*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Konut Finansmanı Kredisi- İpoteğin Kapsamı- Tüketicinin Korunması-

İpotek aktinde yer alan, ipoteğin nakdi ve gayri nakdi diğer tüm kredi sözleşmelerinden kaynaklanan, doğmuş ve doğacak tüm alacakların teminatı olmak üzere tesis edildiğine ilişkin kayıtların tüketici olan borçlu yönünden yazılmamış sayılacağı- Sıra cetveline ilişkin şikayetlerde, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğinin saptanması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarının gösterilmesi, bu çerçevede işlem yapılması için,  icra mahkemesince, icra müdürüne (İİK'nın 17. maddesine kıyasen) talimat vermesi gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında gerekçe tekrar edilmeden sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerektiği-

Şikayetçi vekili, şikayet olunan Finansbank A.Ş’nin, takip borçlusundan olan alacaklarına ilişkin olarak icra dairesine bildirdiği miktarlar arasında çelişkiler bulunduğunu, bu çelişkinin ipotekle teminat altına alınmamış bulunan alt sıralardaki alacakların da teminat kapsamına dahil edilmesinden kaynaklandığını, bu kapsamda ipotekle teminat altına alınmış ve sıra cetvelinde 1. sırada yer verilen 22.322,72 TL’lik kısma yönelik bir itirazları olmadığını, ancak 4. ve 5. sıralarda yer alması gereken ve ipotekle teminat altına alınmamış bulunan bakiye toplam 31.979,22 TL’lik kısma itiraz ettiklerini, öte yandan takip borçlusu tarafından konut kredisine peşin ödeme yapıldığı halde faiz borcunun düşürülmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptali ile şikayet olunan bankaya ödenen 31.979,22 TL’nin yasal faizi ile birlikte şikayet olunandan tahsilini istemiştir.

Şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekili, ipoteğin doğmuş ve doğacak tüm borçların teminatı olmak üzere tesis edildiğini savunarak şikayetin reddini istemiştir.

Şikayet olunan Mehmet Kabadayı, şikayetin reddini istemiştir.

Asliye ticaret mahkemesinin görevsizlik kararıyla, dosyanın gönderildiği icra mahkemesince, şikayet olunan Finansbank A.Ş. ile takip borçlusu diğer şikayet olunan Mehmet Kabadayı arasında tesis edilen 102.000,00 TL bedelli ipoteğin üst sınır ipoteği niteliğinde olduğu, şikayete konu sıra cetvelinde, şikayet olunan bankanın konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanan alacağı yanında, kredili mevduat hesabı ve kredi kartlarından doğan alacağının da ipotek kapsamına dahil edildiği, fakat ipotek resmi senedinde ipotek kapsamı belirlenirken kredi kartından kaynaklanan borçlardan söz edilmediği, ipotek kapsamına sadece 31.978,00 TL tutarındaki konut kredisi borcu ile 3.244,25 TL tutarındaki kredili mevduat hesabından kaynaklanan borcun girdiği gerekçesiyle şikayetin kısmen kabulü ile şikayet olunan Finansbank A.Ş’nin 1. sıradaki ipoteğinin kapsamına anılan tutarların girdiğinin tespitine ve bankaya bu alacak kalemleri üzerinden toplam 35.222,25 TL ödeme yapılmasına, bu miktarın üzerinde yapılan ödemelerin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 2. sırada bulunan şikayetçiye ödenmesine, şikayet olunan bankanın kredi kartından kaynaklanan alacağının sıra cetvelinin 4. sırasına alınmasına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.

Kararı, şikayetçi ve şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekili temyiz etmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekilinin tüm, şikayetçi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2) Şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.

Bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde şikayet olunan banka lehine konut finansmanı kredisinden kaynaklı ipotek tesis edilmiş ve şikayete konu sıra cetvelinde bankanın konut kredisinden kaynaklanan alacağı yanında, kredi kartından ve kredili mevduat hesabından kaynaklanan alacakları da ipotek kapsamına dahil edilerek, bankaya 1. sırada 54.301,94 TL tutarında pay ayrılmıştır.

Bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin konut finansmanı kredisinin teminatı olduğu tartışmasızdır. İpotek aktinde yer alan, ipoteğin nakdi ve gayri nakdi diğer tüm kredi sözleşmelerinden kaynaklanan, doğmuş ve doğacak tüm alacakların teminatı olmak üzere tesis edildiğine ilişkin kayıtlar, yanıltıcı mahiyette olduğundan tüketici olan borçlu yönünden yazılmamış sayılır.

Bu itibarla, icra mahkemesince, kredi kartı borcundan kaynaklanan alacağın ipotek kapsamında olmadığına hükmedilmesi isabetli olmuş ise de kredili mevduat hesabından doğan alacağın bu kapsamda kaldığına hükmedilmesi doğru olmamıştır.

Öte yandan, sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, gerekçede yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirlemesi, diğer bir anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğinin saptanması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarının gösterilmesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne (İİK'nın 17. maddesine kıyasen) talimat vermesi gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında gerekçe tekrar edilmeden sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekir. Mahkemece gerekçede yer alması gereken hususlara hükmün fıkrasında yer verilmesi, özel olarak İİK'nın 17/1. maddesine ve genel olarak da hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2. maddesi hükmüne aykırı olmuştur.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekilinin tüm, şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden şikayet olunan Finansbank A.Ş.'den alınmasına, şikayetçiden alınan temyiz peşin harcın istek halinde kendisine iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

23. HD. 21.02.2019 T. E: 2016/2644, K: 632
İpotek aktinde yer alan, ipoteğin nakdi ve gayri nakdi diğer tüm kredi sözleşmelerinden kaynaklanan, doğmuş ve doğacak tüm alacakların teminatı olmak üzere tesis edildiğine ilişkin kayıtların tüketici olan borçlu yönünden yazılmamış sayılacağı- Sıra cetveline ilişkin şikayetlerde, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğinin saptanması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarının gösterilmesi, bu çerçevede işlem yapılması için,  icra mahkemesince, icra müdürüne (İİK'nın 17. maddesine kıyasen) talimat vermesi gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında gerekçe tekrar edilmeden sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerektiği-

Şikayetçi vekili, şikayet olunan Finansbank A.Ş’nin, takip borçlusundan olan alacaklarına ilişkin olarak icra dairesine bildirdiği miktarlar arasında çelişkiler bulunduğunu, bu çelişkinin ipotekle teminat altına alınmamış bulunan alt sıralardaki alacakların da teminat kapsamına dahil edilmesinden kaynaklandığını, bu kapsamda ipotekle teminat altına alınmış ve sıra cetvelinde 1. sırada yer verilen 22.322,72 TL’lik kısma yönelik bir itirazları olmadığını, ancak 4. ve 5. sıralarda yer alması gereken ve ipotekle teminat altına alınmamış bulunan bakiye toplam 31.979,22 TL’lik kısma itiraz ettiklerini, öte yandan takip borçlusu tarafından konut kredisine peşin ödeme yapıldığı halde faiz borcunun düşürülmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptali ile şikayet olunan bankaya ödenen 31.979,22 TL’nin yasal faizi ile birlikte şikayet olunandan tahsilini istemiştir.

Şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekili, ipoteğin doğmuş ve doğacak tüm borçların teminatı olmak üzere tesis edildiğini savunarak şikayetin reddini istemiştir.

Şikayet olunan Mehmet Kabadayı, şikayetin reddini istemiştir.

Asliye ticaret mahkemesinin görevsizlik kararıyla, dosyanın gönderildiği icra mahkemesince, şikayet olunan Finansbank A.Ş. ile takip borçlusu diğer şikayet olunan Mehmet Kabadayı arasında tesis edilen 102.000,00 TL bedelli ipoteğin üst sınır ipoteği niteliğinde olduğu, şikayete konu sıra cetvelinde, şikayet olunan bankanın konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanan alacağı yanında, kredili mevduat hesabı ve kredi kartlarından doğan alacağının da ipotek kapsamına dahil edildiği, fakat ipotek resmi senedinde ipotek kapsamı belirlenirken kredi kartından kaynaklanan borçlardan söz edilmediği, ipotek kapsamına sadece 31.978,00 TL tutarındaki konut kredisi borcu ile 3.244,25 TL tutarındaki kredili mevduat hesabından kaynaklanan borcun girdiği gerekçesiyle şikayetin kısmen kabulü ile şikayet olunan Finansbank A.Ş’nin 1. sıradaki ipoteğinin kapsamına anılan tutarların girdiğinin tespitine ve bankaya bu alacak kalemleri üzerinden toplam 35.222,25 TL ödeme yapılmasına, bu miktarın üzerinde yapılan ödemelerin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 2. sırada bulunan şikayetçiye ödenmesine, şikayet olunan bankanın kredi kartından kaynaklanan alacağının sıra cetvelinin 4. sırasına alınmasına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.

Kararı, şikayetçi ve şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekili temyiz etmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekilinin tüm, şikayetçi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2) Şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.

Bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde şikayet olunan banka lehine konut finansmanı kredisinden kaynaklı ipotek tesis edilmiş ve şikayete konu sıra cetvelinde bankanın konut kredisinden kaynaklanan alacağı yanında, kredi kartından ve kredili mevduat hesabından kaynaklanan alacakları da ipotek kapsamına dahil edilerek, bankaya 1. sırada 54.301,94 TL tutarında pay ayrılmıştır.

Bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin konut finansmanı kredisinin teminatı olduğu tartışmasızdır. İpotek aktinde yer alan, ipoteğin nakdi ve gayri nakdi diğer tüm kredi sözleşmelerinden kaynaklanan, doğmuş ve doğacak tüm alacakların teminatı olmak üzere tesis edildiğine ilişkin kayıtlar, yanıltıcı mahiyette olduğundan tüketici olan borçlu yönünden yazılmamış sayılır.

Bu itibarla, icra mahkemesince, kredi kartı borcundan kaynaklanan alacağın ipotek kapsamında olmadığına hükmedilmesi isabetli olmuş ise de kredili mevduat hesabından doğan alacağın bu kapsamda kaldığına hükmedilmesi doğru olmamıştır.

Öte yandan, sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, gerekçede yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirlemesi, diğer bir anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğinin saptanması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarının gösterilmesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne (İİK'nın 17. maddesine kıyasen) talimat vermesi gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında gerekçe tekrar edilmeden sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekir. Mahkemece gerekçede yer alması gereken hususlara hükmün fıkrasında yer verilmesi, özel olarak İİK'nın 17/1. maddesine ve genel olarak da hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2. maddesi hükmüne aykırı olmuştur.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan Finansbank A.Ş. vekilinin tüm, şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden şikayet olunan Finansbank A.Ş.'den alınmasına, şikayetçiden alınan temyiz peşin harcın istek halinde kendisine iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

23. HD. 21.02.2019 T. E: 2016/2644, K: 632

#1 Maaş Haczinde Sıra Usulü

T.C. 
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2007/16015 
KARAR NO.2007/19201 
KARAR TARİHİ: 22.10.2007
Maaş ve ücret haczine iştirak İİK'nun 83. maddesinde düzenlenmiş olup, kanun koyucu, hacze iştiraki kabul etmemiştir. Maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa, bunlar sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sondaki haciz için kesintiye geçilemez.
Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklının şikayet konusu ettiği husus, borçlunun kesinleşen borçları hakkında adı geçenin maaşına konulan haciz uygulaması ile ilgilidir. Maaş ve ücret haczine iştirak İİK'nun 83. maddesinde düzenlenmiş olup, kanun koyucu, hacze iştiraki kabul etmemiştir (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, sayfa 461).
Yukarıda belirlenen yasa hükmüne göre maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa, bunlar sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sondaki haciz için kesintiye geçilemez. Anılan hükümde öngörülen haciz, kesin haciz olup, ödeme sırasının kesin haciz tarihlerine göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, İcra Mahkemesinin yukarıdaki açıklamalara aykırı biçimde ve İİK'nın 268. maddesine göre paylaştırma kararı vermesi isabetsizdir.
Şikayetçi alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 22.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.
T.C
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2001/3985
KARAR NO. 2001/6166
KARAR TARİHİ. 4.10.2001
• MAAŞ VE ÜCRETİN HACZEDİLMESİ ( Hacze İştirakin Geçersiz Olması/Sıra Cetvelinin İptali Gereği - Haciz Sırasının Kesin Haciz Tarihlerine Göre Belirleneceği )
• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Maaş Haczinde İştirak Kuralının Uygulanamayacağı - Haciz Sırasının Kesin Haciz Tarihlerine Göre Belirleneceği )
• HACZE İŞTİRAK KURALININ MAAŞ HACZİNDE UYGULANAMAMASI ( Haciz Sırasının Kesin Haciz Tarihlerine Göre Belirleneceği - Sıra Cetvelinin İptali Gereği )
2004/m.83,268
ÖZET ; Paylaşıma konu para borçları ücret alacağı olup, maaş ve ücret haczine iştirak İİK.nun 83. maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa bunlar sıraya konulur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Anılan hükmünde öngörülen haciz, kesin haciz olup ödeme sırasının kesin haciz tarihlerine göre belirlenmesi gerekir. Mercii Hakimliğince, bu yön gözetilmeden İİK.nun 268. maddesine göre paylaştırma kararı verilmesi isabetsizdir. 
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR : Davacı vekili, borçlunun maaş ve ücret alacağı ile ilgili olarak sıra cetveli düzenlendiğini, oysa ücret ve maaş alacağına iştirakin mümkün olmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı Celal K. vekili ücret ve maaş hacizlerinde ilk konulan kesin hacze öncelik verileceğini belirterek şikayetin reddini istemiştir. 
Mercii Hakimliğince iddia savunma ve toplanan delillere göre maaş hacizlerinde birden fazla haczin sıraya konulacağı, sırada önce olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki sıradakine pay ayrılamayacağı, maaşa ilk haczin ihtiyati haciz olarak uygulandığı, bu haczin sonraki kesin hacze iştirak edeceği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalılar vekilince temyiz edilmiştir. 
Paylaşıma konu para borçları ücret alacağı olup, maaş ve ücret haczine iştirak İİK.nun 83. maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa bunlar sıraya konulur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Anılan hükmünde öngörülen haciz, kesin haciz olup ödeme sırasının kesin haciz tarihlerine göre belirlenmesi gerekir. Mercii Hakimliğince, bu yön gözetilmeden İİK.nun 268. maddesine göre paylaştırma kararı verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 4.10.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C. 
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2006/1566
KARAR NO: 2006/3702
KARAR TARİHİ: 27.02.2006
ÖZET: Evli ve dört çocuklu olan borçlunun kendisinin, eş ve çocuklarının geçimini temin bakımından, kişisel ve sosyal konumu da gözetilerek, almakta olduğu maaş ve ücretlerden ne kadarı ile ailesinin geçimini sağlayabileceği saptandıktan sonra ve yapılacak kesintilerin tüm gelirlerinin 1/4'ünden aşağı olmamak üzere makul bir oranda yapılmasına karar verilmesi gerekir.
(2004 S. K. m. 83)
DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; 
Evli ve 4 çocuklu olan borçlunun kendisinin, eş ve çocuklarının geçimini temin bakımından, kişisel ve sosyal konumu da gözetilerek, gerektiğinde bilirkişiden rapor da alınarak, almakta olduğu maaş ve ücretlerden ne kadarı ile ailesinin geçimini sağlayabileceği saptandıktan sonra ve yapılacak kesintilerin tüm gelirlerinin 1/4'ünden aşağı olmamak üzere makul bir oranda yapılmasına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde maaşını ve ek ders ücreti ve aile yardımına ait tüm gelirlerinin 3/5'inin haczine karar verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366 ve HUMK. nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 27.02.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.





Müzekkerede maaşın 1/4 belirtilip diğer kalemler yazmıyor ise Mutemet bu müzekkere üzerinde hiç bir surette yorumda yapamaz müzekkerenin muhteviyatınıda genişleterek diğer ödenekleride keyfi kesemez. Bu görevini kötüye kullanma veya görevini ihmal ve savsaklama suç maddesi içersinde değerlendirilir. Müzekkerede 1/4 diyorsa sadece onu kesmekle mükelleftir.


Maaş ve ek ders ücretine haciz gelir.Bu konuda alt limit 1/4 tür. Bu oranın üzerine yetkili İcra dairesi isterse çıkabilir.Genelde uygulanan 1/4 oranıdır. Kesinti sonrası geriye kalan 3/4 oranı borçlunun geçimini sağlamak için İcra İflas Kanunu'nun 83. md. nin verdiği bir haktır.Ancak 1/4 kesinti tavan değil tabandır.İcra dairesi alacaklının talebi doğrultusunda 2/4 de uygulatabilir.Hatta ek ders ücretinin tamamını talep edebilir.Aynı kişinin farklı YERLERE olan borçlarından dolayı haciz sırası konur.Memurun bağlı bulunduğu saymanlıktan yapılması istenen kesinti oranını İcra Dairesi bir tebligat ile gönderir.Tebligattaki TALEP geçerlidir.Hiç kimse yazılmayanın dışında yorum yaparak karar veremez.Örneğin; Maaş,ücret,nema,prim..... 1/4 oranında kesilmesi.... şeklinde devam eden bir tebligata ek dersin tamamı kastediliyor denilemez.Tebligat neyse odur.İcra dairesi borçlunun geçimini sağlaması için oran belirler.Bu oran geçerlidir.Eğer 2/4 ve ekders ücretinin tamamı şeklinde talep edilmişse icra dairesi bunuda kabul edebilir.Ancak borçlunun İcra Hukuk Mahkemesine itiraz etme hakkı vardır.Görülecek davada borçlu talep edilen kesinti oranın geçimini sağlamada kendisini zor duruma düşürdüğünü ispat ederse( aylık ödediği kira geliri-bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri vb.) Hakimlik itiraza olumlu cevap verebilir ve oran 1/4 e düşebilir.Tekrar ediyorum,TEBLİGAT GEÇERLİDİR.Mutemet veya saymanlık kafasına göre karar veremez.İcra İflas Kanunu 83.üncü maddesinde "Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir" der.Burada maaş ve ücret için istenmişse eğer 1/4 uygulanır.Dolayısıyla ek ders ücretinin tamamı kesilir denemez.Talep edilmişse tamamı kesilir. ÖNCELİKLE MUTEMETİN EK DERS ÜCRETİ NEDİR.?FAZLA MESAİ ÜCRETİ NEDİR.? BU FARKI İRDELEMESİ GEREKİR,Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslarına bakması gerekir . Öğretmen fazladan girdiği ders ücreti ek ders ücreti olarak adlandırılmış, Ek derse girmeyip sadece mesayi dışında çalışması varsa bunada fazla mesai denir, Bu nedenle haciz müzekkeresinde fazla mesai ücreti diyorsa ve bu ücretinde Milli eğitim bakanlığınca EK DERS ÜCRETİNİN, FAZLA MESAİ ÜCRETİ OLARAK ÖZELLİKLE BELİRTİYORSA OZAMAN Müzekkerede gecen fazla mesai ücreti olarak kesinti yapıla bilir..




BİR HACİZ MÜZEKKERE İÇERİĞİNDE BELİRTİLECEK HUSUSLAR, ÖRNEKTİR


T.C.

......... 

…. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ


Sayı :20... / 


........ÜNİVERSİTESİ 

… Fakültesi Dekanlığına 

....

Alacaklı……….Vekili ......Av.......... ’ya ......... yazımız tarihi itibarı ile ………………………………ödemeye borçlu ......nın, fakültenizde ….olarak görev yaptığı anlaşılmış olmakla; idarenizden maaş ve başkaca ücret (yan ödeme, teknik eleman zammı , vergi iadesi, döner sermaye katkı payı v.b) alıp almadığının, alıyor ise miktarının bildirilmesi ile; 

Yukarıda kayıt edilen alacağın tahsili için borçlunun almakta olduğu maaş veya ücretinin borç bitinceye kadar 1/4'ünün haczine; ve diğer her türlü alacaklarının; tasarruf teşvik primlerinin, nemalarının ,fazla çalışma ücret alacaklarının ,varsa döner sermaye alacaklarının, özel hizmet tazminatlarının ve ikramiyelerinin ise TAMAMININ haczine karar verilmiştir. Karar dairesince ve İcra İflas Yasası'nın 355.maddesi gereğince haczin icra edilip edilmediğinin ve borçlunun almakta olduğu maaş veya ücret miktarının BİR HAFTA İÇERİSİNDE BİLDİRİLMESİ ve borç bitinceye kadar tebligat mucibince HACİZ OLUNAN MİKTARIN HEMEN KESİLİP DAİREMİZE GÖNDERİLMESİ,

Borçlunun maaş ve ücretinde veya memuriyetinde yahut başka bir yerden maaş almayı mucip değişikliklerin veya hizmetine son verildiği takdirde bu hususun derhal Müdürlüğümüze bildirilmesi; adı geçenin kurumunuzdaki görevinin ne olduğunun belirtilmesini, kayıtlı son ikametgah adresinin bildirilmesini, bu madde hükmüne riayet edilmediği veya kesilen paralar bildirilen sürelerde ya da hiç gönderilmediği takdirde aynı kanunun 356.maddesi gereğince maaşınızdan veya sair mallarınızdan alınacağının ve ayrıca aynı kanunun 357.maddesi gereğince tüm ilgililer hakkında cezai takibat yapılacağının bilinmesi rica olunur. 



… İcra Müdür Yard




T.C

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ 

ESAS NO.2008/3780

KARAR NO.2009/37411 

KARAR TARİHİ.25.12.2009


…Davacı, dava dilekçesinde ileri sürdüğü günlük çalışma süresine göre fazla mesai ücreti istemiş; buna mukabil davalı işveren davacının yönetici olarak çalıştığını, günlük çalışma saatlerini belirlemeye yetkili olduğunu bu nedenle fazla mesai alacağı talep edemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece, bilirkişi tarafından tanık beyanları değerlendirilerek günlük çalışma saatleri esas alınarak hesaplanan fazla mesai ücretine hükmolunmuştur. Ne var ki, davacı, davalıya ait özel okulda okul müdürü olarak çalışmıştır. Davacının çalıştığı dönemde yürürlükte olan eski 625 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Kanunu’nun 22.maddesinde Özel Öğretim Kuruntunun Milli Eğitim Bakanlığına karşı sorumlu bir müdür tarafından yönetileceği, üzerinde müdürlük görevi bulunmayan kurum veya kurumlar temsilcisinin kurumun eğitim ve öğretimine ve bunlarla ilgili yönetim işlerine karışamayacağı hükme bağlanmış, 14.12.2007 günü yürürlüğe girmiş olan yeni 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Kanununun …maddesinde de aynı doğrultuda hükme yer verilmiştir. Söz edilen yasaların belirtilen hükümlerine göre davalıya ait özel okulda okul müdürü olarak çalışmış olan davacının günlük çalışma saatlerini belirleme yetkisine sahip ve üst yönetici konumuna bulunduğu açıktır. Dairemizin Kökleşmiş İçtihatları, kendi mesai saatlerinin belirlemeye yetkisine sahip olan müdür ve üst yöneticilerin günlük çalışına saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasıyla fazla mesai ücreti talep edemeyecekleri yolundadır.


Davacı, kendi çalışma saatlerini belirlemeye yetkili yönetici olarak çalıştığından günlük çalışma saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasına dayanarak işverenden fazla mesai ücreti talebinde bulunması mümkün değildir. 


Diğer yandan belirtmek gerekir ki Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi okullarda aylıkla çalışan yönetici ve öğretmenlerin haftalık çalışma süreleri yasa ve Bakanlar Kurulu kararlarıyla zorunlu ders ve ek ders görevi şeklinde düzenlenerek yönetici ve öğretmenlerin maaş karşılığı okutmakla yükümlü olduğu haftalık ders saati sayısı ile maaş karşılığı dışında okutabilecekleri ek ders sayısı belirlenmiş ve okulda hafta sonlarında ve ders saatleri dışında yapılan eğitsel faaliyetlerin karşılığında ck ders ücretiyle karşılanması ön görülmüştür. Özel öğretim kurumlarındaki eğitim ve öğretim faaliyetleri ile çalışına düzeni resmi okullardaki ilke ve kuralları tabi olup gerek eski 625 sayılı ve gerekse yeni 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Yasasında aylık ücret ile çalışan yönetici ve öğretmenlerin haftalık çalışma yükümlülüklerinin tespitinde ders ve ek ders görevi esası benimsenmiş ve anılan yasaların uygulanmasına ilişkin yönetmeliklerde dengi resmi okul öğretmenlerinin okutmakla yükümlü bulundukları ders ve ek ders saati sayısı kadar derse girebilecekleri şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan yasa ve yönetmeliklerle getirilen kurullara göre aylık ücret karşılığı ders sayısını aşan fazla çalışmalar ek ders ücreti ile karşılandığından okullardaki yönetici ve öğretmenlerin günlük çalışma saatleri ileri sürülerek fazla mesai alacağı talep edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan tüm bu nedenlerle davacının günlük çalışma saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasına dayanan fazla mesai ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 


T.C

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO.2008/10828 

KARAR NO.2009/37416 

KARAR TARİHİ.25/12/2009


…Karara esas alınan bilirkişi raporunda, davacı öğretmenin haftalık vc aylık ders saati yerine diğer çalışanların tabi olduğu çalışma saatlerini açıklayan tanık beyanlarına itibar edilerek fazla çalışına alacağı belirlenmiştir. Davacının 625 sayılı Yasaya tabi, bilgisayar öğretmeni olarak görev yaptığı, düzenlenen iş sözleşmesine göre okutacağı haftalık ders saatinin asıl görevli aylık ücreti karşılığı ve ders ücreti karşılığı olarak 15 er saat olduğu, haftalık toplam ders sayısının 30 saat olduğu anlaşılmaktadır. Davacının yaptığı işin niteliği gereği, sözleşmede yazılı ders saatlerinden daha fazla ders verdiğinin belirlenmesi halinde, karşılığı ders ücretleri olarak talep edilebilir. Davacının fazla mesai alacağı hakkındaki talebi açıklattırılarak, talebinin sözleşmede öngörülen ders saatinden fazla ders verdiği yönünde olması halinde, verdiği ders saatleri ve ödemeye ilişkin belgelerin getirtilerek, yapılacak inceleme sonucunda, gerekirse bilirkişi raporu alınarak ders ücreti alacağı hakkında karar verilmelidir. Talebinin ders saatine yönelik olmadığı, okulda ders vermeden kaldığı sürelere ilişkin olması halinde ise ret kararı verilmelidir. Belirtilen hususlar araştırılmadan fazla çalışma alacağı isteğinin kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
  • Cevap Yok
  • 12-02-2020, Saat: 22:41
  • DuraN
T.C. 
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2007/16015 
KARAR NO.2007/19201 
KARAR TARİHİ: 22.10.2007
Maaş ve ücret haczine iştirak İİK'nun 83. maddesinde düzenlenmiş olup, kanun koyucu, hacze iştiraki kabul etmemiştir. Maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa, bunlar sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sondaki haciz için kesintiye geçilemez.
Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklının şikayet konusu ettiği husus, borçlunun kesinleşen borçları hakkında adı geçenin maaşına konulan haciz uygulaması ile ilgilidir. Maaş ve ücret haczine iştirak İİK'nun 83. maddesinde düzenlenmiş olup, kanun koyucu, hacze iştiraki kabul etmemiştir (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, sayfa 461).
Yukarıda belirlenen yasa hükmüne göre maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa, bunlar sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sondaki haciz için kesintiye geçilemez. Anılan hükümde öngörülen haciz, kesin haciz olup, ödeme sırasının kesin haciz tarihlerine göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, İcra Mahkemesinin yukarıdaki açıklamalara aykırı biçimde ve İİK'nın 268. maddesine göre paylaştırma kararı vermesi isabetsizdir.
Şikayetçi alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 22.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.
T.C
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2001/3985
KARAR NO. 2001/6166
KARAR TARİHİ. 4.10.2001
• MAAŞ VE ÜCRETİN HACZEDİLMESİ ( Hacze İştirakin Geçersiz Olması/Sıra Cetvelinin İptali Gereği - Haciz Sırasının Kesin Haciz Tarihlerine Göre Belirleneceği )
• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Maaş Haczinde İştirak Kuralının Uygulanamayacağı - Haciz Sırasının Kesin Haciz Tarihlerine Göre Belirleneceği )
• HACZE İŞTİRAK KURALININ MAAŞ HACZİNDE UYGULANAMAMASI ( Haciz Sırasının Kesin Haciz Tarihlerine Göre Belirleneceği - Sıra Cetvelinin İptali Gereği )
2004/m.83,268
ÖZET ; Paylaşıma konu para borçları ücret alacağı olup, maaş ve ücret haczine iştirak İİK.nun 83. maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa bunlar sıraya konulur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Anılan hükmünde öngörülen haciz, kesin haciz olup ödeme sırasının kesin haciz tarihlerine göre belirlenmesi gerekir. Mercii Hakimliğince, bu yön gözetilmeden İİK.nun 268. maddesine göre paylaştırma kararı verilmesi isabetsizdir. 
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR : Davacı vekili, borçlunun maaş ve ücret alacağı ile ilgili olarak sıra cetveli düzenlendiğini, oysa ücret ve maaş alacağına iştirakin mümkün olmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı Celal K. vekili ücret ve maaş hacizlerinde ilk konulan kesin hacze öncelik verileceğini belirterek şikayetin reddini istemiştir. 
Mercii Hakimliğince iddia savunma ve toplanan delillere göre maaş hacizlerinde birden fazla haczin sıraya konulacağı, sırada önce olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki sıradakine pay ayrılamayacağı, maaşa ilk haczin ihtiyati haciz olarak uygulandığı, bu haczin sonraki kesin hacze iştirak edeceği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalılar vekilince temyiz edilmiştir. 
Paylaşıma konu para borçları ücret alacağı olup, maaş ve ücret haczine iştirak İİK.nun 83. maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre maaş ve ücret üzerinde birden fazla haciz varsa bunlar sıraya konulur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Anılan hükmünde öngörülen haciz, kesin haciz olup ödeme sırasının kesin haciz tarihlerine göre belirlenmesi gerekir. Mercii Hakimliğince, bu yön gözetilmeden İİK.nun 268. maddesine göre paylaştırma kararı verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 4.10.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C. 
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2006/1566
KARAR NO: 2006/3702
KARAR TARİHİ: 27.02.2006
ÖZET: Evli ve dört çocuklu olan borçlunun kendisinin, eş ve çocuklarının geçimini temin bakımından, kişisel ve sosyal konumu da gözetilerek, almakta olduğu maaş ve ücretlerden ne kadarı ile ailesinin geçimini sağlayabileceği saptandıktan sonra ve yapılacak kesintilerin tüm gelirlerinin 1/4'ünden aşağı olmamak üzere makul bir oranda yapılmasına karar verilmesi gerekir.
(2004 S. K. m. 83)
DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; 
Evli ve 4 çocuklu olan borçlunun kendisinin, eş ve çocuklarının geçimini temin bakımından, kişisel ve sosyal konumu da gözetilerek, gerektiğinde bilirkişiden rapor da alınarak, almakta olduğu maaş ve ücretlerden ne kadarı ile ailesinin geçimini sağlayabileceği saptandıktan sonra ve yapılacak kesintilerin tüm gelirlerinin 1/4'ünden aşağı olmamak üzere makul bir oranda yapılmasına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde maaşını ve ek ders ücreti ve aile yardımına ait tüm gelirlerinin 3/5'inin haczine karar verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366 ve HUMK. nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 27.02.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.





Müzekkerede maaşın 1/4 belirtilip diğer kalemler yazmıyor ise Mutemet bu müzekkere üzerinde hiç bir surette yorumda yapamaz müzekkerenin muhteviyatınıda genişleterek diğer ödenekleride keyfi kesemez. Bu görevini kötüye kullanma veya görevini ihmal ve savsaklama suç maddesi içersinde değerlendirilir. Müzekkerede 1/4 diyorsa sadece onu kesmekle mükelleftir.


Maaş ve ek ders ücretine haciz gelir.Bu konuda alt limit 1/4 tür. Bu oranın üzerine yetkili İcra dairesi isterse çıkabilir.Genelde uygulanan 1/4 oranıdır. Kesinti sonrası geriye kalan 3/4 oranı borçlunun geçimini sağlamak için İcra İflas Kanunu'nun 83. md. nin verdiği bir haktır.Ancak 1/4 kesinti tavan değil tabandır.İcra dairesi alacaklının talebi doğrultusunda 2/4 de uygulatabilir.Hatta ek ders ücretinin tamamını talep edebilir.Aynı kişinin farklı YERLERE olan borçlarından dolayı haciz sırası konur.Memurun bağlı bulunduğu saymanlıktan yapılması istenen kesinti oranını İcra Dairesi bir tebligat ile gönderir.Tebligattaki TALEP geçerlidir.Hiç kimse yazılmayanın dışında yorum yaparak karar veremez.Örneğin; Maaş,ücret,nema,prim..... 1/4 oranında kesilmesi.... şeklinde devam eden bir tebligata ek dersin tamamı kastediliyor denilemez.Tebligat neyse odur.İcra dairesi borçlunun geçimini sağlaması için oran belirler.Bu oran geçerlidir.Eğer 2/4 ve ekders ücretinin tamamı şeklinde talep edilmişse icra dairesi bunuda kabul edebilir.Ancak borçlunun İcra Hukuk Mahkemesine itiraz etme hakkı vardır.Görülecek davada borçlu talep edilen kesinti oranın geçimini sağlamada kendisini zor duruma düşürdüğünü ispat ederse( aylık ödediği kira geliri-bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri vb.) Hakimlik itiraza olumlu cevap verebilir ve oran 1/4 e düşebilir.Tekrar ediyorum,TEBLİGAT GEÇERLİDİR.Mutemet veya saymanlık kafasına göre karar veremez.İcra İflas Kanunu 83.üncü maddesinde "Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir" der.Burada maaş ve ücret için istenmişse eğer 1/4 uygulanır.Dolayısıyla ek ders ücretinin tamamı kesilir denemez.Talep edilmişse tamamı kesilir. ÖNCELİKLE MUTEMETİN EK DERS ÜCRETİ NEDİR.?FAZLA MESAİ ÜCRETİ NEDİR.? BU FARKI İRDELEMESİ GEREKİR,Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslarına bakması gerekir . Öğretmen fazladan girdiği ders ücreti ek ders ücreti olarak adlandırılmış, Ek derse girmeyip sadece mesayi dışında çalışması varsa bunada fazla mesai denir, Bu nedenle haciz müzekkeresinde fazla mesai ücreti diyorsa ve bu ücretinde Milli eğitim bakanlığınca EK DERS ÜCRETİNİN, FAZLA MESAİ ÜCRETİ OLARAK ÖZELLİKLE BELİRTİYORSA OZAMAN Müzekkerede gecen fazla mesai ücreti olarak kesinti yapıla bilir..




BİR HACİZ MÜZEKKERE İÇERİĞİNDE BELİRTİLECEK HUSUSLAR, ÖRNEKTİR


T.C.

......... 

…. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ


Sayı :20... / 


........ÜNİVERSİTESİ 

… Fakültesi Dekanlığına 

....

Alacaklı……….Vekili ......Av.......... ’ya ......... yazımız tarihi itibarı ile ………………………………ödemeye borçlu ......nın, fakültenizde ….olarak görev yaptığı anlaşılmış olmakla; idarenizden maaş ve başkaca ücret (yan ödeme, teknik eleman zammı , vergi iadesi, döner sermaye katkı payı v.b) alıp almadığının, alıyor ise miktarının bildirilmesi ile; 

Yukarıda kayıt edilen alacağın tahsili için borçlunun almakta olduğu maaş veya ücretinin borç bitinceye kadar 1/4'ünün haczine; ve diğer her türlü alacaklarının; tasarruf teşvik primlerinin, nemalarının ,fazla çalışma ücret alacaklarının ,varsa döner sermaye alacaklarının, özel hizmet tazminatlarının ve ikramiyelerinin ise TAMAMININ haczine karar verilmiştir. Karar dairesince ve İcra İflas Yasası'nın 355.maddesi gereğince haczin icra edilip edilmediğinin ve borçlunun almakta olduğu maaş veya ücret miktarının BİR HAFTA İÇERİSİNDE BİLDİRİLMESİ ve borç bitinceye kadar tebligat mucibince HACİZ OLUNAN MİKTARIN HEMEN KESİLİP DAİREMİZE GÖNDERİLMESİ,

Borçlunun maaş ve ücretinde veya memuriyetinde yahut başka bir yerden maaş almayı mucip değişikliklerin veya hizmetine son verildiği takdirde bu hususun derhal Müdürlüğümüze bildirilmesi; adı geçenin kurumunuzdaki görevinin ne olduğunun belirtilmesini, kayıtlı son ikametgah adresinin bildirilmesini, bu madde hükmüne riayet edilmediği veya kesilen paralar bildirilen sürelerde ya da hiç gönderilmediği takdirde aynı kanunun 356.maddesi gereğince maaşınızdan veya sair mallarınızdan alınacağının ve ayrıca aynı kanunun 357.maddesi gereğince tüm ilgililer hakkında cezai takibat yapılacağının bilinmesi rica olunur. 



… İcra Müdür Yard




T.C

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ 

ESAS NO.2008/3780

KARAR NO.2009/37411 

KARAR TARİHİ.25.12.2009


…Davacı, dava dilekçesinde ileri sürdüğü günlük çalışma süresine göre fazla mesai ücreti istemiş; buna mukabil davalı işveren davacının yönetici olarak çalıştığını, günlük çalışma saatlerini belirlemeye yetkili olduğunu bu nedenle fazla mesai alacağı talep edemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece, bilirkişi tarafından tanık beyanları değerlendirilerek günlük çalışma saatleri esas alınarak hesaplanan fazla mesai ücretine hükmolunmuştur. Ne var ki, davacı, davalıya ait özel okulda okul müdürü olarak çalışmıştır. Davacının çalıştığı dönemde yürürlükte olan eski 625 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Kanunu’nun 22.maddesinde Özel Öğretim Kuruntunun Milli Eğitim Bakanlığına karşı sorumlu bir müdür tarafından yönetileceği, üzerinde müdürlük görevi bulunmayan kurum veya kurumlar temsilcisinin kurumun eğitim ve öğretimine ve bunlarla ilgili yönetim işlerine karışamayacağı hükme bağlanmış, 14.12.2007 günü yürürlüğe girmiş olan yeni 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Kanununun …maddesinde de aynı doğrultuda hükme yer verilmiştir. Söz edilen yasaların belirtilen hükümlerine göre davalıya ait özel okulda okul müdürü olarak çalışmış olan davacının günlük çalışma saatlerini belirleme yetkisine sahip ve üst yönetici konumuna bulunduğu açıktır. Dairemizin Kökleşmiş İçtihatları, kendi mesai saatlerinin belirlemeye yetkisine sahip olan müdür ve üst yöneticilerin günlük çalışına saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasıyla fazla mesai ücreti talep edemeyecekleri yolundadır.


Davacı, kendi çalışma saatlerini belirlemeye yetkili yönetici olarak çalıştığından günlük çalışma saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasına dayanarak işverenden fazla mesai ücreti talebinde bulunması mümkün değildir. 


Diğer yandan belirtmek gerekir ki Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi okullarda aylıkla çalışan yönetici ve öğretmenlerin haftalık çalışma süreleri yasa ve Bakanlar Kurulu kararlarıyla zorunlu ders ve ek ders görevi şeklinde düzenlenerek yönetici ve öğretmenlerin maaş karşılığı okutmakla yükümlü olduğu haftalık ders saati sayısı ile maaş karşılığı dışında okutabilecekleri ek ders sayısı belirlenmiş ve okulda hafta sonlarında ve ders saatleri dışında yapılan eğitsel faaliyetlerin karşılığında ck ders ücretiyle karşılanması ön görülmüştür. Özel öğretim kurumlarındaki eğitim ve öğretim faaliyetleri ile çalışına düzeni resmi okullardaki ilke ve kuralları tabi olup gerek eski 625 sayılı ve gerekse yeni 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlan Yasasında aylık ücret ile çalışan yönetici ve öğretmenlerin haftalık çalışma yükümlülüklerinin tespitinde ders ve ek ders görevi esası benimsenmiş ve anılan yasaların uygulanmasına ilişkin yönetmeliklerde dengi resmi okul öğretmenlerinin okutmakla yükümlü bulundukları ders ve ek ders saati sayısı kadar derse girebilecekleri şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan yasa ve yönetmeliklerle getirilen kurullara göre aylık ücret karşılığı ders sayısını aşan fazla çalışmalar ek ders ücreti ile karşılandığından okullardaki yönetici ve öğretmenlerin günlük çalışma saatleri ileri sürülerek fazla mesai alacağı talep edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan tüm bu nedenlerle davacının günlük çalışma saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasına dayanan fazla mesai ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 


T.C

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO.2008/10828 

KARAR NO.2009/37416 

KARAR TARİHİ.25/12/2009


…Karara esas alınan bilirkişi raporunda, davacı öğretmenin haftalık vc aylık ders saati yerine diğer çalışanların tabi olduğu çalışma saatlerini açıklayan tanık beyanlarına itibar edilerek fazla çalışına alacağı belirlenmiştir. Davacının 625 sayılı Yasaya tabi, bilgisayar öğretmeni olarak görev yaptığı, düzenlenen iş sözleşmesine göre okutacağı haftalık ders saatinin asıl görevli aylık ücreti karşılığı ve ders ücreti karşılığı olarak 15 er saat olduğu, haftalık toplam ders sayısının 30 saat olduğu anlaşılmaktadır. Davacının yaptığı işin niteliği gereği, sözleşmede yazılı ders saatlerinden daha fazla ders verdiğinin belirlenmesi halinde, karşılığı ders ücretleri olarak talep edilebilir. Davacının fazla mesai alacağı hakkındaki talebi açıklattırılarak, talebinin sözleşmede öngörülen ders saatinden fazla ders verdiği yönünde olması halinde, verdiği ders saatleri ve ödemeye ilişkin belgelerin getirtilerek, yapılacak inceleme sonucunda, gerekirse bilirkişi raporu alınarak ders ücreti alacağı hakkında karar verilmelidir. Talebinin ders saatine yönelik olmadığı, okulda ders vermeden kaldığı sürelere ilişkin olması halinde ise ret kararı verilmelidir. Belirtilen hususlar araştırılmadan fazla çalışma alacağı isteğinin kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Vakıf Üniversiteleri-Mal ve Gelirlerinin Haczedilememesi İçin Özel Y.Açık Hükmün Bulunmamalıdır

YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2003/12-116
K. 2003/111
T. 26.2.2003
• VAKIF ÜNİVERSİTELERİ ( Bağlı Otelinin Bankalardaki Gelirlerinin ve Hastahanesinin Döner Sermayesinin Gelirlerinin Haczedilebileceği )
• KAMU TÜZEL KİŞİSİNİN MAL VE GELİRLERİ ( Vakıf Üniversiteleri - Haczedilememesi İçin Özel Yasasında Açık Hükmün Bulunması Gerektiği )
• HACZEDİLMEZLİK ( Vakıf Üniversiteleri - Mal ve Gelirlerinin Haczedilememesi İçin Özel Yasasında Açık Hükmün Bulunması Gerektiği )
• HACİZ ( Vakıf Üniversitesine Bağlı Otelin Bankalardaki Gelirlerinin ve Hastahanesinin Döner Sermayesinin Gelirlerinin - Haczedilebileceği )
• DEVLET MALLARININ HACZEDİLMEZLİK KURALI ( Vakıf Üniversiteleri - Haczedilememesi İçin Özel Yasasında Açık Hükmün Bulunması Gerektiği )
2004/m. 82/1
2709/m. 10130
2547/m. 56Ek.2Ek.7
4046/m. 15
1050/m. 59/2
KHK-233/m. 57/2
ÖZET : Haczedilmezlik kuralının sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal ( istisnai ) durumlarda söz konusu olması gerektiği, bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilememesi için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; ( Ankara Altıncı İcra Hakimliği )nden verilen 27.08.2002 gün ve 2002/569-798 sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 25.12.2002 gün, 2002/12-1101 Esas, 1113 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, icra memurunun yasaya aykırı olarak yaptığı savlanan Başkent Üniversitesine ait hastane ve otelin gelirlerinin haczi işleminin iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, Başkent Üniversitesi'nin 3961 sayılı Yasaya göre kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir vakıf üniversitesi olduğunu, 2547 sayılı Yasanın 56 ve Ek 7. maddeleri gereği devlet üniversitelerine tanınan tüm mali kolaylık ve muafiyetlerden vakıf üniversitelerinin de yararlanacağını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının vakıf üniversitelerinin mallarının haczedilemeyeceği yönünde olduğunu, vakıf üniversitelerinin kamulaştırma yetkisine haiz olduğunu, vakıf üniversitelerinin tesislerinin yasada yapılan değişiklikle resmi bina statüsüne alındığını, bu yönleri ile devlet üniversitelerinden hiç bir farkının olmadığını bu nedenlerle mallarının haczedilemeyeceğini, öte yandan Başkent Üniversite kampüsünde kurulacak olan okul, derslik ve laboratuarlara tahsisine karar verildiğini, bu bakımdan da gelirlerin haczinin olanaklı olmadığını belirterek icra memurunun işleminin iptalini istemiştir.
Davalı, Devlet Yüksek Öğretim Kurumlarının özel bütçeli kuruluşlar olduğunu, 2547 sayılı Yasada mali kolaylıklardan yararlanarak kuruluşları üniversiteler ve ileri teknoloji enstitüleri olarak sınırladığını, bunların arasında hastane ve oteller bulunmadığını, kaldı ki icra dairesince üniversitenin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmeye dönük bina, tesis ve araç-gereç üzerine haciz konulmadığını, davacının devlet kurumlarının aksine, borçlarını bir plan ve program dahilinde ödeme mecburiyetinin olmadığını, buna zorlayan hükümlerin de olmadığını, davacının malları ve gelirlerinin devlet malı niteliği taşıdığı varsayılması halinde, davacının borçlarını ödemesinin kendi keyfine ve takdirine bırakılması anlamına geleceğini, davacının kuruluş yasası olan 3961 sayılı Yasada mallarının ve gelirlerinin devlet malı olduğuna dair bir hüküm olmadığını, haczedilmezliğin istisnai bir durum olup, yasasında bu yönde bir hüküm de bulunmadığını, öte yandan davacı üniversitenin yönetim kurulunun malları ve gelirleri, kamu hizmeti niteliği taşıyabilecek bir hizmete tahsis etme yetkisinin bulunmadığını, dolayısıyla bu kararın yasal dayanaktan yoksun olup yok hükmünde olduğunu, bu nedenle davacı üniversitenin gelirlerinin haczinin mümkün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin, davacı üniversitenin bir kamu tüzel kişisi olduğu, bu nedenle İİY.nın 82/1 maddesi anlamında mal ve gelirlerinin devlet malı sayılacağından haczedilemeyeceği yönünde verdiği karar, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Uyuşmazlık, davacı vakıf üniversitesinin mallarının devlet malı olup olmadığı ve mallarının haczinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1982 Anayasası'nın 130. maddesinin ikinci fıkrasında; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından Devletin gözetim ve denetime tabi yüksek öğretim kurumları kurulabileceği hükmü getirilmiş ve son fıkrasında, vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarının mali ve idari konular dışında kalan akademik çalışma, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet tarafından kurulan yüksek öğretim kurumları hakkındaki hükümlere tabi olacakları açıklanmış, ayrıca üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmak üzere Devlet yada vakıflar tarafından kanunla kuracakları belirtilmiştir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasası da Anayasal hükümlere parasal olarak getirilen hükümler bir bütünlük taşımakta, hukuksal dayanak, yasayla kurulma yönlerinden vakıfların yüksek öğretim kurumları açmaları ile Devletin yüksek öğretim kurumu açması arasında bir farklılık gözetmemekte, gelir kaynakları bakımından farklılık ise, yalnızca vakıfların mali ve idari yönlerden kendilerine özgü bir sistem içinde bulunmalarından kaynaklanmakta ve kurucusunun farklılığı nedeniyle ayrıcalıklı hükümlere bağlı kılınmış bulunmaktadır. Devlet yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "Devlet", vakıf yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "Vakıftır.
Buna göre, devlete ait yüksek öğretim kurumlarının temel mali kaynağı kamu maliyesi olmasına karşın, vakıf yüksek öğretim kurumlarına belli miktarda devlet yardımı yapılmakla birlikte, burada temel mali kaynak bu vakıf öğretiminden yararlananların bu kurumlara yaptıkları ödentilerdir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili yasa kuralı, İcra iflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasındaki hükümdür. Buna göre; Devlet Malları ile özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez.
İcra İflas Yasasındaki bu hükmün konuluş nedeni, 15.01.1947 gün ve 1947/14-5 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi; Kamu hizmetlerinin düzenli ve aralıksız bir tarzda yürütülmesini sağlamak amacını güder. Devletin kendisine ait borcu ödemesi zorunluluğu, Devlet kamu kişiliğinin saygınlık ve onuru gereği bulunmakta, Devletten alacaklı bulunan kişilerin kavuşturma yollarına başvurmalarına gerek bulunmadan alacaklarını alabilmeleri öngörülmektedir.
Öğretiye göre de, Devlet mallarının haczedilmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Her şeyden önce Devleti niteleyen egemenlik, buna karşı cebir ( zorlayıcı güç ) kullanılmasıyla bağdaşmaz. Cebir kullanılması Devlete tanınmış bir yetki olup, bu yetkiyi devletin kendisine karşı kullanması düşünülemez. Devletin borçlarını, herhangi bir cebir kullanmadan kendiliğinden ödeyeceği, hukuk devletinin gereği olup, doğaldır. Ayrıca kamu hizmetlerinin aksatılmadan ve kesintiye uğramadan sağlanması ve bütçenin getirdiği esasların cebri icra sonucunda öngörü dışı ihlallere uğratılmaması esastır. ( Prof. Dr. Baki Kuru İcra İflas Hukuku, Ankara 1983, s: 294, Prof. Dr. Saim Üstündağ, İcra Hukuku Esasları, İstanbul 1984 s.190 )
Diğer yandan devlet mallarının haczi bu malların tahsis şeklini değiştirdiğinden, devletin malvarlığında ( patrimuan ) ve mali hukuka devamlılığı bozarak kamu yararına zarar verir ( Talih Uyar, İcra Hukukunda Haciz Manisa 1983, s: 386 )
Devlet malları 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 2. maddesine göre, gerek kamu hizmetine doğrudan doğruya tahsis edilmiş bulunan, gerek sağladığı mali yarar vesaire dolayısıyla faydalanılan bütün mallardır. ( Prof. Dr. Ejder Yılmaz Devlet Malları Hak ve Rüçhanlığına Sahip Malların Haczedilmemesi Prof. Dr. Yaşar Yalçın'a Armağan, Türkiye İş Bankası Yayınları )
İcra iflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasında da belirtildiği üzere bazı yasalarda haczedilmezlikle ilgili özel düzenlemeler vardır. Bunlardan bazıları, Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamında sayılmış olup bunlara ek olarak, 2849 sayılı Kefalet Yasası m. 11, 4178 SY. Yasa m. 12, 4933 sayılı Yasa m. 13, Türk Ticaret Yasası m. 753, m. 892/1, 7397 sayılı Yasa m. 14/3, 2821 sayılı Sendikalar Yasası m. 64/2, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası m. 203/3, m. 207/4, m. 236, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası m. 143, m. 154/2, m. 176, m. 177/2, 1164 sayılı Arsa Ofisi Yasası, 2834 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası m. 8, m. 16/3, 1512 sayılı Noterlik Yasası m. 38/5, 854 sayılı Deniz İş Yasası m. 32 vb.ni sayabiliriz.
İcra İflas Yasasının 82/1 maddesine göre haczedilemeyen Devlet Malları kavramı, salt Devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli dairelerin ellerinde bulunan ve idare ve muhasebesi 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi malları kapsar. Yine devlet malı olmamakla birlikte haczedilemeyeceği özel yasalarda belirtilen mallar da haczedilemez. Bu mallara örnek olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin malarını gösterilebilir ( 233 sayılı KHK. m. 57/2 ). Son olarak devlet malları hak ve rüçhanlığını haiz mallarda haczedilemez. Buna örnek de Ordu Yardımlaşma Kurumu Yasasının 37. maddesidir.
Devlet malları, özel mallardan ayrı bir takım hukuki karaktere maliktir. Devlet mallarının gösterdiği bu hukuki karakter, bu malların ya doğasından, yada kamunun kullanımına ve yararlanmasına sunulmuş bulunmasından, veyahut bir kamu hizmetinin unsurunu oluşturmasından kaynaklanır. Bu karakterler, devlet mallarının özel mallar karşısındaki hukuki niteliğini belirttiği gibi idarenin bunlar üzerinde sahip olduğu hakların niteliğini, ferdin bunlar karşısındaki durumunu ve yararlanma yetkilerini aydınlatır. ( Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları Cilt 2 İstanbul 1964 s. 1319 )
Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, İsviçre ve Fransa ve Almanya'da kural olarak devlet mallarının haczedilebilirliği kabul edilmiştir, ( İsviçre İcra İflas Yasası m. 92-94, Fransa Medeni İcra Usulleri Hakkındaki Yasa m. 14, Federal Almanya Hukuk Usulü Yasası m. 882 a )
Anayasa Mahkemesi'ne İcra İflas Yasasının 82/1. maddesinde yer alan devlet mallarının haczedilmeyeceği kuralının iptali ile ilgili olarak açılan davada Yüksek Mahkeme; "Devlet mallarının haczedilmeyeceğine ilişkin kural Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Devlet mallarının haczi, bu malların kullanma biçimini değiştireceğinden, devletin malvarlığında ve mali hukukta sürekliliğe engel olarak, kamu yararına zarar verir. Uyuşmazlık konusu olayda, borcun hiç ödenmemesinden değil, bütçe olanaklarına göre, yılını aştığı için gecikerek ödemenin sağlanacağından söz edilmektedir. Devletin etkinliklerinde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı önde geldiğine göre, bir alacaklının kişisel çıkarı için devlet mallarının haczi, diğer değişle özel yararın kamu yararına yeğlenmesi ( tercih edilmesi ) söz konusu olamaz.
Öte yandan, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik, mutlak anlamda eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin varlığı durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Durum ve konumdaki farklılık, hukuksal özellikler, kimi kişiler yada topluluklar ve kuruluşlar için değişik kurallar ve uygulamaları gerekli kılar. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayandırılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasanın amaçladığı eşitlik eylemi değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması, Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesine uygun düşer" gerekçeleriyle 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 538 sayılı Yasa ile değişik 82. maddesinin 1. bendinde yer alan "Devlet malları" sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. ( Anayasa Mahkemesi'nin 21.10.1992 gün ve 1992/13 ve 1992/50 K. sayılı kararı )
Bununla birlikte yine Anayasa Mahkemesine, özelleştirme kapsamına giren kuruluşların ekonomik değer taşıyan varlıklarına, haciz yasağı konulması ile ilgili 4046 sayılı Yasanın 15. maddesinin iptali ile ilgili olarak açılan davada verdiği kararda; "Özelleştirme kapsamına giren kuruluşların, ekonomik değer taşıyan varlıklarına haciz yasağı konulmasının, bunların satışından elde edilecek geliri, dolayısıyla kamu yararına olumlu yönde etkileyebileceği düşünülebilirse de, kişi hakları karşısında böyle dolaylı bir kamu yararı düşüncesine öncelik verilemeyeceği, hukuk devletinde asıl olanın temel hak ve özgürlüklerin korunması olduğunu, aksi durumda, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması nedeniyle alacaklarını elde edemeyen kişilerin haklarına kavuşmalarının sağlanması yönündeki anayasal hak arama özgürlüğüne olduğu kadar, hukuk devleti olmanın gereklerine de aykırı olacağı, kamu yararı amacıyla da olsa, hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getiren bir düzenlemenin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacağından Anayasa'ya uygun bir sınırlama olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle Anayasanın 36 ve 13. maddelerine aykırı olduğu, bu cümleden olarak; itiraz konusu kuralın, 4046 sayılı Yasa sebebiyle özelleştirmeye alınan kuruluşlar ile alınmayanların alacaklıları arasında eşitlik ilkesi ile bağdaşmayan farklı uygulamalara neden olunacağı ve bu açıdan Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık oluşturacağı, açık bir biçimde ifade edilmiştir ( Anayasa Mahkemesinin 31.01.1997 gün ve 1996/66 E. ve 1997/7 K. sayılı kararı ).
Öğretide, devlet mallarının haczedilmezliği ilkesinin gerekliliğinin tartışıldığı, bu bağlamda, bu kuralın, kamu mallarının yapısı, ait olduğu kamu idaresi ve korunması yönünden hiçbir ayrım getirmeden tek düze olarak bu konuyu düzenlemekte olup, kamu hizmetlerinin çeşitliği ve gereksinmeleri yönünden hukuka uygun ve adil bir uygulama yolunu kapamakta ve adeta kamu gücünü kullananları hukuk dışına itmekte olduğu, ( G. Dinçer/S.Tüzün, s. 181-182 ) Devletin, borcunu kendi isteği ile ödeyeceği inancının genelde kurumsal bir iyimserlikten öteye geçmemekte olduğu, haczedilebilecek malları olan kamu tüzel kişileri ile devlet arasında bu konuda ayrımı gerektiren bir durumun olmadığı, gerçek ve tüzel kişilerin mallarının haczedilebildiği gibi, devletin özel mallarının da haczedilmesi gerektiği, ancak devletin iyeliğinde olan, tapuya yazılan ve yazılmayan mallar ayrımı ile kamuya özgülenen, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine ayrılan mallar ve değerlerle kurum ve kuruluşlarda araç ve gerekçelerin işlevleri gözetilerek hangilerinin ve ne ölçüde haczedilebileceği ve haczedilemeyeceğinin açıkça belirtilmesi gerektiği, yargı kararları ile kesinleşmiş olan bireyin alacağı karşısındaki devlet mallarının ayrıcalığına dayanan haczedilmezlik engelini kaldıracak yada yumuşatacak yeni düzenlemeler yapılmasının zorunlu olduğu ifade edilmektedir. ( M. Gönül, s.183 ) Bu konuda 24 Mart 2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı" nda öngörülen düzenlemelerle bu konuda yeni açılımlar yapılabileceği ( Prof. Dr. Yaşar Karayalçın Devlet Borçları- "Devlet Malları Haczedilemez Kuralı"- Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu 1. 11 Mayıs 2001 Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü ) ve bu alanda devlet borçlarının kişisel alacaklılar açısından vadesinde ödenmesini sağlayacak bir düzenlemenin, alacaklı vatandaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hak aramalarını da gereksiz kılacağı ileri sürülmüştür ( Dr. Şeref Ünal Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İnsan Haklarının Ulusal ilkeleri Ankara TBMM Kültür Sanat ve Yayınları No. 89, 2001 ).
Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya baktığımızda, yukarıda değinildiği gibi, borçlu Başkent Üniversitesi 2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasının 17.08.1983 gün ve 2880 sayılı Yasayla değişik ek madde 2'nin verdiği yetki çerçevesinde 15 Ocak 1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 13.01.1994 gün ve 3961 sayılı Yasa ile kurulmuş olup, kuruluş yasasında, "YÖK Yasasının Vakıf Yüksek Öğretim Kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olduğu belirtilmiştir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasına göre, Devlet Üniversiteleri, tüzel kişiliğe sahip, katma bütçe ile idare edilen, istisnalar dışında 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına ( Muhasebe-i Umumi Kanununa ) tabi kuruluşlar olduğu vurgulanmaktadır. Aynı yasaya göre devlet malları, Devlet Tüzel Kişiliği içinde yer alan Genel ve Katma bütçe ile idare edilen dairelerin ellerinde bulundurdukları malları kapsar. Bu kuruluşların isimleri ise her yıl TBMM.den geçen Bütçe Yasasında yer alır. Davacı Üniversitenin bu kapsamda Bütçe Yasasında yer almadığı anlaşılmaktadır.
İcra İflas Yasasının 82/1. maddesinde açıklanan biçimde bir kuruluşa ait malın devlet malı sayılabilmesi için bu kuruluşun, bütçesinin 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi olması, Bütçe Yasasında sayılan Genel yada Katma bütçeli daireler arasında yer alması, mallarının kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş olması, sağladığı ekonomik ve sosyal yararlar dolayısıyla kamunun yararlandığı ve öz sermayesi devletçe temin edilen bir kuruluş olması gereklidir.
Bu nedenle, özel yasalarında bir kuruluşun kamu tüzel kişisi olduğunun belirtilmesi durumunda bu ifade, başlıbaşına o kuruluşun mallarının İİK.m. 82/1 anlamında haczedilemeyeceği anlamına geldiği sonucunu doğurmaz.
Nitekim TRT, Kızılay, İskenderun Demir Çelik Müessesesi ve benzeri kuruluşların malları da devlet malı kapsamına girmediğinden, bu kuruluşların mallarının haczedebileceği kabul edilmektedir. ( YHGK.nun 04.10.1974 gün ve 1971/1-261-1050 sayılı ilamı, Y.12.H.D.nin 06.12.1993 gün ve 1993/14707-19070, 17.10.1977 gün ve 1977/7845-8664, 06.04.1976 gün ve 1976/1702-4288 sayılı ilamları )
Devlet mallarının haczedilmezliği kuralı, kamu hizmetini yerine getirmenin gereği ve devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin bir gereği olduğu, bu yolla devletin, kamunun zararının önlenmesi ve kamu hizmetlerinin bütçe yasalarında öngörülen biçimde ve aksaklığa yol açılmadan yürütülmesi amaçlarına dayanır. Devlet kendi borçlarını ödemek için özel düzenlemeler getirmiştir. 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 26.10.1988 tarih ve 3488/1. maddesi ile değişik 59. maddesinin 2. fıkrasında; "ilgili yada geçen ve eski yıllar borçları tertiplerinden ödenmeyen ilama bağlı borçlar Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesi ile katma bütçelerde yer alan ilama bağlı borçlar tertiplerinden ödenir. Bu tertiplerdeki ödenekleri, yetmemesi halinde arttırmaya, Maliye ve Gümrük Bakanı yetkilidir." Burada açıklanan biçimde, devletin ilama dayalı borçlarını ödemesini sağlayacak hükümler koyarken bir kamu tüzel kişisi olan davacı-borçlu vakıf üniversitesinin borcunu ifa ederken, bu ifayı onun istencine ( iradesine ) bıraktığı düşünülemez.
Diğer taraftan kamuya tahsis işlemi, devlet tüzel kişiliği içinde yer alan bazı kuruluşlara tanınan özellikli ve istisnai bir düzenleme olduğundan yasaya dayanması gerekir. Oysa ki, davacı üniversitenin kuruluş yasasında bu yönde bir hüküm yoktur. O halde davacının mallarını ve gelirlerini kamu hizmetine tahsis yönünde aldığı kararın ve bunu onayan YÖK'ün aldığı kararın bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Tüm bu açıklamalara göre; Haczedilmezlik kuralının, gerek uluslararası karşılaştırmalı hukukta gerek öğretide, gerekse son yıllarda geliştirilen Anayasa Mahkemesi ve yargısal görüşlerde sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal ( istisnai ) durumlarda söz konusu olması gerektiği bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilmemesi için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, aslolanın her özel ve tüzel kişinin borcunu zamanında ödemesi olduğu, bunun gerek hukuk devleti ve hak arama özgürlüğünün gerekse de ekonomik ve sosyal hayatın bir sarsıntıya uğramadan devamının sağlanmasının gereği olduğu, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu P... Thermal Resort Otelinin bankalardaki gelirlerinin ve Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinin döner sermayesinin gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle direnme kararı hatalıdır.
Açıklanan nedenlerle düzeltilmesi istenilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmelidir.
SONUÇ : Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin ( REDDİNE ), 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren ( 86.000.000 ) lira para cezasının düzeltme isteyenden alınmasına, 26.02.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 12-02-2020, Saat: 22:29
  • DuraN
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2003/12-116
K. 2003/111
T. 26.2.2003
• VAKIF ÜNİVERSİTELERİ ( Bağlı Otelinin Bankalardaki Gelirlerinin ve Hastahanesinin Döner Sermayesinin Gelirlerinin Haczedilebileceği )
• KAMU TÜZEL KİŞİSİNİN MAL VE GELİRLERİ ( Vakıf Üniversiteleri - Haczedilememesi İçin Özel Yasasında Açık Hükmün Bulunması Gerektiği )
• HACZEDİLMEZLİK ( Vakıf Üniversiteleri - Mal ve Gelirlerinin Haczedilememesi İçin Özel Yasasında Açık Hükmün Bulunması Gerektiği )
• HACİZ ( Vakıf Üniversitesine Bağlı Otelin Bankalardaki Gelirlerinin ve Hastahanesinin Döner Sermayesinin Gelirlerinin - Haczedilebileceği )
• DEVLET MALLARININ HACZEDİLMEZLİK KURALI ( Vakıf Üniversiteleri - Haczedilememesi İçin Özel Yasasında Açık Hükmün Bulunması Gerektiği )
2004/m. 82/1
2709/m. 10130
2547/m. 56Ek.2Ek.7
4046/m. 15
1050/m. 59/2
KHK-233/m. 57/2
ÖZET : Haczedilmezlik kuralının sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal ( istisnai ) durumlarda söz konusu olması gerektiği, bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilememesi için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; ( Ankara Altıncı İcra Hakimliği )nden verilen 27.08.2002 gün ve 2002/569-798 sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 25.12.2002 gün, 2002/12-1101 Esas, 1113 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, icra memurunun yasaya aykırı olarak yaptığı savlanan Başkent Üniversitesine ait hastane ve otelin gelirlerinin haczi işleminin iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, Başkent Üniversitesi'nin 3961 sayılı Yasaya göre kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir vakıf üniversitesi olduğunu, 2547 sayılı Yasanın 56 ve Ek 7. maddeleri gereği devlet üniversitelerine tanınan tüm mali kolaylık ve muafiyetlerden vakıf üniversitelerinin de yararlanacağını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının vakıf üniversitelerinin mallarının haczedilemeyeceği yönünde olduğunu, vakıf üniversitelerinin kamulaştırma yetkisine haiz olduğunu, vakıf üniversitelerinin tesislerinin yasada yapılan değişiklikle resmi bina statüsüne alındığını, bu yönleri ile devlet üniversitelerinden hiç bir farkının olmadığını bu nedenlerle mallarının haczedilemeyeceğini, öte yandan Başkent Üniversite kampüsünde kurulacak olan okul, derslik ve laboratuarlara tahsisine karar verildiğini, bu bakımdan da gelirlerin haczinin olanaklı olmadığını belirterek icra memurunun işleminin iptalini istemiştir.
Davalı, Devlet Yüksek Öğretim Kurumlarının özel bütçeli kuruluşlar olduğunu, 2547 sayılı Yasada mali kolaylıklardan yararlanarak kuruluşları üniversiteler ve ileri teknoloji enstitüleri olarak sınırladığını, bunların arasında hastane ve oteller bulunmadığını, kaldı ki icra dairesince üniversitenin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmeye dönük bina, tesis ve araç-gereç üzerine haciz konulmadığını, davacının devlet kurumlarının aksine, borçlarını bir plan ve program dahilinde ödeme mecburiyetinin olmadığını, buna zorlayan hükümlerin de olmadığını, davacının malları ve gelirlerinin devlet malı niteliği taşıdığı varsayılması halinde, davacının borçlarını ödemesinin kendi keyfine ve takdirine bırakılması anlamına geleceğini, davacının kuruluş yasası olan 3961 sayılı Yasada mallarının ve gelirlerinin devlet malı olduğuna dair bir hüküm olmadığını, haczedilmezliğin istisnai bir durum olup, yasasında bu yönde bir hüküm de bulunmadığını, öte yandan davacı üniversitenin yönetim kurulunun malları ve gelirleri, kamu hizmeti niteliği taşıyabilecek bir hizmete tahsis etme yetkisinin bulunmadığını, dolayısıyla bu kararın yasal dayanaktan yoksun olup yok hükmünde olduğunu, bu nedenle davacı üniversitenin gelirlerinin haczinin mümkün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin, davacı üniversitenin bir kamu tüzel kişisi olduğu, bu nedenle İİY.nın 82/1 maddesi anlamında mal ve gelirlerinin devlet malı sayılacağından haczedilemeyeceği yönünde verdiği karar, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Uyuşmazlık, davacı vakıf üniversitesinin mallarının devlet malı olup olmadığı ve mallarının haczinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1982 Anayasası'nın 130. maddesinin ikinci fıkrasında; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından Devletin gözetim ve denetime tabi yüksek öğretim kurumları kurulabileceği hükmü getirilmiş ve son fıkrasında, vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarının mali ve idari konular dışında kalan akademik çalışma, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet tarafından kurulan yüksek öğretim kurumları hakkındaki hükümlere tabi olacakları açıklanmış, ayrıca üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmak üzere Devlet yada vakıflar tarafından kanunla kuracakları belirtilmiştir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasası da Anayasal hükümlere parasal olarak getirilen hükümler bir bütünlük taşımakta, hukuksal dayanak, yasayla kurulma yönlerinden vakıfların yüksek öğretim kurumları açmaları ile Devletin yüksek öğretim kurumu açması arasında bir farklılık gözetmemekte, gelir kaynakları bakımından farklılık ise, yalnızca vakıfların mali ve idari yönlerden kendilerine özgü bir sistem içinde bulunmalarından kaynaklanmakta ve kurucusunun farklılığı nedeniyle ayrıcalıklı hükümlere bağlı kılınmış bulunmaktadır. Devlet yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "Devlet", vakıf yüksek öğretim kurumlarının kurucusu "Vakıftır.
Buna göre, devlete ait yüksek öğretim kurumlarının temel mali kaynağı kamu maliyesi olmasına karşın, vakıf yüksek öğretim kurumlarına belli miktarda devlet yardımı yapılmakla birlikte, burada temel mali kaynak bu vakıf öğretiminden yararlananların bu kurumlara yaptıkları ödentilerdir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili yasa kuralı, İcra iflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasındaki hükümdür. Buna göre; Devlet Malları ile özel yasalarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez.
İcra İflas Yasasındaki bu hükmün konuluş nedeni, 15.01.1947 gün ve 1947/14-5 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi; Kamu hizmetlerinin düzenli ve aralıksız bir tarzda yürütülmesini sağlamak amacını güder. Devletin kendisine ait borcu ödemesi zorunluluğu, Devlet kamu kişiliğinin saygınlık ve onuru gereği bulunmakta, Devletten alacaklı bulunan kişilerin kavuşturma yollarına başvurmalarına gerek bulunmadan alacaklarını alabilmeleri öngörülmektedir.
Öğretiye göre de, Devlet mallarının haczedilmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Her şeyden önce Devleti niteleyen egemenlik, buna karşı cebir ( zorlayıcı güç ) kullanılmasıyla bağdaşmaz. Cebir kullanılması Devlete tanınmış bir yetki olup, bu yetkiyi devletin kendisine karşı kullanması düşünülemez. Devletin borçlarını, herhangi bir cebir kullanmadan kendiliğinden ödeyeceği, hukuk devletinin gereği olup, doğaldır. Ayrıca kamu hizmetlerinin aksatılmadan ve kesintiye uğramadan sağlanması ve bütçenin getirdiği esasların cebri icra sonucunda öngörü dışı ihlallere uğratılmaması esastır. ( Prof. Dr. Baki Kuru İcra İflas Hukuku, Ankara 1983, s: 294, Prof. Dr. Saim Üstündağ, İcra Hukuku Esasları, İstanbul 1984 s.190 )
Diğer yandan devlet mallarının haczi bu malların tahsis şeklini değiştirdiğinden, devletin malvarlığında ( patrimuan ) ve mali hukuka devamlılığı bozarak kamu yararına zarar verir ( Talih Uyar, İcra Hukukunda Haciz Manisa 1983, s: 386 )
Devlet malları 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 2. maddesine göre, gerek kamu hizmetine doğrudan doğruya tahsis edilmiş bulunan, gerek sağladığı mali yarar vesaire dolayısıyla faydalanılan bütün mallardır. ( Prof. Dr. Ejder Yılmaz Devlet Malları Hak ve Rüçhanlığına Sahip Malların Haczedilmemesi Prof. Dr. Yaşar Yalçın'a Armağan, Türkiye İş Bankası Yayınları )
İcra iflas Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasında da belirtildiği üzere bazı yasalarda haczedilmezlikle ilgili özel düzenlemeler vardır. Bunlardan bazıları, Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamında sayılmış olup bunlara ek olarak, 2849 sayılı Kefalet Yasası m. 11, 4178 SY. Yasa m. 12, 4933 sayılı Yasa m. 13, Türk Ticaret Yasası m. 753, m. 892/1, 7397 sayılı Yasa m. 14/3, 2821 sayılı Sendikalar Yasası m. 64/2, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası m. 203/3, m. 207/4, m. 236, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası m. 143, m. 154/2, m. 176, m. 177/2, 1164 sayılı Arsa Ofisi Yasası, 2834 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası m. 8, m. 16/3, 1512 sayılı Noterlik Yasası m. 38/5, 854 sayılı Deniz İş Yasası m. 32 vb.ni sayabiliriz.
İcra İflas Yasasının 82/1 maddesine göre haczedilemeyen Devlet Malları kavramı, salt Devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli dairelerin ellerinde bulunan ve idare ve muhasebesi 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi malları kapsar. Yine devlet malı olmamakla birlikte haczedilemeyeceği özel yasalarda belirtilen mallar da haczedilemez. Bu mallara örnek olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin malarını gösterilebilir ( 233 sayılı KHK. m. 57/2 ). Son olarak devlet malları hak ve rüçhanlığını haiz mallarda haczedilemez. Buna örnek de Ordu Yardımlaşma Kurumu Yasasının 37. maddesidir.
Devlet malları, özel mallardan ayrı bir takım hukuki karaktere maliktir. Devlet mallarının gösterdiği bu hukuki karakter, bu malların ya doğasından, yada kamunun kullanımına ve yararlanmasına sunulmuş bulunmasından, veyahut bir kamu hizmetinin unsurunu oluşturmasından kaynaklanır. Bu karakterler, devlet mallarının özel mallar karşısındaki hukuki niteliğini belirttiği gibi idarenin bunlar üzerinde sahip olduğu hakların niteliğini, ferdin bunlar karşısındaki durumunu ve yararlanma yetkilerini aydınlatır. ( Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları Cilt 2 İstanbul 1964 s. 1319 )
Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, İsviçre ve Fransa ve Almanya'da kural olarak devlet mallarının haczedilebilirliği kabul edilmiştir, ( İsviçre İcra İflas Yasası m. 92-94, Fransa Medeni İcra Usulleri Hakkındaki Yasa m. 14, Federal Almanya Hukuk Usulü Yasası m. 882 a )
Anayasa Mahkemesi'ne İcra İflas Yasasının 82/1. maddesinde yer alan devlet mallarının haczedilmeyeceği kuralının iptali ile ilgili olarak açılan davada Yüksek Mahkeme; "Devlet mallarının haczedilmeyeceğine ilişkin kural Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Devlet mallarının haczi, bu malların kullanma biçimini değiştireceğinden, devletin malvarlığında ve mali hukukta sürekliliğe engel olarak, kamu yararına zarar verir. Uyuşmazlık konusu olayda, borcun hiç ödenmemesinden değil, bütçe olanaklarına göre, yılını aştığı için gecikerek ödemenin sağlanacağından söz edilmektedir. Devletin etkinliklerinde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı önde geldiğine göre, bir alacaklının kişisel çıkarı için devlet mallarının haczi, diğer değişle özel yararın kamu yararına yeğlenmesi ( tercih edilmesi ) söz konusu olamaz.
Öte yandan, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik, mutlak anlamda eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin varlığı durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Durum ve konumdaki farklılık, hukuksal özellikler, kimi kişiler yada topluluklar ve kuruluşlar için değişik kurallar ve uygulamaları gerekli kılar. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayandırılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasanın amaçladığı eşitlik eylemi değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması, Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesine uygun düşer" gerekçeleriyle 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 538 sayılı Yasa ile değişik 82. maddesinin 1. bendinde yer alan "Devlet malları" sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. ( Anayasa Mahkemesi'nin 21.10.1992 gün ve 1992/13 ve 1992/50 K. sayılı kararı )
Bununla birlikte yine Anayasa Mahkemesine, özelleştirme kapsamına giren kuruluşların ekonomik değer taşıyan varlıklarına, haciz yasağı konulması ile ilgili 4046 sayılı Yasanın 15. maddesinin iptali ile ilgili olarak açılan davada verdiği kararda; "Özelleştirme kapsamına giren kuruluşların, ekonomik değer taşıyan varlıklarına haciz yasağı konulmasının, bunların satışından elde edilecek geliri, dolayısıyla kamu yararına olumlu yönde etkileyebileceği düşünülebilirse de, kişi hakları karşısında böyle dolaylı bir kamu yararı düşüncesine öncelik verilemeyeceği, hukuk devletinde asıl olanın temel hak ve özgürlüklerin korunması olduğunu, aksi durumda, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması nedeniyle alacaklarını elde edemeyen kişilerin haklarına kavuşmalarının sağlanması yönündeki anayasal hak arama özgürlüğüne olduğu kadar, hukuk devleti olmanın gereklerine de aykırı olacağı, kamu yararı amacıyla da olsa, hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getiren bir düzenlemenin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacağından Anayasa'ya uygun bir sınırlama olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle Anayasanın 36 ve 13. maddelerine aykırı olduğu, bu cümleden olarak; itiraz konusu kuralın, 4046 sayılı Yasa sebebiyle özelleştirmeye alınan kuruluşlar ile alınmayanların alacaklıları arasında eşitlik ilkesi ile bağdaşmayan farklı uygulamalara neden olunacağı ve bu açıdan Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık oluşturacağı, açık bir biçimde ifade edilmiştir ( Anayasa Mahkemesinin 31.01.1997 gün ve 1996/66 E. ve 1997/7 K. sayılı kararı ).
Öğretide, devlet mallarının haczedilmezliği ilkesinin gerekliliğinin tartışıldığı, bu bağlamda, bu kuralın, kamu mallarının yapısı, ait olduğu kamu idaresi ve korunması yönünden hiçbir ayrım getirmeden tek düze olarak bu konuyu düzenlemekte olup, kamu hizmetlerinin çeşitliği ve gereksinmeleri yönünden hukuka uygun ve adil bir uygulama yolunu kapamakta ve adeta kamu gücünü kullananları hukuk dışına itmekte olduğu, ( G. Dinçer/S.Tüzün, s. 181-182 ) Devletin, borcunu kendi isteği ile ödeyeceği inancının genelde kurumsal bir iyimserlikten öteye geçmemekte olduğu, haczedilebilecek malları olan kamu tüzel kişileri ile devlet arasında bu konuda ayrımı gerektiren bir durumun olmadığı, gerçek ve tüzel kişilerin mallarının haczedilebildiği gibi, devletin özel mallarının da haczedilmesi gerektiği, ancak devletin iyeliğinde olan, tapuya yazılan ve yazılmayan mallar ayrımı ile kamuya özgülenen, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine ayrılan mallar ve değerlerle kurum ve kuruluşlarda araç ve gerekçelerin işlevleri gözetilerek hangilerinin ve ne ölçüde haczedilebileceği ve haczedilemeyeceğinin açıkça belirtilmesi gerektiği, yargı kararları ile kesinleşmiş olan bireyin alacağı karşısındaki devlet mallarının ayrıcalığına dayanan haczedilmezlik engelini kaldıracak yada yumuşatacak yeni düzenlemeler yapılmasının zorunlu olduğu ifade edilmektedir. ( M. Gönül, s.183 ) Bu konuda 24 Mart 2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı" nda öngörülen düzenlemelerle bu konuda yeni açılımlar yapılabileceği ( Prof. Dr. Yaşar Karayalçın Devlet Borçları- "Devlet Malları Haczedilemez Kuralı"- Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu 1. 11 Mayıs 2001 Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü ) ve bu alanda devlet borçlarının kişisel alacaklılar açısından vadesinde ödenmesini sağlayacak bir düzenlemenin, alacaklı vatandaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hak aramalarını da gereksiz kılacağı ileri sürülmüştür ( Dr. Şeref Ünal Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İnsan Haklarının Ulusal ilkeleri Ankara TBMM Kültür Sanat ve Yayınları No. 89, 2001 ).
Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya baktığımızda, yukarıda değinildiği gibi, borçlu Başkent Üniversitesi 2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasının 17.08.1983 gün ve 2880 sayılı Yasayla değişik ek madde 2'nin verdiği yetki çerçevesinde 15 Ocak 1994 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 13.01.1994 gün ve 3961 sayılı Yasa ile kurulmuş olup, kuruluş yasasında, "YÖK Yasasının Vakıf Yüksek Öğretim Kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olduğu belirtilmiştir.
2547 sayılı Yüksek Öğretim Yasasına göre, Devlet Üniversiteleri, tüzel kişiliğe sahip, katma bütçe ile idare edilen, istisnalar dışında 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına ( Muhasebe-i Umumi Kanununa ) tabi kuruluşlar olduğu vurgulanmaktadır. Aynı yasaya göre devlet malları, Devlet Tüzel Kişiliği içinde yer alan Genel ve Katma bütçe ile idare edilen dairelerin ellerinde bulundurdukları malları kapsar. Bu kuruluşların isimleri ise her yıl TBMM.den geçen Bütçe Yasasında yer alır. Davacı Üniversitenin bu kapsamda Bütçe Yasasında yer almadığı anlaşılmaktadır.
İcra İflas Yasasının 82/1. maddesinde açıklanan biçimde bir kuruluşa ait malın devlet malı sayılabilmesi için bu kuruluşun, bütçesinin 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasına tabi olması, Bütçe Yasasında sayılan Genel yada Katma bütçeli daireler arasında yer alması, mallarının kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş olması, sağladığı ekonomik ve sosyal yararlar dolayısıyla kamunun yararlandığı ve öz sermayesi devletçe temin edilen bir kuruluş olması gereklidir.
Bu nedenle, özel yasalarında bir kuruluşun kamu tüzel kişisi olduğunun belirtilmesi durumunda bu ifade, başlıbaşına o kuruluşun mallarının İİK.m. 82/1 anlamında haczedilemeyeceği anlamına geldiği sonucunu doğurmaz.
Nitekim TRT, Kızılay, İskenderun Demir Çelik Müessesesi ve benzeri kuruluşların malları da devlet malı kapsamına girmediğinden, bu kuruluşların mallarının haczedebileceği kabul edilmektedir. ( YHGK.nun 04.10.1974 gün ve 1971/1-261-1050 sayılı ilamı, Y.12.H.D.nin 06.12.1993 gün ve 1993/14707-19070, 17.10.1977 gün ve 1977/7845-8664, 06.04.1976 gün ve 1976/1702-4288 sayılı ilamları )
Devlet mallarının haczedilmezliği kuralı, kamu hizmetini yerine getirmenin gereği ve devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin bir gereği olduğu, bu yolla devletin, kamunun zararının önlenmesi ve kamu hizmetlerinin bütçe yasalarında öngörülen biçimde ve aksaklığa yol açılmadan yürütülmesi amaçlarına dayanır. Devlet kendi borçlarını ödemek için özel düzenlemeler getirmiştir. 1050 sayılı Genel Muhasebe Yasasının 26.10.1988 tarih ve 3488/1. maddesi ile değişik 59. maddesinin 2. fıkrasında; "ilgili yada geçen ve eski yıllar borçları tertiplerinden ödenmeyen ilama bağlı borçlar Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesi ile katma bütçelerde yer alan ilama bağlı borçlar tertiplerinden ödenir. Bu tertiplerdeki ödenekleri, yetmemesi halinde arttırmaya, Maliye ve Gümrük Bakanı yetkilidir." Burada açıklanan biçimde, devletin ilama dayalı borçlarını ödemesini sağlayacak hükümler koyarken bir kamu tüzel kişisi olan davacı-borçlu vakıf üniversitesinin borcunu ifa ederken, bu ifayı onun istencine ( iradesine ) bıraktığı düşünülemez.
Diğer taraftan kamuya tahsis işlemi, devlet tüzel kişiliği içinde yer alan bazı kuruluşlara tanınan özellikli ve istisnai bir düzenleme olduğundan yasaya dayanması gerekir. Oysa ki, davacı üniversitenin kuruluş yasasında bu yönde bir hüküm yoktur. O halde davacının mallarını ve gelirlerini kamu hizmetine tahsis yönünde aldığı kararın ve bunu onayan YÖK'ün aldığı kararın bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Tüm bu açıklamalara göre; Haczedilmezlik kuralının, gerek uluslararası karşılaştırmalı hukukta gerek öğretide, gerekse son yıllarda geliştirilen Anayasa Mahkemesi ve yargısal görüşlerde sınırlandırılması gerektiği ve bu düzenlemenin son derece ayrıksal ( istisnai ) durumlarda söz konusu olması gerektiği bu bağlamda bir kamu tüzel kişisinin mal ve gelirlerinin haczedilmemesi için özel yasasında açık hükmün bulunması gerektiği, aslolanın her özel ve tüzel kişinin borcunu zamanında ödemesi olduğu, bunun gerek hukuk devleti ve hak arama özgürlüğünün gerekse de ekonomik ve sosyal hayatın bir sarsıntıya uğramadan devamının sağlanmasının gereği olduğu, bu nedenlerle davacı-borçlu vakıf üniversitesinin, davaya konu P... Thermal Resort Otelinin bankalardaki gelirlerinin ve Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinin döner sermayesinin gelirlerinin haczedilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle direnme kararı hatalıdır.
Açıklanan nedenlerle düzeltilmesi istenilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmelidir.
SONUÇ : Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin ( REDDİNE ), 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren ( 86.000.000 ) lira para cezasının düzeltme isteyenden alınmasına, 26.02.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

İstihkak davası- Güçlü delil olma/olmama-

Hacze konu hayvanların bir kısmının kulak küpe numaraları İlçe Tarım Müdürlüğü yazısı uyarınca davacı adına kayıtlı ise de anılan belgeler ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmeyeceği-

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu aleyhine yapılan takip nedeniyle haczedilen hayvanların müvekkiline ait olduğunu, kayıtların İlçe Tarım Müdürlüğünde mevcut olduğunu, istihkak iddialarını kabulü ile haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı alcaklı vekili haciz mahallinde borçlunun hazır bulunduğunu, hayvanların kendisine ait olmadığını beyan etmesine karşın kime ait olduğunu söylemediğini, 45 adet koyun emanet olarak bakmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, İlçe Tarım kayıtları ile haciz tutanağındaki küpe numaraları karşılaştırılmış,davacı tarafın dinletmiş olduğu tanıkların beyanları dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Dava konusu haciz 12.09.2014 tarihinde takip ve ödeme emri tebliğ adresi olan Sofular Köyünde açık alanda borçlu huzurunda, koyunlar borçlu elinde iken yapılmış ve borçluya yediemin olarak bırakılmıştır.Bu nedenle İİK'nin 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesinin borçlu lehine olduğu kabul edilmelidir. İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan üçüncü kişi, haczedilen hayvanların kendisine ait olduğunu iddia etmekte olup, delil olarak ise tanık beyanına, hayvanların kulak küpe numaralarına ve İlçe Tarım Müdürlüğü kayıtlarına dayanmıştır. Hacze konu hayvanların bir kısmının kulak küpe numaraları İlçe Tarım Müdürlüğü yazısı uyarınca davacı adına kayıtlı ise de anılan belgeler ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler.

Bu maddi ve hukuki olgular ile mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı 3. kişinin İİK'nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 27.06.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 27.06.2019 T. E: 3417, K: 6587
  • Cevap Yok
  • 12-02-2020, Saat: 19:13
  • DuraN
Hacze konu hayvanların bir kısmının kulak küpe numaraları İlçe Tarım Müdürlüğü yazısı uyarınca davacı adına kayıtlı ise de anılan belgeler ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmeyeceği-

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu aleyhine yapılan takip nedeniyle haczedilen hayvanların müvekkiline ait olduğunu, kayıtların İlçe Tarım Müdürlüğünde mevcut olduğunu, istihkak iddialarını kabulü ile haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı alcaklı vekili haciz mahallinde borçlunun hazır bulunduğunu, hayvanların kendisine ait olmadığını beyan etmesine karşın kime ait olduğunu söylemediğini, 45 adet koyun emanet olarak bakmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, İlçe Tarım kayıtları ile haciz tutanağındaki küpe numaraları karşılaştırılmış,davacı tarafın dinletmiş olduğu tanıkların beyanları dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Dava konusu haciz 12.09.2014 tarihinde takip ve ödeme emri tebliğ adresi olan Sofular Köyünde açık alanda borçlu huzurunda, koyunlar borçlu elinde iken yapılmış ve borçluya yediemin olarak bırakılmıştır.Bu nedenle İİK'nin 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesinin borçlu lehine olduğu kabul edilmelidir. İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan üçüncü kişi, haczedilen hayvanların kendisine ait olduğunu iddia etmekte olup, delil olarak ise tanık beyanına, hayvanların kulak küpe numaralarına ve İlçe Tarım Müdürlüğü kayıtlarına dayanmıştır. Hacze konu hayvanların bir kısmının kulak küpe numaraları İlçe Tarım Müdürlüğü yazısı uyarınca davacı adına kayıtlı ise de anılan belgeler ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler.

Bu maddi ve hukuki olgular ile mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı 3. kişinin İİK'nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 27.06.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

8. HD. 27.06.2019 T. E: 3417, K: 6587
Yetki belgesi

Menfi Tespit Davasında Hükmedilen Kötüniyet Tazminatı ve İcra Mah. icra inkar tazminatı

Menfi tespit davasında hükmedilen kötüniyet tazminatından, aynı takip nedeniyle icra hukuk mahkemesince İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki icra inkar tazminatının indirilemeyeceği-


Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 14. Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.12.2011 gün ve 2011/182 Esas, 2011/537 Karar sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.10.2012 gün ve 2012/6168 Esas, 2012/14149 Karar sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkilinin evine hacze gelinmesi üzerine İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2010/….. E. sayılı dosyasındaki takipten haberdar olduğunu, müvekkilinin borçluyu tanımadığını belirtmesine rağmen beyanlarının zapta geçilmeyerek hemen hacze başlandığını, müvekkilinin çekte adları bulunan kişilerle ticari bir ilişkisinin olmadığını, taşımacılık yapmasına rağmen adına kayıtlı olan minibüslerinin yediemine götürüldüğünü, bu nedenle müvekkilinin taşımacılık taahhütlerini yerine getiremediği gibi gelirinden de mahrum kalarak mağdur olduğunu, çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, cirodaki soyadın dahi başka olduğunu belirterek takibin iptaline, davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalının % 40' tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iyiniyetli bir tacir olduğunu, dava konusu çeki ticari münasebeti dolayısıyla dava dışı R.G. isimli şahıstan aldığını, çek karşılığının ödenmemesi üzerine icra takibine başladığını, çekin müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, davacının iddialarını yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini, davacının süresi içerisinde borca itiraz etmediğini beyanla davanın ve müvekkili aleyhine kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 10.03.2010 keşide tarihli 30.000-TL bedelli çekten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının takipte kötü niyetli olduğu kanaatine varılarak tazminata mahkumiyetine, ancak aynı çek ve takipten dolayı İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nce 2011/734 E. sayılı dosyadan % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olduğundan, mükerrerlik teşkil eden % 20'lik kısmı aşan oranda ve davacı keşideci bulunmadığından % 5 çek tazminatı hariç tutularak kalan borç miktarından hesaplanan % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm her iki taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava çeke dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Dava konusu çekteki ciro imzasının davacıya ait olmadığı saptanmış ve bu nedenle borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece İİK'nun 72/5. maddesi uyarınca takip tarihi de gözetildiğinde % 40'dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu oranda tazminatın % 20'si indirilerek % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Yerel mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçeleri somut olay bakımından isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenle bozulması gerekmektedir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ  EDEN: Davacı vekili
[b]HUKUK GENEL KURULU KARARI[/b]
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen kötüniyet tazminatından, aynı takip nedeniyle icra hukuk mahkemesince İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki icra inkar tazminatının indirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun ‘menfi tespit ve istirdat davaları’ başlıklı 72 nci maddesinin 5. fıkrası;
“Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” hükmünü içermekte olup,  02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle, 72 nci maddenin beşinci fıkrasında yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” olarak değiştirilmiştir.
Diğer taraftan İİK’nun ‘imzaya itiraz’ başlıklı 170. maddesinin son fıkrası,
“İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar.” hükmünü içermektedir.
İcra mahkemesi, yapacağı veya bilirkişiye yaptıracağı inceleme sonunda inkâr (itiraz) edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir (İİK. m. 170/3, c. 1). İtirazın kabulü kararı ile, borçlu hakkında yapılan takip durur. İtirazın kabulüne karar veren icra mahkemesi, alacaklının kambiyo senedini takibe koymada kötü niyetli ve ağır kusuru bulunduğunu tespit ederse aynı karar ile alacaklıyı kambiyo senedine dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder (İİK. m.170/4,c.1).
Diğer taraftan borçlu icra takibinden önce veya takipten sonra borçlu olmadığının tespiti için genel mahkemede menfi tespit davası açabilir. Borçlunun menfi tespit davası açması ve davanın lehine sonuçlanarak kabulüne karar verilmesi halinde mahkeme, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olduğu kanısına varırsa, borçlunun talebi üzerine, borçlunun menfi tespit davası nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verir; bu zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olamaz (İİK m. 72/5, c. 3 ve 4). Söz konusu tazminat 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 15 inci maddesiyle, “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” şeklinde değiştirilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce itirazın kesin veya geçici kaldırılmasına karar vermiş olan icra mahkemesinin borçlu aleyhine hükmetmiş olduğu asgari yüzde yirmi tazminat (İİK. m. 68 son fıkra ve m. 68/a son fıkra), menfi tespit davasının reddi kararı ile kalkmaz; bilâkis kesinleşir yani tahsil edilebilir (alacaklı tarafından istenebilir) hale gelir. Böylece menfi tespit davasını kaybeden (açtığı menfi tespit davası reddedilen) borçlu, alacaklıya bir taraftan m. 68 son fıkra (veya m. 68/a son fıkra) hükmü gereğince, diğer taraftan m. 72/4, c. 2- 4 hükmü gereğince, iki adet (asgarî yüzde yirmi) tazminat ödemekle yükümlü olur (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Bası, Ankara 2013, s. 376).
Nasıl ki, menfi tespit davasını kaybeden borçlu iki kez tazminata mahkûm ediliyorsa, menfi tespit davasını kaybeden alacaklı da iki kez tazminata mahkûm edilebilir (İİK. m. 68 son fıkra, m. 68/a son fıkra, m.72,V, c.3 ve 4) (Baki Kuru, a.g.e., s. 384).
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacı borçlunun hakkında yapılan icra takibinden kurtulabilmek için icra mahkemesinde imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek hakkında yapılan kambiyo takibine itiraz ettiği, yine aynı tarihte iş bu dava ile takibe konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile % 40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı talep ettiği anlaşılmaktadır. İcra mahkemesince davacı borçlunun imzaya itirazı kabul edilerek takibin durdurulmasına, davalı alacaklının alacağın % 20’si oranında tazminata ve % 10’u oranında para cezası ile sorumlu tutulmasına karar verildiği, iş bu menfi tespit davasında sonradan verilen karar ile davanın kabulüne, takibe konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, % 40 oranında tazminatın % 20’si icra (hukuk) mahkemesince hükmedildiğinden % 20 oranında hesaplanan tazminatın davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İtirazın kaldırılması davasının borçlu aleyhine sonuçlanması ve tazminata hükmedilmesi durumunda, borçlunun menfi tespit davası açması halinde, borçlu aleyhine hükmedilen tazminatın infazı menfi tespit davasının kesinleşmesine kadar ertelenir. Ancak itirazın kaldırılması davasının, borçlu lehine sonuçlanması veya borçlunun açtığı imzaya itiraz davasının lehine sonuçlanması halinde hükmedilen tazminatın, yine borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasının lehine sonuçlanması halinde hükmedilen tazminattan mahsup edileceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca, İİK’nun 72/5. maddesinde düzenlenen tazminat, kötü niyet tazminatı; İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat ise icra inkar tazminatı olup, nitelikleri de farklı tazminat türleridir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, menfi tespit davasını kaybeden borçlu iki kez tazminata mahkûm ediliyorsa, menfi tespit davasını kaybeden alacaklı da iki kez tazminata mahkûm edilebilir (m. 68 son fıkra, m. 68/a son fıkra, m.72,V, c.3 ve 4). Kaldı ki, hangi hallerde icra mahkemesince hükmedilen tazminatın kalkacağı yasada açıkça düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yerel mahkemenin borçlunun açmış olduğu imzaya itiraz davasında İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki tazminatın, yine borçlunun aynı takip nedeniyle açmış olduğu menfi tespit davasında İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen % 40 kötü niyet tazminatından indirilmesi gerektiği yönündeki direnme kararının bozulması gerekmiştir.
Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyeler tarafından İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki tazminatın, yine borçlunun aynı takip nedeniyle açmış olduğu menfi tespit davasında İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen % 40 kötü niyet tazminatından indirilmesi gerektiği yönündeki yerel mahkeme direnme kararının onanması yönünde görüş bildirmiş iseler de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
[b]Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Üyesi  Bektaş KAR'ın Karşı Oy Yazısı[/b]
Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta temel sorun, genel mahkemede açılan menfi tespit davasında haksız ve kötüniyetli takipten dolayı, takip tarihi itibari ile verilen % 40 tan aşağı olmamak üzere zararın karşılığı tazminat (İİK. Mad. 72) ile, aynı takip nedeni ile takibe konu çekteki imzaya itiraz üzerine İcra Hukuk Mahkemesi tarafından itirazın kabulüne karar verilmesi halinde senedi takibe koymada kötü niyet ve ağır kusurun bulunması halinde alacaklının mahkum olduğu % 20 oranındaki tazminatın (İİK. Mad. 170) aynı nitelikte tazminat olup olmadıkları, mükerrerlik teşkil edip etmeyeceği, bu tazminatların farklı nitelik taşıyıp taşımadıkları noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle imzası davacı borçluya ait olmadığı anlaşılan çekten dolayı, alacaklı davalı tarafından yapılan icra takibi üzerine, davacı borçlunun genel mahkemede bu dava olan menfi tespit davası yanında, İcra Hukuk Mahkemesinde takibe konu çekteki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek imzaya itiraz ettiği ve yapılan yargılama sonunda İcra Mahkemesince itirazın kabulüne ve çeki takibe koymada kötü niyeti ve ağır kusuru olan alacaklarının çek miktarının yüzde yirmisi oranında tazminata mahkum edildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Menfi tespit davasında uyuşmazlığa bakan yerel ticaret mahkemesi, imzaya itiraz davasını da esas alarak ve menfi tespit davasında takip tarihi itibari ile davacı borçlunun kötüniyet tazminatının % 40’ tan aşağı olmayacağını kabul ederek, ancak bu miktarın % 20’sinin imzaya itirazın kabulü ile icra tetkik mahkemesinde hükme bağlandığı, mükerrer hüküm altına alınmayacağı, kısaca aynı takip nedeni ile bir kez kötüniyet tazminatı olacağı gerekçesi ile menfi tespit isteminin kabulü ile fark % 20 kötüniyet tazminatının hüküm altına alınmasına karar verilmiştir.
Yüksek 19. Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin kararını “Takip tarihi gözetildiğinde İİK.’’un 72/5 maddesi uyarınca % 40’dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerektiği, bu oranda tazminatın indirilerek % 20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin doğru görülmediği, yerel mahkemenin gerekçelerinin somut olay bakımından isabetsiz olduğu gerekçesi ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece, icra hukuk mahkemesinde itirazın kabulünde verilen % 20 oranında kötüniyet tazminatının aynı takip ve çeke ilişkin olduğu, icra hukuk mahkemesi kararlarının takip hukukuna ait bulunduğu, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği, menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmakla birlikte takibi iptal ettiren davacının bir de menfi tespit davası açarak ikinci kez kötüniyet tazminatı talep etmesinin hakkaniyet uygun olmadığı, mükerrer olacağı, bir takip için bir kez kötüniyet tazminatı verilebileceği gerekçesi ile bozmaya karşı direnilmiştir.
Aslında takip tarihi itibari ile menfi tespit davasında sonuçta hüküm altına alınacak tazminatın % 40 oranında olacağı hem yerel mahkemenin hem de Yüksek 19. Hukuk Dairesinin kabulündedir. Yerel mahkeme bu tazminatın % 20’sinin icra mahkemesinde hüküm altına alınması nedeni ile mükerrer olmaması açısından bakiye % 20’sini hüküm altına alırken, Yüksek Daire mükerrerlik tartışmasına girmeden ve menfi tespit davası ile imzaya itiraz uyuşmazlığında belirtilen tazminatların ayrı ayrı değerlendirileceğini belirtmeden, menfi tespit davasındaki kötüniyet tazminatının % 40 tan aşağı olamayacağını bozma gerekçesi yapmıştır. Ancak bozma içeriğine ve Yüksek Hukuk Genel Kurul’daki düşüncelere göre bu tazminatların mükerrer olmayacağı yönünde görüş oluşmuştur.
Takip hukukuna ilişkin imzaya itiraz davasına ilişkin İİK.’nun 170. maddesi incelendiğinde, özellikle imzanın borçluya ait olmadığının saptanması halinde borçlunun takip tarihi itibari ile % 40’tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edileceği, ancak borçlunun genel mahkemede menfi tespit veya istirdat davası açması ve kazanması halinde hükmedilmiş tazminatın kalkacağı açıkça belirtilmiştir. Alacaklı yönünden imzaya itirazın reddinin ve icra inkar tazminatının, açılacak menfi tespit davasında davanın kabulü halinde etkisi ve sonucu açıkça düzenlenmişken, aynı takip nedeni ile hem imzaya itirazı, hem de menfi tespit davası açıp davası kabul edilen davacı borçlu yönünden etkisi ve sonuçları belirtilmemiştir. Burada bir boşluk olduğu açıktır. Madde düzenlemesinde takip hukukuna ilişkin imzaya itiraz davasının, genel mahkemede menfi tespit davası açılması ve özellikle kabul edilmesi halinde sonuçlarının tamamen ortadan kalktığı, imzaya itiraz uyuşmazlığının menfi tespit davasına bağlı olduğu, bağımsız olmadığı görülmektedir.
İmzaya itiraz ile ilgili tazminat düzenlemesinde “senedi takibe koymada alacaklının kötü niyeti ve ağır kusurundan” sözedilmişken, menfi tespit ile ilgili tazminat kuralında ise “borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılmasından” bahsedilmiştir. Bu hükümlerde “aynı takip ve kötüniyet” ortak unsurdur. Davacı borçlu aynı takipten dolayı aynı anda ve tarihlerde hem icra mahkemesinde imzaya itiraz davası, hem de genel mahkemede menfi tespit davası açmış ve her iki davayı da kazanmıştır. Bu uyuşmazlıkta genel mahkemenin özellikle takibe konu çekteki imzanın davacı borçluya ait olmaması nedeni ile menfi tespit kararı vermesi ve takibin haksız ve kötüniyetli olması neden ile takip tarihi itibari ile % 40 kötüniyet tazminatının kabulü yanında, kesinleşen imzaya itiraz uyuşmazlığında davacı borçlu lehine aynı takipten dolayı % 20 oranında verilen kötüniyet tazminatını mükerrer olmaması gerekçesi ile mahsup ederek hüküm altına alınması, belirtilen hükümlere, davaların niteliğine uygundur. Bu nedenle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim. Açıklanan gerekçelerle Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluk görüşüne katılmadığımı belirtirim.
HGK. 13.03.2015 T. E:2013/19-1708, K:1025
  • Cevap Yok
  • 11-02-2020, Saat: 14:29
  • DuraN
Menfi tespit davasında hükmedilen kötüniyet tazminatından, aynı takip nedeniyle icra hukuk mahkemesince İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki icra inkar tazminatının indirilemeyeceği-


Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 14. Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.12.2011 gün ve 2011/182 Esas, 2011/537 Karar sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.10.2012 gün ve 2012/6168 Esas, 2012/14149 Karar sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkilinin evine hacze gelinmesi üzerine İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2010/….. E. sayılı dosyasındaki takipten haberdar olduğunu, müvekkilinin borçluyu tanımadığını belirtmesine rağmen beyanlarının zapta geçilmeyerek hemen hacze başlandığını, müvekkilinin çekte adları bulunan kişilerle ticari bir ilişkisinin olmadığını, taşımacılık yapmasına rağmen adına kayıtlı olan minibüslerinin yediemine götürüldüğünü, bu nedenle müvekkilinin taşımacılık taahhütlerini yerine getiremediği gibi gelirinden de mahrum kalarak mağdur olduğunu, çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, cirodaki soyadın dahi başka olduğunu belirterek takibin iptaline, davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalının % 40' tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iyiniyetli bir tacir olduğunu, dava konusu çeki ticari münasebeti dolayısıyla dava dışı R.G. isimli şahıstan aldığını, çek karşılığının ödenmemesi üzerine icra takibine başladığını, çekin müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, davacının iddialarını yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini, davacının süresi içerisinde borca itiraz etmediğini beyanla davanın ve müvekkili aleyhine kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 10.03.2010 keşide tarihli 30.000-TL bedelli çekten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının takipte kötü niyetli olduğu kanaatine varılarak tazminata mahkumiyetine, ancak aynı çek ve takipten dolayı İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nce 2011/734 E. sayılı dosyadan % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olduğundan, mükerrerlik teşkil eden % 20'lik kısmı aşan oranda ve davacı keşideci bulunmadığından % 5 çek tazminatı hariç tutularak kalan borç miktarından hesaplanan % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm her iki taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava çeke dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Dava konusu çekteki ciro imzasının davacıya ait olmadığı saptanmış ve bu nedenle borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece İİK'nun 72/5. maddesi uyarınca takip tarihi de gözetildiğinde % 40'dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu oranda tazminatın % 20'si indirilerek % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Yerel mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçeleri somut olay bakımından isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenle bozulması gerekmektedir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ  EDEN: Davacı vekili
[b]HUKUK GENEL KURULU KARARI[/b]
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen kötüniyet tazminatından, aynı takip nedeniyle icra hukuk mahkemesince İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki icra inkar tazminatının indirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun ‘menfi tespit ve istirdat davaları’ başlıklı 72 nci maddesinin 5. fıkrası;
“Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” hükmünü içermekte olup,  02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle, 72 nci maddenin beşinci fıkrasında yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” olarak değiştirilmiştir.
Diğer taraftan İİK’nun ‘imzaya itiraz’ başlıklı 170. maddesinin son fıkrası,
“İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar.” hükmünü içermektedir.
İcra mahkemesi, yapacağı veya bilirkişiye yaptıracağı inceleme sonunda inkâr (itiraz) edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir (İİK. m. 170/3, c. 1). İtirazın kabulü kararı ile, borçlu hakkında yapılan takip durur. İtirazın kabulüne karar veren icra mahkemesi, alacaklının kambiyo senedini takibe koymada kötü niyetli ve ağır kusuru bulunduğunu tespit ederse aynı karar ile alacaklıyı kambiyo senedine dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder (İİK. m.170/4,c.1).
Diğer taraftan borçlu icra takibinden önce veya takipten sonra borçlu olmadığının tespiti için genel mahkemede menfi tespit davası açabilir. Borçlunun menfi tespit davası açması ve davanın lehine sonuçlanarak kabulüne karar verilmesi halinde mahkeme, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olduğu kanısına varırsa, borçlunun talebi üzerine, borçlunun menfi tespit davası nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verir; bu zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olamaz (İİK m. 72/5, c. 3 ve 4). Söz konusu tazminat 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 15 inci maddesiyle, “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” şeklinde değiştirilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce itirazın kesin veya geçici kaldırılmasına karar vermiş olan icra mahkemesinin borçlu aleyhine hükmetmiş olduğu asgari yüzde yirmi tazminat (İİK. m. 68 son fıkra ve m. 68/a son fıkra), menfi tespit davasının reddi kararı ile kalkmaz; bilâkis kesinleşir yani tahsil edilebilir (alacaklı tarafından istenebilir) hale gelir. Böylece menfi tespit davasını kaybeden (açtığı menfi tespit davası reddedilen) borçlu, alacaklıya bir taraftan m. 68 son fıkra (veya m. 68/a son fıkra) hükmü gereğince, diğer taraftan m. 72/4, c. 2- 4 hükmü gereğince, iki adet (asgarî yüzde yirmi) tazminat ödemekle yükümlü olur (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Bası, Ankara 2013, s. 376).
Nasıl ki, menfi tespit davasını kaybeden borçlu iki kez tazminata mahkûm ediliyorsa, menfi tespit davasını kaybeden alacaklı da iki kez tazminata mahkûm edilebilir (İİK. m. 68 son fıkra, m. 68/a son fıkra, m.72,V, c.3 ve 4) (Baki Kuru, a.g.e., s. 384).
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacı borçlunun hakkında yapılan icra takibinden kurtulabilmek için icra mahkemesinde imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek hakkında yapılan kambiyo takibine itiraz ettiği, yine aynı tarihte iş bu dava ile takibe konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile % 40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı talep ettiği anlaşılmaktadır. İcra mahkemesince davacı borçlunun imzaya itirazı kabul edilerek takibin durdurulmasına, davalı alacaklının alacağın % 20’si oranında tazminata ve % 10’u oranında para cezası ile sorumlu tutulmasına karar verildiği, iş bu menfi tespit davasında sonradan verilen karar ile davanın kabulüne, takibe konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, % 40 oranında tazminatın % 20’si icra (hukuk) mahkemesince hükmedildiğinden % 20 oranında hesaplanan tazminatın davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İtirazın kaldırılması davasının borçlu aleyhine sonuçlanması ve tazminata hükmedilmesi durumunda, borçlunun menfi tespit davası açması halinde, borçlu aleyhine hükmedilen tazminatın infazı menfi tespit davasının kesinleşmesine kadar ertelenir. Ancak itirazın kaldırılması davasının, borçlu lehine sonuçlanması veya borçlunun açtığı imzaya itiraz davasının lehine sonuçlanması halinde hükmedilen tazminatın, yine borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasının lehine sonuçlanması halinde hükmedilen tazminattan mahsup edileceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca, İİK’nun 72/5. maddesinde düzenlenen tazminat, kötü niyet tazminatı; İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat ise icra inkar tazminatı olup, nitelikleri de farklı tazminat türleridir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, menfi tespit davasını kaybeden borçlu iki kez tazminata mahkûm ediliyorsa, menfi tespit davasını kaybeden alacaklı da iki kez tazminata mahkûm edilebilir (m. 68 son fıkra, m. 68/a son fıkra, m.72,V, c.3 ve 4). Kaldı ki, hangi hallerde icra mahkemesince hükmedilen tazminatın kalkacağı yasada açıkça düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yerel mahkemenin borçlunun açmış olduğu imzaya itiraz davasında İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki tazminatın, yine borçlunun aynı takip nedeniyle açmış olduğu menfi tespit davasında İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen % 40 kötü niyet tazminatından indirilmesi gerektiği yönündeki direnme kararının bozulması gerekmiştir.
Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyeler tarafından İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki tazminatın, yine borçlunun aynı takip nedeniyle açmış olduğu menfi tespit davasında İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen % 40 kötü niyet tazminatından indirilmesi gerektiği yönündeki yerel mahkeme direnme kararının onanması yönünde görüş bildirmiş iseler de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
[b]Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Üyesi  Bektaş KAR'ın Karşı Oy Yazısı[/b]
Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta temel sorun, genel mahkemede açılan menfi tespit davasında haksız ve kötüniyetli takipten dolayı, takip tarihi itibari ile verilen % 40 tan aşağı olmamak üzere zararın karşılığı tazminat (İİK. Mad. 72) ile, aynı takip nedeni ile takibe konu çekteki imzaya itiraz üzerine İcra Hukuk Mahkemesi tarafından itirazın kabulüne karar verilmesi halinde senedi takibe koymada kötü niyet ve ağır kusurun bulunması halinde alacaklının mahkum olduğu % 20 oranındaki tazminatın (İİK. Mad. 170) aynı nitelikte tazminat olup olmadıkları, mükerrerlik teşkil edip etmeyeceği, bu tazminatların farklı nitelik taşıyıp taşımadıkları noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle imzası davacı borçluya ait olmadığı anlaşılan çekten dolayı, alacaklı davalı tarafından yapılan icra takibi üzerine, davacı borçlunun genel mahkemede bu dava olan menfi tespit davası yanında, İcra Hukuk Mahkemesinde takibe konu çekteki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek imzaya itiraz ettiği ve yapılan yargılama sonunda İcra Mahkemesince itirazın kabulüne ve çeki takibe koymada kötü niyeti ve ağır kusuru olan alacaklarının çek miktarının yüzde yirmisi oranında tazminata mahkum edildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Menfi tespit davasında uyuşmazlığa bakan yerel ticaret mahkemesi, imzaya itiraz davasını da esas alarak ve menfi tespit davasında takip tarihi itibari ile davacı borçlunun kötüniyet tazminatının % 40’ tan aşağı olmayacağını kabul ederek, ancak bu miktarın % 20’sinin imzaya itirazın kabulü ile icra tetkik mahkemesinde hükme bağlandığı, mükerrer hüküm altına alınmayacağı, kısaca aynı takip nedeni ile bir kez kötüniyet tazminatı olacağı gerekçesi ile menfi tespit isteminin kabulü ile fark % 20 kötüniyet tazminatının hüküm altına alınmasına karar verilmiştir.
Yüksek 19. Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin kararını “Takip tarihi gözetildiğinde İİK.’’un 72/5 maddesi uyarınca % 40’dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerektiği, bu oranda tazminatın indirilerek % 20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin doğru görülmediği, yerel mahkemenin gerekçelerinin somut olay bakımından isabetsiz olduğu gerekçesi ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece, icra hukuk mahkemesinde itirazın kabulünde verilen % 20 oranında kötüniyet tazminatının aynı takip ve çeke ilişkin olduğu, icra hukuk mahkemesi kararlarının takip hukukuna ait bulunduğu, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği, menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmakla birlikte takibi iptal ettiren davacının bir de menfi tespit davası açarak ikinci kez kötüniyet tazminatı talep etmesinin hakkaniyet uygun olmadığı, mükerrer olacağı, bir takip için bir kez kötüniyet tazminatı verilebileceği gerekçesi ile bozmaya karşı direnilmiştir.
Aslında takip tarihi itibari ile menfi tespit davasında sonuçta hüküm altına alınacak tazminatın % 40 oranında olacağı hem yerel mahkemenin hem de Yüksek 19. Hukuk Dairesinin kabulündedir. Yerel mahkeme bu tazminatın % 20’sinin icra mahkemesinde hüküm altına alınması nedeni ile mükerrer olmaması açısından bakiye % 20’sini hüküm altına alırken, Yüksek Daire mükerrerlik tartışmasına girmeden ve menfi tespit davası ile imzaya itiraz uyuşmazlığında belirtilen tazminatların ayrı ayrı değerlendirileceğini belirtmeden, menfi tespit davasındaki kötüniyet tazminatının % 40 tan aşağı olamayacağını bozma gerekçesi yapmıştır. Ancak bozma içeriğine ve Yüksek Hukuk Genel Kurul’daki düşüncelere göre bu tazminatların mükerrer olmayacağı yönünde görüş oluşmuştur.
Takip hukukuna ilişkin imzaya itiraz davasına ilişkin İİK.’nun 170. maddesi incelendiğinde, özellikle imzanın borçluya ait olmadığının saptanması halinde borçlunun takip tarihi itibari ile % 40’tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edileceği, ancak borçlunun genel mahkemede menfi tespit veya istirdat davası açması ve kazanması halinde hükmedilmiş tazminatın kalkacağı açıkça belirtilmiştir. Alacaklı yönünden imzaya itirazın reddinin ve icra inkar tazminatının, açılacak menfi tespit davasında davanın kabulü halinde etkisi ve sonucu açıkça düzenlenmişken, aynı takip nedeni ile hem imzaya itirazı, hem de menfi tespit davası açıp davası kabul edilen davacı borçlu yönünden etkisi ve sonuçları belirtilmemiştir. Burada bir boşluk olduğu açıktır. Madde düzenlemesinde takip hukukuna ilişkin imzaya itiraz davasının, genel mahkemede menfi tespit davası açılması ve özellikle kabul edilmesi halinde sonuçlarının tamamen ortadan kalktığı, imzaya itiraz uyuşmazlığının menfi tespit davasına bağlı olduğu, bağımsız olmadığı görülmektedir.
İmzaya itiraz ile ilgili tazminat düzenlemesinde “senedi takibe koymada alacaklının kötü niyeti ve ağır kusurundan” sözedilmişken, menfi tespit ile ilgili tazminat kuralında ise “borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılmasından” bahsedilmiştir. Bu hükümlerde “aynı takip ve kötüniyet” ortak unsurdur. Davacı borçlu aynı takipten dolayı aynı anda ve tarihlerde hem icra mahkemesinde imzaya itiraz davası, hem de genel mahkemede menfi tespit davası açmış ve her iki davayı da kazanmıştır. Bu uyuşmazlıkta genel mahkemenin özellikle takibe konu çekteki imzanın davacı borçluya ait olmaması nedeni ile menfi tespit kararı vermesi ve takibin haksız ve kötüniyetli olması neden ile takip tarihi itibari ile % 40 kötüniyet tazminatının kabulü yanında, kesinleşen imzaya itiraz uyuşmazlığında davacı borçlu lehine aynı takipten dolayı % 20 oranında verilen kötüniyet tazminatını mükerrer olmaması gerekçesi ile mahsup ederek hüküm altına alınması, belirtilen hükümlere, davaların niteliğine uygundur. Bu nedenle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim. Açıklanan gerekçelerle Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluk görüşüne katılmadığımı belirtirim.
HGK. 13.03.2015 T. E:2013/19-1708, K:1025

Takibe Konu İlamın Feragat nedeniyle Ortadan Kalkması Durumunda Hacizler Harçsız Kaldırılır.

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi   
                 
ESAS NO   : 2018/6824
KARAR NO   : 2019/6684   
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun İcra mahkemesine başvurusunda, icra takibine konu ilamın feragat nedeniyle ortadan kalktığını ve icra dosyasındaki hacizlerin kaldırılması talebiyle icra müdürlüğüne başvuruda bulunduğunu, ancak icra müdürlüğü tarafından gerekli harçların yatırılmaması gerekçesiyle bu taleplerinin reddedilmesi nedeniyle icra müdürlüğünün ret kararının kaldırılması talebinde bulunmuş, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Alacaklı tarafından İzmir 1. İş Mahkemesinin 2012/557e-2014/568k sayılı ilamına dayalı olarak yapılan takipte borçlu tarafından icra mahkemesine başvurularak; icraya konu ilamın Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2015/9729E- 2015/6293K sayılı ilamı ile bozulduğunu, sonrasında İzmir 1. İş Mahkemesi 2015/483E-2015/626K sayılı ilamında tarafların anlaştıklarını belirterek davacı vekilinin yetkisi kapsamında davadan feragat ettiği ve davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.
İcra müdürlüğüne borçlunun başvuruda bulunarak icra takibine konu ilamın artık ortadan kalkması nedeniyle bu ilama dayalı takibin neticesinde konulan hacizlerin de kaldırılması talebinde bulunulmuş, ancak icra müdürlüğü bu talebi dosyada temyiz aşamasında nakit teminat yatırılarak mehil talep edilmiş olması nedeniyle dosyada nakit olduğunu, takip miktarı üzerinden tahsil ve cezaevi harcı yatırıldığında hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, dayanak ilamın gerekçesinde tarafların haricen anlaştıklarını ve feragat ettiklerini beyan ettiklerini, buna göre dosya borcunun haricen tahsil edildiğini ve 492 sayılı Harçlar Kanunu na göre yapılan ödeme üzerinden harç alınması gerektiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.
[b]İcra takibine konu ilam feragat nedeniyle ortadan kaldırıldığından artık bu ilama dayalı takibin de konusuz kalması söz konusu olur. Konusuz kalan icra takibindeki tüm hacizlerin de kaldırılması gerekir. Mahkemece icra müdürlüğü kararının kaldırılması gerekirken yazılı gerekçeyle şikayetin reddi kararı verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.[/b]
SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi   
                 
ESAS NO   : 2018/6824
KARAR NO   : 2019/6684   
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun İcra mahkemesine başvurusunda, icra takibine konu ilamın feragat nedeniyle ortadan kalktığını ve icra dosyasındaki hacizlerin kaldırılması talebiyle icra müdürlüğüne başvuruda bulunduğunu, ancak icra müdürlüğü tarafından gerekli harçların yatırılmaması gerekçesiyle bu taleplerinin reddedilmesi nedeniyle icra müdürlüğünün ret kararının kaldırılması talebinde bulunmuş, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Alacaklı tarafından İzmir 1. İş Mahkemesinin 2012/557e-2014/568k sayılı ilamına dayalı olarak yapılan takipte borçlu tarafından icra mahkemesine başvurularak; icraya konu ilamın Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2015/9729E- 2015/6293K sayılı ilamı ile bozulduğunu, sonrasında İzmir 1. İş Mahkemesi 2015/483E-2015/626K sayılı ilamında tarafların anlaştıklarını belirterek davacı vekilinin yetkisi kapsamında davadan feragat ettiği ve davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.
İcra müdürlüğüne borçlunun başvuruda bulunarak icra takibine konu ilamın artık ortadan kalkması nedeniyle bu ilama dayalı takibin neticesinde konulan hacizlerin de kaldırılması talebinde bulunulmuş, ancak icra müdürlüğü bu talebi dosyada temyiz aşamasında nakit teminat yatırılarak mehil talep edilmiş olması nedeniyle dosyada nakit olduğunu, takip miktarı üzerinden tahsil ve cezaevi harcı yatırıldığında hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, dayanak ilamın gerekçesinde tarafların haricen anlaştıklarını ve feragat ettiklerini beyan ettiklerini, buna göre dosya borcunun haricen tahsil edildiğini ve 492 sayılı Harçlar Kanunu na göre yapılan ödeme üzerinden harç alınması gerektiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.
[b]İcra takibine konu ilam feragat nedeniyle ortadan kaldırıldığından artık bu ilama dayalı takibin de konusuz kalması söz konusu olur. Konusuz kalan icra takibindeki tüm hacizlerin de kaldırılması gerekir. Mahkemece icra müdürlüğü kararının kaldırılması gerekirken yazılı gerekçeyle şikayetin reddi kararı verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.[/b]
SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İİK.133 gereğince İkinci İhale Alıcısına İhale Bedelini Yatırmak Üzere 10 Günlük Süre Verilmesi

Satış bedelinin kural olarak peşin yatırılması gerekirse de, alıcıya 10 günü geçmemek üzere bir süre tanınabileceği-

İİK.'nun 130. maddesi uyarınca,satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.

İİK.'nun 133. maddesi gereğince ise;taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içinde parayı vermezse, ihale kararı icra memuru tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129 uncu maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde bir muhtıra tebliğ edilerek arzettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur.

Somut olayda; ihale alıcısı,verilen süre içerisinde ihale bedelini yatırmadığından İİK.'nun 133. maddesi uyarınca ihale kararı kaldırılarak alıcıdan önce en çok pey süren şikayetçi Maliye Hazinesine teklifte bulunulduğu, muhtıra tebliğinden itibaren yasal 3 günlük süre içinde 12.03.2012 tarihinde taşınmazı almaya razı olan hazinenin aynı tarihli beyanı ile satış bedelinin ödenmesi için mehil verilmesini istediği, icra müdürlüğünce 12.03.2012 tarihli kararıyla talep sahibine İİK.'nun 130. maddesi hükmüne göre 10 günlük mehil verildiği, ihale bedelinin tamamının şikayetçi hazine tarafından icra müdürlüğünce verilen 10 günlük müddet içinde 21.03.2012 tarihinde icra dosyasına yatırıldığı görülmektedir.

Bu durumda, mahkemece, ihalenin şikayetçi Maliye Hazinesine yapılması gerektiği gözetilerek, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken; yasada öngörülmediği halde, satış bedelinin üç günlük süre içinde  ödenmediği gerekçesiyle, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 04.11.2013 T. E: 25955, K: 34449
Satış bedelinin kural olarak peşin yatırılması gerekirse de, alıcıya 10 günü geçmemek üzere bir süre tanınabileceği-

İİK.'nun 130. maddesi uyarınca,satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.

İİK.'nun 133. maddesi gereğince ise;taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içinde parayı vermezse, ihale kararı icra memuru tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129 uncu maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde bir muhtıra tebliğ edilerek arzettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur.

Somut olayda; ihale alıcısı,verilen süre içerisinde ihale bedelini yatırmadığından İİK.'nun 133. maddesi uyarınca ihale kararı kaldırılarak alıcıdan önce en çok pey süren şikayetçi Maliye Hazinesine teklifte bulunulduğu, muhtıra tebliğinden itibaren yasal 3 günlük süre içinde 12.03.2012 tarihinde taşınmazı almaya razı olan hazinenin aynı tarihli beyanı ile satış bedelinin ödenmesi için mehil verilmesini istediği, icra müdürlüğünce 12.03.2012 tarihli kararıyla talep sahibine İİK.'nun 130. maddesi hükmüne göre 10 günlük mehil verildiği, ihale bedelinin tamamının şikayetçi hazine tarafından icra müdürlüğünce verilen 10 günlük müddet içinde 21.03.2012 tarihinde icra dosyasına yatırıldığı görülmektedir.

Bu durumda, mahkemece, ihalenin şikayetçi Maliye Hazinesine yapılması gerektiği gözetilerek, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken; yasada öngörülmediği halde, satış bedelinin üç günlük süre içinde  ödenmediği gerekçesiyle, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 04.11.2013 T. E: 25955, K: 34449

Taahhütlerde Damga vergisi alınması hk.

Taahhütlerde Damga vergisi alıyoruz,  emsal bir MERCİİ Kararı....


T.C.
BURSA
1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2020/71 Esas
KARAR NO : 2020/89
...........................................................

Mahkememizce iş bu davanın 6100 sayılı HMK.nun 320/1 maddesi ve İİK.nun 18.maddesi gereğince "dosya üzerinden karar verilmesi mümkün haller"den olduğu anlaşıldığından, taraflar duruşmaya davet edilmeden, dosya üzerinden inceleme yapılmış olmakla,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Şikayetçi Banka vekili şikayet dilekçesinde özetle; Müvekilinin alacağının tahsili için borçlu Bursa 17. İcra Müdürlüğünün 2020/749 Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiğini ve borçlunun  İİK.nun 111.maddesi gereği taksitle ödeme talebinde bulunduğunu, taahhüt metninin hazırlandığını ve icra dairesinde borçludan alınacak taahhüt işleminden dolayı Damga vergisi alınmaması talebinde bulunulduğunu, ancak İcra Müdürlüğünün 23/01/2020 tarihli kararında işlemin yapılabilmesi için Damga Vergisinin alınması gerektiği yönünde kararın verildiğini, taahhüt alınması işleminin damga vergisi kapsamında yeni bir borçlandırıcı işlem olmadığını, İcra takibinde mevcut bir borcun taksitlendirilmesi olduğunu, söz konusu harçtan Damga Vergisi Kanununa ekli Damga Vergisinden İstisna Edilen Kağıtlar başlığını taşıyan (2) sayılı tablonun (23) numaralı fıkrası uyarınca damga vergisi, ile değişik 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. Maddesinin 4 numaralı fıkrası uyarınca müvekkili bankanın Damga Vergisi ve Katma Değer Vergisinden muaf  olduğunu, taahhüt işleminin yapılabilmesi için işbu harcın talep edilmesinin işin sürüncemede bırakılması niteliğinde olduğunu, İcra dairesinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğundan iptali  ile kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Talep İİK nun 16. maddesi kapsamında memur muamelesine yönelik şikayettir.
İcra dosyasının incelenmesinde; davacı-alacaklı banka tarafından borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, alacaklı vekili tarafından 23/01/2020 tarihinde borçlu ile birlikte icra dairesinde borçlunun taahhüdünün alınmasını ancak damga vergisinden muaf olmaları sebebi ile damga vergisi alınmaması yönünde talepte bulunulduğu, icra memurluğu tarafından 23/01/2020  tarihinde " Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 10.01.2014 tarihli yazısına göre, Ödeme taahhüdünün bir sözleşme olduğu, icra dosyasında yazıya döküldüğü, Damga Vergisi Kanununun 1. maddesine göre Ekli 1 sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, belli parayı ihtiva eden taahhütnamelerin damga vergisine tabi tutulacağı, oranının binde 9,48 oranında olduğu, dava konusu ödeme taahhüdüne de bu damga vergisinin uygulanması gerektiği, ödeme taahhüdüne binde 9,48 oranında sözleşme damga resmi alınması gerektiği, henüz damga resmi ödenmediği, Ayrıca Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 13.09.2019 tarihli, 113/5282 sayılı yazıları ile Damga Vergisi Kanununun 1. maddesine göre Ekli 1 sayılı tablonun 1/A-1 maddesi uyarınca nispi damga vergiğine tabi olduğu hususunda İcra İşleri Daire Başkanlığına görüş bildirdiği görülmekle 23.01.2020 tarihli, 24.493,23 TL'nin ödeme taahhüdü tutarının binde 9,48 oranında sözleşme damga resmi alınması halinde işleme alınmasına, (Yargıtay 12 H.D. E: 2014/24798 -K: 2014/30536).... İİK 16. Maddesi yolu açık olmak üzere karar verildi." şeklinde karar verildiği görülmüştür.
488 Sayılı Damga Vergisi Kanunun 26. Maddesi uyarınca resmi dairelerin ilgili memurları kendilerine ibraz edilen kağıtların damga vergisini aramaya veya vergisi hiç ödenmemiş veya noksan ödenmiş olanların bir tutanakla tespit etmeye veya bunları tutanağa düzenlemek üzere vergi dairesine göndermeye mecburdurlar.
Aynı yasanın 27/ son maddesine göre  Bankalar, kamu iktisadi teşebüsleri ve iştirakleri ile 22 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında bulunanlar, vergisi ödenmemiş veya noksan ödenmiş kâğıtları usulüne uygun olarak vergi ve cezası ödenmedikçe işleme koyamazlar. Vergi ve cezası ödenmeden bu kâğıtları işleme koyan kişi ve kuruluşlardan, kâğıdın mükelleflerinden alınacak ceza tutarınca ayrıca ceza alınır.
Yasal bu düzenlemeler dikkate alındığında icra memurluğunca borçlu tarafından takip konusu alacağın taksitle ödeneceğine dair icra memurluğu tarafından düzenlenen belgenin damga vergisine tabi olup olmadığının icra memurluğu tarafından değerlendirilmesi gerektiği ve damga vergisi alınması gerektiği kanaatine varıldığı takdirde 488 Sayılı Sayılı Yasanın 26. Maddesine göre işlem yapılması gerektiği, icra memurluğu tarafından da 488 Sayılı Yasanın 26 ve 27. Maddesine göre işlem yapılmış olması sebebi ile yapılan işlemde bir usulsüzlük bulunmadığı,
Her ne kadar şikayetçi vekili tarafından müvekkili bankanın 488 sayılı yasaya ek 2 no'lu tablonun 23. Maddesi ve 5281 sayılı yasanın 8. Maddesi ile eklenen 35. Fıkrasına göre damga vergisinden muaf oluğu belirtilmiş ise de işlemin icra memurluğu tarafından gerçekleştirilecek olması sebebi ile 2 sayılı tablonun 23. Maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, 23. Maddedeki işlemlerin ancak bankalar ile ilgilisi tarafından düzenlenecek belgelerle ilgili olduğu, 5520 sayılı yasanın 5/1-f maddesi ise bankaların finansal kiralama ya da finansman şirketlerine borçları nedeni ile kanuni takibe alınmış veya TMSF'ye borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının bu borçlara karşılık bankalara finansal kiralama veya finansman şirketlerine veya bu fona devrinden sağlanan hasılatın bu borçların tasfiyesinde kullanılan kısmına isabet eden kazançlarla ilgili olduğu, borçlunun kurum olmadığı bu nedenle alacağın ve işlemin 5422 sayılı yasanın 5/1-f maddesi kapsamında da değerlendirilmesi mümkün olmadığından, İcra Dairesinin talebin reddine ilişkin kararı usul ve yasaya uyarlı olmakla vaki şikayetin reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Şikayetin  REDDİNE,
2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
3-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davacının yatırmış olduğu gider avansından kalan miktarın karar kesinleştikten sonra davacıya iadesine,
Dair, evrak üzerinde inceleme sonucu verilen karar tarafların yokluğunda kararın taraflara tebliğinden itibaren 10 gün içinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf  yolu açık olmak üzere karar verildi. 07/02/2020
  • Cevap Yok
  • 10-02-2020, Saat: 15:11
  • eskici
Taahhütlerde Damga vergisi alıyoruz,  emsal bir MERCİİ Kararı....


T.C.
BURSA
1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2020/71 Esas
KARAR NO : 2020/89
...........................................................

Mahkememizce iş bu davanın 6100 sayılı HMK.nun 320/1 maddesi ve İİK.nun 18.maddesi gereğince "dosya üzerinden karar verilmesi mümkün haller"den olduğu anlaşıldığından, taraflar duruşmaya davet edilmeden, dosya üzerinden inceleme yapılmış olmakla,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Şikayetçi Banka vekili şikayet dilekçesinde özetle; Müvekilinin alacağının tahsili için borçlu Bursa 17. İcra Müdürlüğünün 2020/749 Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiğini ve borçlunun  İİK.nun 111.maddesi gereği taksitle ödeme talebinde bulunduğunu, taahhüt metninin hazırlandığını ve icra dairesinde borçludan alınacak taahhüt işleminden dolayı Damga vergisi alınmaması talebinde bulunulduğunu, ancak İcra Müdürlüğünün 23/01/2020 tarihli kararında işlemin yapılabilmesi için Damga Vergisinin alınması gerektiği yönünde kararın verildiğini, taahhüt alınması işleminin damga vergisi kapsamında yeni bir borçlandırıcı işlem olmadığını, İcra takibinde mevcut bir borcun taksitlendirilmesi olduğunu, söz konusu harçtan Damga Vergisi Kanununa ekli Damga Vergisinden İstisna Edilen Kağıtlar başlığını taşıyan (2) sayılı tablonun (23) numaralı fıkrası uyarınca damga vergisi, ile değişik 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. Maddesinin 4 numaralı fıkrası uyarınca müvekkili bankanın Damga Vergisi ve Katma Değer Vergisinden muaf  olduğunu, taahhüt işleminin yapılabilmesi için işbu harcın talep edilmesinin işin sürüncemede bırakılması niteliğinde olduğunu, İcra dairesinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğundan iptali  ile kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Talep İİK nun 16. maddesi kapsamında memur muamelesine yönelik şikayettir.
İcra dosyasının incelenmesinde; davacı-alacaklı banka tarafından borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, alacaklı vekili tarafından 23/01/2020 tarihinde borçlu ile birlikte icra dairesinde borçlunun taahhüdünün alınmasını ancak damga vergisinden muaf olmaları sebebi ile damga vergisi alınmaması yönünde talepte bulunulduğu, icra memurluğu tarafından 23/01/2020  tarihinde " Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 10.01.2014 tarihli yazısına göre, Ödeme taahhüdünün bir sözleşme olduğu, icra dosyasında yazıya döküldüğü, Damga Vergisi Kanununun 1. maddesine göre Ekli 1 sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, belli parayı ihtiva eden taahhütnamelerin damga vergisine tabi tutulacağı, oranının binde 9,48 oranında olduğu, dava konusu ödeme taahhüdüne de bu damga vergisinin uygulanması gerektiği, ödeme taahhüdüne binde 9,48 oranında sözleşme damga resmi alınması gerektiği, henüz damga resmi ödenmediği, Ayrıca Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 13.09.2019 tarihli, 113/5282 sayılı yazıları ile Damga Vergisi Kanununun 1. maddesine göre Ekli 1 sayılı tablonun 1/A-1 maddesi uyarınca nispi damga vergiğine tabi olduğu hususunda İcra İşleri Daire Başkanlığına görüş bildirdiği görülmekle 23.01.2020 tarihli, 24.493,23 TL'nin ödeme taahhüdü tutarının binde 9,48 oranında sözleşme damga resmi alınması halinde işleme alınmasına, (Yargıtay 12 H.D. E: 2014/24798 -K: 2014/30536).... İİK 16. Maddesi yolu açık olmak üzere karar verildi." şeklinde karar verildiği görülmüştür.
488 Sayılı Damga Vergisi Kanunun 26. Maddesi uyarınca resmi dairelerin ilgili memurları kendilerine ibraz edilen kağıtların damga vergisini aramaya veya vergisi hiç ödenmemiş veya noksan ödenmiş olanların bir tutanakla tespit etmeye veya bunları tutanağa düzenlemek üzere vergi dairesine göndermeye mecburdurlar.
Aynı yasanın 27/ son maddesine göre  Bankalar, kamu iktisadi teşebüsleri ve iştirakleri ile 22 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında bulunanlar, vergisi ödenmemiş veya noksan ödenmiş kâğıtları usulüne uygun olarak vergi ve cezası ödenmedikçe işleme koyamazlar. Vergi ve cezası ödenmeden bu kâğıtları işleme koyan kişi ve kuruluşlardan, kâğıdın mükelleflerinden alınacak ceza tutarınca ayrıca ceza alınır.
Yasal bu düzenlemeler dikkate alındığında icra memurluğunca borçlu tarafından takip konusu alacağın taksitle ödeneceğine dair icra memurluğu tarafından düzenlenen belgenin damga vergisine tabi olup olmadığının icra memurluğu tarafından değerlendirilmesi gerektiği ve damga vergisi alınması gerektiği kanaatine varıldığı takdirde 488 Sayılı Sayılı Yasanın 26. Maddesine göre işlem yapılması gerektiği, icra memurluğu tarafından da 488 Sayılı Yasanın 26 ve 27. Maddesine göre işlem yapılmış olması sebebi ile yapılan işlemde bir usulsüzlük bulunmadığı,
Her ne kadar şikayetçi vekili tarafından müvekkili bankanın 488 sayılı yasaya ek 2 no'lu tablonun 23. Maddesi ve 5281 sayılı yasanın 8. Maddesi ile eklenen 35. Fıkrasına göre damga vergisinden muaf oluğu belirtilmiş ise de işlemin icra memurluğu tarafından gerçekleştirilecek olması sebebi ile 2 sayılı tablonun 23. Maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, 23. Maddedeki işlemlerin ancak bankalar ile ilgilisi tarafından düzenlenecek belgelerle ilgili olduğu, 5520 sayılı yasanın 5/1-f maddesi ise bankaların finansal kiralama ya da finansman şirketlerine borçları nedeni ile kanuni takibe alınmış veya TMSF'ye borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının bu borçlara karşılık bankalara finansal kiralama veya finansman şirketlerine veya bu fona devrinden sağlanan hasılatın bu borçların tasfiyesinde kullanılan kısmına isabet eden kazançlarla ilgili olduğu, borçlunun kurum olmadığı bu nedenle alacağın ve işlemin 5422 sayılı yasanın 5/1-f maddesi kapsamında da değerlendirilmesi mümkün olmadığından, İcra Dairesinin talebin reddine ilişkin kararı usul ve yasaya uyarlı olmakla vaki şikayetin reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Şikayetin  REDDİNE,
2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
3-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davacının yatırmış olduğu gider avansından kalan miktarın karar kesinleştikten sonra davacıya iadesine,
Dair, evrak üzerinde inceleme sonucu verilen karar tarafların yokluğunda kararın taraflara tebliğinden itibaren 10 gün içinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf  yolu açık olmak üzere karar verildi. 07/02/2020

İcra Müdürü Tebligattaki Yokluk veya Ağır Usule Aykırılık Halinde Resen İnceleyebilir Mi?

İcra memuru tebligatta yokluk veya ağır usule aykırılık halinde bunu resen dikkate almalı mı?

Taner Erdoğan
İcra Mahkemesi olarak ilk önce yargılamanın ve icranın temeli olan tebligatta usulsüz tebliğ sorununda hakkaniyete uygun bir görüş belirlemek zorundadır. Hakimliğimizin hukuki görüşü : icra dosyasındaki tebligatın yoklukla geçersiz olduğu veya yapılan tebligat işlemi, yokluğa yakın bir şekilde Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık içeriyor ise icra memuru tarafından resen dikkate alınmalıdır

Hakimliğimizin görüşüne her ne kadar böyle ise de Yargıtay 12. HD.'nin tebligat usulsüzlüğünün resen dikkate alınamayacağı yönünde yerleşik içtihatları bulunmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik bu görüşü Kanunlarının emredici hükümlerinin icra memurunu da bağladığı, bunun gerekliliği olarak resen gözetilmesi gerektiği temel kuralına aykırıdır. Kaldı ki Yargıtay 4. Hukuk Dairesi eskiden beri icra memurlarının usulsüz tebligata rağmen devamı işlemleri yapan icra müdürlüğünün eylemleri nedeniyle Adalet Bakanlığını tazminata mahkum eden kararları onadığı gibi en son güncel kararı olan 2013/8842 esas ve 2014/5067 sayılı kararında usulsüz tebligatta icra müdürlüğünün kusur durumu incelemesini de yapmıştır.

İcra hukuku açısından, alacağın biran önce tahsili için, tebligat usulsüzlüğünün ancak taraflarca ileri sürülebileceği iddia edilebilir ise de Tebligat Kanunun bağlayıcılığının gerekliliği olan resen gözetmeye istisna getirecek bu görüşün, kanuni dayanağı bulunmamaktadır. İİK'nun 16. maddesi de, istisna getiren bu görüşe, dayanak olamaz. Çünkü, tebligatı yapan kişi posta memuru olduğu için tebligatı fiilen yapma işlemi icra memuru işlemi değildir. Tebligatı geçerli sayma veya saymama icra memuru işlemi olabilir ki işte o zaman usulsüz tebligatın düzeltilebilmesi ancak İİK 16. Madde gereğince şikayet yolu ile istenebilir.

Usulsüz tebligat dosya içine girdikten sonra icra dairesi, kesinleşme sonrası yapılabilecek işlemleri yapmaya başladığında bu işlemler aynı zamanda, tebligatın usulüne uygun olduğu yönünde icra dairesinin zımni işlem tesisi niteliğindedir. İcra müdürlüğü işte bu şekilde tebligatı zımnen geçerli sayması veya usulsüzlük başvurusu üzerine açıkça verdiği "tebligat usulüne uygundur, haciz işlemleri yapılabilir" vb. kararlardan sonra " icra müdürlüklerinin verdikleri kararlardan kendiliklerinden dönerek yeni bir karar vermelerinin mümkün olmaması" kuralı devreye girer. Bu durumda artık icra müdürlüğünün tebligata ilişkin bir işlemi-kararı bulunmakla bu aşamadan sonra ancak şikayet yoluyla tebligatın usulsüzlüğü giderilebilir.

Usulsüz tebligatın resen dikkate alınması görüşünün dayanağı gerek Tebligat Kanunun bağlayıcılığı, gerekse tebligatı fiilen yapma işlemi icra memuru işlemi olmayıp posta memurunun işlemi olmasından kaynaklandığı gibi, bu hususta bir başka dayanak AYM'nin kararlarıdır. Anayasa Mahkemesinin 2013/5949 numaralı bireysel başvuru kararında usulsüz tebligatın, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetine aykırılık teşkil edeceğini vurgulanmıştır. Gerek bu ilkeler gerek tebligat kanununun bağlayıcılığı, gerekse aksi yöndeki düşüncenin kanuni dayanağının bulunmaması nedeniyle yorumla usulsüz tebligatı dikkate alma yasağı getirilmesi, anayasal hakların ihlali sonucunu doğuracak; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararlarında olduğu gibi devletin ve icra müdürünün yasal sorumluluğunu doğuracaktır.

Tebligatın, mahkemeye erişim hakkıyla sıkı ilişkisi nedeniyle AİHM kararlarına bakıldığında da , AİHM'in, mahkemeye etkili erişim hakkını, "hukukun üstünlüğü" ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

Mahkemeye erişim hakkı, sınırlandırılabilen bir hak ise de, getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22). Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması şeklindeki yorumla getirilen sınırlama yasada açıkça düzenlenmediği gibi ölçülü de olmadığı, borçlunun taşınmazlarının satıldığını yıllar sonra öğrenmesine neden olabilecek şekilde tamamen usulsüz tebligatların işlem görmesine katlanma şeklinde borçluya ağır bir yük yüklediği görülmektedir.

Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, borçlunun mahkemeye uluşmaması, süresinde adil yargılanamamasını ve hak arama hürriyetini süresinde, etkin kullanamamasını doğuracaktır.

Bir de kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi var ki; bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, Tebligat Kanuna rağmen usulsüz kesinleştirmeler nedeniyle bireylerin devlete güven duyamamasını, Tebligat Kanunundaki düzenlemenin yorumla değiştirilerek yasal düzenlemede devletin işlemlerine güven duyamamasını doğuracaktır.

Belirlilik ilkesinde ise; yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013).Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, bu hususta 4. Hukuk Dairesi ve 12. Hukuk Dairesi arasında ihtilafın yıllardır devam etmesi yorumla getirilen fiili düzenlemenin açık, net anlaşılır olmadığını ortaya koymaktadır.

AİHM, Sözleşme sisteminin, bazı durumlarda, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme'nin 6. maddesiyle güvence altına alınan haklardan etkili olarak yararlanılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almasını gerektirdiğini (Vaudelle/Fransa, B. No: 35683/97, 3/1/2001 §52), bunun her şeyden önce hakkında dava açılan kişinin durumdan haberdar edilmesini gerektirdiğini ifade etmektedir (Dilipak ve Karakaya/Türkiye, B. No:7942/05 ve 24838/05, 4/3/2014 §77). Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, Tebligat Kanuna rağmen hakkında açılan icra takibinden haberdar edilmemesini doğuracaktır.

Tebligat Kanunun bağlayıcılığının açık olmasına rağmen Yargıtay'ın yorumla getirdiği bu sınırmanın bir benzeri, HGK'nun 200-12-202 ve 12. HD'nin 2008/2398 esas 2009/4174 karar sayılı ...ilamlarında olduğu gibi bir eşyanın haczi caiz olmayan mal olduğunu icra memurunun resen dikkate alamayacağına ilişkin görüşüdür. Meclis Yargıtay'ın bu sınılayıcı yorumunu sona erdirmek için 6352 S.K. İle 82 maddede değişiklik yapıp " (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./16.md.) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir." şeklinde düzenleme getirmiştir. Bu yasal değişikliğin gerekçesinde ise "Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır" denilerek Yargıtay'ın sınırlayıcı yorumunun hukuka uygun olmadığını tescil etmiştir.

Kanaatimizce alacaklı ile borçlu arasında denge tebligatlar açısından şu şekilde sağlanmalıdır : Tebligatın yoklukla geçersiz olduğu, tebligatta posta memurunun isminin yazmaması, imza ve mührün olmaması gibi durumların yanında, yapılan tebligat işlemi, yokluğa yakın bir şekilde Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık içeriyor ise icra memuru tarafından resen dikkate alınabilmelidir.

Yokluk veya ağır usulsüzlük dışındaki tebligatın usule aykırılıklar ise ancak tarafça ileri sürülmesi halinde TK 32. ve İİK 18. Madde gereğince şikayet yoluyla dikkate alınmalıdır.

Ağır usulsüzlüğün, en pratik tanımı ise; yapılan tebligatı muhatabın öğrenebilmesi şansa kalmış ise, bu durum ağır usulsüzlüktür. Tüm bu bilgiler ışığında usulsüz tebligatta icra prosedürü şu şekilde hukuka uygun olmaktadır:

Yokluk ve Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık hallerinde usulsüz tebligatı, icra müdürü resen gözetmelidir.
Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki icra prosedürüne icra müdürlüğüce geçilip işlem yapılmış ise bu işlemle icra müdürlüğü tebligatın geçerli olduğu yönünde zımni işlem yapmış olup " icra müdürlüklerinin verdikleri kararlardan kendiliklerinden dönerek yeni bir karar vermelerinin mümkün olmaması" kuralı devreye girer.

Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki prosedüre geçilmiş ise TK 32. Madde ve İİK 18. Madde işletilir.

Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki prosedüre geçilmiş ise usulüne aykırı yapılan tebliğe muttali olduğunu bildirmiş ve tarih de belirtmiş ise bildirdiği tarih tebliğ tarihi sayılır ve İİK 18. maddeye göre belirlenecek sürenin başlangıcı bu tarih olur.
Tarih belirtmemiş ise, muttali olduğu beyanının sunulduğu tarih tebliğ tarihi sayılır.

Tarih belirtilmiş ve TK 32. Maddeye göre belirlenen sürenin başlangıç tarihine göre İİK 18. Maddesindeki şikayet süresi geçmiş ise artık tebligattaki usulsüzlük İcra Hukuku açısından ileri sürelemeyecektir.

Usulsüz tebligat şikayetinde bulunmasa da 2. şıktaki süre içinde yapabileceği şikayet ve itirazları mahkemeye bildirmiş ise kesinleşen bir tebligat işlemi olmamakla icra mahkemesi de usulsüz tebligatı resen gözetip buna göre karar verebilir.
  • Cevap Yok
  • 10-02-2020, Saat: 13:43
  • DuraN
İcra memuru tebligatta yokluk veya ağır usule aykırılık halinde bunu resen dikkate almalı mı?

Taner Erdoğan
İcra Mahkemesi olarak ilk önce yargılamanın ve icranın temeli olan tebligatta usulsüz tebliğ sorununda hakkaniyete uygun bir görüş belirlemek zorundadır. Hakimliğimizin hukuki görüşü : icra dosyasındaki tebligatın yoklukla geçersiz olduğu veya yapılan tebligat işlemi, yokluğa yakın bir şekilde Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık içeriyor ise icra memuru tarafından resen dikkate alınmalıdır

Hakimliğimizin görüşüne her ne kadar böyle ise de Yargıtay 12. HD.'nin tebligat usulsüzlüğünün resen dikkate alınamayacağı yönünde yerleşik içtihatları bulunmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik bu görüşü Kanunlarının emredici hükümlerinin icra memurunu da bağladığı, bunun gerekliliği olarak resen gözetilmesi gerektiği temel kuralına aykırıdır. Kaldı ki Yargıtay 4. Hukuk Dairesi eskiden beri icra memurlarının usulsüz tebligata rağmen devamı işlemleri yapan icra müdürlüğünün eylemleri nedeniyle Adalet Bakanlığını tazminata mahkum eden kararları onadığı gibi en son güncel kararı olan 2013/8842 esas ve 2014/5067 sayılı kararında usulsüz tebligatta icra müdürlüğünün kusur durumu incelemesini de yapmıştır.

İcra hukuku açısından, alacağın biran önce tahsili için, tebligat usulsüzlüğünün ancak taraflarca ileri sürülebileceği iddia edilebilir ise de Tebligat Kanunun bağlayıcılığının gerekliliği olan resen gözetmeye istisna getirecek bu görüşün, kanuni dayanağı bulunmamaktadır. İİK'nun 16. maddesi de, istisna getiren bu görüşe, dayanak olamaz. Çünkü, tebligatı yapan kişi posta memuru olduğu için tebligatı fiilen yapma işlemi icra memuru işlemi değildir. Tebligatı geçerli sayma veya saymama icra memuru işlemi olabilir ki işte o zaman usulsüz tebligatın düzeltilebilmesi ancak İİK 16. Madde gereğince şikayet yolu ile istenebilir.

Usulsüz tebligat dosya içine girdikten sonra icra dairesi, kesinleşme sonrası yapılabilecek işlemleri yapmaya başladığında bu işlemler aynı zamanda, tebligatın usulüne uygun olduğu yönünde icra dairesinin zımni işlem tesisi niteliğindedir. İcra müdürlüğü işte bu şekilde tebligatı zımnen geçerli sayması veya usulsüzlük başvurusu üzerine açıkça verdiği "tebligat usulüne uygundur, haciz işlemleri yapılabilir" vb. kararlardan sonra " icra müdürlüklerinin verdikleri kararlardan kendiliklerinden dönerek yeni bir karar vermelerinin mümkün olmaması" kuralı devreye girer. Bu durumda artık icra müdürlüğünün tebligata ilişkin bir işlemi-kararı bulunmakla bu aşamadan sonra ancak şikayet yoluyla tebligatın usulsüzlüğü giderilebilir.

Usulsüz tebligatın resen dikkate alınması görüşünün dayanağı gerek Tebligat Kanunun bağlayıcılığı, gerekse tebligatı fiilen yapma işlemi icra memuru işlemi olmayıp posta memurunun işlemi olmasından kaynaklandığı gibi, bu hususta bir başka dayanak AYM'nin kararlarıdır. Anayasa Mahkemesinin 2013/5949 numaralı bireysel başvuru kararında usulsüz tebligatın, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetine aykırılık teşkil edeceğini vurgulanmıştır. Gerek bu ilkeler gerek tebligat kanununun bağlayıcılığı, gerekse aksi yöndeki düşüncenin kanuni dayanağının bulunmaması nedeniyle yorumla usulsüz tebligatı dikkate alma yasağı getirilmesi, anayasal hakların ihlali sonucunu doğuracak; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararlarında olduğu gibi devletin ve icra müdürünün yasal sorumluluğunu doğuracaktır.

Tebligatın, mahkemeye erişim hakkıyla sıkı ilişkisi nedeniyle AİHM kararlarına bakıldığında da , AİHM'in, mahkemeye etkili erişim hakkını, "hukukun üstünlüğü" ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

Mahkemeye erişim hakkı, sınırlandırılabilen bir hak ise de, getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22). Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması şeklindeki yorumla getirilen sınırlama yasada açıkça düzenlenmediği gibi ölçülü de olmadığı, borçlunun taşınmazlarının satıldığını yıllar sonra öğrenmesine neden olabilecek şekilde tamamen usulsüz tebligatların işlem görmesine katlanma şeklinde borçluya ağır bir yük yüklediği görülmektedir.

Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, borçlunun mahkemeye uluşmaması, süresinde adil yargılanamamasını ve hak arama hürriyetini süresinde, etkin kullanamamasını doğuracaktır.

Bir de kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi var ki; bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, Tebligat Kanuna rağmen usulsüz kesinleştirmeler nedeniyle bireylerin devlete güven duyamamasını, Tebligat Kanunundaki düzenlemenin yorumla değiştirilerek yasal düzenlemede devletin işlemlerine güven duyamamasını doğuracaktır.

Belirlilik ilkesinde ise; yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013).Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, bu hususta 4. Hukuk Dairesi ve 12. Hukuk Dairesi arasında ihtilafın yıllardır devam etmesi yorumla getirilen fiili düzenlemenin açık, net anlaşılır olmadığını ortaya koymaktadır.

AİHM, Sözleşme sisteminin, bazı durumlarda, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme'nin 6. maddesiyle güvence altına alınan haklardan etkili olarak yararlanılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almasını gerektirdiğini (Vaudelle/Fransa, B. No: 35683/97, 3/1/2001 §52), bunun her şeyden önce hakkında dava açılan kişinin durumdan haberdar edilmesini gerektirdiğini ifade etmektedir (Dilipak ve Karakaya/Türkiye, B. No:7942/05 ve 24838/05, 4/3/2014 §77). Usulsüz tebligatın icra memurunca dikkate alınamaması, Tebligat Kanuna rağmen hakkında açılan icra takibinden haberdar edilmemesini doğuracaktır.

Tebligat Kanunun bağlayıcılığının açık olmasına rağmen Yargıtay'ın yorumla getirdiği bu sınırmanın bir benzeri, HGK'nun 200-12-202 ve 12. HD'nin 2008/2398 esas 2009/4174 karar sayılı ...ilamlarında olduğu gibi bir eşyanın haczi caiz olmayan mal olduğunu icra memurunun resen dikkate alamayacağına ilişkin görüşüdür. Meclis Yargıtay'ın bu sınılayıcı yorumunu sona erdirmek için 6352 S.K. İle 82 maddede değişiklik yapıp " (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./16.md.) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir." şeklinde düzenleme getirmiştir. Bu yasal değişikliğin gerekçesinde ise "Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır" denilerek Yargıtay'ın sınırlayıcı yorumunun hukuka uygun olmadığını tescil etmiştir.

Kanaatimizce alacaklı ile borçlu arasında denge tebligatlar açısından şu şekilde sağlanmalıdır : Tebligatın yoklukla geçersiz olduğu, tebligatta posta memurunun isminin yazmaması, imza ve mührün olmaması gibi durumların yanında, yapılan tebligat işlemi, yokluğa yakın bir şekilde Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık içeriyor ise icra memuru tarafından resen dikkate alınabilmelidir.

Yokluk veya ağır usulsüzlük dışındaki tebligatın usule aykırılıklar ise ancak tarafça ileri sürülmesi halinde TK 32. ve İİK 18. Madde gereğince şikayet yoluyla dikkate alınmalıdır.

Ağır usulsüzlüğün, en pratik tanımı ise; yapılan tebligatı muhatabın öğrenebilmesi şansa kalmış ise, bu durum ağır usulsüzlüktür. Tüm bu bilgiler ışığında usulsüz tebligatta icra prosedürü şu şekilde hukuka uygun olmaktadır:

Yokluk ve Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık hallerinde usulsüz tebligatı, icra müdürü resen gözetmelidir.
Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki icra prosedürüne icra müdürlüğüce geçilip işlem yapılmış ise bu işlemle icra müdürlüğü tebligatın geçerli olduğu yönünde zımni işlem yapmış olup " icra müdürlüklerinin verdikleri kararlardan kendiliklerinden dönerek yeni bir karar vermelerinin mümkün olmaması" kuralı devreye girer.

Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki prosedüre geçilmiş ise TK 32. Madde ve İİK 18. Madde işletilir.

Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki prosedüre geçilmiş ise usulüne aykırı yapılan tebliğe muttali olduğunu bildirmiş ve tarih de belirtmiş ise bildirdiği tarih tebliğ tarihi sayılır ve İİK 18. maddeye göre belirlenecek sürenin başlangıcı bu tarih olur.
Tarih belirtmemiş ise, muttali olduğu beyanının sunulduğu tarih tebliğ tarihi sayılır.

Tarih belirtilmiş ve TK 32. Maddeye göre belirlenen sürenin başlangıç tarihine göre İİK 18. Maddesindeki şikayet süresi geçmiş ise artık tebligattaki usulsüzlük İcra Hukuku açısından ileri sürelemeyecektir.

Usulsüz tebligat şikayetinde bulunmasa da 2. şıktaki süre içinde yapabileceği şikayet ve itirazları mahkemeye bildirmiş ise kesinleşen bir tebligat işlemi olmamakla icra mahkemesi de usulsüz tebligatı resen gözetip buna göre karar verebilir.

İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının davanın esasına yönelik kararlar olmadığı

[b]Geçici hukuki koruma sağlayan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının  davanın esasına yönelik kararlar olmadığı-[/b]

İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. 
ASIL DAVADA DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ : Asıl davada davacı/alacaklı vekili, müvekkili Pab İnş. Elekt. Taah. Araç. Kir.Hayv.Et ve Süt Ür. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.ile davalılardan Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. arasında ticari ilişki bulunduğunu, bu ticari ilişki sırasında müvekkili davacı firmanın alacaklı konuma geçtiğini, alacağı karşılığında davalı Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. nden iki adet bono alındığını, söz konusu bonoların vadesinde ödenmemesi üzerine Adana 13.İcra Müdürlüğünün 2013/3755 ve 2013/3807 Esas sayılı dosyaları ile icra takibi başlatıldığını, takip neticesinde davalı/borçlu Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti.nden bir kısım tahsilat yapılsa da, halen bakiye alacaklarının bulunduğunu, ancak anılan davalı firmanın bakiye alacak miktarını karşılayacak herhangi bir menkul, gayrımenkulu ya da  üçüncü şahıslarda hak ve alacaklarının da bulunmadığını, icra takibine dayanak senet altında dava dışı İmga Et ve Süt Ür. Hayv. Gıda Tic. Ltd. Şti. nin kefaleten imzasının bulunduğunu, bahse konu kefil şirketin ortaklarının diğer borçlu Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. ile aynı ve yakın akraba olan kişiler olduğunu, müvekkili davacı firmaya borçlu  davalı Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. nin hacizlerden kurtulmak amacıyla firma ortaklarının yakınları ve ticari ilişkide bulunduğu diğer kişiler üzerine farklı isimler adı altında paravan şirketler kurduğunu, bu paravan şirketlerden birinin 23/07/2014 tarihinde kurulan Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. olduğunu, davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti.nin Adana 13.İcra Müdürlüğünün 2013/3755 ve 2013/3807 Esas sayılı icra dosyalarından borçlu Eker Ltd. Şti. ve kefili ile hukuki ve fiili organik bağ içinde olduklarının tespit edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 20.000.000,00 TL.alacağın şimdilik 1.000.000,00 TL.sinin işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar Eker  Ltd. Şti. ile Eman Ltd.Şti.nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile ,daha evvel Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/347 Esas sayılı dosyasından verilmiş olan  ihtiyati haciz kararı bulunduğu göz önüne alınarak  davalılar adına kayıtlı menkul ve gayrı menkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik dava konusu alacak miktarı kadarının ihtiyaten haczine ve bu malların davalılar tarafından rızaen üçüncü kişilere devir ve temliklerinin önlenmesi için tedbir konulmasını talep  ve dava etmiştir.
Mahkemece 22/07/2016 tarihli tensip zaptının 13 nolu ara kararı ile  "davacı alacağının icra takip dosyalarına göre , yaklaşık  olarak ispat edildiği,sunulan deliller ve  Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/347 Esas sayılı dosyası ve o dosyada verilen 03/06/2016 ve 06/06/2016 tarihli ara kararlar nazara alındığında, davalılar arasında organik ilişki bulunduğuna dair şüphe doğduğu gerekçesiyle , ihtiyati haciz talebinin %20 oranında teminat karşılığında kabulune karar verilmiştir.
Davalı/borçlulardan Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. vekili ihtiyati haciz kararına itiraz etmiştir.
Mahkemece 30/09/2016 tarihinde duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda; dava konusu alacağın miktarı gözetildiğinde davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti.üzerine  kayıtlı taşınmazların dava konusu alacağı rahatlıkla karşılayabileceği, ihtiyati tedbir kararının davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. açısından yeterli olacağı, ihtiyati haciz kararının  davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. açısından bu aşamada daha büyük mağduriyetlere sebep olabileceği ,davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. vekilinin ihtiyati haciz kararının sabit değerlere ihtiyati tedbir şeklinde kaydırılmasını talep ettiği gerekçeleriyle talep kısmen yerinde görülerek; ihtiyati hacze itiraz eden vekilin itirazının kısmen kabulü ile 22/07/2016 tarihli tensip zaptının 13 nolu bendi uyarınca verilen ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz kararının davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden kaldırılmasına, davacı vekilinin davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden ihtiyati tedbir mahiyetindeki ihtiyati haciz talebinin ihtiyati tedbir olarak kısmen kabulü ile davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin taşınmazları üzerinde dava süresince üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına,bu davalı yönünden davacının diğer ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine, karar verilmiştir. 
Bu ara karara karşı ihtiyati haciz isteyen davacı/alacaklı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuş olup, ihtiyati hacze itiraz eden davalı/borçlu vekili de katılma yolu ile istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Dairemizin   2016/80 Esas 2016/89 Karar sayılı ilamıyla ,İlk Derece Mahkemesinin  farklı gerekçeyle de olsa ihtiyati hacze itiraz eden davalı/borçlu Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti.nin itirazını kısmen kabul ederek, 22/07/2016 tarihli tensip zaptının 13 nolu bendi uyarınca verilen ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz kararını davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.yönünden kaldırılmasına dair  kararının sonuç olarak doğru olduğu gerekçesiyle  davacı Pab. İnş. Ltd.Şti.vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,ihtiyati haciz talebi yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması noktasında yaklaşık ispatın gerçekleşmediği , para alacaklarında ihtiyati tedbir değil, ihtiyati haciz talep edilebileceği, davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı tedbir konulan taşınmazların esasen asıl davanın konusunu teşkil etmediği, bu yüzden davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.aleyhine İlk Derece Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının  usul ve yasaya aykırı olduğu, gerekçesiyle  de davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun esastan kabulü ile  30/09/2016 tarihli ara kararının hüküm kısmının üçüncü paragrafında yer alan " davacı vekilinin, davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.yönünden ihtiyati tedbir mahiyetindeki ihtiyati haciz talebinin ihtiyati tedbir olarak kısmen kabulü ile davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin taşınmazları üzerinde dava süresince üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına" kısmının kaldırılmasına, ihtiyati tedbire yönelik istemin reddine  karar verilmiştir.
Davacı vekili , davalılar arasında organik bağ olduğu,davalı  Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. hakkında müşteki Ziraat Bankasının şikayeti üzerine dolandırıcılık suçundan Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/91 esas sayılı kamu davası açıldığı  gerekçeleriyle  davalılar aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesini talep  etmiştir.
Mahkemece 29/05/2017  tarihinde duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda;   daha önce verilen ihtiyati haciz kararının itiraz üzerine kaldırıldığı,davacının ihtiyati haciz talebinin yeni delillerle   desteklenmediği ve ihtiyati haciz kararı verilmesini gerektirir bir durum bulunmayıp,alacağın varlığınının yargılamayı gerektirdiği ve İİK ' nın 257. maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Ara karar aleyhine davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine  Dairemizin  2017/1128 Esas, 2017/848 Karar sayılı ilamıyla, Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/91 Esas sayılı dosyası içeriğine dayanılsa da,  davacı alacaklı alacağın dayanağı olarak gösterdiği delillerin asıl alacağın varlığına yönelik yaklaşık ispat şartını yerine getirmediği gerekçesiyle  istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
 
BİRLEŞEN MERSİN 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2016/777 ESAS  SAYILI  DAVADA DAVACI VEKİLİNİN İDDİALARININ ÖZETİ; Birleşen davada davacı vekilinin dava dilekçesinin uyapta taralı olmadığı ve birleşen dava  dosyasının fotokopisinin dosyada olmadığı anlaşılmakla beraber, gerekçeli birleştirme kararından anlaşıldığı üzere, davacı vekili asıl davadaki iddialarını tekrarlayarak , fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile dava tarihi itibariyle 20.000.000 TL alacağın şimdilik 1.000.000 TL sini işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile ,davalılar adına kayıtlı menkul, gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik  dava konusu alacak miktarı kadarının ihtiyaten haczine ve bu malların davalılar tarafından 3. Kişilere rızaen devir ve temliklernin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasını talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.
Mahkemece 15/12/2016 tarihinde fiili ve hukuki irtibat nedeniyle  Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/777 Esas sayılı dosyasının  Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/458 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine ,davacı vekilinin ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin, birleşen Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/458 esas sayılı dava dosyasında değerlendirilmesine, karar verilmiştir.
Mahkemenin 07/07/2017 tarihli duruşmasında verilen ara karar ile "..birleşen Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/777 Esas sayılı dava dosyasında davalılar adına kayıtlı bulunan gayrimenkul, menkul ve 3. şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz talebinin HMK 389. Maddesindeki koşullar oluşmadığından ve uyuşmazlık konusu olmadığından ihtiyati haciz talebi yönünden yaklaşık ispat koşulu gerçekleşmediğinden, yargılamayı gerektirdiğinden reddine," karar verilmiş, karar aleyhine istinaf yoluna başvurulmadığı uyap kayıtlarından anlaşılmıştır.
BİRLEŞEN DOSYA DAVACISININ TALEBİ: Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili, 27/10/2017 tarihli duruşmada sözlü olarak birleşen dosya davalıları  aleyhine ihtiyati haciz  talebinde bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece 27/10/2017 tarihli duruşmada verilen ve bilahare gerekçesi yazılan   ara karar ile  "davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi için ileri sürdüğü gerekçelerin dava dilekçesinde ve sonraki beyanlarında da yer aldığı, mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının itiraz üzerine kaldırıldığı, davacının son yapmış olduğu talebin yeni bir delil ile desteklenmediği, bu durumda yeniden ihtiyati haciz kararı verilmesini gerektiren bir durum bulunmadığı, alacağın varlığının ve davalının sorumluluğunun olup olmadığının, bilhassa davalı Eman Ltd. Şti açısından yargılamayı gerektirdiği, İİK 257. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2017/1128 Esas 2017/848 Karar ve 18/09/2017 tarihli kesin nitelikteki ilamı dikkate alındığı gerekçesiyle   ihtiyati haciz talebinin  reddine karar verilmiştir.
İstinafa konu 27/10/2017 tarihli ara karar aleyhine asıl ve birleşen davada davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Birleşen dosya davalılarından Sowa Enerji Sanayi  ve  Ticaret Ltd. Şti.vekili, başvurunun reddini istemiş diğer birleşen dosya davalısı , istinafa cevap vermemiştir.
ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVACI VEKİLİNİN İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; davalı/ borçlu Eker  Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti  nin borçlarından kurtulmak için, ortak Mahmut Eker in  23/07/2014 tarihinde  3. şahıs Eman   Enerji Elek.Ürt.Tic.Ltd.Şti. adlı şirketi paravan olarak kuruduğunu,paravan şirketin  Eker  Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti nin ticaret sicilinde kayıtlı adresinde faaliyet gösterdiğini, Eker Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti nin eski ve yeni ortaklarının paravan kurulan Eman   Enerji Elek.Ürt.Tic.Ltd.. şirketinde sigortalı olarak çalıştıklarını,Eker Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti  aleyhine yapılan icra takiplerindeki ödemelerin esasen Eman   Enerji Elek.Ürt.Tic.Ltd.şirketi tarafından yapıldığı halde  paravan şirkette sigortalı olarak çalışan Osman Kattan tarafından ödeme yapılmış olarak gösterildiğini, bu iki şirket hakkında organik bağ olduğunu ileri sürerek , mahkeme kararınıın kaldırılarak ihtiyati  haciz kararı verilmesini istemiştir.
DELİLLER : Dosya fotokopisi.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR: Uyuşmazlık, İİK'nın 257. maddesince ihtiyati haciz şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: 25/08/2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürülüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 136. maddesiyle  5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna  eklenen ek 1. Maddesinde " Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinin 25 inci madde uyarınca değişmesi halinde, bu değişikliğin uygulanması için Resmî Gazetede belirlenen tarihten önce ilk derece mahkemelerince verilen kararların istinaf incelemesinde, karar tarihi itibarıyla yetkili bölge adliye mahkemelerince yargı çevresinin değiştiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilemez. Yargı çevresinin değiştirilmesinden önce istinaf incelemesinden geçen dosyalar,yeniden istinaf incelemesine konu  edilmesi halinde de ilk incelemeyi yapan bölge adliye mahkemesince sonuçlandırılır.
Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinin 25 inci madde uyarınca değişmesi halinde, bu değişikliğin uygulanması için Resmî Gazetede belirlenen tarihten önce bölge adliye mahkemeleri Cumhuriyet başsavcılığınca açılan soruşturmalar ile bölge adliye mahkemelerinde yürütülmekte olan kovuşturmalarda yargı çevresinin değiştiği gerekçesiyle yetkisizlik karan verilemez. Soruşturma neticesinde açılacak kamu davaları da aynı yer bölge adliye mahkemesinde görülür.” düzenlemesi getirilmiştir.
Hakimler Savcılar Kurulunun 17/08/2017 tarih ve 103 sayılı kararı ile Adana ilinde Bölge Adliye Mahkemesinin kurulmasına  ve  Mersin  ilinin Adana Bölge adliye Mahkemesinin yargı çevresi içinde kalmasına karar verilmiş ve karar 20/08/2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre ,istinafa konu 27/10/2017 tarihli karar , geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ara karardır.
Geçici hukuki koruma sağlayan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararları  davanın esasına yönelik kararlar değildir.Diğer bir deyişle  geçici hukuki korumaya yönelik kararların  verilmesi, istinaf incelemesinin yapılmış olması  o davanın esastan çözülmüş olması anlamına gelmez.
Eldeki davada , istinafa  incelemesine konu  27/10/2017 tarihli ara kararın  birleşen dosya davalıları yönünden verilmiş olduğu ve birleşen dosya yönünden ilk defa istinaf incelemesine gönderildiği anlaşılmıştır.
Asıl dosya davalıları yönünden  ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin olarak mahkemece verilen  30/09/2016 tarihli  ara karar ve 29/05/2017 tarihli  ara kararlara yönelik  istinaf incelemeleri ise  karar tarihleri itibarıyla  Mersin ili Antalya Bölge Adliyesinin yargı çevresi içinde kaldığından Dairemiz tarafından istinaf incelemeleri yapılmış ise de, dava konusu uyuşmazlığın esası hakkında  bir inceleme ya da karar verilmemiştir.
Bu nedenle  istinaf incelemesine konu birleşen dosya davalıları  yönünden ihtiyati haciz isteminin reddine dair 27/10/2017 tarihli ara kararın istinaf incelemesinin 20/08/2017 tarihinde kurulan Adana Bölge Adliye Mahkemesinin Ticaret işlerine bakan  Hukuk Dairesi tarafından yapılması gerekir.
6100 sayılı 05/08/2017 tarih 7035 sayılı kanunla değişik HMK'nın 352.maddesinin 1.fıkrasında "Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda; aşağıdaki durumlardan birinin tespiti halinde öncelikle gerekli karar verilir.
a-İncelemenin başka bir dairece veya bölge adliye mahkemesince yapılmasının gerekli olması,
b-Kararın kesin olması,
c-Başvurunun süresi içerisinde yapılmaması,
ç-Başvuru şartlarının yerine getirilmemesi,
d-Başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi " hükmü düzenlenmiştir. 
Sonuç olarak, dosyanın istinaf incelemesinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine ait olduğu halde, Dairemize gönderildiği anlaşıldığından, dava dosyasının Adana Bölge Adliye Mahkemesi ticaret işlerine bakan Hukuk Dairesine gönderilmesi için  6100 sayılı HMK.nun 352/1-a bendi  gereğince dosyanın İlk Derece Mahkemesi olan Mersin 1.Asliye Ticaret  Mahkemesine geri çevrilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 
1-İstinafa konu 27/10/2017 tarihli ara karar yönünden istinaf incelemesi Adana Bölge Adliye Mahkemesi ticaret işlerine bakan Hukuk Dairesine ait olduğu halde Dairemize gönderildiği anlaşıldığından, dava dosyasının Adana Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine gönderilmesi için 6100 Sayılı HMK' nın 352/1-a bendi gereğince dosyanın İlk Derece Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 
Dair,  dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda 17/01/2017 tarihinde oybirliğiyle ve kesin  olmak üzere  karar verildi.  
Antalya BAM 11. HD. 17.01.2017 T. E:14, K:36
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 23:05
  • DuraN
[b]Geçici hukuki koruma sağlayan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının  davanın esasına yönelik kararlar olmadığı-[/b]

İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. 
ASIL DAVADA DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ : Asıl davada davacı/alacaklı vekili, müvekkili Pab İnş. Elekt. Taah. Araç. Kir.Hayv.Et ve Süt Ür. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.ile davalılardan Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. arasında ticari ilişki bulunduğunu, bu ticari ilişki sırasında müvekkili davacı firmanın alacaklı konuma geçtiğini, alacağı karşılığında davalı Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. nden iki adet bono alındığını, söz konusu bonoların vadesinde ödenmemesi üzerine Adana 13.İcra Müdürlüğünün 2013/3755 ve 2013/3807 Esas sayılı dosyaları ile icra takibi başlatıldığını, takip neticesinde davalı/borçlu Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti.nden bir kısım tahsilat yapılsa da, halen bakiye alacaklarının bulunduğunu, ancak anılan davalı firmanın bakiye alacak miktarını karşılayacak herhangi bir menkul, gayrımenkulu ya da  üçüncü şahıslarda hak ve alacaklarının da bulunmadığını, icra takibine dayanak senet altında dava dışı İmga Et ve Süt Ür. Hayv. Gıda Tic. Ltd. Şti. nin kefaleten imzasının bulunduğunu, bahse konu kefil şirketin ortaklarının diğer borçlu Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. ile aynı ve yakın akraba olan kişiler olduğunu, müvekkili davacı firmaya borçlu  davalı Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. nin hacizlerden kurtulmak amacıyla firma ortaklarının yakınları ve ticari ilişkide bulunduğu diğer kişiler üzerine farklı isimler adı altında paravan şirketler kurduğunu, bu paravan şirketlerden birinin 23/07/2014 tarihinde kurulan Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. olduğunu, davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti.nin Adana 13.İcra Müdürlüğünün 2013/3755 ve 2013/3807 Esas sayılı icra dosyalarından borçlu Eker Ltd. Şti. ve kefili ile hukuki ve fiili organik bağ içinde olduklarının tespit edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 20.000.000,00 TL.alacağın şimdilik 1.000.000,00 TL.sinin işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar Eker  Ltd. Şti. ile Eman Ltd.Şti.nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile ,daha evvel Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/347 Esas sayılı dosyasından verilmiş olan  ihtiyati haciz kararı bulunduğu göz önüne alınarak  davalılar adına kayıtlı menkul ve gayrı menkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik dava konusu alacak miktarı kadarının ihtiyaten haczine ve bu malların davalılar tarafından rızaen üçüncü kişilere devir ve temliklerinin önlenmesi için tedbir konulmasını talep  ve dava etmiştir.
Mahkemece 22/07/2016 tarihli tensip zaptının 13 nolu ara kararı ile  "davacı alacağının icra takip dosyalarına göre , yaklaşık  olarak ispat edildiği,sunulan deliller ve  Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/347 Esas sayılı dosyası ve o dosyada verilen 03/06/2016 ve 06/06/2016 tarihli ara kararlar nazara alındığında, davalılar arasında organik ilişki bulunduğuna dair şüphe doğduğu gerekçesiyle , ihtiyati haciz talebinin %20 oranında teminat karşılığında kabulune karar verilmiştir.
Davalı/borçlulardan Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. vekili ihtiyati haciz kararına itiraz etmiştir.
Mahkemece 30/09/2016 tarihinde duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda; dava konusu alacağın miktarı gözetildiğinde davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti.üzerine  kayıtlı taşınmazların dava konusu alacağı rahatlıkla karşılayabileceği, ihtiyati tedbir kararının davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. açısından yeterli olacağı, ihtiyati haciz kararının  davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. açısından bu aşamada daha büyük mağduriyetlere sebep olabileceği ,davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti. vekilinin ihtiyati haciz kararının sabit değerlere ihtiyati tedbir şeklinde kaydırılmasını talep ettiği gerekçeleriyle talep kısmen yerinde görülerek; ihtiyati hacze itiraz eden vekilin itirazının kısmen kabulü ile 22/07/2016 tarihli tensip zaptının 13 nolu bendi uyarınca verilen ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz kararının davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden kaldırılmasına, davacı vekilinin davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden ihtiyati tedbir mahiyetindeki ihtiyati haciz talebinin ihtiyati tedbir olarak kısmen kabulü ile davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin taşınmazları üzerinde dava süresince üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına,bu davalı yönünden davacının diğer ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine, karar verilmiştir. 
Bu ara karara karşı ihtiyati haciz isteyen davacı/alacaklı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuş olup, ihtiyati hacze itiraz eden davalı/borçlu vekili de katılma yolu ile istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Dairemizin   2016/80 Esas 2016/89 Karar sayılı ilamıyla ,İlk Derece Mahkemesinin  farklı gerekçeyle de olsa ihtiyati hacze itiraz eden davalı/borçlu Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd.Şti.nin itirazını kısmen kabul ederek, 22/07/2016 tarihli tensip zaptının 13 nolu bendi uyarınca verilen ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz kararını davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.yönünden kaldırılmasına dair  kararının sonuç olarak doğru olduğu gerekçesiyle  davacı Pab. İnş. Ltd.Şti.vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,ihtiyati haciz talebi yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması noktasında yaklaşık ispatın gerçekleşmediği , para alacaklarında ihtiyati tedbir değil, ihtiyati haciz talep edilebileceği, davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı tedbir konulan taşınmazların esasen asıl davanın konusunu teşkil etmediği, bu yüzden davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.aleyhine İlk Derece Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının  usul ve yasaya aykırı olduğu, gerekçesiyle  de davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun esastan kabulü ile  30/09/2016 tarihli ara kararının hüküm kısmının üçüncü paragrafında yer alan " davacı vekilinin, davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.yönünden ihtiyati tedbir mahiyetindeki ihtiyati haciz talebinin ihtiyati tedbir olarak kısmen kabulü ile davalı Eman Enerji Elekt. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin taşınmazları üzerinde dava süresince üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına" kısmının kaldırılmasına, ihtiyati tedbire yönelik istemin reddine  karar verilmiştir.
Davacı vekili , davalılar arasında organik bağ olduğu,davalı  Eker İnş. Elekt. Taah. Tic. Ltd. Şti. hakkında müşteki Ziraat Bankasının şikayeti üzerine dolandırıcılık suçundan Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/91 esas sayılı kamu davası açıldığı  gerekçeleriyle  davalılar aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesini talep  etmiştir.
Mahkemece 29/05/2017  tarihinde duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda;   daha önce verilen ihtiyati haciz kararının itiraz üzerine kaldırıldığı,davacının ihtiyati haciz talebinin yeni delillerle   desteklenmediği ve ihtiyati haciz kararı verilmesini gerektirir bir durum bulunmayıp,alacağın varlığınının yargılamayı gerektirdiği ve İİK ' nın 257. maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Ara karar aleyhine davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine  Dairemizin  2017/1128 Esas, 2017/848 Karar sayılı ilamıyla, Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/91 Esas sayılı dosyası içeriğine dayanılsa da,  davacı alacaklı alacağın dayanağı olarak gösterdiği delillerin asıl alacağın varlığına yönelik yaklaşık ispat şartını yerine getirmediği gerekçesiyle  istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
 
BİRLEŞEN MERSİN 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2016/777 ESAS  SAYILI  DAVADA DAVACI VEKİLİNİN İDDİALARININ ÖZETİ; Birleşen davada davacı vekilinin dava dilekçesinin uyapta taralı olmadığı ve birleşen dava  dosyasının fotokopisinin dosyada olmadığı anlaşılmakla beraber, gerekçeli birleştirme kararından anlaşıldığı üzere, davacı vekili asıl davadaki iddialarını tekrarlayarak , fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile dava tarihi itibariyle 20.000.000 TL alacağın şimdilik 1.000.000 TL sini işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile ,davalılar adına kayıtlı menkul, gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik  dava konusu alacak miktarı kadarının ihtiyaten haczine ve bu malların davalılar tarafından 3. Kişilere rızaen devir ve temliklernin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasını talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.
Mahkemece 15/12/2016 tarihinde fiili ve hukuki irtibat nedeniyle  Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/777 Esas sayılı dosyasının  Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/458 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine ,davacı vekilinin ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin, birleşen Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/458 esas sayılı dava dosyasında değerlendirilmesine, karar verilmiştir.
Mahkemenin 07/07/2017 tarihli duruşmasında verilen ara karar ile "..birleşen Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/777 Esas sayılı dava dosyasında davalılar adına kayıtlı bulunan gayrimenkul, menkul ve 3. şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz talebinin HMK 389. Maddesindeki koşullar oluşmadığından ve uyuşmazlık konusu olmadığından ihtiyati haciz talebi yönünden yaklaşık ispat koşulu gerçekleşmediğinden, yargılamayı gerektirdiğinden reddine," karar verilmiş, karar aleyhine istinaf yoluna başvurulmadığı uyap kayıtlarından anlaşılmıştır.
BİRLEŞEN DOSYA DAVACISININ TALEBİ: Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili, 27/10/2017 tarihli duruşmada sözlü olarak birleşen dosya davalıları  aleyhine ihtiyati haciz  talebinde bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece 27/10/2017 tarihli duruşmada verilen ve bilahare gerekçesi yazılan   ara karar ile  "davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi için ileri sürdüğü gerekçelerin dava dilekçesinde ve sonraki beyanlarında da yer aldığı, mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının itiraz üzerine kaldırıldığı, davacının son yapmış olduğu talebin yeni bir delil ile desteklenmediği, bu durumda yeniden ihtiyati haciz kararı verilmesini gerektiren bir durum bulunmadığı, alacağın varlığının ve davalının sorumluluğunun olup olmadığının, bilhassa davalı Eman Ltd. Şti açısından yargılamayı gerektirdiği, İİK 257. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2017/1128 Esas 2017/848 Karar ve 18/09/2017 tarihli kesin nitelikteki ilamı dikkate alındığı gerekçesiyle   ihtiyati haciz talebinin  reddine karar verilmiştir.
İstinafa konu 27/10/2017 tarihli ara karar aleyhine asıl ve birleşen davada davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Birleşen dosya davalılarından Sowa Enerji Sanayi  ve  Ticaret Ltd. Şti.vekili, başvurunun reddini istemiş diğer birleşen dosya davalısı , istinafa cevap vermemiştir.
ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVACI VEKİLİNİN İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; davalı/ borçlu Eker  Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti  nin borçlarından kurtulmak için, ortak Mahmut Eker in  23/07/2014 tarihinde  3. şahıs Eman   Enerji Elek.Ürt.Tic.Ltd.Şti. adlı şirketi paravan olarak kuruduğunu,paravan şirketin  Eker  Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti nin ticaret sicilinde kayıtlı adresinde faaliyet gösterdiğini, Eker Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti nin eski ve yeni ortaklarının paravan kurulan Eman   Enerji Elek.Ürt.Tic.Ltd.. şirketinde sigortalı olarak çalıştıklarını,Eker Elektrik İnş. San. Tic. Ltd Şti  aleyhine yapılan icra takiplerindeki ödemelerin esasen Eman   Enerji Elek.Ürt.Tic.Ltd.şirketi tarafından yapıldığı halde  paravan şirkette sigortalı olarak çalışan Osman Kattan tarafından ödeme yapılmış olarak gösterildiğini, bu iki şirket hakkında organik bağ olduğunu ileri sürerek , mahkeme kararınıın kaldırılarak ihtiyati  haciz kararı verilmesini istemiştir.
DELİLLER : Dosya fotokopisi.
UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR: Uyuşmazlık, İİK'nın 257. maddesince ihtiyati haciz şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: 25/08/2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürülüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 136. maddesiyle  5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna  eklenen ek 1. Maddesinde " Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinin 25 inci madde uyarınca değişmesi halinde, bu değişikliğin uygulanması için Resmî Gazetede belirlenen tarihten önce ilk derece mahkemelerince verilen kararların istinaf incelemesinde, karar tarihi itibarıyla yetkili bölge adliye mahkemelerince yargı çevresinin değiştiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilemez. Yargı çevresinin değiştirilmesinden önce istinaf incelemesinden geçen dosyalar,yeniden istinaf incelemesine konu  edilmesi halinde de ilk incelemeyi yapan bölge adliye mahkemesince sonuçlandırılır.
Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinin 25 inci madde uyarınca değişmesi halinde, bu değişikliğin uygulanması için Resmî Gazetede belirlenen tarihten önce bölge adliye mahkemeleri Cumhuriyet başsavcılığınca açılan soruşturmalar ile bölge adliye mahkemelerinde yürütülmekte olan kovuşturmalarda yargı çevresinin değiştiği gerekçesiyle yetkisizlik karan verilemez. Soruşturma neticesinde açılacak kamu davaları da aynı yer bölge adliye mahkemesinde görülür.” düzenlemesi getirilmiştir.
Hakimler Savcılar Kurulunun 17/08/2017 tarih ve 103 sayılı kararı ile Adana ilinde Bölge Adliye Mahkemesinin kurulmasına  ve  Mersin  ilinin Adana Bölge adliye Mahkemesinin yargı çevresi içinde kalmasına karar verilmiş ve karar 20/08/2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre ,istinafa konu 27/10/2017 tarihli karar , geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ara karardır.
Geçici hukuki koruma sağlayan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararları  davanın esasına yönelik kararlar değildir.Diğer bir deyişle  geçici hukuki korumaya yönelik kararların  verilmesi, istinaf incelemesinin yapılmış olması  o davanın esastan çözülmüş olması anlamına gelmez.
Eldeki davada , istinafa  incelemesine konu  27/10/2017 tarihli ara kararın  birleşen dosya davalıları yönünden verilmiş olduğu ve birleşen dosya yönünden ilk defa istinaf incelemesine gönderildiği anlaşılmıştır.
Asıl dosya davalıları yönünden  ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin olarak mahkemece verilen  30/09/2016 tarihli  ara karar ve 29/05/2017 tarihli  ara kararlara yönelik  istinaf incelemeleri ise  karar tarihleri itibarıyla  Mersin ili Antalya Bölge Adliyesinin yargı çevresi içinde kaldığından Dairemiz tarafından istinaf incelemeleri yapılmış ise de, dava konusu uyuşmazlığın esası hakkında  bir inceleme ya da karar verilmemiştir.
Bu nedenle  istinaf incelemesine konu birleşen dosya davalıları  yönünden ihtiyati haciz isteminin reddine dair 27/10/2017 tarihli ara kararın istinaf incelemesinin 20/08/2017 tarihinde kurulan Adana Bölge Adliye Mahkemesinin Ticaret işlerine bakan  Hukuk Dairesi tarafından yapılması gerekir.
6100 sayılı 05/08/2017 tarih 7035 sayılı kanunla değişik HMK'nın 352.maddesinin 1.fıkrasında "Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda; aşağıdaki durumlardan birinin tespiti halinde öncelikle gerekli karar verilir.
a-İncelemenin başka bir dairece veya bölge adliye mahkemesince yapılmasının gerekli olması,
b-Kararın kesin olması,
c-Başvurunun süresi içerisinde yapılmaması,
ç-Başvuru şartlarının yerine getirilmemesi,
d-Başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi " hükmü düzenlenmiştir. 
Sonuç olarak, dosyanın istinaf incelemesinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine ait olduğu halde, Dairemize gönderildiği anlaşıldığından, dava dosyasının Adana Bölge Adliye Mahkemesi ticaret işlerine bakan Hukuk Dairesine gönderilmesi için  6100 sayılı HMK.nun 352/1-a bendi  gereğince dosyanın İlk Derece Mahkemesi olan Mersin 1.Asliye Ticaret  Mahkemesine geri çevrilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 
1-İstinafa konu 27/10/2017 tarihli ara karar yönünden istinaf incelemesi Adana Bölge Adliye Mahkemesi ticaret işlerine bakan Hukuk Dairesine ait olduğu halde Dairemize gönderildiği anlaşıldığından, dava dosyasının Adana Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine gönderilmesi için 6100 Sayılı HMK' nın 352/1-a bendi gereğince dosyanın İlk Derece Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 
Dair,  dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda 17/01/2017 tarihinde oybirliğiyle ve kesin  olmak üzere  karar verildi.  
Antalya BAM 11. HD. 17.01.2017 T. E:14, K:36

Müteselsil kefiller yönünden talepte bulunmak için öncelikle asıl borçluya kat ihtarının teb.

[b]Müteselsil kefiller yönünden talepte bulunabilmek için öncelikle asıl borçluya kat ihtarının tebliği gerektiği-[/b]


    
İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
    
Üye hakimin görüşü değerlendirildi. 
                       
İHTİYATİ HACİZ TALEBİNDE BULUNAN/ALACAKLI VEKİLİ: Dava dışı Mehmet Kula ile müvekkili banka arasında 01/07/2015 tarihinde 100.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, davalı/borçlu Akif Kula'nın bu sözleşmeyi 120.000,00 TL bedelle müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmeyen dava dışı borçlu Mehmet Kula ve davalı borçluya Ankara 12. Noterliğinin 21/08/2017 tarih 17725 yevmiye sayılı muacceliyet ihtarnamesi keşide edildiğini, bu nedenlerle öncelikle teminatsız olarak ihtiyati haciz taleplerinin kabulü ile borçlunun 68.449,49 TL'lik borca yetecek kadar menkul ve gayrimenkulleri ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:Mahkeme dosya üzerinde yaptığı inceleme sonunda;İhtiyati haciz isteyen vekili tarafından sunulan kredi sözleşmesinin incelenmesinde aleyhine ihtiyati haciz istenen Akif Kula'nın taşınmaz maliki olarak imzasının alındığı ve altında "krediler için 3. kişilerin taşınmazların üzerine resmi senet olmaksızın ipotek tesis ve tescil belgesine istinaden ipotek tesis edilmesi halinde taşınmaz maliki/maliklerinin imzası alıncaktır." ibaresinin yer aldığı yine  Ankara 12. Noterliğinin 31/08/2017 tarih 17725 yevmiye nolu hesap kat  ihtarnamesinin incelenmesinde aleyhine tedbir istenen Akif Kula'ya rehin/ipotek veren sıfatıyla ihtarnamenin tebliğ edildiği, ihtiyati haciz isteyen alacaklının alacağının rehine temin edilmiş olduğu, İİK'nun 258. maddesi uyarınca alacaklının  alacağına ve ihtiyati haciz sebeplerine kanaat getirecek delilleri mahkemeye sunulmadığı, ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermiştir.
 
İlk Derece Mahkemesinin ret kararına karşı ihtiyati haciz talep eden/alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN/ALACAKLI VEKİLİNİN İSTİNAF SEBEPLERİ:Aleyhine ihtiyati haciz istenen Akif Kula'nın müşterek borçlu,müteselsil kefil olduğunu, 6098 sayılı TBK'nun 586. maddesi kapsamında ihtarın keşide edilmesi ancak sonuçsuz kalması, borcun ödenmemesi durumunun ortaya çıkması nedeni ile kefil yönünden de ihtiyati haciz koşullarının gerçekleştiğini,ipoteğin sadece asıl borç için verildiğini,kefilin borcu için verilmediğini,mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin borçlu kefil hakkındaki ihtiyati haciz isteminin reddi kararının kaldırılması ile ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR : Borçlu Akif Kula'nın sözleşmeyi müşterek borçlu,müteselsil kefil olarak imzalayıp imzalamadığı, borçlu hakkında İİK'nun 257/1 maddesinde belirtilen ihtiyati haciz koşullarının oluşup oluşmadığı konusunda uyuşmazlık vardır. 
DELİLLER         :
1-Dosya kapsamı,
2-Banka kayıtları,
3-Kat ihtarı,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Talep, ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece talebinin reddine karar verilmiştir. 
6098 sayılı TBK'nun 586 maddesi uyarınca kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmiş ise, alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun ifada gecikmesi ile ihtarının sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Yasadaki düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere TBK'nun yürürlüğe girmesinden önce asıl borçluya başvurulmadan müteselsil kefile gidilebilmesi mümkün iken, TBK'nun anılan düzenlemesi ile artık bu mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, müteselsil kefiller yönünden talepte bulunabilmek için öncelikle asıl borçluya kat ihtarının tebliği gerekmektedir.
Somut olayda alacaklı banka ile asıl borçlu şirket arasında imzalanmış olan genel kredi sözleşmesinde, borçlunun da müteselsil kefil olduğu, sözleşme çerçevesinde alacak tutarı için borçlulara hesap kat ihtarının gönderildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca borçlunun asıl borç yönünden taşınmazını ipotek verdiği, bu nedenle sözleşmede ayrıca taşınmaz sahibi sıfatıyla da imzasının bulunduğu, ancak ipoteğin kefilin kendi borcu için verilmediği, dolayısıyla kefilin borcunun rehinle temin edilmemiş olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda asıl borçluya tebliğe rağmen borcun ödenmemesi nedeniyle kefil yönünden TBK'nun 586 maddesindeki koşullarının oluştuğunun kabulü gerekeceği gibi İİK'nun 257 maddesinde, vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş bir para borcunun alacaklısının borçlunun yedinde veya üçüncü kişide olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği düzenlendiğinden, müteselsil kefil olan borçlu yönünden ihtiyati haciz koşullarının oluşmasına rağmen ilk derece mahkemesinin yukarıda açıklanan gerekçe ile ihtiyati haciz talebinin reddi kararının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 
Bu nedenle ihtiyati haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması ile borçlu  yönünden de ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 
1-İhtiyati Haciz Talep Eden vekilinin istinaf başvurusunun esastan KABULÜNE,
2-Serik 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/10/2017 tarih ve 2017/175 Değişik İş Esas, 2017/173 Değişik İş Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA,
3-İhtiyati haciz talep eden alacaklı bankanın borçlu Akif Kula'ya yönelik ihtiyati haciz talebinin kabulü ile borçlunun talep konusu 68.449,49 TL miktarlı alacağı karşılamaya yeter miktarda menkul ve gayrimenkulleri ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının borca yetecek kadarına İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA, 
4-6741 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca teminat alınmasına yer olmadığına
5-Serik İcra Müdürlüğünce ihtiyati haciz kararının yerine getirilmesine, ihtiyati hacze ilişkin karar uygulamasının ilk derece mahkemesince yapılmasına,
                         6-Talepçi vekili yararına takdir olunan 485,00 TL vekalet ücretinin  TAKİBİN KESİNLEŞMESİ HALİNDE borçludan tahsiline,  
7-İhtiyati haciz talep eden tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yapılan 22,00TL tebligat gideri, 11,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 33,00 TL' nin aleyhine ihtiyati haciz talep edilenden alınarak ihtiyati haciz talep edene verilmesine, 
8-İstinaf başvurusu duruşmasız incelendiğinden talep eden lehine istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,
9-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesine İADESİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.31/01/2018

                

Antalya BAM 11. HD. 31.01.2018 T. E:108, K:101
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 23:03
  • DuraN
[b]Müteselsil kefiller yönünden talepte bulunabilmek için öncelikle asıl borçluya kat ihtarının tebliği gerektiği-[/b]


    
İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
    
Üye hakimin görüşü değerlendirildi. 
                       
İHTİYATİ HACİZ TALEBİNDE BULUNAN/ALACAKLI VEKİLİ: Dava dışı Mehmet Kula ile müvekkili banka arasında 01/07/2015 tarihinde 100.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, davalı/borçlu Akif Kula'nın bu sözleşmeyi 120.000,00 TL bedelle müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmeyen dava dışı borçlu Mehmet Kula ve davalı borçluya Ankara 12. Noterliğinin 21/08/2017 tarih 17725 yevmiye sayılı muacceliyet ihtarnamesi keşide edildiğini, bu nedenlerle öncelikle teminatsız olarak ihtiyati haciz taleplerinin kabulü ile borçlunun 68.449,49 TL'lik borca yetecek kadar menkul ve gayrimenkulleri ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:Mahkeme dosya üzerinde yaptığı inceleme sonunda;İhtiyati haciz isteyen vekili tarafından sunulan kredi sözleşmesinin incelenmesinde aleyhine ihtiyati haciz istenen Akif Kula'nın taşınmaz maliki olarak imzasının alındığı ve altında "krediler için 3. kişilerin taşınmazların üzerine resmi senet olmaksızın ipotek tesis ve tescil belgesine istinaden ipotek tesis edilmesi halinde taşınmaz maliki/maliklerinin imzası alıncaktır." ibaresinin yer aldığı yine  Ankara 12. Noterliğinin 31/08/2017 tarih 17725 yevmiye nolu hesap kat  ihtarnamesinin incelenmesinde aleyhine tedbir istenen Akif Kula'ya rehin/ipotek veren sıfatıyla ihtarnamenin tebliğ edildiği, ihtiyati haciz isteyen alacaklının alacağının rehine temin edilmiş olduğu, İİK'nun 258. maddesi uyarınca alacaklının  alacağına ve ihtiyati haciz sebeplerine kanaat getirecek delilleri mahkemeye sunulmadığı, ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermiştir.
 
İlk Derece Mahkemesinin ret kararına karşı ihtiyati haciz talep eden/alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN/ALACAKLI VEKİLİNİN İSTİNAF SEBEPLERİ:Aleyhine ihtiyati haciz istenen Akif Kula'nın müşterek borçlu,müteselsil kefil olduğunu, 6098 sayılı TBK'nun 586. maddesi kapsamında ihtarın keşide edilmesi ancak sonuçsuz kalması, borcun ödenmemesi durumunun ortaya çıkması nedeni ile kefil yönünden de ihtiyati haciz koşullarının gerçekleştiğini,ipoteğin sadece asıl borç için verildiğini,kefilin borcu için verilmediğini,mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin borçlu kefil hakkındaki ihtiyati haciz isteminin reddi kararının kaldırılması ile ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR : Borçlu Akif Kula'nın sözleşmeyi müşterek borçlu,müteselsil kefil olarak imzalayıp imzalamadığı, borçlu hakkında İİK'nun 257/1 maddesinde belirtilen ihtiyati haciz koşullarının oluşup oluşmadığı konusunda uyuşmazlık vardır. 
DELİLLER         :
1-Dosya kapsamı,
2-Banka kayıtları,
3-Kat ihtarı,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Talep, ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece talebinin reddine karar verilmiştir. 
6098 sayılı TBK'nun 586 maddesi uyarınca kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmiş ise, alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun ifada gecikmesi ile ihtarının sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Yasadaki düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere TBK'nun yürürlüğe girmesinden önce asıl borçluya başvurulmadan müteselsil kefile gidilebilmesi mümkün iken, TBK'nun anılan düzenlemesi ile artık bu mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, müteselsil kefiller yönünden talepte bulunabilmek için öncelikle asıl borçluya kat ihtarının tebliği gerekmektedir.
Somut olayda alacaklı banka ile asıl borçlu şirket arasında imzalanmış olan genel kredi sözleşmesinde, borçlunun da müteselsil kefil olduğu, sözleşme çerçevesinde alacak tutarı için borçlulara hesap kat ihtarının gönderildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca borçlunun asıl borç yönünden taşınmazını ipotek verdiği, bu nedenle sözleşmede ayrıca taşınmaz sahibi sıfatıyla da imzasının bulunduğu, ancak ipoteğin kefilin kendi borcu için verilmediği, dolayısıyla kefilin borcunun rehinle temin edilmemiş olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda asıl borçluya tebliğe rağmen borcun ödenmemesi nedeniyle kefil yönünden TBK'nun 586 maddesindeki koşullarının oluştuğunun kabulü gerekeceği gibi İİK'nun 257 maddesinde, vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş bir para borcunun alacaklısının borçlunun yedinde veya üçüncü kişide olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği düzenlendiğinden, müteselsil kefil olan borçlu yönünden ihtiyati haciz koşullarının oluşmasına rağmen ilk derece mahkemesinin yukarıda açıklanan gerekçe ile ihtiyati haciz talebinin reddi kararının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 
Bu nedenle ihtiyati haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması ile borçlu  yönünden de ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 
1-İhtiyati Haciz Talep Eden vekilinin istinaf başvurusunun esastan KABULÜNE,
2-Serik 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/10/2017 tarih ve 2017/175 Değişik İş Esas, 2017/173 Değişik İş Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA,
3-İhtiyati haciz talep eden alacaklı bankanın borçlu Akif Kula'ya yönelik ihtiyati haciz talebinin kabulü ile borçlunun talep konusu 68.449,49 TL miktarlı alacağı karşılamaya yeter miktarda menkul ve gayrimenkulleri ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının borca yetecek kadarına İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA, 
4-6741 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca teminat alınmasına yer olmadığına
5-Serik İcra Müdürlüğünce ihtiyati haciz kararının yerine getirilmesine, ihtiyati hacze ilişkin karar uygulamasının ilk derece mahkemesince yapılmasına,
                         6-Talepçi vekili yararına takdir olunan 485,00 TL vekalet ücretinin  TAKİBİN KESİNLEŞMESİ HALİNDE borçludan tahsiline,  
7-İhtiyati haciz talep eden tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yapılan 22,00TL tebligat gideri, 11,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 33,00 TL' nin aleyhine ihtiyati haciz talep edilenden alınarak ihtiyati haciz talep edene verilmesine, 
8-İstinaf başvurusu duruşmasız incelendiğinden talep eden lehine istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,
9-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesine İADESİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.31/01/2018

                

Antalya BAM 11. HD. 31.01.2018 T. E:108, K:101

İlamda belirtilen tazminat ve faiz baş.tar. her bir alacak yönünden ayrı ayrı

[b]Takip dayanağı ilamda hüküm altına alınan tazminat miktarlarının ve faiz başlangıç tarihlerinin her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı belirlendiğine göre, örnek 4-5 icra emrinde de her bir alacaklı için asıl alacak ve işlemiş faiz miktarının ayrı ayrı gösterilmesi yerine, asıl alacak ve işlemiş faiz alacaklarının toplanarak birlikte gösterilmesinin doğru olmadığı, ancak, bu hususun icra emrinin iptali sebebi olmayıp, gerektiğinde bilirkişi raporu aldırılmak suretiyle icra emrindeki alacak miktarları ve işlemiş faiz miktarlarının her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı gösterilmek suretiyle icra emrinin düzeltilmesini gerektirir eksiklik olduğu-[/b]

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde istinaf yolu ile tetkiki alacaklı ve borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlunun şikayet yoluyla icra mahkemesine yaptığı başvuruda; icra emrinin tebliğinden önceki döneme ilişkin olarak itfa iddiası ile birlikte gerekçeli karar yazılmadan önce kısa karara dayalı olarak takip başlatılmasının doğru olmadığını, ilk icra emrinin şikayetleri sonucu iptal edildiğini, ihtiyati hacze yapılan itirazın derdest olduğunu, ihtiyati haciz kararından kaynaklı vekalet ücretinin kendilerinden istenilemeyeceğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, ilk derece mahkemesince, HMK'nun 33. Maddesi uyarınca hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğu kuralından hareketle ve yerinde bir gerekçe ile başvurunun icra emrinin iptaline yönelik şikayet olarak nitelendirildiği, takip dayanağı ilamda birden fazla alacaklı lehine ayrı ayrı tazminat alacaklarına hükmedildiği halde, icra emrinde her bir alacaklı için lehe hükmedilen alacağın ayrı ayrı gösterilmemiş olduğu, icra emrinde ve takip talebinde belirtilen alacak miktarlarının farklı olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulüne ve 01/04/2016 tarihli icra emrinin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.  
Borçlunun ilk derece mahkemesinde ileri sürdüğü şikayet nedenleri doğrultusunda takibin iptali gerektiği gerekçesiyle istinaf yasa yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır.
Alacaklılar vekilinin; şikayetin süresinde olmadığı gibi derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, ihtiyati hacze yapılan itirazın yerinde olmadığını, borçlu tarafından cebri icra ile yapılmış ödemeler olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 33/1 maddesinde; "İcra emrinin tebliği üzerine borçlu 7 gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığını veya itfa veya imhal edildiği iddiasında bulunabilir. İtfa ve imhal iddiası yetkili mercilerce re'sen yapılmış ve usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edildiği takdirde icra geri bırakılır." hükmü yer almaktadır.
Afyonkarahisar İcra Müdürlüğünün 2016/11497 esas sayılı dosyası üzerinden borçlu aleyhine alacaklılar tarafından ilamlı takip başlatıldığı, borçluya tebliğ edilen 28/01/2016 tarihli icra emrinin alacaklının şikayeti sonucu Afyonkarahisar 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 15/03/2016 tarih 2016/39 esas 2016/83 karar sayılı ilamı ile takip dayanağı kısa kararın ilam niteliğinde olmadığı gerekçesiyle icra emrinin iptaline karar verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 28/01/2016 tarihli icra emrinin borçlunun şikayeti sonucu iptal edilmesi ve takip dayanağı ilamın 02/02/2016 tarihinde yazılmış olması nedeniyle. 01/04/2016 tarihinde borçluya ikinci kez düzenlenen icra emrinin tebliğe çıkartılmasında ve 08/04/2016 tarihinde tebliğ edilmesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Takip dayanağı ilamda hüküm altına alınan tazminat miktarlarının ve faiz başlangıç tarihlerinin her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı belirlendiğine göre, örnek 4-5 icra emrinde de her bir alacaklı için asıl alacak ve işlemiş faiz miktarının ayrı ayrı gösterilmesi yerine, asıl alacak ve işlemiş faiz alacaklarının toplanarak birlikte gösterilmesi doğru değildir. Ancak, bu husus icra emrinin iptali sebebi olmayıp, gerektiğinde bilirkişi raporu aldırılmak suretiyle icra emrindeki alacak miktarları ve işlemiş faiz miktarlarının her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı gösterilmek suretiyle icra emrinin düzeltilmesini gerektirir eksikliktir. 
Yukarıda belirtilen usulle icra emrinin düzeltilmesine karar verildikten sonra, İİK'nun 33/1 maddesinde yer alan yasal düzenleme uyarınca 01/04/2016 tarihli icra emrinin 08/04/2016 tarihinde tebliğinden önceki döneme ilişkin itfa şikayetinin her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı değerlendirilerek bu şikayetin yukarıda belirtilen usulle ispatı halinde icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, icra emrinin iptaline karar verilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın esasının incelenmeksizin mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. 
KARAR: Yukarıda açıklanın nedenler ve gerekçe ile; 
1-HMK'nun 353-(1)-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esası incelenmeksizin Afyonkarahisar 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 09/05/2017 tarih, 2016/110 E., 2017/191 K. sayılı kararının kaldırılmasına, şikayetin esası hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 
2-Yukarıda belirtilen hususlar dışındaki tarafların istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
3-İstinaf başvuru harcı dışında istinaf karar harcı olarak alınan 31,40'ar TL harcın istem halinde taraflara iadesine, 
4-HMK'nun 353-(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak 14/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  
Antalya BAM 12. HD. 14.02.2018 T. E:2017/2640, K:358
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 23:02
  • DuraN
[b]Takip dayanağı ilamda hüküm altına alınan tazminat miktarlarının ve faiz başlangıç tarihlerinin her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı belirlendiğine göre, örnek 4-5 icra emrinde de her bir alacaklı için asıl alacak ve işlemiş faiz miktarının ayrı ayrı gösterilmesi yerine, asıl alacak ve işlemiş faiz alacaklarının toplanarak birlikte gösterilmesinin doğru olmadığı, ancak, bu hususun icra emrinin iptali sebebi olmayıp, gerektiğinde bilirkişi raporu aldırılmak suretiyle icra emrindeki alacak miktarları ve işlemiş faiz miktarlarının her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı gösterilmek suretiyle icra emrinin düzeltilmesini gerektirir eksiklik olduğu-[/b]

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde istinaf yolu ile tetkiki alacaklı ve borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlunun şikayet yoluyla icra mahkemesine yaptığı başvuruda; icra emrinin tebliğinden önceki döneme ilişkin olarak itfa iddiası ile birlikte gerekçeli karar yazılmadan önce kısa karara dayalı olarak takip başlatılmasının doğru olmadığını, ilk icra emrinin şikayetleri sonucu iptal edildiğini, ihtiyati hacze yapılan itirazın derdest olduğunu, ihtiyati haciz kararından kaynaklı vekalet ücretinin kendilerinden istenilemeyeceğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, ilk derece mahkemesince, HMK'nun 33. Maddesi uyarınca hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğu kuralından hareketle ve yerinde bir gerekçe ile başvurunun icra emrinin iptaline yönelik şikayet olarak nitelendirildiği, takip dayanağı ilamda birden fazla alacaklı lehine ayrı ayrı tazminat alacaklarına hükmedildiği halde, icra emrinde her bir alacaklı için lehe hükmedilen alacağın ayrı ayrı gösterilmemiş olduğu, icra emrinde ve takip talebinde belirtilen alacak miktarlarının farklı olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulüne ve 01/04/2016 tarihli icra emrinin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.  
Borçlunun ilk derece mahkemesinde ileri sürdüğü şikayet nedenleri doğrultusunda takibin iptali gerektiği gerekçesiyle istinaf yasa yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır.
Alacaklılar vekilinin; şikayetin süresinde olmadığı gibi derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, ihtiyati hacze yapılan itirazın yerinde olmadığını, borçlu tarafından cebri icra ile yapılmış ödemeler olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 33/1 maddesinde; "İcra emrinin tebliği üzerine borçlu 7 gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığını veya itfa veya imhal edildiği iddiasında bulunabilir. İtfa ve imhal iddiası yetkili mercilerce re'sen yapılmış ve usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edildiği takdirde icra geri bırakılır." hükmü yer almaktadır.
Afyonkarahisar İcra Müdürlüğünün 2016/11497 esas sayılı dosyası üzerinden borçlu aleyhine alacaklılar tarafından ilamlı takip başlatıldığı, borçluya tebliğ edilen 28/01/2016 tarihli icra emrinin alacaklının şikayeti sonucu Afyonkarahisar 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 15/03/2016 tarih 2016/39 esas 2016/83 karar sayılı ilamı ile takip dayanağı kısa kararın ilam niteliğinde olmadığı gerekçesiyle icra emrinin iptaline karar verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 28/01/2016 tarihli icra emrinin borçlunun şikayeti sonucu iptal edilmesi ve takip dayanağı ilamın 02/02/2016 tarihinde yazılmış olması nedeniyle. 01/04/2016 tarihinde borçluya ikinci kez düzenlenen icra emrinin tebliğe çıkartılmasında ve 08/04/2016 tarihinde tebliğ edilmesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Takip dayanağı ilamda hüküm altına alınan tazminat miktarlarının ve faiz başlangıç tarihlerinin her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı belirlendiğine göre, örnek 4-5 icra emrinde de her bir alacaklı için asıl alacak ve işlemiş faiz miktarının ayrı ayrı gösterilmesi yerine, asıl alacak ve işlemiş faiz alacaklarının toplanarak birlikte gösterilmesi doğru değildir. Ancak, bu husus icra emrinin iptali sebebi olmayıp, gerektiğinde bilirkişi raporu aldırılmak suretiyle icra emrindeki alacak miktarları ve işlemiş faiz miktarlarının her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı gösterilmek suretiyle icra emrinin düzeltilmesini gerektirir eksikliktir. 
Yukarıda belirtilen usulle icra emrinin düzeltilmesine karar verildikten sonra, İİK'nun 33/1 maddesinde yer alan yasal düzenleme uyarınca 01/04/2016 tarihli icra emrinin 08/04/2016 tarihinde tebliğinden önceki döneme ilişkin itfa şikayetinin her bir alacaklı yönünden ayrı ayrı değerlendirilerek bu şikayetin yukarıda belirtilen usulle ispatı halinde icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, icra emrinin iptaline karar verilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın esasının incelenmeksizin mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. 
KARAR: Yukarıda açıklanın nedenler ve gerekçe ile; 
1-HMK'nun 353-(1)-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esası incelenmeksizin Afyonkarahisar 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 09/05/2017 tarih, 2016/110 E., 2017/191 K. sayılı kararının kaldırılmasına, şikayetin esası hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 
2-Yukarıda belirtilen hususlar dışındaki tarafların istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
3-İstinaf başvuru harcı dışında istinaf karar harcı olarak alınan 31,40'ar TL harcın istem halinde taraflara iadesine, 
4-HMK'nun 353-(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak 14/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  
Antalya BAM 12. HD. 14.02.2018 T. E:2017/2640, K:358

Yerel Mah.ara kararının kaldırılması ve iht.haciz talebinin kabulü halinde iht.hac.uygulanması

[b]Yerel mahkemenin ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne kesin olarak karar verilmiş olup, bu aşamadan sonra ihtiyati haciz kararının icrasının, İİK'nun 261 ve devamı maddeleri gereğince icra dairelerine ait olduğu, Daire'nin kesin kararına rağmen, tekrar tekrar aynı konuda ihtiyati haciz kararı talep edilmesi üzerine, ilk derece mahkemesince bu taleplerin kabulüne karar verilmesi, İİK'nun 261 ve devamı maddelerine göre yok hükmünde olup, Daire kararının infazının, ilgili yasa hükmü gereğince icra daireleri tarafından yerine getirilmek durumunda olduğu-[/b]

İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. 
İHTİYATİ HACİZ İSTEYEN DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ  : 
İhtiyati haciz isteyen davacı vekili,  davalı ile müvekkilinin Şanlıurfa ilinde bulunan Novada Park AVM'de ortak cafe/dükkan açmak konusunda sözlü olarak anlaştıklarını, bu kapsamda davalı ve başka şahıslar olduğu halde birlikte Şanlıurfa iline gidip AVM'yi gezdiklerini, davalının oğlu ile masrafları davacı tarafından karşılanan Nil Yiyecek-İçeçek Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'yi kurduklarını, davalının ortaklık için kira bedeli olarak 75.000,00 TL ve depozito için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL istediğini, kendisinin 05/02/2016 tarihinde depozito bedeli olarak 75.000,00 TL, kira bedeli olarak 18/02/2016 tarihinde 20.000,00 TL ve 29/02/2016 tarihinde 55.000,00 TL olmak üzere toplamda 150.000,00 TL yi davalının hesabına EFT yaptığını, ancak daha sonra yaptığı araştırma sonucunda davalının bu bedelleri kiralayan firma olan Turkmall  Yatırım ve Havacılık A.Ş.'ye ödemediğini tespit etmesi üzerine ortaklığı feshettiğini, akabinde ödediği paranın iadesi için Antalya 11. İcra Müdürlüğünün 2016/11030 Esas sayılı dava dosyasında yapmış olduğu ilamsız takibe davalının kötü niyetli itiraz ettiğini  ileri sürerek, ihtiyati haciz talebi ile birlikte itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince istemin reddi üzerine istinaf olunan ara karar, Dairemizce kaldırılarak, davacı tarafın ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar verilmiştir.
    
Davacı vekilince, yukarıda değinilen ihtiyati haciz kararına rağmen davalıya ait taşınmazlar ve alacak hakları üzerine yeniden ihtiyati haciz konulması istenmiştir.
    
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ : 
    
İlk derece mahkemesince yapılan inceleme sonunda, bu kez 05.10.2017 tarihli ara kararla, davalının eczane alacakları üzerine ve davalıya ait taşınmaz hissesi üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmiş, yine davacının talebi üzerine 26.10.2017 tarihli ara karar ile davalıya ait iki ayrı parsel üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmiş ayrıca 05.10.2017 tarihli ara karar ile üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilen taşınmaz hissesi üzerindeki talebin de reddine karar verilmiştir. 
    
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : 
    
İlk derece mahkemesi ara kararlarına karşı taraf vekillerince istinaf isteminde bulunulmuştur.
    
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalının alacaklıdan mal kaçırmaya çalıştığını, müvekkili tarafından ihtiyati haczin teminatının yatırıldığını, davalının büyük miktarda borcunun bulunduğunu bildirerek, 26/10/2017 tarihli Antalya İli Muratpaşa İlçesi Demircikara Mah. 5747 ada 1 parseldeki taşınmaza konulmasını istedikleri ihtiyati haciz talebinin reddi ara kararının kaldırılmasını, istinaf nedeni olarak göstermiştir.
    
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; ortada herhangi bir delil yokken davacı tarafça ısrarla ve  aynı gerekçelerle tekrar tekrar ihtiyati haciz talebinde bulunulduğunu, bu şekilde hukukun ihlal edildiğini bildirerek, 05/10/2017 ve 26/10/2017 tarihli ihtiyati haciz kararlarının kaldırılmasına karar verilmesini, istinaf nedeni olarak göstermiştir.
    
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :  
    
İstem, ihtiyati haciz kararı verilmesine yönelik olup, davacı tarafça yapılan ihtiyati haciz talepleri, ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş, ilgili ara kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 02/08/2017 gün, 2017/1156 Esas-2017/811 Karar sayılı ilamı ile  istinaf isteminin esastan kabulüne, Antalya 6.Asliye Hukuk Mahkemesinin 05/05/2017 tarihli ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne kesin olarak karar verilmiş olup, bu aşamadan sonra ihtiyati haciz kararının icrası, İİK'nun 261 ve devamı maddeleri gereğince icra dairelerine aittir. Dairemizin kesin kararına rağmen, tekrar tekrar aynı konuda ihtiyati haciz kararı talep edilmesi üzerine, ilk derece mahkemesince bu taleplerin kabulüne karar verilmesi, anılan yasa kapsamında yok hükmünde olup, Dairemiz kararının infazı, ilgili yasa hükmü gereğince icra daireleri tarafından yerine getirilmek durumundadır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince verilen 05/10/2017 ve 26/10/2017 tarihli ara kararların yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile anılan ara kararların kaldırılmasına ve davacı tarafın ihtiyati haciz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. 
    
2-Davacı vekilinin istinaf incelemesine gelince; yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, anılan ilk derece mahkemesi ara kararlarının yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, yine aynı gerekçeyle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
    
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
    1-Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin  ilk derece mahkemesi ara kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
    2-Antalya 6.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/559 Esas sayılı dosyasında verilen 05/10/2017 ve 26/10/2017 tarihli ara kararların KALDIRILMASINA, 
    a-Davacı tarafça yapılan ihtiyati haciz istemlerinin, bu konunun daha önce Dairemizce kesin karara bağlanmış olması nedeniyle ayrı ayrı REDDİNE, 
    3-Yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ilk derece mahkemesi ara kararına karşı istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE, 
    4-492 sayılı yasa gereğince alınması gereken 35,90 TL istinaf karar harcından peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile 4,50 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 
    5-492 sayılı yasa gereğince davalıdan peşin alınan 62,80 TL istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 
    6-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
    7-Davalı tarafından yapılan 85,70 TL istinaf başvuru harcı, 22,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 107,70 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 
    8-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi uyarınca taraflardan  peşin alınan ve kullanılmayan  gider avansının ilk derece mahkemesince taraflara İADESİNE,
    9- İstinaf incelemesi dosya üzerinde yapıldığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
    10- Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
    
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.06/03/2018
Antalya BAM 11. HD. 06.03.2018 T. E:2017/2208, K:318
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 23:00
  • DuraN
[b]Yerel mahkemenin ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne kesin olarak karar verilmiş olup, bu aşamadan sonra ihtiyati haciz kararının icrasının, İİK'nun 261 ve devamı maddeleri gereğince icra dairelerine ait olduğu, Daire'nin kesin kararına rağmen, tekrar tekrar aynı konuda ihtiyati haciz kararı talep edilmesi üzerine, ilk derece mahkemesince bu taleplerin kabulüne karar verilmesi, İİK'nun 261 ve devamı maddelerine göre yok hükmünde olup, Daire kararının infazının, ilgili yasa hükmü gereğince icra daireleri tarafından yerine getirilmek durumunda olduğu-[/b]

İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. 
İHTİYATİ HACİZ İSTEYEN DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ  : 
İhtiyati haciz isteyen davacı vekili,  davalı ile müvekkilinin Şanlıurfa ilinde bulunan Novada Park AVM'de ortak cafe/dükkan açmak konusunda sözlü olarak anlaştıklarını, bu kapsamda davalı ve başka şahıslar olduğu halde birlikte Şanlıurfa iline gidip AVM'yi gezdiklerini, davalının oğlu ile masrafları davacı tarafından karşılanan Nil Yiyecek-İçeçek Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'yi kurduklarını, davalının ortaklık için kira bedeli olarak 75.000,00 TL ve depozito için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL istediğini, kendisinin 05/02/2016 tarihinde depozito bedeli olarak 75.000,00 TL, kira bedeli olarak 18/02/2016 tarihinde 20.000,00 TL ve 29/02/2016 tarihinde 55.000,00 TL olmak üzere toplamda 150.000,00 TL yi davalının hesabına EFT yaptığını, ancak daha sonra yaptığı araştırma sonucunda davalının bu bedelleri kiralayan firma olan Turkmall  Yatırım ve Havacılık A.Ş.'ye ödemediğini tespit etmesi üzerine ortaklığı feshettiğini, akabinde ödediği paranın iadesi için Antalya 11. İcra Müdürlüğünün 2016/11030 Esas sayılı dava dosyasında yapmış olduğu ilamsız takibe davalının kötü niyetli itiraz ettiğini  ileri sürerek, ihtiyati haciz talebi ile birlikte itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince istemin reddi üzerine istinaf olunan ara karar, Dairemizce kaldırılarak, davacı tarafın ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar verilmiştir.
    
Davacı vekilince, yukarıda değinilen ihtiyati haciz kararına rağmen davalıya ait taşınmazlar ve alacak hakları üzerine yeniden ihtiyati haciz konulması istenmiştir.
    
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ : 
    
İlk derece mahkemesince yapılan inceleme sonunda, bu kez 05.10.2017 tarihli ara kararla, davalının eczane alacakları üzerine ve davalıya ait taşınmaz hissesi üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmiş, yine davacının talebi üzerine 26.10.2017 tarihli ara karar ile davalıya ait iki ayrı parsel üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmiş ayrıca 05.10.2017 tarihli ara karar ile üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilen taşınmaz hissesi üzerindeki talebin de reddine karar verilmiştir. 
    
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : 
    
İlk derece mahkemesi ara kararlarına karşı taraf vekillerince istinaf isteminde bulunulmuştur.
    
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalının alacaklıdan mal kaçırmaya çalıştığını, müvekkili tarafından ihtiyati haczin teminatının yatırıldığını, davalının büyük miktarda borcunun bulunduğunu bildirerek, 26/10/2017 tarihli Antalya İli Muratpaşa İlçesi Demircikara Mah. 5747 ada 1 parseldeki taşınmaza konulmasını istedikleri ihtiyati haciz talebinin reddi ara kararının kaldırılmasını, istinaf nedeni olarak göstermiştir.
    
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; ortada herhangi bir delil yokken davacı tarafça ısrarla ve  aynı gerekçelerle tekrar tekrar ihtiyati haciz talebinde bulunulduğunu, bu şekilde hukukun ihlal edildiğini bildirerek, 05/10/2017 ve 26/10/2017 tarihli ihtiyati haciz kararlarının kaldırılmasına karar verilmesini, istinaf nedeni olarak göstermiştir.
    
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :  
    
İstem, ihtiyati haciz kararı verilmesine yönelik olup, davacı tarafça yapılan ihtiyati haciz talepleri, ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş, ilgili ara kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 02/08/2017 gün, 2017/1156 Esas-2017/811 Karar sayılı ilamı ile  istinaf isteminin esastan kabulüne, Antalya 6.Asliye Hukuk Mahkemesinin 05/05/2017 tarihli ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati haciz talebinin kabulüne kesin olarak karar verilmiş olup, bu aşamadan sonra ihtiyati haciz kararının icrası, İİK'nun 261 ve devamı maddeleri gereğince icra dairelerine aittir. Dairemizin kesin kararına rağmen, tekrar tekrar aynı konuda ihtiyati haciz kararı talep edilmesi üzerine, ilk derece mahkemesince bu taleplerin kabulüne karar verilmesi, anılan yasa kapsamında yok hükmünde olup, Dairemiz kararının infazı, ilgili yasa hükmü gereğince icra daireleri tarafından yerine getirilmek durumundadır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince verilen 05/10/2017 ve 26/10/2017 tarihli ara kararların yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile anılan ara kararların kaldırılmasına ve davacı tarafın ihtiyati haciz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. 
    
2-Davacı vekilinin istinaf incelemesine gelince; yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, anılan ilk derece mahkemesi ara kararlarının yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, yine aynı gerekçeyle davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
    
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
    1-Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin  ilk derece mahkemesi ara kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
    2-Antalya 6.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/559 Esas sayılı dosyasında verilen 05/10/2017 ve 26/10/2017 tarihli ara kararların KALDIRILMASINA, 
    a-Davacı tarafça yapılan ihtiyati haciz istemlerinin, bu konunun daha önce Dairemizce kesin karara bağlanmış olması nedeniyle ayrı ayrı REDDİNE, 
    3-Yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ilk derece mahkemesi ara kararına karşı istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE, 
    4-492 sayılı yasa gereğince alınması gereken 35,90 TL istinaf karar harcından peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile 4,50 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 
    5-492 sayılı yasa gereğince davalıdan peşin alınan 62,80 TL istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 
    6-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
    7-Davalı tarafından yapılan 85,70 TL istinaf başvuru harcı, 22,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 107,70 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 
    8-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi uyarınca taraflardan  peşin alınan ve kullanılmayan  gider avansının ilk derece mahkemesince taraflara İADESİNE,
    9- İstinaf incelemesi dosya üzerinde yapıldığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
    10- Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
    
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.06/03/2018
Antalya BAM 11. HD. 06.03.2018 T. E:2017/2208, K:318

İhtiyati Haciz de, Para Alacağının bulunması, muaccel olması ve ödemeden kaçınılması

[b]İhtiyati haciz isteyen vekilinin dava dilekçesine eklediği sözleşme örneği, tutanaklar, eğitime katılım tutanakları ve faturalar ve diğer  belgelerin alacağın varlığı hususunda kanaat uyandırıcı nitelikte olduğu, ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde takip dosyasını delil olarak bildirmiş olup, takip dosyası da değerlendirildiğinde; para alacağı bulunması, muaccel olması ve ödemeden kaçınılmış olması yönünde  yaklaşık ispatın gerçekleşmiş olacağı-[/b]

İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: İhtiyati haciz talep eden davacı vekili; davalı şirketin müvekkili şirketten 07/11/2014 tarihinden itibaren iş sağlığı ve güvenliği hizmeti aldığını, halen de hizmet alımına devam ettiğini, davalı şirkete düzenli faturalar kesildiğini, davalı şirketin de bu faturaları kabul ettiği halde uzun bir süredir borcunu ödememesi üzerine alacağın tahsili için Denizli 4. İcra Müdürlüğünün 2017/6144 Esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, davalı tarafından borca itiraz edildiğini, borçlunun mal kaçırma ihtimalinin olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile borçlunun mal varlığına  ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir. 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi tarafından; şirketin mal kaçırdığına ilişkin delil bulunmadığı, alacağın başka delillerle ispatı gerektiğinden ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalının borcunu ödememek için mallarını kaçırdığını,sundukları belgelerin alacağın varlığını gösterdiğini, İlk Derece Mahkemesinin red kararının yerinde olmadığını,kaldırılarak ihtiyati haciz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Davacı tarafından sunulan belgelerin alacağın varlığı hususunda yaklaşık ispat koşulunu gerçekleştirip gerçekleştirmediği, İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati haciz talebini reddetmesinin yerinde olup olmadığı uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
DELİLLER: Tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf konusu karar ise; itirazın iptali davası sırasında verilen ihtiyati haciz talebinin reddi kararına ilişkindir. 
Davacı açtığı itirazın iptali davasında takibe itiraz eden borçlu aleyhine sözleşme, işin yapıldığına dair davalının çalışanlarının imzasının bulunduğu tutanaklar, faturaları delil olarak göstererek ihtiyati haciz talep etmiş, mahkeme alacağın varlığı hususunda kanaat uyanmadığından talebi reddetmiştir.
İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile, borçlunun mallarına geçici olarak el konulması olarak tanımlanmaktadır. İhtiyati haciz talep edebilmek için, İİK'nın 257/1.maddesine göre alacağın para alacağı olması, vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş olması ya da İİK'nın 257/2. maddesindeki şartların gerçekleşmiş bulunması gerekir. 
İİK'nın 258/1. maddesinin ikinci cümlesinde "Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebebi hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur." şeklinde yapılan düzenleme ile alacaklının ihtiyati haciz talep edebilmesi ve ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığı ve istenebilir olduğunun tam ve kesin olarak ispat edilmesi gerekliliği aranmamış, bu konuda mahkemeye kanaat getirecek delillerin sunulması yeterli kabul edilmiştir. Maddi hukuka göre kimin haklı veya haksız olduğu İİK'nın 264. maddesi kapsamında yapılacak inceleme veya açılacak menfi tesbit, itirazın iptâli ya da istirdat davasında araştırılacak ve değerlendirilecektir.      
Somut olayda ihtiyati haciz isteyen vekilinin dava dilekçesine eklediği sözleşme örneği, tutanaklar, eğitime katılım tutanakları ve faturalar ve diğer  belgeler alacağın varlığı hususunda kanaat uyandırıcı niteliktedir. Ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde takip dosyasını  delil olarak bildirmiş olup, takip dosyası da değerlendirildiğinde; para alacağı bulunması, muaccel olması ve ödemeden kaçınılmış olması yönünde  yaklaşık ispat gerçekleşmiş olacaktır.
Bu nedenle ihtiyati haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması ile borçlu  yönünden  ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- İhtiyati haciz talep eden davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
2- 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2  maddesi gereğince Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  tarih ve 2017/1448 Esas sayılı ARA KARARININ KALDIRILMASINA,
a) Davacının ihtiyati haciz talebinin KABULÜNE, 
b) İhtiyati haciz talep eden davacının, davalı/borçludan 112.303,81 TL alacaklı olduğunu beyan ettiği, borcun ödenmediği gibi rehinle de temin edilmemiş olduğunun bildirildiği anlaşılmakla yukarıda açık kimlik ve adres bilgisi yer alan davalının alacak tutarı olan 112.303,81 TL’yi karşılamaya  yetecek miktarda taşınır, taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine alacak tutarının  % 20 karşılığı olan (22.460,00 TL) teminat  yatırıldığı taktirde İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA,
c) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA, 
d) Kararın infazı için ilamın İlk Derece Mahkemesince Denizli 4. İcra Müdürlüğünün 2017/6144 sayılı dosyasına  TEVDİİNE, 
e) 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 59,10 TL ihtiyati haciz harcından peşin alınan 51,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 7,40 TL'nin aleyhine ihtiyati haciz talep edilen davalıdan TAHSİLİNE, 
3- İstinaf incelemesi yönünden;
a) İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati haciz talep eden tarafından peşin alınan 31,40 TL harcın ihtiyati haciz talep edene İADESİNE, 
b) İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati haciz talep eden davacı tarafından yapılan 28,00 TL tebligat masrafı, 31,00 TL posta masrafı, 98,10 TL istinaf başvuru harcı olmak üzere 157,10 TL aleyhine ihtiyati haciz talep edilen davalıdan alınarak ihtiyati haciz talep eden davacıya VERİLMESİNE, 
c) İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine istinaf vekalet ücreti taktirine YER OLMADIĞINA,
d) 6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince davacıdan peşin alınan ve harcanmayan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
e) Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-3 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.17/04/2018
Antalya BAM 11. HD. 17.04.2018 T. E:618, K:586
[b]İhtiyati haciz isteyen vekilinin dava dilekçesine eklediği sözleşme örneği, tutanaklar, eğitime katılım tutanakları ve faturalar ve diğer  belgelerin alacağın varlığı hususunda kanaat uyandırıcı nitelikte olduğu, ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde takip dosyasını delil olarak bildirmiş olup, takip dosyası da değerlendirildiğinde; para alacağı bulunması, muaccel olması ve ödemeden kaçınılmış olması yönünde  yaklaşık ispatın gerçekleşmiş olacağı-[/b]

İlk Derece Mahkemesinin dava dosyası istinaf yasa yolu incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: İhtiyati haciz talep eden davacı vekili; davalı şirketin müvekkili şirketten 07/11/2014 tarihinden itibaren iş sağlığı ve güvenliği hizmeti aldığını, halen de hizmet alımına devam ettiğini, davalı şirkete düzenli faturalar kesildiğini, davalı şirketin de bu faturaları kabul ettiği halde uzun bir süredir borcunu ödememesi üzerine alacağın tahsili için Denizli 4. İcra Müdürlüğünün 2017/6144 Esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, davalı tarafından borca itiraz edildiğini, borçlunun mal kaçırma ihtimalinin olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile borçlunun mal varlığına  ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir. 
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi tarafından; şirketin mal kaçırdığına ilişkin delil bulunmadığı, alacağın başka delillerle ispatı gerektiğinden ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalının borcunu ödememek için mallarını kaçırdığını,sundukları belgelerin alacağın varlığını gösterdiğini, İlk Derece Mahkemesinin red kararının yerinde olmadığını,kaldırılarak ihtiyati haciz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Davacı tarafından sunulan belgelerin alacağın varlığı hususunda yaklaşık ispat koşulunu gerçekleştirip gerçekleştirmediği, İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati haciz talebini reddetmesinin yerinde olup olmadığı uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
DELİLLER: Tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf konusu karar ise; itirazın iptali davası sırasında verilen ihtiyati haciz talebinin reddi kararına ilişkindir. 
Davacı açtığı itirazın iptali davasında takibe itiraz eden borçlu aleyhine sözleşme, işin yapıldığına dair davalının çalışanlarının imzasının bulunduğu tutanaklar, faturaları delil olarak göstererek ihtiyati haciz talep etmiş, mahkeme alacağın varlığı hususunda kanaat uyanmadığından talebi reddetmiştir.
İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile, borçlunun mallarına geçici olarak el konulması olarak tanımlanmaktadır. İhtiyati haciz talep edebilmek için, İİK'nın 257/1.maddesine göre alacağın para alacağı olması, vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş olması ya da İİK'nın 257/2. maddesindeki şartların gerçekleşmiş bulunması gerekir. 
İİK'nın 258/1. maddesinin ikinci cümlesinde "Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebebi hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur." şeklinde yapılan düzenleme ile alacaklının ihtiyati haciz talep edebilmesi ve ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığı ve istenebilir olduğunun tam ve kesin olarak ispat edilmesi gerekliliği aranmamış, bu konuda mahkemeye kanaat getirecek delillerin sunulması yeterli kabul edilmiştir. Maddi hukuka göre kimin haklı veya haksız olduğu İİK'nın 264. maddesi kapsamında yapılacak inceleme veya açılacak menfi tesbit, itirazın iptâli ya da istirdat davasında araştırılacak ve değerlendirilecektir.      
Somut olayda ihtiyati haciz isteyen vekilinin dava dilekçesine eklediği sözleşme örneği, tutanaklar, eğitime katılım tutanakları ve faturalar ve diğer  belgeler alacağın varlığı hususunda kanaat uyandırıcı niteliktedir. Ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde takip dosyasını  delil olarak bildirmiş olup, takip dosyası da değerlendirildiğinde; para alacağı bulunması, muaccel olması ve ödemeden kaçınılmış olması yönünde  yaklaşık ispat gerçekleşmiş olacaktır.
Bu nedenle ihtiyati haciz talep eden vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması ile borçlu  yönünden  ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- İhtiyati haciz talep eden davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
2- 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2  maddesi gereğince Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  tarih ve 2017/1448 Esas sayılı ARA KARARININ KALDIRILMASINA,
a) Davacının ihtiyati haciz talebinin KABULÜNE, 
b) İhtiyati haciz talep eden davacının, davalı/borçludan 112.303,81 TL alacaklı olduğunu beyan ettiği, borcun ödenmediği gibi rehinle de temin edilmemiş olduğunun bildirildiği anlaşılmakla yukarıda açık kimlik ve adres bilgisi yer alan davalının alacak tutarı olan 112.303,81 TL’yi karşılamaya  yetecek miktarda taşınır, taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine alacak tutarının  % 20 karşılığı olan (22.460,00 TL) teminat  yatırıldığı taktirde İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA,
c) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA, 
d) Kararın infazı için ilamın İlk Derece Mahkemesince Denizli 4. İcra Müdürlüğünün 2017/6144 sayılı dosyasına  TEVDİİNE, 
e) 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 59,10 TL ihtiyati haciz harcından peşin alınan 51,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 7,40 TL'nin aleyhine ihtiyati haciz talep edilen davalıdan TAHSİLİNE, 
3- İstinaf incelemesi yönünden;
a) İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati haciz talep eden tarafından peşin alınan 31,40 TL harcın ihtiyati haciz talep edene İADESİNE, 
b) İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati haciz talep eden davacı tarafından yapılan 28,00 TL tebligat masrafı, 31,00 TL posta masrafı, 98,10 TL istinaf başvuru harcı olmak üzere 157,10 TL aleyhine ihtiyati haciz talep edilen davalıdan alınarak ihtiyati haciz talep eden davacıya VERİLMESİNE, 
c) İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine istinaf vekalet ücreti taktirine YER OLMADIĞINA,
d) 6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince davacıdan peşin alınan ve harcanmayan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
e) Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-3 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.17/04/2018
Antalya BAM 11. HD. 17.04.2018 T. E:618, K:586