Dair Sözleşmesinin 13/b maddesi son derece dar yorumlanmalıdır. Çocuğun geri verilmesi durumunda, şiddete veya tacize maruz kalacağı konusunda ciddi bir tehlikenin doğması ya da kıtlık, salgın hastalık yahut savaş hali gibi vahim hallerin bulunması halinde iadeden kaçınılması gerekir. Çocuğun çok küçük olması başlı başına isteğin reddine sebep teşkil etmez.[/b]

b-5.10.1961 tarihinde Lahey'de imzaya açılan "Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine Uygulanacak Kanuna Dair Sözleşmeye" Ülkemiz 4.1.1977 tarihinde katılmıştır. Bu sözleşmesinin 5/2. maddesinde "küçüğün eski mutat meskeninin bulunduğu devletin makamları tarafından alınmış bulunan tedbirlerin bu makamlara önceden haber vermeden kaldırılamayacağı öngörülmüştür. İade isteğinin reddi halinde Singen Sulh Hukuk Mahkemesince alınmış olan kişisel ilişkiye yönelik tedbirin infaz kabiliyeti de kalmayacaktır. Anne dürüstlük kuralına uymamıştır. Davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.10.2004 (Prş.)
  • Cevap Yok
  • 28-03-2020, Saat: 22:31
  • DuraN
[b]YARGITAY 2. Hukuk Dairesi
2004/10536 E.
2004/11797 K.
[/b]

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü

Davacı Ç Cumhuriyet Başsavcılığı, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Vechelerine Dair Sözleşmenin 6. ve 7. maddelerine dayanarak küçük Meryem Ferdi'nin mutat meskenine iadesini istemiştir.

... ... ile ... evlenmesinden 12.12.2002'de ... ... isimli çocukları olmuştur. Eşler arasındaki çekişme sebebiyle Almanya'nın Singen Sulh Mahkemesi, anne yanında bulunan küçükle baba arasında her ayın bir, iki ve üçüncü hafta sonları Cumartesi ve Pazar günlerinde olmak üzere kişisel ilişki kurmuştur. Davalı (anne) 2003 temmuz ayında kızını mutat meskeninden ayırarak Türkiye'ye getirmiştir.

Mahkemece; küçük ana bakım şefkatine muhtaç olduğu iade edilmesi halinde fiziki ve psikolojik gelişiminin tehlikeye gireceği dikkate alınarak, sözleşmenin 13/b maddesi de gerekçe gösterilerek istek reddedilmiştir.

[b]a-Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Vechelerine Dair Sözleşmesinin 13/b maddesi son derece dar yorumlanmalıdır. Çocuğun geri verilmesi durumunda, şiddete veya tacize maruz kalacağı konusunda ciddi bir tehlikenin doğması ya da kıtlık, salgın hastalık yahut savaş hali gibi vahim hallerin bulunması halinde iadeden kaçınılması gerekir. Çocuğun çok küçük olması başlı başına isteğin reddine sebep teşkil etmez.[/b]

b-5.10.1961 tarihinde Lahey'de imzaya açılan "Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine Uygulanacak Kanuna Dair Sözleşmeye" Ülkemiz 4.1.1977 tarihinde katılmıştır. Bu sözleşmesinin 5/2. maddesinde "küçüğün eski mutat meskeninin bulunduğu devletin makamları tarafından alınmış bulunan tedbirlerin bu makamlara önceden haber vermeden kaldırılamayacağı öngörülmüştür. İade isteğinin reddi halinde Singen Sulh Hukuk Mahkemesince alınmış olan kişisel ilişkiye yönelik tedbirin infaz kabiliyeti de kalmayacaktır. Anne dürüstlük kuralına uymamıştır. Davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.10.2004 (Prş.)

Usulsüz Tebligat iddiasıyla İhalenin Feshini Yalnızca Kendisine Yapılan Tebliğe Yönelik

Satış ilanı ve kıymet takdiri raporu tebligatlarının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkının, sadece kendisine tebligat yapılmayan ilgilisine ait olduğu, ihalenin feshini isteyen şikayetçi, kendisi dışındaki diğer ilgililere satış ilanının ve kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmediği hususunu ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceği gibi, mahkemece şikayetçiden başka ilgililere yapılan tebligatların usulsüz olduğu veya hiç yapılmamış olduğu gerekçe yapılarak ihalenin feshine karar verilemeyeceği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı Hikmet Taşkıran tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Hüseyin Arıkan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçiler tarafından ortaklığın giderilmesi sureti ile satış sonucu ihalesi yapılan 1230 ada 28 parsel 5 nolu bağımsız bölüme ilişkin yapılan ihalede, ihalenin feshine ilişkin sair iddialarının yanında kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmesinin usulsüz olduğu istemi ile sulh hukuk mahkemesine başvurulduğu, mahkemece davanın esastan reddine dair verilen kararın Dairemizce 30.10.2014 tarihli, 2014/21929 – 2014/25593 sayılı karar ile, ortaklığın giderilmesi ilamına dayalı olarak yapılan satışlara ilişkin ihalenin feshi davalarında alıcı ile birlikte hissedarların tamamının hasım olarak gösterilmeleri gerektiğinden bahisle bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılamada mahkemece, kıymet takdirine ilişkin raporun tüm taraflara tebliğ edilmesi ve kıymet takdiri kesinleştikten sonra satış işlemlerine başlanması gerektiği ayrıca taşınmaz açık arttırma ilanının davalı A.T.'a ihale tarihinden sonra tebliğ edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği görülmektedir.

İİK.'nun 128. maddesinde kıymet takdirine ilişkin raporun borçluya, haciz koydurmuş alacaklılara ve diğer ipotekli alacaklılara tebliğ edileceği hükmüne yer verilmiştir. Ne var ki, tebligat, sadece muhatabını ilgilendiren bir işlem olup; satış ilanının ve kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edildiği hususu ancak kendisine tebligat yapılmadığını iddia eden ilgilisi tarafından bizzat ileri sürülebilir.

Somut olayda, davacı hissedarlar kıymet takdiri tebligatının usulsüz tebliğ edildiğini iddia etmiş olmakla davacı hissedarlar vekiline kıymet takdirine ilişkin raporun 06/04/2012 tarihinde tebliğ edildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra yine davacılar davalı hissedar A.T.’a yurt dışı tebligatlarının usulsüz yapıldığını iddia etmiş olup, şikayetçi hissedarların diğer ilgililere tebligat yapılmadığı ya da usulsüz tebliğ edildiği hususunu fesih sebebi olarak ileri süremeyeceği tartışmasızdır.

O halde satış ilanı ve kıymet takdiri raporu tebligatlarının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkı, sadece kendisine tebligat yapılmayan ilgilisine aittir. İhalenin feshini isteyen şikayetçi, kendisi dışındaki diğer ilgililere satış ilanının ve kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmediği hususunu ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceği gibi, mahkemece şikayetçiden başka ilgililere yapılan tebligatların usulsüz olduğu veya hiç yapılmamış olduğu gerekçe yapılarak ihalenin feshine karar verilemez. Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle ve başkaca fesih sebebi de bulunmadığı gözetilerek ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Konya (Ereğli) Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 20/02/2018 tarih ve 2014/1120 E. - 2018/209 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 20.05.2019 T. E: 5717, K: 8602
Satış ilanı ve kıymet takdiri raporu tebligatlarının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkının, sadece kendisine tebligat yapılmayan ilgilisine ait olduğu, ihalenin feshini isteyen şikayetçi, kendisi dışındaki diğer ilgililere satış ilanının ve kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmediği hususunu ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceği gibi, mahkemece şikayetçiden başka ilgililere yapılan tebligatların usulsüz olduğu veya hiç yapılmamış olduğu gerekçe yapılarak ihalenin feshine karar verilemeyeceği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı Hikmet Taşkıran tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Hüseyin Arıkan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçiler tarafından ortaklığın giderilmesi sureti ile satış sonucu ihalesi yapılan 1230 ada 28 parsel 5 nolu bağımsız bölüme ilişkin yapılan ihalede, ihalenin feshine ilişkin sair iddialarının yanında kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmesinin usulsüz olduğu istemi ile sulh hukuk mahkemesine başvurulduğu, mahkemece davanın esastan reddine dair verilen kararın Dairemizce 30.10.2014 tarihli, 2014/21929 – 2014/25593 sayılı karar ile, ortaklığın giderilmesi ilamına dayalı olarak yapılan satışlara ilişkin ihalenin feshi davalarında alıcı ile birlikte hissedarların tamamının hasım olarak gösterilmeleri gerektiğinden bahisle bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılamada mahkemece, kıymet takdirine ilişkin raporun tüm taraflara tebliğ edilmesi ve kıymet takdiri kesinleştikten sonra satış işlemlerine başlanması gerektiği ayrıca taşınmaz açık arttırma ilanının davalı A.T.'a ihale tarihinden sonra tebliğ edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği görülmektedir.

İİK.'nun 128. maddesinde kıymet takdirine ilişkin raporun borçluya, haciz koydurmuş alacaklılara ve diğer ipotekli alacaklılara tebliğ edileceği hükmüne yer verilmiştir. Ne var ki, tebligat, sadece muhatabını ilgilendiren bir işlem olup; satış ilanının ve kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edildiği hususu ancak kendisine tebligat yapılmadığını iddia eden ilgilisi tarafından bizzat ileri sürülebilir.

Somut olayda, davacı hissedarlar kıymet takdiri tebligatının usulsüz tebliğ edildiğini iddia etmiş olmakla davacı hissedarlar vekiline kıymet takdirine ilişkin raporun 06/04/2012 tarihinde tebliğ edildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra yine davacılar davalı hissedar A.T.’a yurt dışı tebligatlarının usulsüz yapıldığını iddia etmiş olup, şikayetçi hissedarların diğer ilgililere tebligat yapılmadığı ya da usulsüz tebliğ edildiği hususunu fesih sebebi olarak ileri süremeyeceği tartışmasızdır.

O halde satış ilanı ve kıymet takdiri raporu tebligatlarının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkı, sadece kendisine tebligat yapılmayan ilgilisine aittir. İhalenin feshini isteyen şikayetçi, kendisi dışındaki diğer ilgililere satış ilanının ve kıymet takdiri raporunun tebliğ edilmediği hususunu ihalenin feshi sebebi olarak ileri süremeyeceği gibi, mahkemece şikayetçiden başka ilgililere yapılan tebligatların usulsüz olduğu veya hiç yapılmamış olduğu gerekçe yapılarak ihalenin feshine karar verilemez. Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle ve başkaca fesih sebebi de bulunmadığı gözetilerek ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Konya (Ereğli) Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 20/02/2018 tarih ve 2014/1120 E. - 2018/209 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 20.05.2019 T. E: 5717, K: 8602

Sıra cetveli- Vekâlet ücretine rüçhaniyet hakkı tanınırken tartışılan ilkeler-

Avukatın sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına haiz olduğu- Rüçhan hakkının "vekaletnamenin düzenlenme tarihine" göre, vekaletname umumi ise, iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvurma tarihine göre sıra alacağı- Başlatılan ilamlı takipte, şikayetçi, "alacaklı vekili" olarak borçlu iş sahibini temsil ettiğinden, şikayetçinin, iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvuru tarihinin, şikayet olunanların haczinden önce olduğundan şikayet olunan alacaklılara 1. ve 2. sırada yer verilmesinin hatalı olduğu, mahkemece Avukatlık Kanunu mad. 164/2 kapsamındaki sınırlar kapsamında kalmak kaydıyla, şikayetçinin alacağının rüçhanlı olduğu gözetilerek sıra cetvelinin düzenlenmesi gerektiği-

Taraflar arasındaki şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

- K A R A R -

Şikayetçi; ..15. İcra Md. 2013/... Esas sayılı dosyada yapılan sıra cetvelinde haciz tarihlerine göre sıralama yapıldığında avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanan alacağının rüçhanlı alacak olmasına rağmen rüçhaniyet gözetilmeden hatalı ve hukuka aykırı olarak 3. Sıraya yazıldığını, alacağının çalışması sonucunda kazanılan bir alacak olduğunu, Avukatlık Yasası'nın 166/2 mad. uyarınca rüçhan hakkına sahip olduğunu ileri sürerek sıra cetveline itirazın kabulüne, 1. sıraya alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Şikayet olunanlar vekili, şikayetin reddini istemiştir.

Mahkemece iddia savunma ve dosya kapsamında; A.K. 166/2 mad. uyarınca avukat ile taraf arasında yapılan ve mahkemece belirlenmeyen sözleşmece kararlaştırılan avukatlık ücretinin rüçhanlı alacak olduğunu, sıra cetvelinin hukuka aykırı düzenlendiği gerekçesiyle şikayetin kabulüyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.

Kararı şikayet olunanlar vekili temyiz etmiştir.

Avukatlık Kanunu'nun 166/2. maddesine göre avukat sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına haizdir. Rüçhan hakkı vekaletnamenin düzenlenme tarihine göre, vekaletname umumi ise iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvurma tarihine göre sıra alır. Dairemizin istikrar kazanan uygulaması da bu yöndedir (Dairemiz'in 11.07.2013 tarihli ve 2013/3893 – 4893 sayılı ilamı).

Somut olayda, şikayetçi, ilama dayanan dava dosyasında vekil olarak davayı takip etmiş ve lehine yasal sınırlar içinde ücreti vekalet takdir edilmiştir. Başlatılan ilamlı takipte ise şikayetçinin alacaklı vekili olarak borçlu iş sahibini temsil ettiği gözetildiğinde, şikayetçinin iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvuru tarihi, şikayet olunanların haczinden önce olduğundan şikayet olunan alacaklılara 1. ve 2. sırada yer verilmesi doğru değildir. Mahkemeninde kabulü de bu yöndedir. Fakat mahkemece Avukatlık Kanunu'nun 164/2. maddesi kapsamındaki sınırlar kapsamında kalmak kaydıyla, şikayetçinin alacağının rüçhanlı olduğu gözetilerek, sıra cetvelinin düzenlenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile vekalet sözleşmesindeki miktar üzerinden şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunanlar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayet olunanlar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

[b]Mahmut COŞKUN ve Fatma AKYÜZ'ün KARŞI OYU:[/b]

Avukatlık ücreti, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın yüzde yirmi beşini aşmayacak şekilde kararlaştırılabilir. Ancak, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Avukatlık ücretinin taraflar arasında ihtilaflı olduğu ve ihtilaf mahkemeye intikal ettiği hallerde; mahkeme, asgari ücret tarifesinin altında olmamak koşuluyla davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki dava konusunun değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktarı avukatlık ücreti olarak belirler. 

Mahkemenin tarifeye göre karşı tarafa yüklediği vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.(Av.K.m.164)

Avukat, sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkını haizdir. Rüçhan hakkı, vekaletnamenin düzenlenme tarihine, vekaletname umumi ise iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi baş vurma tarihine göre sıra alır.(Av.K.m.166/2)

Sıra cetveli yapılırken, kural olarak cetvele alınacak alacağın önceliğinin olmadığı kabul edilir. Bir alacağın “öncelikli” olduğunun kabul edilebilmesi için açıkça kanunda belirtilmiş olması gerekir. Avukatlık Kanunu'nun 166/2. fıkrasında “sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretin” sıra cetvelinde öncelikli olarak yer alacağı belirtilmiştir. Avukatlık Kanunu avukatın emeğinin karşılığı olarak tek vekâlet ücreti öngörmüştür. Kanunun tek vekalet ücretinin miktarını mahkeme “davanın lehe sonuçlanması halinde, asgari ücret tarifesinin altında olmamak koşuluyla davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki dava konusunun değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar” olarak takdir edecektir.(Av.K. md. 164) Taraflar mahkemenin tayin ve taktir edeceği azami % 20 nin üstünde olarak dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın yüzde yirmi beşini aşmayacak şekilde bir ücret kararlaştırılabilir. 

Av.K.nun 166/2. fıkrasında “sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretin” cümlesinde “veya” bağlacı kullanılmayarak “ve” bağlacının kullanılması dahi tarafların, mahkemenin takdir ettiği ücretin üstünde bir ücret kararlaştırmaları halinde, bu ücretin afaki olacağı, üçüncü kişilerin hakkını etkileyeceği dolayısıyla taraflar arasında kararlaştırılan ücretin sıra cetvelinde öncelikli olabilmesi için, ilamda asıl edimin eklentisi olarak ya da konusu vekalet ücreti olan bir davada ilama bağlanmış olması gerektiği düşünülerek bilinçli olarak tercih edilen bir bağlaçtır.

Kanun hükmü böyle yorumlanıp uygulanmadığı taktirde, hukuki güvenlik zafiyete uğrayacak ve çözümsüz olaylar ortaya çıkacaktır. Şöyle ki; avukatlık sözleşmesinin dava açılmadan önce yapılması mümkündür. Av.K. nın 164. maddesinde “Avukatlık ücretinin, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın yüzde yirmi beşini aşmayacak şekilde kararlaştırılabileceği” belirtildiğine göre; taraflar 100.000 TL lik bir dava için % 25 (yani 25.000 TL) vekalet ücreti kararlaştırmış olmalarına rağmen dava sonunda 10.000 TL ye hükmedilmesi ve bu meblağla ilgili sıra cetveli yapılması halinde, sıra cetveline konu paranın tamamı, rüçhaniyeti olan vekalet ücretini karşılamayacaktır. Keza, her sıra cetveli yapılma aşamasında diğer alacaklıları zarara uğratmak için üst sınır olan % 25 oranında bir sözleşme yapılıp icra dairesine sunulacak veya taraflar arasında gerçek sözleşme sunulmayarak üst sınırdan muvazaalı olarak düzenlenen vekalet sözleşmesi icra dairesine sunularak hacze iştirak eden diğer alacaklıların önünde cetvelde yer alınacaktır. Kanun koyucunun izah edilen veya benzeri örnekleri arzuladığını kabul etmek mümkün değildir.

Somut olayda müştekinin vekâlet ücretine rüçhaniyet hakkı tanınırken yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde işlem yapılması gerekirken Av.Kanunu”nun 164/2. fıkrası çerçevesinde rüçhaniyetin olduğuna dair Dairemizin Sayın çoğunluğunun kararına gerekçe açısından katılmadığımızdan ve bozmanın yukarıda izah ettiğimiz gerekçelerle yapılması gerektiğinden bozma kararına gerekçe açısından muhalifiz.

23. HD. 25.11.2019 T. E: 2016/5106, K: 4870
  • Cevap Yok
  • 28-03-2020, Saat: 13:16
  • DuraN
Avukatın sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına haiz olduğu- Rüçhan hakkının "vekaletnamenin düzenlenme tarihine" göre, vekaletname umumi ise, iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvurma tarihine göre sıra alacağı- Başlatılan ilamlı takipte, şikayetçi, "alacaklı vekili" olarak borçlu iş sahibini temsil ettiğinden, şikayetçinin, iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvuru tarihinin, şikayet olunanların haczinden önce olduğundan şikayet olunan alacaklılara 1. ve 2. sırada yer verilmesinin hatalı olduğu, mahkemece Avukatlık Kanunu mad. 164/2 kapsamındaki sınırlar kapsamında kalmak kaydıyla, şikayetçinin alacağının rüçhanlı olduğu gözetilerek sıra cetvelinin düzenlenmesi gerektiği-

Taraflar arasındaki şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

- K A R A R -

Şikayetçi; ..15. İcra Md. 2013/... Esas sayılı dosyada yapılan sıra cetvelinde haciz tarihlerine göre sıralama yapıldığında avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanan alacağının rüçhanlı alacak olmasına rağmen rüçhaniyet gözetilmeden hatalı ve hukuka aykırı olarak 3. Sıraya yazıldığını, alacağının çalışması sonucunda kazanılan bir alacak olduğunu, Avukatlık Yasası'nın 166/2 mad. uyarınca rüçhan hakkına sahip olduğunu ileri sürerek sıra cetveline itirazın kabulüne, 1. sıraya alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Şikayet olunanlar vekili, şikayetin reddini istemiştir.

Mahkemece iddia savunma ve dosya kapsamında; A.K. 166/2 mad. uyarınca avukat ile taraf arasında yapılan ve mahkemece belirlenmeyen sözleşmece kararlaştırılan avukatlık ücretinin rüçhanlı alacak olduğunu, sıra cetvelinin hukuka aykırı düzenlendiği gerekçesiyle şikayetin kabulüyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.

Kararı şikayet olunanlar vekili temyiz etmiştir.

Avukatlık Kanunu'nun 166/2. maddesine göre avukat sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına haizdir. Rüçhan hakkı vekaletnamenin düzenlenme tarihine göre, vekaletname umumi ise iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvurma tarihine göre sıra alır. Dairemizin istikrar kazanan uygulaması da bu yöndedir (Dairemiz'in 11.07.2013 tarihli ve 2013/3893 – 4893 sayılı ilamı).

Somut olayda, şikayetçi, ilama dayanan dava dosyasında vekil olarak davayı takip etmiş ve lehine yasal sınırlar içinde ücreti vekalet takdir edilmiştir. Başlatılan ilamlı takipte ise şikayetçinin alacaklı vekili olarak borçlu iş sahibini temsil ettiği gözetildiğinde, şikayetçinin iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvuru tarihi, şikayet olunanların haczinden önce olduğundan şikayet olunan alacaklılara 1. ve 2. sırada yer verilmesi doğru değildir. Mahkemeninde kabulü de bu yöndedir. Fakat mahkemece Avukatlık Kanunu'nun 164/2. maddesi kapsamındaki sınırlar kapsamında kalmak kaydıyla, şikayetçinin alacağının rüçhanlı olduğu gözetilerek, sıra cetvelinin düzenlenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile vekalet sözleşmesindeki miktar üzerinden şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunanlar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayet olunanlar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

[b]Mahmut COŞKUN ve Fatma AKYÜZ'ün KARŞI OYU:[/b]

Avukatlık ücreti, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın yüzde yirmi beşini aşmayacak şekilde kararlaştırılabilir. Ancak, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Avukatlık ücretinin taraflar arasında ihtilaflı olduğu ve ihtilaf mahkemeye intikal ettiği hallerde; mahkeme, asgari ücret tarifesinin altında olmamak koşuluyla davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki dava konusunun değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktarı avukatlık ücreti olarak belirler. 

Mahkemenin tarifeye göre karşı tarafa yüklediği vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.(Av.K.m.164)

Avukat, sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkını haizdir. Rüçhan hakkı, vekaletnamenin düzenlenme tarihine, vekaletname umumi ise iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi baş vurma tarihine göre sıra alır.(Av.K.m.166/2)

Sıra cetveli yapılırken, kural olarak cetvele alınacak alacağın önceliğinin olmadığı kabul edilir. Bir alacağın “öncelikli” olduğunun kabul edilebilmesi için açıkça kanunda belirtilmiş olması gerekir. Avukatlık Kanunu'nun 166/2. fıkrasında “sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretin” sıra cetvelinde öncelikli olarak yer alacağı belirtilmiştir. Avukatlık Kanunu avukatın emeğinin karşılığı olarak tek vekâlet ücreti öngörmüştür. Kanunun tek vekalet ücretinin miktarını mahkeme “davanın lehe sonuçlanması halinde, asgari ücret tarifesinin altında olmamak koşuluyla davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki dava konusunun değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar” olarak takdir edecektir.(Av.K. md. 164) Taraflar mahkemenin tayin ve taktir edeceği azami % 20 nin üstünde olarak dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın yüzde yirmi beşini aşmayacak şekilde bir ücret kararlaştırılabilir. 

Av.K.nun 166/2. fıkrasında “sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretin” cümlesinde “veya” bağlacı kullanılmayarak “ve” bağlacının kullanılması dahi tarafların, mahkemenin takdir ettiği ücretin üstünde bir ücret kararlaştırmaları halinde, bu ücretin afaki olacağı, üçüncü kişilerin hakkını etkileyeceği dolayısıyla taraflar arasında kararlaştırılan ücretin sıra cetvelinde öncelikli olabilmesi için, ilamda asıl edimin eklentisi olarak ya da konusu vekalet ücreti olan bir davada ilama bağlanmış olması gerektiği düşünülerek bilinçli olarak tercih edilen bir bağlaçtır.

Kanun hükmü böyle yorumlanıp uygulanmadığı taktirde, hukuki güvenlik zafiyete uğrayacak ve çözümsüz olaylar ortaya çıkacaktır. Şöyle ki; avukatlık sözleşmesinin dava açılmadan önce yapılması mümkündür. Av.K. nın 164. maddesinde “Avukatlık ücretinin, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın yüzde yirmi beşini aşmayacak şekilde kararlaştırılabileceği” belirtildiğine göre; taraflar 100.000 TL lik bir dava için % 25 (yani 25.000 TL) vekalet ücreti kararlaştırmış olmalarına rağmen dava sonunda 10.000 TL ye hükmedilmesi ve bu meblağla ilgili sıra cetveli yapılması halinde, sıra cetveline konu paranın tamamı, rüçhaniyeti olan vekalet ücretini karşılamayacaktır. Keza, her sıra cetveli yapılma aşamasında diğer alacaklıları zarara uğratmak için üst sınır olan % 25 oranında bir sözleşme yapılıp icra dairesine sunulacak veya taraflar arasında gerçek sözleşme sunulmayarak üst sınırdan muvazaalı olarak düzenlenen vekalet sözleşmesi icra dairesine sunularak hacze iştirak eden diğer alacaklıların önünde cetvelde yer alınacaktır. Kanun koyucunun izah edilen veya benzeri örnekleri arzuladığını kabul etmek mümkün değildir.

Somut olayda müştekinin vekâlet ücretine rüçhaniyet hakkı tanınırken yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde işlem yapılması gerekirken Av.Kanunu”nun 164/2. fıkrası çerçevesinde rüçhaniyetin olduğuna dair Dairemizin Sayın çoğunluğunun kararına gerekçe açısından katılmadığımızdan ve bozmanın yukarıda izah ettiğimiz gerekçelerle yapılması gerektiğinden bozma kararına gerekçe açısından muhalifiz.

23. HD. 25.11.2019 T. E: 2016/5106, K: 4870

DAVADAN FERAGAT İLE DAVANIN GERİ ALINMASI ARASINDAKİ FARK

[b]T.C.[/b]

[b]YARGITAY[/b]

[b]17.HUKUK DAİRESİ[/b]

[b]ESAS NO:2015/12284[/b]

[b]KARAR NO:2018/6018[/b]

[b]KARAR TARİHİ: 18/06/2018[/b]

[b]MAHKEMESİ : Ticaret Mahkemesi[/b]

[b]>DAVADAN FERAGAT İLE DAVANIN GERİ ALINMASI ARASINDAKİ FARK[/b]
Taraflar arasındaki, ölümlü trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine ilişkin verilen hüküm, davacılar vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
[b]KARAR[/b]
[b]Davacılar vekili, [/b]davalının trafik sigortacısı olduğu aracı sevk ve idare eden davacıların eşi/ babası ...'ın karıştığı kazada öldüğünü, davacıların ölenin desteğinden yoksun kaldığını, davalı aleyhine daha önce açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL. destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
[b]Davalı vekili,[/b] davacı tarafın ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas sayılı dosyasında açtığı davadan vazgeçtiğini ve davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, kesin hüküm nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla poliçe limitiyle sınırlı biçimde zarardan sorumlu olduklarını, davacılar murisi kazada tam kusurlu olduğu için de davacıların tazminat talep hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
[b]Mahkemece,[/b] iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas- 2013/1086 Karar sayılı dava dosyasında, davacılar vekili davadan feragat ettiğinden davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, tarafları ve konusu aynı olan dava hakkında daha önceden kesin hüküm bulunduğundan, HMK'nun 115/2. maddesi gereği davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle, ölenin yakınlarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi gereği, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Davacı tarafça daha önce ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas sayılı dosyasında açılan davada, davacılar vekili tarafından verilen ve eldeki dava bakımından mahkemenin davadan feragat olarak nitelediği beyan dilekçesinin verildiği tarih ve eldeki davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307/1. maddesi feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir denilmek suretiyle, davadan feragat tanımlanmıştır. Anılan Kanun'un 123/1. maddesinde ise davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir denilerek davanın geri alınması müessesesi düzenlenmiştir.
Davaya son veren taraf işlemlerinden olan davadan feragat ile davanın geri alınması, mahiyeti ve sonuçları itibariyle birbirinden farklı kavramlardır. Davanın geri alınması, ileride tekrar dava açabilme hakkını saklı tutarak davanın takibinden vazgeçilmesi olup burada, davacı talep ettiği haktan (talep sonucundan) feragat etmemektedir. Davadan feragat ise, talep edilen haktan, talep sonucundan vazgeçmektir. Davadan feragat davalının rızasına (muvafakatına) bağlı olmadığı halde, davacının davasını geri alabilmesi için davalının rızası şarttır. Davadan feragat halinde, feragat edilen hak ileride tekrar dava konusu yapılamaz ve yapılır ise mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verilir. Davanın geri alınması durumunda ise, geri alınan dava ileride tekrar açılabilir.
İfade edildiği üzere, davadan feragat ile davanın geri alınmasının hukuki sonuçlarının birbirinden çok farklı olduğu dikkate alınmak suretiyle, davacı tarafın hangi tabirleri kullandığından ziyade, davacının amacının (maksadının) davaya konu haktan (talep sonucundan) vazgeçmek mi yoksa davasını ileride tekrar açabilme hakkını saklı tutarak davasını geri almak mı olduğu dikkatlice incelenmeli ve davacı tarafın beyanı yorumlanmalıdır.
Mahkemece, feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve eldeki dava bakımından kesin hüküm teşkil ettiği kabul edilen, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas- 2013/1086 Karar sayılı dosyasına davacı tarafça sunulan 10.09.2013 tarihli dilekçede aynı dava ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde derdest olduğundan davaya orada devam edeceğiz ve işbu davadan feragat ediyoruz ifadelerine yer verildiği görülmektedir. Anılan davada, mahkeme tarafından da davacılar vekilinin beyan dilekçesi ile davayı takip etmekten vazgeçtiği anlaşıldığından, davanın vazgeçme nedeniyle reddine şeklinde hüküm tesis edilmiş ve bu hüküm temyiz edilmeksizin 19.02.2014 tarihinde kesinleşmiştir. İşbu davada davacılar vekilinin beyan dilekçesi içeriğine göre, eldeki davaya konu edilen destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin hakkın özünden vazgeçme iradesinin bulunmadığı, sadece davaya başka yer mahkemesinde devam edebilmek için davasını geri aldığı izahtan vareste olup davacı tarafın hakkın özünden vazgeçmesi sözkonusu olmadığından, davadan feragat ettiğinden bahsedilemez. Kaldı ki ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından da feragat nedeniyle davanın reddine dair verilmiş bir karar söz konusu değildir.
[b]Bu durumda mahkemece;[/b] davacı tarafın eldeki davaya konu tazminat talebi için daha önce açtığı davadaki beyanının hakkın özünden vazgeçme mahiyetinde olmadığı ve feragatin söz konusu olmadığı; önceki dava kapsamında sunulan beyanın, ancak davanın geri alınması iradesini yansıtan bir beyan olarak kabul edilebileceği; davacı tarafın, önceki davada hakkın özünden feragati sözkonusu olmadığı için de aynı tazminat alacağı için yeniden dava açma hakkının bulunduğu hususları dikkate alınmak suretiyle, davanın esası hakkında inceleme yapılıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
[b]SONUÇ:[/b] Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün[b] BOZULMASINA;[/b] peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 18/06/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 26-03-2020, Saat: 22:09
  • DuraN
[b]T.C.[/b]

[b]YARGITAY[/b]

[b]17.HUKUK DAİRESİ[/b]

[b]ESAS NO:2015/12284[/b]

[b]KARAR NO:2018/6018[/b]

[b]KARAR TARİHİ: 18/06/2018[/b]

[b]MAHKEMESİ : Ticaret Mahkemesi[/b]

[b]>DAVADAN FERAGAT İLE DAVANIN GERİ ALINMASI ARASINDAKİ FARK[/b]
Taraflar arasındaki, ölümlü trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine ilişkin verilen hüküm, davacılar vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
[b]KARAR[/b]
[b]Davacılar vekili, [/b]davalının trafik sigortacısı olduğu aracı sevk ve idare eden davacıların eşi/ babası ...'ın karıştığı kazada öldüğünü, davacıların ölenin desteğinden yoksun kaldığını, davalı aleyhine daha önce açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL. destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
[b]Davalı vekili,[/b] davacı tarafın ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas sayılı dosyasında açtığı davadan vazgeçtiğini ve davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, kesin hüküm nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla poliçe limitiyle sınırlı biçimde zarardan sorumlu olduklarını, davacılar murisi kazada tam kusurlu olduğu için de davacıların tazminat talep hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
[b]Mahkemece,[/b] iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas- 2013/1086 Karar sayılı dava dosyasında, davacılar vekili davadan feragat ettiğinden davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, tarafları ve konusu aynı olan dava hakkında daha önceden kesin hüküm bulunduğundan, HMK'nun 115/2. maddesi gereği davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle, ölenin yakınlarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi gereği, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Davacı tarafça daha önce ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas sayılı dosyasında açılan davada, davacılar vekili tarafından verilen ve eldeki dava bakımından mahkemenin davadan feragat olarak nitelediği beyan dilekçesinin verildiği tarih ve eldeki davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307/1. maddesi feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir denilmek suretiyle, davadan feragat tanımlanmıştır. Anılan Kanun'un 123/1. maddesinde ise davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir denilerek davanın geri alınması müessesesi düzenlenmiştir.
Davaya son veren taraf işlemlerinden olan davadan feragat ile davanın geri alınması, mahiyeti ve sonuçları itibariyle birbirinden farklı kavramlardır. Davanın geri alınması, ileride tekrar dava açabilme hakkını saklı tutarak davanın takibinden vazgeçilmesi olup burada, davacı talep ettiği haktan (talep sonucundan) feragat etmemektedir. Davadan feragat ise, talep edilen haktan, talep sonucundan vazgeçmektir. Davadan feragat davalının rızasına (muvafakatına) bağlı olmadığı halde, davacının davasını geri alabilmesi için davalının rızası şarttır. Davadan feragat halinde, feragat edilen hak ileride tekrar dava konusu yapılamaz ve yapılır ise mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verilir. Davanın geri alınması durumunda ise, geri alınan dava ileride tekrar açılabilir.
İfade edildiği üzere, davadan feragat ile davanın geri alınmasının hukuki sonuçlarının birbirinden çok farklı olduğu dikkate alınmak suretiyle, davacı tarafın hangi tabirleri kullandığından ziyade, davacının amacının (maksadının) davaya konu haktan (talep sonucundan) vazgeçmek mi yoksa davasını ileride tekrar açabilme hakkını saklı tutarak davasını geri almak mı olduğu dikkatlice incelenmeli ve davacı tarafın beyanı yorumlanmalıdır.
Mahkemece, feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve eldeki dava bakımından kesin hüküm teşkil ettiği kabul edilen, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/1048 Esas- 2013/1086 Karar sayılı dosyasına davacı tarafça sunulan 10.09.2013 tarihli dilekçede aynı dava ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde derdest olduğundan davaya orada devam edeceğiz ve işbu davadan feragat ediyoruz ifadelerine yer verildiği görülmektedir. Anılan davada, mahkeme tarafından da davacılar vekilinin beyan dilekçesi ile davayı takip etmekten vazgeçtiği anlaşıldığından, davanın vazgeçme nedeniyle reddine şeklinde hüküm tesis edilmiş ve bu hüküm temyiz edilmeksizin 19.02.2014 tarihinde kesinleşmiştir. İşbu davada davacılar vekilinin beyan dilekçesi içeriğine göre, eldeki davaya konu edilen destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin hakkın özünden vazgeçme iradesinin bulunmadığı, sadece davaya başka yer mahkemesinde devam edebilmek için davasını geri aldığı izahtan vareste olup davacı tarafın hakkın özünden vazgeçmesi sözkonusu olmadığından, davadan feragat ettiğinden bahsedilemez. Kaldı ki ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından da feragat nedeniyle davanın reddine dair verilmiş bir karar söz konusu değildir.
[b]Bu durumda mahkemece;[/b] davacı tarafın eldeki davaya konu tazminat talebi için daha önce açtığı davadaki beyanının hakkın özünden vazgeçme mahiyetinde olmadığı ve feragatin söz konusu olmadığı; önceki dava kapsamında sunulan beyanın, ancak davanın geri alınması iradesini yansıtan bir beyan olarak kabul edilebileceği; davacı tarafın, önceki davada hakkın özünden feragati sözkonusu olmadığı için de aynı tazminat alacağı için yeniden dava açma hakkının bulunduğu hususları dikkate alınmak suretiyle, davanın esası hakkında inceleme yapılıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
[b]SONUÇ:[/b] Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün[b] BOZULMASINA;[/b] peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 18/06/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

COVİD-19 Salgın Hastalığı Nedeniyle Hukuktaki Sürelere İlişkin Kanun

26 Mart 2020 PERŞEMBE
[b]Resmî Gazete[/b]
Sayı : 31080 [b](Mükerrer)[/b]
[b]KANUN[/b]
[b]BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN[/b]
[b][b]Kanun No. 7226                                                                                             Kabul Tarihi: 25/3/2020[/b][/b]
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.
(2) Aşağıdaki süreler bu maddenin kapsamı dışındadır:
a) Suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri.
b) 5271 sayılı Kanunda düzenlenen koruma tedbirlerine ilişkin süreler.
c) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler.
(3) 2004 sayılı Kanun ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamında;
a) İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
b) Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir,
c) Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam eder,
ç) İcra ve iflas hizmetlerinin aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınır.
(4) Durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dâhil olmak üzere alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları;
a) Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kurulu,
b) İlk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve Savcılar Kurulu,
c) Adalet hizmetleri bakımından Adalet Bakanlığı,
belirler.”
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) 1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.
MADDE 52 – (1) Bu Kanunun;
a) 2 nci, 15 inci ve 29 uncu maddeleri 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
b) 16 ncı ve 17 nci maddeleri 31/12/2019 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
c) 33 üncü ve 34 üncü maddeleri 1/1/2021 tarihinde,
ç) 41 inci maddesi 29/2/2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
d) 44 üncü ve 45 inci maddeleri yayımı tarihini takip eden ayın başında,
e) 47 nci maddesi 2020 yılı Nisan ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
f) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
MADDE 53 – (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
26/3/2020
26 Mart 2020 PERŞEMBE
[b]Resmî Gazete[/b]
Sayı : 31080 [b](Mükerrer)[/b]
[b]KANUN[/b]
[b]BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN[/b]
[b][b]Kanun No. 7226                                                                                             Kabul Tarihi: 25/3/2020[/b][/b]
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,
itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.
(2) Aşağıdaki süreler bu maddenin kapsamı dışındadır:
a) Suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri.
b) 5271 sayılı Kanunda düzenlenen koruma tedbirlerine ilişkin süreler.
c) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler.
(3) 2004 sayılı Kanun ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamında;
a) İcra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,
b) Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilir,
c) Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam eder,
ç) İcra ve iflas hizmetlerinin aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınır.
(4) Durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dâhil olmak üzere alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları;
a) Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kurulu,
b) İlk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve Savcılar Kurulu,
c) Adalet hizmetleri bakımından Adalet Bakanlığı,
belirler.”
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) 1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.
MADDE 52 – (1) Bu Kanunun;
a) 2 nci, 15 inci ve 29 uncu maddeleri 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
b) 16 ncı ve 17 nci maddeleri 31/12/2019 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
c) 33 üncü ve 34 üncü maddeleri 1/1/2021 tarihinde,
ç) 41 inci maddesi 29/2/2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
d) 44 üncü ve 45 inci maddeleri yayımı tarihini takip eden ayın başında,
e) 47 nci maddesi 2020 yılı Nisan ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
f) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
MADDE 53 – (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
26/3/2020

İhtiyati Haczin Sıra Cetvelinde Yeri

İhtiyati Haczin Sıra Cetvelinde Yeri
Sıra cetveli düzenlenirken ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihlerine bakılacağı- İhtiyati haczin kesinleşmesi için tebliğden itibaren itiraz süresinin, kambiyo senetlerine mahsus takipte ise ödeme süresinin geçirilmesi gerektiği- İhtiyati hacizlerin kendi aralarında önce veya sonra konulmuş olmalarının sonuç doğurmayacağı, ilk kesin haciz ya da ilk kesinleşen ihtiyati haciz ile buna iştirak edebilecek hacizlerin belirlenerek, sıra cetvelinin bu hacizlerin tarihleri ve oluşan usulî müktesep haklar da dikkate alınarak düzenlenmesi gerektiği- Sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesinin, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırarak icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olduğu, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, yani, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi gerektiği- İptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerektiği-

Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.


Asıl ve birleşen dosyalarda şikayetçi vekilleri Samsun 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/8952 E. sayılı dosyasından hazırlanan sıra cetvelinin hatalı olduğunu 1. Sırada yer verilen alacaklının takibinin kesinleşme tarihinin hatalı yazıldığını, ilk kesinleşen haczin kendilerine ait alacak dosyalarının haczi olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile ödemenin alacaklı oldukları icra dosyalarına yapılmasını talep ve şikayet etmişlerdir.


Asıl ve birleşen dosyada şikayet olunan vekili, sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu savunarak şikayetin reddini istemiştir.


Mahkemece iddia savunma ve dosya kapsamına göre, İcra dosyasında sıra cetveli yapılmadığı, her iki davanın icra müdürlüğünce sıra cetveli yapılmadan ödeme yapılması işleminin iptali ile ilgili olduğu, anlaşılmakla, sıra cetveli yapılmasına ilişkin her bir davacı alacağının ilk sıraya alınarak taraflarına ödeme yapılması, olmadığı taktirde H.. Bankası ile ilk sıra alacağının garameten paylaştırılması için davaların kabulüne, işlemin iptaline, karar verilmiştir.


Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.


1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan vekilinin tüm asıl dosyada şikayetçi A...bank T.A.Ş vekili ve Birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.


2-Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. Samsun 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/8952 E. sayılı dosyasından sıra cetvelinin düzenlenmiş olduğu ve şikayetin konusunun sıra cetveline itiraz olmasına rağmen mahkemece dosyada sıra cetveli yapılmadan ödeme yapıldığı gerekçesi ile şikayetin konusu memur işlemenin iptali şeklinde yorumlanarak hüküm tesisi hatalı olmuştur.


3-Şikayet olunan İ.. Elektrik Müh. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin ihtiyati haciz tarihinin 07.11.2012 olduğu ödeme emrinin 09.01.2013 te tebliğ edildiği, asıl davada şikayetçi A...bank T.A.Ş’nin ihtiyati haciz tarihinin 09.11.2012 olduğu ödeme emrinin 14.11.2012 de tebliğ edildiği , birleşen dava şikayetçi H..bankası A.Ş.’nin ihtiyati haczinin 07.11.2012 olduğu ödeme emrinin 22.11.2012 de tebliğ edildiği dosya kapsamında anlaşılmıştır. Sıra cetveli düzenlenirken ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihlerine bakılır. İhtiyati haczin kesinleşmesi için tebliğden itibaren itiraz süresinin, kambiyo senetlerine mahsus takipte ise ödeme süresinin geçirilmesi gerekir. İhtiyati hacizlerin kendi aralarında önce veya sonra konulmuş olmaları, sonuç doğurmaz. Bu durumda İcra Mahkemesi'nce ilk kesin haciz ya da ilk kesinleşen ihtiyati haciz ile buna iştirak edebilecek hacizler belirlenmeli, sıra cetveli bu hacizlerin tarihleri ve oluşan usulî müktesep haklar da dikkate alınarak düzenlenmelidir.


Diğer yandan, sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK'nın m. 17/I) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.


SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan şikayet olunan vekilinin tüm, asıl dosyada şikayetçi A...bank T.A.Ş vekili ve birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi A...bank T.A.Ş vekili ve birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. vekillerinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, asıl davada şikayetçi A...bank T.A.Ş ve birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen dosyada şikayet olunan İ.. Elektrik Müh. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.'den alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


23. HD. 22.03.2018 T. E: 2017/2288, K: 2331
  • Cevap Yok
  • 24-03-2020, Saat: 21:04
  • DuraN
İhtiyati Haczin Sıra Cetvelinde Yeri
Sıra cetveli düzenlenirken ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihlerine bakılacağı- İhtiyati haczin kesinleşmesi için tebliğden itibaren itiraz süresinin, kambiyo senetlerine mahsus takipte ise ödeme süresinin geçirilmesi gerektiği- İhtiyati hacizlerin kendi aralarında önce veya sonra konulmuş olmalarının sonuç doğurmayacağı, ilk kesin haciz ya da ilk kesinleşen ihtiyati haciz ile buna iştirak edebilecek hacizlerin belirlenerek, sıra cetvelinin bu hacizlerin tarihleri ve oluşan usulî müktesep haklar da dikkate alınarak düzenlenmesi gerektiği- Sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesinin, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırarak icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olduğu, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, yani, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi gerektiği- İptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerektiği-

Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.


Asıl ve birleşen dosyalarda şikayetçi vekilleri Samsun 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/8952 E. sayılı dosyasından hazırlanan sıra cetvelinin hatalı olduğunu 1. Sırada yer verilen alacaklının takibinin kesinleşme tarihinin hatalı yazıldığını, ilk kesinleşen haczin kendilerine ait alacak dosyalarının haczi olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile ödemenin alacaklı oldukları icra dosyalarına yapılmasını talep ve şikayet etmişlerdir.


Asıl ve birleşen dosyada şikayet olunan vekili, sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu savunarak şikayetin reddini istemiştir.


Mahkemece iddia savunma ve dosya kapsamına göre, İcra dosyasında sıra cetveli yapılmadığı, her iki davanın icra müdürlüğünce sıra cetveli yapılmadan ödeme yapılması işleminin iptali ile ilgili olduğu, anlaşılmakla, sıra cetveli yapılmasına ilişkin her bir davacı alacağının ilk sıraya alınarak taraflarına ödeme yapılması, olmadığı taktirde H.. Bankası ile ilk sıra alacağının garameten paylaştırılması için davaların kabulüne, işlemin iptaline, karar verilmiştir.


Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.


1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan vekilinin tüm asıl dosyada şikayetçi A...bank T.A.Ş vekili ve Birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.


2-Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. Samsun 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/8952 E. sayılı dosyasından sıra cetvelinin düzenlenmiş olduğu ve şikayetin konusunun sıra cetveline itiraz olmasına rağmen mahkemece dosyada sıra cetveli yapılmadan ödeme yapıldığı gerekçesi ile şikayetin konusu memur işlemenin iptali şeklinde yorumlanarak hüküm tesisi hatalı olmuştur.


3-Şikayet olunan İ.. Elektrik Müh. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin ihtiyati haciz tarihinin 07.11.2012 olduğu ödeme emrinin 09.01.2013 te tebliğ edildiği, asıl davada şikayetçi A...bank T.A.Ş’nin ihtiyati haciz tarihinin 09.11.2012 olduğu ödeme emrinin 14.11.2012 de tebliğ edildiği , birleşen dava şikayetçi H..bankası A.Ş.’nin ihtiyati haczinin 07.11.2012 olduğu ödeme emrinin 22.11.2012 de tebliğ edildiği dosya kapsamında anlaşılmıştır. Sıra cetveli düzenlenirken ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihlerine bakılır. İhtiyati haczin kesinleşmesi için tebliğden itibaren itiraz süresinin, kambiyo senetlerine mahsus takipte ise ödeme süresinin geçirilmesi gerekir. İhtiyati hacizlerin kendi aralarında önce veya sonra konulmuş olmaları, sonuç doğurmaz. Bu durumda İcra Mahkemesi'nce ilk kesin haciz ya da ilk kesinleşen ihtiyati haciz ile buna iştirak edebilecek hacizler belirlenmeli, sıra cetveli bu hacizlerin tarihleri ve oluşan usulî müktesep haklar da dikkate alınarak düzenlenmelidir.


Diğer yandan, sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK'nın m. 17/I) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.


SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan şikayet olunan vekilinin tüm, asıl dosyada şikayetçi A...bank T.A.Ş vekili ve birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi A...bank T.A.Ş vekili ve birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. vekillerinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, asıl davada şikayetçi A...bank T.A.Ş ve birleşen dosyada şikayetçi H..bankası A.Ş. yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen dosyada şikayet olunan İ.. Elektrik Müh. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.'den alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


23. HD. 22.03.2018 T. E: 2017/2288, K: 2331

Maaş Haczinin Durdurulmasının Haczin Kaldırılması Anlamına Geleceği

T.C.
YARGITAY

12. Hukuk Dairesi

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

   Y A R G I T A Y   İ L A M I


ESAS NO : 2017/8288 

KARAR NO : 2018/11669


İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

TARİHİ : 12/07/2017

NUMARASI : 2017/1105-2017/1175

DAVACI : ŞİKAYETÇİ : 

DAVALI : 


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyen 18.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu'na eklenen geçici 7. maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.

Borçlu, icra mahkemesine başvurusunda; daha önce verilen muvafakat nedeniyle emekli maaşından kesinti yapıldığı, alacaklı vekilinin talebi doğrultusunda 12/01/2017 tarihinde maaşı üzerindeki haczin durdurulduğu, akabinde temlik alacaklısı tarafından 17/03/2017 tarihinde tekrar haciz konulmasının istenildiği ve 20/03/2017 tarihinde tekrar haciz uygulandığı, 20/03/2017 tarihinde uygulanan hacizden önce muvafakatinin bulunmadığını ileri sürerek emekli maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece; haczedilmezlik şikayetinin reddine karar verildiği, şikayetçi-borçlu tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 12.07.2017 tarihli ve 2017/1105 E. - 2017/1175 K. sayılı kararıyla, HMK’nin 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.   

5510 Sayılı Yasa'nın 93. maddesinde; "Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez" hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, 5510 Sayılı Yasa'nın 93. maddesinde değişiklik getiren ve 28.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Yasa'nın 32/2-b maddesine göre; "Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir". 


Bu düzenleme, İİK'nun 83/a maddesine göre özel nitelikte olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen gelir, aylık ve ödeneklerin haczinde, takibin kesinleşmiş olması şartıyla 28.2.2009 tarihi sonrasında borçlunun haciz tarihinden önce hacze muvafakati geçerlidir. Bir diğer anlatımla, 5838 Sayılı Yasa'nın 32/2-b maddesi ile yapılan düzenleme usule değil esasa ilişkin olup, İİK'nun 83/a maddesi karşısında özel hüküm sayılır ve öncelikle tatbik edilir.

Somut olayda, borçlunun takibin kesinleşmesinden sonra icra müdürlüğüne 03/01/2014 tarihinde vermiş olduğu dilekçesi ile maaşından kesinti yapılmasını muvafakat ettiği, borçlunun bu beyanı esas alınarak icra müdürlüğü tarafından borçlunun emekli maaşından kesinti yapılmaya başlandığı, ancak alacaklının haczin durdurulmasına ilişkin 12/01/2017 tarihli talebi üzerine, talep gibi işlem yapılmasına karar verildiği, daha sonrasında alacaklı tarafından borçlunun almakta olduğu emekli maaşına daha önce verilen muvafakat doğrultusunda  haciz konulması için 17/03/2017  tarihinde icra müdürlüğüne talepte bulunduğu, 20/03/2017 tarihinde de icra müdürlüğünce iş bu talebin kabulüne karar verilerek, UYAP sistemi üzerinden haczin SGK kayıtlarına işlendiği görülmüştür.

Maaş üzerindeki haczin durdurulması talebinin haczin kaldırılması anlamına geleceği, hukukumuzda maaş üzerindeki haczin durdurulması şeklinde hukuki bir terimin mevcut olmadığı bu sebeple alacaklı vekilinin 12/01/2017 tarihli talebinde yer alan emekli maaşı üzerindeki haczin durdurulması talebi ile haczin kaldırılmasının talep edildiğinin kabulü gerekir. 

Diğer taraftan, borçlunun emekli maaşına konulan her haciz, kendi özgün koşulları içinde ve ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Konulan her haczin, öncekinden farklı olarak ayrıca bir şikayet hakkı doğuracağı ise tartışmasızdır. Dolayısıyla 03/01/2014 tarihinde borçlu tarafından verilen muvafakate  dayanılarak  yapılan  haciz işlemi  alacaklının talebiyle 12/01/2017 tarihinde kaldırıldığına (durdurulduğuna) göre, yeniden haciz konulabilmesi için borçlu tarafından yeniden muvafakat verilmesi gerekir. Aksi halde muvafakatin takip sonuna kadar devam  edeceği gibi bir sonuç ortaya çıkar. 

Bu durumda; haczi talep edilen mal veya hakkın haczinin caiz olup olmadığını değerlendirerek İİK’nun 82/son madde hükmüne göre talebin kabulü veya reddine karar vermek durumunda olan icra müdürünün, 17/03/2017 günü yapılan son haciz talep tarihi itibarı ile borçlunun emekli maaşının haczine ilişkin muvafakatinin bulunmadığını nazara alarak emekli maaşının haczi talebini reddetmesi gerekmekteydi. 

       O halde, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

      SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 12.07.2017 tarihli ve 2017/1105 E. - 2017/1175 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 13.04.2017 tarihli ve 2017/238 E. - 2017/299 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 19/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 24-03-2020, Saat: 21:02
  • DuraN
T.C.
YARGITAY

12. Hukuk Dairesi

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

   Y A R G I T A Y   İ L A M I


ESAS NO : 2017/8288 

KARAR NO : 2018/11669


İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

TARİHİ : 12/07/2017

NUMARASI : 2017/1105-2017/1175

DAVACI : ŞİKAYETÇİ : 

DAVALI : 


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyen 18.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu'na eklenen geçici 7. maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.

Borçlu, icra mahkemesine başvurusunda; daha önce verilen muvafakat nedeniyle emekli maaşından kesinti yapıldığı, alacaklı vekilinin talebi doğrultusunda 12/01/2017 tarihinde maaşı üzerindeki haczin durdurulduğu, akabinde temlik alacaklısı tarafından 17/03/2017 tarihinde tekrar haciz konulmasının istenildiği ve 20/03/2017 tarihinde tekrar haciz uygulandığı, 20/03/2017 tarihinde uygulanan hacizden önce muvafakatinin bulunmadığını ileri sürerek emekli maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece; haczedilmezlik şikayetinin reddine karar verildiği, şikayetçi-borçlu tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 12.07.2017 tarihli ve 2017/1105 E. - 2017/1175 K. sayılı kararıyla, HMK’nin 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.   

5510 Sayılı Yasa'nın 93. maddesinde; "Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez" hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, 5510 Sayılı Yasa'nın 93. maddesinde değişiklik getiren ve 28.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Yasa'nın 32/2-b maddesine göre; "Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir". 


Bu düzenleme, İİK'nun 83/a maddesine göre özel nitelikte olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen gelir, aylık ve ödeneklerin haczinde, takibin kesinleşmiş olması şartıyla 28.2.2009 tarihi sonrasında borçlunun haciz tarihinden önce hacze muvafakati geçerlidir. Bir diğer anlatımla, 5838 Sayılı Yasa'nın 32/2-b maddesi ile yapılan düzenleme usule değil esasa ilişkin olup, İİK'nun 83/a maddesi karşısında özel hüküm sayılır ve öncelikle tatbik edilir.

Somut olayda, borçlunun takibin kesinleşmesinden sonra icra müdürlüğüne 03/01/2014 tarihinde vermiş olduğu dilekçesi ile maaşından kesinti yapılmasını muvafakat ettiği, borçlunun bu beyanı esas alınarak icra müdürlüğü tarafından borçlunun emekli maaşından kesinti yapılmaya başlandığı, ancak alacaklının haczin durdurulmasına ilişkin 12/01/2017 tarihli talebi üzerine, talep gibi işlem yapılmasına karar verildiği, daha sonrasında alacaklı tarafından borçlunun almakta olduğu emekli maaşına daha önce verilen muvafakat doğrultusunda  haciz konulması için 17/03/2017  tarihinde icra müdürlüğüne talepte bulunduğu, 20/03/2017 tarihinde de icra müdürlüğünce iş bu talebin kabulüne karar verilerek, UYAP sistemi üzerinden haczin SGK kayıtlarına işlendiği görülmüştür.

Maaş üzerindeki haczin durdurulması talebinin haczin kaldırılması anlamına geleceği, hukukumuzda maaş üzerindeki haczin durdurulması şeklinde hukuki bir terimin mevcut olmadığı bu sebeple alacaklı vekilinin 12/01/2017 tarihli talebinde yer alan emekli maaşı üzerindeki haczin durdurulması talebi ile haczin kaldırılmasının talep edildiğinin kabulü gerekir. 

Diğer taraftan, borçlunun emekli maaşına konulan her haciz, kendi özgün koşulları içinde ve ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Konulan her haczin, öncekinden farklı olarak ayrıca bir şikayet hakkı doğuracağı ise tartışmasızdır. Dolayısıyla 03/01/2014 tarihinde borçlu tarafından verilen muvafakate  dayanılarak  yapılan  haciz işlemi  alacaklının talebiyle 12/01/2017 tarihinde kaldırıldığına (durdurulduğuna) göre, yeniden haciz konulabilmesi için borçlu tarafından yeniden muvafakat verilmesi gerekir. Aksi halde muvafakatin takip sonuna kadar devam  edeceği gibi bir sonuç ortaya çıkar. 

Bu durumda; haczi talep edilen mal veya hakkın haczinin caiz olup olmadığını değerlendirerek İİK’nun 82/son madde hükmüne göre talebin kabulü veya reddine karar vermek durumunda olan icra müdürünün, 17/03/2017 günü yapılan son haciz talep tarihi itibarı ile borçlunun emekli maaşının haczine ilişkin muvafakatinin bulunmadığını nazara alarak emekli maaşının haczi talebini reddetmesi gerekmekteydi. 

       O halde, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

      SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 12.07.2017 tarihli ve 2017/1105 E. - 2017/1175 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 13.04.2017 tarihli ve 2017/238 E. - 2017/299 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 19/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İcra ve İflas İşlemlerinin Durdurulmasına Yönelik Olarak

İcra İşleri Dairesi Başkanlığınca C.Başkanı Kararı gereğince Tüm İcra ve İflas İşlemlerin Durdurulmasına yönelik karar sonrasında oluşabilecek tereddütleri gidermek amacıyla yayınlanan genel görüş


.pdf   İcra İşleri Dairesi Başkanlığı.pdf (Boyut: 984.91 KB / İndirilme: 4)
İcra İşleri Dairesi Başkanlığınca C.Başkanı Kararı gereğince Tüm İcra ve İflas İşlemlerin Durdurulmasına yönelik karar sonrasında oluşabilecek tereddütleri gidermek amacıyla yayınlanan genel görüş


.pdf   İcra İşleri Dairesi Başkanlığı.pdf (Boyut: 984.91 KB / İndirilme: 4)

SALGIN SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKAN SORUNLARDAN DOLAYI YARGILAMA VE TAKİP HUKUKU

SALGIN SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKAN SORUNLARDAN DOLAYI
YARGILAMA VE TAKİP HUKUKU İLE İLGİLİ BAZI ÖNERİLER

“Fevkalade Hallerde Adalet Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Sürelere İlişkin Kanun” !!!...

Mevcut salgın ve günlük hayatın aksaması, insanî temasın azalması zorunluluğu karşısında, yargılama ve icra hukuku bakımından bazısı düzenleme gerektiren bazısı ise mevcut kanunla aşılabilecek önerileri belirtmekte yarar görüyorum.

1. En acil sorun şu anda zamanaşımı, hak düşürücü süre ile yargılama ve takip hukukuna ilişkin sürelerin işlemesidir. Duruşmaların ve adliyede fiilî yapılan bazı işlemlerin adlî işleyiş tarafından ertelenmesi sadece bu işlemlere yönelik olup, örneğin dava ve takibe ilişkin zamanaşımı sürelerini, keza yargılama ve takip içindeki örneğin, cevap, takibe itiraz sürelerini vs. durdurmamaktadır.

2. Sürelerin işlemesi sebebiyle, insan birlikteliğinin yoğun olduğu adliyeler ve avukatlık büroları zorunlu olarak çalışmaya devam etmektedir. Zira, özellikle sürelerin kaçırılması hem hak kaybına yol açmakta hem de avukatlar bakımından hukukî, cezaî ve disiplin sorumluluğunu gerektiren ciddî sonuçlar doğurabilmektedir. Keza adliye mensupları da görevlerinin gereğini yerine getirmek durumundadır. Oysa belirli zorunluluklar (mutlak hak arama, ceza işleri, tedbirler vs.) dışında, adliyenin açık olması toplumsal yaşam için hastahane, yiyecek-içecek, temizlik, alt yapı hizmeti gibi zorunlu bir hizmet değildir. Hayatı ayakta tutamazsak dosyalarımızı yiyerek ayakta kalamayacağımız malumdur!...

3. Bazı tedbirler kanunî düzenleme gerektirebilir. Bu sebeple, örneğin, en azından maddî hukuka ilişkin sürelerin (zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin) uygun görülecek bir zaman dilimi için, 3 ya da 6 gibi uzatılması yönünde birkaç maddelik düzenleme yapılabilir. Hatta daha da doğrusu bir çerçeve kanunla “Fevkalade Hallerde Adalet Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Süreler Hakkında Kanun” şeklinde, bu ve benzeri düzenlemeleri içeren ve kanunla düzenlenmesi zorunlu olan hususlarda kanun çıkartılması uygundur. Konuyla ilgili zorunluluklar dikkate alınarak farklı alanlar için madde madde bir düzenleme yapılabilir. Hatta belki bu düzenleme temel hükümler içererek bu tür durumlarda gerektiğinde yeniden devreye sokulması da sağlanabilir.

4. Düzenleme dışında mevcut hükümlerle ne yapılabilir sorusu cevaplanmalıdır:

a. Esasen icra takipleri için çözüm kolay olup daha önce belirttiğim üzere, İİK m. 317-330 hükümleri işletilerek sorunun kolayca çözülmesi ve zaman kazanılması mümkündür. Kanuna gerek yoktur bir Kararname yeterlidir.

b. Fiilî olarak tebligat işlemleri en azından bir-iki hafta durdurulabilir. Adliyeye kimse gelmesin, ama ben akşam saatinde de tebligat yapayım demek, en iyi ifade ile TMK m. 2 anlamında doğru değildir. Avukatlara tebligatla romantik bir ilişki kurması için değil, işlem yapması için gönderildiği aşikârdır.

c. Özellikle yargılamaya ilişkin sürelerin kaçırılması söz konusu olursa, kanaatimce bu olağanüstü ve atipik durum sebebiyle, HMK m. 95 vd. hükümleri (yani eski hale getirme) işletilmelidir. Keza duruma göre İİK m. 65’deki gecikmiş itiraz hükümlerinin de işletilmesi düşünülebilir. Burada kusuru olmadan veya elde olmayan sebep ifadesine yüklenecek anlam önemlidir. Şu anda kimsenin kusuru olmayan bir durum vardır. Çalışma şartları hem fizikî hem de psikolojik olarak tedirginlik doğuracak haldedir. Büroda çalışmak mümkün ya da doğru olmayabilir, herkesten evde de tam anlamıyla çalışmasını beklentisi haklı bir beklenti değildir. Zira, bilgisayar, internet, kitap, kaynak evde mevcut olmayabilir. İşin asıl taraflarınınsa zaten avukat gibi teknik imkânları kullanması söz konusu değildir. En üst resmî makamların mümkünse evden çıkmayın dediği bir ortamın mevcut olduğu unutulmamalıdır.

5. Unutmamak gerekir ki, bu önlemler avukatların çok da güle oynaya razı olduğu düşünülen önlemler de değildir. Zira, avukat emeği, bilgisi ve hukuk adına yaptığı işlerle varlığını sürdürmektedir. Ancak, hayatın öncelikleri bazı şeyleri zorunlu kılmaktadır.




[url=https://www.facebook.com/ufi/reaction/profile/browser/?ft_ent_identifier=ZmVlZGJhY2s6MjY0MDUwMTQyOTQxMjUyNw%3D%3D&av=100000015812403][/url]
  • Cevap Yok
  • 23-03-2020, Saat: 21:38
  • DuraN
SALGIN SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKAN SORUNLARDAN DOLAYI
YARGILAMA VE TAKİP HUKUKU İLE İLGİLİ BAZI ÖNERİLER

“Fevkalade Hallerde Adalet Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Sürelere İlişkin Kanun” !!!...

Mevcut salgın ve günlük hayatın aksaması, insanî temasın azalması zorunluluğu karşısında, yargılama ve icra hukuku bakımından bazısı düzenleme gerektiren bazısı ise mevcut kanunla aşılabilecek önerileri belirtmekte yarar görüyorum.

1. En acil sorun şu anda zamanaşımı, hak düşürücü süre ile yargılama ve takip hukukuna ilişkin sürelerin işlemesidir. Duruşmaların ve adliyede fiilî yapılan bazı işlemlerin adlî işleyiş tarafından ertelenmesi sadece bu işlemlere yönelik olup, örneğin dava ve takibe ilişkin zamanaşımı sürelerini, keza yargılama ve takip içindeki örneğin, cevap, takibe itiraz sürelerini vs. durdurmamaktadır.

2. Sürelerin işlemesi sebebiyle, insan birlikteliğinin yoğun olduğu adliyeler ve avukatlık büroları zorunlu olarak çalışmaya devam etmektedir. Zira, özellikle sürelerin kaçırılması hem hak kaybına yol açmakta hem de avukatlar bakımından hukukî, cezaî ve disiplin sorumluluğunu gerektiren ciddî sonuçlar doğurabilmektedir. Keza adliye mensupları da görevlerinin gereğini yerine getirmek durumundadır. Oysa belirli zorunluluklar (mutlak hak arama, ceza işleri, tedbirler vs.) dışında, adliyenin açık olması toplumsal yaşam için hastahane, yiyecek-içecek, temizlik, alt yapı hizmeti gibi zorunlu bir hizmet değildir. Hayatı ayakta tutamazsak dosyalarımızı yiyerek ayakta kalamayacağımız malumdur!...

3. Bazı tedbirler kanunî düzenleme gerektirebilir. Bu sebeple, örneğin, en azından maddî hukuka ilişkin sürelerin (zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin) uygun görülecek bir zaman dilimi için, 3 ya da 6 gibi uzatılması yönünde birkaç maddelik düzenleme yapılabilir. Hatta daha da doğrusu bir çerçeve kanunla “Fevkalade Hallerde Adalet Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Süreler Hakkında Kanun” şeklinde, bu ve benzeri düzenlemeleri içeren ve kanunla düzenlenmesi zorunlu olan hususlarda kanun çıkartılması uygundur. Konuyla ilgili zorunluluklar dikkate alınarak farklı alanlar için madde madde bir düzenleme yapılabilir. Hatta belki bu düzenleme temel hükümler içererek bu tür durumlarda gerektiğinde yeniden devreye sokulması da sağlanabilir.

4. Düzenleme dışında mevcut hükümlerle ne yapılabilir sorusu cevaplanmalıdır:

a. Esasen icra takipleri için çözüm kolay olup daha önce belirttiğim üzere, İİK m. 317-330 hükümleri işletilerek sorunun kolayca çözülmesi ve zaman kazanılması mümkündür. Kanuna gerek yoktur bir Kararname yeterlidir.

b. Fiilî olarak tebligat işlemleri en azından bir-iki hafta durdurulabilir. Adliyeye kimse gelmesin, ama ben akşam saatinde de tebligat yapayım demek, en iyi ifade ile TMK m. 2 anlamında doğru değildir. Avukatlara tebligatla romantik bir ilişki kurması için değil, işlem yapması için gönderildiği aşikârdır.

c. Özellikle yargılamaya ilişkin sürelerin kaçırılması söz konusu olursa, kanaatimce bu olağanüstü ve atipik durum sebebiyle, HMK m. 95 vd. hükümleri (yani eski hale getirme) işletilmelidir. Keza duruma göre İİK m. 65’deki gecikmiş itiraz hükümlerinin de işletilmesi düşünülebilir. Burada kusuru olmadan veya elde olmayan sebep ifadesine yüklenecek anlam önemlidir. Şu anda kimsenin kusuru olmayan bir durum vardır. Çalışma şartları hem fizikî hem de psikolojik olarak tedirginlik doğuracak haldedir. Büroda çalışmak mümkün ya da doğru olmayabilir, herkesten evde de tam anlamıyla çalışmasını beklentisi haklı bir beklenti değildir. Zira, bilgisayar, internet, kitap, kaynak evde mevcut olmayabilir. İşin asıl taraflarınınsa zaten avukat gibi teknik imkânları kullanması söz konusu değildir. En üst resmî makamların mümkünse evden çıkmayın dediği bir ortamın mevcut olduğu unutulmamalıdır.

5. Unutmamak gerekir ki, bu önlemler avukatların çok da güle oynaya razı olduğu düşünülen önlemler de değildir. Zira, avukat emeği, bilgisi ve hukuk adına yaptığı işlerle varlığını sürdürmektedir. Ancak, hayatın öncelikleri bazı şeyleri zorunlu kılmaktadır.




[url=https://www.facebook.com/ufi/reaction/profile/browser/?ft_ent_identifier=ZmVlZGJhY2s6MjY0MDUwMTQyOTQxMjUyNw%3D%3D&av=100000015812403][/url]