*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

İtirazın iptali- Dahili davalı- Tarafta iradî değişiklik (HMK. 124)

SGK aleyhine açılan itirazın iptali davasının kabulü halinde icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği (5510 s. K. mad. 88/17)- Hakkında icra takibi yapılmamış olan ve itirazın iptali davasında davalı olarak gösterilmeyen Sağlık Bakanlığının, davalı-borçlu SGK vekilinin talebi üzerine davaya dahil edilmesinin hatalı olduğu, davada taraf değişikliğine ilişkin HMK'nun 124. maddesinin de bu durumda uygulanamayacağı- 

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davalı ...'a yönelik davanın reddine, diğer davalılar ilişkin davanın kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı SGK vekili ve dahili davalı Sağlık Bakanlığı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalılar aleyhine ... İcra Müdürlüğü’nün 2003/1077 Esas sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini, davalıların haksız ve dayanaksız olarak takibe itiraz ettiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu, sattığı malzemeleri kullanarak bedellerini ödemeyen davalıların takibe vaki itirazının iptaline, %40'dan aşağı olmamak üzere inkar tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı SGK; tedarikçi firmaların kuruma sağlayacakları malzemelerde fiyat farkı oluştuğunda USD bazında iade edileceğinin kararlaştırıldığını, davacı firmanın da fiyat farkları nedeniyle 4.230.937 USD borçlu çıktığını ve bugüne kadar ödemediğini, ayrıca davalı ile birlikte çeşitli firmalardan kuruma fahiş fiyatla malzeme satmaları nedeniyle Ankara 2 Nolu DGM'de 2003/39 sayılı kamu davası açıldığını ve aynı mahkemece bu firmaların banka hesaplarına, mallarına tedbir konulduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ...; usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece; davacı tarafın, davalı ...'a yönelik davasının pasif husumet yokluğundan reddine, davacı tarafın diğer davalılara yönelik davasının kabulüyle, Beyoğlu 3. İcra Dairesi’nin 2003/1077 esas sayılı dosyası kapsamındaki davalı tarafça yapılan itirazın kısmen iptaliyle 5.074,00-TL asıl alacak ve 1.775,00-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 6.849,00-TL üzerinden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi yürütülmesine, takip tarihi dikkate alınarak hükmolunan asıl alacağın (5.074,00-TL) %40'ı oranında icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı SGK vekili ve dahili davalı Sağlık Bakanlığı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı SGK’nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, sözleşme nedeniyle düzenlenen faturalara dayanılarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulü ile % 40 icra inkar tazminatının davalı SGK’dan tahsiline karar verilmiştir. Davalı taraf SGK olup 5510 sayılı yasanın 88/18 maddesinde “Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İİK'nda yazılı tazminat ve cezalar kurum hakkında uygulanmaz” hükmü mevcuttur. Bu yasal düzenleme karşısında davalı kurum aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemez. Mahkemece, bu kalem istemin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

3-D ahili davalı Sağlık Bakanlığı’nın temyiz talebi yönünden; mahkemece, davalı SGK vekilinin talebi ile Sağlık Bakanlığı davaya dahil edilmek suretiyle yargılama sürdürülmüş ve davalı SGK ile dahili davalı Sağlık Bakanlığı hüküm altına alınan alacak ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmuşlardır.

Dosyanın incelenmesinde; davalı SGK vekili tarafından, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olması nedeniyle husumetin Sağlık Bakanlığı’na yöneltilmesi mahkemeden talep edilmiş, mahkemece dava Sağlık Bakanlığı’na ihbar edilmiştir. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı aleyhine davalı sıfatıyla hüküm tesis edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı hakkında icra takibi yapılmadığı gibi, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmemiş ve aleyhine usulüne uygun bir dava da açılmamıştır. Davalı SGK vekilinin talebi üzerine davaya dahil edilmesi, gerek 1086 sayılı HUMK'da, gerekse 6100 sayılı HMK'da dahili davalı başlığı altında bir müessese düzenlenmemiş olduğundan yerinde değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinde, davada taraf değişikliğine ilişkin hüküm düzenlenmiş olup, somut olayda bu maddenin uygulanmasına da imkan yoktur. Nitekim eldeki davada, taraf değişikliği değil, dava dilekçesiyle davanın yöneltildiği davalının yanında, başka bir tüzel kişiliğe de davanın yöneltilmesi söz konusudur. Davanın başında taraf olarak gösterilmeyen kişilerin, taraf yanında sonradan davaya dâhil edilmesi, ancak taraflar arasında mecburi dava arkadaşlığı mevcut ise mümkündür. Aksi halde, bir dava açıldıktan sonra mevcut davalı taraf yanına bir başka davalı taraf ilave etmek ıslah ile dahi mümkün değildir. Davalı SGK ile Sağlık Bakanlığı arasında ise mecburi dava arkadaşlığı yoktur. Sağlık Bakanlığı hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, dâhili dava yolu ile davaya hasım olarak eklenmesi ve hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı SGK’nın ikinci bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, (2) no'lu bentte gösterilen nedenlerle kararın davalı SGK yararına BOZULMASINA, (3) no’lu bentte açıklanan nedenlerle kararın dahili davalı Sağlık Bakanlığı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

3. HD. 02.07.2020 T. E: 1545, K: 3916
  • Cevap Yok
  • 19-09-2020, Saat: 21:05
  • DuraN
SGK aleyhine açılan itirazın iptali davasının kabulü halinde icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği (5510 s. K. mad. 88/17)- Hakkında icra takibi yapılmamış olan ve itirazın iptali davasında davalı olarak gösterilmeyen Sağlık Bakanlığının, davalı-borçlu SGK vekilinin talebi üzerine davaya dahil edilmesinin hatalı olduğu, davada taraf değişikliğine ilişkin HMK'nun 124. maddesinin de bu durumda uygulanamayacağı- 

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davalı ...'a yönelik davanın reddine, diğer davalılar ilişkin davanın kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı SGK vekili ve dahili davalı Sağlık Bakanlığı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalılar aleyhine ... İcra Müdürlüğü’nün 2003/1077 Esas sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini, davalıların haksız ve dayanaksız olarak takibe itiraz ettiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu, sattığı malzemeleri kullanarak bedellerini ödemeyen davalıların takibe vaki itirazının iptaline, %40'dan aşağı olmamak üzere inkar tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı SGK; tedarikçi firmaların kuruma sağlayacakları malzemelerde fiyat farkı oluştuğunda USD bazında iade edileceğinin kararlaştırıldığını, davacı firmanın da fiyat farkları nedeniyle 4.230.937 USD borçlu çıktığını ve bugüne kadar ödemediğini, ayrıca davalı ile birlikte çeşitli firmalardan kuruma fahiş fiyatla malzeme satmaları nedeniyle Ankara 2 Nolu DGM'de 2003/39 sayılı kamu davası açıldığını ve aynı mahkemece bu firmaların banka hesaplarına, mallarına tedbir konulduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ...; usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece; davacı tarafın, davalı ...'a yönelik davasının pasif husumet yokluğundan reddine, davacı tarafın diğer davalılara yönelik davasının kabulüyle, Beyoğlu 3. İcra Dairesi’nin 2003/1077 esas sayılı dosyası kapsamındaki davalı tarafça yapılan itirazın kısmen iptaliyle 5.074,00-TL asıl alacak ve 1.775,00-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 6.849,00-TL üzerinden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi yürütülmesine, takip tarihi dikkate alınarak hükmolunan asıl alacağın (5.074,00-TL) %40'ı oranında icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı SGK vekili ve dahili davalı Sağlık Bakanlığı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı SGK’nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, sözleşme nedeniyle düzenlenen faturalara dayanılarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulü ile % 40 icra inkar tazminatının davalı SGK’dan tahsiline karar verilmiştir. Davalı taraf SGK olup 5510 sayılı yasanın 88/18 maddesinde “Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İİK'nda yazılı tazminat ve cezalar kurum hakkında uygulanmaz” hükmü mevcuttur. Bu yasal düzenleme karşısında davalı kurum aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemez. Mahkemece, bu kalem istemin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

3-D ahili davalı Sağlık Bakanlığı’nın temyiz talebi yönünden; mahkemece, davalı SGK vekilinin talebi ile Sağlık Bakanlığı davaya dahil edilmek suretiyle yargılama sürdürülmüş ve davalı SGK ile dahili davalı Sağlık Bakanlığı hüküm altına alınan alacak ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmuşlardır.

Dosyanın incelenmesinde; davalı SGK vekili tarafından, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olması nedeniyle husumetin Sağlık Bakanlığı’na yöneltilmesi mahkemeden talep edilmiş, mahkemece dava Sağlık Bakanlığı’na ihbar edilmiştir. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı aleyhine davalı sıfatıyla hüküm tesis edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı hakkında icra takibi yapılmadığı gibi, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmemiş ve aleyhine usulüne uygun bir dava da açılmamıştır. Davalı SGK vekilinin talebi üzerine davaya dahil edilmesi, gerek 1086 sayılı HUMK'da, gerekse 6100 sayılı HMK'da dahili davalı başlığı altında bir müessese düzenlenmemiş olduğundan yerinde değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinde, davada taraf değişikliğine ilişkin hüküm düzenlenmiş olup, somut olayda bu maddenin uygulanmasına da imkan yoktur. Nitekim eldeki davada, taraf değişikliği değil, dava dilekçesiyle davanın yöneltildiği davalının yanında, başka bir tüzel kişiliğe de davanın yöneltilmesi söz konusudur. Davanın başında taraf olarak gösterilmeyen kişilerin, taraf yanında sonradan davaya dâhil edilmesi, ancak taraflar arasında mecburi dava arkadaşlığı mevcut ise mümkündür. Aksi halde, bir dava açıldıktan sonra mevcut davalı taraf yanına bir başka davalı taraf ilave etmek ıslah ile dahi mümkün değildir. Davalı SGK ile Sağlık Bakanlığı arasında ise mecburi dava arkadaşlığı yoktur. Sağlık Bakanlığı hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, dâhili dava yolu ile davaya hasım olarak eklenmesi ve hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı SGK’nın ikinci bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, (2) no'lu bentte gösterilen nedenlerle kararın davalı SGK yararına BOZULMASINA, (3) no’lu bentte açıklanan nedenlerle kararın dahili davalı Sağlık Bakanlığı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

3. HD. 02.07.2020 T. E: 1545, K: 3916

2020 İcra Müdür ve Müdür Yardımcılığı Sınavı

2020 İcra Müdür ve Müdür Yardımcılığı Sınav İlanı Yayınlandı. Sınav İlanına ulaşmak için TIKLAYINIZ
Sınava girecek adaylara şimdiden başarılar dileriz.
  • Cevap Yok
  • 19-09-2020, Saat: 08:17
  • DuraN
2020 İcra Müdür ve Müdür Yardımcılığı Sınav İlanı Yayınlandı. Sınav İlanına ulaşmak için TIKLAYINIZ
Sınava girecek adaylara şimdiden başarılar dileriz.

Maaş Kesintisi Yapmayan İşverenin Sorumluluğu (Görüş Değişikliği)

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
  Y A R G I T A Y  İ L A M I

ESAS NO : 2019/4736
KARAR NO : 2020/3518

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 24/01/2019
NUMARASI : 2018/2315-2019/101
DAVACI : ŞİKAYETÇİ :
DAVALI : ALACAKLI : 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi r tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlu  şikayetçi üçüncü kişi ......Ltd. Şti'de çalışması nedeniyle, şikayetçi işverenden almakta olduğu maaşının haczine ilişkin yazıya cevap verilmemesi üzerine şirket adına kayıtlı araçların haczi, bunun üzerine şikayetçinin icra müdürlüğünden İİK’nın 355-356. maddeleri gereği tüzel kişiliğin sorumlu olmadığı, kesinti yapmayan kanuni muhatabın tespit edilerek onun sorumlu olması gerektiği iddiası ile  haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin 16.01.2018 tarihli işlemin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile memur işlemlerinin kaldırılmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Borçlunun maaş ve ücretinin haczi, İİK'nun 355 ve devam eden madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre, icra müdürü, borçlunun çalıştığı işyerine, maaş ve ücretinin haczedildiğine dair bir haciz yazısı yazar. Haciz yazısını alan işveren, bir hafta içinde, haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş ve ücretinin miktarını icra dairesine bildirmeye ve borç bitinceye kadar icra dairesinin haciz bildirimine göre haczolunan miktarı, borçlunun maaş ve ücretinden keserek, hemen icra dairesine yatırmaya mecburdur. Aksi halde İİK'nun 356. maddesi gereğince 355. madde hükümlerine riayet etmemiş olanların kesmedikleri veya ilk vasıta ile göndermedikleri para, ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına hacet kalmaksızın, icra dairesince, kanuni muhatabın maaşından veya sair mallarından alınır. Bunların borçluya kanun hükümleri dairesinde rucü hakkı vardır.
İcra dairesince maaş haciz müzekkeresinin muhatabı olan özel ya da tüzelkişi işveren borçlunun ücreti üzerine haczin konulduğunu ve borçlunun maaş ve ücret miktarını bir hafta içinde icra dairesine bildirmek ve borç bitinceye kadar icra dairesinin bildirisi gereğince haczedilen ücret miktarını kesip hemen icra dairesinin banka hesabına göndermekle yükümlüdür. Yasada belirtilen sürede cevap verilmediği takdirde işveren durumundaki gerçek ya da tüzelkişinin sorumlu olacağında kuşku yoktur.

İİK’nun 355. ve 356. maddelerinde yapılan düzenleme ile yasa koyucunun amacı dikkate alındığında, yasa koyucunun bu düzenleme ile alacaklının alacağına kavuşabileceği daha güçlü durumdaki işverenden alacağın tahsilini mümkün kılmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Yasa koyucu düzenleme yaparken yasada tekil ifade kullanmaktan kaçınarak, yasaya riayet etmemiş olanların sorumluluklarından bahisle çoğul ifade kullanmıştır. Bu durumda, şikayetçi işveren tüzelkişinin  İİK'nun 355 ve 356. maddeleri gereğince sorumluluğu vardır. 
O halde, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi ve bölge adliye mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 24.01.2019 tarih ve 2018/2315  E. - 2019/101 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.04.2018 tarih ve 2018/88 E. - 2018/427 K. sayılı kararının re'sen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 15-09-2020, Saat: 11:21
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
  Y A R G I T A Y  İ L A M I

ESAS NO : 2019/4736
KARAR NO : 2020/3518

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 24/01/2019
NUMARASI : 2018/2315-2019/101
DAVACI : ŞİKAYETÇİ :
DAVALI : ALACAKLI : 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi r tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlu  şikayetçi üçüncü kişi ......Ltd. Şti'de çalışması nedeniyle, şikayetçi işverenden almakta olduğu maaşının haczine ilişkin yazıya cevap verilmemesi üzerine şirket adına kayıtlı araçların haczi, bunun üzerine şikayetçinin icra müdürlüğünden İİK’nın 355-356. maddeleri gereği tüzel kişiliğin sorumlu olmadığı, kesinti yapmayan kanuni muhatabın tespit edilerek onun sorumlu olması gerektiği iddiası ile  haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin 16.01.2018 tarihli işlemin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile memur işlemlerinin kaldırılmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Borçlunun maaş ve ücretinin haczi, İİK'nun 355 ve devam eden madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre, icra müdürü, borçlunun çalıştığı işyerine, maaş ve ücretinin haczedildiğine dair bir haciz yazısı yazar. Haciz yazısını alan işveren, bir hafta içinde, haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş ve ücretinin miktarını icra dairesine bildirmeye ve borç bitinceye kadar icra dairesinin haciz bildirimine göre haczolunan miktarı, borçlunun maaş ve ücretinden keserek, hemen icra dairesine yatırmaya mecburdur. Aksi halde İİK'nun 356. maddesi gereğince 355. madde hükümlerine riayet etmemiş olanların kesmedikleri veya ilk vasıta ile göndermedikleri para, ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına hacet kalmaksızın, icra dairesince, kanuni muhatabın maaşından veya sair mallarından alınır. Bunların borçluya kanun hükümleri dairesinde rucü hakkı vardır.
İcra dairesince maaş haciz müzekkeresinin muhatabı olan özel ya da tüzelkişi işveren borçlunun ücreti üzerine haczin konulduğunu ve borçlunun maaş ve ücret miktarını bir hafta içinde icra dairesine bildirmek ve borç bitinceye kadar icra dairesinin bildirisi gereğince haczedilen ücret miktarını kesip hemen icra dairesinin banka hesabına göndermekle yükümlüdür. Yasada belirtilen sürede cevap verilmediği takdirde işveren durumundaki gerçek ya da tüzelkişinin sorumlu olacağında kuşku yoktur.

İİK’nun 355. ve 356. maddelerinde yapılan düzenleme ile yasa koyucunun amacı dikkate alındığında, yasa koyucunun bu düzenleme ile alacaklının alacağına kavuşabileceği daha güçlü durumdaki işverenden alacağın tahsilini mümkün kılmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Yasa koyucu düzenleme yaparken yasada tekil ifade kullanmaktan kaçınarak, yasaya riayet etmemiş olanların sorumluluklarından bahisle çoğul ifade kullanmıştır. Bu durumda, şikayetçi işveren tüzelkişinin  İİK'nun 355 ve 356. maddeleri gereğince sorumluluğu vardır. 
O halde, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi ve bölge adliye mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 24.01.2019 tarih ve 2018/2315  E. - 2019/101 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.04.2018 tarih ve 2018/88 E. - 2018/427 K. sayılı kararının re'sen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yabancılık Teminatının Yatırılmaması Takibin İptali

Davalı tarafından ihtara rağmen süresinde yabancılık teminatının yatırmadığından şikayetin kabulü ile Mersin 2. İcra Müdürlüğünün 2017/15916 esas sayılı takip dosyasında takip şartı yokluğundan takibin iptaline, karar verilmiştir. Alacaklı Basel MARACH' ın Suriye Arap Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunduğu, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 21.07.2014 tarihli cevabının “Suriye Arap Cumhuriyeti'nin 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'nin tarafı olmadığı, Suriye Arap Cumhuriyet ile Ülkemiz arasında 09/04/2009 tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması" imzalandığı, bu Anlaşmanın 13. maddesinde, "Bir Akit Tarafın vatandaşları, diğer Akit Tarafın adlî makamları önündeki işlemlerinde, salt yabancı olmaları veya diğer Akit taraf ülkesinde ikametgâhları bulunmamasından ötürü teminat akçesi (jutlıcatuııı solvi) vermekle yükümlü tutulmayacaklardır." hükmünün yer aldığı, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğüne ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan bilâ tarihli ve 870161 13-019.00-2013/205798 sayılı yazıda, Anlaşmanın onaylanma işlemlerinin karşı tarafa bildirilmesinin ardından ilgili maddeleri uyarınca 20/10/2011 tarihinde yürürlüğe girdiği, Bakanlıklarınca anlaşmaların yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitine yönelik olarak 244 sayılı Kanunun 3'üncü maddesi çerçevesinde Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkarılması için gerekli sürecin başlatıldığı bildirilmiştir. Söz konusu yazıda ayrıca, 244 sayılı Kanunun 3'üncü maddesinin 2'inci fıkrasında yer alan "Bir milletlerarası andlaşma yukardaki fıkrada sözkonusu yürürlük tarihinin tesbitine dair kararnamede belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun kuvvetini kazanır." hükmüne dikkat çekilerek, uygulamada onay süreci tamamlanmış bulunan uluslararası andlaşmaların, iç hukukumuz bakımından yürürlüğe giriş tarihinin tespiti için Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması gerektiği bildirilmiş ve bu çerçevede, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinin tespitine yönelik Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması için başlatılan sürecin henüz sonuçlandırılmadığı ifade edilmiştir.” Bu durumda SURİYE ARAP CUMHURİYETİ İLE YAPILAN ANLAŞMANIN HENÜZ YÜRÜRLÜĞE GİRMEDİĞİ, iç hukuk açısından anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Bakanlar Kurulu Kararname sürecinin tamamlanması gerektiği anlaşılmaktadır.

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2018/2454 KARAR NO:2019/1469 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2019/13366 KARAR NO:2020/6728
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:48
  • DuraN
Davalı tarafından ihtara rağmen süresinde yabancılık teminatının yatırmadığından şikayetin kabulü ile Mersin 2. İcra Müdürlüğünün 2017/15916 esas sayılı takip dosyasında takip şartı yokluğundan takibin iptaline, karar verilmiştir. Alacaklı Basel MARACH' ın Suriye Arap Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunduğu, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 21.07.2014 tarihli cevabının “Suriye Arap Cumhuriyeti'nin 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'nin tarafı olmadığı, Suriye Arap Cumhuriyet ile Ülkemiz arasında 09/04/2009 tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması" imzalandığı, bu Anlaşmanın 13. maddesinde, "Bir Akit Tarafın vatandaşları, diğer Akit Tarafın adlî makamları önündeki işlemlerinde, salt yabancı olmaları veya diğer Akit taraf ülkesinde ikametgâhları bulunmamasından ötürü teminat akçesi (jutlıcatuııı solvi) vermekle yükümlü tutulmayacaklardır." hükmünün yer aldığı, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğüne ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan bilâ tarihli ve 870161 13-019.00-2013/205798 sayılı yazıda, Anlaşmanın onaylanma işlemlerinin karşı tarafa bildirilmesinin ardından ilgili maddeleri uyarınca 20/10/2011 tarihinde yürürlüğe girdiği, Bakanlıklarınca anlaşmaların yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitine yönelik olarak 244 sayılı Kanunun 3'üncü maddesi çerçevesinde Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkarılması için gerekli sürecin başlatıldığı bildirilmiştir. Söz konusu yazıda ayrıca, 244 sayılı Kanunun 3'üncü maddesinin 2'inci fıkrasında yer alan "Bir milletlerarası andlaşma yukardaki fıkrada sözkonusu yürürlük tarihinin tesbitine dair kararnamede belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun kuvvetini kazanır." hükmüne dikkat çekilerek, uygulamada onay süreci tamamlanmış bulunan uluslararası andlaşmaların, iç hukukumuz bakımından yürürlüğe giriş tarihinin tespiti için Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması gerektiği bildirilmiş ve bu çerçevede, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinin tespitine yönelik Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması için başlatılan sürecin henüz sonuçlandırılmadığı ifade edilmiştir.” Bu durumda SURİYE ARAP CUMHURİYETİ İLE YAPILAN ANLAŞMANIN HENÜZ YÜRÜRLÜĞE GİRMEDİĞİ, iç hukuk açısından anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Bakanlar Kurulu Kararname sürecinin tamamlanması gerektiği anlaşılmaktadır.

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2018/2454 KARAR NO:2019/1469 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2019/13366 KARAR NO:2020/6728

Tebligatın Tüzel Kişilik Şubesine Değil de Merkezine Tebliğinin Gerektiği

7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. maddesine göre; "Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir."Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20/3. maddesinde "Gerçek ve tüzel kişilere ait ticari işletmelerin işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, ticari işletmenin o işlemde yetkili ticari temsilcisine yapılan tebliğ geçerlidir." hükmü yer almaktadır.Somut olayda; borçlu şirket hakkında başlatılan ilamsız takipte ödeme emrinin şirketin Ankara şubesine tebliğ edildiği, takip konusu alacağın kaynaklandığı işlemin şirket merkezi tarafından yapıldığı, şubenin TICARET SICIL KAYDINDA ŞUBEYE YAPILAN TEBLIGATIN ŞIRKETE YAPILMIŞ SAYILACAĞI KAYDININ BULUNMADIĞI, borçlu şirketin merkezinin bulunduğu Çekya'daki kayıtlarda bu şekilde bir şerh bulunduğunun iddia edilmediği, 4875 sayılı Kanun'da yabancı şirketlerin Türkiye'de şube açma zorunluluğu ve yabancı şirketle ilgili tebligatların Türkiye'deki şubeye yapılacağına dair hüküm bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2019/870 KARAR NO:2019/2618 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13759 KARAR NO :2020/6692
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:47
  • DuraN
7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. maddesine göre; "Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir."Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20/3. maddesinde "Gerçek ve tüzel kişilere ait ticari işletmelerin işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, ticari işletmenin o işlemde yetkili ticari temsilcisine yapılan tebliğ geçerlidir." hükmü yer almaktadır.Somut olayda; borçlu şirket hakkında başlatılan ilamsız takipte ödeme emrinin şirketin Ankara şubesine tebliğ edildiği, takip konusu alacağın kaynaklandığı işlemin şirket merkezi tarafından yapıldığı, şubenin TICARET SICIL KAYDINDA ŞUBEYE YAPILAN TEBLIGATIN ŞIRKETE YAPILMIŞ SAYILACAĞI KAYDININ BULUNMADIĞI, borçlu şirketin merkezinin bulunduğu Çekya'daki kayıtlarda bu şekilde bir şerh bulunduğunun iddia edilmediği, 4875 sayılı Kanun'da yabancı şirketlerin Türkiye'de şube açma zorunluluğu ve yabancı şirketle ilgili tebligatların Türkiye'deki şubeye yapılacağına dair hüküm bulunmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2019/870 KARAR NO:2019/2618 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13759 KARAR NO :2020/6692

Eğitim ve Öğretim Kurumlarında Haciz İşlemi

Madde 362/a ek maddesinde "8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okullar ile 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun kapsamında faaliyet gösteren özel öğrenci barınma hizmetleri veren yurt ve benzeri kuramların taşınır ve taşınmaz malları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler hariç olmak üzere içinde bulunulan eğitim ve öğretim yılı sonunda haczedilir " düzenlemesine yer verilmiştir. 9/5/2018 Tarih 7141 S.K./1. md. ile getirilen ek madde gerekçesinde " madde ile, özel okullar ile özel öğrenci yurtları ve benzeri kurumların taşınır ve taşınmaz mallarının haczi yapılırken öğrencilerin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilmesi amacıyla bu kurumların borçlarına ilişkin haciz işlemlerinin eğitim ve öğretim yılı sonuna bırakılması amaçlanmaktadır " denilmektedir. Diğer taraftan borçlunun üçüncü kişi bankadaki mevduat alacağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 106/2. maddesi gereğince menkul hükmündedir. İİK 362/a maddesi 5580 Sayılı Kanuna tabi okullar yönünden zamansal olarak haciz yasağı getirmekte olup yasal düzenlemede menkul haczinden de söz edilmekle ve borçlunun 3. kişi bankadaki mevduatı menkul hükmünde olduğundan ve haciz talebi eğitim ve öğretim yılı sonunda yapılmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2019/1125 KARAR NO:2019/2882 YARGITAY12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13761 KARAR NO:2020/6688
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:47
  • DuraN
Madde 362/a ek maddesinde "8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okullar ile 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun kapsamında faaliyet gösteren özel öğrenci barınma hizmetleri veren yurt ve benzeri kuramların taşınır ve taşınmaz malları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler hariç olmak üzere içinde bulunulan eğitim ve öğretim yılı sonunda haczedilir " düzenlemesine yer verilmiştir. 9/5/2018 Tarih 7141 S.K./1. md. ile getirilen ek madde gerekçesinde " madde ile, özel okullar ile özel öğrenci yurtları ve benzeri kurumların taşınır ve taşınmaz mallarının haczi yapılırken öğrencilerin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilmesi amacıyla bu kurumların borçlarına ilişkin haciz işlemlerinin eğitim ve öğretim yılı sonuna bırakılması amaçlanmaktadır " denilmektedir. Diğer taraftan borçlunun üçüncü kişi bankadaki mevduat alacağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 106/2. maddesi gereğince menkul hükmündedir. İİK 362/a maddesi 5580 Sayılı Kanuna tabi okullar yönünden zamansal olarak haciz yasağı getirmekte olup yasal düzenlemede menkul haczinden de söz edilmekle ve borçlunun 3. kişi bankadaki mevduatı menkul hükmünde olduğundan ve haciz talebi eğitim ve öğretim yılı sonunda yapılmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2019/1125 KARAR NO:2019/2882 YARGITAY12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13761 KARAR NO:2020/6688

Değer Belirleme İşleminin Bizatıhi İcra Müdürüne Ait Olduğuna Dair Uygulamanın Terk Edildiği

İİK'nun 24. maddesinin 1, 3, 4 ve 5 fıkralarında, taşınır teslimine dair ilam icra dairesine verilince, icra müdürünün icra emri tebliği ile 7 gün içinde o şeyin teslimini emredeceği, hükmolunan taşınır veya misli borçlu yedinde bulunursa zorla alınıp alacaklıya verileceği, yedinde bulunmazsa ilamda yazılı değerinin alınacağı, vermezse ayrıca icra emrine gerek kalmaksızın haciz yoluyla tahsil olunacağı, TAŞINIR MALIN DEĞERİ İLAMDA YAZILI OLMADIĞI VEYA İHTİLAFLI BULUNDUĞU TAKDIRDE İCRA MÜDÜRÜ TARAFINDAN HACZIN YAPILDIĞI TARİHTEKİ (aracın aynen teslimi için verilen 7 günlük sürenin sona erdiği tarih) RAYİCE GÖRE TAKDİR OLUNACAĞI BELİRTİLDİĞİ GİBİ HÜKMOLUNAN TAŞINIRIN DEĞERİNİN BORSA VE TİCARET ODALARINDAN OLMAYAN YERLERDE İCRA MÜDÜRÜ TARAFINDAN SEÇİLECEK BİLİRKİŞİDEN SORULUP ALINACAK CEVABA GÖRE TAYIN OLUNACAĞI belirtildikten sonra maddenin son fıkrasında "ilgililerin bu hususta icra mahkemesine şikayet haklarının olduğu” hükmüne yer verilmiştir. Son fıkrada yer verilen bu düzenlemenin,icra müdürünün belirlediği taşınırın değerinin taraflarca şikayet konusu edilmesi halinde, icra mahkemesine denetleme yetkisi tanıdığının, bu denetlemenin de icra hakimi tarafından uzman bilirkişiden yardım alınmak suretiyle gerçekleştirebileceğinin kabulü gerekir. Bu kabul karşısında DEĞER BELİRLEME İŞLEMİNİN BİZATIHİ İCRA MÜDÜRÜNE AİT OLDUĞU YÖNÜNDEKI YERLEŞİK UYGULAMA TERK EDİLMİŞTİR.

YARGITAY 8. Hukuk Dairesi ESAS NO:2015/10671 KARAR NO: 2017/12157
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:46
  • DuraN
İİK'nun 24. maddesinin 1, 3, 4 ve 5 fıkralarında, taşınır teslimine dair ilam icra dairesine verilince, icra müdürünün icra emri tebliği ile 7 gün içinde o şeyin teslimini emredeceği, hükmolunan taşınır veya misli borçlu yedinde bulunursa zorla alınıp alacaklıya verileceği, yedinde bulunmazsa ilamda yazılı değerinin alınacağı, vermezse ayrıca icra emrine gerek kalmaksızın haciz yoluyla tahsil olunacağı, TAŞINIR MALIN DEĞERİ İLAMDA YAZILI OLMADIĞI VEYA İHTİLAFLI BULUNDUĞU TAKDIRDE İCRA MÜDÜRÜ TARAFINDAN HACZIN YAPILDIĞI TARİHTEKİ (aracın aynen teslimi için verilen 7 günlük sürenin sona erdiği tarih) RAYİCE GÖRE TAKDİR OLUNACAĞI BELİRTİLDİĞİ GİBİ HÜKMOLUNAN TAŞINIRIN DEĞERİNİN BORSA VE TİCARET ODALARINDAN OLMAYAN YERLERDE İCRA MÜDÜRÜ TARAFINDAN SEÇİLECEK BİLİRKİŞİDEN SORULUP ALINACAK CEVABA GÖRE TAYIN OLUNACAĞI belirtildikten sonra maddenin son fıkrasında "ilgililerin bu hususta icra mahkemesine şikayet haklarının olduğu” hükmüne yer verilmiştir. Son fıkrada yer verilen bu düzenlemenin,icra müdürünün belirlediği taşınırın değerinin taraflarca şikayet konusu edilmesi halinde, icra mahkemesine denetleme yetkisi tanıdığının, bu denetlemenin de icra hakimi tarafından uzman bilirkişiden yardım alınmak suretiyle gerçekleştirebileceğinin kabulü gerekir. Bu kabul karşısında DEĞER BELİRLEME İŞLEMİNİN BİZATIHİ İCRA MÜDÜRÜNE AİT OLDUĞU YÖNÜNDEKI YERLEŞİK UYGULAMA TERK EDİLMİŞTİR.

YARGITAY 8. Hukuk Dairesi ESAS NO:2015/10671 KARAR NO: 2017/12157

Mehil Vesikası Verilinceye Kadar Borçlunun Mal Varlığının Haczedilebileceği

Uyuşmazlık, Örnek 4-5 takipte, takibe dayanak ilamın tehiri icra talepli olarak istinaf edilmesi halinde, mehil vesikası verilmesi için teminat olarak taşınmaz gösterilirse, taşınmazın teminat olarak kabul edilip edilmeyeceğine kadar ki süreçte kesinleşen takipte icra takip işlemlerine devam edilip edilemeyeceğine ilişkindir. İİK.NUN 36. MADDESINDE, MEHİL VESİKASI DÜZENLENENE KADAR Kİ SÜREÇTE, KESİNLEŞEN TAKİBE DEVAM EDİLEMEYECEĞİNE DAİR BİR DÜZENLEME BULUNMADIĞINDAN, somut olayda, icra müdürlüğünce, alacaklının talebi üzerine, borçluların malvarlığına uygulanan haciz işlemlerinde yasa aykırı bir durum bulunmadığından ilk derece mahkemesince verilen şikayetin reddine ilişkin karar yerinde olup.

KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/1330 KARAR NO:2019/1426 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/14550 KARAR NO:2020/6712
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:45
  • DuraN
Uyuşmazlık, Örnek 4-5 takipte, takibe dayanak ilamın tehiri icra talepli olarak istinaf edilmesi halinde, mehil vesikası verilmesi için teminat olarak taşınmaz gösterilirse, taşınmazın teminat olarak kabul edilip edilmeyeceğine kadar ki süreçte kesinleşen takipte icra takip işlemlerine devam edilip edilemeyeceğine ilişkindir. İİK.NUN 36. MADDESINDE, MEHİL VESİKASI DÜZENLENENE KADAR Kİ SÜREÇTE, KESİNLEŞEN TAKİBE DEVAM EDİLEMEYECEĞİNE DAİR BİR DÜZENLEME BULUNMADIĞINDAN, somut olayda, icra müdürlüğünce, alacaklının talebi üzerine, borçluların malvarlığına uygulanan haciz işlemlerinde yasa aykırı bir durum bulunmadığından ilk derece mahkemesince verilen şikayetin reddine ilişkin karar yerinde olup.

KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/1330 KARAR NO:2019/1426 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/14550 KARAR NO:2020/6712

İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla İlamlı Takibin Her İcra Dairesinde Yapılabileceği

Takibin türünün ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip olması nedeniyle İİK'nun 34. maddesi uyarınca her icra dairesinde yapılabileceği...

SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2019/653 KARAR NO:2019/841 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2019/13263 KARAR NO:2020/6732
Takibin türünün ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip olması nedeniyle İİK'nun 34. maddesi uyarınca her icra dairesinde yapılabileceği...

SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2019/653 KARAR NO:2019/841 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2019/13263 KARAR NO:2020/6732

Tehir-i İcra Talepli Yatırılan Teminatın Nemalandırılması Mümkün Değildir

Takibe konu ilamın istinafa konu edilmesi nedeniyle TEHİRİ İCRA KARARI ALABİLMEK İÇİN YATIRILAN TEMİNATIN NEMALANDIRILMASINA DAİR BİR DÜZENLEME İSE BULUNMAMAKTADIR. Şu halde, İİK'nın 134/5. maddesi dışında nemalandırmaya ilişkin bir düzenleme olmadığından, icra dosyasına yatırılan paranın nemalandırılması mümkün değildir.


İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/829 KARAR NO: 2019/2569 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13345 KARAR NO:2020/6743
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:44
  • DuraN
Takibe konu ilamın istinafa konu edilmesi nedeniyle TEHİRİ İCRA KARARI ALABİLMEK İÇİN YATIRILAN TEMİNATIN NEMALANDIRILMASINA DAİR BİR DÜZENLEME İSE BULUNMAMAKTADIR. Şu halde, İİK'nın 134/5. maddesi dışında nemalandırmaya ilişkin bir düzenleme olmadığından, icra dosyasına yatırılan paranın nemalandırılması mümkün değildir.


İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/829 KARAR NO: 2019/2569 YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO:2019/13345 KARAR NO:2020/6743

İcra Memurunun haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle reddi

T.C.
YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO : 2017/12-347
KARAR NO : 2019/837

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İcra Memurunun haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur

   Y A R G I T A Y  İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : …… İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 17/12/2015

NUMARASI : 2015/756-2015/1039

DAVACI :…… San. ve Tic. Ltd. Şti.

DAVALI :

Taraflar arasındaki “icra memur muamelesini şikâyet” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda …… İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen 31.12.2014 tarihli ve 2014/1606 E., 2014/1516 K. sayılı karar, alacaklı (davacı) vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.07.2015 tarihli ve 2015/8469 E., 2015/18913 K. sayılı kararı ile;
“… Alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla icra takibine girişildiği, alacaklının gösterdiği adreste haciz işlemi yapılmak istendiğinde icra müdürlüğünce adreste 3. kişinin olduğu ve iş yerinin kendisine ait olduğu yönündeki 3. kişinin beyanları haciz tutanağına geçirilmek suretiyle haciz işleminin gerçekleştirilmediği ve alacaklı vekilinin icra müdürlüğü işleminin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 79/1. maddesi gereğince, icra dairesinin, haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir. Yine aynı Kanun’un 85/1. maddesi gereğince, icra müdürlüğünce, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dahil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı, haczedilecektir (HGK’nun 10/06/2009 tarih, 12-213/244 sayılı kararı).

Buna göre kural olarak icra müdürünün haciz talebini yerine getirme konusunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir. Ancak kural bu olmakla birlikte, İİK’nun 82. maddesine 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile eklenen son fıkra da yer alan “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” düzenlemesi karşısında, icra memurunun haczi talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, bu doğrultuda haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi vardır.

Görüldüğü gibi burada tanınan takdir yetkisi, İİK’nun 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra müdürünün bunun dışında, haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur. Böyle bir durumda yapılması gereken iş, 3. kişinin istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK’nun 97 ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir.

O halde mahkemece alacaklının şikayetinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir …”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Alacaklı (davacı) vekili
Kod:
                                   HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, icra memur muamelesinin şikâyet yoluyla iptaline ilişkindir.

Şikâyetçi alacaklı vekili;…… İcra Dairesinin 2013/6748 E. sayılı dosyasında borçlu…… Turizm ve Tic. A.Ş. aleyhine başlatılan icra takibinde 17.12.2014 tarihinde borçlunun “Asmalı Mescit Mah. Asmalı Mescit Sok. No:55 Tepebaşı Beyoğlu/İstanbul” adresine haciz işlemi için gidildiğini, adreste hazır bulunan (3. kişi) şirket yetkilisinin mevcut işletmenin borçlu…… Turizm ve Tic. A.Ş.’den 04.01.2013 tarihinde devralındığını beyan ettiği, otelin mutfak ekipmanlarının tamamının müvekkili şirket tarafından kurulmuş olmasına ve borçluya aynı adreste ödeme emri tebliğ edilmiş olmasına rağmen icra memuru tarafından “ibraz edilen belgelere göre mahallin borçlu ile ilgisinin olmadığı anlaşılmakla işlem yapılmamıştır” şeklinde zabıt tutulduğunu ve haciz talebinin reddedildiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesi gereği işletmeyi devralanın, devredenin borçlarından sorumlu olduğunu ve ayrıca icra memurunun istihkak hususunu düzenleyen İİK’nın 96, 97 ve 99. maddelerine göre istihkaklı olarak haciz işlemi yapması ve istihkak iddiasının haklı ya da haksız olması hususunu İcra Hukuk Mahkemesine bırakması gerektiğini ileri sürerek icra memurunun haciz talebinin reddine dair işleminin kaldırılmasını talep etmiştir.

Yerel Mahkemece; şikâyete konu menkul malların haczine ilişkin prosedürün İİK’nın 78 ve devamı maddelerine göre sürdürüldüğü, İİK’nın 85. maddesinin 1. fıkrası gereğince menkullerin haczedilebilmesi için ya borçlunun kendi yedinde veyahut üçüncü şahıs nezdinde bulunmasının zorunlu olduğu, bu iki koşul tahakkuk etmeden borçluya ait olduğundan bahisle menkul haczinin gerçekleştirilemeyeceği, malın borçluya ait olması hâlinde icra müdürünün İİK’nın 85. maddesinin 1. fıkrası gereği borcu karşılayacak şekilde ve silsileyi izleyerek haciz gerçekleştirebileceği, malın borçluya ait olmaması hâlinde ise icra müdürlüğünün mülkiyet hakkını ağır bir şekilde çiğneyerek olur olmaz ve hukuka aykırı hacizler yaparak bireyi gereksiz yere mahkemelere başvurarak hak aramak zorunda bırakmasının mümkün olmadığı, anılan Yasa’nın üçüncü kişilere istihkak sav ve dava hakkını bahşetmiş olmasının üçüncü kişilere ait olduğu sunulan bir çok kanıt veya argümanla sabit olan menkullerin talep gibi haczine olanak tanımadığı, istihkak iddiası ve haciz talebi arasındaki dengenin veya yarışın sunulan belgeler üzerinden icra müdürlüğü tarafından sağlıklı ve sabırlı bir şekilde yönetilmesinin zorunlu olduğu, haciz tutanağı ile de sabit olduğu üzere üçüncü kişinin sunmuş olduğu bilgi ve belgelerin dikkate alınıp değerlendirilmek suretiyle alacaklının haciz talebini reddeden memurluk işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

Alacaklı vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; icra memurunun İİK’nın 78. maddesi uyarınca kendisine gelen haciz taleplerini kabul edilebilirlik testine tabi tutmasının haczedilmezlik hükümlerinin dikkate alınıp değerlendirilmesi açısından önemli olduğu, icra memurunun her talebi hükme çevirmesi hâlinde İİK’nın 78. maddesi ve ondan sonra gelen ilişilmez kılınan tüm alacak hak ve taleplerin ilişilir kılınmasına sebep olacağı ve ondan sonra gelen hükümleri işlemez hâle getireceği, İİK’nın 79. maddesinin gelen her talebi otomatik olarak hacze dönüştürülmesini düşünmediği ve talebin doğruluk, gerçeklik ve tipikliği sınanmadan doğrudan uygulanmasına izin vermediği, haciz isteğinin kabul edilebilir olmasının onun yasal ve meşru istem olmasına bağlı olduğu, istemin meşruluğunun diğer cephesinin isteğin iyi niyet kuralları ile uyumluluğuna tekabül ettiği, iyi niyetin gerek yatay gerekse dikey ilişkilerde hak ve yetkilerin kullanılmasında ve borçların yerine getirilmesinde dürüst olmayı gerektirdiği (TMK’nın 2. maddesi ve HMK’nın 29. maddesi), dolayısıyla haczedilmesi mümkün olmayan bir malın haczinde ısrarın yatay ve dikey iyi niyet kurallarını zorlamak anlamına geldiği, somut olayda icra müdürünün olay mahallinde yapmış olduğu test sonucu malların borçluya ait olmadığı konusunda kanaate vardığı, icra müdürlüğünün bir haciz talebini herhangi bir teste tabi tutmadan uygulaması hâlinde ortaya hukukun istemediği sonuçların çıkacağı, haciz talebinin yerine getirilmesiyle dava konusu hakla ilgisi olmayan bir kimsenin anayasanın ve yasaların koruması altındaki mülkiyet hakkının bir taleple ortadan kaldırılmış yada sınırlanmış hâle geleceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 79. maddesinin 1. fıkrası ve 85. maddesinin 1. fıkrası gereğince icra memurunun haciz mahallinin borçluyla ilgisinin olmadığı gerekçesiyle, alacaklının haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisinin olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre alacaklının şikâyetinin kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası temel hak ve özgürlükleri düzenlemiş ve korumuştur. İcra hukukunun kendine özgü ilkelerinin temel haklarla bağlantısı vardır. Cebri icra hukuku devletin zor kullanma yetkisinin bulunduğu bir alan olup, kişilerin malvarlığı ve kişilik haklarını doğrudan ilgilendirmektedir. İcra hukuku alacaklının hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel hakları ile borçlunun kişilik ve malvarlığı değerlerinin çatıştığı bir alandır. Bu alanda alacaklı, borçlu ve bazen de üçüncü kişiler arası menfaat dengesinin gözetilmesi gerekir. Borçlunun uğrayacağı zarar ile alacaklıya sağlanacak yarar arasındaki fark ölçülü olmalıdır. Cebri icra kişilerin gerek kişilik gerekse malvarlığı haklarına doğrudan müdahaleyi gerektirdiği için belirli ve kesin olmalı, sınırları baştan belirlenebilmelidir. İcra hukukunda mülkiyet hakkı temel bir hak olarak alacaklı, borçlu ve üçüncü kişiler bakımından korunmaktadır. Alacaklı mülkiyet hakkına kavuşmalı, borçlu takip konusu borç dışında malvarlığına karşı haksız müdahalelere karşı korunmalı, üçüncü kişiler de malvarlıklarına yapılan haksız müdahaleleri ortadan kaldırma imkânına sahip olmalıdır. Örneğin borçluya ait olduğu sanılarak üçüncü kişilerin mallarına haciz konulması hâlinde üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını kullanma ve korunmasına imkân sağlamak amacıyla istihkak prosedürü öngörülmüştür (İcra ve İflas Kanunu’nun 96 vd.). Nitekim İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 82. maddesi ile borçlunun malvarlığının sınırsız şekilde haczedilerek satılması önlenmiştir.

Borçların zorla yerine getirilmesini sağlayan, bu çerçevede zor kullanma yetkisi de olan ve yetkileri kanunla belirlenen icra dairelerinin sorumlu amiri durumundaki icra müdürleri, icra işlerinde birinci derecede görevlidir ve yaptıkları işlemlerin bazılarında hiçbir takdir yetkisi yokken, bazı işlemlerinde ise takdir yetkisi tanınmıştır. Takdir yetkisi tanınan hâllerde takdir yetkisini kullanırken, ilgililerin menfaatini en iyi şekilde gözetmek zorundadır. Ayrıca kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin kendisine verdiği görevleri yapıp yapmama konusunda serbestiye sahip olmayıp; kendisine yapılan her talep hakkında olumlu veya olumsuz bir işlemde bulunmak, karar vermek zorundadır. İcra hukukunun ilk uygulandığı yer icra daireleridir.

İcra daireleri icra hâkimliklerinin daimi gözetimi ve denetimi altında olup, işlemlerine karşı icra mahkemelerine şikâyet yoluna başvurulur. Şikâyet, icra dairelerinin icra hukukuna aykırı olan ve hadiseye uygun bulunmayan işlemlerinin iptali ve düzeltilmesini veya yerine getirilmeyen ya da sebepsiz sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Müdürlük kararlarının değiştirilmesi ya da iptali şikâyet yoluyla icra mahkemesinin kararıyla olanaklı kılınmıştır. İİK’nın 5. maddesi uyarınca icra memurlarının görevleri sırasında ve görevleri nedeniyle kusurlarından doğan tazminat davaları idare aleyhine açılır. Devlet zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu edebilir.

Uyuşmazlığın çözümünde haciz işleminin açıklanması gerekmektedir.

Haciz cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup, icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. Haczin amacı borçlunun mallarının paraya çevrilerek alacaklının tatminidir. Bunun dışında hacizli malların alacaklıya devri mümkün değildir. Borçlunun parasal bir değer taşıyan İİK’nın 82 ve diğer özel yasalarda haczedilemeyeceği düzenlenmemiş olan mal ve hakları borcundan dolayı kısmen veya tamamen haczedilebilir. İİK’nın 82. maddesine 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen son fıkra “icra memuru haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” şeklinde olup, icra memuruna haciz talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. İcra memurlarına tanınan takdir yetkisi İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczinin kabil olup olmadığıyla sınırlı olup, icra memurunun bunun dışında haczedilmesi talep edilen malın üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi bulunmamaktadır.

İİK’nın 79. maddesinin 1. fıkrası gereğince icra dairesinin, haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir. Yine aynı Kanun’un 85. maddesinin 1. fıkrası gereğince, icra dairesince, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dâhil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczedilecektir. İİK’nın 85. maddesinin 2. fıkrası borçluya ait olup da üçüncü kişi elinde olan malların da haczedilebileceğini öngörmektedir. Zira borçlu haczedilebilir tüm malvarlığı ile alacaklıya karşı sorumludur. İcra memuru üçüncü kişi elinde bulunan bir malı, borçlunun üçüncü kişide malı olduğunu bildirmesi veya alacaklının bu yönde bir beyanda bulunması hâlinde haczeder. Malın sadece üçüncü kişi elinde bulunması onun haczine engel olmayacağı gibi, borçlunun elinde haczedilmesi de hak sahibi üçüncü kişilerin istihkak iddia etmelerine engel değildir. Üçüncü kişinin haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya ayni hak sahibi olduğunu ileri sürmesine istihkak iddiası denir.

İİK’nın 85. maddesinin 2. fıkrası ” Borçlu yahut borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahıslar, taşınır mal üzerinde üçüncü bir şahsın mülkiyet veya rehin hakkı gibi sınırlı bir ayni hakkının bulunması veya taşınır malın üçüncü şahıs tarafından haczedilmiş olması hâlinde bu hususu haciz yapan memura beyan etmek ve beyanının haciz tutanağına geçirilmesini talep etmek, haczi yapan memur da borçluyu yahut borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahısları bu beyana davet etmek zorundadır…” şeklinde düzenlemiştir. Haciz tutanağı ise İİK’nın 102. maddesine göre tanzim edilir.

İİK’nın 79. maddesi kesin bir ifadeyle icra dairesinin haczi yapacağından, 85. madde; maddede belirtilen yasal koşullar altında alacaklı ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğunca telif edilerek borçlunun mal ve haklarının haczolunacağından söz etmektedir. 85. madde sadece, “alacaklara yetecek miktarın” saptanması konusunda icra müdürüne bir takdir hakkı tanımaktadır. İİK’nın 79 ve 85. maddesinin 2. fıkrası icra memurunun haciz istenen malın üçüncü kişiye ait olduğuna ilişkin iddia üzerine haciz yapmaktan kaçınamayacağını öngörmektedir. İcra memurunun haciz yapıp yapmama konusunda takdir yetkisi yoktur (Kuru, B.:İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2013, s. 420).

Haciz sırasında İcra ve İflas Kanunu icra memuruna maddi hukuk kurallarına göre üçüncü kişinin mülkiyet iddiasının doğru olup olmadığını araştırma ve inceleme yetkisi vermemiştir. Üçüncü kişi tarafından istihkak iddiasında bulunulması hâlinde icra memurluğunca yapılması gereken istihkak iddiasını tutanağa geçirip malın borçlu elinde mi yoksa üçüncü kişi elinde mi haczedildiği tespit edilerek, İİK’nın 97. ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. Çünkü istihkak iddiasına konu malın kime ait olduğunu inceleme ve karar verme yetkisi ve görevi icra mahkemesine verilmiştir.

İstihkak davası, istihkak iddia edilen malların hacizden kurtulması için başvurulan bir davadır. Devletin cebri icra organları tarafından haklarına müdahale edildiğini düşünen üçüncü kişiler tarafından açılan istihkak davasının amacı başkasının borcu için mallarının haczedildiğini ileri süren üçüncü kişilerin söz konusu malları hacizden kurtarmaktır. İİK’nın 96, 97 ve 99. maddelerine göre istihkak iddiası ve bunu takip eden istihkak davası haczedilen malın borçlunun ya da üçüncü kişinin elinde bulunması ihtimaline göre farklı usullere tabi tutulmuştur. Haczedilen menkuller eğer borçlunun elinde kabul edilir ve üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunur da alacaklı veya borçlu buna itiraz ederse, dosya İİK’nın 97. maddesi uyarınca istihkak iddiası ile ilgili olarak karar verilmek üzere icra mahkemesine gönderilir. Üçüncü kişinin elinde olursa, icra müdürlüğü istihkak iddiası üzerine alacaklıya istihkak davası açması için İİK’nın 99. maddesi uyarınca süre verir.

İİK’nın 79, 85/2, 96, 99 ve 102. maddeleri aslında üçüncü kişiye ait malın borçluya ait sanılarak haczedilebileceğini varsaymakta, bu nedenle üçüncü kişilere istihkak iddiasında bulunma hakkı tanımaktadır.

Borçlu hakkında yapılan icra takibi sırasında haksız yere malı haczedilen üçüncü kişinin bu yüzden doğacak gerçek zararının ödetilmesi, İİK’nın 97. maddesinde öngörülen ve sınırlı kalan hükmü dışında genel hükümlere göre genel mahkemelerde açılabileceği ayrı bir dava ile isteyebileceğine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunca karar verilmiştir (İBK 24.05.1974 tarihli, R.G.: 27.06.1974 tarihli ve 14928 sayılı). İcra müdürü, alacaklının borçluya ait olduğu iddiası ile haciz istemesine rağmen üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunması nedeniyle hacizden vazgeçemez. Aksi hâlde alacaklının şikâyeti kabul edilse dahi haciz konusu malın haciz mahallinden kaçırılması hâlinde o mal üzerine haciz koyma imkânı kalmayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, alacaklı tarafından borçlu…… Turizm ve Tic. A.Ş. aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde borçlunun takip talebindeki adresi olan “Asmalı Mescit Mah. Asmalı Mescit Sok. No:55 Tepebaşı Beyoğlu/İstanbul adresine 06.03.2013 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği, borçlunun vekili aracılığıyla yasal süresinde borca, faize ve tüm ferilere itiraz ettiği, …… Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.10.2014 tarihli ve 2014/425 E., 2014/341 K. sayılı kararıyla itirazın iptali ile takibin devamına karar verildiği, alacaklı vekilinin talebiyle borçlunun ödeme emri tebliğ edilen adresine gidildiği, 17.12.2014 tarihli haciz tutanağına göre adreste hazır olan Murat Yüksel isimli kişinin haciz işlemi yapılan adresin Semerkand Yapı A.Ş.’ne ait olduğunu ve kendisinin mali müşavir olduğunu beyan ederek vergi levhası ve ticaret sicil gazetesi sunduğu, alacaklı vekilinin haciz ve muhafaza talep ettiği, icra memurunun ibraz edilen belgelere göre haciz mahallinin borçlu ile ilgisinin olmadığı gerekçesiyle haciz işlemi yapmadığı görülmektedir.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler uyarınca somut olayda haciz yapılmasına ilişkin alacaklı vekilinin isteminin yerine getirilmesi konusunda icra memurunun bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. İcra memurunun takdir yetkisi İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra memurunun bunun dışında, haczi istenen menkullerin üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur. İcra memurunun yetkisini aşarak haciz işlemi yapmaması bir hakkın sebepsiz yere sürüncemede bırakılması niteliğinde olup süresiz şikâyete tabidir. İcra memurluğunca yapılması gereken iş haciz işlemi yaparak, üçüncü kişinin istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK’nın 97 ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. Zira malın mülkiyetinin borçluya veya üçüncü kişiye ait olduğunun tespiti yargılama gerektirir. Somut olaydaki gibi menkuller mülkiyet iddia eden üçüncü kişi nezdinde haczedildiğinde İİK’nın 99. maddesi uyarınca alacaklıya istihkak davası açması için süre verilmesi gerekir. İstihkak davası açılması durumunda ispat yükü de alacaklı üzerinde olur. Ayrıca üçüncü kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde muhafaza işlemi de yapılamaz. Görüldüğü üzere anılan bu hükümlerle icra takibi sırasında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını kullanma ve koruma imkânı tanınmakta ve menfaatleri gözetilmektedir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, alacaklının beyanından başka borçlu ile ilgisi tespit edilemeyen malların haczinin Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına aykırılık oluşturacağı gerekçesiyle direme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Şikâyetçi alacaklı (davacı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.07.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Karşılaştırıldı.
Yz.İşl.Md. Y.T.

Kod:
        KARŞI OY
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre; üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedildiğinde, üçüncü şahsın kabulü hâlinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır. Mallar satış mahalline getirilmediği takdirde muhafaza altına alınabilir veya yediemin değişikliği yapılabilir (İİK 88/2-cümle 2).
Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması hâlinde de bu fıkra hükmü uygulanır (İİK 99/1).

Bu hükümler alacaklı tarafından borçluya ait olduğu iddia edilen ve üçüncü kişi elinde bulunan malların hacziyle ilgili olup, alacaklının borçluya ait olduğunu iddia ettiği üçüncü kişi elindeki taşınır malların haczedilmesini mümkün kılmaktadır. 99. maddede istihkak davası açma yükümlülüğü alacaklı tarafa yüklenmiş ve mallar 3. kişiye yediemin olarak bırakılmakta ise de haciz işlemi tasarruf yetkisini yine de sınırlamaktadır. İstihkak davası sonuçlanıncaya kadar bu malları elden çıkaramayacak, satıp paraya çeviremeyecek, ticari işletmesindeki alışverişinin bir parçası olarak kullanamayacaktır. Bu ise mülkiyet hakkının sınırlanması anlamına gelecektir.

Bu sınırlayıcı etki, üçüncü kişi elindeki malların alacaklı tarafından haczinin istenmesi hâlinde icra memurunun haciz yapmak zorunda olup olmadığı, bu konuda tamamen alacaklı beyanıyla bağlı mı olduğu yoksa malın gerçekten borçluya ait olduğu konusunda emare olup olmadığını da incelemek suretiyle haczi yapma veya yapmama konusunda bir takdir yetkisine sahip olup olmadığı konusunun değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Bu konuda İİK’da açık bir hüküm yok ise de 85/1. maddedeki düzenleme açıkça borçlunun mallarının haczedilmesini düzenlediğinden haczi istenen malların borçlunun olduğu konusunda hiç bir emare bulunmayan hallerde icra memurunun haciz talebini reddetme yetkisi bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Maddenin Anayasal ilkeler ışığında yorumu da bu sonucu gerektirir. Anayasa Mahkemesinin 05.01.2017 tarihli 2017/137 Esas, 2017/161 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.”

Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk devletinin en temel unsurlarından birisidir. Bu ilke anayasayla teminat altına alınan yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, çalışma hakkı, konut dokunulmazlığı gibi her türlü hakkının da korunmasını gerektirir.

Anayasa’nın 35. maddesinde, temel bir insan hakkı olarak düzenlenen mülkiyet hakkı, herkese karşı ileri sürülebilen ayni bir hak olup, kişilerin eşya üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Anayasa ile korunan eşya üzerindeki hâkimiyet, devletin müdahale edemeyeceği özel bir alan olduğu kadar, devletin korunması için gerekli tedbirleri almakla da görevli olduğu bir alandır.

Mülkiyet hakkı Anayasanın 13. maddesi gereğince kamu yararı amacı ile sınırlanabilir ise de sınırlandırmaların ölçülü ve orantılı olması, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında makul bir denge taşıması gerekir. Kanunları uygulamakla yükümlü olanlar kanunları yorumlayıp uygularken kanunların kendi içinde bu dengeyi taşıyan hükümler içereceğini ve bu kapsamda yorumlanıp uygulanması gerektiğini de gözetmelidir.

Alacaklı ve borçlunun hak ve menfaatlerinin belli bir denge içinde korunmasının icra hukukunun temel prensiplerinden olmasının asıl nedeni de budur. Bu ilkenin sonucu olarak, Devletin cebri icra gücünü kullanmakla görevli organı olan icra müdürlüğü, bu gücü kullanırken borçlunun haklarının yanında üçüncü kişinin haklarını da hukuka aykırı müdahalelere karşı korumakla yükümlüdür.

Bu açıklamalarla birlikte değerlendirdiğimizde alacaklı; üçüncü kişi elindeki malların borçluya ait olduğunu belirterek haczedilmesini istemiş ise icra memurunun tamamen alacaklı talebiyle bağlı olduğu ve haciz yapmak zorunda olduğunun kabul edilmesi halinde malı elinde bulunduran üçüncü kişinin mülkiyet hakkının haksız haciz suretiyle müdahalelere karşı korunabilmesi mümkün olmayacaktır. Bu hakların korunabilmesi ve mülkiyet hakkının sınırlanması konusunda denge kurulabilmesi için bu malların borçluya ait olduğu ve haczedilebileceği konusunda hiç bir emare yok ise icra müdürünün haciz talebini reddetme yetkisi olduğu gibi, reddetmekle yükümlü olduğu da kabul edilmelidir.

Aksi takdirde malın borçluya ait olup olmadığı ve bu itibarla haczi gerekip gerekmediği tamamen alacaklının beyanı, iradesi, insaf ve insiyatifine bırakılmış olur. Bu ise icra hükümlerinin dengesiz, orantısız, haksız müdahalelere açık biçimde uygulanmasına neden olur ki, kişilerin gereksiz ve nedensiz yere huzurlu yaşama haklarına zarar verilebilmesi ve devlet organının buna seyirci kalmaktan da öte aracılık etmesi kabul edilemez.

İİK 82/son maddeye göre “icra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.” İİK 82. madde borçluya ait olan malların hangilerinin haczedilip hangilerinin haczedilemeyeceğiyle ilgili ise de icra memurunun takdir yetkisinin sınırlarını göstermesi bakımından önemlidir. Zira bu değişiklik gerekçesinde yer alan “ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır” ifadesi, 82. madde kapsamını da aşar biçimde, İcra ve İflas Kanunu uygulamalarında icra memurunun takdir yetkisinin varlığını ve yasa koyucunun bu konudaki iradesinin ne olduğunu da ortaya koyan bir açıklama niteliğindedir.

Üçüncü kişi elindeki borçlu mallarının haczi konusunda haciz ve istihkak düzenlemeleri mevcut iken ayrıca 89. madde hükmüne yer verilmiş olması da İİK 88. madde bakımından icra memurunun takdir yetkisinin varlığının bir sonucu olduğu kabul edilmelidir. 89. maddede doğrudan başta haciz uygulanmamakta haciz ihbarnamesi çıkarılıp itiraz etme veya itiraz etmeme hâline göre farklı sonuçlar bağlanmaktadır. Malın borçluya ait olduğu konusunda elinde delil bulunmayan alacaklı haciz talebinin reddedilme ihtimali ya da haksız haciz konulmasına neden olmanın kendisine verebileceği zararlardan korunmak için doğrudan 88. maddeye dayanmak yerine 89. maddeye dayanarak mal gerçekten borçluya ait ise ortaya çıkmasını ve haczin gerçekleşebilmesini sağlayacak, sağlayamaz ancak sonradan malın borçluya ait olduğunun ortaya çıkması hâlinde yanlış cevap verilmesinden doğan zararını isteyebilecek durumda olacaktır. İşte haciz konusunda birden fazla hükme yer verilmesi dengeleme ihtiyacından doğduğu kadar 88. madde ile haczin mümkün olmama ihtimali hâlinde kullanılabilecek alternatif bir yoldur. Böylece üçüncü kişiye haklarını daha kolay kullanma imkânı sağlanmakta, itiraz edilmeyerek kullanılmaması veya kabullenilmesi hâlinde hacze imkân sağlanarak alacaklının hakkının da yerine getirilmesi fırsatı yaratılmaktadır. İşte icra memurunun borçluya ait olduğuna dair hiç bir emare bulunmadığı için üçüncü kişide bulunan malların haczi talebini reddetmesi hâlinde, alacaklının haciz talebi karşılanmamış olsa da, alacaklının hâlâ 89. madde kapsamında haciz konulmasını isteyebilme hakkı bulunmaktadır. Bu şekilde iki farklı yolun varlığı dengeleyici bir düzenleme olup icra memurunun 88. madde kapsamında takdir yetkisi bulunduğunu da ortaya koyan bir düzenlemedir.

Tüm bu nedenlerle icra memurunun takdir yetkisi İİK 82. madde kapsamında borçluya ait malların hangilerinin haczedilebileceği ile sınırlı bir yetki olmayıp haczi istenen malın borçluya ait olup olmadığını da değerlendirip takdir edebilmeyi da kapsayan bir yetkidir. Belirttiğimiz nedenlerle özel dairenin takdir yetkisini 82. madde kapsamıyla sınırlayan bozma gerekçesine katılamıyoruz.

Mahkemece icra memurunun alacaklı talebiyle bağlı olmayıp takdir yetkisi bulunduğu yönündeki direnme gerekçesi yerinde ise de somut olay bazında değerlendirildiğinde takdir yetkisinin yerinde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi bakımından varılan sonuç dosya kapsamına uymamıştır. Çünkü haczi istenen malların bulunduğu yer daha önce borçlu hakkında tebliğ yapılan adres olup borçlu şirketten devir alındığına dair beyanda bulunulduğu da tutanağa geçirilmiş olup bu hâliyle haczi talep edilen malların borçluya ait olma ihtimalini gösteren emare de mevcut olduğundan en azından 99. madde gereğince istihkak iddiası tutanağa geçirilmek suretiyle haciz yapılması koşulları mevcut olduğundan memur işleminin şikâyet yoluyla iptali koşulları bulunduğundan bozma kararı sonucu itibarıyla dosya kapsamına uygundur. Bu nedenle direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan daire kararı gibi bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Birinci Başkan vekili Üye Üye Üye
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:36
  • DuraN
T.C.
YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO : 2017/12-347
KARAR NO : 2019/837

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İcra Memurunun haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur

   Y A R G I T A Y  İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : …… İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 17/12/2015

NUMARASI : 2015/756-2015/1039

DAVACI :…… San. ve Tic. Ltd. Şti.

DAVALI :

Taraflar arasındaki “icra memur muamelesini şikâyet” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda …… İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen 31.12.2014 tarihli ve 2014/1606 E., 2014/1516 K. sayılı karar, alacaklı (davacı) vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.07.2015 tarihli ve 2015/8469 E., 2015/18913 K. sayılı kararı ile;
“… Alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla icra takibine girişildiği, alacaklının gösterdiği adreste haciz işlemi yapılmak istendiğinde icra müdürlüğünce adreste 3. kişinin olduğu ve iş yerinin kendisine ait olduğu yönündeki 3. kişinin beyanları haciz tutanağına geçirilmek suretiyle haciz işleminin gerçekleştirilmediği ve alacaklı vekilinin icra müdürlüğü işleminin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 79/1. maddesi gereğince, icra dairesinin, haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir. Yine aynı Kanun’un 85/1. maddesi gereğince, icra müdürlüğünce, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dahil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı, haczedilecektir (HGK’nun 10/06/2009 tarih, 12-213/244 sayılı kararı).

Buna göre kural olarak icra müdürünün haciz talebini yerine getirme konusunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir. Ancak kural bu olmakla birlikte, İİK’nun 82. maddesine 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile eklenen son fıkra da yer alan “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” düzenlemesi karşısında, icra memurunun haczi talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, bu doğrultuda haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi vardır.

Görüldüğü gibi burada tanınan takdir yetkisi, İİK’nun 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra müdürünün bunun dışında, haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur. Böyle bir durumda yapılması gereken iş, 3. kişinin istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK’nun 97 ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir.

O halde mahkemece alacaklının şikayetinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir …”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Alacaklı (davacı) vekili
Kod:
                                   HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, icra memur muamelesinin şikâyet yoluyla iptaline ilişkindir.

Şikâyetçi alacaklı vekili;…… İcra Dairesinin 2013/6748 E. sayılı dosyasında borçlu…… Turizm ve Tic. A.Ş. aleyhine başlatılan icra takibinde 17.12.2014 tarihinde borçlunun “Asmalı Mescit Mah. Asmalı Mescit Sok. No:55 Tepebaşı Beyoğlu/İstanbul” adresine haciz işlemi için gidildiğini, adreste hazır bulunan (3. kişi) şirket yetkilisinin mevcut işletmenin borçlu…… Turizm ve Tic. A.Ş.’den 04.01.2013 tarihinde devralındığını beyan ettiği, otelin mutfak ekipmanlarının tamamının müvekkili şirket tarafından kurulmuş olmasına ve borçluya aynı adreste ödeme emri tebliğ edilmiş olmasına rağmen icra memuru tarafından “ibraz edilen belgelere göre mahallin borçlu ile ilgisinin olmadığı anlaşılmakla işlem yapılmamıştır” şeklinde zabıt tutulduğunu ve haciz talebinin reddedildiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesi gereği işletmeyi devralanın, devredenin borçlarından sorumlu olduğunu ve ayrıca icra memurunun istihkak hususunu düzenleyen İİK’nın 96, 97 ve 99. maddelerine göre istihkaklı olarak haciz işlemi yapması ve istihkak iddiasının haklı ya da haksız olması hususunu İcra Hukuk Mahkemesine bırakması gerektiğini ileri sürerek icra memurunun haciz talebinin reddine dair işleminin kaldırılmasını talep etmiştir.

Yerel Mahkemece; şikâyete konu menkul malların haczine ilişkin prosedürün İİK’nın 78 ve devamı maddelerine göre sürdürüldüğü, İİK’nın 85. maddesinin 1. fıkrası gereğince menkullerin haczedilebilmesi için ya borçlunun kendi yedinde veyahut üçüncü şahıs nezdinde bulunmasının zorunlu olduğu, bu iki koşul tahakkuk etmeden borçluya ait olduğundan bahisle menkul haczinin gerçekleştirilemeyeceği, malın borçluya ait olması hâlinde icra müdürünün İİK’nın 85. maddesinin 1. fıkrası gereği borcu karşılayacak şekilde ve silsileyi izleyerek haciz gerçekleştirebileceği, malın borçluya ait olmaması hâlinde ise icra müdürlüğünün mülkiyet hakkını ağır bir şekilde çiğneyerek olur olmaz ve hukuka aykırı hacizler yaparak bireyi gereksiz yere mahkemelere başvurarak hak aramak zorunda bırakmasının mümkün olmadığı, anılan Yasa’nın üçüncü kişilere istihkak sav ve dava hakkını bahşetmiş olmasının üçüncü kişilere ait olduğu sunulan bir çok kanıt veya argümanla sabit olan menkullerin talep gibi haczine olanak tanımadığı, istihkak iddiası ve haciz talebi arasındaki dengenin veya yarışın sunulan belgeler üzerinden icra müdürlüğü tarafından sağlıklı ve sabırlı bir şekilde yönetilmesinin zorunlu olduğu, haciz tutanağı ile de sabit olduğu üzere üçüncü kişinin sunmuş olduğu bilgi ve belgelerin dikkate alınıp değerlendirilmek suretiyle alacaklının haciz talebini reddeden memurluk işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

Alacaklı vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; icra memurunun İİK’nın 78. maddesi uyarınca kendisine gelen haciz taleplerini kabul edilebilirlik testine tabi tutmasının haczedilmezlik hükümlerinin dikkate alınıp değerlendirilmesi açısından önemli olduğu, icra memurunun her talebi hükme çevirmesi hâlinde İİK’nın 78. maddesi ve ondan sonra gelen ilişilmez kılınan tüm alacak hak ve taleplerin ilişilir kılınmasına sebep olacağı ve ondan sonra gelen hükümleri işlemez hâle getireceği, İİK’nın 79. maddesinin gelen her talebi otomatik olarak hacze dönüştürülmesini düşünmediği ve talebin doğruluk, gerçeklik ve tipikliği sınanmadan doğrudan uygulanmasına izin vermediği, haciz isteğinin kabul edilebilir olmasının onun yasal ve meşru istem olmasına bağlı olduğu, istemin meşruluğunun diğer cephesinin isteğin iyi niyet kuralları ile uyumluluğuna tekabül ettiği, iyi niyetin gerek yatay gerekse dikey ilişkilerde hak ve yetkilerin kullanılmasında ve borçların yerine getirilmesinde dürüst olmayı gerektirdiği (TMK’nın 2. maddesi ve HMK’nın 29. maddesi), dolayısıyla haczedilmesi mümkün olmayan bir malın haczinde ısrarın yatay ve dikey iyi niyet kurallarını zorlamak anlamına geldiği, somut olayda icra müdürünün olay mahallinde yapmış olduğu test sonucu malların borçluya ait olmadığı konusunda kanaate vardığı, icra müdürlüğünün bir haciz talebini herhangi bir teste tabi tutmadan uygulaması hâlinde ortaya hukukun istemediği sonuçların çıkacağı, haciz talebinin yerine getirilmesiyle dava konusu hakla ilgisi olmayan bir kimsenin anayasanın ve yasaların koruması altındaki mülkiyet hakkının bir taleple ortadan kaldırılmış yada sınırlanmış hâle geleceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 79. maddesinin 1. fıkrası ve 85. maddesinin 1. fıkrası gereğince icra memurunun haciz mahallinin borçluyla ilgisinin olmadığı gerekçesiyle, alacaklının haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisinin olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre alacaklının şikâyetinin kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası temel hak ve özgürlükleri düzenlemiş ve korumuştur. İcra hukukunun kendine özgü ilkelerinin temel haklarla bağlantısı vardır. Cebri icra hukuku devletin zor kullanma yetkisinin bulunduğu bir alan olup, kişilerin malvarlığı ve kişilik haklarını doğrudan ilgilendirmektedir. İcra hukuku alacaklının hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel hakları ile borçlunun kişilik ve malvarlığı değerlerinin çatıştığı bir alandır. Bu alanda alacaklı, borçlu ve bazen de üçüncü kişiler arası menfaat dengesinin gözetilmesi gerekir. Borçlunun uğrayacağı zarar ile alacaklıya sağlanacak yarar arasındaki fark ölçülü olmalıdır. Cebri icra kişilerin gerek kişilik gerekse malvarlığı haklarına doğrudan müdahaleyi gerektirdiği için belirli ve kesin olmalı, sınırları baştan belirlenebilmelidir. İcra hukukunda mülkiyet hakkı temel bir hak olarak alacaklı, borçlu ve üçüncü kişiler bakımından korunmaktadır. Alacaklı mülkiyet hakkına kavuşmalı, borçlu takip konusu borç dışında malvarlığına karşı haksız müdahalelere karşı korunmalı, üçüncü kişiler de malvarlıklarına yapılan haksız müdahaleleri ortadan kaldırma imkânına sahip olmalıdır. Örneğin borçluya ait olduğu sanılarak üçüncü kişilerin mallarına haciz konulması hâlinde üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını kullanma ve korunmasına imkân sağlamak amacıyla istihkak prosedürü öngörülmüştür (İcra ve İflas Kanunu’nun 96 vd.). Nitekim İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 82. maddesi ile borçlunun malvarlığının sınırsız şekilde haczedilerek satılması önlenmiştir.

Borçların zorla yerine getirilmesini sağlayan, bu çerçevede zor kullanma yetkisi de olan ve yetkileri kanunla belirlenen icra dairelerinin sorumlu amiri durumundaki icra müdürleri, icra işlerinde birinci derecede görevlidir ve yaptıkları işlemlerin bazılarında hiçbir takdir yetkisi yokken, bazı işlemlerinde ise takdir yetkisi tanınmıştır. Takdir yetkisi tanınan hâllerde takdir yetkisini kullanırken, ilgililerin menfaatini en iyi şekilde gözetmek zorundadır. Ayrıca kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin kendisine verdiği görevleri yapıp yapmama konusunda serbestiye sahip olmayıp; kendisine yapılan her talep hakkında olumlu veya olumsuz bir işlemde bulunmak, karar vermek zorundadır. İcra hukukunun ilk uygulandığı yer icra daireleridir.

İcra daireleri icra hâkimliklerinin daimi gözetimi ve denetimi altında olup, işlemlerine karşı icra mahkemelerine şikâyet yoluna başvurulur. Şikâyet, icra dairelerinin icra hukukuna aykırı olan ve hadiseye uygun bulunmayan işlemlerinin iptali ve düzeltilmesini veya yerine getirilmeyen ya da sebepsiz sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Müdürlük kararlarının değiştirilmesi ya da iptali şikâyet yoluyla icra mahkemesinin kararıyla olanaklı kılınmıştır. İİK’nın 5. maddesi uyarınca icra memurlarının görevleri sırasında ve görevleri nedeniyle kusurlarından doğan tazminat davaları idare aleyhine açılır. Devlet zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu edebilir.

Uyuşmazlığın çözümünde haciz işleminin açıklanması gerekmektedir.

Haciz cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup, icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. Haczin amacı borçlunun mallarının paraya çevrilerek alacaklının tatminidir. Bunun dışında hacizli malların alacaklıya devri mümkün değildir. Borçlunun parasal bir değer taşıyan İİK’nın 82 ve diğer özel yasalarda haczedilemeyeceği düzenlenmemiş olan mal ve hakları borcundan dolayı kısmen veya tamamen haczedilebilir. İİK’nın 82. maddesine 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen son fıkra “icra memuru haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” şeklinde olup, icra memuruna haciz talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. İcra memurlarına tanınan takdir yetkisi İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczinin kabil olup olmadığıyla sınırlı olup, icra memurunun bunun dışında haczedilmesi talep edilen malın üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi bulunmamaktadır.

İİK’nın 79. maddesinin 1. fıkrası gereğince icra dairesinin, haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir. Yine aynı Kanun’un 85. maddesinin 1. fıkrası gereğince, icra dairesince, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dâhil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczedilecektir. İİK’nın 85. maddesinin 2. fıkrası borçluya ait olup da üçüncü kişi elinde olan malların da haczedilebileceğini öngörmektedir. Zira borçlu haczedilebilir tüm malvarlığı ile alacaklıya karşı sorumludur. İcra memuru üçüncü kişi elinde bulunan bir malı, borçlunun üçüncü kişide malı olduğunu bildirmesi veya alacaklının bu yönde bir beyanda bulunması hâlinde haczeder. Malın sadece üçüncü kişi elinde bulunması onun haczine engel olmayacağı gibi, borçlunun elinde haczedilmesi de hak sahibi üçüncü kişilerin istihkak iddia etmelerine engel değildir. Üçüncü kişinin haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya ayni hak sahibi olduğunu ileri sürmesine istihkak iddiası denir.

İİK’nın 85. maddesinin 2. fıkrası ” Borçlu yahut borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahıslar, taşınır mal üzerinde üçüncü bir şahsın mülkiyet veya rehin hakkı gibi sınırlı bir ayni hakkının bulunması veya taşınır malın üçüncü şahıs tarafından haczedilmiş olması hâlinde bu hususu haciz yapan memura beyan etmek ve beyanının haciz tutanağına geçirilmesini talep etmek, haczi yapan memur da borçluyu yahut borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahısları bu beyana davet etmek zorundadır…” şeklinde düzenlemiştir. Haciz tutanağı ise İİK’nın 102. maddesine göre tanzim edilir.

İİK’nın 79. maddesi kesin bir ifadeyle icra dairesinin haczi yapacağından, 85. madde; maddede belirtilen yasal koşullar altında alacaklı ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğunca telif edilerek borçlunun mal ve haklarının haczolunacağından söz etmektedir. 85. madde sadece, “alacaklara yetecek miktarın” saptanması konusunda icra müdürüne bir takdir hakkı tanımaktadır. İİK’nın 79 ve 85. maddesinin 2. fıkrası icra memurunun haciz istenen malın üçüncü kişiye ait olduğuna ilişkin iddia üzerine haciz yapmaktan kaçınamayacağını öngörmektedir. İcra memurunun haciz yapıp yapmama konusunda takdir yetkisi yoktur (Kuru, B.:İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2013, s. 420).

Haciz sırasında İcra ve İflas Kanunu icra memuruna maddi hukuk kurallarına göre üçüncü kişinin mülkiyet iddiasının doğru olup olmadığını araştırma ve inceleme yetkisi vermemiştir. Üçüncü kişi tarafından istihkak iddiasında bulunulması hâlinde icra memurluğunca yapılması gereken istihkak iddiasını tutanağa geçirip malın borçlu elinde mi yoksa üçüncü kişi elinde mi haczedildiği tespit edilerek, İİK’nın 97. ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. Çünkü istihkak iddiasına konu malın kime ait olduğunu inceleme ve karar verme yetkisi ve görevi icra mahkemesine verilmiştir.

İstihkak davası, istihkak iddia edilen malların hacizden kurtulması için başvurulan bir davadır. Devletin cebri icra organları tarafından haklarına müdahale edildiğini düşünen üçüncü kişiler tarafından açılan istihkak davasının amacı başkasının borcu için mallarının haczedildiğini ileri süren üçüncü kişilerin söz konusu malları hacizden kurtarmaktır. İİK’nın 96, 97 ve 99. maddelerine göre istihkak iddiası ve bunu takip eden istihkak davası haczedilen malın borçlunun ya da üçüncü kişinin elinde bulunması ihtimaline göre farklı usullere tabi tutulmuştur. Haczedilen menkuller eğer borçlunun elinde kabul edilir ve üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunur da alacaklı veya borçlu buna itiraz ederse, dosya İİK’nın 97. maddesi uyarınca istihkak iddiası ile ilgili olarak karar verilmek üzere icra mahkemesine gönderilir. Üçüncü kişinin elinde olursa, icra müdürlüğü istihkak iddiası üzerine alacaklıya istihkak davası açması için İİK’nın 99. maddesi uyarınca süre verir.

İİK’nın 79, 85/2, 96, 99 ve 102. maddeleri aslında üçüncü kişiye ait malın borçluya ait sanılarak haczedilebileceğini varsaymakta, bu nedenle üçüncü kişilere istihkak iddiasında bulunma hakkı tanımaktadır.

Borçlu hakkında yapılan icra takibi sırasında haksız yere malı haczedilen üçüncü kişinin bu yüzden doğacak gerçek zararının ödetilmesi, İİK’nın 97. maddesinde öngörülen ve sınırlı kalan hükmü dışında genel hükümlere göre genel mahkemelerde açılabileceği ayrı bir dava ile isteyebileceğine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunca karar verilmiştir (İBK 24.05.1974 tarihli, R.G.: 27.06.1974 tarihli ve 14928 sayılı). İcra müdürü, alacaklının borçluya ait olduğu iddiası ile haciz istemesine rağmen üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunması nedeniyle hacizden vazgeçemez. Aksi hâlde alacaklının şikâyeti kabul edilse dahi haciz konusu malın haciz mahallinden kaçırılması hâlinde o mal üzerine haciz koyma imkânı kalmayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, alacaklı tarafından borçlu…… Turizm ve Tic. A.Ş. aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde borçlunun takip talebindeki adresi olan “Asmalı Mescit Mah. Asmalı Mescit Sok. No:55 Tepebaşı Beyoğlu/İstanbul adresine 06.03.2013 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği, borçlunun vekili aracılığıyla yasal süresinde borca, faize ve tüm ferilere itiraz ettiği, …… Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.10.2014 tarihli ve 2014/425 E., 2014/341 K. sayılı kararıyla itirazın iptali ile takibin devamına karar verildiği, alacaklı vekilinin talebiyle borçlunun ödeme emri tebliğ edilen adresine gidildiği, 17.12.2014 tarihli haciz tutanağına göre adreste hazır olan Murat Yüksel isimli kişinin haciz işlemi yapılan adresin Semerkand Yapı A.Ş.’ne ait olduğunu ve kendisinin mali müşavir olduğunu beyan ederek vergi levhası ve ticaret sicil gazetesi sunduğu, alacaklı vekilinin haciz ve muhafaza talep ettiği, icra memurunun ibraz edilen belgelere göre haciz mahallinin borçlu ile ilgisinin olmadığı gerekçesiyle haciz işlemi yapmadığı görülmektedir.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler uyarınca somut olayda haciz yapılmasına ilişkin alacaklı vekilinin isteminin yerine getirilmesi konusunda icra memurunun bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. İcra memurunun takdir yetkisi İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra memurunun bunun dışında, haczi istenen menkullerin üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur. İcra memurunun yetkisini aşarak haciz işlemi yapmaması bir hakkın sebepsiz yere sürüncemede bırakılması niteliğinde olup süresiz şikâyete tabidir. İcra memurluğunca yapılması gereken iş haciz işlemi yaparak, üçüncü kişinin istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK’nın 97 ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. Zira malın mülkiyetinin borçluya veya üçüncü kişiye ait olduğunun tespiti yargılama gerektirir. Somut olaydaki gibi menkuller mülkiyet iddia eden üçüncü kişi nezdinde haczedildiğinde İİK’nın 99. maddesi uyarınca alacaklıya istihkak davası açması için süre verilmesi gerekir. İstihkak davası açılması durumunda ispat yükü de alacaklı üzerinde olur. Ayrıca üçüncü kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde muhafaza işlemi de yapılamaz. Görüldüğü üzere anılan bu hükümlerle icra takibi sırasında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını kullanma ve koruma imkânı tanınmakta ve menfaatleri gözetilmektedir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, alacaklının beyanından başka borçlu ile ilgisi tespit edilemeyen malların haczinin Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına aykırılık oluşturacağı gerekçesiyle direme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Şikâyetçi alacaklı (davacı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.07.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Karşılaştırıldı.
Yz.İşl.Md. Y.T.

Kod:
        KARŞI OY
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre; üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedildiğinde, üçüncü şahsın kabulü hâlinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır. Mallar satış mahalline getirilmediği takdirde muhafaza altına alınabilir veya yediemin değişikliği yapılabilir (İİK 88/2-cümle 2).
Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması hâlinde de bu fıkra hükmü uygulanır (İİK 99/1).

Bu hükümler alacaklı tarafından borçluya ait olduğu iddia edilen ve üçüncü kişi elinde bulunan malların hacziyle ilgili olup, alacaklının borçluya ait olduğunu iddia ettiği üçüncü kişi elindeki taşınır malların haczedilmesini mümkün kılmaktadır. 99. maddede istihkak davası açma yükümlülüğü alacaklı tarafa yüklenmiş ve mallar 3. kişiye yediemin olarak bırakılmakta ise de haciz işlemi tasarruf yetkisini yine de sınırlamaktadır. İstihkak davası sonuçlanıncaya kadar bu malları elden çıkaramayacak, satıp paraya çeviremeyecek, ticari işletmesindeki alışverişinin bir parçası olarak kullanamayacaktır. Bu ise mülkiyet hakkının sınırlanması anlamına gelecektir.

Bu sınırlayıcı etki, üçüncü kişi elindeki malların alacaklı tarafından haczinin istenmesi hâlinde icra memurunun haciz yapmak zorunda olup olmadığı, bu konuda tamamen alacaklı beyanıyla bağlı mı olduğu yoksa malın gerçekten borçluya ait olduğu konusunda emare olup olmadığını da incelemek suretiyle haczi yapma veya yapmama konusunda bir takdir yetkisine sahip olup olmadığı konusunun değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Bu konuda İİK’da açık bir hüküm yok ise de 85/1. maddedeki düzenleme açıkça borçlunun mallarının haczedilmesini düzenlediğinden haczi istenen malların borçlunun olduğu konusunda hiç bir emare bulunmayan hallerde icra memurunun haciz talebini reddetme yetkisi bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Maddenin Anayasal ilkeler ışığında yorumu da bu sonucu gerektirir. Anayasa Mahkemesinin 05.01.2017 tarihli 2017/137 Esas, 2017/161 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.”

Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk devletinin en temel unsurlarından birisidir. Bu ilke anayasayla teminat altına alınan yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, çalışma hakkı, konut dokunulmazlığı gibi her türlü hakkının da korunmasını gerektirir.

Anayasa’nın 35. maddesinde, temel bir insan hakkı olarak düzenlenen mülkiyet hakkı, herkese karşı ileri sürülebilen ayni bir hak olup, kişilerin eşya üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Anayasa ile korunan eşya üzerindeki hâkimiyet, devletin müdahale edemeyeceği özel bir alan olduğu kadar, devletin korunması için gerekli tedbirleri almakla da görevli olduğu bir alandır.

Mülkiyet hakkı Anayasanın 13. maddesi gereğince kamu yararı amacı ile sınırlanabilir ise de sınırlandırmaların ölçülü ve orantılı olması, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında makul bir denge taşıması gerekir. Kanunları uygulamakla yükümlü olanlar kanunları yorumlayıp uygularken kanunların kendi içinde bu dengeyi taşıyan hükümler içereceğini ve bu kapsamda yorumlanıp uygulanması gerektiğini de gözetmelidir.

Alacaklı ve borçlunun hak ve menfaatlerinin belli bir denge içinde korunmasının icra hukukunun temel prensiplerinden olmasının asıl nedeni de budur. Bu ilkenin sonucu olarak, Devletin cebri icra gücünü kullanmakla görevli organı olan icra müdürlüğü, bu gücü kullanırken borçlunun haklarının yanında üçüncü kişinin haklarını da hukuka aykırı müdahalelere karşı korumakla yükümlüdür.

Bu açıklamalarla birlikte değerlendirdiğimizde alacaklı; üçüncü kişi elindeki malların borçluya ait olduğunu belirterek haczedilmesini istemiş ise icra memurunun tamamen alacaklı talebiyle bağlı olduğu ve haciz yapmak zorunda olduğunun kabul edilmesi halinde malı elinde bulunduran üçüncü kişinin mülkiyet hakkının haksız haciz suretiyle müdahalelere karşı korunabilmesi mümkün olmayacaktır. Bu hakların korunabilmesi ve mülkiyet hakkının sınırlanması konusunda denge kurulabilmesi için bu malların borçluya ait olduğu ve haczedilebileceği konusunda hiç bir emare yok ise icra müdürünün haciz talebini reddetme yetkisi olduğu gibi, reddetmekle yükümlü olduğu da kabul edilmelidir.

Aksi takdirde malın borçluya ait olup olmadığı ve bu itibarla haczi gerekip gerekmediği tamamen alacaklının beyanı, iradesi, insaf ve insiyatifine bırakılmış olur. Bu ise icra hükümlerinin dengesiz, orantısız, haksız müdahalelere açık biçimde uygulanmasına neden olur ki, kişilerin gereksiz ve nedensiz yere huzurlu yaşama haklarına zarar verilebilmesi ve devlet organının buna seyirci kalmaktan da öte aracılık etmesi kabul edilemez.

İİK 82/son maddeye göre “icra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.” İİK 82. madde borçluya ait olan malların hangilerinin haczedilip hangilerinin haczedilemeyeceğiyle ilgili ise de icra memurunun takdir yetkisinin sınırlarını göstermesi bakımından önemlidir. Zira bu değişiklik gerekçesinde yer alan “ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır” ifadesi, 82. madde kapsamını da aşar biçimde, İcra ve İflas Kanunu uygulamalarında icra memurunun takdir yetkisinin varlığını ve yasa koyucunun bu konudaki iradesinin ne olduğunu da ortaya koyan bir açıklama niteliğindedir.

Üçüncü kişi elindeki borçlu mallarının haczi konusunda haciz ve istihkak düzenlemeleri mevcut iken ayrıca 89. madde hükmüne yer verilmiş olması da İİK 88. madde bakımından icra memurunun takdir yetkisinin varlığının bir sonucu olduğu kabul edilmelidir. 89. maddede doğrudan başta haciz uygulanmamakta haciz ihbarnamesi çıkarılıp itiraz etme veya itiraz etmeme hâline göre farklı sonuçlar bağlanmaktadır. Malın borçluya ait olduğu konusunda elinde delil bulunmayan alacaklı haciz talebinin reddedilme ihtimali ya da haksız haciz konulmasına neden olmanın kendisine verebileceği zararlardan korunmak için doğrudan 88. maddeye dayanmak yerine 89. maddeye dayanarak mal gerçekten borçluya ait ise ortaya çıkmasını ve haczin gerçekleşebilmesini sağlayacak, sağlayamaz ancak sonradan malın borçluya ait olduğunun ortaya çıkması hâlinde yanlış cevap verilmesinden doğan zararını isteyebilecek durumda olacaktır. İşte haciz konusunda birden fazla hükme yer verilmesi dengeleme ihtiyacından doğduğu kadar 88. madde ile haczin mümkün olmama ihtimali hâlinde kullanılabilecek alternatif bir yoldur. Böylece üçüncü kişiye haklarını daha kolay kullanma imkânı sağlanmakta, itiraz edilmeyerek kullanılmaması veya kabullenilmesi hâlinde hacze imkân sağlanarak alacaklının hakkının da yerine getirilmesi fırsatı yaratılmaktadır. İşte icra memurunun borçluya ait olduğuna dair hiç bir emare bulunmadığı için üçüncü kişide bulunan malların haczi talebini reddetmesi hâlinde, alacaklının haciz talebi karşılanmamış olsa da, alacaklının hâlâ 89. madde kapsamında haciz konulmasını isteyebilme hakkı bulunmaktadır. Bu şekilde iki farklı yolun varlığı dengeleyici bir düzenleme olup icra memurunun 88. madde kapsamında takdir yetkisi bulunduğunu da ortaya koyan bir düzenlemedir.

Tüm bu nedenlerle icra memurunun takdir yetkisi İİK 82. madde kapsamında borçluya ait malların hangilerinin haczedilebileceği ile sınırlı bir yetki olmayıp haczi istenen malın borçluya ait olup olmadığını da değerlendirip takdir edebilmeyi da kapsayan bir yetkidir. Belirttiğimiz nedenlerle özel dairenin takdir yetkisini 82. madde kapsamıyla sınırlayan bozma gerekçesine katılamıyoruz.

Mahkemece icra memurunun alacaklı talebiyle bağlı olmayıp takdir yetkisi bulunduğu yönündeki direnme gerekçesi yerinde ise de somut olay bazında değerlendirildiğinde takdir yetkisinin yerinde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi bakımından varılan sonuç dosya kapsamına uymamıştır. Çünkü haczi istenen malların bulunduğu yer daha önce borçlu hakkında tebliğ yapılan adres olup borçlu şirketten devir alındığına dair beyanda bulunulduğu da tutanağa geçirilmiş olup bu hâliyle haczi talep edilen malların borçluya ait olma ihtimalini gösteren emare de mevcut olduğundan en azından 99. madde gereğince istihkak iddiası tutanağa geçirilmek suretiyle haciz yapılması koşulları mevcut olduğundan memur işleminin şikâyet yoluyla iptali koşulları bulunduğundan bozma kararı sonucu itibarıyla dosya kapsamına uygundur. Bu nedenle direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan daire kararı gibi bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Birinci Başkan vekili Üye Üye Üye

Borçluya İkinci Ödeme Emri Gönderilmesi Yeniden İtiraz Hakkı Verir

Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre borçluya ikinci kez ödeme emri gönderilmesi ona yeni bir itiraz hakkı ve süresi verildiği anlamına gelmektedir. Bu durumda ikinci ödeme emri esas alınarak sonuca gidilmesi gerekir ( Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2009 gün ve E:2009/12-417, K:2009/511, 20.03.2013 gün ve E:2012/12-1129, K:2013/380 ).
[b][i]Hukuk Genel Kurulu         2014/939 E.  ,  2016/442 K.[/i][/b]
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “tahliye” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 6. İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 04.06.2013 gün ve 2013/256 E-2013/382 K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nin 24.10.2013 gün ve 2013/12681 E-2013/14298 K sayılı ilamı ile;
(…Davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu hakkında, kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından süresinde itiraz edilmesi üzerine davacı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmeden tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece tahliyeye karar verilmesi üzerine karar, davalı borçlu tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı alacaklı tahliye istemli olarak davalı borçlu aleyhine başlattığı icra takibi ile 43500 TL kira alacağının tahsilini istemiş, ödeme emrinin borçluya 03.08.2013 tarihinde tebliği üzerine davalı borçlu 11.03.2013 tarihinde verdiği itiraz dilekçesinde, kira borcu olmadığını belirterek takibin durdurulmasını talep etmiştir.
Bursa 18. İcra Müdürlüğünün 2013/584 Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinden borçluya 2 kez ödeme emri gönderildiği, ilk tebligatın adreste kimse bulunmaması üzerine TK 21 uyarınca tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin usülsüz yapılan ilk tebliğden sonra 07.03.2013 tarihli talebi ile borçluya yeniden ödeme emri tebliğine karar verildiği ve bu kez ödeme emrinin 03.08.2013 tarihinde borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Alacaklının talebi üzerine ödeme emrinin yeniden tebliğ edilmesi durumunda son ödeme emrinin tebliğ tarihi esas alınarak sonuca gidilmesi gerekir. Davacı vekili dava dilekçesinde, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini borcunu da ödemediğini belirterek davalı kiracının taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece davalı borçlunun takip dosyasına bir itirazda bulunmadığı belirtilerek tahliyeye karar verilmiş ise de borçlunun geçerli olan tebliğ tarihine göre ödeme emrine süresinde itirazda bulunduğu açıktır. Bu durumda mahkemece itirazın kaldırılmasına karar verilmeden tahliyeye karar verilmesi doğru değildir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kesinleşen takip nedeniyle tahliye isteğine ilişkindir.
Davacı vekili; taraflar arasında kira ilişkisi bulunduğunu, ödenmeyen kira alacağının tahsili ve tahliye istemi ile davalı-kiracı hakkında icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin 25.02.2013 tarihinde tebliğine rağmen itiraz edilmediği gibi borcun da ödenmediğini belirterek …nun 269/a maddesi uyarınca davalı kiracının kiralanan taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili ; davacının dayandığı 01.01.2007 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli kira sözleşmesinin konut ve çatılı taşınmaz kiralarına ilişkin hükümlere değil Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine tabi olduğunu, bu nedenle sözleşmenin sona erdiğini, sözleşme süresi sona erdikten sonra talep edilecek bedelin ecrimisil niteliğinde olduğunu, bu hususun da yargılamayı gerektirdiğinden genel hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, asıl kiraya veren Nilüfer Belediyesi ile taraflar arasında asliye hukuk mahkemesinde görülen davalarda Nilüfer Belediyesinin davacı tarafın kirasının başlamadığını beyan ettiğini, bu nedenle davacının taraf ehliyeti bulunmadığından husumet itirazında bulunduklarını, davacının dayandığı kira sözleşmesinde kiralananın ”karting pisti-otopark”olduğunu ve ruhsatlı bir şekilde kiraya veridiğini, sözleşmenin hasılat kirası hükümlerine tabi olduğunu, temerrüt ihtarında (ödeme emri) 60 günlük ödeme süresi verilmesi gerektiğini, 30 günlük ödeme süresi verilmesi nedeniyle ihtarnamenin (ödeme emri) usulsüz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; 25.02.2013 tarihinde ödeme emri tebliğine rağmen itiraz edilmediği gibi borcun da ödenmediği, temerrüt koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulune karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; takip dosyasında alacaklı vekilinin talebi ile ödeme emrinin 08.03.2013 tarihinde borçluya ikinci kez tebliği üzerine borçlunun 11.03.2013 tarihinde itiraz dilekçesi verdiği, icra müdürlüğünün 15.03.2013 tarihinde ödeme emrinin 25.02.2013 tarihinde tebliğ edilmiş olması sebebiyle süresinde itiraz edilmediğinden itiraz talebinin reddine karar verdiği ve takibin durdurulmasına karar vermediği, borçlunun takip dosyasındaki 15.03.2013 tarihli karardan tahliye davası ile haberdar olduğu halde 7 günlük süre içerisinde icra mahkemesine şikayet yolu ile başvurarak kararın iptalini talep etmediği, bu şekli ile takibin kesinleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmektedir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ödeme emrinin usulsüz tebliği üzerine alacaklının talebi ile ikinci kez ödeme emri tebliğ edildiğinde süresinde verilen itiraz dilekçesi üzerine icra müdürlüğü tarafından itiraz talebinin reddine karar verilmesi durumunda takibin kesinleşip kesinleşmediği, varılacak sonuca göre kesinleşen takibe dayalı tahliye kararı verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
[b][i]Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre borçluya ikinci kez ödeme emri gönderilmesi ona yeni bir itiraz hakkı ve süresi verildiği anlamına gelmektedir. Bu durumda ikinci ödeme emri esas alınarak sonuca gidilmesi gerekir ( Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2009 gün ve E:2009/12-417, K:2009/511, 20.03.2013 gün ve E:2012/12-1129, K:2013/380 ). Somut olayda bu hususta bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.[/i][/b]
Ödeme emrinin ikinci kez tebliği üzerine davalı-borçlunun süresinde itiraz ettiği ancak icra müdürü tarafından ilk ödeme emri tebliğ tarihine göre itirazın süresinde olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği görülmektedir.
2004 sayılı İcra İflas Kanununun kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin 269. maddesinde
”takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanununun 260 ve 288 inci maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.
Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır.
İtiraz takibi durdurur. İtirazın tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını istemiyen alacaklı, bir daha aynı alacaktan dolayı ilamsız icra yoliyle takip yapamaz.
Borçlar Kanununun 260 ıncı maddesinin kiralayana altı günlük mühletin hitamında akdi feshe müsaade ettiği hallerde itiraz müddeti üç gündür.”hükmünü içermektedir.
Aynı yasanın 269/d maddesi yollamasıyla kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin takiplerde de uygulanması gereken 66. maddede ise ”müddeti içinde yapılan itiraz takibi durdurur. İtiraz müddetinde değilse alacaklının talebi üzerine icra memuru takip muamelelerine alacağın tamamı için devam eder. Borçlu, borcun yalnız bir kısmına itirazda bulunmuşsa takibe, kabul ettiği miktar için devam olunur.
Borçlu itirazında imzayı reddetmişse alacaklı derhal icra dairesinden tatbika medar imzaların celbini istiyebilir.” hükmü yer almaktadır.
Genel haciz yoluyla yapılan takipte süresinde ve geçerli bir itiraz icra takibini kendiliğinden durdurur. İtiraz üzerine duran takibe itiraz giderilinceye kadar devam edilemez.
İcra müdürü itirazın süresi içerisinde yapılıp yapılmadığını inceler. İcra müdürünün itirazın süresinde ve geçerli bir itiraz olmadığına ilişkin kararına karşı şikayet yoluna başvurulabilir. Ancak itiraz süresinde ve geçerli ise şikayet yoluna başvurulmasa da icra takibi durmuş olur. Bu durumda icra müdürünün hatalı kararı inşai nitelikte bir karar olmayıp şikayet yoluyla iptal edilmemiş olsa bile sonuç doğurmaz.Süresinde itiraz edilmesi ile takip kendiliğinden durduğundan takibin kesinleştiğinden söz edilemez.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında icra müdürünün işleminin hatalı ancak iptal edilmediği sürece geçerli bir işlem olduğu gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği savunulmuş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
Öte yandan bozma ilamında ”Bursa 9.İcra Müdürlüğü’nün 2013/584 E sayılı dosyası” yerine ”Bursa 18.İcra Müdürlüğü’nün 2013/584 E sayılı dosyası” ve ikinci ödeme emri tebliğ tarihi olarak ”08.03.2013” yerine ”03.08.2013 ” tarihi yazılmış ise de bu hususlar maddi hataya ilişkin olduğundan ve sonucu etkilemediğinden yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.03.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:33
  • DuraN
Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre borçluya ikinci kez ödeme emri gönderilmesi ona yeni bir itiraz hakkı ve süresi verildiği anlamına gelmektedir. Bu durumda ikinci ödeme emri esas alınarak sonuca gidilmesi gerekir ( Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2009 gün ve E:2009/12-417, K:2009/511, 20.03.2013 gün ve E:2012/12-1129, K:2013/380 ).
[b][i]Hukuk Genel Kurulu         2014/939 E.  ,  2016/442 K.[/i][/b]
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “tahliye” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 6. İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 04.06.2013 gün ve 2013/256 E-2013/382 K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nin 24.10.2013 gün ve 2013/12681 E-2013/14298 K sayılı ilamı ile;
(…Davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu hakkında, kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından süresinde itiraz edilmesi üzerine davacı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmeden tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece tahliyeye karar verilmesi üzerine karar, davalı borçlu tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı alacaklı tahliye istemli olarak davalı borçlu aleyhine başlattığı icra takibi ile 43500 TL kira alacağının tahsilini istemiş, ödeme emrinin borçluya 03.08.2013 tarihinde tebliği üzerine davalı borçlu 11.03.2013 tarihinde verdiği itiraz dilekçesinde, kira borcu olmadığını belirterek takibin durdurulmasını talep etmiştir.
Bursa 18. İcra Müdürlüğünün 2013/584 Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinden borçluya 2 kez ödeme emri gönderildiği, ilk tebligatın adreste kimse bulunmaması üzerine TK 21 uyarınca tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin usülsüz yapılan ilk tebliğden sonra 07.03.2013 tarihli talebi ile borçluya yeniden ödeme emri tebliğine karar verildiği ve bu kez ödeme emrinin 03.08.2013 tarihinde borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Alacaklının talebi üzerine ödeme emrinin yeniden tebliğ edilmesi durumunda son ödeme emrinin tebliğ tarihi esas alınarak sonuca gidilmesi gerekir. Davacı vekili dava dilekçesinde, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini borcunu da ödemediğini belirterek davalı kiracının taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece davalı borçlunun takip dosyasına bir itirazda bulunmadığı belirtilerek tahliyeye karar verilmiş ise de borçlunun geçerli olan tebliğ tarihine göre ödeme emrine süresinde itirazda bulunduğu açıktır. Bu durumda mahkemece itirazın kaldırılmasına karar verilmeden tahliyeye karar verilmesi doğru değildir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kesinleşen takip nedeniyle tahliye isteğine ilişkindir.
Davacı vekili; taraflar arasında kira ilişkisi bulunduğunu, ödenmeyen kira alacağının tahsili ve tahliye istemi ile davalı-kiracı hakkında icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin 25.02.2013 tarihinde tebliğine rağmen itiraz edilmediği gibi borcun da ödenmediğini belirterek …nun 269/a maddesi uyarınca davalı kiracının kiralanan taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili ; davacının dayandığı 01.01.2007 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli kira sözleşmesinin konut ve çatılı taşınmaz kiralarına ilişkin hükümlere değil Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine tabi olduğunu, bu nedenle sözleşmenin sona erdiğini, sözleşme süresi sona erdikten sonra talep edilecek bedelin ecrimisil niteliğinde olduğunu, bu hususun da yargılamayı gerektirdiğinden genel hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, asıl kiraya veren Nilüfer Belediyesi ile taraflar arasında asliye hukuk mahkemesinde görülen davalarda Nilüfer Belediyesinin davacı tarafın kirasının başlamadığını beyan ettiğini, bu nedenle davacının taraf ehliyeti bulunmadığından husumet itirazında bulunduklarını, davacının dayandığı kira sözleşmesinde kiralananın ”karting pisti-otopark”olduğunu ve ruhsatlı bir şekilde kiraya veridiğini, sözleşmenin hasılat kirası hükümlerine tabi olduğunu, temerrüt ihtarında (ödeme emri) 60 günlük ödeme süresi verilmesi gerektiğini, 30 günlük ödeme süresi verilmesi nedeniyle ihtarnamenin (ödeme emri) usulsüz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; 25.02.2013 tarihinde ödeme emri tebliğine rağmen itiraz edilmediği gibi borcun da ödenmediği, temerrüt koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulune karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; takip dosyasında alacaklı vekilinin talebi ile ödeme emrinin 08.03.2013 tarihinde borçluya ikinci kez tebliği üzerine borçlunun 11.03.2013 tarihinde itiraz dilekçesi verdiği, icra müdürlüğünün 15.03.2013 tarihinde ödeme emrinin 25.02.2013 tarihinde tebliğ edilmiş olması sebebiyle süresinde itiraz edilmediğinden itiraz talebinin reddine karar verdiği ve takibin durdurulmasına karar vermediği, borçlunun takip dosyasındaki 15.03.2013 tarihli karardan tahliye davası ile haberdar olduğu halde 7 günlük süre içerisinde icra mahkemesine şikayet yolu ile başvurarak kararın iptalini talep etmediği, bu şekli ile takibin kesinleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmektedir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ödeme emrinin usulsüz tebliği üzerine alacaklının talebi ile ikinci kez ödeme emri tebliğ edildiğinde süresinde verilen itiraz dilekçesi üzerine icra müdürlüğü tarafından itiraz talebinin reddine karar verilmesi durumunda takibin kesinleşip kesinleşmediği, varılacak sonuca göre kesinleşen takibe dayalı tahliye kararı verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
[b][i]Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre borçluya ikinci kez ödeme emri gönderilmesi ona yeni bir itiraz hakkı ve süresi verildiği anlamına gelmektedir. Bu durumda ikinci ödeme emri esas alınarak sonuca gidilmesi gerekir ( Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2009 gün ve E:2009/12-417, K:2009/511, 20.03.2013 gün ve E:2012/12-1129, K:2013/380 ). Somut olayda bu hususta bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.[/i][/b]
Ödeme emrinin ikinci kez tebliği üzerine davalı-borçlunun süresinde itiraz ettiği ancak icra müdürü tarafından ilk ödeme emri tebliğ tarihine göre itirazın süresinde olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği görülmektedir.
2004 sayılı İcra İflas Kanununun kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin 269. maddesinde
”takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanununun 260 ve 288 inci maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.
Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır.
İtiraz takibi durdurur. İtirazın tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını istemiyen alacaklı, bir daha aynı alacaktan dolayı ilamsız icra yoliyle takip yapamaz.
Borçlar Kanununun 260 ıncı maddesinin kiralayana altı günlük mühletin hitamında akdi feshe müsaade ettiği hallerde itiraz müddeti üç gündür.”hükmünü içermektedir.
Aynı yasanın 269/d maddesi yollamasıyla kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin takiplerde de uygulanması gereken 66. maddede ise ”müddeti içinde yapılan itiraz takibi durdurur. İtiraz müddetinde değilse alacaklının talebi üzerine icra memuru takip muamelelerine alacağın tamamı için devam eder. Borçlu, borcun yalnız bir kısmına itirazda bulunmuşsa takibe, kabul ettiği miktar için devam olunur.
Borçlu itirazında imzayı reddetmişse alacaklı derhal icra dairesinden tatbika medar imzaların celbini istiyebilir.” hükmü yer almaktadır.
Genel haciz yoluyla yapılan takipte süresinde ve geçerli bir itiraz icra takibini kendiliğinden durdurur. İtiraz üzerine duran takibe itiraz giderilinceye kadar devam edilemez.
İcra müdürü itirazın süresi içerisinde yapılıp yapılmadığını inceler. İcra müdürünün itirazın süresinde ve geçerli bir itiraz olmadığına ilişkin kararına karşı şikayet yoluna başvurulabilir. Ancak itiraz süresinde ve geçerli ise şikayet yoluna başvurulmasa da icra takibi durmuş olur. Bu durumda icra müdürünün hatalı kararı inşai nitelikte bir karar olmayıp şikayet yoluyla iptal edilmemiş olsa bile sonuç doğurmaz.Süresinde itiraz edilmesi ile takip kendiliğinden durduğundan takibin kesinleştiğinden söz edilemez.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında icra müdürünün işleminin hatalı ancak iptal edilmediği sürece geçerli bir işlem olduğu gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği savunulmuş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
Öte yandan bozma ilamında ”Bursa 9.İcra Müdürlüğü’nün 2013/584 E sayılı dosyası” yerine ”Bursa 18.İcra Müdürlüğü’nün 2013/584 E sayılı dosyası” ve ikinci ödeme emri tebliğ tarihi olarak ”08.03.2013” yerine ”03.08.2013 ” tarihi yazılmış ise de bu hususlar maddi hataya ilişkin olduğundan ve sonucu etkilemediğinden yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.03.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Ergin Çocuğun Nafaka İstemi

Ergin olan davacının örgün eğitime devam etmediği, devam mecburiyeti ve okulu bitirmek için belli bir süre şartı olmayan açık liseye kayıt yaptırarak, iki buçuk yılda bitirilebilecek okula yaklaşık yedi yıla yakın süre kayıt yenileyip kaydın açık tuttuğu, bu okula kayıtlı olmanın çalışmaya engel olmadığı anlaşıldığından, davacının TMK. mad. 328/2 kapsamında nafaka isteme hakkı isteyemeyeceği, bu talebinin hakkın kötüye kullanımı mahiyetinde olacağı-

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.11.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. C. E. ve karşı taraftan davacı vekili Avukat B. Ö. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın incelenip karara bağlanması için 13/11/2019 gününe bırakılması uygun görüldüğünden dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Dava dilekçesinde, evlilik dışı doğan davacı 22.04.1995 doğumlu Z. S.'nın babasının A. Teğmen olduğu ileri sürülerek, davalı A.'ın davacının babası olduğunun tespiti ile aylık 1.500 TL nafaka istenmiş, davanın kabulüne dair ilk karar, taraf teşkilinin sağlanması, nafaka yönünden araştırma yapılması ve babalık iddiasına dair DNA testi yaptırılıp alınacak rapor da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu davanın kabulü ile davalının davacının babası olduğunun tespiti ile açık lisede okuyan ergin davacı lehine aylık 600 TL nafakaya hükmedilmiştir.

Dava, çocuk tarafından baba olduğu iddia edilen aleyhine açılan TMK'nin 301.madde kapsamında babalığın hükmen tespiti ile TMK'nin 327 ve devamı maddelerde düzenlenen nafaka istemine ilişkindir.

1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunun "Çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama" başlıklı 327.maddesinde çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı, 328.maddesinde ise ana ve babanın bakım borcunun, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceği, çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü oldukları, yani ergin çocuğun kural olarak nafaka isteminde bulunamayacağı, ancak bu kurala bir istisna getirilerek eğitiminin devam etmesi halinde durum ve koşullara göre ana ve babadan nafaka isteminde bulunacağı düzenlenmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nin 2/I hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Türk Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, 22.04.1995 doğumlu davacının, davanın açıldığı 04.11.2013 tarihi itibari ile ergin olduğu, davanın açılmasından önce davacının 16.09.2011 tarihinde açık liseye kayıt yaptırdığı, bozma ilamından sonra dosyaya sunulan 08.01.2018 tarihli belgeye göre açık lise kaydının devam ettiği, yine davacının dava açılmasından sonra 2014 yılında SGK girişi olduğu yani bir müddet çalıştığı, daha sonra işten ayrıldığı tespit edilmiştir.

Açık Öğretim Lisesi ya da kısa adı ile açık lise, herhangi bir sebepten dolayı örgün öğretimine devam edemeyen kişilerin eğitimlerinin yarım kalmaması üzere okumuş oldukları lisedir. Lisenin temel prensibi uzaktan öğretim esasına dayanmaktadır. Açık öğretim lisesinde okuyan öğrencilere örgün öğretim ile paralel bir eğitim sunulmaktadır. Öğrenciler eğitimlerini basılı yayın, TV ve radyo yayınları vasıtası ile almaktadılar. On sekiz yaşından büyükler için yılda üç sınav hakkı verilmiş olup şayet bu haktan faydalanılırsa iki buçuk yılda açık lise tamamlanabilmektedir. Açık öğretim lisesinde okuma hakkı sınırsız olup herhangi bir şekilde öğrenci okul ile ilişkini kesmedikçe okuldan uzaklaştırılmamakta ancak on iki dönem üstüne çıkan bir öğrencinin lise öğrencisi olarak faydalanabileceği haklar elinden alınmaktadır.

Somut olay yukarıda metni verilen kanun maddeleri ile açıklanan olaylar kapsamında birlikte değerlendirildiğinde; ergin olan davacının örgün eğitime devam etmediği, devam mecburiyeti ve okulu bitirmek için belli bir süre şartı olmayan açık liseye kayıt yaptırması, iki buçuk yılda bitirilebilecek okula yaklaşık yedi yıla yakın süre kayıt yenileyip kaydın açık tutulması, bu okul için somut olarak ne tür giderlerin yapıldığı ileri sürülmediği gibi bu yöne davacı yanca delil sunulmadığı, ayrıca bu okula kayıtlı olmanın çalışmaya engel olmadığı, nitekim davacının belli bir dönem çalışıp işten ayrıldığı gibi durumlar da dikkate alındığında TMK'nin 328/2.maddesi kapsamında durum ve koşullara göre nafaka isteme hakkı vermeyeceği gibi hakkın kötüye kullanımı mahiyetinde olduğu dikkate alındığında davacının nafaka isteminin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulü doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davalı vekilinin yazılı temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi hükümleri uyarınca 2.037,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 13.11.2019 T. E: 2018/12447, K: 10257
  • Cevap Yok
  • 10-09-2020, Saat: 22:31
  • DuraN
Ergin olan davacının örgün eğitime devam etmediği, devam mecburiyeti ve okulu bitirmek için belli bir süre şartı olmayan açık liseye kayıt yaptırarak, iki buçuk yılda bitirilebilecek okula yaklaşık yedi yıla yakın süre kayıt yenileyip kaydın açık tuttuğu, bu okula kayıtlı olmanın çalışmaya engel olmadığı anlaşıldığından, davacının TMK. mad. 328/2 kapsamında nafaka isteme hakkı isteyemeyeceği, bu talebinin hakkın kötüye kullanımı mahiyetinde olacağı-

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.11.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. C. E. ve karşı taraftan davacı vekili Avukat B. Ö. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın incelenip karara bağlanması için 13/11/2019 gününe bırakılması uygun görüldüğünden dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Dava dilekçesinde, evlilik dışı doğan davacı 22.04.1995 doğumlu Z. S.'nın babasının A. Teğmen olduğu ileri sürülerek, davalı A.'ın davacının babası olduğunun tespiti ile aylık 1.500 TL nafaka istenmiş, davanın kabulüne dair ilk karar, taraf teşkilinin sağlanması, nafaka yönünden araştırma yapılması ve babalık iddiasına dair DNA testi yaptırılıp alınacak rapor da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu davanın kabulü ile davalının davacının babası olduğunun tespiti ile açık lisede okuyan ergin davacı lehine aylık 600 TL nafakaya hükmedilmiştir.

Dava, çocuk tarafından baba olduğu iddia edilen aleyhine açılan TMK'nin 301.madde kapsamında babalığın hükmen tespiti ile TMK'nin 327 ve devamı maddelerde düzenlenen nafaka istemine ilişkindir.

1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunun "Çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama" başlıklı 327.maddesinde çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı, 328.maddesinde ise ana ve babanın bakım borcunun, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceği, çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü oldukları, yani ergin çocuğun kural olarak nafaka isteminde bulunamayacağı, ancak bu kurala bir istisna getirilerek eğitiminin devam etmesi halinde durum ve koşullara göre ana ve babadan nafaka isteminde bulunacağı düzenlenmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nin 2/I hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Türk Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, 22.04.1995 doğumlu davacının, davanın açıldığı 04.11.2013 tarihi itibari ile ergin olduğu, davanın açılmasından önce davacının 16.09.2011 tarihinde açık liseye kayıt yaptırdığı, bozma ilamından sonra dosyaya sunulan 08.01.2018 tarihli belgeye göre açık lise kaydının devam ettiği, yine davacının dava açılmasından sonra 2014 yılında SGK girişi olduğu yani bir müddet çalıştığı, daha sonra işten ayrıldığı tespit edilmiştir.

Açık Öğretim Lisesi ya da kısa adı ile açık lise, herhangi bir sebepten dolayı örgün öğretimine devam edemeyen kişilerin eğitimlerinin yarım kalmaması üzere okumuş oldukları lisedir. Lisenin temel prensibi uzaktan öğretim esasına dayanmaktadır. Açık öğretim lisesinde okuyan öğrencilere örgün öğretim ile paralel bir eğitim sunulmaktadır. Öğrenciler eğitimlerini basılı yayın, TV ve radyo yayınları vasıtası ile almaktadılar. On sekiz yaşından büyükler için yılda üç sınav hakkı verilmiş olup şayet bu haktan faydalanılırsa iki buçuk yılda açık lise tamamlanabilmektedir. Açık öğretim lisesinde okuma hakkı sınırsız olup herhangi bir şekilde öğrenci okul ile ilişkini kesmedikçe okuldan uzaklaştırılmamakta ancak on iki dönem üstüne çıkan bir öğrencinin lise öğrencisi olarak faydalanabileceği haklar elinden alınmaktadır.

Somut olay yukarıda metni verilen kanun maddeleri ile açıklanan olaylar kapsamında birlikte değerlendirildiğinde; ergin olan davacının örgün eğitime devam etmediği, devam mecburiyeti ve okulu bitirmek için belli bir süre şartı olmayan açık liseye kayıt yaptırması, iki buçuk yılda bitirilebilecek okula yaklaşık yedi yıla yakın süre kayıt yenileyip kaydın açık tutulması, bu okul için somut olarak ne tür giderlerin yapıldığı ileri sürülmediği gibi bu yöne davacı yanca delil sunulmadığı, ayrıca bu okula kayıtlı olmanın çalışmaya engel olmadığı, nitekim davacının belli bir dönem çalışıp işten ayrıldığı gibi durumlar da dikkate alındığında TMK'nin 328/2.maddesi kapsamında durum ve koşullara göre nafaka isteme hakkı vermeyeceği gibi hakkın kötüye kullanımı mahiyetinde olduğu dikkate alındığında davacının nafaka isteminin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulü doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davalı vekilinin yazılı temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi hükümleri uyarınca 2.037,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 13.11.2019 T. E: 2018/12447, K: 10257

Satış Talebinin Reddi- Sıra Cetveline İtiraz-

Alacaklının, dava konusu taşınmaz kayıtlarına haciz uygulatarak satış talebinde bulunması ve satış avansını yatırmasına rağmen mahkemece satış kararının iptal edilmesi gerekçe gösterilerek alacaklının yinelediği satış talebinin icra müdürlüğü tarafından reddedilmesinin; alacaklının İİK'nın 106’ıncı maddesinde söylenen süre içinde satış talebinde bulunmuş olması ve 59’uncu maddesi uyarınca satış masrafını yatırmış olması yani kanuni gerekleri yerine getirmiş olduğu ve haczin hala ayakta olduğu kabul edildiği için yersiz olduğu-

Taraflar arasındaki şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- K A R A R -

Şikayetçi vekili, Kadınhanı İcra Müdürlüğünün 2006/... E sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde 1. sırada yer verilen şikayet olunan N.'ın haciz tarihinin müvekkilinin haczinden sonra olduğunu, 2. sırada yer verilen şikayet olunan ...'nin haczinin ise düştüğünü ileri sürerek sıra cetvelinin iptali ile yeniden sıra cetveli düzenlenmesini talep ve şikayet etmiştir.

Şikayet olunan ... vekili, ilk haczin müvekkilinin haczi olduğunu süresinde satış talep edip, satış avansı yatırdıklarını, müvekkilinin haczinin düşmediğini savunarak şikayetin reddini istemiştir.

Şikayet olunan ... vekili sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu savunarak şikayetin reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, sıra cetvelinde 1.sırada yer verilen Konya 3.icra dairesinin 2011/.... E sayılı dosyasında takibin ilamlı takip olduğu, İİK'nın 100. Maddesinde gereğince hacze iştirak koşullarını taşıdığı, sıra cetvelinde 2. sırasında yer verilen Konya 4. İcra dairesinin 2006/... E sayılı dosyasının haciz tarihinin 13.09.2006 olarak belirtildiği, bu hacze ilişkin satış kararının Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2007/...E., 2007/.... K. sayılı ilamıyla iptal edildiği, yatırılan satış avansın hukuki niteliğinin kalmadığı, geçerli bir takibin olmadığı anlaşılmakla şikayetin kabulü ile Kadınhanı İcra Dairesi'nin 2006/... E sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.

Kararı şikayet olunan ... vekili temyiz etmiştir.

Şikayet sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir.

Mahkemece sıra cetvelinde 2. sırasında yer verilen şikayet olunan ...'nin haczinin düştüğü gerekçesi ile şikayetin kabulüne karar verilmiş ise de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 16.02.2018 gün ve 2016/4 ve 2018/1 K. sayılı kararı ile alacaklının yasal süresi içinde usulüne uygun olarak yaptığı satış talebinin icra müdürünce reddine ilişkin kararın, satışın o an yapılamayacağına ilişkin bir tespit niteliği taşıdığı ve ret kararı şikâyet yolu ile ortadan kaldırılmasa bile satış talebinin varlığını koruduğu, bunun sonucunda süresinde satış talep edilmesi nedeniyle haczin düşmediği, dolayısıyla sıra cetveli oluşturulurken sıra cetveline esas alınabileceği yönünde karar verilmiştir.

Somut olayda şikayet olunan ...'nin Konya 4.İcra Müdürlüğünün 2006/.... Esas sayılı takip dosyası ile 01.08.2006 tarihinde icra takibi yaptığı, takibin kesinleşmesi üzerine 13.09.2006 tarihinde dava konusu taşınmaz kayıtlarına haciz uyguladığı, 23.02.2007 tarihinde satış talebinde bulunduğu, 19.03.2007 tarihinde satış avansı yatırdığı, Konya 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 30.04.2007 tarih ve 2007/... Esas-2007/... Karar sayılı ilamı ile satış kararının iptal edildiği, Şikayet olunan ... vekilince 10.05.2007 tarihinde yeniden satış talebinde bulunulduğu, İcra müdürlüğünce anılan icra mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek satış talebinin reddedildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere icra müdürü satış talebini reddetmiş olsa bile İİK'nın 106’ıncı maddesi uyarınca iki yıl içinde (10.05.2007 tarihinde) satış talebinde bulunan, 59’uncu maddesi uyarınca satış masrafını yatıran şikayet olunan ...'nin kanuni gerekleri yerine getirmiş olması nedeniyle haczinin ayakta olduğunun kabulü ile şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün şikayet olunan ... yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

23. HD. 04.06.2020 T.  E: 2016/8650, K: 1936
Alacaklının, dava konusu taşınmaz kayıtlarına haciz uygulatarak satış talebinde bulunması ve satış avansını yatırmasına rağmen mahkemece satış kararının iptal edilmesi gerekçe gösterilerek alacaklının yinelediği satış talebinin icra müdürlüğü tarafından reddedilmesinin; alacaklının İİK'nın 106’ıncı maddesinde söylenen süre içinde satış talebinde bulunmuş olması ve 59’uncu maddesi uyarınca satış masrafını yatırmış olması yani kanuni gerekleri yerine getirmiş olduğu ve haczin hala ayakta olduğu kabul edildiği için yersiz olduğu-

Taraflar arasındaki şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- K A R A R -

Şikayetçi vekili, Kadınhanı İcra Müdürlüğünün 2006/... E sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde 1. sırada yer verilen şikayet olunan N.'ın haciz tarihinin müvekkilinin haczinden sonra olduğunu, 2. sırada yer verilen şikayet olunan ...'nin haczinin ise düştüğünü ileri sürerek sıra cetvelinin iptali ile yeniden sıra cetveli düzenlenmesini talep ve şikayet etmiştir.

Şikayet olunan ... vekili, ilk haczin müvekkilinin haczi olduğunu süresinde satış talep edip, satış avansı yatırdıklarını, müvekkilinin haczinin düşmediğini savunarak şikayetin reddini istemiştir.

Şikayet olunan ... vekili sıra cetvelinin usulüne uygun olduğunu savunarak şikayetin reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, sıra cetvelinde 1.sırada yer verilen Konya 3.icra dairesinin 2011/.... E sayılı dosyasında takibin ilamlı takip olduğu, İİK'nın 100. Maddesinde gereğince hacze iştirak koşullarını taşıdığı, sıra cetvelinde 2. sırasında yer verilen Konya 4. İcra dairesinin 2006/... E sayılı dosyasının haciz tarihinin 13.09.2006 olarak belirtildiği, bu hacze ilişkin satış kararının Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2007/...E., 2007/.... K. sayılı ilamıyla iptal edildiği, yatırılan satış avansın hukuki niteliğinin kalmadığı, geçerli bir takibin olmadığı anlaşılmakla şikayetin kabulü ile Kadınhanı İcra Dairesi'nin 2006/... E sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.

Kararı şikayet olunan ... vekili temyiz etmiştir.

Şikayet sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir.

Mahkemece sıra cetvelinde 2. sırasında yer verilen şikayet olunan ...'nin haczinin düştüğü gerekçesi ile şikayetin kabulüne karar verilmiş ise de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 16.02.2018 gün ve 2016/4 ve 2018/1 K. sayılı kararı ile alacaklının yasal süresi içinde usulüne uygun olarak yaptığı satış talebinin icra müdürünce reddine ilişkin kararın, satışın o an yapılamayacağına ilişkin bir tespit niteliği taşıdığı ve ret kararı şikâyet yolu ile ortadan kaldırılmasa bile satış talebinin varlığını koruduğu, bunun sonucunda süresinde satış talep edilmesi nedeniyle haczin düşmediği, dolayısıyla sıra cetveli oluşturulurken sıra cetveline esas alınabileceği yönünde karar verilmiştir.

Somut olayda şikayet olunan ...'nin Konya 4.İcra Müdürlüğünün 2006/.... Esas sayılı takip dosyası ile 01.08.2006 tarihinde icra takibi yaptığı, takibin kesinleşmesi üzerine 13.09.2006 tarihinde dava konusu taşınmaz kayıtlarına haciz uyguladığı, 23.02.2007 tarihinde satış talebinde bulunduğu, 19.03.2007 tarihinde satış avansı yatırdığı, Konya 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 30.04.2007 tarih ve 2007/... Esas-2007/... Karar sayılı ilamı ile satış kararının iptal edildiği, Şikayet olunan ... vekilince 10.05.2007 tarihinde yeniden satış talebinde bulunulduğu, İcra müdürlüğünce anılan icra mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek satış talebinin reddedildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere icra müdürü satış talebini reddetmiş olsa bile İİK'nın 106’ıncı maddesi uyarınca iki yıl içinde (10.05.2007 tarihinde) satış talebinde bulunan, 59’uncu maddesi uyarınca satış masrafını yatıran şikayet olunan ...'nin kanuni gerekleri yerine getirmiş olması nedeniyle haczinin ayakta olduğunun kabulü ile şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunan ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün şikayet olunan ... yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

23. HD. 04.06.2020 T.  E: 2016/8650, K: 1936

Birikmiş Nafaka Alacağının Haczi Mümkün Değildir

[b]12. Hukuk Dairesi         2018/4928 E.  ,  2019/242 K.[/b]
[b]"İçtihat Metni"[/b]
.........

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı, borçlu hakkınd......17.09.2013 tarihli, 2012/557 Esas-2013/619 Karar sayılı ilamına dayalı olarak......... Esas sayılı takip dosyası ile nafaka alacağına dayalı ilamlı icra takip başlattığını.......sayılı takip dosyası ile de alacaklı hakkında icra takibi başlatıldığını, söz konusu takip dosyasından alacaklı olduğu takip dosyasına gönderilen müzekkere ile alacaklı olduğu dosyadaki birikmiş nafaka alacağı üzerine haciz konulduğunu ancak birikmiş nafaka alacağına haciz uygulanmasının mümkün olmayacağını belirterek....... 2014/11705 E. sayılı takip dosyasında müdürlükçe verilen 28.01.2016 tarihli haciz kararının kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, birikmiş nafaka alacağının alelade alacak olduğundan bahisle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Niteliği itibari ile nafaka kişinin yaşamını sürdürmek için öncelikli ve zaruri olarak hükmedilen bir para olup, nafaka alacaklısının her ay hükmedilen nafakayı talep etmeyip birikmiş nafakayı tahsil etmesi bu paranın "alelade alacak niteliğine" dönüşmesi anlamım kazandırmaz. Çünkü, nafaka alacaklısı istediği an, hükmedilen nafakayı alma olanağına sahip olmalıdır.

O halde, mahkemece birikmiş nafaka alacaklarının da haczi mümkün olmadığından şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünden hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 08-09-2020, Saat: 22:36
  • DuraN
[b]12. Hukuk Dairesi         2018/4928 E.  ,  2019/242 K.[/b]
[b]"İçtihat Metni"[/b]
.........

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı, borçlu hakkınd......17.09.2013 tarihli, 2012/557 Esas-2013/619 Karar sayılı ilamına dayalı olarak......... Esas sayılı takip dosyası ile nafaka alacağına dayalı ilamlı icra takip başlattığını.......sayılı takip dosyası ile de alacaklı hakkında icra takibi başlatıldığını, söz konusu takip dosyasından alacaklı olduğu takip dosyasına gönderilen müzekkere ile alacaklı olduğu dosyadaki birikmiş nafaka alacağı üzerine haciz konulduğunu ancak birikmiş nafaka alacağına haciz uygulanmasının mümkün olmayacağını belirterek....... 2014/11705 E. sayılı takip dosyasında müdürlükçe verilen 28.01.2016 tarihli haciz kararının kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, birikmiş nafaka alacağının alelade alacak olduğundan bahisle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Niteliği itibari ile nafaka kişinin yaşamını sürdürmek için öncelikli ve zaruri olarak hükmedilen bir para olup, nafaka alacaklısının her ay hükmedilen nafakayı talep etmeyip birikmiş nafakayı tahsil etmesi bu paranın "alelade alacak niteliğine" dönüşmesi anlamım kazandırmaz. Çünkü, nafaka alacaklısı istediği an, hükmedilen nafakayı alma olanağına sahip olmalıdır.

O halde, mahkemece birikmiş nafaka alacaklarının da haczi mümkün olmadığından şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünden hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.