*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Kesin mühlet- Tedbir- Karar tarihinden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yol ile takip yapılması

[font="Times New Roman", Times, serif]Kesin mühlet kararında engelleyen bir tedbir olmadığından, karar tarihinden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmasının mümkün olduğu ve bu nedenle borçlunun şikayetinin kabülü ile takibin iptaline karar verilmesinin isabetsiz olduğu-[/font]

[font="Times New Roman", Times, serif]Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:[/font]

[font="Times New Roman", Times, serif]Alacaklı banka tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, konkordato davasında borçlu hakkında verilen geçici ve kesin mühlet kararlarının bulunduğu ileri sürülerek takibin iptalinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince, şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, geçici mühlet kararı ile birlikte borçlu şirket hakkında "6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununa göre yapılan takipler de dahil, İİK'nun 206. maddesinin 1. sırasında yazılı alacaklar için haciz yolu ile yapılmış ve yapılacak takipler hariç olmak üzere davacı şirket aleyhine hiç bir takip yapılmaması, mevcut ve ileri yapılacak tüm takiplerin durdurulması, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına yönelik ihtiyati tedbir kararı" verildiği, akabinde 20.09.2018 tarihinde, bir yıllık kesin mühlet kararı verilerek evvelce verilen ihtiyati tedbirlerin devamına hükmolunduğu, her ne kadar İİK'nun 295. maddesi uyarınca mühlet sırasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir ise de; tedbir kararı açık olup, tedbir kararının içeriğinin de icra mahkemesince yorumlanmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesi ile borçlunun istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nun 355 ve 353/1-b(2) maddeleri gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve şikayetin kabülü ile takibin iptaline karar verildiği görülmüştür.[/font]

Somut olayda, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/707 E. sayılı (konkordato) dosyasının 20.09.2018 tarihli kesin mühlet kararının 3. kısmının 2. paragrafında “geçici ve kesin mühlet sırasında rehin ile temin edilmiş alacaklar nedeni ile rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılabileceğine veya başlamış olan takiplere devam edilebileceğine ancak bu takipler nedeni ile muhafaza tedbiri alınmamasına ve rehinli malın satışının yapılmasının tedbiren önlenmesine” karar verilmesi nedeni ile bu karar tarihinden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmasını hukuken engelleyen bir tedbir bulunmadığı anlaşılmıştır.

O halde, dava konusu takibin 28.09.2018 tarihinde başlatıldığı göz önüne alındığında, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yukarıdaki gerekçe ile şikayetin reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 06.02.2019 tarih ve 2018/2539 E. - 2019/239 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 10.06.2020 T. E: 2019/6954, K: 4280
  • Cevap Yok
  • 09-11-2020, Saat: 22:28
  • DuraN
[font="Times New Roman", Times, serif]Kesin mühlet kararında engelleyen bir tedbir olmadığından, karar tarihinden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmasının mümkün olduğu ve bu nedenle borçlunun şikayetinin kabülü ile takibin iptaline karar verilmesinin isabetsiz olduğu-[/font]

[font="Times New Roman", Times, serif]Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:[/font]

[font="Times New Roman", Times, serif]Alacaklı banka tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, konkordato davasında borçlu hakkında verilen geçici ve kesin mühlet kararlarının bulunduğu ileri sürülerek takibin iptalinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince, şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, geçici mühlet kararı ile birlikte borçlu şirket hakkında "6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununa göre yapılan takipler de dahil, İİK'nun 206. maddesinin 1. sırasında yazılı alacaklar için haciz yolu ile yapılmış ve yapılacak takipler hariç olmak üzere davacı şirket aleyhine hiç bir takip yapılmaması, mevcut ve ileri yapılacak tüm takiplerin durdurulması, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına yönelik ihtiyati tedbir kararı" verildiği, akabinde 20.09.2018 tarihinde, bir yıllık kesin mühlet kararı verilerek evvelce verilen ihtiyati tedbirlerin devamına hükmolunduğu, her ne kadar İİK'nun 295. maddesi uyarınca mühlet sırasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir ise de; tedbir kararı açık olup, tedbir kararının içeriğinin de icra mahkemesince yorumlanmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesi ile borçlunun istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nun 355 ve 353/1-b(2) maddeleri gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve şikayetin kabülü ile takibin iptaline karar verildiği görülmüştür.[/font]

Somut olayda, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/707 E. sayılı (konkordato) dosyasının 20.09.2018 tarihli kesin mühlet kararının 3. kısmının 2. paragrafında “geçici ve kesin mühlet sırasında rehin ile temin edilmiş alacaklar nedeni ile rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılabileceğine veya başlamış olan takiplere devam edilebileceğine ancak bu takipler nedeni ile muhafaza tedbiri alınmamasına ve rehinli malın satışının yapılmasının tedbiren önlenmesine” karar verilmesi nedeni ile bu karar tarihinden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmasını hukuken engelleyen bir tedbir bulunmadığı anlaşılmıştır.

O halde, dava konusu takibin 28.09.2018 tarihinde başlatıldığı göz önüne alındığında, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yukarıdaki gerekçe ile şikayetin reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 06.02.2019 tarih ve 2018/2539 E. - 2019/239 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 10.06.2020 T. E: 2019/6954, K: 4280

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Harçtan Muaf Mı?

18. Hukuk Dairesi 2015/4785 E. , 2015/18501 K.
"İçtihat Metni"


Y A R G I T A Y İ L A M I

MAHKEMESİ : Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 29/09/2014
NUMARASI : 2013/709-2014/531

Dava dilekçesinde, vakıf senedinde yapılan değişikliklerin tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

3294 sayılı Yasanın 5263 sayılı Yasa ile değişik 9. maddesinin © bendinde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları yapacakları tüm muameleler dolayısıyla her türlü harçtan muaf tutulmuş olup, bu muafiyet vakfın doğrudan yapacağı işlemleri kapsamaktadır. Vakfın yargı harcından bağışık tutulabilmesi için bunun yasada açıkça belirtilmiş olması gerekir. Anılan yasa maddesinde vakfın yargı harcından bağışık ve istisna tutulduğuna ilişkin açık bir hüküm de yer almamaktadır. Temyiz eden taraftan harç alınmışsa buna ait belgenin dosyasına konulması ve dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi, temyiz harcı alınmamışsa HUMK'nun 2494 sayılı Kanun ile değiştirilen 434 ncü maddesinin 3. fıkrası hükmü uyarınca gerekli tebligat yapılarak harcın süresinde tamamlanmasının istenmesi, harç ilgililerce tamamlanmadığı takdirde aynı fıkra hükmüne göre mahkeme kararının temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 15.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.





18. Hukuk Dairesi 2014/5737 E. , 2014/17458 K.•

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Viranşehir Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 30/01/2013
NUMARASI : 2012/689-2013/69

Dava dilekçesinde, vakıf senedinde yapılan değişikliklerin tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
1-Vakıf senedinin değiştirilmesi için öncelikle yetkili kuruldan karar alınması, sonra da bu alınan karar doğrultusunda noterde resmi düzenleme yapılması gerekir. Vakıf senedinin değiştirilmesine ilişkin olarak vakfın bu konuda yetkili kurulu olan mütevelli heyetinde değiştirilecek senet maddeleri tek tek ele alınıp görüşülmeden ve yapılacak değişiklikler açık bir şekilde karara da bağlanmadan doğrudan doğruya noterde yapılan değişiklik senedinin tesciline karar verilmesi,



2-3294 sayılı Yasa'nın 5263 sayılı Yasa ile değişik 9. maddesinin © bendinde, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları yapacakları tüm muameleler dolayısıyla her türlü harçtan muaf tutulmuş olup, bu muafiyet vakfın doğrudan yapacağı işlemleri kapsamaktadır. Vakfın yargı harcından bağışık tutulabilmesi için bunun yasada açıkça belirtilmiş olması gerekir. Anılan yasa maddesinde vakfın yargı harcından bağışık tutulmadığı gözetilerek davacı vakıftan 492 sayılı Harçlar Yasası'na bağlı 1 sayılı tarifede öngörülen başvurma ve karar harcı alınması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş; kanunla getirilen değişiklikleri kapsayacak şekilde ve vakfın mütevelli heyetince senet değişikliğine ilişkin olarak usulüne uygun şekilde karar alınmak ve bu konuda yeniden noterde resmi düzenleme yapılmak üzere davacı tarafa süre verilip, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün görüşünün de alınmasından sonra oluşacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
18. Hukuk Dairesi 2015/4785 E. , 2015/18501 K.
"İçtihat Metni"


Y A R G I T A Y İ L A M I

MAHKEMESİ : Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 29/09/2014
NUMARASI : 2013/709-2014/531

Dava dilekçesinde, vakıf senedinde yapılan değişikliklerin tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

3294 sayılı Yasanın 5263 sayılı Yasa ile değişik 9. maddesinin © bendinde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları yapacakları tüm muameleler dolayısıyla her türlü harçtan muaf tutulmuş olup, bu muafiyet vakfın doğrudan yapacağı işlemleri kapsamaktadır. Vakfın yargı harcından bağışık tutulabilmesi için bunun yasada açıkça belirtilmiş olması gerekir. Anılan yasa maddesinde vakfın yargı harcından bağışık ve istisna tutulduğuna ilişkin açık bir hüküm de yer almamaktadır. Temyiz eden taraftan harç alınmışsa buna ait belgenin dosyasına konulması ve dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi, temyiz harcı alınmamışsa HUMK'nun 2494 sayılı Kanun ile değiştirilen 434 ncü maddesinin 3. fıkrası hükmü uyarınca gerekli tebligat yapılarak harcın süresinde tamamlanmasının istenmesi, harç ilgililerce tamamlanmadığı takdirde aynı fıkra hükmüne göre mahkeme kararının temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 15.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.





18. Hukuk Dairesi 2014/5737 E. , 2014/17458 K.•

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Viranşehir Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 30/01/2013
NUMARASI : 2012/689-2013/69

Dava dilekçesinde, vakıf senedinde yapılan değişikliklerin tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
1-Vakıf senedinin değiştirilmesi için öncelikle yetkili kuruldan karar alınması, sonra da bu alınan karar doğrultusunda noterde resmi düzenleme yapılması gerekir. Vakıf senedinin değiştirilmesine ilişkin olarak vakfın bu konuda yetkili kurulu olan mütevelli heyetinde değiştirilecek senet maddeleri tek tek ele alınıp görüşülmeden ve yapılacak değişiklikler açık bir şekilde karara da bağlanmadan doğrudan doğruya noterde yapılan değişiklik senedinin tesciline karar verilmesi,



2-3294 sayılı Yasa'nın 5263 sayılı Yasa ile değişik 9. maddesinin © bendinde, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları yapacakları tüm muameleler dolayısıyla her türlü harçtan muaf tutulmuş olup, bu muafiyet vakfın doğrudan yapacağı işlemleri kapsamaktadır. Vakfın yargı harcından bağışık tutulabilmesi için bunun yasada açıkça belirtilmiş olması gerekir. Anılan yasa maddesinde vakfın yargı harcından bağışık tutulmadığı gözetilerek davacı vakıftan 492 sayılı Harçlar Yasası'na bağlı 1 sayılı tarifede öngörülen başvurma ve karar harcı alınması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş; kanunla getirilen değişiklikleri kapsayacak şekilde ve vakfın mütevelli heyetince senet değişikliğine ilişkin olarak usulüne uygun şekilde karar alınmak ve bu konuda yeniden noterde resmi düzenleme yapılmak üzere davacı tarafa süre verilip, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün görüşünün de alınmasından sonra oluşacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Haciz İhbarnamesi Tebliğ Edildiği An İtibariyle Hüküm İfade Eder.

HACİZ İHBARNAMESİ, borçlunun üçüncü kişideki alacağının kendisine tebliğ edildiği an itibariyle hüküm ifade eder. Borçlunun tebliğ tarihi itibariyle 3.kişi nezdinde alacağının sonraki günlerde tahakkuk etmeyeceği anlamına gelmez. Bu nedenle ilk haciz ihbarnamesinin gönderilmesinden sonra alacaklı tarafça üçüncü kişiye yeniden haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön yoktur.


12. Hukuk Dairesi 2016/307 E. , 2016/12977 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, daha evvel 1. haciz ihbarnamesine itiraz ettiğinden aynı icra dosyasından ikinci kez gönderilen 1. haciz ihbarnamesi ile akabinde gönderilen 2. ve 3. haciz ihbarnamelerinin usulsüz olduğu ileri sürülerek iptali ile dosyaya borçlu olarak eklenmesi nedeni ile konulan hacizlerin kaldırılması talep edilmiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Üçüncü kişi yedinde bulunan borçluya ait taşınır mallar ve alacaklar İİK m.89’a göre haczedilebilir.
Somut olayda, borçlu hakkında yapılan ilama dayalı takibin kesinleşmesinin ardından borçlunun babası ve aynı zamanda işvereni olan şikayetçi ...'ye, 03.02.2014 tarihinde 76.364 TL alacak için İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca hazırlanan birinci haciz ihbarnamesi, 21.02.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, şikayetçi 3. kişi süresinde haciz ihbarnamesine itiraz ederek borçlunun herhangi bir alacağının olmadığını bildirmiş, bunun üzerine şikayetçiye karşı herhangi bir işlem yapılmamıştır.
Haciz ihbarnamesi, borçlunun üçüncü kişideki alacağının kendisine tebliğ edildiği an itibariyle hüküm ifade eder. Borçlunun tebliğ tarihi itibariyle 3.kişi nezdinde alacağının sonraki günlerde tahakkuk etmeyeceği anlamına gelmez. Bu nedenle ilk haciz ihbarnamesinin gönderilmesinden sonra alacaklı tarafça üçüncü kişiye yeniden haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön yoktur.
Bu itibarla, somut olayda alacaklının 13.10.2014 günü adı geçen şikayetçi 3. kişiye yeniden İİK'nun 89/1.md. haciz ihbarnamesinin gönderilmesini talep etmesi üzerine icra müdürlüğünce hazırlanan 79.820 TL alacağa ilişkin birinci haciz ihbarnamesinin şikayetçiye 22.10.2014 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, şikayetçinin itiraz etmemesi üzerine ikinci haciz ihbarnamesinin de tebliğ edildiği, itiraz edilmemesi üzerine çıkarılan üçüncü haciz ihbarnamesinin ardından da süresinde menfi tespit davası açıldığı bildirilmediğinden şikayetçinin dosyaya borçlu olarak eklenmesinin ardından hakkında haciz işlemlerinin yapıldığı, işlemlerde usulsüzlük olmadığı gibi şikayetçi 3. kişinin tebligatların usulsüzlüğünü ileri sürmediği görülmektedir.
O halde mahkemece, şikayetin reddine karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Öte yandan, borçlunun maaş ve ücreti de üçüncü kişideki bir alacağı niteliğindedir. Ancak borçlunun maaşı ve ücretinin haczedilmesi İİK'nun 89. maddesi kapsamında gerçekleşmemektedir. İcra İflas Kanununda, maaş ve ücret haczi, 355 ve 356. maddelerde düzenlenmiş olup, maaş ve ücret haczi için farklı bir usul öngörülmüştür. Anılan düzenleme, 89. maddeye göre özel bir düzenleme olduğundan maaş haczi konusunda 89. madde hükümleri uygulanamaz.
Somut olayda, şikayetçi adına 03.02.2014 tarihli birinci haciz ihbarnamesi gönderilmeden evvel, borçlunun maaşının haczi ile ilgili haciz müzekkeresi düzenlenerek, 06.11.2013 tarihinde şikayetçiye tebliğ edilmiştir. Şikayetçinin söz konusu müzekkereye cevap vermediği halde, 1. haciz ihbarnamesine 20.02.2014 tarihinde yapmış olduğu itirazında borçlunun yanında çalıştığını ve maaş aldığını kabul etmesi üzerine, bu beyanı da dikkate alınarak İİK'nun 356. maddesi uyarınca çıkarılan muhtıranın 26.03.2014 günü tebliğ edildiği, muhtıraya da cevap vermemesi üzerine alacaklı vekilince dosyaya borçlu olarak eklenmek sureti ile gönderilmeyen maaş kesintisi kadar şikayetçiden borcun tahsili yoluna gidildiği, bu hususun ise şikayet konusu yapılmadığı halde mahkemece maaş haczine ilişkin işlemler ile haciz ihbarnamesine ilişkin işlemler ayırt edilmeden yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 04-11-2020, Saat: 08:24
  • DuraN
HACİZ İHBARNAMESİ, borçlunun üçüncü kişideki alacağının kendisine tebliğ edildiği an itibariyle hüküm ifade eder. Borçlunun tebliğ tarihi itibariyle 3.kişi nezdinde alacağının sonraki günlerde tahakkuk etmeyeceği anlamına gelmez. Bu nedenle ilk haciz ihbarnamesinin gönderilmesinden sonra alacaklı tarafça üçüncü kişiye yeniden haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön yoktur.


12. Hukuk Dairesi 2016/307 E. , 2016/12977 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, daha evvel 1. haciz ihbarnamesine itiraz ettiğinden aynı icra dosyasından ikinci kez gönderilen 1. haciz ihbarnamesi ile akabinde gönderilen 2. ve 3. haciz ihbarnamelerinin usulsüz olduğu ileri sürülerek iptali ile dosyaya borçlu olarak eklenmesi nedeni ile konulan hacizlerin kaldırılması talep edilmiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Üçüncü kişi yedinde bulunan borçluya ait taşınır mallar ve alacaklar İİK m.89’a göre haczedilebilir.
Somut olayda, borçlu hakkında yapılan ilama dayalı takibin kesinleşmesinin ardından borçlunun babası ve aynı zamanda işvereni olan şikayetçi ...'ye, 03.02.2014 tarihinde 76.364 TL alacak için İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca hazırlanan birinci haciz ihbarnamesi, 21.02.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, şikayetçi 3. kişi süresinde haciz ihbarnamesine itiraz ederek borçlunun herhangi bir alacağının olmadığını bildirmiş, bunun üzerine şikayetçiye karşı herhangi bir işlem yapılmamıştır.
Haciz ihbarnamesi, borçlunun üçüncü kişideki alacağının kendisine tebliğ edildiği an itibariyle hüküm ifade eder. Borçlunun tebliğ tarihi itibariyle 3.kişi nezdinde alacağının sonraki günlerde tahakkuk etmeyeceği anlamına gelmez. Bu nedenle ilk haciz ihbarnamesinin gönderilmesinden sonra alacaklı tarafça üçüncü kişiye yeniden haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön yoktur.
Bu itibarla, somut olayda alacaklının 13.10.2014 günü adı geçen şikayetçi 3. kişiye yeniden İİK'nun 89/1.md. haciz ihbarnamesinin gönderilmesini talep etmesi üzerine icra müdürlüğünce hazırlanan 79.820 TL alacağa ilişkin birinci haciz ihbarnamesinin şikayetçiye 22.10.2014 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, şikayetçinin itiraz etmemesi üzerine ikinci haciz ihbarnamesinin de tebliğ edildiği, itiraz edilmemesi üzerine çıkarılan üçüncü haciz ihbarnamesinin ardından da süresinde menfi tespit davası açıldığı bildirilmediğinden şikayetçinin dosyaya borçlu olarak eklenmesinin ardından hakkında haciz işlemlerinin yapıldığı, işlemlerde usulsüzlük olmadığı gibi şikayetçi 3. kişinin tebligatların usulsüzlüğünü ileri sürmediği görülmektedir.
O halde mahkemece, şikayetin reddine karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Öte yandan, borçlunun maaş ve ücreti de üçüncü kişideki bir alacağı niteliğindedir. Ancak borçlunun maaşı ve ücretinin haczedilmesi İİK'nun 89. maddesi kapsamında gerçekleşmemektedir. İcra İflas Kanununda, maaş ve ücret haczi, 355 ve 356. maddelerde düzenlenmiş olup, maaş ve ücret haczi için farklı bir usul öngörülmüştür. Anılan düzenleme, 89. maddeye göre özel bir düzenleme olduğundan maaş haczi konusunda 89. madde hükümleri uygulanamaz.
Somut olayda, şikayetçi adına 03.02.2014 tarihli birinci haciz ihbarnamesi gönderilmeden evvel, borçlunun maaşının haczi ile ilgili haciz müzekkeresi düzenlenerek, 06.11.2013 tarihinde şikayetçiye tebliğ edilmiştir. Şikayetçinin söz konusu müzekkereye cevap vermediği halde, 1. haciz ihbarnamesine 20.02.2014 tarihinde yapmış olduğu itirazında borçlunun yanında çalıştığını ve maaş aldığını kabul etmesi üzerine, bu beyanı da dikkate alınarak İİK'nun 356. maddesi uyarınca çıkarılan muhtıranın 26.03.2014 günü tebliğ edildiği, muhtıraya da cevap vermemesi üzerine alacaklı vekilince dosyaya borçlu olarak eklenmek sureti ile gönderilmeyen maaş kesintisi kadar şikayetçiden borcun tahsili yoluna gidildiği, bu hususun ise şikayet konusu yapılmadığı halde mahkemece maaş haczine ilişkin işlemler ile haciz ihbarnamesine ilişkin işlemler ayırt edilmeden yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Doğması Muhtemel Alacaklar için 3.Kişiye Haciz İhbarnamesi Gönderilmesi

Devam eden hukuki münasebetin varlığı ve bu ilişki nedeniyle BORÇLUYA ÖDENECEK VE DEVAMLILIK ARZEDEN BİR ALACAĞIN BULUNDUĞU HALLERDE (KİRA ALACAĞI GİBİ), 3.KİŞİYE HACİZ YAZISI GÖNDERİLEBİLİR. Müstakbel (beklenen) bir alacaktan bahsedilebilmesi için, bir hukuki ilişkinin (temelin) mevcut olması, bu hukuki ilişkiden doğacak alacağın cinsinin ve borçlunun belli olması yeterlidir. Bu halde üçüncü kişiye, doğacak alacakların haczi yönünden gönderilen birinci haciz ihbarnamesi, haciz müzekkeresinin sonuçlarını doğurur. Bu nedenle 3. kişi tarafından, haciz ihbarnamesinin gereğinin yerine getirilerek, daha sonra doğacak paraların icra dosyasına gönderilmesine yasal bir engel yoktur. Ayrıca BORÇLUNUN, 3. KİŞİDE DOĞMASI MUHTEMEL ALACAKLARININ HACZİNİ İÇERİR HACİZ İHBARNAMESİ GÖNDERİLEMEYECEĞİNE YÖNELİK ŞİKAYETTE BULUNMASINDA, HUKUKEN KORUNMAYA DEĞER BİR HAKKININ BULUNMADIĞI da muhakkaktır
12. Hukuk Dairesi        2016/19214 E.  ,  2017/10956 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu vekili tarafından, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen iflas erteleme davasında verilen 24/02/2016 tarihli tedbir kararına istinaden, tedbir kararından sonra icra veznesine aktarılan paranın kayyım hesabına aktarılmasına yönelik talebinin reddine dair 17/03/2016 tarihli icra memuru işleminin iptalinin talep edildiği mahkemece; muhtemel alacakların haciz yazısı yazılmak suretiyle haczinin mümkün olduğu, doğmamış alacaklar yönünden İİK.nun 89.maddesine göre tebliğ edilen haciz ihbarının, haciz yazısı gibi değerlendirilmesi gerektiği, iflasın ertelenmesi davasında verilen 24/02/2016 tarihli tedbir kararında, açıkça tedbir kararından önce haczedilen paranın kayyım hesabına aktarılması yönünde hüküm bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
Kural olarak 3. kişi nezdinde mevcut bir alacağın haczi mümkün olup, ileride doğacak muhtemel bir hakkın haczi mümkün değildir. Bu nedenle İİK.nun 89.maddesi gereğince 3.şahsa, "borçlunun nezdinizde doğmuş ve doğacak hak ve alacaklarının haczine" şeklinde haciz ihbarnamesinin çıkarılması halinde 3. şahsın sorumluluğu, haciz ihbarnamesinin kendisine ulaştığı tarihteki mevcut durumla (fiili durumla) sınırlı olacağından ileride doğacak, doğması muhtemel bir hakkın bu aşamada 3.şahısça net olarak bilinmesi mümkün olmadığından, bu şekilde çıkarılan haciz ihbarnamesi, yukarıda açıklanan nedenle muhtemel alacaklar açısından sonuç doğurmaz.
Ancak, devam eden hukuki münasebetin varlığı ve bu ilişki nedeniyle borçluya ödenecek ve devamlılık arzeden bir alacağın bulunduğu hallerde (kira alacağı gibi), 3.kişiye haciz yazısı gönderilebilir. Müstakbel (beklenen) bir alacaktan bahsedilebilmesi için, bir hukuki ilişkinin (temelin) mevcut olması, bu hukuki ilişkiden doğacak alacağın cinsinin ve borçlunun belli olması yeterlidir. Bu halde üçüncü kişiye, doğacak alacakların haczi yönünden gönderilen birinci haciz ihbarnamesi, haciz müzekkeresinin sonuçlarını doğurur. Bu nedenle 3. kişi tarafından, haciz ihbarnamesinin gereğinin yerine getirilerek, daha sonra doğacak paraların icra dosyasına gönderilmesine yasal bir engel yoktur. Ayrıca borçlunun, 3. kişide doğması muhtemel alacaklarının haczini içerir haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceğine yönelik şikayette bulunmasında, hukuken korunmaya değer bir hakkının bulunmadığı da muhakkaktır. Nitekim icra mahkemesince de kararın gerekçe kısmında benzer ifadelere yer verilmiştir.
  • Cevap Yok
  • 04-11-2020, Saat: 08:18
  • DuraN
Devam eden hukuki münasebetin varlığı ve bu ilişki nedeniyle BORÇLUYA ÖDENECEK VE DEVAMLILIK ARZEDEN BİR ALACAĞIN BULUNDUĞU HALLERDE (KİRA ALACAĞI GİBİ), 3.KİŞİYE HACİZ YAZISI GÖNDERİLEBİLİR. Müstakbel (beklenen) bir alacaktan bahsedilebilmesi için, bir hukuki ilişkinin (temelin) mevcut olması, bu hukuki ilişkiden doğacak alacağın cinsinin ve borçlunun belli olması yeterlidir. Bu halde üçüncü kişiye, doğacak alacakların haczi yönünden gönderilen birinci haciz ihbarnamesi, haciz müzekkeresinin sonuçlarını doğurur. Bu nedenle 3. kişi tarafından, haciz ihbarnamesinin gereğinin yerine getirilerek, daha sonra doğacak paraların icra dosyasına gönderilmesine yasal bir engel yoktur. Ayrıca BORÇLUNUN, 3. KİŞİDE DOĞMASI MUHTEMEL ALACAKLARININ HACZİNİ İÇERİR HACİZ İHBARNAMESİ GÖNDERİLEMEYECEĞİNE YÖNELİK ŞİKAYETTE BULUNMASINDA, HUKUKEN KORUNMAYA DEĞER BİR HAKKININ BULUNMADIĞI da muhakkaktır
12. Hukuk Dairesi        2016/19214 E.  ,  2017/10956 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu vekili tarafından, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen iflas erteleme davasında verilen 24/02/2016 tarihli tedbir kararına istinaden, tedbir kararından sonra icra veznesine aktarılan paranın kayyım hesabına aktarılmasına yönelik talebinin reddine dair 17/03/2016 tarihli icra memuru işleminin iptalinin talep edildiği mahkemece; muhtemel alacakların haciz yazısı yazılmak suretiyle haczinin mümkün olduğu, doğmamış alacaklar yönünden İİK.nun 89.maddesine göre tebliğ edilen haciz ihbarının, haciz yazısı gibi değerlendirilmesi gerektiği, iflasın ertelenmesi davasında verilen 24/02/2016 tarihli tedbir kararında, açıkça tedbir kararından önce haczedilen paranın kayyım hesabına aktarılması yönünde hüküm bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
Kural olarak 3. kişi nezdinde mevcut bir alacağın haczi mümkün olup, ileride doğacak muhtemel bir hakkın haczi mümkün değildir. Bu nedenle İİK.nun 89.maddesi gereğince 3.şahsa, "borçlunun nezdinizde doğmuş ve doğacak hak ve alacaklarının haczine" şeklinde haciz ihbarnamesinin çıkarılması halinde 3. şahsın sorumluluğu, haciz ihbarnamesinin kendisine ulaştığı tarihteki mevcut durumla (fiili durumla) sınırlı olacağından ileride doğacak, doğması muhtemel bir hakkın bu aşamada 3.şahısça net olarak bilinmesi mümkün olmadığından, bu şekilde çıkarılan haciz ihbarnamesi, yukarıda açıklanan nedenle muhtemel alacaklar açısından sonuç doğurmaz.
Ancak, devam eden hukuki münasebetin varlığı ve bu ilişki nedeniyle borçluya ödenecek ve devamlılık arzeden bir alacağın bulunduğu hallerde (kira alacağı gibi), 3.kişiye haciz yazısı gönderilebilir. Müstakbel (beklenen) bir alacaktan bahsedilebilmesi için, bir hukuki ilişkinin (temelin) mevcut olması, bu hukuki ilişkiden doğacak alacağın cinsinin ve borçlunun belli olması yeterlidir. Bu halde üçüncü kişiye, doğacak alacakların haczi yönünden gönderilen birinci haciz ihbarnamesi, haciz müzekkeresinin sonuçlarını doğurur. Bu nedenle 3. kişi tarafından, haciz ihbarnamesinin gereğinin yerine getirilerek, daha sonra doğacak paraların icra dosyasına gönderilmesine yasal bir engel yoktur. Ayrıca borçlunun, 3. kişide doğması muhtemel alacaklarının haczini içerir haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceğine yönelik şikayette bulunmasında, hukuken korunmaya değer bir hakkının bulunmadığı da muhakkaktır. Nitekim icra mahkemesince de kararın gerekçe kısmında benzer ifadelere yer verilmiştir.

İpotek Hakkının Haczedilebileceği

12. Hukuk Dairesi 2015/23049 E. , 2016/333 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklının, borçlunun ipotek hakkı üzerine haciz konulması talebinin icra müdürlüğünce reddi üzerine, alacaklının memurluk kararının iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 881 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ipotek, kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı bir ayni haktır. Haciz ise, kesinleşmiş bir icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda talepte bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra müdürü tarafından el konulmasıdır (Baki Kuru el kitabı sayfa 357). Sınırlı ayni hakların haczi mümkün olduğundan, sınırlı ayni hak niteliğinde olan borçlunun sahip bulunduğu bir ipotek hakkı da haczedilebilir. Haczin tamamlanması için ipotek hakkının haczedildiğinin tapu siciline şerh verilmesi yeterlidir. İpotek hakkının haczedilemeyeceğine ilişkin yasal bir engel de bulunmamaktadır. Bu durumda, ipotek hakkının haczedilmesinde yasaya uymayan bir yön bulunmamaktadır.
O halde mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 04-11-2020, Saat: 08:14
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi 2015/23049 E. , 2016/333 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklının, borçlunun ipotek hakkı üzerine haciz konulması talebinin icra müdürlüğünce reddi üzerine, alacaklının memurluk kararının iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 881 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ipotek, kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı bir ayni haktır. Haciz ise, kesinleşmiş bir icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda talepte bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra müdürü tarafından el konulmasıdır (Baki Kuru el kitabı sayfa 357). Sınırlı ayni hakların haczi mümkün olduğundan, sınırlı ayni hak niteliğinde olan borçlunun sahip bulunduğu bir ipotek hakkı da haczedilebilir. Haczin tamamlanması için ipotek hakkının haczedildiğinin tapu siciline şerh verilmesi yeterlidir. İpotek hakkının haczedilemeyeceğine ilişkin yasal bir engel de bulunmamaktadır. Bu durumda, ipotek hakkının haczedilmesinde yasaya uymayan bir yön bulunmamaktadır.
O halde mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Maaş Haczinde İşveren Tüzel Kişinin Sorumluluğu

12. Hukuk Dairesi         2019/4736 E.  ,  2020/3518 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlu ,,,Danışmanlık Temizlik ....Ltd. Şti'de çalışması nedeniyle, şikayetçi işverenden almakta olduğu maaşının haczine ilişkin yazıya cevap verilmemesi üzerine şirket adına kayıtlı araçların haczi, bunun üzerine şikayetçinin icra müdürlüğünden İİK’nın 355-356. maddeleri gereği tüzel kişiliğin sorumlu olmadığı, kesinti yapmayan kanuni muhatabın tespit edilerek onun sorumlu olması gerektiği iddiası ile haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin 16.01.2018 tarihli işlemin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile memur işlemlerinin kaldırılmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Borçlunun maaş ve ücretinin haczi, İİK'nun 355 ve devam eden madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre, icra müdürü, borçlunun çalıştığı işyerine, maaş ve ücretinin haczedildiğine dair bir haciz yazısı yazar. Haciz yazısını alan işveren, bir hafta içinde, haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş ve ücretinin miktarını icra dairesine bildirmeye ve borç bitinceye kadar icra dairesinin haciz bildirimine göre haczolunan miktarı, borçlunun maaş ve ücretinden keserek, hemen icra dairesine yatırmaya mecburdur. Aksi halde İİK'nun 356. maddesi gereğince 355. madde hükümlerine riayet etmemiş olanların kesmedikleri veya ilk vasıta ile göndermedikleri para, ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına hacet kalmaksızın, icra dairesince, kanuni muhatabın maaşından veya sair mallarından alınır. Bunların borçluya kanun hükümleri dairesinde rucü hakkı vardır.[/size][/font][/align]

İcra dairesince maaş haciz müzekkeresinin muhatabı olan özel ya da tüzelkişi işveren borçlunun ücreti üzerine haczin konulduğunu ve borçlunun maaş ve ücret miktarını bir hafta içinde icra dairesine bildirmek ve borç bitinceye kadar icra dairesinin bildirisi gereğince haczedilen ücret miktarını kesip hemen icra dairesinin banka hesabına göndermekle yükümlüdür. Yasada belirtilen sürede cevap verilmediği takdirde işveren durumundaki gerçek ya da tüzelkişinin sorumlu olacağında kuşku yoktur.

İİK’nun 355. ve 356. maddelerinde yapılan düzenleme ile yasa koyucunun amacı dikkate alındığında, yasa koyucunun bu düzenleme ile alacaklının alacağına kavuşabileceği daha güçlü durumdaki işverenden alacağın tahsilini mümkün kılmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Yasa koyucu düzenleme yaparken yasada tekil ifade kullanmaktan kaçınarak, yasaya riayet etmemiş olanların sorumluluklarından bahisle çoğul ifade kullanmıştır. Bu durumda, şikayetçi işveren tüzelkişinin İİK'nun 355 ve 356. maddeleri gereğince sorumluluğu vardır.

O halde, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi ve bölge adliye mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 24.01.2019 tarih ve 2018/2315 E. - 2019/101 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.04.2018 tarih ve 2018/88 E. - 2018/427 K. sayılı kararının re'sen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 04-11-2020, Saat: 07:49
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2019/4736 E.  ,  2020/3518 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlu ,,,Danışmanlık Temizlik ....Ltd. Şti'de çalışması nedeniyle, şikayetçi işverenden almakta olduğu maaşının haczine ilişkin yazıya cevap verilmemesi üzerine şirket adına kayıtlı araçların haczi, bunun üzerine şikayetçinin icra müdürlüğünden İİK’nın 355-356. maddeleri gereği tüzel kişiliğin sorumlu olmadığı, kesinti yapmayan kanuni muhatabın tespit edilerek onun sorumlu olması gerektiği iddiası ile haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin 16.01.2018 tarihli işlemin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile memur işlemlerinin kaldırılmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Borçlunun maaş ve ücretinin haczi, İİK'nun 355 ve devam eden madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre, icra müdürü, borçlunun çalıştığı işyerine, maaş ve ücretinin haczedildiğine dair bir haciz yazısı yazar. Haciz yazısını alan işveren, bir hafta içinde, haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş ve ücretinin miktarını icra dairesine bildirmeye ve borç bitinceye kadar icra dairesinin haciz bildirimine göre haczolunan miktarı, borçlunun maaş ve ücretinden keserek, hemen icra dairesine yatırmaya mecburdur. Aksi halde İİK'nun 356. maddesi gereğince 355. madde hükümlerine riayet etmemiş olanların kesmedikleri veya ilk vasıta ile göndermedikleri para, ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına hacet kalmaksızın, icra dairesince, kanuni muhatabın maaşından veya sair mallarından alınır. Bunların borçluya kanun hükümleri dairesinde rucü hakkı vardır.[/size][/font][/align]

İcra dairesince maaş haciz müzekkeresinin muhatabı olan özel ya da tüzelkişi işveren borçlunun ücreti üzerine haczin konulduğunu ve borçlunun maaş ve ücret miktarını bir hafta içinde icra dairesine bildirmek ve borç bitinceye kadar icra dairesinin bildirisi gereğince haczedilen ücret miktarını kesip hemen icra dairesinin banka hesabına göndermekle yükümlüdür. Yasada belirtilen sürede cevap verilmediği takdirde işveren durumundaki gerçek ya da tüzelkişinin sorumlu olacağında kuşku yoktur.

İİK’nun 355. ve 356. maddelerinde yapılan düzenleme ile yasa koyucunun amacı dikkate alındığında, yasa koyucunun bu düzenleme ile alacaklının alacağına kavuşabileceği daha güçlü durumdaki işverenden alacağın tahsilini mümkün kılmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Yasa koyucu düzenleme yaparken yasada tekil ifade kullanmaktan kaçınarak, yasaya riayet etmemiş olanların sorumluluklarından bahisle çoğul ifade kullanmıştır. Bu durumda, şikayetçi işveren tüzelkişinin İİK'nun 355 ve 356. maddeleri gereğince sorumluluğu vardır.

O halde, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi ve bölge adliye mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 24.01.2019 tarih ve 2018/2315 E. - 2019/101 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.04.2018 tarih ve 2018/88 E. - 2018/427 K. sayılı kararının re'sen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Bankanın rehin takas mahsup iddiası

8. Hukuk Dairesi         2020/892 E.  ,  2020/4639 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
 
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, davalı borçlu Belediye aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleştiğini, borçlunun Vakıfbank Mardin Şubesinde bulunan hak ve alacaklarının haczi amacıyla Banka şubesine haciz müzekkeresi gönderildiğini, İcra Müdürlüğünün haczedilen paranın icra dosyasına gönderilmesi için Bankaya müzekkere gönderdiğini, ancak Bankanın müzekkere gereğini yerine getirmediğini, davalı üçüncü kişinin ihtarlı müzekkereden sonra İcra Mahkemesine başvurduğunu ve istihkak iddiasında bulunduğunu, yazılan müzekkerenin iptalini istediklerini ve talebin kabul edildiğini, müvekkili Sendikanın dava açmak üzere süre verilmesi için İcra Müdürlüğüne başvurduğunu, İcra Müdürlüğünün müvekkili Sendikaya yedi günlük dava açma süresi verdiğini, bu kararın taraflarına 20/07/2012 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının istihkak iddiasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, müvekkili Bankanın müşteri hesapları üzerinde, rehin, hapis ve mahsup hakkı bulunduğunu, istihkak iddialarının taraflar arasındaki sözleşme hükmüne dayandığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan ilk yargılama sonunda 04/04/2013 tarihli karar ile davalı üçüncü kişi Bankanın 20.03.2013 tarihli cevabi yazısından, Bankanın borçlu Mardin Belediye Başkanlığı aleyhine takip başlatmadığı, borçlu için kullandırılan kredi karşılığı borçlunun Bankaya da borcu olduğunun bildirildiği, yani borçlu aleyhine davalının istihkak iddiasını doğrulayacak bir dava veya icra işlemi olmadığı, bu şekilde istihkak iddiasının yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, yasal şartları oluşmayan icra tazminatı isteminin reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı ve davalı üçüncü kişi Banka vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesi üzerine Dairemiz 01.10.2014 tarihli ve 2013/18055 Esas, 2014/17629 Karar sayılı karar ile, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, Mahkemece, haciz müzekkeresinin tebliğ tarihi itibariyle hesaplarda olduğu tespit edilen paraların gerçekten Banka ile borçlu arasında yapılan sözleşmeler nedeniyle Bankaya rehinli olup olmadığı ve Bankanın bu para üzerinde hapis hakkı bulunup bulunmadığının Banka kayıtları üzerinde yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, haciz yazısının davalı Bankaya tebliğ edildiği tarih itibariyle, davalı Belediye Başkanlığının davalı Bankadan 046948 sıra nolu 30/10/2009 başlangıç tarihli 6.016.360,19 TL bedelli kredi sözleşmeleri kapsamında 4.818.763,00 TL kredi kullandığı, ancak haciz yazısının tebliğ edildiği 01/06/2012 tarihinde vadesi dolan kredinin tüm taksitlerinin ödendiği, temerrüde düşen muaccel olan kredi taksidinin bulunmadığı bu nedenle, haciz yazısının tebliğ tarihi itibariyle hesaplarda olduğu tespit edilen paraların, gerçekten Banka ile borçlu arasında yapılan sözleşmeler nedeniyle Bankaya rehinli olmadığı ve Bankanın bu para üzerinde hapis hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne, şartları oluşmadığından icra tazminatı verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karar davalı üçüncü kişi vekili ve davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi raporu alınmış olup bilirkişi raporuna göre, haciz yazısının tebliğ tarihi olan 01.06.2012 tarihinde borçlu Belediyenin Vakıfbank Mardin Şubesinde ...6473638 hesap nolu vadesiz hesabında 345.110,48 TL, ...2295389 hesap nolu vadeli hesabında 1.826.640,60 TL ve ...0466821 hesap nolu İller Bankası Ödenek ve Maaş Ödeme-vadesiz hesabında 1.247.352,37 TL olmak üzere toplam 3.419.103,45 TL bakiyeleri olduğu, davalı Belediye Başkanlığına 046948 sıra nolu 30/10/2009 başlangıç tarihli 6.016.360,19 TL bedelli kredi sözleşmeleri kapsamında 4.818.763,00 TL kredi kullandırıldığı, haciz yazısının tebliğ tarihinde ödeme vadesi dolan kredinin tüm taksitlerinin ödendiği, temerrüte düşen muaccel olan kredi taksidinin bulunmadığı, 01/06/2012 tarihinde vadesi gelmemiş kalan kredi taksidi 17 olup, 2.130.831,66 TL tutarında ödenmeyen kredi taksit tutarının hesaplandığı belirtilmiştir. Bu durumda haciz yazısının tebliğ tarihi itibariyle kredi sözleşmesinden doğan borcun tamamının ödenmemiş olduğu, davalı Bankanın toplamda 2.130.831,66 TL riskinin olduğu hükme esas alınan bilirkişi raporu ile sabit olup haczin rehin hakkından sonra geçerli olduğunun kabulü gerekir. Buna göre; borçlunun hesabında bulunan 3.419.103,45 TL paranın davalı üçüncü kişi Bankanın 2.130.831,66 TL riskini karşılayacak miktardan fazla olması sebebiyle, riski aşan 1.288.271,79 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın tümden kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı alacaklı vekilinin bozma gerekçesine göre temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 08.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 01-11-2020, Saat: 22:08
  • Kaya
8. Hukuk Dairesi         2020/892 E.  ,  2020/4639 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
 
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, davalı borçlu Belediye aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleştiğini, borçlunun Vakıfbank Mardin Şubesinde bulunan hak ve alacaklarının haczi amacıyla Banka şubesine haciz müzekkeresi gönderildiğini, İcra Müdürlüğünün haczedilen paranın icra dosyasına gönderilmesi için Bankaya müzekkere gönderdiğini, ancak Bankanın müzekkere gereğini yerine getirmediğini, davalı üçüncü kişinin ihtarlı müzekkereden sonra İcra Mahkemesine başvurduğunu ve istihkak iddiasında bulunduğunu, yazılan müzekkerenin iptalini istediklerini ve talebin kabul edildiğini, müvekkili Sendikanın dava açmak üzere süre verilmesi için İcra Müdürlüğüne başvurduğunu, İcra Müdürlüğünün müvekkili Sendikaya yedi günlük dava açma süresi verdiğini, bu kararın taraflarına 20/07/2012 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının istihkak iddiasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, müvekkili Bankanın müşteri hesapları üzerinde, rehin, hapis ve mahsup hakkı bulunduğunu, istihkak iddialarının taraflar arasındaki sözleşme hükmüne dayandığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan ilk yargılama sonunda 04/04/2013 tarihli karar ile davalı üçüncü kişi Bankanın 20.03.2013 tarihli cevabi yazısından, Bankanın borçlu Mardin Belediye Başkanlığı aleyhine takip başlatmadığı, borçlu için kullandırılan kredi karşılığı borçlunun Bankaya da borcu olduğunun bildirildiği, yani borçlu aleyhine davalının istihkak iddiasını doğrulayacak bir dava veya icra işlemi olmadığı, bu şekilde istihkak iddiasının yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, yasal şartları oluşmayan icra tazminatı isteminin reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı ve davalı üçüncü kişi Banka vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesi üzerine Dairemiz 01.10.2014 tarihli ve 2013/18055 Esas, 2014/17629 Karar sayılı karar ile, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, Mahkemece, haciz müzekkeresinin tebliğ tarihi itibariyle hesaplarda olduğu tespit edilen paraların gerçekten Banka ile borçlu arasında yapılan sözleşmeler nedeniyle Bankaya rehinli olup olmadığı ve Bankanın bu para üzerinde hapis hakkı bulunup bulunmadığının Banka kayıtları üzerinde yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, haciz yazısının davalı Bankaya tebliğ edildiği tarih itibariyle, davalı Belediye Başkanlığının davalı Bankadan 046948 sıra nolu 30/10/2009 başlangıç tarihli 6.016.360,19 TL bedelli kredi sözleşmeleri kapsamında 4.818.763,00 TL kredi kullandığı, ancak haciz yazısının tebliğ edildiği 01/06/2012 tarihinde vadesi dolan kredinin tüm taksitlerinin ödendiği, temerrüde düşen muaccel olan kredi taksidinin bulunmadığı bu nedenle, haciz yazısının tebliğ tarihi itibariyle hesaplarda olduğu tespit edilen paraların, gerçekten Banka ile borçlu arasında yapılan sözleşmeler nedeniyle Bankaya rehinli olmadığı ve Bankanın bu para üzerinde hapis hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne, şartları oluşmadığından icra tazminatı verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karar davalı üçüncü kişi vekili ve davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi raporu alınmış olup bilirkişi raporuna göre, haciz yazısının tebliğ tarihi olan 01.06.2012 tarihinde borçlu Belediyenin Vakıfbank Mardin Şubesinde ...6473638 hesap nolu vadesiz hesabında 345.110,48 TL, ...2295389 hesap nolu vadeli hesabında 1.826.640,60 TL ve ...0466821 hesap nolu İller Bankası Ödenek ve Maaş Ödeme-vadesiz hesabında 1.247.352,37 TL olmak üzere toplam 3.419.103,45 TL bakiyeleri olduğu, davalı Belediye Başkanlığına 046948 sıra nolu 30/10/2009 başlangıç tarihli 6.016.360,19 TL bedelli kredi sözleşmeleri kapsamında 4.818.763,00 TL kredi kullandırıldığı, haciz yazısının tebliğ tarihinde ödeme vadesi dolan kredinin tüm taksitlerinin ödendiği, temerrüte düşen muaccel olan kredi taksidinin bulunmadığı, 01/06/2012 tarihinde vadesi gelmemiş kalan kredi taksidi 17 olup, 2.130.831,66 TL tutarında ödenmeyen kredi taksit tutarının hesaplandığı belirtilmiştir. Bu durumda haciz yazısının tebliğ tarihi itibariyle kredi sözleşmesinden doğan borcun tamamının ödenmemiş olduğu, davalı Bankanın toplamda 2.130.831,66 TL riskinin olduğu hükme esas alınan bilirkişi raporu ile sabit olup haczin rehin hakkından sonra geçerli olduğunun kabulü gerekir. Buna göre; borçlunun hesabında bulunan 3.419.103,45 TL paranın davalı üçüncü kişi Bankanın 2.130.831,66 TL riskini karşılayacak miktardan fazla olması sebebiyle, riski aşan 1.288.271,79 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın tümden kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı alacaklı vekilinin bozma gerekçesine göre temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 08.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İİK.nun 133/1.maddesine göre yapılan satışda satış ilanı tebliğ edilmesi gerekmediği

12. Hukuk Dairesi         2010/2229 E.  ,  2010/14828 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep 1. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/11/2009
NUMARASI : 2009/895-2009/929
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlular İİK'nun 133.maddesine göre yapılan ihalenin feshi istemine yönelik şikayetlerini, satış ilanının ve kıymet takdirinden sonra düzenlenen raporun kendisine tebliğ edilmediği, ihale şartnamesi ve satışın usulüne uygun yapılmadığını ve satış tutanağının usulüne uygun düzenlenmediği olgularına dayandırdığı anlaşılmaktadır.  Açıklanan bu şekli ile başvuru İİK'nun 134/1.maddesi gereğince ihale tarihinden itibaren 7 günlük süreye tabidir. Borçlulara İİK.nun 133/1.maddesine göre yapılan satışda  satış ilanı tebliğ edilmesi gerekmediği için adı geçenin aynı maddede yer alan 1 yıllık süreden istifade etmesi mümkün değildir.
06.02.1984 tarih ve 7/3 sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince harca tabi olan davalarda, dava, harcın yatırıldığı tarihte açılmış sayılır. Somut olayda, ihalenin gerçekleştirildiği 28.09.2009 tarihinden itibaren harcın yatırıldığı 13.10.2009 tarihi arasında yasada öngörülen 7 günlük şikayet süresi geçirilmiş olup, başvurunun bu nedenle reddi yerine işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de ilk ihalede satış ilanı tebliğ edildiği için süresinde şikayet edilmeyen satış öncesi işlemlerin ve bu arada, kıymet takdirinin kesinleştiği gözetilmeden bu iddianın fesih nedeni yapılması yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 01-11-2020, Saat: 22:07
  • Kaya
12. Hukuk Dairesi         2010/2229 E.  ,  2010/14828 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep 1. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/11/2009
NUMARASI : 2009/895-2009/929
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlular İİK'nun 133.maddesine göre yapılan ihalenin feshi istemine yönelik şikayetlerini, satış ilanının ve kıymet takdirinden sonra düzenlenen raporun kendisine tebliğ edilmediği, ihale şartnamesi ve satışın usulüne uygun yapılmadığını ve satış tutanağının usulüne uygun düzenlenmediği olgularına dayandırdığı anlaşılmaktadır.  Açıklanan bu şekli ile başvuru İİK'nun 134/1.maddesi gereğince ihale tarihinden itibaren 7 günlük süreye tabidir. Borçlulara İİK.nun 133/1.maddesine göre yapılan satışda  satış ilanı tebliğ edilmesi gerekmediği için adı geçenin aynı maddede yer alan 1 yıllık süreden istifade etmesi mümkün değildir.
06.02.1984 tarih ve 7/3 sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince harca tabi olan davalarda, dava, harcın yatırıldığı tarihte açılmış sayılır. Somut olayda, ihalenin gerçekleştirildiği 28.09.2009 tarihinden itibaren harcın yatırıldığı 13.10.2009 tarihi arasında yasada öngörülen 7 günlük şikayet süresi geçirilmiş olup, başvurunun bu nedenle reddi yerine işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de ilk ihalede satış ilanı tebliğ edildiği için süresinde şikayet edilmeyen satış öncesi işlemlerin ve bu arada, kıymet takdirinin kesinleştiği gözetilmeden bu iddianın fesih nedeni yapılması yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

IHALENIN düşmesine sebep olanın teminatsız ihaleye alınmaması

12. Hukuk Dairesi         2012/26920 E.  ,  2012/39463 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Uşak 1. Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 15/05/2012
NUMARASI : 2012/193-2012/555
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi  tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Uşak l.Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen ortaklığın giderilmesi kararı üzerine Uşak l.Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun 2011/12 satış dosyasından 05.12.2011 tarihinde gerçekleştirilen birinci açık artırmada, en yüksek pey sürmesi nedeniyle taşınmaz davacı N...A...'a ihale edilmiştir. Ancak adı geçen süresinde ihale bedelini yatırmadığından satış memuru tarafından ihale kararı kaldırılarak ondan evvel en yüksek teklifte bulunana 16.12.2011 tarihli muhtıra tebliğ edilmiş, onun da bu teklife uymaması üzerine taşınmaz satış memurluğunca yeniden açık artırmaya çıkartılmıştır.
Şikayetçi N....A....'ın 09.03.2012 tarihli dilekçesinde, yeniden yapılacak olan satışa İİK.nun 124/3. maddesine göre katılmak istediğini belirttiği, ancak icra müdürlüğünün 09.03.2012 tarihli kararı ile, ihalenin feshine sebebiyet veren N..A....ikinci kez çıkartılan ihaleye ancak teminat yatırdığında katılabileceği gerekçesiyle teminatsız olarak ihaleye katılma talebinin reddine karar verildiği, daha sonra da aynı gün taşınmazın 75.300,00 TL pey süren davalıya ihale edildiği anlaşılmıştır.
Şikayetçi alacaklı vekili, alacağa mahsuben teminatsız olarak ihaleye girme taleplerinin icra müdürlüğünce reddedilmesi nedeniyle ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece ilk ihalenin feshine mazeretsiz sebebiyet veren şikayetçinin somut olayda iyi niyetli olduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İİK.'nun 124/3. maddesine göre; '"Artırmaya iştirak edeceklerin taşınmazın muhammen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde pey akçesi veya milli bir bankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri şartnameye yazılır'".
Şikayete konu olan tapu kaydı incelendiğinde, şikayetçi N.A.'ın 1306/2400 hisse oranı ile taşınmazda pay sahibi olduğu görülmektedir.
Somut olayda; taşınmaza 62.578 TL kıymet takdir edildiği, ihaleye konu taşınmaza ilişkin olarak şikayetçinin tapudaki pay oranının ise ihale için öngörülen teminatın oldukça üzerinde olup, bu durumda şikayetçinin ihaleye katılması için teminat alınması gerekmediğinden, satış memurluğunca, şikayetçinin teminat yatırmaması nedeniyle ihaleye kabul edilmemesi açıkça ihaleye fesat karıştırılması niteliğindedir.
O halde mahkemece ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
             SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 01-11-2020, Saat: 22:06
  • Kaya
12. Hukuk Dairesi         2012/26920 E.  ,  2012/39463 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Uşak 1. Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 15/05/2012
NUMARASI : 2012/193-2012/555
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi  tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Uşak l.Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen ortaklığın giderilmesi kararı üzerine Uşak l.Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun 2011/12 satış dosyasından 05.12.2011 tarihinde gerçekleştirilen birinci açık artırmada, en yüksek pey sürmesi nedeniyle taşınmaz davacı N...A...'a ihale edilmiştir. Ancak adı geçen süresinde ihale bedelini yatırmadığından satış memuru tarafından ihale kararı kaldırılarak ondan evvel en yüksek teklifte bulunana 16.12.2011 tarihli muhtıra tebliğ edilmiş, onun da bu teklife uymaması üzerine taşınmaz satış memurluğunca yeniden açık artırmaya çıkartılmıştır.
Şikayetçi N....A....'ın 09.03.2012 tarihli dilekçesinde, yeniden yapılacak olan satışa İİK.nun 124/3. maddesine göre katılmak istediğini belirttiği, ancak icra müdürlüğünün 09.03.2012 tarihli kararı ile, ihalenin feshine sebebiyet veren N..A....ikinci kez çıkartılan ihaleye ancak teminat yatırdığında katılabileceği gerekçesiyle teminatsız olarak ihaleye katılma talebinin reddine karar verildiği, daha sonra da aynı gün taşınmazın 75.300,00 TL pey süren davalıya ihale edildiği anlaşılmıştır.
Şikayetçi alacaklı vekili, alacağa mahsuben teminatsız olarak ihaleye girme taleplerinin icra müdürlüğünce reddedilmesi nedeniyle ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece ilk ihalenin feshine mazeretsiz sebebiyet veren şikayetçinin somut olayda iyi niyetli olduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İİK.'nun 124/3. maddesine göre; '"Artırmaya iştirak edeceklerin taşınmazın muhammen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde pey akçesi veya milli bir bankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri şartnameye yazılır'".
Şikayete konu olan tapu kaydı incelendiğinde, şikayetçi N.A.'ın 1306/2400 hisse oranı ile taşınmazda pay sahibi olduğu görülmektedir.
Somut olayda; taşınmaza 62.578 TL kıymet takdir edildiği, ihaleye konu taşınmaza ilişkin olarak şikayetçinin tapudaki pay oranının ise ihale için öngörülen teminatın oldukça üzerinde olup, bu durumda şikayetçinin ihaleye katılması için teminat alınması gerekmediğinden, satış memurluğunca, şikayetçinin teminat yatırmaması nedeniyle ihaleye kabul edilmemesi açıkça ihaleye fesat karıştırılması niteliğindedir.
O halde mahkemece ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
             SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bankalar Alacağa Mahsuben Taşınmaz Alımlarında KDV ve Damga

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2009/29366
KARAR NO: 2010/10680   
DAVACI   : ALACAKLI: HSBC BANK A.Ş
DAVALI   : HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
DAVA TÜRÜ: Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
1- Alacaklı vekilinin damga vergisine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Vergi Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5281 Sayılı Kanunun 8.maddesi ile 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun, damga vergisinden istisna edilen işlemleri kapsayan (2) sayılı tablosuna 35 numaralı fıkra eklenmiştir. Bu fıkraya göre; “5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendi kapsamındaki işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar,” damga vergisinden istisna tutulmuştur.
5422 sayılı Kanun, 21.06.2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13.06.2006 tarihli 5520 sayılı "Kurumlar Vergisi Kanunu"nun 36. maddesi gereği yürürlükten kaldırılmış ise de, 21.06.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 1/5.maddesindeki; “Diğer kanunlarla 5422 sayılı Kanuna yapılmış olan atıflar, ilgili olduğu maddeler itibarıyla bu Kanuna yapılmış sayılır” düzenlemesi karşısında, 488 sayılı Kanuna ekli (2) sayılı tablonun 35. fıkrasına yapılan atfın, 5520 sayılı Kanunun 5.maddesine yapıldığının kabulü gerekir.
5520 Sayılı Kanunun 5/1-f maddesi gereğince; “Bankalara borçları nedeniyle kanunî takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara veya bu Fona devri….”, istisna kapsamında sayıldığına göre, bankaların yalnızca kredi sözleşmesinden kaynaklanan değil, her türlü alacaklarının tahsili için yaptıkları icra takibi nedeniyle yapılan ihale sonucu taşınmazı alacaklarına mahsuben almaları halinde, anılan işlemin damga vergisinden müstesna olduğunun kabulü gerekmektedir.
2- Alacaklı vekilinin KDV alınmasından sorumlu olmadıklarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinde, “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 1. maddesinin (d) bendinde; müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış 15 ve 48 seri nolu Katma Değer Vergisi genel tebliğlerinin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye nedenleriyle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.         
Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında KDV alınmakta olup KDV Kanununda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki KDV alımı, Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır. Yasa koyucu Katma Değer Vergisi Kanununun 11. ve sonraki maddelerinde, kanunun 1. maddesine göre KDV den sorumlu olanlarla ilgili olarak bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Katma Değer Vergisi Kanununun 17.maddesinin değişik ® bendinde ‘bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri’nin KDV den muaf olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda Danıştay kararları, Yargıtay ve diğer Daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda, alacaklı banka, alacağına karşılık borçlu ve kefilinin borçları ile ilgili olarak onlara ait taşınmazları cebri icra yolu ile aldığı takdirde KDV den muaftır.
[b]Somut olayımızda, alacaklı banka, kredi alacağından dolayı icra takibi başlatmış, kesinleşen takip üzerine, yapılan ihalede borçluya ait taşınmazı alacağına mahsuben almıştır. Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere alacaklı banka KDV ve Damga Vergisi uygulamasından muaf olacağı için, kendisinden bu konuda ödeme yapılması istenemez. O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile KDV alınmasına ilişkin icra memuru işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile şikayetin reddi isabetsizdir.[/b]
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 29.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2009/29366
KARAR NO: 2010/10680   
DAVACI   : ALACAKLI: HSBC BANK A.Ş
DAVALI   : HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
DAVA TÜRÜ: Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
1- Alacaklı vekilinin damga vergisine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Vergi Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5281 Sayılı Kanunun 8.maddesi ile 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun, damga vergisinden istisna edilen işlemleri kapsayan (2) sayılı tablosuna 35 numaralı fıkra eklenmiştir. Bu fıkraya göre; “5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendi kapsamındaki işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar,” damga vergisinden istisna tutulmuştur.
5422 sayılı Kanun, 21.06.2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13.06.2006 tarihli 5520 sayılı "Kurumlar Vergisi Kanunu"nun 36. maddesi gereği yürürlükten kaldırılmış ise de, 21.06.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 1/5.maddesindeki; “Diğer kanunlarla 5422 sayılı Kanuna yapılmış olan atıflar, ilgili olduğu maddeler itibarıyla bu Kanuna yapılmış sayılır” düzenlemesi karşısında, 488 sayılı Kanuna ekli (2) sayılı tablonun 35. fıkrasına yapılan atfın, 5520 sayılı Kanunun 5.maddesine yapıldığının kabulü gerekir.
5520 Sayılı Kanunun 5/1-f maddesi gereğince; “Bankalara borçları nedeniyle kanunî takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara veya bu Fona devri….”, istisna kapsamında sayıldığına göre, bankaların yalnızca kredi sözleşmesinden kaynaklanan değil, her türlü alacaklarının tahsili için yaptıkları icra takibi nedeniyle yapılan ihale sonucu taşınmazı alacaklarına mahsuben almaları halinde, anılan işlemin damga vergisinden müstesna olduğunun kabulü gerekmektedir.
2- Alacaklı vekilinin KDV alınmasından sorumlu olmadıklarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinde, “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 1. maddesinin (d) bendinde; müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış 15 ve 48 seri nolu Katma Değer Vergisi genel tebliğlerinin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye nedenleriyle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.         
Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında KDV alınmakta olup KDV Kanununda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki KDV alımı, Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır. Yasa koyucu Katma Değer Vergisi Kanununun 11. ve sonraki maddelerinde, kanunun 1. maddesine göre KDV den sorumlu olanlarla ilgili olarak bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Katma Değer Vergisi Kanununun 17.maddesinin değişik ® bendinde ‘bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri’nin KDV den muaf olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda Danıştay kararları, Yargıtay ve diğer Daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda, alacaklı banka, alacağına karşılık borçlu ve kefilinin borçları ile ilgili olarak onlara ait taşınmazları cebri icra yolu ile aldığı takdirde KDV den muaftır.
[b]Somut olayımızda, alacaklı banka, kredi alacağından dolayı icra takibi başlatmış, kesinleşen takip üzerine, yapılan ihalede borçluya ait taşınmazı alacağına mahsuben almıştır. Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere alacaklı banka KDV ve Damga Vergisi uygulamasından muaf olacağı için, kendisinden bu konuda ödeme yapılması istenemez. O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile KDV alınmasına ilişkin icra memuru işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile şikayetin reddi isabetsizdir.[/b]
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 29.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilinen son adres- Usulsüz tebligat- Kararın dokuz yıl sonra tebliği

[font="Times New Roman", Times, serif]Davacının duruşmada bildirdiği adres “Bilinen son adres” olduğuna göre, kararın bu adres yerine, mernis adresine Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebliğinin usulsüz olduğu ve kesinleştirme işlemi geçersiz olduğundan, davacının temyiz talebinin süresinde olduğu- Anlaşmalı boşanmaya ilişkin kararın dokuz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra davalı tarafından tebliğe çıkarılmasının dürüstlük kuralına aykırı ve "hakkın kötüye kullanılması" niteliğinde olduğu-[/font]

[font="Times New Roman", Times, serif]Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından eski hale getirme ve temyiz talebinde bulunulmakla evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:[/font]


1- Dosyanın incelenmesinden mahkeme kararının davacı erkeğin mernis adresine tebliğe çıkarıldığı, tebliğin bila tebliğ kaydıyla iade edilmesi üzerine, kararın aynı adrese “Mernis” adresi olduğu belirtilmek suretiyle Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi uyarınca 11/11/2019 tarihinde tebliğ edildiği, davacı erkeğin 12/02/2020 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu ancak davacı erkeğin yargılamanın duruşmasında farklı bir adres bildirdiği tespit edilmiştir.


Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır (Tebligat Kanunu m. 10/1). Adres kayıt sisteminde bulunan adresin bilinen en son adres olarak kabul edilebilmesi, bilinen en son adrese tebligat yapılamamış olması veya bu adresin tebliğe elverişli olmaması halinde mümkündür. Bilinen en son adresin tebliğe elverişli olmadığı anlaşılmadan veya bu adreste tebligat yapılamadığı görülmeden doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde tebligatın yapılması; yapılan tebligatı usulsüz kılar (Tebligat Kanunu m. 10/2). Davacı erkeğin duruşmada bildirdiği adres “Bilinen son adres” olduğuna göre, kararın bu adres yerine mernis adresine Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebliği usulsüzdür. Usulsüz tebligat hüküm ve sonuç doğurmaz; kesinleştirme işlemi geçersizdir. Bu itibarla, davacı erkeğin temyiz talebinin süresinde olduğunun kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.


2-Boşanma davası 16/04/2010 tarihinde açılmış ve mahkemenin verdiği 26/04/2010 tarihli karar ile tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanmalarına karar verilmiştir. Davalı kadın kararı dokuz yıl sonra erkeğe tebliğe çıkarmış ve kesinleştirme talebinde bulunmuştur. Davacı erkek temyiz dilekçesinde, ortak yaşamın sürdüğünden bahisle, boşanma davasının kesinleştirilmesi işleminin iptalini talep etmiştir.


Kararın dokuz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra davalı kadın tarafından tebliğe çıkarılması, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırıdır ve "Hakkın kötüye kullanılması" niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu'nun 2/2. maddesinde belirtildiği gibi bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Gerçekleşen bu durum karşısında, davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


2. HD. 30.06.2020 T. E: 2268, K: 3491
  • Cevap Yok
  • 31-10-2020, Saat: 19:35
  • DuraN
[font="Times New Roman", Times, serif]Davacının duruşmada bildirdiği adres “Bilinen son adres” olduğuna göre, kararın bu adres yerine, mernis adresine Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebliğinin usulsüz olduğu ve kesinleştirme işlemi geçersiz olduğundan, davacının temyiz talebinin süresinde olduğu- Anlaşmalı boşanmaya ilişkin kararın dokuz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra davalı tarafından tebliğe çıkarılmasının dürüstlük kuralına aykırı ve "hakkın kötüye kullanılması" niteliğinde olduğu-[/font]

[font="Times New Roman", Times, serif]Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından eski hale getirme ve temyiz talebinde bulunulmakla evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:[/font]


1- Dosyanın incelenmesinden mahkeme kararının davacı erkeğin mernis adresine tebliğe çıkarıldığı, tebliğin bila tebliğ kaydıyla iade edilmesi üzerine, kararın aynı adrese “Mernis” adresi olduğu belirtilmek suretiyle Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi uyarınca 11/11/2019 tarihinde tebliğ edildiği, davacı erkeğin 12/02/2020 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu ancak davacı erkeğin yargılamanın duruşmasında farklı bir adres bildirdiği tespit edilmiştir.


Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır (Tebligat Kanunu m. 10/1). Adres kayıt sisteminde bulunan adresin bilinen en son adres olarak kabul edilebilmesi, bilinen en son adrese tebligat yapılamamış olması veya bu adresin tebliğe elverişli olmaması halinde mümkündür. Bilinen en son adresin tebliğe elverişli olmadığı anlaşılmadan veya bu adreste tebligat yapılamadığı görülmeden doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde tebligatın yapılması; yapılan tebligatı usulsüz kılar (Tebligat Kanunu m. 10/2). Davacı erkeğin duruşmada bildirdiği adres “Bilinen son adres” olduğuna göre, kararın bu adres yerine mernis adresine Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebliği usulsüzdür. Usulsüz tebligat hüküm ve sonuç doğurmaz; kesinleştirme işlemi geçersizdir. Bu itibarla, davacı erkeğin temyiz talebinin süresinde olduğunun kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.


2-Boşanma davası 16/04/2010 tarihinde açılmış ve mahkemenin verdiği 26/04/2010 tarihli karar ile tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanmalarına karar verilmiştir. Davalı kadın kararı dokuz yıl sonra erkeğe tebliğe çıkarmış ve kesinleştirme talebinde bulunmuştur. Davacı erkek temyiz dilekçesinde, ortak yaşamın sürdüğünden bahisle, boşanma davasının kesinleştirilmesi işleminin iptalini talep etmiştir.


Kararın dokuz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra davalı kadın tarafından tebliğe çıkarılması, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırıdır ve "Hakkın kötüye kullanılması" niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu'nun 2/2. maddesinde belirtildiği gibi bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Gerçekleşen bu durum karşısında, davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


2. HD. 30.06.2020 T. E: 2268, K: 3491

Tasarrufun iptali- Borcun doğum tarihi

[font="Times New Roman", Times, serif]Mahkemece "tasarrufun iptali davasına dayanak yapılan takibe konu çeklerden tarihi en erken olanına göre iptali istenen tasarrufların, borç doğmadan önce yapıldığı" kabul edilmişse de, davacı-alacaklı ile davalı borçlu arasındaki temel ilişkinin çok daha önce başladığı, dosya kapsamındaki beyanlar ile takibe konu edilen çekler ve sunulan faturalardan da görüleceği gibi, "tarafların devamlılık arz eder" şekilde davaya konu tasarruf öncesinde iş yaptıkları anlaşıldığından, iptali istenilen takip dayanağı borcun konusunu oluşturan temel ilişkinin başlama tarihinin daha önce olduğu kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden işin esasına girilmesi gerektiği-[/font]


[font="Times New Roman", Times, serif]1. Taraflar arasındaki “tasarrufun iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 28.02.2012 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline olan borcun tahsili amacıyla davalı borçlu ... aleyhine Malatya 2. İcra Dairesinin 2011/... ve Malatya 1. İcra Dairesinin 2011/... takip sayılı dosyaları ile icra takibi başlatıldığını, borçlu ... adına kayıtlı malvarlığı bulunmadığından hakkında başlatılan icra takiplerinin sonuçsuz kaldığını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazlarını 05.05.2011, 24.12.2010, 22.03.2011 tarihlerinde yakınları olan diğer davalılara muvazaalı olarak satış ve terkin etmek suretiyle müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek davalı borçlu ...'ün diğer davalılara belirtilen tarihlerde alacaklılar aleyhine mal kaçırmak amacıyla yapmış olduğu dava konusu edilen sekiz adet taşınmaza ilişkin olarak yapılan tasarrufun iptali ile eski hâle iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalılar vekilleri ayrı ayrı verdikleri 29.03.2012, 19.04.2012 ve 31.12.2012 havale tarihli cevap dilekçelerinde; iptali istenen tasarrufların borcun doğumundan önce yapıldığını, davanın süresinde açılmadığını, davacının elinde kesin ya da geçici aciz vesikasının bulunmadığını, satışların gerçek olduğunu, tasarrufun iptali ile eski hâle getirme isteminin geçersiz olduğunu, dava konusu edilen taşınmazların değerinin talep edilen alacak miktarının çok üzerinde olduğunu, davacının ancak alacağını karşılayacak miktarda talepte bulunması gerekirken taşınmazların değeri dikkate alınmadan tüm taşınmazlar yönünden dava açılmasının da usul ve yasaya uygun olmadığını savunarak davanın reddini karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme Kararı:
6. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2012/120 E., 2013/590 K. sayılı kararı ile; davacı tarafça dosyaya sunulan haciz tutanaklarında borçlunun adresinin kapalı olması sebebiyle haciz yapılamadığına dair tutanak düzenlendiği, düzenlenen bu tutanağın geçici veya kesin aciz vesikası niteliğinde olmadığı, bu hâliyle dava şartı olan aciz vesikasının bulunmadığı, tapu kayıtları dikkate alındığında, devirlerin 26.05.2008, 24.12.2010, 05.05.2011, 24.08.2011 tarihlerinde yapıldığı, takip dosyasının dayanağını teşkil eden çeklerin 20.09.2011, 30.09.2011, 20.10.2011, 20.11.2011 keşide tarihli oldukları, mevcut hâlleriyle bu alacakların devir tarihinden sonra doğmuş olduğu, davacı tarafa borcun dayanağını teşkil eden kambiyo senetlerinin ileri tarihli olarak keşide edilip edilmediği, çeklerin dayanağı olan hukuki ilişkinin hangi tarihte gerçekleştiği ve mal teslimiyle çeklerdeki miktarla uyumlu belgeleri ibraz etmesi konusunda süre tanındığı, davacı tarafça daha önceki aşamalarda sunulan faturaların miktar itibariyle çeklerle uyuşmadığı, bu hâliyle alacağın temlik tarihinden önce doğduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 16.06.2015 tarihli ve 2014/4397 E., 2015/8759 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.
1.İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Bu davaların görülebilmesi için, diğer dava koşullarının yanında tasarrufun iptali istenilen işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Öte yandan ticari yaşamda çeklerin vadeli ödeme aracı olarak da kullanıldığı bilinen bir gerçektir.
Somut olayda, dava dayanağı takibe konu çek tarihi 20.09.2011 tarihi olmakla birlikte, davacı vekili, davacı alacaklıya bu çekin süre gelen ticari ilişki nedeni ile verildiğini, borç kaynağı olarak gösterilen bir kısım faturaların 18.03.2011 tarihinde düzenlendiğini, bir kısım malların ise faturasız gönderildiğini belirtmiştir. Borçlunun takibe konu borç miktarı ile ilgili bir itirazı olmamış ve takip kesinleşmiştir.
Bu durumda, iptali istenilen takip dayanağı borcun doğum tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2.Kabule göre ise, dava ön koşul yokluğundan red edildiğine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2 maddesine göre maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi de isabetsiz olmuştur…” gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2016/... E., 2016/... K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak tasarrufun iptali talebiyle açılan ve dava konusu edilen taşınmazların davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin doğumu tarihinden önce devredildiği, davacının icra takibine girişirken esas olarak dosyaya ibraz ettiği toplamda 120.000,00TL'lik asıl alacak miktarındaki çeklerin vade tarihlerinin 20.09.2011, 30.09.2011, 20.10.2011, 20.11.2011 olduğunu, taşınmazdan beş tanesinin 05.05.2011 tarihinde, diğerlerinin 26.05.2008, 24.12.2010, 24.08.2011 tarihlerinde devredildiği, dosyaya ibraz edilen en erken tarihlisi 18.03.2011 olan faturaların toplam bedelinin 30.838,36TL olduğu, davacının işbu çeklerin kaynağı olarak gösterilen faturaların bedeli ile çeklerin bedelinin birbirinden çok farklı rakamlar olduğu, aradaki bu büyük meblağ farkı gözetildiğinde bu çeklerin davacının iddia ettiği faturaların bedeli olarak verildiğini söylemek mümkün olmadığından borcun doğum tarihini ilk fatura tarihi olarak kabulüne imkân bulunmadığı, her ne kadar çeklerin ticari hayatta ileri tarihli olarak keşide edilmesi söz konusu olsa da davacının bahsettiği gibi aralarında başkaca bir alışveriş olmadığı beyanı da göz önüne alındığında; bu beyanın yanıltıcı olduğu, bu çeklerin iddia edilen faturalara karşılık olarak verilmiş olup olmadığı hususunu ispatlayamadığı, takip talebinin davalı borçlunun mernis adresine yapıldığı, sonrasında davalının bu adresten taşınmış olduğu ve tebligatın muhtara yapılmış olduğunun görüldüğü, hâl böyle iken davacının taşındığını bildiği bu adrese icra memurları ile haciz işlemi yapmak niyetiyle gittiği 04.04.2012 tarihli haciz tutanağında davalının adresten taşındığı dolayısıyla haciz yapılamadığı belirtilerek, işbu belgenin İİK’nın 105. maddesi anlamında aciz vesikası olarak kabul edilerek dava açılmış olduğu görülmekle, davacının dosyaya sunmuş olduğu işbu belgenin aciz vesikası olarak kabulünün mümkün olmadığı, davacının adresten taşındığını öğrendiği davalının başka adreslerini araştırmasının gerektiği, davalının mahkeme safhasında yapılan tebligatlara dayanak adreslere ulaşıldığı davalının bu noktada adresinin tespit edilebildiği gözetildiğinde davacının borçlunun başkaca adreslerinin araştırmasını yapması gerektiği, borçlunun taşındığı adreste yapılan haciz işleminin geçici aciz belgesi olmayacağı, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın görülebilirlik şartlarından olan geçici ya da kesin aciz vesikasının dosya kapsamında bulunup bulunmadığı,
Davanın görülebilirlik şartlarından olan iptali istenilen tasarruf işleminin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerektiği kuralının somut uyuşmazlık bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği ve burada varılacak sonuca göre, iptali istenilen takip dayanağı borcun doğum tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 vd. maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
13. Tasarrufun iptali davası; “borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava,” kısaca borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava olarak tanımlanabilir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Güneren, A: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40). Yeri gelmişken hemen belirtmek gerekir ki; tasarrufun iptali davası hukuki niteliği itibari ile dava konusu malın aynına ilişkin olmayıp, şahsi bir davadır.
14. İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen ve iptal davasının konusunu teşkil eden tasarruflar genel olarak üç grupta toplanmıştır. Bunlar; karşılıksız (ivazsız) yapılan tasarruflar, aciz hâlinde iken ve bundan ötürü yapılan tasarruflar ve olağan durumlarda borçlunun yapmayacağı işlemlerle malvarlığında eksiltme yaratan tasarruflardır. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar tahdidi olarak sayılmış değildir. Kanun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır (m. 281). Dava dilekçesinde İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinden hangisine istinaden iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.11.1987 tarihli ve 1987/15-381 E., 1987/ 873 K. sayılı kararında da açıklanmıştır.
15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinde belirtilen ve bütün davalar bakımında geçerlilik taşıyan dava şartlarının yanında tasarrufun iptali davasında, bu davaya özgü birtakım özel dava koşulları da bulunmaktadır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması, borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması, iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. Açılan tasarrufun iptali davasında taraf oluşumu gerçekleşmişse, hâkim, öncelikle, dava koşullarının (şartları) varlığını kendiliğinden inceler. Çünkü, iptal davasının esasına girilebilmesi için dava koşullarının bulunması gerekir. İlk önce, mahkemeye ilişkin dava koşulları, sonra taraflara ilişkin dava koşulları, dava süresinde açılmışsa son olarak dava konusuna ilişkin dava koşulları ve iptal davasına özgü dava koşulları incelenir. Dava koşullarından birisi yoksa mahkemece davanın esasına girilmeden davanın dava koşulu yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilir (Güneren, s.466). Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2005 tarihli ve 2005/15-100 E., 2005/119 K., 30.04.2019 tarihli ve 2017/17-1791 E., 2019/498 K. sayılı kararlarında da ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.
16. Genel haciz yolu ile takipte, bağımsız olarak açılan tasarruf iptal davası koşullarından birisi de, davaya dayanak yapılan icra dosyasında borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. Çünkü haciz yoluyla yapılan takipte alacağın kısmen veya tamamen ödenmediği, ancak aciz belgesinin varlığı ile saptanabilir. Alacaklının yapılan her takip için o takip dosyasından verilmiş aciz belgesini mahkemeye sunması gerekir (Güneren, s. 626 vd.). Hemen burada aciz belgesinin ne olduğunu açıklamakta fayda bulunmaktadır. Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Haczedilen taşınır ve taşınmazlar hakkında, haczin yapıldığı mahalde haczi yapan memur tarafından bir tutanak düzenlenir. İİK’nın 102. maddesine göre haciz tutanağına alacaklı ve borçlunun ad ve soyadları, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen malların cins ve miktarı ile kıymetleri ve varsa üçüncü kişilerin iddiaları yazılarak haczi yapan memur tarafından imza edilir. Ayrıca hazır bulunan alacaklı varsa vekili, borçlu, yediemin ve bilirkişiler de tutanağı imza ederler. Borçlunun haczedilen malları alacağı karşılamaya yeterli olmazsa veya haczi kabil mal bulunmazsa bunlar da tutanağa yazılır (İİK, m. 102/son). Alacaklı veya borçlu haciz sırasında hazır değilse, kendilerine tebligat yapılarak üç gün içinde tutanağı inceleyip diyecekleri varsa bildirmeleri için davet olunurlar (İİK, m 103). Bu üç günlük süre yapılan haciz işlemine karşı şikâyet süresinin başlamasını sağlamak amacına yöneliktir. İcra dairesince takdir edilen kıymete göre haczedilen malların alacağı karşılamadığı anlaşılırsa buna ilişkin haciz tutanağı da geçici aciz belgesi sayılır (m.105/2). Eş söyleyişle, haciz sırasında borçlunun bir kısım malları bulunmasına karşın, bunların takdir edilen kıymetine göre takibe konu alacağı karşılamaya yetmediği anlaşılırsa, buna ilişkin haciz tutanağı geçici aciz belgesi sayılır. Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerekir. Aksi hâlde tutanak aciz belgesi niteliği taşımaz. Kesin aciz belgesinde de olduğu gibi borçluya ayrıca aciz belgesi verilmez. Buna ilişkin haciz tutanağı geçici aciz belgesi hükmündedir. Alacaklıya İİK’nın 277. maddesinde yazılı hakları verir. Yani iptal davası açma hakkı verir. Geçici aciz belgesi kesin aciz belgesinden farklı olarak İİK’nın 68. maddesi anlamında borç ikrarını havi bir senet niteliğinde değildir.
17. Kesin aciz belgesine gelince; icra takibi sonucunda paraların paylaştırılmasından sonra alacaklıya verilen belgeye kesin aciz belgesi denir. Bu belge İİK’nın 143. maddesinde açıklanmıştır. Bu belge İİK’nın 68. maddesi anlamında borç ikrarını havi bir senet mahiyetinde olup alacaklıya iptal davası açma hakkını verir. Ayrıca haciz sırasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malı bulunmazsa bunu belgeleyen haciz tutanağı da İİK’nın 143. maddesi anlamında kesin aciz belgesi niteliğindedir. Bu tutanak doğrudan doğruya kesin aciz belgesi yerine geçtiğinden alacaklıya ayrıca bir aciz belgesi verilmez. İcra memurunun borçlunun haczi kabil malının bulunup bulunmadığını araştırması ve haciz tutanağında açıkça göstermesi gerekir. Şayet borçlunun haczedilebilir malının bulunduğu anlaşılmışsa kesin aciz belgesi verilemez.
18. Aciz belgesine dayanılarak açılan iptal davası sırasında aciz belgesinin iptali için dava açıldığı ileri sürülürse ve belgelenirse açılan bu davanın tasarrufun iptali davasının sonucuna etkisi olacağından ön mesele yapılması gerekir.
19. Aciz belgesinin alacaklının yaptığı icra takibi ile ilgili olması gerekir. Bir başka alacaklının kendi alacağı ile ilgili olarak alınan aciz belgesine dayanılarak iptal davası açılamaz. Yargıtay uygulaması yerleşik olarak bu yöndedir. Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracı olduğundan, aciz belgesine rağmen ve bu belge dava yoluyla iptal edilmedikçe borçlu; mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez. Alacaklının bu belgelere dayanarak tasarrufun iptali davası açması mümkündür. Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı İİK’nın 8. maddesi gereğince “aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge” niteliğindedir. Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikâyet veya itiraz yoluyla icra hâkimliğince ortadan kaldırılmadıkça mahkemece gerek resen gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz. Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı hâlinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez.
20. Borçlu hakkında aciz vesikası alınmamakla birlikte, borçlu kayıp ve adresi saptanamıyor, tebligatlar da ilanen yapılıp, hakkında birçok takip bulunuyorsa bu takdirde aciz hâli gerçekleşmiş sayılır. Aciz belgesinin varlığı davanın dinlenebilmesi için ön koşul olduğundan bu husus mahkemece resen (kendiliğinden) araştırılmalıdır. Ne var ki, kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur. Önemli olan husus bu belgenin davanın açılmasından önceki bir takibe dayalı olmasıdır. Karar kesinleşinceye kadar alınıp ibraz edilmesi mümkündür. Mahkemece dava açıldığı sırada aciz belgesinin yokluğundan dolayı davanın reddi mümkün değildir. Dava sürerken ikmali olanaklı dava şartlarındandır. Dava ekonomisi bu düşüncenin altında yatan en önemli nedendir. Yargıtay’ın sapma göstermeyen, yerleşik uygulaması da bu yöndedir.
21. Somut olayda, borçlu hakkında yapılmış birden fazla takip bulunduğu, davaya konu her iki takip dosyasından da borçlunun kayıp ve adresinin saptanamadığının anlaşıldığı, saptanan ve bilinen adreslerinde de icraca haczi kabil malının bulunmadığının tespit edildiği, yine davalı borçlu adına tapu sicil müdürlüğü, bankalara ve üçüncü kişilere yazılan haciz yazılarından borçlunun malı olmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Bu durumda borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Eş söyleyişle, yerel mahkemece dava ön şartının bulunmadığına yönelik olarak sunulan gerekçelerden ilki olan aciz belgesinin yokluğu durumunun somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Özel Daire bozma kararında aciz belgesinin varlığı kabul edilmiş ve yerel mahkemece sunulan ikinci gerekçeye ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Zira yerel mahkemece ayrıca dava konusu edilen taşınmazların davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin doğumu tarihinden önce devredildiği ikinci bir gerekçe olarak belirtilmiştir.
22. Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için, diğer dava koşullarının yanında tasarrufun iptali istenilen işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Mahkemece bu ön koşul resen araştırılacak ve gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamayacaktır. Alacaklının, borçlanmanın gerçekleştiği tarihteki, borçlunun malvarlığına güvenerek işlem yaptığı göz önüne alınarak, borcun doğumundan önceki tasarruflar iptal davasına konu edilemez. İşte bu nedenle, borcun hangi tarihte doğduğunun ve borcun doğumuna ilişkin hukuksal nedenin araştırılması gerekir.
23. 6762 sayılı TTK’nın 707. maddesine göre; “Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı her hangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir.” Bilindiği gibi, çeklerde düzenleme tarihinin gösterilmesi zorunludur (6102 sayılı TTK, m. 780, 6762 sayılı TTK, m. 692). Düzenlenme tarihi bulunmadığı takdirde ilgili senet Kanunun aradığı diğer bütün unsurlara sahip olsa dahi çek vasfını kazanamaz (6102 sayılı TTK, m 781/1, 6762 sayılı TTK, m 693 ). Kanun koyucu çeklerde düzenlenme günü olarak gösterilen tarihin, senedin gerçek düzenlenme günü olmasını aramamıştır. Kanun koyucunun bu konudaki suskunluğu, hiç şüphesiz, ileri tarihli çek düzenlenmesine imkân veren hâllerden birisidir. 6762 sayılı TTK’nın 707/2 (6102 sayılı TTK’nın 795/2.) maddesinde düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için muhatap bankaya ibraz olunan bir çekin ibraz günü ödeneceği ifade edilerek, Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenmesi zımnen kabul edilmiştir. Bu madde ile kanun koyucu, ileri tarihli çek düzenlenmesinin bir nevi müeyyidesi olarak bir çekin üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazı hâlinde karşılığı varsa ödeneceğini açıkça kabul ederken, zımnen de bir çekin düzenlenme günü olarak gösterilen tarihten önce ileri tarihli olarak tedavüle çıkarılabileceğini ve bu tip bir senedin diğer kanuni unsurlara sahip olmak kaydıyla çek sayılacağını belirtmiştir.
24. Çeklerde vade olmayacağı kural ise de, uygulamada ticarî yaşamda ileri bir tarihte keşide edilmiş gibi çek düzenlendiği, bu tip çeklerin yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Uygulamada ve öğretide bu gibi hâllerde borcun; vade, ibraz ya da takip tarihlerinden önce doğduğu iddiasının varlığı hâlinde, borcun gerçek doğum tarihinin tespitinin gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2002 tarihli ve 2002/15-543 E., 2002/552 K. sayılı kararında belirtilen ilke kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca, Çek Kanunu’na 6273 sayılı Kanunla eklenen geçici madde 3/5. fıkrası ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar çekin ödenmek için üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı öngörülmüş; böylece, kanun koyucu bu fıkra ile de ileri tarihli çek düzenlenebileceğini; ancak bu çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ödenmeleri için ibraz edilmelerinin mümkün olmadığını; buna rağmen ibrazları hâlinde bu fıkranın söz konusu düzenlemesinin sonucu olarak 6102 sayılı TTK’nın 795/2. ( 6762 sayılı Kanunun 707/2 ) maddesine aykırı olarak muhatap bankaca ödenmelerinin mümkün olamayacağını kabul etmiştir. Böylece geçici madde 3/5. fıkrasında öngörülen bu düzenleme ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar 6102 sayılı TTK’nın 795/1. ve 2. fıkraları ile Çek Kanununun 3/8. fıkrasının uygulanması dondurulmuştur. Geçici madde 3/5. fıkrası uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihlerinden önce muhatap bankaya ibraz edilerek "kırdırtmalarının" mümkün olmadığının da kabulü gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu fıkra uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmeleri ve ödenmeleri mümkün değildir (Bozer., A Göle. C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s. 324vd).
25. Somut olayda, mahkemece davaya dayanak yapılan takibe konu çeklerden tarihi en erken olanına göre iptali istenen tasarrufların borç doğmadan önce yapıldığı belirtilmiş ise de, davacı vekili, davacı alacaklıya bu çekin süre gelen ticari ilişki nedeni ile verildiğini, takip konusu çek miktarı kadar malın borçluya gönderildiğini, borç kaynağı olarak gösterilen bir kısım faturaların 18.03.2011 tarihinde düzenlendiğini, bir kısım malların ise faturasız gönderildiğini belirtmiştir. Borçlunun takibe konu borç miktarı ile ilgili bir itirazı olmamış ve takip kesinleşmiştir. Davalılar vekili 03.07.2013 havale tarihli beyan dilekçesinde, davacı tarafından sunulan faturaların müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, ancak takibe konu edilen çeklerle söz konusu faturaların ilgisinin bulunmadığını, miktar olarak uyuşmadıkları gibi fatura karşılıklarının da gününde ödendiği savunulmuştur. Bu durumda davacı alacaklı ile davalı borçlu arasındaki temel ilişkinin çok daha önce başladığı, dosya kapsamındaki beyanlar ile takibe konu edilen çekler ve sunulan faturalardan da görüleceği gibi tarafların devamlılık arz eder şekilde davaya konu tasarruf öncesinde iş yaptıklarını da göstermektedir. Bu durumda, iptali istenilen takip dayanağı borcun konusunu oluşturan temel ilişkinin başlama tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
26. Özel Daire bozma kararındaki 2 numaralı bent kabule göre bozma yapıldığından uyuşmazlık kapsamına alınmamış olup, bozma neden ve şekline göre bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
27. Öte yandan, göreve ilişkin olan kurallar kamu düzenine ilişkin olmakla, yerel mahkemece davanın tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmesine yönelik bir ara karar oluşturulmadığı, ilk kararda da bu sıfata yer verilmediği gözetilerek direnme kararındaki gerekçeli karar başlığında “Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla” ibaresinin hataen yer aldığı kabul edilmiştir. Mahkemenin sıfatına ilişkin ibarenin kaldırılması gerektiği, bu husus ve yine gerekçeli karar başlığında dava tarihinin yanlış olarak belirtilmiş olması hususu mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
28. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
IV. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
HGK. 14.01.2020 T. E: 2019/17-16, K: 7[/font]
[font="Times New Roman", Times, serif]Mahkemece "tasarrufun iptali davasına dayanak yapılan takibe konu çeklerden tarihi en erken olanına göre iptali istenen tasarrufların, borç doğmadan önce yapıldığı" kabul edilmişse de, davacı-alacaklı ile davalı borçlu arasındaki temel ilişkinin çok daha önce başladığı, dosya kapsamındaki beyanlar ile takibe konu edilen çekler ve sunulan faturalardan da görüleceği gibi, "tarafların devamlılık arz eder" şekilde davaya konu tasarruf öncesinde iş yaptıkları anlaşıldığından, iptali istenilen takip dayanağı borcun konusunu oluşturan temel ilişkinin başlama tarihinin daha önce olduğu kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden işin esasına girilmesi gerektiği-[/font]


[font="Times New Roman", Times, serif]1. Taraflar arasındaki “tasarrufun iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 28.02.2012 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline olan borcun tahsili amacıyla davalı borçlu ... aleyhine Malatya 2. İcra Dairesinin 2011/... ve Malatya 1. İcra Dairesinin 2011/... takip sayılı dosyaları ile icra takibi başlatıldığını, borçlu ... adına kayıtlı malvarlığı bulunmadığından hakkında başlatılan icra takiplerinin sonuçsuz kaldığını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazlarını 05.05.2011, 24.12.2010, 22.03.2011 tarihlerinde yakınları olan diğer davalılara muvazaalı olarak satış ve terkin etmek suretiyle müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek davalı borçlu ...'ün diğer davalılara belirtilen tarihlerde alacaklılar aleyhine mal kaçırmak amacıyla yapmış olduğu dava konusu edilen sekiz adet taşınmaza ilişkin olarak yapılan tasarrufun iptali ile eski hâle iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalılar vekilleri ayrı ayrı verdikleri 29.03.2012, 19.04.2012 ve 31.12.2012 havale tarihli cevap dilekçelerinde; iptali istenen tasarrufların borcun doğumundan önce yapıldığını, davanın süresinde açılmadığını, davacının elinde kesin ya da geçici aciz vesikasının bulunmadığını, satışların gerçek olduğunu, tasarrufun iptali ile eski hâle getirme isteminin geçersiz olduğunu, dava konusu edilen taşınmazların değerinin talep edilen alacak miktarının çok üzerinde olduğunu, davacının ancak alacağını karşılayacak miktarda talepte bulunması gerekirken taşınmazların değeri dikkate alınmadan tüm taşınmazlar yönünden dava açılmasının da usul ve yasaya uygun olmadığını savunarak davanın reddini karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme Kararı:
6. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2012/120 E., 2013/590 K. sayılı kararı ile; davacı tarafça dosyaya sunulan haciz tutanaklarında borçlunun adresinin kapalı olması sebebiyle haciz yapılamadığına dair tutanak düzenlendiği, düzenlenen bu tutanağın geçici veya kesin aciz vesikası niteliğinde olmadığı, bu hâliyle dava şartı olan aciz vesikasının bulunmadığı, tapu kayıtları dikkate alındığında, devirlerin 26.05.2008, 24.12.2010, 05.05.2011, 24.08.2011 tarihlerinde yapıldığı, takip dosyasının dayanağını teşkil eden çeklerin 20.09.2011, 30.09.2011, 20.10.2011, 20.11.2011 keşide tarihli oldukları, mevcut hâlleriyle bu alacakların devir tarihinden sonra doğmuş olduğu, davacı tarafa borcun dayanağını teşkil eden kambiyo senetlerinin ileri tarihli olarak keşide edilip edilmediği, çeklerin dayanağı olan hukuki ilişkinin hangi tarihte gerçekleştiği ve mal teslimiyle çeklerdeki miktarla uyumlu belgeleri ibraz etmesi konusunda süre tanındığı, davacı tarafça daha önceki aşamalarda sunulan faturaların miktar itibariyle çeklerle uyuşmadığı, bu hâliyle alacağın temlik tarihinden önce doğduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 16.06.2015 tarihli ve 2014/4397 E., 2015/8759 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.
1.İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Bu davaların görülebilmesi için, diğer dava koşullarının yanında tasarrufun iptali istenilen işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Öte yandan ticari yaşamda çeklerin vadeli ödeme aracı olarak da kullanıldığı bilinen bir gerçektir.
Somut olayda, dava dayanağı takibe konu çek tarihi 20.09.2011 tarihi olmakla birlikte, davacı vekili, davacı alacaklıya bu çekin süre gelen ticari ilişki nedeni ile verildiğini, borç kaynağı olarak gösterilen bir kısım faturaların 18.03.2011 tarihinde düzenlendiğini, bir kısım malların ise faturasız gönderildiğini belirtmiştir. Borçlunun takibe konu borç miktarı ile ilgili bir itirazı olmamış ve takip kesinleşmiştir.
Bu durumda, iptali istenilen takip dayanağı borcun doğum tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2.Kabule göre ise, dava ön koşul yokluğundan red edildiğine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2 maddesine göre maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi de isabetsiz olmuştur…” gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2016/... E., 2016/... K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak tasarrufun iptali talebiyle açılan ve dava konusu edilen taşınmazların davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin doğumu tarihinden önce devredildiği, davacının icra takibine girişirken esas olarak dosyaya ibraz ettiği toplamda 120.000,00TL'lik asıl alacak miktarındaki çeklerin vade tarihlerinin 20.09.2011, 30.09.2011, 20.10.2011, 20.11.2011 olduğunu, taşınmazdan beş tanesinin 05.05.2011 tarihinde, diğerlerinin 26.05.2008, 24.12.2010, 24.08.2011 tarihlerinde devredildiği, dosyaya ibraz edilen en erken tarihlisi 18.03.2011 olan faturaların toplam bedelinin 30.838,36TL olduğu, davacının işbu çeklerin kaynağı olarak gösterilen faturaların bedeli ile çeklerin bedelinin birbirinden çok farklı rakamlar olduğu, aradaki bu büyük meblağ farkı gözetildiğinde bu çeklerin davacının iddia ettiği faturaların bedeli olarak verildiğini söylemek mümkün olmadığından borcun doğum tarihini ilk fatura tarihi olarak kabulüne imkân bulunmadığı, her ne kadar çeklerin ticari hayatta ileri tarihli olarak keşide edilmesi söz konusu olsa da davacının bahsettiği gibi aralarında başkaca bir alışveriş olmadığı beyanı da göz önüne alındığında; bu beyanın yanıltıcı olduğu, bu çeklerin iddia edilen faturalara karşılık olarak verilmiş olup olmadığı hususunu ispatlayamadığı, takip talebinin davalı borçlunun mernis adresine yapıldığı, sonrasında davalının bu adresten taşınmış olduğu ve tebligatın muhtara yapılmış olduğunun görüldüğü, hâl böyle iken davacının taşındığını bildiği bu adrese icra memurları ile haciz işlemi yapmak niyetiyle gittiği 04.04.2012 tarihli haciz tutanağında davalının adresten taşındığı dolayısıyla haciz yapılamadığı belirtilerek, işbu belgenin İİK’nın 105. maddesi anlamında aciz vesikası olarak kabul edilerek dava açılmış olduğu görülmekle, davacının dosyaya sunmuş olduğu işbu belgenin aciz vesikası olarak kabulünün mümkün olmadığı, davacının adresten taşındığını öğrendiği davalının başka adreslerini araştırmasının gerektiği, davalının mahkeme safhasında yapılan tebligatlara dayanak adreslere ulaşıldığı davalının bu noktada adresinin tespit edilebildiği gözetildiğinde davacının borçlunun başkaca adreslerinin araştırmasını yapması gerektiği, borçlunun taşındığı adreste yapılan haciz işleminin geçici aciz belgesi olmayacağı, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın görülebilirlik şartlarından olan geçici ya da kesin aciz vesikasının dosya kapsamında bulunup bulunmadığı,
Davanın görülebilirlik şartlarından olan iptali istenilen tasarruf işleminin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerektiği kuralının somut uyuşmazlık bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği ve burada varılacak sonuca göre, iptali istenilen takip dayanağı borcun doğum tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 vd. maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
13. Tasarrufun iptali davası; “borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava,” kısaca borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava olarak tanımlanabilir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Güneren, A: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40). Yeri gelmişken hemen belirtmek gerekir ki; tasarrufun iptali davası hukuki niteliği itibari ile dava konusu malın aynına ilişkin olmayıp, şahsi bir davadır.
14. İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen ve iptal davasının konusunu teşkil eden tasarruflar genel olarak üç grupta toplanmıştır. Bunlar; karşılıksız (ivazsız) yapılan tasarruflar, aciz hâlinde iken ve bundan ötürü yapılan tasarruflar ve olağan durumlarda borçlunun yapmayacağı işlemlerle malvarlığında eksiltme yaratan tasarruflardır. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar tahdidi olarak sayılmış değildir. Kanun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır (m. 281). Dava dilekçesinde İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinden hangisine istinaden iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.11.1987 tarihli ve 1987/15-381 E., 1987/ 873 K. sayılı kararında da açıklanmıştır.
15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinde belirtilen ve bütün davalar bakımında geçerlilik taşıyan dava şartlarının yanında tasarrufun iptali davasında, bu davaya özgü birtakım özel dava koşulları da bulunmaktadır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması, borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması, iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. Açılan tasarrufun iptali davasında taraf oluşumu gerçekleşmişse, hâkim, öncelikle, dava koşullarının (şartları) varlığını kendiliğinden inceler. Çünkü, iptal davasının esasına girilebilmesi için dava koşullarının bulunması gerekir. İlk önce, mahkemeye ilişkin dava koşulları, sonra taraflara ilişkin dava koşulları, dava süresinde açılmışsa son olarak dava konusuna ilişkin dava koşulları ve iptal davasına özgü dava koşulları incelenir. Dava koşullarından birisi yoksa mahkemece davanın esasına girilmeden davanın dava koşulu yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilir (Güneren, s.466). Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2005 tarihli ve 2005/15-100 E., 2005/119 K., 30.04.2019 tarihli ve 2017/17-1791 E., 2019/498 K. sayılı kararlarında da ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.
16. Genel haciz yolu ile takipte, bağımsız olarak açılan tasarruf iptal davası koşullarından birisi de, davaya dayanak yapılan icra dosyasında borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. Çünkü haciz yoluyla yapılan takipte alacağın kısmen veya tamamen ödenmediği, ancak aciz belgesinin varlığı ile saptanabilir. Alacaklının yapılan her takip için o takip dosyasından verilmiş aciz belgesini mahkemeye sunması gerekir (Güneren, s. 626 vd.). Hemen burada aciz belgesinin ne olduğunu açıklamakta fayda bulunmaktadır. Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Haczedilen taşınır ve taşınmazlar hakkında, haczin yapıldığı mahalde haczi yapan memur tarafından bir tutanak düzenlenir. İİK’nın 102. maddesine göre haciz tutanağına alacaklı ve borçlunun ad ve soyadları, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen malların cins ve miktarı ile kıymetleri ve varsa üçüncü kişilerin iddiaları yazılarak haczi yapan memur tarafından imza edilir. Ayrıca hazır bulunan alacaklı varsa vekili, borçlu, yediemin ve bilirkişiler de tutanağı imza ederler. Borçlunun haczedilen malları alacağı karşılamaya yeterli olmazsa veya haczi kabil mal bulunmazsa bunlar da tutanağa yazılır (İİK, m. 102/son). Alacaklı veya borçlu haciz sırasında hazır değilse, kendilerine tebligat yapılarak üç gün içinde tutanağı inceleyip diyecekleri varsa bildirmeleri için davet olunurlar (İİK, m 103). Bu üç günlük süre yapılan haciz işlemine karşı şikâyet süresinin başlamasını sağlamak amacına yöneliktir. İcra dairesince takdir edilen kıymete göre haczedilen malların alacağı karşılamadığı anlaşılırsa buna ilişkin haciz tutanağı da geçici aciz belgesi sayılır (m.105/2). Eş söyleyişle, haciz sırasında borçlunun bir kısım malları bulunmasına karşın, bunların takdir edilen kıymetine göre takibe konu alacağı karşılamaya yetmediği anlaşılırsa, buna ilişkin haciz tutanağı geçici aciz belgesi sayılır. Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerekir. Aksi hâlde tutanak aciz belgesi niteliği taşımaz. Kesin aciz belgesinde de olduğu gibi borçluya ayrıca aciz belgesi verilmez. Buna ilişkin haciz tutanağı geçici aciz belgesi hükmündedir. Alacaklıya İİK’nın 277. maddesinde yazılı hakları verir. Yani iptal davası açma hakkı verir. Geçici aciz belgesi kesin aciz belgesinden farklı olarak İİK’nın 68. maddesi anlamında borç ikrarını havi bir senet niteliğinde değildir.
17. Kesin aciz belgesine gelince; icra takibi sonucunda paraların paylaştırılmasından sonra alacaklıya verilen belgeye kesin aciz belgesi denir. Bu belge İİK’nın 143. maddesinde açıklanmıştır. Bu belge İİK’nın 68. maddesi anlamında borç ikrarını havi bir senet mahiyetinde olup alacaklıya iptal davası açma hakkını verir. Ayrıca haciz sırasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malı bulunmazsa bunu belgeleyen haciz tutanağı da İİK’nın 143. maddesi anlamında kesin aciz belgesi niteliğindedir. Bu tutanak doğrudan doğruya kesin aciz belgesi yerine geçtiğinden alacaklıya ayrıca bir aciz belgesi verilmez. İcra memurunun borçlunun haczi kabil malının bulunup bulunmadığını araştırması ve haciz tutanağında açıkça göstermesi gerekir. Şayet borçlunun haczedilebilir malının bulunduğu anlaşılmışsa kesin aciz belgesi verilemez.
18. Aciz belgesine dayanılarak açılan iptal davası sırasında aciz belgesinin iptali için dava açıldığı ileri sürülürse ve belgelenirse açılan bu davanın tasarrufun iptali davasının sonucuna etkisi olacağından ön mesele yapılması gerekir.
19. Aciz belgesinin alacaklının yaptığı icra takibi ile ilgili olması gerekir. Bir başka alacaklının kendi alacağı ile ilgili olarak alınan aciz belgesine dayanılarak iptal davası açılamaz. Yargıtay uygulaması yerleşik olarak bu yöndedir. Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracı olduğundan, aciz belgesine rağmen ve bu belge dava yoluyla iptal edilmedikçe borçlu; mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez. Alacaklının bu belgelere dayanarak tasarrufun iptali davası açması mümkündür. Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı İİK’nın 8. maddesi gereğince “aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge” niteliğindedir. Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikâyet veya itiraz yoluyla icra hâkimliğince ortadan kaldırılmadıkça mahkemece gerek resen gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz. Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı hâlinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez.
20. Borçlu hakkında aciz vesikası alınmamakla birlikte, borçlu kayıp ve adresi saptanamıyor, tebligatlar da ilanen yapılıp, hakkında birçok takip bulunuyorsa bu takdirde aciz hâli gerçekleşmiş sayılır. Aciz belgesinin varlığı davanın dinlenebilmesi için ön koşul olduğundan bu husus mahkemece resen (kendiliğinden) araştırılmalıdır. Ne var ki, kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur. Önemli olan husus bu belgenin davanın açılmasından önceki bir takibe dayalı olmasıdır. Karar kesinleşinceye kadar alınıp ibraz edilmesi mümkündür. Mahkemece dava açıldığı sırada aciz belgesinin yokluğundan dolayı davanın reddi mümkün değildir. Dava sürerken ikmali olanaklı dava şartlarındandır. Dava ekonomisi bu düşüncenin altında yatan en önemli nedendir. Yargıtay’ın sapma göstermeyen, yerleşik uygulaması da bu yöndedir.
21. Somut olayda, borçlu hakkında yapılmış birden fazla takip bulunduğu, davaya konu her iki takip dosyasından da borçlunun kayıp ve adresinin saptanamadığının anlaşıldığı, saptanan ve bilinen adreslerinde de icraca haczi kabil malının bulunmadığının tespit edildiği, yine davalı borçlu adına tapu sicil müdürlüğü, bankalara ve üçüncü kişilere yazılan haciz yazılarından borçlunun malı olmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Bu durumda borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Eş söyleyişle, yerel mahkemece dava ön şartının bulunmadığına yönelik olarak sunulan gerekçelerden ilki olan aciz belgesinin yokluğu durumunun somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Özel Daire bozma kararında aciz belgesinin varlığı kabul edilmiş ve yerel mahkemece sunulan ikinci gerekçeye ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Zira yerel mahkemece ayrıca dava konusu edilen taşınmazların davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin doğumu tarihinden önce devredildiği ikinci bir gerekçe olarak belirtilmiştir.
22. Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için, diğer dava koşullarının yanında tasarrufun iptali istenilen işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Mahkemece bu ön koşul resen araştırılacak ve gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamayacaktır. Alacaklının, borçlanmanın gerçekleştiği tarihteki, borçlunun malvarlığına güvenerek işlem yaptığı göz önüne alınarak, borcun doğumundan önceki tasarruflar iptal davasına konu edilemez. İşte bu nedenle, borcun hangi tarihte doğduğunun ve borcun doğumuna ilişkin hukuksal nedenin araştırılması gerekir.
23. 6762 sayılı TTK’nın 707. maddesine göre; “Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı her hangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir.” Bilindiği gibi, çeklerde düzenleme tarihinin gösterilmesi zorunludur (6102 sayılı TTK, m. 780, 6762 sayılı TTK, m. 692). Düzenlenme tarihi bulunmadığı takdirde ilgili senet Kanunun aradığı diğer bütün unsurlara sahip olsa dahi çek vasfını kazanamaz (6102 sayılı TTK, m 781/1, 6762 sayılı TTK, m 693 ). Kanun koyucu çeklerde düzenlenme günü olarak gösterilen tarihin, senedin gerçek düzenlenme günü olmasını aramamıştır. Kanun koyucunun bu konudaki suskunluğu, hiç şüphesiz, ileri tarihli çek düzenlenmesine imkân veren hâllerden birisidir. 6762 sayılı TTK’nın 707/2 (6102 sayılı TTK’nın 795/2.) maddesinde düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için muhatap bankaya ibraz olunan bir çekin ibraz günü ödeneceği ifade edilerek, Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenmesi zımnen kabul edilmiştir. Bu madde ile kanun koyucu, ileri tarihli çek düzenlenmesinin bir nevi müeyyidesi olarak bir çekin üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazı hâlinde karşılığı varsa ödeneceğini açıkça kabul ederken, zımnen de bir çekin düzenlenme günü olarak gösterilen tarihten önce ileri tarihli olarak tedavüle çıkarılabileceğini ve bu tip bir senedin diğer kanuni unsurlara sahip olmak kaydıyla çek sayılacağını belirtmiştir.
24. Çeklerde vade olmayacağı kural ise de, uygulamada ticarî yaşamda ileri bir tarihte keşide edilmiş gibi çek düzenlendiği, bu tip çeklerin yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Uygulamada ve öğretide bu gibi hâllerde borcun; vade, ibraz ya da takip tarihlerinden önce doğduğu iddiasının varlığı hâlinde, borcun gerçek doğum tarihinin tespitinin gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2002 tarihli ve 2002/15-543 E., 2002/552 K. sayılı kararında belirtilen ilke kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca, Çek Kanunu’na 6273 sayılı Kanunla eklenen geçici madde 3/5. fıkrası ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar çekin ödenmek için üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı öngörülmüş; böylece, kanun koyucu bu fıkra ile de ileri tarihli çek düzenlenebileceğini; ancak bu çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ödenmeleri için ibraz edilmelerinin mümkün olmadığını; buna rağmen ibrazları hâlinde bu fıkranın söz konusu düzenlemesinin sonucu olarak 6102 sayılı TTK’nın 795/2. ( 6762 sayılı Kanunun 707/2 ) maddesine aykırı olarak muhatap bankaca ödenmelerinin mümkün olamayacağını kabul etmiştir. Böylece geçici madde 3/5. fıkrasında öngörülen bu düzenleme ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar 6102 sayılı TTK’nın 795/1. ve 2. fıkraları ile Çek Kanununun 3/8. fıkrasının uygulanması dondurulmuştur. Geçici madde 3/5. fıkrası uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihlerinden önce muhatap bankaya ibraz edilerek "kırdırtmalarının" mümkün olmadığının da kabulü gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu fıkra uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmeleri ve ödenmeleri mümkün değildir (Bozer., A Göle. C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s. 324vd).
25. Somut olayda, mahkemece davaya dayanak yapılan takibe konu çeklerden tarihi en erken olanına göre iptali istenen tasarrufların borç doğmadan önce yapıldığı belirtilmiş ise de, davacı vekili, davacı alacaklıya bu çekin süre gelen ticari ilişki nedeni ile verildiğini, takip konusu çek miktarı kadar malın borçluya gönderildiğini, borç kaynağı olarak gösterilen bir kısım faturaların 18.03.2011 tarihinde düzenlendiğini, bir kısım malların ise faturasız gönderildiğini belirtmiştir. Borçlunun takibe konu borç miktarı ile ilgili bir itirazı olmamış ve takip kesinleşmiştir. Davalılar vekili 03.07.2013 havale tarihli beyan dilekçesinde, davacı tarafından sunulan faturaların müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, ancak takibe konu edilen çeklerle söz konusu faturaların ilgisinin bulunmadığını, miktar olarak uyuşmadıkları gibi fatura karşılıklarının da gününde ödendiği savunulmuştur. Bu durumda davacı alacaklı ile davalı borçlu arasındaki temel ilişkinin çok daha önce başladığı, dosya kapsamındaki beyanlar ile takibe konu edilen çekler ve sunulan faturalardan da görüleceği gibi tarafların devamlılık arz eder şekilde davaya konu tasarruf öncesinde iş yaptıklarını da göstermektedir. Bu durumda, iptali istenilen takip dayanağı borcun konusunu oluşturan temel ilişkinin başlama tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
26. Özel Daire bozma kararındaki 2 numaralı bent kabule göre bozma yapıldığından uyuşmazlık kapsamına alınmamış olup, bozma neden ve şekline göre bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
27. Öte yandan, göreve ilişkin olan kurallar kamu düzenine ilişkin olmakla, yerel mahkemece davanın tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmesine yönelik bir ara karar oluşturulmadığı, ilk kararda da bu sıfata yer verilmediği gözetilerek direnme kararındaki gerekçeli karar başlığında “Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla” ibaresinin hataen yer aldığı kabul edilmiştir. Mahkemenin sıfatına ilişkin ibarenin kaldırılması gerektiği, bu husus ve yine gerekçeli karar başlığında dava tarihinin yanlış olarak belirtilmiş olması hususu mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
28. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
IV. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
HGK. 14.01.2020 T. E: 2019/17-16, K: 7[/font]

Nafaka hükmüne uymamak suçunun oluşma şartları

5358 sayılı Kanun’la değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesinde düzenlenen ve şikayete tabi bulunan nafaka hükmüne uymamak suçunun oluşabilmesi için, nafaka ödenmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması, aylık nafakanın tahsili için icra takibine başlanılmış ve icra emrinin borçlu-sanığa tebliğ edilmiş olması, borçlunun ilamda yazılı ödeme koşullarına uymaması, aylık nafakaya hükmedilmesi halinde icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması, borçlu-sanık tarafından nafakanın kaldırılması veya azaltılması hususunda açılmış bir davanın bulunmaması, dava açılmış ise sonuçlanmış olması ve şikayet hakkının suçun işlendiğinin öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her halde işlenmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması
[b]12. Hukuk Dairesi         2020/4662 E.  ,  2020/6970 K.[/b]

[b]“İçtihat Metni”[/b]


Nafaka yükümlüğünü ihlâl suçundan sanık … 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin Alanya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2017/2712 esas, 2018/222 sayılı kararı aleyhine … Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 12/06/2020 gün ve 94660652-105-07-5428-2020-Kyb sayılı yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/06/2020 gün ve K.Y.B-20 20/53153 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, [b]Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/04/2005 tarihli ve 2005/17-7 Esas, 2005/37 sayılı kararında belirtildiği üzere, 5358 sayılı Kanun’la değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesinde düzenlenen ve şikayete tabi bulunan nafaka hükmüne uymamak suçunun oluşabilmesi için, nafaka ödenmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması, aylık nafakanın tahsili için icra takibine başlanılmış ve icra emrinin borçlu-sanığa tebliğ edilmiş olması, borçlunun ilamda yazılı ödeme koşullarına uymaması, aylık nafakaya hükmedilmesi halinde icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması, borçlu-sanık tarafından nafakanın kaldırılması veya azaltılması hususunda açılmış bir davanın bulunmaması, dava açılmış ise sonuçlanmış olması ve şikayet hakkının suçun işlendiğinin öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her halde işlenmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması[/b] gerekmesi karşısında, somut olayda Alanya icra Müdürlüğünün 2016/ 80340 sayılı takip dosyası ile 2017 yılı Eylül ve Ekim aylarına ait nafaka borçlarını ödenmediğinden dolayı 20.10.2017 tarihinde şikayette bulunulduğu, sanığın şikâyete konu 2017 yılı Eylül ve Ekim aylarına ilişkin nafaka borçlarını nafaka alacaklısının banka hesabına havale ederek ödediğine ilişkin 22/09/2017 ve 08/11/2017 tarihli dekont örnekleri sunması karşısında sanık hakkında mahkumiyetine karar verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden, Alanya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 08/03/2018 tarihli ve 2017/2712 esas, 2018/222 sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında nafaka hükümlerine uymamak eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine; 15/09/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 27-10-2020, Saat: 23:54
  • DuraN
5358 sayılı Kanun’la değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesinde düzenlenen ve şikayete tabi bulunan nafaka hükmüne uymamak suçunun oluşabilmesi için, nafaka ödenmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması, aylık nafakanın tahsili için icra takibine başlanılmış ve icra emrinin borçlu-sanığa tebliğ edilmiş olması, borçlunun ilamda yazılı ödeme koşullarına uymaması, aylık nafakaya hükmedilmesi halinde icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması, borçlu-sanık tarafından nafakanın kaldırılması veya azaltılması hususunda açılmış bir davanın bulunmaması, dava açılmış ise sonuçlanmış olması ve şikayet hakkının suçun işlendiğinin öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her halde işlenmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması
[b]12. Hukuk Dairesi         2020/4662 E.  ,  2020/6970 K.[/b]

[b]“İçtihat Metni”[/b]


Nafaka yükümlüğünü ihlâl suçundan sanık … 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin Alanya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2017/2712 esas, 2018/222 sayılı kararı aleyhine … Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 12/06/2020 gün ve 94660652-105-07-5428-2020-Kyb sayılı yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/06/2020 gün ve K.Y.B-20 20/53153 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, [b]Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/04/2005 tarihli ve 2005/17-7 Esas, 2005/37 sayılı kararında belirtildiği üzere, 5358 sayılı Kanun’la değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesinde düzenlenen ve şikayete tabi bulunan nafaka hükmüne uymamak suçunun oluşabilmesi için, nafaka ödenmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması, aylık nafakanın tahsili için icra takibine başlanılmış ve icra emrinin borçlu-sanığa tebliğ edilmiş olması, borçlunun ilamda yazılı ödeme koşullarına uymaması, aylık nafakaya hükmedilmesi halinde icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması, borçlu-sanık tarafından nafakanın kaldırılması veya azaltılması hususunda açılmış bir davanın bulunmaması, dava açılmış ise sonuçlanmış olması ve şikayet hakkının suçun işlendiğinin öğrenilmesinden itibaren 3 ay ve her halde işlenmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması[/b] gerekmesi karşısında, somut olayda Alanya icra Müdürlüğünün 2016/ 80340 sayılı takip dosyası ile 2017 yılı Eylül ve Ekim aylarına ait nafaka borçlarını ödenmediğinden dolayı 20.10.2017 tarihinde şikayette bulunulduğu, sanığın şikâyete konu 2017 yılı Eylül ve Ekim aylarına ilişkin nafaka borçlarını nafaka alacaklısının banka hesabına havale ederek ödediğine ilişkin 22/09/2017 ve 08/11/2017 tarihli dekont örnekleri sunması karşısında sanık hakkında mahkumiyetine karar verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden, Alanya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 08/03/2018 tarihli ve 2017/2712 esas, 2018/222 sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında nafaka hükümlerine uymamak eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine; 15/09/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Dosya Alacağına Hacizden Sonra Yapılan Feragatin Haciz Alacaklısının Haklarını Etkilemeyeceği

Dosya Alacağına Hacizden Sonra Yapılan Feragatin Haciz Alacaklısının Haklarını Etkilemeyeceği

12. Hukuk Dairesi      2012/5505 E.  ,  2012/22696 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/03/2011
NUMARASI : 2010/995-2011/251

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi  tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi alacaklının Antalya 11.İcra Müdürlüğü'nün 2009/3385 esas sayılı dosyasından borçlunun alacaklı olduğu Antalya 3.İcra Müdürlüğü'nün 2009/18091 esas sayılı dosyasındaki alacağı üzerine 12.11.2009 tarihinde haciz konulduğunu, buna rağmen 24.11.2009 tarihinde anılan dosyanın alacaklısının feragati nedeniyle takip dosyasının ve dosyadaki hacizlerin işlemden kaldırılmasına karar verildiğini ileri sürerek anılan işlemin iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır. 

Alacaklının haciz talebi üzerine, icra müdürlüğünce haciz talebinin kabul edildiğinin tutanağa yazılması ile haciz gerçekleşmiş olur. Bir diğer anlatımla haciz talebinin kabulünün tutanağa yazıldığı tarih haciz tarihidir. Haciz müzekkeresinin gönderilip gönderilmemesi veya gereğinin yerine getirilip getirilmemesi geçerliliğini etkilemez. Zira bu işlemler muhafaza tedbiridir. 

Somut olayda dosya alacaklısının feragatinden önce icra müdürlüğünce dosya alacağı üzerine haciz konulmasına karar verildiğinden, daha sonra yapılan feragat haciz alacaklısının haklarını etkilemeyeceğinden, onun yönünden hüküm ifade etmez. Bir diğer ifade ile haczi geçersiz kılmaz.
 

O halde mahkemece şikayetin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.


SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 26-10-2020, Saat: 21:04
  • DuraN
Dosya Alacağına Hacizden Sonra Yapılan Feragatin Haciz Alacaklısının Haklarını Etkilemeyeceği

12. Hukuk Dairesi      2012/5505 E.  ,  2012/22696 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/03/2011
NUMARASI : 2010/995-2011/251

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi  tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi alacaklının Antalya 11.İcra Müdürlüğü'nün 2009/3385 esas sayılı dosyasından borçlunun alacaklı olduğu Antalya 3.İcra Müdürlüğü'nün 2009/18091 esas sayılı dosyasındaki alacağı üzerine 12.11.2009 tarihinde haciz konulduğunu, buna rağmen 24.11.2009 tarihinde anılan dosyanın alacaklısının feragati nedeniyle takip dosyasının ve dosyadaki hacizlerin işlemden kaldırılmasına karar verildiğini ileri sürerek anılan işlemin iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır. 

Alacaklının haciz talebi üzerine, icra müdürlüğünce haciz talebinin kabul edildiğinin tutanağa yazılması ile haciz gerçekleşmiş olur. Bir diğer anlatımla haciz talebinin kabulünün tutanağa yazıldığı tarih haciz tarihidir. Haciz müzekkeresinin gönderilip gönderilmemesi veya gereğinin yerine getirilip getirilmemesi geçerliliğini etkilemez. Zira bu işlemler muhafaza tedbiridir. 

Somut olayda dosya alacaklısının feragatinden önce icra müdürlüğünce dosya alacağı üzerine haciz konulmasına karar verildiğinden, daha sonra yapılan feragat haciz alacaklısının haklarını etkilemeyeceğinden, onun yönünden hüküm ifade etmez. Bir diğer ifade ile haczi geçersiz kılmaz.
 

O halde mahkemece şikayetin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.


SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İstihkak Davasının Kabulüne Dair İlamlar Mülkiyetin Tespitine İlişkin

T.C.
YARGITAY                                 
12. Hukuk Dairesi                                              


ESAS NO   : 2013/9572
KARAR NO   : 2013/18776


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı Burgaz Paz.ve Dağ.Ltd.Şti tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine yürütülen kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte şikayetçi 3.kişi, mahcuz mallarla ilgili istihkak davası açtığını, bu davanın yargılaması sırasında mahcuzların toplam bedellerinin yatırılması halinde icra işlemlerinin ikinci bir karara kadar  durdurulması yönünde tedbir kararı verildiğini, teminat mektubu sunarak tedbirin uygulanmasını sağladığını, istihkak davasının kabulüne karar verilmesi üzerine teminat mektubunun iadesini talep ettiğini, icra müdürlüğünce bu talebinin reddedildiğini belirterek müdürlük kararının kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir.

[b]İstihkak davasının kabulüne ilişkin kararlar mülkiyetin  tespitine ilişkin olup, 12.11.1979 tarih ve 1/3 sayılı İBK. uyarınca kesinleşmeden infaz edilemezler. Bu durumda istihkak davasının kabulüne ilişkin ilam kesinleşmeden teminatın iadesi istenemez.[/b]

Somut olayda; şikayet tarihi itibarıyla  istihkak davasının kabulüne ilişkin  kararın kesinleşmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece şikayetin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin kabulüne  karar verilmesi isabetsizdir.   


SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 26-10-2020, Saat: 21:03
  • DuraN
T.C.
YARGITAY                                 
12. Hukuk Dairesi                                              


ESAS NO   : 2013/9572
KARAR NO   : 2013/18776


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı Burgaz Paz.ve Dağ.Ltd.Şti tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine yürütülen kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte şikayetçi 3.kişi, mahcuz mallarla ilgili istihkak davası açtığını, bu davanın yargılaması sırasında mahcuzların toplam bedellerinin yatırılması halinde icra işlemlerinin ikinci bir karara kadar  durdurulması yönünde tedbir kararı verildiğini, teminat mektubu sunarak tedbirin uygulanmasını sağladığını, istihkak davasının kabulüne karar verilmesi üzerine teminat mektubunun iadesini talep ettiğini, icra müdürlüğünce bu talebinin reddedildiğini belirterek müdürlük kararının kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir.

[b]İstihkak davasının kabulüne ilişkin kararlar mülkiyetin  tespitine ilişkin olup, 12.11.1979 tarih ve 1/3 sayılı İBK. uyarınca kesinleşmeden infaz edilemezler. Bu durumda istihkak davasının kabulüne ilişkin ilam kesinleşmeden teminatın iadesi istenemez.[/b]

Somut olayda; şikayet tarihi itibarıyla  istihkak davasının kabulüne ilişkin  kararın kesinleşmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece şikayetin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin kabulüne  karar verilmesi isabetsizdir.   


SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.