*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Gemi üzerinde hapis hakkı- Hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlar- Haciz işleminin iptali

Taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibinde alacaklının başvurusu ile icra müdürlüğünce aynı tarihte tamir amaçlı tersanede bulunan gemi üzerinde hapis hakkı uygulanması ve hapis hakkına istinaden geminin fiilen haczedilip hapis hakkı defterine kaydedilmesi ve bu konuda tutanak düzenlenerek borçluya ödeme emri tebliği üzerine, borçlunun, hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlarını icra dairesine yapabileceği- Borçlu hakkında hapis hakkının kullanılması suretiyle doğrudan taşınır rehininin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip başlatıldığı, takibin kesinleşmediği ve dosya kapsamında alınmış herhangi bir ihtiyati haciz kararı bulunmadan anılan gemi hakkında icra müdürlüğünce kesinleşme öncesi fiilen haciz tutanağı düzenlendiği görülmekle, "kesinleşme öncesi ihtiyati haciz kararı alınmadan haciz yapılmayacağı" gerekçesiyle geminin haczine ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu şirket vekili icra mahkemesine başvurarak; alacaklı talebi üzerine icra müdürlüğünce müvekkiline ait gemi üzerinde hapis hakkı uygulandığını ancak yapılan işlemin usul ve yasalara aykırı olduğunu, sicile kayıtlı gemiler üzerinde hapis hakkı doğmayacağını ve ayrıca TTK 1352 f.1(ı) bendi uyarınca doğan deniz alacakları için TTK 1353 hükmünce hapis hakkı uygulanamayacağını, Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olan 7.... IMOÇ numaralı TSHD.K. K. isimli gemi üzerindeki hapis hakkının ve haksız olarak tutulan defterin kaldırılmasını, ihtiyati haciz kararı ya da kesinleşmiş takip olmaksızın tesis edilen haczin fekkini, geminin yediemin olarak tersane müdürüne teslim edilmesinin hatalı olduğunu yed’i emin olarak ancak gemi kaptanına teslim edilebileceğini, tüm bu sebeplerle hapis hakkının, haksız olarak tutulan defterin kaldırılmasını, haciz işleminin ve geminin yediemin olarak tersane müdürüne teslimi işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiş ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği, borçlu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nce esası incelendikten sonra istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

1- Hapis hakkı ve geminin yed'i emin olarak tersane müdürüne teslimine ilişkin itirazların değerlendirilmesinde; hapis hakkı için defter tutulması başlığını taşıyan TTK'nun 1398. maddesinin 1. fıkrasında, İcra ve İflas Kanununun 270 ve 271 inci maddelerinin, bu kanun hükümleri uyarınca eşya üzerinde doğan hapis hakkının paraya çevrilmesinde de uygulanacağı, bu maddenin ikinci fıkrasında İcra ve İflas Kanunu'nun 270 inci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen sürenin, eşya üzerinde doğan hapis haklarının paraya çevrilmesinde onbeş gün olduğu, bu maddenin son fıkrasına göre de eşya üzerinde doğan hapis haklarının, teminat altına alınan alacaktan ayrı ve bağımsız olarak yargılama veya icra konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

Bununla bağlantılı olarak TTK'nun 1399. ve 1400. maddelerinde de hapis hakkıyla teminat altına alınan alacak, bir ilama veya ilam niteliğindeki belgeye dayanıyorsa, alacaklının, defterin tutulmasından başlayarak onbeş gün içinde taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapabileceği, buna karşılık hapis hakkıyla teminat altına alınan alacak, bir ilama veya ilam niteliğindeki belgeye dayanmıyorsa, alacaklının, defterin tutulmasından başlayarak onbeş gün içinde taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapabileceği öngörülmüştür.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 1393. maddesi uyarınca tersane sahibinin geminin yapımından ve onarımından kaynaklanan işlemleri için MK 950. maddesi uyarınca gemi üzerinde hapis hakkı kullanabileceği düzenlenmiştir.

Yukarıda açıklanan yasal düzenleme uyarınca, alacaklı tarafça rehnin paraya çevrilmesine yönelik takibe geçildikten ve bu konuda kendisine ödeme veya icra emri gönderildikten sonra borçlu, hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlarını takibin şekline göre icra dairesine veya icra mahkemesine yapması gerekir.

Borçlu hapis hakkına karşı çıkmak isterse, bunu ödeme emrine itiraz yolu ile ileri sürebilir (Bkz. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013 2. baskı, Prof. Dr. Baki Kuru).

Somut olayda, 18.05.2018 tarihinde alacaklının taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takibe geçtiği alacaklının başvurusu ile icra müdürlüğünce aynı tarihte tamir amaçlı tersanede bulunan gemi üzerinde hapis hakkı uygulandığı, hapis hakkına istinaden fiilen haczedilip hapis hakkı defterine kaydedildiği, yed’i emin olarak tersane müdürüne teslim edildiği bu konuda tutanak düzenlendiği borçluya ödeme emri tebliği üzerine yasal süresinde icra müdürlüğüne borca, hapis hakkına, rehin hakkına, yetkiye ve ferilerine itiraz edildiği, 29.05.2018 tarihinde icra takibinin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, borçlu, hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlarını takibin şekline göre icra dairesine yapabileceğinden, hapis hakkına itiraz merciin icra müdürlüğü olduğu ve muhafaza işleminin hapis hakkından doğduğu kabul edilmekle, Türk Ticaret Kanunu 1366. maddesi uygulanamayacağından bu sebeplerle itirazların reddi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince işin esasının incelenmesi doğru değil ise de, sonuçta istinaf istemleri reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.

2- Haciz işleminin iptaline ilişkin talebin değerlendirilmesinde; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1380. maddesine göre gemi alacaklıları ile alacakları gemi üzerinde hapis hakkı ile temin edilmiş olan alacaklılar, ihtiyati haczi tamamlamak veya alacağı doğrudan takip etmek için taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilirler. Türk Ticaret Kanunu'nun 1353. maddesinde; “Deniz alacaklarının teminat altına alınması için, geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir. Bu alacaklar için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden men edilmesi istenemez. Akdî veya kanuni bir rehin ile teminat altına alınmış deniz alacakları hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmü ile aynı Yasanın 1366/1. maddesinde; “İhtiyati haczine karar verilen bütün gemiler, bayrağı ve hangi sicile kayıtlı oldukları dikkate alınmaksızın, icra müdürü tarafından seferden men edilerek muhafaza altına alınır.” hükmü yer almaktadır. Şu halde, takibin kesinleşmesinden önce ancak ihtiyati haciz kararı alınması suretiyle haciz kararı verilebilir.

Somut olayda borçlu hakkında hapis hakkının kullanılması suretiyle doğrudan taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip başlatıldığı, takibin kesinleşmediği, dosya kapsamında alınmış herhangi bir ihtiyati haciz kararı bulunmadan anılan gemi hakkında icra müdürlüğünce kesinleşme öncesi fiilen haciz tutanağı düzenlendiği görülmüştür.

O halde, ilk derece mahkemesince yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda kesinleşme öncesi ihtiyati haciz kararı alınmadan haciz yapılmayacağı gerekçesiyle geminin haczine ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz isteminin geminin haczine ve yed’i emin olarak tersane müdürüne teslimine ilişkin şikayeti yönünden kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 28.11.2019 tarih ve 2018/1919 E. - 2018/2257 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 20.06.2018 tarih, 2018/336 E. - 2018/357 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 23/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 23.06.2020 T. E: 2019/5510, K: 5410
  • Cevap Yok
  • 19-10-2020, Saat: 22:33
  • DuraN
Taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibinde alacaklının başvurusu ile icra müdürlüğünce aynı tarihte tamir amaçlı tersanede bulunan gemi üzerinde hapis hakkı uygulanması ve hapis hakkına istinaden geminin fiilen haczedilip hapis hakkı defterine kaydedilmesi ve bu konuda tutanak düzenlenerek borçluya ödeme emri tebliği üzerine, borçlunun, hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlarını icra dairesine yapabileceği- Borçlu hakkında hapis hakkının kullanılması suretiyle doğrudan taşınır rehininin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip başlatıldığı, takibin kesinleşmediği ve dosya kapsamında alınmış herhangi bir ihtiyati haciz kararı bulunmadan anılan gemi hakkında icra müdürlüğünce kesinleşme öncesi fiilen haciz tutanağı düzenlendiği görülmekle, "kesinleşme öncesi ihtiyati haciz kararı alınmadan haciz yapılmayacağı" gerekçesiyle geminin haczine ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu şirket vekili icra mahkemesine başvurarak; alacaklı talebi üzerine icra müdürlüğünce müvekkiline ait gemi üzerinde hapis hakkı uygulandığını ancak yapılan işlemin usul ve yasalara aykırı olduğunu, sicile kayıtlı gemiler üzerinde hapis hakkı doğmayacağını ve ayrıca TTK 1352 f.1(ı) bendi uyarınca doğan deniz alacakları için TTK 1353 hükmünce hapis hakkı uygulanamayacağını, Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olan 7.... IMOÇ numaralı TSHD.K. K. isimli gemi üzerindeki hapis hakkının ve haksız olarak tutulan defterin kaldırılmasını, ihtiyati haciz kararı ya da kesinleşmiş takip olmaksızın tesis edilen haczin fekkini, geminin yediemin olarak tersane müdürüne teslim edilmesinin hatalı olduğunu yed’i emin olarak ancak gemi kaptanına teslim edilebileceğini, tüm bu sebeplerle hapis hakkının, haksız olarak tutulan defterin kaldırılmasını, haciz işleminin ve geminin yediemin olarak tersane müdürüne teslimi işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiş ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği, borçlu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nce esası incelendikten sonra istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

1- Hapis hakkı ve geminin yed'i emin olarak tersane müdürüne teslimine ilişkin itirazların değerlendirilmesinde; hapis hakkı için defter tutulması başlığını taşıyan TTK'nun 1398. maddesinin 1. fıkrasında, İcra ve İflas Kanununun 270 ve 271 inci maddelerinin, bu kanun hükümleri uyarınca eşya üzerinde doğan hapis hakkının paraya çevrilmesinde de uygulanacağı, bu maddenin ikinci fıkrasında İcra ve İflas Kanunu'nun 270 inci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen sürenin, eşya üzerinde doğan hapis haklarının paraya çevrilmesinde onbeş gün olduğu, bu maddenin son fıkrasına göre de eşya üzerinde doğan hapis haklarının, teminat altına alınan alacaktan ayrı ve bağımsız olarak yargılama veya icra konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

Bununla bağlantılı olarak TTK'nun 1399. ve 1400. maddelerinde de hapis hakkıyla teminat altına alınan alacak, bir ilama veya ilam niteliğindeki belgeye dayanıyorsa, alacaklının, defterin tutulmasından başlayarak onbeş gün içinde taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapabileceği, buna karşılık hapis hakkıyla teminat altına alınan alacak, bir ilama veya ilam niteliğindeki belgeye dayanmıyorsa, alacaklının, defterin tutulmasından başlayarak onbeş gün içinde taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapabileceği öngörülmüştür.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 1393. maddesi uyarınca tersane sahibinin geminin yapımından ve onarımından kaynaklanan işlemleri için MK 950. maddesi uyarınca gemi üzerinde hapis hakkı kullanabileceği düzenlenmiştir.

Yukarıda açıklanan yasal düzenleme uyarınca, alacaklı tarafça rehnin paraya çevrilmesine yönelik takibe geçildikten ve bu konuda kendisine ödeme veya icra emri gönderildikten sonra borçlu, hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlarını takibin şekline göre icra dairesine veya icra mahkemesine yapması gerekir.

Borçlu hapis hakkına karşı çıkmak isterse, bunu ödeme emrine itiraz yolu ile ileri sürebilir (Bkz. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013 2. baskı, Prof. Dr. Baki Kuru).

Somut olayda, 18.05.2018 tarihinde alacaklının taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takibe geçtiği alacaklının başvurusu ile icra müdürlüğünce aynı tarihte tamir amaçlı tersanede bulunan gemi üzerinde hapis hakkı uygulandığı, hapis hakkına istinaden fiilen haczedilip hapis hakkı defterine kaydedildiği, yed’i emin olarak tersane müdürüne teslim edildiği bu konuda tutanak düzenlendiği borçluya ödeme emri tebliği üzerine yasal süresinde icra müdürlüğüne borca, hapis hakkına, rehin hakkına, yetkiye ve ferilerine itiraz edildiği, 29.05.2018 tarihinde icra takibinin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, borçlu, hapis hakkına yönelik şikayet veya itirazlarını takibin şekline göre icra dairesine yapabileceğinden, hapis hakkına itiraz merciin icra müdürlüğü olduğu ve muhafaza işleminin hapis hakkından doğduğu kabul edilmekle, Türk Ticaret Kanunu 1366. maddesi uygulanamayacağından bu sebeplerle itirazların reddi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince işin esasının incelenmesi doğru değil ise de, sonuçta istinaf istemleri reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.

2- Haciz işleminin iptaline ilişkin talebin değerlendirilmesinde; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1380. maddesine göre gemi alacaklıları ile alacakları gemi üzerinde hapis hakkı ile temin edilmiş olan alacaklılar, ihtiyati haczi tamamlamak veya alacağı doğrudan takip etmek için taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilirler. Türk Ticaret Kanunu'nun 1353. maddesinde; “Deniz alacaklarının teminat altına alınması için, geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir. Bu alacaklar için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden men edilmesi istenemez. Akdî veya kanuni bir rehin ile teminat altına alınmış deniz alacakları hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmü ile aynı Yasanın 1366/1. maddesinde; “İhtiyati haczine karar verilen bütün gemiler, bayrağı ve hangi sicile kayıtlı oldukları dikkate alınmaksızın, icra müdürü tarafından seferden men edilerek muhafaza altına alınır.” hükmü yer almaktadır. Şu halde, takibin kesinleşmesinden önce ancak ihtiyati haciz kararı alınması suretiyle haciz kararı verilebilir.

Somut olayda borçlu hakkında hapis hakkının kullanılması suretiyle doğrudan taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip başlatıldığı, takibin kesinleşmediği, dosya kapsamında alınmış herhangi bir ihtiyati haciz kararı bulunmadan anılan gemi hakkında icra müdürlüğünce kesinleşme öncesi fiilen haciz tutanağı düzenlendiği görülmüştür.

O halde, ilk derece mahkemesince yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda kesinleşme öncesi ihtiyati haciz kararı alınmadan haciz yapılmayacağı gerekçesiyle geminin haczine ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz isteminin geminin haczine ve yed’i emin olarak tersane müdürüne teslimine ilişkin şikayeti yönünden kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 28.11.2019 tarih ve 2018/1919 E. - 2018/2257 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 20.06.2018 tarih, 2018/336 E. - 2018/357 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 23/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 23.06.2020 T. E: 2019/5510, K: 5410

İhalenin feshi sebepleri- Borca itirazın dikkate alınmaması-

Borçlunun "itirazının asıl icra dairesince dikkate alınmayarak itiraz tarihinden sonra yapılan tüm işlemlerin iptalini, takibin durdurulmasını, satışın iptali ile taşınmazın yeniden borçlu adına tesciline karar verilmesini ve haczin kaldırılmasını" talep ettiği şikayetinde ileri sürdüğü hususların ihalenin feshi sebeplerinden olmadığı-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; takibe... İcra Müdürlüğü kanalı ile itiraz edildiğini, ancak her nasılsa itirazın asıl icra dairesince dikkate alınmayarak borçlu hakkında takibe devam edildiğini ileri sürülerek itiraz tarihinden sonra yapılan tüm işlemlerin iptalini, takibin durdurulmasını, satışın iptali ile taşınmazın yeniden borçlu adına tesciline karar verilmesini ve haczin kaldırılmasını talep ettiği, ilk derece mahkemesince şikayetin kabulü ile borçlunun ilamsız takibe itiraz ettiği tarihi olan 04/04/2016 tarihinden sonra borçlu yönünden yapılan tüm icra işlemlerinin iptaline, satışın iptaline, borçlunun mal varlığı üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b(1) maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK'nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmiştir. Sadece, BK'nun 226. maddesinde (6098 sayılı TBK’nun 281. maddesinde) yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin feshedilebileceği düzenlenmiştir.

İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, haczedilen taşınmazın 16.08.2018 tarihli ihalede 3. kişi tarafından satın alındığı, ihalenin kesinleşmesi ile taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edildiği, şikayet yolu ile ileri sürülen hususların yukarıda bahsedilen ihalenin feshi sebeplerinden olmadığı görülmekle ilk derece mahkemesince satışın iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 13.03.2019 tarih ve 2019/207 E. - 2019/515 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 06.12.2018 tarih ve 2018/632 E. - 2018/818 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 24/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 24.06.2020 T. E: 2019/8921, K: 5467
Borçlunun "itirazının asıl icra dairesince dikkate alınmayarak itiraz tarihinden sonra yapılan tüm işlemlerin iptalini, takibin durdurulmasını, satışın iptali ile taşınmazın yeniden borçlu adına tesciline karar verilmesini ve haczin kaldırılmasını" talep ettiği şikayetinde ileri sürdüğü hususların ihalenin feshi sebeplerinden olmadığı-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; takibe... İcra Müdürlüğü kanalı ile itiraz edildiğini, ancak her nasılsa itirazın asıl icra dairesince dikkate alınmayarak borçlu hakkında takibe devam edildiğini ileri sürülerek itiraz tarihinden sonra yapılan tüm işlemlerin iptalini, takibin durdurulmasını, satışın iptali ile taşınmazın yeniden borçlu adına tesciline karar verilmesini ve haczin kaldırılmasını talep ettiği, ilk derece mahkemesince şikayetin kabulü ile borçlunun ilamsız takibe itiraz ettiği tarihi olan 04/04/2016 tarihinden sonra borçlu yönünden yapılan tüm icra işlemlerinin iptaline, satışın iptaline, borçlunun mal varlığı üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b(1) maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK'nun 134. maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmiştir. Sadece, BK'nun 226. maddesinde (6098 sayılı TBK’nun 281. maddesinde) yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin feshedilebileceği düzenlenmiştir.

İhalenin feshi nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;

1-İhaleye fesat karıştırılmış olması

2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler

3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler

4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.

Somut olayda, haczedilen taşınmazın 16.08.2018 tarihli ihalede 3. kişi tarafından satın alındığı, ihalenin kesinleşmesi ile taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edildiği, şikayet yolu ile ileri sürülen hususların yukarıda bahsedilen ihalenin feshi sebeplerinden olmadığı görülmekle ilk derece mahkemesince satışın iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 13.03.2019 tarih ve 2019/207 E. - 2019/515 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 06.12.2018 tarih ve 2018/632 E. - 2018/818 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 24/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 24.06.2020 T. E: 2019/8921, K: 5467

Haczin kaldırılması- İpotek şerhinin terkini ile ilgili Çeşitli İçtihatlar

Haczin kaldırılması- İpotek şerhinin terkini- Tapu iptali ve tescil davası-
Çeşitli İçtihatlar

[b]İhaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu tarihte borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı- Hacizden sonra mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınmasının hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etki etmeyeceği- İcra müdürü haciz işlemini yaparken, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu ve yeterli olduğu- Haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumunun değişmeyeceği- Tescil kararının hacizden sonra kesinleşmesi ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımaması halinde haczin kaldırılması isteminin 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabileceği- Tescil kararı sebebiyle ihalenin feshine karar verilemeyeceği-[/b]


[b]Sonradan tapu iptal ve tescil kararına dayalı olarak taşınmazın maliki olan 3. kişinin, haczin kaldırılması için, genel mahkemede mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açması gerekeceği-[/b]


[b]Taşınmazın, borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu olduğu- Şikayetçi üçüncü kişinin, hacze konu taşınmaz hakkında açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabulü ile taşınmazın tapu kaydının iptaline ve şikayetçi adına tesciline karar verildiği kararının kesinleştiği ancak, haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olduğu tapu kaydından anlaşıldığından ve mahkeme kararında haczin kaldırılması yönünde bir hüküm de olmadığından, şikayetçinin, icra mahkemesine başvurarak haczin kaldırılmasını talep edemeyeceği-[/b]


[b]Taşınmazın, borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için, haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı bulunmasının zorunlu olduğu-[/b]
[url=https://app.e-uyar.com/karar/index/fd85f45d-4e49-4d13-a24c-88c785cf6161]12. HD. 10.10.2011 T. 2686/19376

[b]İcra müdürü haciz işlemini yaparken haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterli olacağı, böyle olduğu takdirde icra müdürünün haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılacağı, somut ise olayda tescil kararı hacizden [/b][b]sonra verildiğinden ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımadığından, haczin kaldırılması istemi 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabileceği ve bu karar sebebiyle ihalenin feshine karar verilmeyeceği-[/b]


[b]Satış vaadi şerhi tarihinden sonra, tescil tarihi itibariyle 5 yıldan fazla zaman geçtiğine ve satış vaadi lehtarı olan 3. kişinin, şerh tarihinden itibaren 5 yıl içinde mahkemede tescil davası açtığına ve lehine tescil kararı verildiğine yönelik bir belge ve delil de olmadığına göre, artık bu hakkın, 3. kişilere karşı ileri sürülmesi imkanının yasal olarak ortadan kalktığı- Şahsi bir hak olan satış vaadi sözleşmesine dayalı bu hakkın, tapuda malik gözüken kişinin borcu sebebiyle haciz koyan alacaklıya karşı hüküm ifade etmeyeceği- Taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu olduğu- Haciz tarihinde taşınmazın bir kısım hissesi borçlu adına kayıtlı ise haciz işleminde usulsüzlük olmadığı-[/b]

[b]Haciz tarihinde takipte taraf olmayan 3. kişi adına kayıtlı olan taşınmazın borçlunun borcu için haczinin mümkün olmayacağı, uyuşmazlığa konu tescil kararı hacizden sonra verilip kesinleştiğinden taşınmazın, haciz şerhi ile birlikte 3. kişilere intikal edeceği, bu durumun, TMK mad. 1023'te tanımlanan 'tapuya güven ilkesinin' de doğal bir sonucu olduğu, sonuç itibari ile, haciz tarihinde borçlu taşınmazın hissedarı olduğundan ve haciz tarihinden önce davacı ve diğer mirasçılar lehine verilmiş ve kesinleşmiş bir tapu iptal ve tescil kararı bulunmadığından konulan haczin yasaya uygun olduğu-[/b]
[b]Haciz veya ipotek şerhlerinin terkinine ilişkin davalarda lehtarların hakları etkileneceğinden, davada, haciz ve ipotek lehtarlarının davalı olarak gösterilmeleri gerektiği-[/b]
[b]Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi TMK. mad. 1010 uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkininin mümkün olduğu, bu tür davaların tapu sicilindeki haciz lehdarı davalı gösterilmek suretiyle adli yargı yerinde görüleceği-[/b]
[b]Asıl olan taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olmakla; miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı; davacının vasiyetnameden kaynaklanan hakkı kişisel bir hak olduğundan taşınmazın mülkiyeti davacı adına tescile ilişkin ilamın kesinleştiği tarihinde davacıya geçmiş olup, davacı, taşınmazın mülkiyetini kazanmadan önce davalı yararına haciz şerhi tesis edildiği anlaşıldığından; mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerindeki borçlu mirasçının terekedeki hissesinin karşılığı pay üzerindeki haczin kaldırılması talepli davanın reddedilmesi gerektiği-[/b]
[b]Haciz şerhinin terkinine ilişkin dava-[/b]
[b]Yetki belgesine istinaden alacaklı tarafından açılan ortaklığın giderilmesi istemine ilişkin davada, HUMK mülga mad.440 uyarınca sulh hukuk mahkemelerinin kararları karar düzeltmeye tabi olmasa da, dairenin hükmün düzeltilerek onanmasına ilişkin kararında maddi hata bulunması nedeniyle davalının karar düzeltme isteminin incelenmesi gerektiği- Ortaklığın giderilmesi davasına dayanak teşkil eden takip dosyasının takipsizlik nedeniyle işlemden kaldırıldığı, icra dosyasının incelenmesinde ise taşınmazın bağımsız bölümü üzerinde bulunan haciz şerhinin düştüğü belirtilerek kaldırılması için Tapu Müdürlüğüne yazı yazıldığı, UYAP üzerinde yapılan kontrolde dava konusu bağımsız bölümün tapu kaydı üzerindeki haciz şerhinin de kaldırıldığının anlaşıldığı, haczin yenilendiğine ilişkin bir belge ve bilgi bulunamadığı bu nedenle, davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığı-[/b]
[b]Gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulacağı ve tasarruf yetkisinin TMK mad. 1010 anlamında kısıtlanacağı, bu tür kişisel hakların tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hâkimiyet kurma hakkı sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar anlamda kısıtlanması sonucunu doğuracağından taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale geleceği- Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi TMK mad. 1010 uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkininin mümkün olduğu-[/b]
[b]Taşınmaz mülkiyetinin tescille kazanılacağı, miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı, bu hallerin varlığında malikin tasarruf işlemleri yapabilmesinin mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu-[/b]
[b]Arsa sahibi aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasında yargılama aşamasında tüketici mahkemesinin yazısı ile tapu kaydına "kesinleşmemiş mahkeme kararı vardır" şerhi yazılması halinde önceden tesis edilen ipotek ve haciz şerhlerinin kaldırılması olanağı bulunmadığı- Hükmün kesinleşmesinden sonra tapu kaydına yazılan şerhlerin lehdarlarının tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişi konumunda sayılmayıp TMK mad. 1023'ün korumasından yararlanamayacakları-[/b]
[b]Haciz şerhinin terkini isteği hakkında-[/b]
[b]Gayrimenkulün haczi ile tasarruf hakkının kısıtlanacağı, tasarruf yetkisi kısıtlamalarının şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı da ileri sürülebileceği-[/b]
[b]Haciz tarihinde takipte taraf olmayan 3. kişi adına kayıtlı olan taşınmazın borçlunun borcu için haczinin mümkün olmayacağı, uyuşmazlığa konu tescil kararı hacizden sonra verilip kesinleştiğinden taşınmazın, haciz şerhi ile birlikte 3. kişilere intikal edeceği, bu durumun, TMK mad. 1023'te tanımlanan 'tapuya güven ilkesinin' de doğal bir sonucu olduğu, sonuç itibari ile, haciz tarihinde borçlu taşınmazın hissedarı olduğundan ve haciz tarihinden önce davacı ve diğer mirasçılar lehine verilmiş ve kesinleşmiş bir tapu iptal ve tescil kararı bulunmadığından konulan haczin yasaya uygun olduğu-[/b]
  • Cevap Yok
  • 13-10-2020, Saat: 00:10
  • DuraN
Haczin kaldırılması- İpotek şerhinin terkini- Tapu iptali ve tescil davası-
Çeşitli İçtihatlar

[b]İhaleye konu taşınmazın icra müdürlüğünce haciz konulduğu tarihte borçlu adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşıldığından, icra memurunun haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı- Hacizden sonra mahkemeden tapu iptal ve tescil kararı alınmasının hacizlerin fekkine dair karar alınmadığı sürece duruma etki etmeyeceği- İcra müdürü haciz işlemini yaparken, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu ve yeterli olduğu- Haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumunun değişmeyeceği- Tescil kararının hacizden sonra kesinleşmesi ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımaması halinde haczin kaldırılması isteminin 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabileceği- Tescil kararı sebebiyle ihalenin feshine karar verilemeyeceği-[/b]


[b]Sonradan tapu iptal ve tescil kararına dayalı olarak taşınmazın maliki olan 3. kişinin, haczin kaldırılması için, genel mahkemede mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açması gerekeceği-[/b]


[b]Taşınmazın, borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu olduğu- Şikayetçi üçüncü kişinin, hacze konu taşınmaz hakkında açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabulü ile taşınmazın tapu kaydının iptaline ve şikayetçi adına tesciline karar verildiği kararının kesinleştiği ancak, haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olduğu tapu kaydından anlaşıldığından ve mahkeme kararında haczin kaldırılması yönünde bir hüküm de olmadığından, şikayetçinin, icra mahkemesine başvurarak haczin kaldırılmasını talep edemeyeceği-[/b]


[b]Taşınmazın, borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için, haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı bulunmasının zorunlu olduğu-[/b]
[url=https://app.e-uyar.com/karar/index/fd85f45d-4e49-4d13-a24c-88c785cf6161]12. HD. 10.10.2011 T. 2686/19376

[b]İcra müdürü haciz işlemini yaparken haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterli olacağı, böyle olduğu takdirde icra müdürünün haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılacağı, somut ise olayda tescil kararı hacizden [/b][b]sonra verildiğinden ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımadığından, haczin kaldırılması istemi 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabileceği ve bu karar sebebiyle ihalenin feshine karar verilmeyeceği-[/b]


[b]Satış vaadi şerhi tarihinden sonra, tescil tarihi itibariyle 5 yıldan fazla zaman geçtiğine ve satış vaadi lehtarı olan 3. kişinin, şerh tarihinden itibaren 5 yıl içinde mahkemede tescil davası açtığına ve lehine tescil kararı verildiğine yönelik bir belge ve delil de olmadığına göre, artık bu hakkın, 3. kişilere karşı ileri sürülmesi imkanının yasal olarak ortadan kalktığı- Şahsi bir hak olan satış vaadi sözleşmesine dayalı bu hakkın, tapuda malik gözüken kişinin borcu sebebiyle haciz koyan alacaklıya karşı hüküm ifade etmeyeceği- Taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu olduğu- Haciz tarihinde taşınmazın bir kısım hissesi borçlu adına kayıtlı ise haciz işleminde usulsüzlük olmadığı-[/b]

[b]Haciz tarihinde takipte taraf olmayan 3. kişi adına kayıtlı olan taşınmazın borçlunun borcu için haczinin mümkün olmayacağı, uyuşmazlığa konu tescil kararı hacizden sonra verilip kesinleştiğinden taşınmazın, haciz şerhi ile birlikte 3. kişilere intikal edeceği, bu durumun, TMK mad. 1023'te tanımlanan 'tapuya güven ilkesinin' de doğal bir sonucu olduğu, sonuç itibari ile, haciz tarihinde borçlu taşınmazın hissedarı olduğundan ve haciz tarihinden önce davacı ve diğer mirasçılar lehine verilmiş ve kesinleşmiş bir tapu iptal ve tescil kararı bulunmadığından konulan haczin yasaya uygun olduğu-[/b]
[b]Haciz veya ipotek şerhlerinin terkinine ilişkin davalarda lehtarların hakları etkileneceğinden, davada, haciz ve ipotek lehtarlarının davalı olarak gösterilmeleri gerektiği-[/b]
[b]Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi TMK. mad. 1010 uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkininin mümkün olduğu, bu tür davaların tapu sicilindeki haciz lehdarı davalı gösterilmek suretiyle adli yargı yerinde görüleceği-[/b]
[b]Asıl olan taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olmakla; miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı; davacının vasiyetnameden kaynaklanan hakkı kişisel bir hak olduğundan taşınmazın mülkiyeti davacı adına tescile ilişkin ilamın kesinleştiği tarihinde davacıya geçmiş olup, davacı, taşınmazın mülkiyetini kazanmadan önce davalı yararına haciz şerhi tesis edildiği anlaşıldığından; mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerindeki borçlu mirasçının terekedeki hissesinin karşılığı pay üzerindeki haczin kaldırılması talepli davanın reddedilmesi gerektiği-[/b]
[b]Haciz şerhinin terkinine ilişkin dava-[/b]
[b]Yetki belgesine istinaden alacaklı tarafından açılan ortaklığın giderilmesi istemine ilişkin davada, HUMK mülga mad.440 uyarınca sulh hukuk mahkemelerinin kararları karar düzeltmeye tabi olmasa da, dairenin hükmün düzeltilerek onanmasına ilişkin kararında maddi hata bulunması nedeniyle davalının karar düzeltme isteminin incelenmesi gerektiği- Ortaklığın giderilmesi davasına dayanak teşkil eden takip dosyasının takipsizlik nedeniyle işlemden kaldırıldığı, icra dosyasının incelenmesinde ise taşınmazın bağımsız bölümü üzerinde bulunan haciz şerhinin düştüğü belirtilerek kaldırılması için Tapu Müdürlüğüne yazı yazıldığı, UYAP üzerinde yapılan kontrolde dava konusu bağımsız bölümün tapu kaydı üzerindeki haciz şerhinin de kaldırıldığının anlaşıldığı, haczin yenilendiğine ilişkin bir belge ve bilgi bulunamadığı bu nedenle, davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığı-[/b]
[b]Gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulacağı ve tasarruf yetkisinin TMK mad. 1010 anlamında kısıtlanacağı, bu tür kişisel hakların tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hâkimiyet kurma hakkı sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar anlamda kısıtlanması sonucunu doğuracağından taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale geleceği- Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi TMK mad. 1010 uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkininin mümkün olduğu-[/b]
[b]Taşınmaz mülkiyetinin tescille kazanılacağı, miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı, bu hallerin varlığında malikin tasarruf işlemleri yapabilmesinin mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu-[/b]
[b]Arsa sahibi aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasında yargılama aşamasında tüketici mahkemesinin yazısı ile tapu kaydına "kesinleşmemiş mahkeme kararı vardır" şerhi yazılması halinde önceden tesis edilen ipotek ve haciz şerhlerinin kaldırılması olanağı bulunmadığı- Hükmün kesinleşmesinden sonra tapu kaydına yazılan şerhlerin lehdarlarının tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişi konumunda sayılmayıp TMK mad. 1023'ün korumasından yararlanamayacakları-[/b]
[b]Haciz şerhinin terkini isteği hakkında-[/b]
[b]Gayrimenkulün haczi ile tasarruf hakkının kısıtlanacağı, tasarruf yetkisi kısıtlamalarının şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı da ileri sürülebileceği-[/b]
[b]Haciz tarihinde takipte taraf olmayan 3. kişi adına kayıtlı olan taşınmazın borçlunun borcu için haczinin mümkün olmayacağı, uyuşmazlığa konu tescil kararı hacizden sonra verilip kesinleştiğinden taşınmazın, haciz şerhi ile birlikte 3. kişilere intikal edeceği, bu durumun, TMK mad. 1023'te tanımlanan 'tapuya güven ilkesinin' de doğal bir sonucu olduğu, sonuç itibari ile, haciz tarihinde borçlu taşınmazın hissedarı olduğundan ve haciz tarihinden önce davacı ve diğer mirasçılar lehine verilmiş ve kesinleşmiş bir tapu iptal ve tescil kararı bulunmadığından konulan haczin yasaya uygun olduğu-[/b]

Aşırı ifa güçlüğü- Covid-19 salgını- Kiranın uyarlanması- İhtiyati tedbir

Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle açılan kiranın uyarlanması davasında ihtiyati tedbir kararı verilip verilmeyeceği-


BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ GEREKÇELİ İSTİNAF KARARI
[b]İNCELENEN KARARIN:[/b]
MAHKEMESİ: BURSA 9. SULH HUKUK MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU: KİRANIN UYARLANMASI - İHTİYATİ TEDBİR
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosya içindeki tüm belgeler ile dairemiz üyesi tarafından hazırlanan ön inceleme ve inceleme raporu incelendi. Gereği görüşüldü:
[b]İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ VE SAFAHAT:[/b]
Davacı vekili; davalı tarafın maliki olduğu Bursa ili, ... İlçesi, .... Mahallesi, ... Cad. ... Ada .. Parselde kayıtlı taşınmazın restaurant olarak 01/01/2020 başlangıç tarihli 8 yıl süreli aylık 23.000,00 TL. bedelli kira sözleşmesi ile müvekkiline kiralandığını, pandemi süreci nedeniyle bir çok iş yerinin kapandığını, ticari faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini ve aylık kira bedellerinin ödenmez durumda olduğunu, iş hacminde meydana gelen düşüş nedeniyle TBK'nun 138. maddesinde ön görülen şartların oluşması nedeniyle dava konusu mecurun aylık kirasının 01/05/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak ve Covid-19 salgınının etkili olduğu dönem boyunca geçerli olmak üzere aylık 11.500,00 TL. olarak ödenmesi konusunda ihtiyati tedbir talep etmiştir.
Mahkemece 10.08.2020 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa cevap veren davalı vekili, istinaf istemlerinin reddini savunmuştur.
HMK’nun "İnceleme Kapsamı" başlıklı 355. maddesinde "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir." düzenlenmesi bulunmaktadır. Bu nedenle dairemizce inceleme, istinaf başvuru dilekçesinde gösterilen istinaf sebepleri ve mahkemece resen gözetilmesi gereken, kamu düzenine aykırılık oluşturan sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.
[b]DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:[/b]
İhtiyati tedbir HMK'da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. 
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. " hükmü düzenlenmiştir.
Kiralananın 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 8 yıl süreli kira sözleşmesi ile restaurant olarak kullanılmak üzere aylık 23.000,000 TL kira bedeli ile davacıya kiraya verildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davacı/kiracı pandemi sürecinde iş hacminde düşüş olduğunu belirterek ve pandemi süresince geçerli olmak üzere kiranın uyarlanmasını talep etmiş ve bu dönem boyunca aylık kira parasının 11.500,00 TL olarak ödenmesi için ihtiyati tedbir talep etmiştir.
Somut olayda ihtiyati tedbir kararının koşullarının oluşup oluşmadığı açısından önceliklle kiranın uyarlanması davasının hukuki niteliği incelenmelidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde "Aşırı İfa Güçlüğü" madde başlığı altında "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. 
Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." düzenlemesi bulunmaktadır.
Maddenin gerekçesinde de "Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, Tasarının 137 nci maddesinde belirtilen şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:
1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır." gerekçesinde yer verildiği görülmektedir.
Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını Mart 2020 ayından itibaren ülkemizde görülmeye ve bu kapsamda hastalığın yayılmasının kontrol atına alınması amacıyla çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında olmak üzere zaman zaman ve ihtiyaç durumuna göre sokağa çıkma yasağı uygulanması, işyerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmış olup, salgının etkilerinin ve yetkili kurumlarca alınan tedbirlerin halen devam ettiği bilinmektedir.
Bu boyuttaki salgın hastalık, gerek dünyada gerekse ülkemizde şu ana kadar tecrübe edilmemiş sonuçlar doğurmuş, özellikle bazı sektörlerin salgından ve alınan tedbirlerden daha fazla etkilendiği görülmüştür.
Genel olarak sözleşmelerde "Ahde vefa ilkesi" geçerlidir. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde açıklandığı üzere sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması durumunda sözleşmeye bağlılık ilkesinin sıkı bir şekilde uygulanması hakkaniyete aykırı olacağından hakimin sözleşmeye müdahalesi ve sözleşmeyi yeni koşullara uyarlaması mümkündür.
Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde belirtilen olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerekir.
Ancak salgının ve salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan tedbirlerin etkileri sektörlere ve işin yapıldığı yere göre farklılık göstermesi nedeniyle bu olağanüstü durum karşısında tüm sözleşmelere belirlenmiş bir şekilde müdahale etmek mümkün değildir. O halde somut olayda olduğu üzere kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkileri değerlendirilmeli, bu olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yük, sözleşmenin her iki tarafı üzerinde dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması benimsenmelidir.
Bu genel açıklamanın ardından dairemizce kiranın uyarlanması talebi ile açılan davada ihtiyati tedbir kararı verilip verilemeyeceği değerlendirilmiştir.
Davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemez. Ancak salgın döneminde bazı iş yerlerinin tamamen kapandığı ve hiç bir gelir elde edemediği göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde kiracının mevcut kirasının ödeyemeyeceği ve kiraya verenin 30 günlük ihtar veya 30 gün süreli icra takibi yaparak kiracıyı temerrüde düşürerek tahliye edebileceği açıktır. O halde ihtiyati tedbir kararı verilmediğinde, kiracı dava sonuçlanıncaya kadar kirasını tam olarak ödemek zorunda kalacak olup, temerrüde düşürülüp tahliye sağlandıktan sonra kiranın uyarlanmasının herhangi bir anlamının kalmayacağı açıktır. Bu durumda, kiranın uyarlanmasına ilişkin açılan davadan umulan sonucun oluşması için HMK'nun 389/1 maddesinde öngörülen "ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi" koşulunun mevcut olduğu ve ihtiyati tedbir kararı verilebileceği kabul edilmelidir.
7226 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi ile kabul edilen "1/3/2020 tarihinden 30/06/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenmemesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz." düzenlemesi yasa koyucunun aynı kaygı ile hareket ederek yaşanan pandemi ve alınan tedbirler kapsamında iş yerlerine ilişkin kira sözleşmelerinin feshi ve tahliyenin belirli bir süre ile engellendiğini göstermektedir.
Öte yandan üstte açıklandığı üzere ihtiyati tedbir kararı verilmemesi durumunda kiracının temerrüt nedeniyle taliyesi mümkün olup, tahliyenin telafisi imkânsız doğuracağı açıktır. Ancak mahkeme ihtiyati tedbir kararı verilip, kiralar eksik ödendiğinde davanın sonucunda uyarlamanın koşullarının oluşmadığı veya kiranın daha az miktarda düşürülmesi gerektiği benimsendiğinde kiraya verenin farkı talep etmesi mümkün olup telafisi imkansız bir zarar doğmayacaktır.
Bununla birlikte covid-19 salgını geçici bir dönem olup, uyarlamanın yalnızca bu dönemi kapsar şekilde yapılması ve salgının etkileri tamamen ortadan kalktığında ve kiracını iş durumu salgın öncesi normale döndüğünde kiranın eski hale gelmesi gerekir. 
Bu durumda ihtiyati tedbirin de salgının etkileri süresince ve bu etkilerin deva ettiği dönem için uygulanması gerekmektedir. Nitekim HMK.nun "Durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması" başlıklı 396/1. maddesinde "(1) Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir." düzenlemesi bulunmaktadır. 
Bu yasal düzenleme göz önünde bulundurularak kiranın uyarlanması için açılan davada mahkemece davacı kiracının yapmış olduğu işin niteliği ve tüm koşullar ile taraflarca sunulan deliller göz önünde bulundurularak kiranın mahkemece takdir edilecek bir miktar üzerinden ödenmesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmeli, ancak bu tedbir kararı mahkemece belirli aralıklarla veya tarafların müracaatı üzerine değerlendirilerek durum ve koşulların değişmesi halinde kaldırılmalı veya belirlenen yeni bir miktar üzerinden devam etmesine karar verilmelidir.
Açıklanan bu ilkelere göre dairemizce somut olayda kiracının restaruant olarak işlettiği kiralananda her ne kadar paket servis yöntemi ile işine devam etmiş ise de ve alınan tedbirlerin davacının iş hacminde belirli etkilerinin olabileceği değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Ancak salgın süresince restaruant olan ş yerlerinin etkilenme sürecinin aylara göre değişkenlik gösterdiği ve bu etkilerin ne kadar daha devam edeceğinin belli olmadığı gözönünde bulundurularak ihtiyati tedbirin 6 ayda bir mahkemece gözden geçirilmesi ve yeni durumlara göre kaldırılması veya artırılıp azaltılması hususlarında karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
HMK 353/1-b-2 maddesinde "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise Bölge Adliye Mahkemesince "düzelterek yeniden esas hakkında" hükmün kurulacağı düzenlenmiştir.
Yargılamadaki hukuka aykırılıkların niteliğine göre eksikliklerin dairemizce dosya üzerinden tamamlanması mümkün olup davada yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebi hakkında dairemizce hükmün kurulması gerekmiştir.
[b]HÜKÜM: [/b]Yukarıda açıklanan nedenlerle,
İstinaf başvurusunun[b] KABULÜNE[/b],
A.- Bursa 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/753 Esas sayılı dava doyasında verilen 10.08.2020 tarihli ara kararın HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca [b]KALDIRILMASINA[/b],
Harçlar Kanunu'nun Eki-1 sayılı tarife A-III-2-a maddesi uyarınca istinaf edenden peşin olarak alınan 54.40 TL istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince istem halinde istinaf edene iadesine,
İstinaf kanun yoluna başvurma harcı iade edilmeyip yargılama giderlerine dahil edilmesi gerektiğinden, istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve diğer istinaf giderlerinin ilk derece mahkemesince esas hükümle birlikte yargılama giderleri arasında değerlendirilerek hüküm altına alınmasına,
Kullanılmayan istinaf gider avansının istinaf edene iadesine,
B.- İhtiyati tedbir talebinin [b]KABULÜNE[/b],
Davacının 01.01.2020 tarihli kira sözleşmesi ile kiracı olduğu kiralananın aylık kirasının taleple bağlı kalınarak 01.05.2020 tarihinden itibaren işleyen henüz ödenmemiş kiraların ve bu karar tarihinden itibaren işleyecek kiraların aylık 11.500,00 TL olarak ödenmesi konusunda [b]İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA[/b],
İhtiyati tedbirin mahkemece HMK'nun 396/1 maddesi uyarınca 6 aylık süreler içerisinde ve toplanan delil durumuna alınan tedbirler ve tedbirlerin davacı üzerindeki etkilerine göre [b]YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİNE[/b],
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 28.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
[b]Kanun yolu:[/b] HMK'nun 362/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere
[b]Gerekçeli kararın Yazıldığı Tarih:[/b] 29/09/2020
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. HD. 28.09.2020 T. E: 1103, K: 1008

  • Cevap Yok
  • 11-10-2020, Saat: 19:28
  • DuraN
Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle açılan kiranın uyarlanması davasında ihtiyati tedbir kararı verilip verilmeyeceği-


BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ GEREKÇELİ İSTİNAF KARARI
[b]İNCELENEN KARARIN:[/b]
MAHKEMESİ: BURSA 9. SULH HUKUK MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU: KİRANIN UYARLANMASI - İHTİYATİ TEDBİR
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosya içindeki tüm belgeler ile dairemiz üyesi tarafından hazırlanan ön inceleme ve inceleme raporu incelendi. Gereği görüşüldü:
[b]İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ VE SAFAHAT:[/b]
Davacı vekili; davalı tarafın maliki olduğu Bursa ili, ... İlçesi, .... Mahallesi, ... Cad. ... Ada .. Parselde kayıtlı taşınmazın restaurant olarak 01/01/2020 başlangıç tarihli 8 yıl süreli aylık 23.000,00 TL. bedelli kira sözleşmesi ile müvekkiline kiralandığını, pandemi süreci nedeniyle bir çok iş yerinin kapandığını, ticari faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini ve aylık kira bedellerinin ödenmez durumda olduğunu, iş hacminde meydana gelen düşüş nedeniyle TBK'nun 138. maddesinde ön görülen şartların oluşması nedeniyle dava konusu mecurun aylık kirasının 01/05/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak ve Covid-19 salgınının etkili olduğu dönem boyunca geçerli olmak üzere aylık 11.500,00 TL. olarak ödenmesi konusunda ihtiyati tedbir talep etmiştir.
Mahkemece 10.08.2020 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa cevap veren davalı vekili, istinaf istemlerinin reddini savunmuştur.
HMK’nun "İnceleme Kapsamı" başlıklı 355. maddesinde "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir." düzenlenmesi bulunmaktadır. Bu nedenle dairemizce inceleme, istinaf başvuru dilekçesinde gösterilen istinaf sebepleri ve mahkemece resen gözetilmesi gereken, kamu düzenine aykırılık oluşturan sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.
[b]DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:[/b]
İhtiyati tedbir HMK'da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
HMK'nın 389. maddesinde "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. 
Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. " hükmü düzenlenmiştir.
Kiralananın 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 8 yıl süreli kira sözleşmesi ile restaurant olarak kullanılmak üzere aylık 23.000,000 TL kira bedeli ile davacıya kiraya verildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davacı/kiracı pandemi sürecinde iş hacminde düşüş olduğunu belirterek ve pandemi süresince geçerli olmak üzere kiranın uyarlanmasını talep etmiş ve bu dönem boyunca aylık kira parasının 11.500,00 TL olarak ödenmesi için ihtiyati tedbir talep etmiştir.
Somut olayda ihtiyati tedbir kararının koşullarının oluşup oluşmadığı açısından önceliklle kiranın uyarlanması davasının hukuki niteliği incelenmelidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde "Aşırı İfa Güçlüğü" madde başlığı altında "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. 
Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." düzenlemesi bulunmaktadır.
Maddenin gerekçesinde de "Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, Tasarının 137 nci maddesinde belirtilen şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:
1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır." gerekçesinde yer verildiği görülmektedir.
Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını Mart 2020 ayından itibaren ülkemizde görülmeye ve bu kapsamda hastalığın yayılmasının kontrol atına alınması amacıyla çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında olmak üzere zaman zaman ve ihtiyaç durumuna göre sokağa çıkma yasağı uygulanması, işyerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmış olup, salgının etkilerinin ve yetkili kurumlarca alınan tedbirlerin halen devam ettiği bilinmektedir.
Bu boyuttaki salgın hastalık, gerek dünyada gerekse ülkemizde şu ana kadar tecrübe edilmemiş sonuçlar doğurmuş, özellikle bazı sektörlerin salgından ve alınan tedbirlerden daha fazla etkilendiği görülmüştür.
Genel olarak sözleşmelerde "Ahde vefa ilkesi" geçerlidir. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde açıklandığı üzere sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması durumunda sözleşmeye bağlılık ilkesinin sıkı bir şekilde uygulanması hakkaniyete aykırı olacağından hakimin sözleşmeye müdahalesi ve sözleşmeyi yeni koşullara uyarlaması mümkündür.
Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde belirtilen olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerekir.
Ancak salgının ve salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan tedbirlerin etkileri sektörlere ve işin yapıldığı yere göre farklılık göstermesi nedeniyle bu olağanüstü durum karşısında tüm sözleşmelere belirlenmiş bir şekilde müdahale etmek mümkün değildir. O halde somut olayda olduğu üzere kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkileri değerlendirilmeli, bu olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yük, sözleşmenin her iki tarafı üzerinde dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması benimsenmelidir.
Bu genel açıklamanın ardından dairemizce kiranın uyarlanması talebi ile açılan davada ihtiyati tedbir kararı verilip verilemeyeceği değerlendirilmiştir.
Davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemez. Ancak salgın döneminde bazı iş yerlerinin tamamen kapandığı ve hiç bir gelir elde edemediği göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde kiracının mevcut kirasının ödeyemeyeceği ve kiraya verenin 30 günlük ihtar veya 30 gün süreli icra takibi yaparak kiracıyı temerrüde düşürerek tahliye edebileceği açıktır. O halde ihtiyati tedbir kararı verilmediğinde, kiracı dava sonuçlanıncaya kadar kirasını tam olarak ödemek zorunda kalacak olup, temerrüde düşürülüp tahliye sağlandıktan sonra kiranın uyarlanmasının herhangi bir anlamının kalmayacağı açıktır. Bu durumda, kiranın uyarlanmasına ilişkin açılan davadan umulan sonucun oluşması için HMK'nun 389/1 maddesinde öngörülen "ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi" koşulunun mevcut olduğu ve ihtiyati tedbir kararı verilebileceği kabul edilmelidir.
7226 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi ile kabul edilen "1/3/2020 tarihinden 30/06/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenmemesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz." düzenlemesi yasa koyucunun aynı kaygı ile hareket ederek yaşanan pandemi ve alınan tedbirler kapsamında iş yerlerine ilişkin kira sözleşmelerinin feshi ve tahliyenin belirli bir süre ile engellendiğini göstermektedir.
Öte yandan üstte açıklandığı üzere ihtiyati tedbir kararı verilmemesi durumunda kiracının temerrüt nedeniyle taliyesi mümkün olup, tahliyenin telafisi imkânsız doğuracağı açıktır. Ancak mahkeme ihtiyati tedbir kararı verilip, kiralar eksik ödendiğinde davanın sonucunda uyarlamanın koşullarının oluşmadığı veya kiranın daha az miktarda düşürülmesi gerektiği benimsendiğinde kiraya verenin farkı talep etmesi mümkün olup telafisi imkansız bir zarar doğmayacaktır.
Bununla birlikte covid-19 salgını geçici bir dönem olup, uyarlamanın yalnızca bu dönemi kapsar şekilde yapılması ve salgının etkileri tamamen ortadan kalktığında ve kiracını iş durumu salgın öncesi normale döndüğünde kiranın eski hale gelmesi gerekir. 
Bu durumda ihtiyati tedbirin de salgının etkileri süresince ve bu etkilerin deva ettiği dönem için uygulanması gerekmektedir. Nitekim HMK.nun "Durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması" başlıklı 396/1. maddesinde "(1) Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir." düzenlemesi bulunmaktadır. 
Bu yasal düzenleme göz önünde bulundurularak kiranın uyarlanması için açılan davada mahkemece davacı kiracının yapmış olduğu işin niteliği ve tüm koşullar ile taraflarca sunulan deliller göz önünde bulundurularak kiranın mahkemece takdir edilecek bir miktar üzerinden ödenmesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmeli, ancak bu tedbir kararı mahkemece belirli aralıklarla veya tarafların müracaatı üzerine değerlendirilerek durum ve koşulların değişmesi halinde kaldırılmalı veya belirlenen yeni bir miktar üzerinden devam etmesine karar verilmelidir.
Açıklanan bu ilkelere göre dairemizce somut olayda kiracının restaruant olarak işlettiği kiralananda her ne kadar paket servis yöntemi ile işine devam etmiş ise de ve alınan tedbirlerin davacının iş hacminde belirli etkilerinin olabileceği değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Ancak salgın süresince restaruant olan ş yerlerinin etkilenme sürecinin aylara göre değişkenlik gösterdiği ve bu etkilerin ne kadar daha devam edeceğinin belli olmadığı gözönünde bulundurularak ihtiyati tedbirin 6 ayda bir mahkemece gözden geçirilmesi ve yeni durumlara göre kaldırılması veya artırılıp azaltılması hususlarında karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
HMK 353/1-b-2 maddesinde "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise Bölge Adliye Mahkemesince "düzelterek yeniden esas hakkında" hükmün kurulacağı düzenlenmiştir.
Yargılamadaki hukuka aykırılıkların niteliğine göre eksikliklerin dairemizce dosya üzerinden tamamlanması mümkün olup davada yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebi hakkında dairemizce hükmün kurulması gerekmiştir.
[b]HÜKÜM: [/b]Yukarıda açıklanan nedenlerle,
İstinaf başvurusunun[b] KABULÜNE[/b],
A.- Bursa 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/753 Esas sayılı dava doyasında verilen 10.08.2020 tarihli ara kararın HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca [b]KALDIRILMASINA[/b],
Harçlar Kanunu'nun Eki-1 sayılı tarife A-III-2-a maddesi uyarınca istinaf edenden peşin olarak alınan 54.40 TL istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince istem halinde istinaf edene iadesine,
İstinaf kanun yoluna başvurma harcı iade edilmeyip yargılama giderlerine dahil edilmesi gerektiğinden, istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve diğer istinaf giderlerinin ilk derece mahkemesince esas hükümle birlikte yargılama giderleri arasında değerlendirilerek hüküm altına alınmasına,
Kullanılmayan istinaf gider avansının istinaf edene iadesine,
B.- İhtiyati tedbir talebinin [b]KABULÜNE[/b],
Davacının 01.01.2020 tarihli kira sözleşmesi ile kiracı olduğu kiralananın aylık kirasının taleple bağlı kalınarak 01.05.2020 tarihinden itibaren işleyen henüz ödenmemiş kiraların ve bu karar tarihinden itibaren işleyecek kiraların aylık 11.500,00 TL olarak ödenmesi konusunda [b]İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA[/b],
İhtiyati tedbirin mahkemece HMK'nun 396/1 maddesi uyarınca 6 aylık süreler içerisinde ve toplanan delil durumuna alınan tedbirler ve tedbirlerin davacı üzerindeki etkilerine göre [b]YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİNE[/b],
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 28.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
[b]Kanun yolu:[/b] HMK'nun 362/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere
[b]Gerekçeli kararın Yazıldığı Tarih:[/b] 29/09/2020
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. HD. 28.09.2020 T. E: 1103, K: 1008

Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti

Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu, bilirkişi raporları ile bonodaki imzanın borçluya ait olduğu hususu ispat yükü kendisinde olan alacaklı tarafından ispatlanamadığı gibi, alacaklı vekilinin de rapora karşı diyeceklerinin olmadığı, imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu keşidecinin İİK'nun 168/3. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine yaptığı başvuruda; takip dayanağı bono üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğü, mahkemece, İİK'nun 68/a-5. maddesinde yazılı meşruhatı taşıyan davetiyenin borçluya tebliğine rağmen duruşmaya katılmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verildiği, anılan kararın temyizi üzerine, Dairemizin 22.02.2017 tarih ve 2017/642 E. - 2393 K. sayılı ilamı ile; ''... Somut olayda, borçlunun 26.05.2016 tarihli dilekçesi ekinde, kendisi tarafından aynı senetle ilgili olarak İstanbul C.iyet Başsavcılığına yapılan şikayet üzerine alınan bilirkişi raporunu ibraz ettiği, 22.01.2016 tarihli bu raporda, takibe konu bonodaki imzanın borçlunun eli ürünü olmadığının tesbit edildiği görülmektedir. O halde mahkemece, yukarıda belirtilen yasa hükmü ve açıklamalar gözetilerek, takibe konu bonodaki imzanın borçlunun eli ürünü olmadığının belirlenmesi nedeniyle imzaya itirazın kabulü yerine, borçlunun tatbike medar imzalarının alınması gerektiğinden bahisle, mazeretsiz gelmediği için İİK'nun 68/a-5. maddesi uyarınca davanın reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir" gerekçesi ile kararın bozulduğu, mahkemece, Dairemizin bozma ilamından sonra dosyanın yeni esasa kaydedildiği ve 11.07.2017 tarihli duruşmada bozmaya uyulmasına karar verilerek; bozma sonrası Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 26.03.2018 tarihli ve yine Genişletilmiş Uzmanlar Kurulundan alınan 10.12.2018 tarihli bilirkişi raporlarında takip dayanağı senetteki imzanın borçluya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesi ile imzaya itirazın reddine karar verildiği görülmüştür.
Mahkemece, Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmesi halinde ( 6100 sayılı HMK'nun 373. maddesi) mahkeme artık bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozmaya uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur (HGK 2010/9-71 E., 2010/87 K.). Diğer taraftan, mahkemenin hükmüne esas aldığı, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 26/03/2018 ve 10.12.2018 tarihli raporda; senet üzerinde atılı bulunan imzaların kuvvetle muhtemel L.O'ın eli ürünü olduğunun değerlendirildiği görülmüş olup raporun imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığına yönelik kesin kanaat içermediği açıktır.
Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir (HGK.nun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı).
Aldırılan bilirkişi raporları ile bonodaki imzanın borçluya ait olduğu hususu ispat yükü kendisinde olan alacaklı tarafından ispatlanamadığı gibi, alacaklı vekilinin de rapora karşı diyeceklerinin olmadığını, Adli Tıp Kurumunun son merci olduğunu ileri sürerek itirazın reddini istediği görülmüştür.
O halde, mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366 ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 07.10.2019 T. E: 11604, K: 14173

  • Cevap Yok
  • 09-10-2020, Saat: 20:50
  • DuraN
Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu, bilirkişi raporları ile bonodaki imzanın borçluya ait olduğu hususu ispat yükü kendisinde olan alacaklı tarafından ispatlanamadığı gibi, alacaklı vekilinin de rapora karşı diyeceklerinin olmadığı, imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu keşidecinin İİK'nun 168/3. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine yaptığı başvuruda; takip dayanağı bono üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğü, mahkemece, İİK'nun 68/a-5. maddesinde yazılı meşruhatı taşıyan davetiyenin borçluya tebliğine rağmen duruşmaya katılmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verildiği, anılan kararın temyizi üzerine, Dairemizin 22.02.2017 tarih ve 2017/642 E. - 2393 K. sayılı ilamı ile; ''... Somut olayda, borçlunun 26.05.2016 tarihli dilekçesi ekinde, kendisi tarafından aynı senetle ilgili olarak İstanbul C.iyet Başsavcılığına yapılan şikayet üzerine alınan bilirkişi raporunu ibraz ettiği, 22.01.2016 tarihli bu raporda, takibe konu bonodaki imzanın borçlunun eli ürünü olmadığının tesbit edildiği görülmektedir. O halde mahkemece, yukarıda belirtilen yasa hükmü ve açıklamalar gözetilerek, takibe konu bonodaki imzanın borçlunun eli ürünü olmadığının belirlenmesi nedeniyle imzaya itirazın kabulü yerine, borçlunun tatbike medar imzalarının alınması gerektiğinden bahisle, mazeretsiz gelmediği için İİK'nun 68/a-5. maddesi uyarınca davanın reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir" gerekçesi ile kararın bozulduğu, mahkemece, Dairemizin bozma ilamından sonra dosyanın yeni esasa kaydedildiği ve 11.07.2017 tarihli duruşmada bozmaya uyulmasına karar verilerek; bozma sonrası Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 26.03.2018 tarihli ve yine Genişletilmiş Uzmanlar Kurulundan alınan 10.12.2018 tarihli bilirkişi raporlarında takip dayanağı senetteki imzanın borçluya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesi ile imzaya itirazın reddine karar verildiği görülmüştür.
Mahkemece, Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmesi halinde ( 6100 sayılı HMK'nun 373. maddesi) mahkeme artık bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozmaya uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur (HGK 2010/9-71 E., 2010/87 K.). Diğer taraftan, mahkemenin hükmüne esas aldığı, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 26/03/2018 ve 10.12.2018 tarihli raporda; senet üzerinde atılı bulunan imzaların kuvvetle muhtemel L.O'ın eli ürünü olduğunun değerlendirildiği görülmüş olup raporun imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığına yönelik kesin kanaat içermediği açıktır.
Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir (HGK.nun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı).
Aldırılan bilirkişi raporları ile bonodaki imzanın borçluya ait olduğu hususu ispat yükü kendisinde olan alacaklı tarafından ispatlanamadığı gibi, alacaklı vekilinin de rapora karşı diyeceklerinin olmadığını, Adli Tıp Kurumunun son merci olduğunu ileri sürerek itirazın reddini istediği görülmüştür.
O halde, mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366 ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 07.10.2019 T. E: 11604, K: 14173

İpotekli Taşınmaza İlişkin Takipte Tercih Hakı

Önce bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibe geçildiğinden, alacaklı tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olup aynı borca ilişkin olarak sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi yapamayacağından bu hususun kamu düzeni ile ilgili olup süresiz şikayete tabi olup ipoteğe dayalı ilamlı icra takibinin iptali gerekeceği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlular aleyhine......... 2014/7756 Esas sayılı takip dosyası ile 18.08.2014 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı icra takibi başlatıldığı, borçluların, sair nedenlerle birlikte aynı ilişkiden kaynaklanan borcun tahsili için daha önce yine aynı icra müdürlüğünün 2014/7731 Esas sayılı dosyası ile, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 12.08.2014 tarihinde takip yapıldığını ileri sürerek mükerrerlik itirazı ile icra mahkemesine başvurdukları, mahkemece, bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve nakdi alacağa ilişkin 182.642,65 TL ile gayri nakdi alacağa ilişkin 21.280,00 TL yönünden icra takibinin devamına, fazlaya ilişkin icra takibinin iptaline karar verildiği, anılan kararın borçlular tarafından temyizi neticesinde Dairemizce; somut olayda icra takibinin mükerrer yapıldığına ilişkin şikâyetin, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük süre içerisinde icra mahkemesine yapılmış olduğu, fakat mahkemece borçluların mükerrerlik iddialarına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece; mükerrer yapıldığı iddia edilen ...... 2014/7731 Esas sayılı takip dosyası incelenerek, mükerrerlik oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulduğu, mahkemece anılan bozma sonrası yapılan inceleme neticesinde; davanın reddine ve asıl alacağın %20'si oranındaki tazminatın davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine hükmolunduğu görülmektedir.

İİK 45. maddesinde; rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusunun iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklının yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceği, poliçe ve emre muharrer senetlerle çekler hakkındaki 167. madde hükmünün mahfuz olduğu, aynı kanunun 167. maddesinde ise; alacağı çek, poliçe veya emre muharrer senede müstenit olan alacaklının, alacak rehinle temin edilmiş olsa bile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte bulunabileceği düzenlenmiştir.

Somut olayın incelenmesinde;...... 2014/7731 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı tarafından dava dışı..... ve muteriz borçlular hakkında kredi borcunu teminen bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunulduğu, yine .......2014/7756 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı tarafından aynı kredi borcu nedeniyle muteriz borçlular hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, takip talebinde ve ödeme emrinde; “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” kaydına yer verildiği ve hatta anılan ipoteğe dayalı ilamlı takibin ödeme emrinde; ayrıca ‘......'nün 2014/7731 Sayılı icra takip dosyası alacağı ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla tahsili talebidir..' ibaresinin yazılı olduğu görülmüş olup, her ne kadar anılan takip dosyalarında yer alan alacak miktarları kesin olarak birbirleri ile uyuşmasa da, alacaklı vekili tarafından sunulan 29.09.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde; ‘... anılan kredi borcunun tahsili amacıyla borçlular aleyhine tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla....... 2014/7731 Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi, 2014/7756 Esas sayılı dosyası ile de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı..." şeklindeki beyan karşısında ve sair belirtilen hususlar gereği, her iki takip dosyasına konu borcun aynı borç olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda anılan kanun hükümleri uyarınca borç ipotek ile temin edilmiş olsa bile elinde kambiyo senedi bulunan alacaklı, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapabilir. Somut olayda da, öncelikle bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 12.08.2014 tarihinde takibe geçildiğinden, alacaklı tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olup aynı borca ilişkin olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi yapamaz. Bu husus kamu düzeni ile ilgili olup süresiz şikayete tabidir.

Bu durumda, şikayete konu ........ 2014/7756 Esas sayılı takip dosyasına konu borçla ilgili olarak, aynı icra müdürlüğünün 2014/7731 Esasında kayıtlı ve bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan derdest takibin bulunduğu anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece, şikayetin kabulüyle mükerrer olan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan ilamlı icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/01/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Üye ... ve Üye ...'un Karşı Oy Yazıları:

Dosya içeriği ve Dairemizin kabulüne göre, alacaklı tarafça........ 2014/7731 Esas sayılı dosyasından davacı.....ve müteriz borçlular hakkında kredi borcunu teminen bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığı, yine aynı kredi borcu için........2014/7756 Esas sayılı dosyasından, 2014/7731 Esas sayılı dosyadaki takiple tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.

İİK'nun 45. maddesinin 1. fıkrasında "Rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tâbi şahıslardan olsa bile alacaklı yalnız rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir. Ancak rehinin tutarı borcu ödemeye yetmezse alacaklı kalan alacağını iflas veya haciz yoluyla takip edebilir" hükmüne, aynı maddenin 3. fıkrasında ise:

"Poliçe ve emre muharrer senetlerle çekler hakkındaki 167. madde hükmü mahfuzdur" hükmüne yer verilmiştir.

A.an madde ile borç rehinle temin edilmiş ise, önce rehine başvurma zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak, maddenin 3. fıkrası ile İİK'nun 167. maddesi saklı tutulmuş ve istisnaya yer verilmiştir. Yani alacak rehinle temin edilmiş olsa dahi alacaklı doğrudan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna da başvurabilecektir.

Mahkemece davanın reddine ve asıl alacağın %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş olup, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takipte tazminat öngörülmediğinden, mahkemenin hüküm bölümünün (2) numaralı bendindeki tazminatın karar metninden tamamen çıkartılmak suretiyle kararın düzeltilerek onanması gerekirken, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 12/08/2014 tarihinde takibe geçildiği ve alacaklının tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olduğu, aynı borç için ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapılamayacağı gerekçesiyle, ilamlı icra takibinin iptaline ve kararın belirtilen nedenlerle bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşlerine katılmamaktayız.

12. HD. 16.01.2019 T. E: 2018/9112, K: 337
Önce bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibe geçildiğinden, alacaklı tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olup aynı borca ilişkin olarak sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi yapamayacağından bu hususun kamu düzeni ile ilgili olup süresiz şikayete tabi olup ipoteğe dayalı ilamlı icra takibinin iptali gerekeceği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlular aleyhine......... 2014/7756 Esas sayılı takip dosyası ile 18.08.2014 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı icra takibi başlatıldığı, borçluların, sair nedenlerle birlikte aynı ilişkiden kaynaklanan borcun tahsili için daha önce yine aynı icra müdürlüğünün 2014/7731 Esas sayılı dosyası ile, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 12.08.2014 tarihinde takip yapıldığını ileri sürerek mükerrerlik itirazı ile icra mahkemesine başvurdukları, mahkemece, bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve nakdi alacağa ilişkin 182.642,65 TL ile gayri nakdi alacağa ilişkin 21.280,00 TL yönünden icra takibinin devamına, fazlaya ilişkin icra takibinin iptaline karar verildiği, anılan kararın borçlular tarafından temyizi neticesinde Dairemizce; somut olayda icra takibinin mükerrer yapıldığına ilişkin şikâyetin, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük süre içerisinde icra mahkemesine yapılmış olduğu, fakat mahkemece borçluların mükerrerlik iddialarına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece; mükerrer yapıldığı iddia edilen ...... 2014/7731 Esas sayılı takip dosyası incelenerek, mükerrerlik oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulduğu, mahkemece anılan bozma sonrası yapılan inceleme neticesinde; davanın reddine ve asıl alacağın %20'si oranındaki tazminatın davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine hükmolunduğu görülmektedir.

İİK 45. maddesinde; rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusunun iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklının yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceği, poliçe ve emre muharrer senetlerle çekler hakkındaki 167. madde hükmünün mahfuz olduğu, aynı kanunun 167. maddesinde ise; alacağı çek, poliçe veya emre muharrer senede müstenit olan alacaklının, alacak rehinle temin edilmiş olsa bile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte bulunabileceği düzenlenmiştir.

Somut olayın incelenmesinde;...... 2014/7731 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı tarafından dava dışı..... ve muteriz borçlular hakkında kredi borcunu teminen bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunulduğu, yine .......2014/7756 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı tarafından aynı kredi borcu nedeniyle muteriz borçlular hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, takip talebinde ve ödeme emrinde; “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” kaydına yer verildiği ve hatta anılan ipoteğe dayalı ilamlı takibin ödeme emrinde; ayrıca ‘......'nün 2014/7731 Sayılı icra takip dosyası alacağı ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla tahsili talebidir..' ibaresinin yazılı olduğu görülmüş olup, her ne kadar anılan takip dosyalarında yer alan alacak miktarları kesin olarak birbirleri ile uyuşmasa da, alacaklı vekili tarafından sunulan 29.09.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde; ‘... anılan kredi borcunun tahsili amacıyla borçlular aleyhine tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla....... 2014/7731 Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi, 2014/7756 Esas sayılı dosyası ile de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı..." şeklindeki beyan karşısında ve sair belirtilen hususlar gereği, her iki takip dosyasına konu borcun aynı borç olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda anılan kanun hükümleri uyarınca borç ipotek ile temin edilmiş olsa bile elinde kambiyo senedi bulunan alacaklı, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapabilir. Somut olayda da, öncelikle bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 12.08.2014 tarihinde takibe geçildiğinden, alacaklı tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olup aynı borca ilişkin olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi yapamaz. Bu husus kamu düzeni ile ilgili olup süresiz şikayete tabidir.

Bu durumda, şikayete konu ........ 2014/7756 Esas sayılı takip dosyasına konu borçla ilgili olarak, aynı icra müdürlüğünün 2014/7731 Esasında kayıtlı ve bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan derdest takibin bulunduğu anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece, şikayetin kabulüyle mükerrer olan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan ilamlı icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/01/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Üye ... ve Üye ...'un Karşı Oy Yazıları:

Dosya içeriği ve Dairemizin kabulüne göre, alacaklı tarafça........ 2014/7731 Esas sayılı dosyasından davacı.....ve müteriz borçlular hakkında kredi borcunu teminen bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığı, yine aynı kredi borcu için........2014/7756 Esas sayılı dosyasından, 2014/7731 Esas sayılı dosyadaki takiple tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.

İİK'nun 45. maddesinin 1. fıkrasında "Rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tâbi şahıslardan olsa bile alacaklı yalnız rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir. Ancak rehinin tutarı borcu ödemeye yetmezse alacaklı kalan alacağını iflas veya haciz yoluyla takip edebilir" hükmüne, aynı maddenin 3. fıkrasında ise:

"Poliçe ve emre muharrer senetlerle çekler hakkındaki 167. madde hükmü mahfuzdur" hükmüne yer verilmiştir.

A.an madde ile borç rehinle temin edilmiş ise, önce rehine başvurma zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak, maddenin 3. fıkrası ile İİK'nun 167. maddesi saklı tutulmuş ve istisnaya yer verilmiştir. Yani alacak rehinle temin edilmiş olsa dahi alacaklı doğrudan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna da başvurabilecektir.

Mahkemece davanın reddine ve asıl alacağın %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş olup, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takipte tazminat öngörülmediğinden, mahkemenin hüküm bölümünün (2) numaralı bendindeki tazminatın karar metninden tamamen çıkartılmak suretiyle kararın düzeltilerek onanması gerekirken, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 12/08/2014 tarihinde takibe geçildiği ve alacaklının tercih hakkını bu takip türünden yana kullanmış olduğu, aynı borç için ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapılamayacağı gerekçesiyle, ilamlı icra takibinin iptaline ve kararın belirtilen nedenlerle bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşlerine katılmamaktayız.

12. HD. 16.01.2019 T. E: 2018/9112, K: 337

Satış Avansının 15 Gün İçerisinde Depo Edilmemesi

Az da olsa satış avansının yatırılmış olması halinde, usule uygun satış talebi yapılmış sayılacağı- Satış talebi yapıldığında, icra müdürünün alacaklıdan satış avansını 15 gün içinde depo etmesini talep etmesi gerektiği, icra müdürünce verilen süre içinde belirtilen satış avansı depo edilmez ise, İİK. mad. 110 gereği haczin kalkacağı- İcra müdürlüğünce satış avansı ile ilgili bir süre verilmemiş ve alacaklı satış talebinden sonra satış avansı yatırmış ise, satış talep tarihi olarak satış avansının yatırıldığı tarihin kabulü gerektiği- Alacaklı tarafından bila tarihli ve icra müdürlüğünün havalesini taşımayan belgeye göre, şikayete konu, 12.09.2012 tarihinde haczedilen taşınmazın satışının istendiği ancak, 12.09.2014 tarihine kadar, satış avansının yatırıldığına dair bir belgenin olmadığı görüldüğünden,  şikayete konu taşınmaz için, haciz tarihinden itibaren, süresi içinde satış talep edilip satış avansı yatırılmadığından, bahse konu takip dosyası açısından, şikayete konu taşınmaz üzerindeki haczin düşmüş olduğunun kabulü gerektiği-


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İİK'nun 106. maddesinin haciz tarihi itibari ile uygulanması gereken hükmünde; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden nihayet bir sene ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı kanunun 110. maddesinde ise, “bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da, bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar” hükmü yer almaktadır.
İİK'nun 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen alacaklı o işlemin yapılması için gerekli masrafı avans olarak peşin yatırmalıdır. Az da olsa satış avansının yatırılmış olması halinde, usule uygun satış talebi yapılmış sayılır. İİK'nun 110. maddesi hükmüne göre, satış talebi yapıldığında, icra müdürünün alacaklıdan satış avansını 15 gün içinde depo etmesini talep etmesi gerekir. İcra müdürünce verilen süre içinde belirtilen satış avansı depo edilmez ise, anılan hüküm gereği haciz kalkar. Kanunda icra müdürünün ne kadarlık bir sürede satış avansı olarak yatırılması gereken miktarı belirleyeceği hususu yazılı değildir. Bu nedenle icra müdürlüğünce satış avansı ile ilgili bir süre verilmemiş ve alacaklı satış talebinden sonra satış avansı yatırmış ise, satış talep tarihi olarak satış avansının yatırıldığı tarihin kabulü zorunludur.
.... İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı dosyasında, şikayete konu taşınmaz üzerine 12.09.2012 tarihinde haciz konulmuştur. Alacaklı tarafından bila tarihli ve icra müdürlüğünün havalesini taşımayan belgeye göre, şikayete konu, taşınmazın satışının istendiği ancak, 12.09.2014 tarihine kadar, satış avansının yatırıldığına dair bir belgenin olmadığı görülmüştür.
Bu durumda, Şanlıurfa 2. İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı dosyasında, şikayete konu taşınmaz için, haciz tarihinden itibaren, süresi içinde satış talep edilip satış avansı yatırılmadığından, bahse konu takip dosyası açısından, şikayete konu taşınmaz üzerindeki haczin düşmüş olduğunun kabulü gerekir.
O halde, mahkemece, Şanlıurfa 2. İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı takip dosyası açısından, İİK.nun 110. maddesi gereğince, şikayete konu taşınmaz üzerindeki haczin düştüğünden, bu dosya için şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile aksi yönde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçi ...’nın temyiz itirazlarının, .... İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı takip dosyası açısından, kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 25.09.2017 T. E: 5603, K: 11241

Az da olsa satış avansının yatırılmış olması halinde, usule uygun satış talebi yapılmış sayılacağı- Satış talebi yapıldığında, icra müdürünün alacaklıdan satış avansını 15 gün içinde depo etmesini talep etmesi gerektiği, icra müdürünce verilen süre içinde belirtilen satış avansı depo edilmez ise, İİK. mad. 110 gereği haczin kalkacağı- İcra müdürlüğünce satış avansı ile ilgili bir süre verilmemiş ve alacaklı satış talebinden sonra satış avansı yatırmış ise, satış talep tarihi olarak satış avansının yatırıldığı tarihin kabulü gerektiği- Alacaklı tarafından bila tarihli ve icra müdürlüğünün havalesini taşımayan belgeye göre, şikayete konu, 12.09.2012 tarihinde haczedilen taşınmazın satışının istendiği ancak, 12.09.2014 tarihine kadar, satış avansının yatırıldığına dair bir belgenin olmadığı görüldüğünden,  şikayete konu taşınmaz için, haciz tarihinden itibaren, süresi içinde satış talep edilip satış avansı yatırılmadığından, bahse konu takip dosyası açısından, şikayete konu taşınmaz üzerindeki haczin düşmüş olduğunun kabulü gerektiği-


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İİK'nun 106. maddesinin haciz tarihi itibari ile uygulanması gereken hükmünde; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden nihayet bir sene ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı kanunun 110. maddesinde ise, “bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da, bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar” hükmü yer almaktadır.
İİK'nun 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen alacaklı o işlemin yapılması için gerekli masrafı avans olarak peşin yatırmalıdır. Az da olsa satış avansının yatırılmış olması halinde, usule uygun satış talebi yapılmış sayılır. İİK'nun 110. maddesi hükmüne göre, satış talebi yapıldığında, icra müdürünün alacaklıdan satış avansını 15 gün içinde depo etmesini talep etmesi gerekir. İcra müdürünce verilen süre içinde belirtilen satış avansı depo edilmez ise, anılan hüküm gereği haciz kalkar. Kanunda icra müdürünün ne kadarlık bir sürede satış avansı olarak yatırılması gereken miktarı belirleyeceği hususu yazılı değildir. Bu nedenle icra müdürlüğünce satış avansı ile ilgili bir süre verilmemiş ve alacaklı satış talebinden sonra satış avansı yatırmış ise, satış talep tarihi olarak satış avansının yatırıldığı tarihin kabulü zorunludur.
.... İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı dosyasında, şikayete konu taşınmaz üzerine 12.09.2012 tarihinde haciz konulmuştur. Alacaklı tarafından bila tarihli ve icra müdürlüğünün havalesini taşımayan belgeye göre, şikayete konu, taşınmazın satışının istendiği ancak, 12.09.2014 tarihine kadar, satış avansının yatırıldığına dair bir belgenin olmadığı görülmüştür.
Bu durumda, Şanlıurfa 2. İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı dosyasında, şikayete konu taşınmaz için, haciz tarihinden itibaren, süresi içinde satış talep edilip satış avansı yatırılmadığından, bahse konu takip dosyası açısından, şikayete konu taşınmaz üzerindeki haczin düşmüş olduğunun kabulü gerekir.
O halde, mahkemece, Şanlıurfa 2. İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı takip dosyası açısından, İİK.nun 110. maddesi gereğince, şikayete konu taşınmaz üzerindeki haczin düştüğünden, bu dosya için şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile aksi yönde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçi ...’nın temyiz itirazlarının, .... İcra Müdürlüğü’nün 2011/1792 Esas sayılı takip dosyası açısından, kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 25.09.2017 T. E: 5603, K: 11241

Usulsüz Tebligat ve İcra Çalışanları Yönünden Tazminata İlişkin

Takibe konu senet kambiyo senedi vasfını taşımadığından takibin iptaline karar verilmişse de, kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğine ilişkin yurtdışı tebligatı usulüne uygun yapılan davacı takip borçlusunun, satış tarihinden önce icra dosyası ile satıştan haberdar olmasına karşın ihalenin feshi davası açmaması nedeniyle satışın kesinleşmesine neden olduğundan, zararın doğmasında ağır kusurunun bulunduğu ve bu durumda, artık icra memurunun hatalı eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı kurulamayacağı ve maddi tazminata hükmedilemeyeceği- Usulsüz tebligat üzerine kesinleştirilen icra takibi sonucunda dava konusu taşınmazının icra yoluyla satışına neden olunması nedeniyle icra memurlarının kötüniyetli olduğu hususu ispat edilmediğinden manevi tazminata hükmedilemeyeceği- 

Davacı ... vekili Avukat ...tarafından, davalı Adalet Bakanlığı aleyhine 02/05/2016 gününde verilen dilekçe ile İİK m.5'ten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18/04/2017 günlü kararın davalı vekili ve feri müdahil vekilinin başvurusu üzerine yapılan istinaf incelemesinde; davalı vekilinin ve feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 30/11/2017 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

Dava, İİK’nın 5. maddesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı ve feri müdahil tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince davalı ve feri müdahilin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin yurt dışında ikamet ettiğini ve takibe konu senet üzerinde de yurt dışı adresinin yazılı olduğunu, buna rağmen ödeme emrinin, nüfusta kayıtlı olduğu köy adresinde Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca tebliğ edilip bu şekilde takibin kesinleştirildiğini, akabinde ... ili ... ilçesi ... mahallesi ... parseldeki müvekkilinin hissesi üzerine haciz konulduğunu ve satış aşamasına geçildiğini, müvekkilinin takipten haberdar olması üzerine ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esas sayılı dosyasında satışın durdurulmasının ve takibin iptalinin talep edildiğini, ... İcra Hukuk Mahkemesince satışın durdurulması isteminin reddedilmesi üzerine satışın gerçekleştiğini, yapılan yargılama sonunda da ödeme emrinin müvekkiline usulsüz tebliğ edildiğinin kabul edildiği gibi takibe konu senet üzerinde keşide tarihi bulunmaması nedeniyle kambiyo senedi vasfını taşımadığından takibin iptaline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, icra müdürünün tebligatın usulüne uygun olup olmadığını ve takibe ./.. konu senedin kambiyo senedi vasfını taşıyıp taşımadığını denetleme yükümlülüğünün bulunduğunu, icra müdürünün bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle müvekkiline ait taşınmazın satıldığını ve müvekkilinin maddi zarara uğradığını, müvekkilinin ailesinden miras kalan taşınmazı kaybetmesi sebebiyle manevi zararının da oluştuğunu belirterek maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Davalı, dava konusu olayda icra müdürünün kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esas sayılı dosyasında gönderilen ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğu ve takibe dayanak senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı hususlarının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esas sayılı dosyası ile tespit edildiği, icra müdürünün senedin kambiyo senedi vasfını taşıyıp taşımadığını ve tebligatın usulüne uygun olup olmadığını denetleme yükümlülüğü olduğu, icra müdürünün bu yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle davacının maddi zararının doğduğu ve İİK’nın 5. maddesi gereğince doğan zarardan davalının sorumlu olduğu, davacının taşınmazın mülkiyetini kaybetmesi nedeniyle manen zarar gördüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükme karşı davalı vekili ve feri müdahil vekili istinaf isteminde bulunmuştur

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davalı ve feri müdahilin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esasına kayden açılan takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının dava dışı ..., borçlunun eldeki davanın davacısı ... ... olduğu, takibin kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi olduğu, takibe konu senet üzerinde davacı borçlunun yurt dışı adresinin yazılı olduğu, ancak ödeme emrinin davacı borçlunun nüfusta kayıtlı olduğu köye tebliğe çıkarıldığı ve muhatabın geçici olarak çarşıya gittiğinden bahisle Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca tebliğin köy azasına yapıldığı, akabinde ... ili ... ilçesi ... mahallesi ... parseldeki davacı borçlunun hissesi üzerine haciz konulduğu ve dava dışı alacaklının talebi üzerine satış kararı alındığı, haciz konulan taşınmaz üzerindeki davacı borçluya ait hissenin kıymet takdirine ilişkin raporun, ödeme emrinde olduğu gibi davacı borçlunun nüfusta kayıtlı olduğu köye tebliğe çıkarıldığı ve ödeme emri ile aynı usulde köy azasına tebliğ edildiği, kıymet takdiri raporunun ayrıca davacı borçlunun yurt dışı adresine de tebliğe çıkarıldığı, dava dışı takip alacaklısı tarafından şikâyet davası açılması üzerine ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/536 esas ve 2012/18 karar sayılı ilamı ile borçluya kıymet takdir raporunun tebliğine ilişkin yurt dışına çıkarılan tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 25. maddesi gereğince usulüne uygun şekilde yapıldığının kabulüne dair karar verildiği, taşınmaz satış ilanının da davacı borçlunun hem nüfusta kayıtlı olduğu köy adresine, hem de yurt dışı adresine tebliğe çıkarıldığı, 28/08/2012 tarihinde yapılan açık arttırma sonucunda taşınmazın dava dışı R.Y’a ihale edildiği anlaşılmaktadır.

... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esasına kayden açılan dava dosyasının incelenmesinde; davacının eldeki davanın davacısı ... ..., davalının takip alacaklısı ... olduğu, davacı borçlu tarafından “... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esas sayılı dosyasında ödeme emrinin kendisine usulsüz tebliğ edildiği ve takip alacaklısına herhangi bir borcu olmadığı, takibe konu senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı” belirtilerek tedbiren satışın durdurulması ve takibin iptali istemli dava açıldığı, mahkemece 27/08/2012 tarihinde tensiben alınan karar ile satışın durdurulması isteminin redddedildiği, yapılan yargılama sonunda da ödeme emrinin davacıya usulsüz tebliğ edildiğinin tespit edildiği ve kambiyo senedinin zorunlu unsurlarından olan keşide tarihinin takibe konu senet üzerinde bulunmaması nedeniyle senedin, kambiyo senedi vasfını taşımadığı gerekçesiyle takibin iptaline karar verildiği, bu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği görülmektedir.

2004 sayılı İcra ve ... Kanunu’nun 5. maddesi “İcra ve ... Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre tazminata hükmedilebilmesi için icra dairesinin kusurlu işlemi sonucu zararın doğması ve kusur ile zarar arasında illiyet bağı olması gerekir.

Somut olayda, davacı takip borçlusuna kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğine ilişkin yurt dışı tebligatın usulüne uygun olduğu ... İcra Hukuk Mahkmesinin 2011/536 esas ve 2012/18 karar sayılı ilamı ile sabittir. Bu duruma göre yapılan tebligatların usulsüz olmadığı ve icra memurunun herhangi bir kusurlu davranışı olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı borçlu henüz satış gerçekleşmeden icra dosyasından haberdar olmuş ve ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esas sayılı dosyasında tedbiren satışın durdurulmasını talep ederek takibin iptali istemli davayı açmıştır. ... İcra Hukuk Mahkemesince ihale tarihinden önce satışın durdurulmasına yönelik tedbir talebi reddedilmiş ve satış 28/08/2012 tarihinde gerçekleşmiştir. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden de davacı borçlu tarafından ihalenin feshinin talep edilmediği anlaşılmaktadır.

Şu durumda; davacı takip borçlusuna kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğine ilişkin yurtdışı tebligatın usulüne uygun olduğunun ve satış tarihinden önce icra dosyası ile satıştan haberdar olan davacı borçlunun, ihalenin feshi davası açmaması nedeniyle satışın kesinleşmesine neden olduğunun ve zararın doğmasında ağır kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmekte olup artık icra memurunun hatalı eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı kurulamaz. Bu nedenlerle maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.

İcra ve ... Kanunu’nun 5. maddesi gereğince devletin sorumluluğunda, davacının manevi tazminat isteminin kabul edilmesi için ...’nın 58. maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu kapsamdaki sorumluluk da kusura dayalıdır. Bu itibarla davalının manevi tazminattan sorumlu tutulabilmesi için icra memurunun kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup ağır olmasa da kusurlu olması gerekmektedir (.... Prof. B. Kuru, İcra ve ... Hukuku, ..., , Cilt 3, s.... vd.).

Ayrıca ...’nın 24. ve ...’nın 58. maddesi (818 sayılı Mülga BK’nın 49. Maddesi) ile belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise kişisel varlıkların korunması ile ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.

Somut olayda davacı, usulsüz tebligat üzerine kesinleştirilen icra takibi sonucunda dava konusu taşınmazının icra yoluyla satışına neden olunması nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Tazminata konu edilen eylem kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığından ve davacının manevi tazminat isteminin dayanağında icra memurlarının kötüniyetli olduğu hususu ispat edilmediğinden manevi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve ilk derece mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE 04/03/2020 gününde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

4. HD 04.03.2020 T. E: 2018/944, K: 1070
  • Cevap Yok
  • 28-09-2020, Saat: 14:55
  • DuraN
Takibe konu senet kambiyo senedi vasfını taşımadığından takibin iptaline karar verilmişse de, kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğine ilişkin yurtdışı tebligatı usulüne uygun yapılan davacı takip borçlusunun, satış tarihinden önce icra dosyası ile satıştan haberdar olmasına karşın ihalenin feshi davası açmaması nedeniyle satışın kesinleşmesine neden olduğundan, zararın doğmasında ağır kusurunun bulunduğu ve bu durumda, artık icra memurunun hatalı eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı kurulamayacağı ve maddi tazminata hükmedilemeyeceği- Usulsüz tebligat üzerine kesinleştirilen icra takibi sonucunda dava konusu taşınmazının icra yoluyla satışına neden olunması nedeniyle icra memurlarının kötüniyetli olduğu hususu ispat edilmediğinden manevi tazminata hükmedilemeyeceği- 

Davacı ... vekili Avukat ...tarafından, davalı Adalet Bakanlığı aleyhine 02/05/2016 gününde verilen dilekçe ile İİK m.5'ten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18/04/2017 günlü kararın davalı vekili ve feri müdahil vekilinin başvurusu üzerine yapılan istinaf incelemesinde; davalı vekilinin ve feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 30/11/2017 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

Dava, İİK’nın 5. maddesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı ve feri müdahil tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince davalı ve feri müdahilin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin yurt dışında ikamet ettiğini ve takibe konu senet üzerinde de yurt dışı adresinin yazılı olduğunu, buna rağmen ödeme emrinin, nüfusta kayıtlı olduğu köy adresinde Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca tebliğ edilip bu şekilde takibin kesinleştirildiğini, akabinde ... ili ... ilçesi ... mahallesi ... parseldeki müvekkilinin hissesi üzerine haciz konulduğunu ve satış aşamasına geçildiğini, müvekkilinin takipten haberdar olması üzerine ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esas sayılı dosyasında satışın durdurulmasının ve takibin iptalinin talep edildiğini, ... İcra Hukuk Mahkemesince satışın durdurulması isteminin reddedilmesi üzerine satışın gerçekleştiğini, yapılan yargılama sonunda da ödeme emrinin müvekkiline usulsüz tebliğ edildiğinin kabul edildiği gibi takibe konu senet üzerinde keşide tarihi bulunmaması nedeniyle kambiyo senedi vasfını taşımadığından takibin iptaline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, icra müdürünün tebligatın usulüne uygun olup olmadığını ve takibe ./.. konu senedin kambiyo senedi vasfını taşıyıp taşımadığını denetleme yükümlülüğünün bulunduğunu, icra müdürünün bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle müvekkiline ait taşınmazın satıldığını ve müvekkilinin maddi zarara uğradığını, müvekkilinin ailesinden miras kalan taşınmazı kaybetmesi sebebiyle manevi zararının da oluştuğunu belirterek maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Davalı, dava konusu olayda icra müdürünün kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince, ... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esas sayılı dosyasında gönderilen ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğu ve takibe dayanak senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı hususlarının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esas sayılı dosyası ile tespit edildiği, icra müdürünün senedin kambiyo senedi vasfını taşıyıp taşımadığını ve tebligatın usulüne uygun olup olmadığını denetleme yükümlülüğü olduğu, icra müdürünün bu yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle davacının maddi zararının doğduğu ve İİK’nın 5. maddesi gereğince doğan zarardan davalının sorumlu olduğu, davacının taşınmazın mülkiyetini kaybetmesi nedeniyle manen zarar gördüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükme karşı davalı vekili ve feri müdahil vekili istinaf isteminde bulunmuştur

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davalı ve feri müdahilin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esasına kayden açılan takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının dava dışı ..., borçlunun eldeki davanın davacısı ... ... olduğu, takibin kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi olduğu, takibe konu senet üzerinde davacı borçlunun yurt dışı adresinin yazılı olduğu, ancak ödeme emrinin davacı borçlunun nüfusta kayıtlı olduğu köye tebliğe çıkarıldığı ve muhatabın geçici olarak çarşıya gittiğinden bahisle Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca tebliğin köy azasına yapıldığı, akabinde ... ili ... ilçesi ... mahallesi ... parseldeki davacı borçlunun hissesi üzerine haciz konulduğu ve dava dışı alacaklının talebi üzerine satış kararı alındığı, haciz konulan taşınmaz üzerindeki davacı borçluya ait hissenin kıymet takdirine ilişkin raporun, ödeme emrinde olduğu gibi davacı borçlunun nüfusta kayıtlı olduğu köye tebliğe çıkarıldığı ve ödeme emri ile aynı usulde köy azasına tebliğ edildiği, kıymet takdiri raporunun ayrıca davacı borçlunun yurt dışı adresine de tebliğe çıkarıldığı, dava dışı takip alacaklısı tarafından şikâyet davası açılması üzerine ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/536 esas ve 2012/18 karar sayılı ilamı ile borçluya kıymet takdir raporunun tebliğine ilişkin yurt dışına çıkarılan tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 25. maddesi gereğince usulüne uygun şekilde yapıldığının kabulüne dair karar verildiği, taşınmaz satış ilanının da davacı borçlunun hem nüfusta kayıtlı olduğu köy adresine, hem de yurt dışı adresine tebliğe çıkarıldığı, 28/08/2012 tarihinde yapılan açık arttırma sonucunda taşınmazın dava dışı R.Y’a ihale edildiği anlaşılmaktadır.

... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esasına kayden açılan dava dosyasının incelenmesinde; davacının eldeki davanın davacısı ... ..., davalının takip alacaklısı ... olduğu, davacı borçlu tarafından “... 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6390 esas sayılı dosyasında ödeme emrinin kendisine usulsüz tebliğ edildiği ve takip alacaklısına herhangi bir borcu olmadığı, takibe konu senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı” belirtilerek tedbiren satışın durdurulması ve takibin iptali istemli dava açıldığı, mahkemece 27/08/2012 tarihinde tensiben alınan karar ile satışın durdurulması isteminin redddedildiği, yapılan yargılama sonunda da ödeme emrinin davacıya usulsüz tebliğ edildiğinin tespit edildiği ve kambiyo senedinin zorunlu unsurlarından olan keşide tarihinin takibe konu senet üzerinde bulunmaması nedeniyle senedin, kambiyo senedi vasfını taşımadığı gerekçesiyle takibin iptaline karar verildiği, bu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği görülmektedir.

2004 sayılı İcra ve ... Kanunu’nun 5. maddesi “İcra ve ... Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre tazminata hükmedilebilmesi için icra dairesinin kusurlu işlemi sonucu zararın doğması ve kusur ile zarar arasında illiyet bağı olması gerekir.

Somut olayda, davacı takip borçlusuna kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğine ilişkin yurt dışı tebligatın usulüne uygun olduğu ... İcra Hukuk Mahkmesinin 2011/536 esas ve 2012/18 karar sayılı ilamı ile sabittir. Bu duruma göre yapılan tebligatların usulsüz olmadığı ve icra memurunun herhangi bir kusurlu davranışı olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı borçlu henüz satış gerçekleşmeden icra dosyasından haberdar olmuş ve ... İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/448 esas sayılı dosyasında tedbiren satışın durdurulmasını talep ederek takibin iptali istemli davayı açmıştır. ... İcra Hukuk Mahkemesince ihale tarihinden önce satışın durdurulmasına yönelik tedbir talebi reddedilmiş ve satış 28/08/2012 tarihinde gerçekleşmiştir. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden de davacı borçlu tarafından ihalenin feshinin talep edilmediği anlaşılmaktadır.

Şu durumda; davacı takip borçlusuna kıymet takdir raporunun ve satış ilanının tebliğine ilişkin yurtdışı tebligatın usulüne uygun olduğunun ve satış tarihinden önce icra dosyası ile satıştan haberdar olan davacı borçlunun, ihalenin feshi davası açmaması nedeniyle satışın kesinleşmesine neden olduğunun ve zararın doğmasında ağır kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmekte olup artık icra memurunun hatalı eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı kurulamaz. Bu nedenlerle maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.

İcra ve ... Kanunu’nun 5. maddesi gereğince devletin sorumluluğunda, davacının manevi tazminat isteminin kabul edilmesi için ...’nın 58. maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu kapsamdaki sorumluluk da kusura dayalıdır. Bu itibarla davalının manevi tazminattan sorumlu tutulabilmesi için icra memurunun kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup ağır olmasa da kusurlu olması gerekmektedir (.... Prof. B. Kuru, İcra ve ... Hukuku, ..., , Cilt 3, s.... vd.).

Ayrıca ...’nın 24. ve ...’nın 58. maddesi (818 sayılı Mülga BK’nın 49. Maddesi) ile belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise kişisel varlıkların korunması ile ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.

Somut olayda davacı, usulsüz tebligat üzerine kesinleştirilen icra takibi sonucunda dava konusu taşınmazının icra yoluyla satışına neden olunması nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Tazminata konu edilen eylem kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığından ve davacının manevi tazminat isteminin dayanağında icra memurlarının kötüniyetli olduğu hususu ispat edilmediğinden manevi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve ilk derece mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE 04/03/2020 gününde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

4. HD 04.03.2020 T. E: 2018/944, K: 1070

Yapı Denetim Hesabındaki Paranın Haczi

HACİZ KONULAN HESAP 4708 SAYILI YAPI DENETİM KANUNUNA göre çıkartılan yönetmelik gereğince yapı denetim hizmetlerinin yürütülebilmesi için Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü ve Mal Müdürlükleri nezdinde AÇILAN EMANET HESABI OLUP, bu hesaptaki takip borçlusu Aykent Yapı Denetim Şirketinin hakedişi üzerine haciz konulmuştur. Şikayet konusu haciz işlemi Yapı Denetim Hesabındaki tüm parayla ilgili olmayıp, sadece takip borçlusu şirketin hakedişi olan miktar ile sınırlıdır. 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununda bu hesaba haciz konulamayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.05.02.2008 tarih ve 26778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği'nin 25. maddesinde; "Kanun ile öngörülen hizmet bedellerini karşılamak üzere, ilgili idare adına bankada bir yapı denetim hesabı açılır. Yapı denetim kuruluşunun hizmet bedelleri yapı sahibi tarafından bu hesaba yatırılır. Hizmet bedelleri, ilgili idarenin onayı ile yapı denetim kuruluşuna bu hesaptan ödenir. Bu hesap başka maksatlarla kullanılamaz. 21.7.1953 tarihli ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da belirtilen borçlar da dahil olmak üzere haczedilemez ve tedbir konulamaz" şeklinde düzenleme yapılmıştır.İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre, asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, KURAL OLARAK BORÇLULARIN TÜM MALLARININ HACZİ MÜMKÜNDÜR. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. HACZEDİLMEZLİK İSTİSNAİ BİR DURUM OLDUĞUNDAN, BU YÖNDEKİ DÜZENLEMELERİN DE DAR YORUMLANMASI GEREKİR.Bu durumda HACZEDİLMEZLİĞE İLİŞKİN BU DÜZENLEME YASA İLE YAPILMIŞ BİR DÜZENLEME OLMAYIP YÖNETMELİKLE YAPILDIĞINDAN DAR YORUMLANMASI VE YAPI DENETIM HESABINDAKİ PARANIN HACZİNİN MÜMKÜN OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKMEKTEDİR. Mahkemece haczedilmezlik şikayetinin reddine karar verilmesi gerekir.KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/1331 KARAR NO: 2019/1446 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13234 KARAR NO:2020/6572
  • Cevap Yok
  • 26-09-2020, Saat: 01:33
  • DuraN
HACİZ KONULAN HESAP 4708 SAYILI YAPI DENETİM KANUNUNA göre çıkartılan yönetmelik gereğince yapı denetim hizmetlerinin yürütülebilmesi için Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü ve Mal Müdürlükleri nezdinde AÇILAN EMANET HESABI OLUP, bu hesaptaki takip borçlusu Aykent Yapı Denetim Şirketinin hakedişi üzerine haciz konulmuştur. Şikayet konusu haciz işlemi Yapı Denetim Hesabındaki tüm parayla ilgili olmayıp, sadece takip borçlusu şirketin hakedişi olan miktar ile sınırlıdır. 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanununda bu hesaba haciz konulamayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.05.02.2008 tarih ve 26778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği'nin 25. maddesinde; "Kanun ile öngörülen hizmet bedellerini karşılamak üzere, ilgili idare adına bankada bir yapı denetim hesabı açılır. Yapı denetim kuruluşunun hizmet bedelleri yapı sahibi tarafından bu hesaba yatırılır. Hizmet bedelleri, ilgili idarenin onayı ile yapı denetim kuruluşuna bu hesaptan ödenir. Bu hesap başka maksatlarla kullanılamaz. 21.7.1953 tarihli ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da belirtilen borçlar da dahil olmak üzere haczedilemez ve tedbir konulamaz" şeklinde düzenleme yapılmıştır.İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre, asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, KURAL OLARAK BORÇLULARIN TÜM MALLARININ HACZİ MÜMKÜNDÜR. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. HACZEDİLMEZLİK İSTİSNAİ BİR DURUM OLDUĞUNDAN, BU YÖNDEKİ DÜZENLEMELERİN DE DAR YORUMLANMASI GEREKİR.Bu durumda HACZEDİLMEZLİĞE İLİŞKİN BU DÜZENLEME YASA İLE YAPILMIŞ BİR DÜZENLEME OLMAYIP YÖNETMELİKLE YAPILDIĞINDAN DAR YORUMLANMASI VE YAPI DENETIM HESABINDAKİ PARANIN HACZİNİN MÜMKÜN OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKMEKTEDİR. Mahkemece haczedilmezlik şikayetinin reddine karar verilmesi gerekir.KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/1331 KARAR NO: 2019/1446 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13234 KARAR NO:2020/6572

Banka Hesaplarındaki Hacizlerin Kaldırılması Haricen Tahsile Karine Teşkil Eder

Yargıtay 12. HD'nin yerleşik içtihatlarına göre; icra dosyasında HACiZLi TAŞINMAZLAR ÜZERiNDEKi HACiZLER BIRAKILARAK , borçluya ait banka hesapları üzerindeki haczin kaldırılmasının talep edilmesi alacağın haricen tahsil edildiğine karinedir. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/768 Esas KARAR NO:2019/2135 Karar YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13191 KARAR NO:2020/6545 Onama
  • Cevap Yok
  • 26-09-2020, Saat: 01:31
  • DuraN
Yargıtay 12. HD'nin yerleşik içtihatlarına göre; icra dosyasında HACiZLi TAŞINMAZLAR ÜZERiNDEKi HACiZLER BIRAKILARAK , borçluya ait banka hesapları üzerindeki haczin kaldırılmasının talep edilmesi alacağın haricen tahsil edildiğine karinedir. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/768 Esas KARAR NO:2019/2135 Karar YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13191 KARAR NO:2020/6545 Onama

İİK 362 nin Eğitim ve Öğretim Mallarının İhtiyati Haczine Engel Oluşturmadığı

2004 Sayılı yasanın 362/a maddesinde 5580 sayılı yasa kapsamında kalan kurumların taşınır ve taşınmaz mallarının EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI SONUNDA HACZEDİLECEĞİ belirtilmiştir. Söz konusu yasal düzenleme haciz işlemine ilişkin olup, İHTİYATİ HACZİ KAPSAMADIĞInın kabulü gerekir. Bu durumda borçlunun mal ve alacaklarının ihtiyaten haczine engel bir durum bulunmadığı.

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2018/2436 Esas KARAR NO:2019/1390 Karar YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/11435 KARAR NO:2020/6541 Onama
  • Cevap Yok
  • 26-09-2020, Saat: 01:13
  • DuraN
2004 Sayılı yasanın 362/a maddesinde 5580 sayılı yasa kapsamında kalan kurumların taşınır ve taşınmaz mallarının EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI SONUNDA HACZEDİLECEĞİ belirtilmiştir. Söz konusu yasal düzenleme haciz işlemine ilişkin olup, İHTİYATİ HACZİ KAPSAMADIĞInın kabulü gerekir. Bu durumda borçlunun mal ve alacaklarının ihtiyaten haczine engel bir durum bulunmadığı.

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2018/2436 Esas KARAR NO:2019/1390 Karar YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/11435 KARAR NO:2020/6541 Onama

İPOTEK EDİLEN TAŞINMAZLARADA HACZEDİLMEZLİK ŞİKAYETİ

Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
ESAS NO : 2019/5959
KARAR NO : 2020/5096

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 05/02/2019
NUMARASI : 2019/168-2019/179
DAVACI : Borçlu : Salih Düzenli
DAVALI : Alacaklı : Sarıveliler Belediye Başkanlığı

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı ve borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Elif Yurtseven tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; taşınmazın haline münasip ev niteliğinde olması nedeni ile haczinin mümkün olmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep ettiği,mahkemece,şikayetin kısmen kabulüne taşınmazın 140.000 TL’den aşağı satılmamasına karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı alacaklı ve borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
1-Borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine,
2- Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;[b][i]Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir.[/i][/b] Zira zorunlu olarak kurulan ipoteğin meskeniyet şikayetine engel teşkil etmeyeceği ilkesi, bu ipoteğin sosyal amaçlı olarak verilen kredinin teminatını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bunun dışında, borçlunun serbest iradesi ile kurduğu ipotekler, adı geçenin daha sonra bu yerle ilgili olarak meskeniyet iddiasında bulunmasını engeller ise de, haciz tarihi itibariyle ipotek konusu borcun ödenmiş olması halinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında meskeniyet şikayetinde bulunulabilir.
Somut olayda, Konya İli, Çumra İlçesi, İzzetbey Mahallesi, 24 ada 30 parselde kain, 28 nolu bağımsız bölüm üzerinde Türkiye Halk Bankası lehine 19/09/2016 tarihli ipotek kaydının bulunduğu, adı geçen bankanın 31/05/2018 tarihli cevabi yazısında, ipoteğin konut kredisi için konulduğunun ve ipotek haklarının ve kredi borcunun devam ettiğinin bildirildiği görülmektedir.
ESAS NO : 2019/5959
KARAR NO : 2020/5096

Şikayete konu taşınmaz üzerindeki 9876 yevmiye numaralı ipoteğe ilişkin resmi senette yer alan; “….namına açılmış ve açılacak bilcümle kredilerden……..doğmuş ve doğacak bütün borçlardan…. Bankanın merkez ve şubelerine karşı doğmuş ve doğacak nakdi ve/veya gayrinakdi tüm borçlarının….ipotek etmeyi kabul ettiğini…” şeklindeki kayıtlar nedeniyle, söz konusu ipoteğin, borçlunun başka borçlarının da teminatı olarak tesis edildiği ve dolayısıyla zorunlu ipotek olmadığı anlaşılmaktadır. Resmi senette yer alan söz konusu kayıtlar karşısında, lehine ipotek tesis edilen Türkiye Halk Bankası 31/05/2018 tarihli cevabi yazısında yer alan kullandırılan konut kredisine teminat olarak ipoteğin tesis edildiği şeklindeki beyanların sonuca etkisi bulunmamaktadır.
Bu durumda, ipoteğin zorunlu ipotek olmadığı ve ipoteğe konu borcun şikayete konu haciz tarihinden önce ödenmemiş olduğu sabit ve tartışmasız olduğuna göre, mahkemece, meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 05.02.2019 tarih ve 2019/168 E.-2019/179 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA ve Konya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 13.12.2018 tarih ve 2018/419E.-2018/1054K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
ESAS NO : 2019/5959
KARAR NO : 2020/5096

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 05/02/2019
NUMARASI : 2019/168-2019/179
DAVACI : Borçlu : Salih Düzenli
DAVALI : Alacaklı : Sarıveliler Belediye Başkanlığı

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı ve borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Elif Yurtseven tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; taşınmazın haline münasip ev niteliğinde olması nedeni ile haczinin mümkün olmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep ettiği,mahkemece,şikayetin kısmen kabulüne taşınmazın 140.000 TL’den aşağı satılmamasına karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı alacaklı ve borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
1-Borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine,
2- Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;[b][i]Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir.[/i][/b] Zira zorunlu olarak kurulan ipoteğin meskeniyet şikayetine engel teşkil etmeyeceği ilkesi, bu ipoteğin sosyal amaçlı olarak verilen kredinin teminatını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bunun dışında, borçlunun serbest iradesi ile kurduğu ipotekler, adı geçenin daha sonra bu yerle ilgili olarak meskeniyet iddiasında bulunmasını engeller ise de, haciz tarihi itibariyle ipotek konusu borcun ödenmiş olması halinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında meskeniyet şikayetinde bulunulabilir.
Somut olayda, Konya İli, Çumra İlçesi, İzzetbey Mahallesi, 24 ada 30 parselde kain, 28 nolu bağımsız bölüm üzerinde Türkiye Halk Bankası lehine 19/09/2016 tarihli ipotek kaydının bulunduğu, adı geçen bankanın 31/05/2018 tarihli cevabi yazısında, ipoteğin konut kredisi için konulduğunun ve ipotek haklarının ve kredi borcunun devam ettiğinin bildirildiği görülmektedir.
ESAS NO : 2019/5959
KARAR NO : 2020/5096

Şikayete konu taşınmaz üzerindeki 9876 yevmiye numaralı ipoteğe ilişkin resmi senette yer alan; “….namına açılmış ve açılacak bilcümle kredilerden……..doğmuş ve doğacak bütün borçlardan…. Bankanın merkez ve şubelerine karşı doğmuş ve doğacak nakdi ve/veya gayrinakdi tüm borçlarının….ipotek etmeyi kabul ettiğini…” şeklindeki kayıtlar nedeniyle, söz konusu ipoteğin, borçlunun başka borçlarının da teminatı olarak tesis edildiği ve dolayısıyla zorunlu ipotek olmadığı anlaşılmaktadır. Resmi senette yer alan söz konusu kayıtlar karşısında, lehine ipotek tesis edilen Türkiye Halk Bankası 31/05/2018 tarihli cevabi yazısında yer alan kullandırılan konut kredisine teminat olarak ipoteğin tesis edildiği şeklindeki beyanların sonuca etkisi bulunmamaktadır.
Bu durumda, ipoteğin zorunlu ipotek olmadığı ve ipoteğe konu borcun şikayete konu haciz tarihinden önce ödenmemiş olduğu sabit ve tartışmasız olduğuna göre, mahkemece, meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 05.02.2019 tarih ve 2019/168 E.-2019/179 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA ve Konya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 13.12.2018 tarih ve 2018/419E.-2018/1054K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Üst Sınır İpoteği Hakkında

ÜST LİMİT İPOTEĞİ HAKKINDA : TMK'nun 851. ve 881. maddelerinde ifadesini bulan muhtemel bir alacağın teminatı olarak tesis edilen üst sınır (limit) ipoteğinde, borcun ulaşacağı miktar belirsiz olduğundan, TAŞINMAZLARIN NE MİKTAR İÇİN TEMİNAT TEŞKİL EDECEĞİ İPOTEK AKİT TABLOSUNDAKI LİMİTLE SINIRLANDIRILMIŞTIR.TMK'nun 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan ANA BORÇ, FAİZ,İCRA TAKİP GİDERLERİ VE TARAFLARCA KARARLAŞTIRILAN EKLENTİLERDEN OLUŞAN TOPLAM BORÇ MİKTARININ, BU LİMİTİ AŞMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. (HGK. 24.05.1989 tarih, 1989/11-294 E, 1989/378 K).
Y.8 HD.nin 2012/7005 E. 2012/7785 K. sayılı emsal içtihadın da; “üst sınır ipoteğinin; ANA BORÇ, FAİZ VE İCRA TAKİP GİDERLERİ (HARÇTA DAHİL) OLMAK ÜZERE TÜM FERİLERİYLE BİRLİKTE ÜST SINIRI AŞMAMAK ÜZERE borçtan sorumlu olduğu ve limiti (üst sınırı) aşar şekilde tahsilat yapılamayacağı” belirtilmiştir.
Yine Y. 23. HD.nin 2016/5059 E. 2017/1980 K. sayılı emsal içtihadında “ şikayetçinin ipoteğinin, üst sınır ipoteği olduğu, ipotek veren ipotek verdiği 300.000,00 TL'lik kısımdan sorumlu olup alacaklının alacak, faiz, masraf, icra takip giderleri(harçta dahil) vb. istemleri bu miktarı aşamayacağı, ALACAKLI TARAFINDAN TAHSİL EDİLEN BU MİKTAR ÜZERİNDEN TAHSİL HARCI KESİLMESİNDE USUL VE YASAYA AYKIRI BİR YÖN BULUNMADIĞI” açıklanmıştır.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilir.
“Alacaklı , ipotek limiti dışında kalan alacak bölümü için , ancak genel haciz veya genel iflas yolu ile takip yapabilir.”(Yargıtay Üyesi Mahmut Coşkun- Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli-syf ; 445)
  • Cevap Yok
  • 19-09-2020, Saat: 21:31
  • DuraN
ÜST LİMİT İPOTEĞİ HAKKINDA : TMK'nun 851. ve 881. maddelerinde ifadesini bulan muhtemel bir alacağın teminatı olarak tesis edilen üst sınır (limit) ipoteğinde, borcun ulaşacağı miktar belirsiz olduğundan, TAŞINMAZLARIN NE MİKTAR İÇİN TEMİNAT TEŞKİL EDECEĞİ İPOTEK AKİT TABLOSUNDAKI LİMİTLE SINIRLANDIRILMIŞTIR.TMK'nun 875. maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan ANA BORÇ, FAİZ,İCRA TAKİP GİDERLERİ VE TARAFLARCA KARARLAŞTIRILAN EKLENTİLERDEN OLUŞAN TOPLAM BORÇ MİKTARININ, BU LİMİTİ AŞMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. (HGK. 24.05.1989 tarih, 1989/11-294 E, 1989/378 K).
Y.8 HD.nin 2012/7005 E. 2012/7785 K. sayılı emsal içtihadın da; “üst sınır ipoteğinin; ANA BORÇ, FAİZ VE İCRA TAKİP GİDERLERİ (HARÇTA DAHİL) OLMAK ÜZERE TÜM FERİLERİYLE BİRLİKTE ÜST SINIRI AŞMAMAK ÜZERE borçtan sorumlu olduğu ve limiti (üst sınırı) aşar şekilde tahsilat yapılamayacağı” belirtilmiştir.
Yine Y. 23. HD.nin 2016/5059 E. 2017/1980 K. sayılı emsal içtihadında “ şikayetçinin ipoteğinin, üst sınır ipoteği olduğu, ipotek veren ipotek verdiği 300.000,00 TL'lik kısımdan sorumlu olup alacaklının alacak, faiz, masraf, icra takip giderleri(harçta dahil) vb. istemleri bu miktarı aşamayacağı, ALACAKLI TARAFINDAN TAHSİL EDİLEN BU MİKTAR ÜZERİNDEN TAHSİL HARCI KESİLMESİNDE USUL VE YASAYA AYKIRI BİR YÖN BULUNMADIĞI” açıklanmıştır.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilir.
“Alacaklı , ipotek limiti dışında kalan alacak bölümü için , ancak genel haciz veya genel iflas yolu ile takip yapabilir.”(Yargıtay Üyesi Mahmut Coşkun- Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli-syf ; 445)