*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Mal Varlığının Terki Suretiyle Konkordato da Konkordato Komiserinin Görevden Alınması

[b]"Malvarlığının terki suretiyle konkordato talebine ilişkin davada görevlendirilen konkordato komiserinin görevden alınmasına" dair talebin reddine ilişkin icra mahkemesinin ara kararı, ihtiyati tedbir kararı niteliğinde olmadığından, bu ara karar aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacağı-[/b]

DAVANIN KONUSU: Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato (Konkordato komiserinin görevden alınması talebinin reddine dair ara karar)
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde istinaf yolu ile tetkiki ilgili kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacıların icra mahkemesine yaptıkları başvuruda; malvarlığının terki suretiyle konkordato talebinde bulundukları, icra mahkemesince, davacıların başvurusu ile ilgili olarak konkordato komiseri atandığı, ilgili kişi A... Tekstil Sanayi Ticaret A.Ş.'nin icra mahkemesine başvurarak, konkordato komiserinin görevden alınmasını talep ettiği, icra mahkemesince konkordato komiserinin görevden alınmasına dair talebin ara karar ile reddine karar verildiği, adı geçen ilgili kişinin icra mahkemesinin belirtilen ara kararı aleyhine istinaf yasa yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır. 
İcra ve İflas Kanununun 363/1 maddesinde icra mahkemesinin aleyhine istinaf yoluna başvurabilecek kararların belirtilmiştir. 
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 342-(1) maddesi uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Aynı Yasanın Geçici Hukuki Korumalar başlıklı onuncu kısmının birinci bölümüne dair 389 ve devamı maddelerinde de ihtiyati tedbir müessesesinin düzenlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
 
Davacıların icra mahkemesine başvurularının malvarlığının terki suretiyle konkordato talebine ilişkin olduğu, malvarlığının terki suretiyle konkordato talebine ilişkin davada görevlendirilen konkordato komiserinin görevden alınmasına dair talebin reddine ilişkin ara karar, HMK'nun 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir kararı niteliğinde değildir. 
İstinaf incelemesine konu olan icra mahkemesi ara kararı, HMK'nun 389 ve devamı maddeleri kapsamında ihtiyati tedbir olmadığından, belirtilen bu ara karar aleyhine HMK'nun 342-(1) maddesi uyarınca istinaf yoluna başvurulması mümkün olmadığından ilgili kişinin istinaf başvurusunun HMK'nun 352-(1) maddesi uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiştir. 
KARAR: Yukarıda açıklanın nedenler ve gerekçe ile; 
1-İlgili kişinin istinaf başvurusunun usulden reddine, 
2-35,90 TL İstinaf karar harcı (maktu) peşin olarak alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
 
3-İlgili kişi tarafından istinaf yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-HMK'nun 352-(1) ve İİK'nun 363/1. maddeleri uyarınca 03/10/2018 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HD. 03.10.2018 T. E: 2239, K: 2047
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 22:55
  • DuraN
[b]"Malvarlığının terki suretiyle konkordato talebine ilişkin davada görevlendirilen konkordato komiserinin görevden alınmasına" dair talebin reddine ilişkin icra mahkemesinin ara kararı, ihtiyati tedbir kararı niteliğinde olmadığından, bu ara karar aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacağı-[/b]

DAVANIN KONUSU: Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato (Konkordato komiserinin görevden alınması talebinin reddine dair ara karar)
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde istinaf yolu ile tetkiki ilgili kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacıların icra mahkemesine yaptıkları başvuruda; malvarlığının terki suretiyle konkordato talebinde bulundukları, icra mahkemesince, davacıların başvurusu ile ilgili olarak konkordato komiseri atandığı, ilgili kişi A... Tekstil Sanayi Ticaret A.Ş.'nin icra mahkemesine başvurarak, konkordato komiserinin görevden alınmasını talep ettiği, icra mahkemesince konkordato komiserinin görevden alınmasına dair talebin ara karar ile reddine karar verildiği, adı geçen ilgili kişinin icra mahkemesinin belirtilen ara kararı aleyhine istinaf yasa yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır. 
İcra ve İflas Kanununun 363/1 maddesinde icra mahkemesinin aleyhine istinaf yoluna başvurabilecek kararların belirtilmiştir. 
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 342-(1) maddesi uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Aynı Yasanın Geçici Hukuki Korumalar başlıklı onuncu kısmının birinci bölümüne dair 389 ve devamı maddelerinde de ihtiyati tedbir müessesesinin düzenlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
 
Davacıların icra mahkemesine başvurularının malvarlığının terki suretiyle konkordato talebine ilişkin olduğu, malvarlığının terki suretiyle konkordato talebine ilişkin davada görevlendirilen konkordato komiserinin görevden alınmasına dair talebin reddine ilişkin ara karar, HMK'nun 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir kararı niteliğinde değildir. 
İstinaf incelemesine konu olan icra mahkemesi ara kararı, HMK'nun 389 ve devamı maddeleri kapsamında ihtiyati tedbir olmadığından, belirtilen bu ara karar aleyhine HMK'nun 342-(1) maddesi uyarınca istinaf yoluna başvurulması mümkün olmadığından ilgili kişinin istinaf başvurusunun HMK'nun 352-(1) maddesi uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiştir. 
KARAR: Yukarıda açıklanın nedenler ve gerekçe ile; 
1-İlgili kişinin istinaf başvurusunun usulden reddine, 
2-35,90 TL İstinaf karar harcı (maktu) peşin olarak alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
 
3-İlgili kişi tarafından istinaf yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-HMK'nun 352-(1) ve İİK'nun 363/1. maddeleri uyarınca 03/10/2018 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HD. 03.10.2018 T. E: 2239, K: 2047

Menfi tespit davalarında arabuluculuğun zorunlu dava şartı olarak kabul edilemeyeceği

İcra Hukuku kapsamında menfi tespit davası ile davacının, para alacağının hiç doğmadığını ya da sonradan sona erdiğini iddia ederek bu durumun tespitini, sözleşmenin hata, hile veya ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu, borcun ödeme ile ortadan kalktığının tespitini isteyebileceği, menfi tespit yargılaması sonunda (istisna:istirdat dışında) bir eda hükmü kurulmayacağı, oysa alacak ve tazminat davaları bir eda talebiyle açılıp, yargılama sonunda bir eda hükmünün kurulduğu, bu nedenle menfi tespit davalarında arabuluculuğun zorunlu dava şartı olarak kabul edilemeyeceği-

İHTİYATİ TEDBİR TALEP EDENİN İDDİALARININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir talep eden vekili; davalı icra takibine asıl alacak 8.530,00-USD alacağın dayanağı olarak 09/08/2018 tarihli, 29/01/2018 tarihli sözleşme gösterildiğini, müvekkilinin icra takibinden ve tebliğinden haberi olmadığını, hacizler geldiğinde haberdar olduğunu, bunun üzerine icra takibinin durdurulması amacıyla dava açıldığını, Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesince yargılama yapmaksızın dosya üzerinden yaptığı inceleme ile 2019/81 E., 2019/103 K, sayılı karar ile yasal süresinde açılmadığından davanın reddine karar verildiğini, ayrıca müvekkil şirketin davalıya herhangi bir borcunun olmadığını, icra takibine konu olan sözleşmelerin müvekkil şirket tarafından imzalanmadığını, imza inkarında bulunduklarını iddia ederek, icra takibinin ihtiyati tedbirle durdurulmasını, icra takibi durdurulmaz ise ihtiyati tedbirle icra dosyasına yatacak paranın davalıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir verilmesini talep etmiştir. 

Mahkemece 12/03/2019 tarihli kararı ile; menfi tespit davasında arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak getirilmiş ise de ihtiyati tedbirin niteliği ve engel bir düzenleme olmaması sebebiyle, davacı vekilinin tedbir isteminin kısmen kabulüne, takip konusu asıl alacak olan (8.530-USD * 5,4085) 46.134,50-TL nin % 20'ine tekabül eden, 9.226,90-TL nakdi teminat yatırılması, ya da banka teminat mektubunun sunulması halinde Antalya 9. İcra Müdürlüğünün 2018/9238 Esas sayılı takip dosyası nedeni ile icra veznesine girecek olan paranın İİK'nun 72/3. maddesi uyarınca dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi yönünden ihtiyati tedbir konulmasına, davacı vekilinin icra takibinin durdurulmasına ilişkin talebinin ise icra takibi başladıktan sonra tedbir talep edildiği için İİK'nın 72/3. maddesi gereğince reddine kararı verilmiştir. 

İHTİYATİ TEDBİR KARARINA İTİRAZ EDENİN SAVUNMALARININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir kararına itiraz eden vekili; ihtiyati tedbir isteyenin Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/96 Esas - 2019/153 Esas sayılı davaları açtığını ve sonra feragat ettiğini, ihtiyati tedbire itirazda bulunan Fil Ltd Şti nin, Bölge Adliye Mahkemesi kararı gereğince açılacak menfi tespit davaları öncesinde arabulucuya başvuru zorunluluğunun bulunmaması gerektiğini, bu nedenle açılmış olan davadan da feragat edildiğini, yeni davanın açılmasına gerek olmadığını belirterek, ihtiyati tedbir talebinin kaldırılmasını talep etmiştir. 

İLK DERECE MAHKEMESİ EK KARARININ ÖZETİ : Mahkemece; 17/04/2019 tarihli ek kararı ile İİK'nın 72/2 ve 72/3. Maddesinde öngörülen tedbirlerin ancak açılmış olan menfi tespit davalarında değerlendirilebileceğinden, karşı tarafın itirazının kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

İHTİYATİ TEDBİR İSTEYENİN İSTİNAF SEBEPLERİ: Ek karara karşı ihtiyati tedbir talep eden vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 

İhtiyati tedbir talep eden vekili istinaf dilekçesinde; arabuluculuk başvurusu hususunda mahkeme kararı ile Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı arasında çelişki bulunduğunu, mahkemenin arabuluculuğa başvuru gerekmez derken, diğer Asliye Ticaret Mahkemesinin zorunlu dediğini, bu durumun mağduriyet yarattığını, İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati tedbiri kaldırma gerekçesinin hukuka aykırı olduğu, davalının tedbirin devamında hukuki bir zararının doğmayacağını, icra dosyasının kamu düzenine aykırı olarak açıldığı hususlarını, istinaf sebepleri olarak belirtmiştir. 

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR : Mahkeme ek kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığı,menfi tespit davalarında zorunlu arabuluculuğun dava şartı olup olmadığı uyuşmazlık konusudur. 

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Talep,ihtiyati tedbir talebi olup,davacı hakkında yapılan takibin durdurulmasını, bul olmadığı taktirde icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini talep etmektedir.

İhtiyati tedbir talep eden tarafından açılan menfi tespit davasının mahkemece arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddedildiği anlaşılmaktadır. Talep edenin bunun üzerine tedbir talep ettiği,mahkemenin de tedbir talebini kabul ettiği,ancak itiraz üzerine yukarıda belirtilen gerekçelerle tedbir kararını kaldırmıştır. 

Menfi Tespitin kelime anlamı, olumsuz tespittir. Hukuk içerisindeki anlamı ise “Borçlu Olunmadığının Tespiti” dir. Bu davaya “Borçtan Kurtulma” davası da denebilir. Menfi tespit davası, gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda gerekse de İcra İflas Kanunu’nda (m.72) yer almıştır.

İcra Hukuku kapsamında menfi tespit davası ile sadece para borcunun mevcut olmadığının tespiti istenebilir. İcra Hukuku kapsamında menfi tespit davası ile davacı, para alacağının hiç doğmadığını ya da sonradan sona erdiğini iddia ederek bu durumun tespitini talep eder. Ayrıca davacı sözleşmenin hata, hile veya ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu da iddia edebilir. Bu dava ile borcun ödeme ile ortadan kalktığının da tespiti istenebilir. Menfi tespit davası yargılaması sonunda (istisna:istirdat dışında) bir eda hükmü kurulmaz. Oysa alacak ve tazminat davaları bir eda talebiyle açılır ve yargılama sonunda bir eda hükme kurulur. Bu nedenle menfi tespit davaları için arabuluculuk zorunlu dava şartı olarak kabul edilemez ise de, istinafa konu karar menfi tespit davasında verilen bir tedbir kararı olmadığından, mahkemenin itirazı kabul gerekçesi nazara alınarak istinaf incelemesi yapılmıştır.

İstinafa konu ek karar; ihtiyati tedbir kararına itirazın kabulüne ililşkin ek karardır. Mahkeme İİK'nın 72. maddesinde sayılan tedbirlerin ancak açılan bir menfi tespit davasında verilecebileceğini belirterek, tedbire itirazı kabul etmiştir. Oysa İİK'nın 72. Maddesinde düzenlenen tedbirler HMK'nın 389. vd düzenlenmiş olan Geçici Hukuki Koruma mahiyetinde olup, HMK 389.maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle sırf menfi tespit davası açılmadığından bahisle İİK'nın 72. maddesindeki tedbirlere hükmedilmeyeceğini söylemek doğru değildir.

Bu nedenle ihtiyati tedbir talep eden vekilinin istinaf isteminin kabulüne,İlk Derece Mahkemesinin ek kararının kaldırılmasına ve aleyhine tedbir verilenin itirazının reddine karar vermek gerekmiş,aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-İhtiyati tedbir talep eden vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,

2-6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi gereğince Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 17/04/2019 tarih ve 2019/182 D. İş Esas, 2019/182 D. İş Karar sayılı EK KARARININ KALDIRILMASINA,

a-İhtiyati tedbire itiraz edenin itirazının REDDİNE, 

b-İhtiyati tedbir talep eden vekilinin icra takibinin durdurulmasına ilişkin talebinin icra takibi başlattıktan sonra talep edildiğinden İİK'nın 72/3. Maddesi gereğince REDDİNE, 

c-Harç peşin alındığından ayrıca harç alınmasına yer olmadığına,

d)- İhtiyati tedbir isteyen tarafından yatırılan toplam 117,50 TL peşin harç ve başvurma harcının ihtiyati tedbire itiraz edenden alınarak, ihtiyati tedbir talep edene VERİLMESİNE,

e)-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 2. Kısmın 1. Bölümünün 1/a bendi gereğince 440,00 TL maktu vekalet ücretinin ihtiyati tedbire itiraz edenden alınarak, ihtiyati tedbir talep edene VERİLMESİNE,

f) Kararın infaz işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince Yapılmasına,

İstinaf incelemesi yönünden;

3-İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati tedbir talep eden tarafından peşin yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcının, ihtiyati tedbir talep edene İADESİNE, 

4-İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati tedbir talep eden tarafından yapılan 121,30 TL istinaf başvuru harcı, 31,50 TL tebligat masrafı, 27,00 TL dosyanın istinafa gönderilme posta masrafı olmak üzere toplam 179,80 TL'nin ihtiyati tedbire itiraz edenden alınarak ihtiyati tedbir talep edene VERİLMESİNE, 

5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından ihtiyati tedbir talep eden lehine istinaf vekalet ücreti taktirine YER OLMADIĞINA,

6-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde istinaf edene İADESİNE,

7-Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,

Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.30/05/2019

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD.30.05.2019 T. E: 1086, K: 1150
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 22:54
  • DuraN
İcra Hukuku kapsamında menfi tespit davası ile davacının, para alacağının hiç doğmadığını ya da sonradan sona erdiğini iddia ederek bu durumun tespitini, sözleşmenin hata, hile veya ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu, borcun ödeme ile ortadan kalktığının tespitini isteyebileceği, menfi tespit yargılaması sonunda (istisna:istirdat dışında) bir eda hükmü kurulmayacağı, oysa alacak ve tazminat davaları bir eda talebiyle açılıp, yargılama sonunda bir eda hükmünün kurulduğu, bu nedenle menfi tespit davalarında arabuluculuğun zorunlu dava şartı olarak kabul edilemeyeceği-

İHTİYATİ TEDBİR TALEP EDENİN İDDİALARININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir talep eden vekili; davalı icra takibine asıl alacak 8.530,00-USD alacağın dayanağı olarak 09/08/2018 tarihli, 29/01/2018 tarihli sözleşme gösterildiğini, müvekkilinin icra takibinden ve tebliğinden haberi olmadığını, hacizler geldiğinde haberdar olduğunu, bunun üzerine icra takibinin durdurulması amacıyla dava açıldığını, Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesince yargılama yapmaksızın dosya üzerinden yaptığı inceleme ile 2019/81 E., 2019/103 K, sayılı karar ile yasal süresinde açılmadığından davanın reddine karar verildiğini, ayrıca müvekkil şirketin davalıya herhangi bir borcunun olmadığını, icra takibine konu olan sözleşmelerin müvekkil şirket tarafından imzalanmadığını, imza inkarında bulunduklarını iddia ederek, icra takibinin ihtiyati tedbirle durdurulmasını, icra takibi durdurulmaz ise ihtiyati tedbirle icra dosyasına yatacak paranın davalıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir verilmesini talep etmiştir. 

Mahkemece 12/03/2019 tarihli kararı ile; menfi tespit davasında arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak getirilmiş ise de ihtiyati tedbirin niteliği ve engel bir düzenleme olmaması sebebiyle, davacı vekilinin tedbir isteminin kısmen kabulüne, takip konusu asıl alacak olan (8.530-USD * 5,4085) 46.134,50-TL nin % 20'ine tekabül eden, 9.226,90-TL nakdi teminat yatırılması, ya da banka teminat mektubunun sunulması halinde Antalya 9. İcra Müdürlüğünün 2018/9238 Esas sayılı takip dosyası nedeni ile icra veznesine girecek olan paranın İİK'nun 72/3. maddesi uyarınca dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi yönünden ihtiyati tedbir konulmasına, davacı vekilinin icra takibinin durdurulmasına ilişkin talebinin ise icra takibi başladıktan sonra tedbir talep edildiği için İİK'nın 72/3. maddesi gereğince reddine kararı verilmiştir. 

İHTİYATİ TEDBİR KARARINA İTİRAZ EDENİN SAVUNMALARININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir kararına itiraz eden vekili; ihtiyati tedbir isteyenin Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/96 Esas - 2019/153 Esas sayılı davaları açtığını ve sonra feragat ettiğini, ihtiyati tedbire itirazda bulunan Fil Ltd Şti nin, Bölge Adliye Mahkemesi kararı gereğince açılacak menfi tespit davaları öncesinde arabulucuya başvuru zorunluluğunun bulunmaması gerektiğini, bu nedenle açılmış olan davadan da feragat edildiğini, yeni davanın açılmasına gerek olmadığını belirterek, ihtiyati tedbir talebinin kaldırılmasını talep etmiştir. 

İLK DERECE MAHKEMESİ EK KARARININ ÖZETİ : Mahkemece; 17/04/2019 tarihli ek kararı ile İİK'nın 72/2 ve 72/3. Maddesinde öngörülen tedbirlerin ancak açılmış olan menfi tespit davalarında değerlendirilebileceğinden, karşı tarafın itirazının kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

İHTİYATİ TEDBİR İSTEYENİN İSTİNAF SEBEPLERİ: Ek karara karşı ihtiyati tedbir talep eden vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 

İhtiyati tedbir talep eden vekili istinaf dilekçesinde; arabuluculuk başvurusu hususunda mahkeme kararı ile Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı arasında çelişki bulunduğunu, mahkemenin arabuluculuğa başvuru gerekmez derken, diğer Asliye Ticaret Mahkemesinin zorunlu dediğini, bu durumun mağduriyet yarattığını, İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati tedbiri kaldırma gerekçesinin hukuka aykırı olduğu, davalının tedbirin devamında hukuki bir zararının doğmayacağını, icra dosyasının kamu düzenine aykırı olarak açıldığı hususlarını, istinaf sebepleri olarak belirtmiştir. 

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR : Mahkeme ek kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığı,menfi tespit davalarında zorunlu arabuluculuğun dava şartı olup olmadığı uyuşmazlık konusudur. 

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Talep,ihtiyati tedbir talebi olup,davacı hakkında yapılan takibin durdurulmasını, bul olmadığı taktirde icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini talep etmektedir.

İhtiyati tedbir talep eden tarafından açılan menfi tespit davasının mahkemece arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddedildiği anlaşılmaktadır. Talep edenin bunun üzerine tedbir talep ettiği,mahkemenin de tedbir talebini kabul ettiği,ancak itiraz üzerine yukarıda belirtilen gerekçelerle tedbir kararını kaldırmıştır. 

Menfi Tespitin kelime anlamı, olumsuz tespittir. Hukuk içerisindeki anlamı ise “Borçlu Olunmadığının Tespiti” dir. Bu davaya “Borçtan Kurtulma” davası da denebilir. Menfi tespit davası, gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda gerekse de İcra İflas Kanunu’nda (m.72) yer almıştır.

İcra Hukuku kapsamında menfi tespit davası ile sadece para borcunun mevcut olmadığının tespiti istenebilir. İcra Hukuku kapsamında menfi tespit davası ile davacı, para alacağının hiç doğmadığını ya da sonradan sona erdiğini iddia ederek bu durumun tespitini talep eder. Ayrıca davacı sözleşmenin hata, hile veya ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu da iddia edebilir. Bu dava ile borcun ödeme ile ortadan kalktığının da tespiti istenebilir. Menfi tespit davası yargılaması sonunda (istisna:istirdat dışında) bir eda hükmü kurulmaz. Oysa alacak ve tazminat davaları bir eda talebiyle açılır ve yargılama sonunda bir eda hükme kurulur. Bu nedenle menfi tespit davaları için arabuluculuk zorunlu dava şartı olarak kabul edilemez ise de, istinafa konu karar menfi tespit davasında verilen bir tedbir kararı olmadığından, mahkemenin itirazı kabul gerekçesi nazara alınarak istinaf incelemesi yapılmıştır.

İstinafa konu ek karar; ihtiyati tedbir kararına itirazın kabulüne ililşkin ek karardır. Mahkeme İİK'nın 72. maddesinde sayılan tedbirlerin ancak açılan bir menfi tespit davasında verilecebileceğini belirterek, tedbire itirazı kabul etmiştir. Oysa İİK'nın 72. Maddesinde düzenlenen tedbirler HMK'nın 389. vd düzenlenmiş olan Geçici Hukuki Koruma mahiyetinde olup, HMK 389.maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle sırf menfi tespit davası açılmadığından bahisle İİK'nın 72. maddesindeki tedbirlere hükmedilmeyeceğini söylemek doğru değildir.

Bu nedenle ihtiyati tedbir talep eden vekilinin istinaf isteminin kabulüne,İlk Derece Mahkemesinin ek kararının kaldırılmasına ve aleyhine tedbir verilenin itirazının reddine karar vermek gerekmiş,aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-İhtiyati tedbir talep eden vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,

2-6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi gereğince Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 17/04/2019 tarih ve 2019/182 D. İş Esas, 2019/182 D. İş Karar sayılı EK KARARININ KALDIRILMASINA,

a-İhtiyati tedbire itiraz edenin itirazının REDDİNE, 

b-İhtiyati tedbir talep eden vekilinin icra takibinin durdurulmasına ilişkin talebinin icra takibi başlattıktan sonra talep edildiğinden İİK'nın 72/3. Maddesi gereğince REDDİNE, 

c-Harç peşin alındığından ayrıca harç alınmasına yer olmadığına,

d)- İhtiyati tedbir isteyen tarafından yatırılan toplam 117,50 TL peşin harç ve başvurma harcının ihtiyati tedbire itiraz edenden alınarak, ihtiyati tedbir talep edene VERİLMESİNE,

e)-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 2. Kısmın 1. Bölümünün 1/a bendi gereğince 440,00 TL maktu vekalet ücretinin ihtiyati tedbire itiraz edenden alınarak, ihtiyati tedbir talep edene VERİLMESİNE,

f) Kararın infaz işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince Yapılmasına,

İstinaf incelemesi yönünden;

3-İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati tedbir talep eden tarafından peşin yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcının, ihtiyati tedbir talep edene İADESİNE, 

4-İstinaf başvurusunda bulunan ihtiyati tedbir talep eden tarafından yapılan 121,30 TL istinaf başvuru harcı, 31,50 TL tebligat masrafı, 27,00 TL dosyanın istinafa gönderilme posta masrafı olmak üzere toplam 179,80 TL'nin ihtiyati tedbire itiraz edenden alınarak ihtiyati tedbir talep edene VERİLMESİNE, 

5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından ihtiyati tedbir talep eden lehine istinaf vekalet ücreti taktirine YER OLMADIĞINA,

6-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde istinaf edene İADESİNE,

7-Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,

Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.30/05/2019

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD.30.05.2019 T. E: 1086, K: 1150

Geçici Mühlet Kararı -Takip Açılış Zamanı

Asliye Ticaret Mahkemesice verilen geçici mühlet kararının, alacaklının icra takibi başlattığı gün, ancak icra takibine ilişkin harçların yattığı saatten daha sonra  yazdırıldığı ve onaylandığı anlaşıldığından,söz konusu takibin geçici mühlet kararından önce başlatıldığı ve takibin iptalinin gerekmediği, İİK. mad. 294'e aykırı olarak geçici mühlet içerisinde takip başlatıldığından söz edilemeyeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde istinaf yolu ile tetkiki davacı borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

 

Davacı borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda; müvekkili Erol..'in konkordato talebiyle Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/703 Esasında açtığı davada mahkemece, 05/10/2018 tarihli kararıyla "geçici mühlet kararı verildiğini" takibin geçici mühlet tarihinden sonra başlatılması nedeniyle İİK'nun 294. maddesi uyarınca iptali gerektiğini, zira geçici mühlet kararı uyarınca müvekkili aleyhine takip yapılamayacağını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiştir.

Davalı alacaklı vekili cevap dilekçesinde; İİK'nun 294. maddesi hükmüne uygun olarak icra müdürlüğünün 16/10/2018 tarihli kararı uyarınca takip durduğundan, kanunun emrettiği hususun sağlandığını, davacının takibin iptalini istemekte hukuki bir yararının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. 

İlk Derece Mahkemesince; ''Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/10/2018 tarih ve 2018/703 Esas sayılı geçici mühlet kararı verildiği, İİK'nun 294. maddesinin "Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tah-sil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez." şeklinde düzenleme içerdiği , icra takibinin iptali için takibin mühlet kararından sonra başlatılması gerektiği, takibin geçici mühlet kararından sonra başlatılmadığı anlaşıldığından davanın reddine'' karar verilmiştir.

Davacı borçlu vekili istinaf başvurusunda; İİK'nun 294. maddesi gereğince mühlet içinde hiçbir takip işlemi yapılamayacağını, İİK'nun 294. Maddesinin mühlet sonrası şeklinde düzenleme içermediğini, ''mühlet içerisinde'' şeklinde kural koyduğunu, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından müvekkil şirket lehine hükmolunan konkordato geçici mühlet kararının tarihi ve takip tarihinin aynı tarih olduğunu, bu halde icra takibinin mühlet içerisinde başlatılmadığından bahsedilemeyeceğini, mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Tavas İcra Müdürlüğü'nün 2018/600 esas sayılı icra dosyasında, alacaklı D.. İnş. Malz. Nak. Mad. Hazır Beton ve Tar. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, borçlu Erol.. aleyhine toplam 345.746,44 TL alacağın tahsili için 05/10/2018 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, borçlu Erol..'e ödeme emrinin 10/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Tavas İcra Müdürlüğü'nün 2018/600 Esas sayılı takibi (harcın yatırıldığı) 05/10/2018 tarihinde saat 11:33.32 itibariyle başlatılmıştır.

Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/703 Esas sayılı dosyasından verilen geçici mühlet kararı ise 05/10/2018 tarih saat 16:48'de yazdırıldığı ve bu kararının saat 17:04'de (Uyaptan) onaylandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu takip geçici mühlet kararından önce başlatıldığından takibin iptali gerekmez. İİK'nun 294. maddesine aykırı olarak geçici mühlet içersinde takip başlatıldığından söz edilemez. İlk derece mahkemesince davanın (şikayetin) reddine karar verilmesi hukuka uygundur. 

Bu nedenlerle davacı borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. (HMK 353/1-b-1)

KARAR: Yukarıda açıklanan nedenler ve gerekçe ile; 

1-Davacı borçlunun istinaf başvurusunun HMK.nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine,

2-Alınması gerekli 44,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığı,

3-Davacı tarafından istinaf yoluna başvuru için yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına, 

4-Davacı tarafından yatırılan istinaf gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,

Dairemizin bu kararına karşı, İcra ve İflas Kanunu'nun 364/1 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361-(1). ve 365-(1). maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, dairemize yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek dilekçe ile Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmek üzere temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 10/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HD. 10.07.2019 T. E: 795, K: 2032
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 22:53
  • DuraN
Asliye Ticaret Mahkemesice verilen geçici mühlet kararının, alacaklının icra takibi başlattığı gün, ancak icra takibine ilişkin harçların yattığı saatten daha sonra  yazdırıldığı ve onaylandığı anlaşıldığından,söz konusu takibin geçici mühlet kararından önce başlatıldığı ve takibin iptalinin gerekmediği, İİK. mad. 294'e aykırı olarak geçici mühlet içerisinde takip başlatıldığından söz edilemeyeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde istinaf yolu ile tetkiki davacı borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

 

Davacı borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda; müvekkili Erol..'in konkordato talebiyle Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/703 Esasında açtığı davada mahkemece, 05/10/2018 tarihli kararıyla "geçici mühlet kararı verildiğini" takibin geçici mühlet tarihinden sonra başlatılması nedeniyle İİK'nun 294. maddesi uyarınca iptali gerektiğini, zira geçici mühlet kararı uyarınca müvekkili aleyhine takip yapılamayacağını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiştir.

Davalı alacaklı vekili cevap dilekçesinde; İİK'nun 294. maddesi hükmüne uygun olarak icra müdürlüğünün 16/10/2018 tarihli kararı uyarınca takip durduğundan, kanunun emrettiği hususun sağlandığını, davacının takibin iptalini istemekte hukuki bir yararının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. 

İlk Derece Mahkemesince; ''Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/10/2018 tarih ve 2018/703 Esas sayılı geçici mühlet kararı verildiği, İİK'nun 294. maddesinin "Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tah-sil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez." şeklinde düzenleme içerdiği , icra takibinin iptali için takibin mühlet kararından sonra başlatılması gerektiği, takibin geçici mühlet kararından sonra başlatılmadığı anlaşıldığından davanın reddine'' karar verilmiştir.

Davacı borçlu vekili istinaf başvurusunda; İİK'nun 294. maddesi gereğince mühlet içinde hiçbir takip işlemi yapılamayacağını, İİK'nun 294. Maddesinin mühlet sonrası şeklinde düzenleme içermediğini, ''mühlet içerisinde'' şeklinde kural koyduğunu, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından müvekkil şirket lehine hükmolunan konkordato geçici mühlet kararının tarihi ve takip tarihinin aynı tarih olduğunu, bu halde icra takibinin mühlet içerisinde başlatılmadığından bahsedilemeyeceğini, mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Tavas İcra Müdürlüğü'nün 2018/600 esas sayılı icra dosyasında, alacaklı D.. İnş. Malz. Nak. Mad. Hazır Beton ve Tar. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, borçlu Erol.. aleyhine toplam 345.746,44 TL alacağın tahsili için 05/10/2018 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, borçlu Erol..'e ödeme emrinin 10/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Tavas İcra Müdürlüğü'nün 2018/600 Esas sayılı takibi (harcın yatırıldığı) 05/10/2018 tarihinde saat 11:33.32 itibariyle başlatılmıştır.

Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/703 Esas sayılı dosyasından verilen geçici mühlet kararı ise 05/10/2018 tarih saat 16:48'de yazdırıldığı ve bu kararının saat 17:04'de (Uyaptan) onaylandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu takip geçici mühlet kararından önce başlatıldığından takibin iptali gerekmez. İİK'nun 294. maddesine aykırı olarak geçici mühlet içersinde takip başlatıldığından söz edilemez. İlk derece mahkemesince davanın (şikayetin) reddine karar verilmesi hukuka uygundur. 

Bu nedenlerle davacı borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. (HMK 353/1-b-1)

KARAR: Yukarıda açıklanan nedenler ve gerekçe ile; 

1-Davacı borçlunun istinaf başvurusunun HMK.nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine,

2-Alınması gerekli 44,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığı,

3-Davacı tarafından istinaf yoluna başvuru için yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına, 

4-Davacı tarafından yatırılan istinaf gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,

Dairemizin bu kararına karşı, İcra ve İflas Kanunu'nun 364/1 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361-(1). ve 365-(1). maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, dairemize yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek dilekçe ile Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmek üzere temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 10/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HD. 10.07.2019 T. E: 795, K: 2032

Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasına Yönelik Talebin Dosyanın İnfazına Yarar Sağlayacağı

İcra Müdürlüğünün; borçlunun tüm mal varlığını araştırma ve alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamakla görevli olduğu, alacaklının bu yöndeki bir bilgiye kendisinin ulaşamayacağı, ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde elde ettiği pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile İİK.'nın 277. ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olacağı, pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilginin borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olduğu, bu bilginin taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir veri içermeyeceği, bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı gerekçesi ile mahkemece reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-

DAVANIN KONUSU    : ŞİKAYET

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararı aleyhine süresi içinde şikayetçi alacaklı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla talep incelendi:

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığı'nın 28.11.2016 tarih ve 2016/99 Muhabere sayılı; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünün 05.12.2016 tarih 6730014-431.99 sayılı; Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 19.12.2016 tarih 73640249-045.02[02]-125-2016-E.562/19167 sayılı yazıları ekinde gönderilen listelere göre yapılan sorgulamada, 675 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 16.maddesi gereğince dava şartları yönünden bir eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 353.maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi alacaklı vekili mahkemeye sunduğu şikayet dilekçesinde; takip borçluları hakkında başlattıkları icra takibinde borçlular adına kayıtlı iken devredilen taşınmazların tespiti için UYAP'dan sorgulama yapılması yönündeki taleplerinin, icra müdürlüğünün 10.11.2016 tarihli kararıyla reddedildiğini, kararın yasaya aykırılık oluşturduğunu, borçlular tarafından 3.kişilere devredilen taşınmazlar olması halinde İİK'nın 277. ve devamı maddeleri gereğince açılacak tasarrufun iptali davasının, icra takibini ilerletici bir işlem olduğunu, icra müdürlüğü kararının hak arama hürriyetini ihlal ettiğini, tapu sicil müdürlüklerine taşınmaz bilgileri yazılmadan gönderilen müzekkerelerin, taşınmaz sorgulamalarının sistemde yapılması ve taşınmaz bilgilerinin müzekkerede yazılmaması nedeniyle reddedildiğini, icra müdürlüğü kararının bir hakkın yerine getirilmemesi niteliğinde olması nedeniyle süresiz şikayete tabi olduğunu belirterek 10.11.2016 tarihli icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; pasif tapu kaydının borçlunun elinden çıkardığı gayrimenkul kayıtlarını ifade edeceği, bu yönde yapılacak olan araştırma neticesinin, alacaklının alacağına kavuşmasına doğrudan bir yarar ve etkiye sahip olmadığı, alacaklı vekilinin müvekkili adına Avukatlık Kanunu uyarınca tapu kayıtlarını resmi kurum ve kuruluşlardan her zaman tespit edebileceği, pasif kayıtların icra dosyasına etkisinin bulunmayacağı, icra müdürlüğünün açılacak dava için delil toplama görevinin olmadığı, tapu kayıtlarında takip ile ilgisi bulunmayan 3.kişilere ilişkin bilgilerin de bulunacağı, bu durumun kişilik haklarına aykırı olabileceği gerekçesi ile "Şikayetin reddine" karar verilmiştir.

Şikayetçi alacaklı vekili istinaf dilekçesinde; şikayet dilekçesini tekrarlamış, borçluların pasif kayıtlarına ulaşma imkanlarının bulunmadığını, kararın hak arama hürriyetini ihlal ettiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını, şikayetin kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Uyuşmazlık; takip borçlularının pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması isteminin reddine ilişkin icra müdürlüğü kararına şikayet niteliğindedir.

İcra Müdürlüğünün; borçlunun tüm mal varlığını araştırma ve alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamakla görevli olduğu, alacaklının bu yöndeki bir bilgiye kendisinin ulaşamayacağı, ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde elde ettiği pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile İİK.'nın 277. ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olacağı, pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilginin borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olduğu, bu bilginin taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir veri içermeyeceği, bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı gerekçesi ile mahkemece de reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından, şikayetçi alacaklı yanın istinaf başvurusunun esastan kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Şikayetçi alacaklı yanın istinaf başvurusunun esastan KABULÜNE,

2-Ankara 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 21.11.2016 tarih, 2016/1016 Esas 2016/921 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Şikayetin KABULÜ ile, Ankara 7.İcra Müdürlüğünün 2016/20799 E. Sayılı takip dosyasında verilen 10.11.2016 tarihli müdürlük kararının İPTALİNE,İlk derece yargılaması açısından;Peşin alınan harcın istek halinde şikayetçi alacaklıya iadesine,Şikayet icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından şikayetçi tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gider avansından artan kısmın talebi halinde şikayetçi tarafa iadesine,Şikayetçi yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,İstinaf yargılaması açısından;İstinaf kanun yoluna başvuru harcı olan 79,70TL dışında, istinaf karar harcı olarak alınan 29,20 TL harcın istek halinde şikayetçi alacaklıya iadesine,Şikayet icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından şikayetçi tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Duruşma açılmadığından şikayetçi alacaklı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dairemizin bu kararına karşı İİK'nın 364 - 366 ve 6100 sayılı HMK 'nın 361/1 maddesi gereği tebliğden itibaren 1 ay içinde temyiz yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 12.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ankara BAM. 19. HD. 12.01.2017 T. E:2016/347 K:12
İcra Müdürlüğünün; borçlunun tüm mal varlığını araştırma ve alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamakla görevli olduğu, alacaklının bu yöndeki bir bilgiye kendisinin ulaşamayacağı, ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde elde ettiği pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile İİK.'nın 277. ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olacağı, pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilginin borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olduğu, bu bilginin taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir veri içermeyeceği, bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı gerekçesi ile mahkemece reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-

DAVANIN KONUSU    : ŞİKAYET

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararı aleyhine süresi içinde şikayetçi alacaklı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla talep incelendi:

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığı'nın 28.11.2016 tarih ve 2016/99 Muhabere sayılı; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünün 05.12.2016 tarih 6730014-431.99 sayılı; Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 19.12.2016 tarih 73640249-045.02[02]-125-2016-E.562/19167 sayılı yazıları ekinde gönderilen listelere göre yapılan sorgulamada, 675 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 16.maddesi gereğince dava şartları yönünden bir eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 353.maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi alacaklı vekili mahkemeye sunduğu şikayet dilekçesinde; takip borçluları hakkında başlattıkları icra takibinde borçlular adına kayıtlı iken devredilen taşınmazların tespiti için UYAP'dan sorgulama yapılması yönündeki taleplerinin, icra müdürlüğünün 10.11.2016 tarihli kararıyla reddedildiğini, kararın yasaya aykırılık oluşturduğunu, borçlular tarafından 3.kişilere devredilen taşınmazlar olması halinde İİK'nın 277. ve devamı maddeleri gereğince açılacak tasarrufun iptali davasının, icra takibini ilerletici bir işlem olduğunu, icra müdürlüğü kararının hak arama hürriyetini ihlal ettiğini, tapu sicil müdürlüklerine taşınmaz bilgileri yazılmadan gönderilen müzekkerelerin, taşınmaz sorgulamalarının sistemde yapılması ve taşınmaz bilgilerinin müzekkerede yazılmaması nedeniyle reddedildiğini, icra müdürlüğü kararının bir hakkın yerine getirilmemesi niteliğinde olması nedeniyle süresiz şikayete tabi olduğunu belirterek 10.11.2016 tarihli icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; pasif tapu kaydının borçlunun elinden çıkardığı gayrimenkul kayıtlarını ifade edeceği, bu yönde yapılacak olan araştırma neticesinin, alacaklının alacağına kavuşmasına doğrudan bir yarar ve etkiye sahip olmadığı, alacaklı vekilinin müvekkili adına Avukatlık Kanunu uyarınca tapu kayıtlarını resmi kurum ve kuruluşlardan her zaman tespit edebileceği, pasif kayıtların icra dosyasına etkisinin bulunmayacağı, icra müdürlüğünün açılacak dava için delil toplama görevinin olmadığı, tapu kayıtlarında takip ile ilgisi bulunmayan 3.kişilere ilişkin bilgilerin de bulunacağı, bu durumun kişilik haklarına aykırı olabileceği gerekçesi ile "Şikayetin reddine" karar verilmiştir.

Şikayetçi alacaklı vekili istinaf dilekçesinde; şikayet dilekçesini tekrarlamış, borçluların pasif kayıtlarına ulaşma imkanlarının bulunmadığını, kararın hak arama hürriyetini ihlal ettiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını, şikayetin kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Uyuşmazlık; takip borçlularının pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması isteminin reddine ilişkin icra müdürlüğü kararına şikayet niteliğindedir.

İcra Müdürlüğünün; borçlunun tüm mal varlığını araştırma ve alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamakla görevli olduğu, alacaklının bu yöndeki bir bilgiye kendisinin ulaşamayacağı, ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde elde ettiği pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile İİK.'nın 277. ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olacağı, pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilginin borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olduğu, bu bilginin taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir veri içermeyeceği, bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı gerekçesi ile mahkemece de reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından, şikayetçi alacaklı yanın istinaf başvurusunun esastan kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Şikayetçi alacaklı yanın istinaf başvurusunun esastan KABULÜNE,

2-Ankara 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 21.11.2016 tarih, 2016/1016 Esas 2016/921 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Şikayetin KABULÜ ile, Ankara 7.İcra Müdürlüğünün 2016/20799 E. Sayılı takip dosyasında verilen 10.11.2016 tarihli müdürlük kararının İPTALİNE,İlk derece yargılaması açısından;Peşin alınan harcın istek halinde şikayetçi alacaklıya iadesine,Şikayet icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından şikayetçi tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gider avansından artan kısmın talebi halinde şikayetçi tarafa iadesine,Şikayetçi yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,İstinaf yargılaması açısından;İstinaf kanun yoluna başvuru harcı olan 79,70TL dışında, istinaf karar harcı olarak alınan 29,20 TL harcın istek halinde şikayetçi alacaklıya iadesine,Şikayet icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından şikayetçi tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Duruşma açılmadığından şikayetçi alacaklı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dairemizin bu kararına karşı İİK'nın 364 - 366 ve 6100 sayılı HMK 'nın 361/1 maddesi gereği tebliğden itibaren 1 ay içinde temyiz yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 12.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ankara BAM. 19. HD. 12.01.2017 T. E:2016/347 K:12

Meskeniyet İtirazının, Mahkemece Tedbir Kararı Verilmediği Sürece Satışı Durdurmayacağı

12. Hukuk Dairesi         2016/7127 E.  ,  2017/420 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, alacaklının borçlu ... adına kayıtlı taşınmazın satışına yönelik talebinin icra müdürlüğünce, "satışı talep edilen taşınmazla ilgili meskeniyet iddiasına dayalı dava açıldığı, dava sonucunda verilecek kararın ihale şartlarını etkileyeceği ve taşınmazın ihaleye esas tutulacak miktarı ile paylaşıma konu miktarın değişebileceği, bu aşamada satış işleminin yapılması halinde telafisi imkansız mağduriyetlere sebebiyet verebileceği anlaşıldığından satış işlemleri için dava sonucunun beklenilmesine" karar verildiği, iş bu icra müdürlüğü kararının alacaklı vekilince şikayet konusu yapıldığı ve mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
[b]Somut olayda borçlu tarafından ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/87 Esas sayılı dosyası ile 27/11/2014 tarihinde meskeniyet şikayetinde bulunulduğu, söz konusu şikayet dosyasında, satışın durdurulmasına yönelik olarak mahkemece verilen bir tedbir kararının olmadığı, şikayet tarihi itibariyle de dosyanın derdest olduğu anlaşılmaktadır.[/b]
[b]Bu durumda meskeniyet şikayetine ilişkin dosyada mahkemece satışın durdurulmasına yönelik bir tedbir kararı olmadığından, icra müdürlüğünce satış işlemleri için dava sonucunun beklenilmesine karar verilmesi isabetsizdir.[/b]

O halde mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 22:41
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2016/7127 E.  ,  2017/420 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, alacaklının borçlu ... adına kayıtlı taşınmazın satışına yönelik talebinin icra müdürlüğünce, "satışı talep edilen taşınmazla ilgili meskeniyet iddiasına dayalı dava açıldığı, dava sonucunda verilecek kararın ihale şartlarını etkileyeceği ve taşınmazın ihaleye esas tutulacak miktarı ile paylaşıma konu miktarın değişebileceği, bu aşamada satış işleminin yapılması halinde telafisi imkansız mağduriyetlere sebebiyet verebileceği anlaşıldığından satış işlemleri için dava sonucunun beklenilmesine" karar verildiği, iş bu icra müdürlüğü kararının alacaklı vekilince şikayet konusu yapıldığı ve mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
[b]Somut olayda borçlu tarafından ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/87 Esas sayılı dosyası ile 27/11/2014 tarihinde meskeniyet şikayetinde bulunulduğu, söz konusu şikayet dosyasında, satışın durdurulmasına yönelik olarak mahkemece verilen bir tedbir kararının olmadığı, şikayet tarihi itibariyle de dosyanın derdest olduğu anlaşılmaktadır.[/b]
[b]Bu durumda meskeniyet şikayetine ilişkin dosyada mahkemece satışın durdurulmasına yönelik bir tedbir kararı olmadığından, icra müdürlüğünce satış işlemleri için dava sonucunun beklenilmesine karar verilmesi isabetsizdir.[/b]

O halde mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

UYAP'tan Borçlunun Alacaklı Olduğu Dosyaların Sorgulanması

UYAP'tan borçlunun alacaklı olduğu dosyaların sorgulanmasının kişisel verilerin korunması kuralının ihlali sonucunu da doğurmayacağına ilişkin GÜNCEL İLAM
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
19. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2018/2170
KARAR NO : 2019/3016
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
TARİHİ :
NUMARASI :
İCRA DOSYA NUMARASI :
DAVACI (Alacaklı) :
VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : ŞİKAYET
KARAR TARİHİ : 26/12/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 24/01/2020
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararı aleyhine süresi içinde şikayetçi alacaklı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, HMK'nın 353.maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi alacaklı vekili mahkemeye sunduğu şikayet dilekçesinde; müvekkilinin alacaklısı olduğu takip dosyasında icra müdürlüğünden Uyap sisteminden borçlunun alacaklı olduğu dosyaların sorgulanması ve sorguya ilişkin raporun dosyasına eklenmesinin talep edildiğini, icra müdürlüğünce bu taleplerinin hukuki yarar görülmediği gerekçesiyle reddedildiğini, icra müdürlüğünün hukuki yararı denetleme yetkisi olmayıp İİK.'nın 82/son maddesi gereğince haczi kabil olmayan bir haciz talebini reddetme yetkisi olduğunu, haczi kabil bir malın haczinin talebi halinde icra müdürünün bu talebi reddedemeyeceğini, İİK.'nın 120/2 maddesi ve diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde açıkça hukuki yararlarının bulunduğunu, Uyap ekranlarında borçlunun alacaklı olduğu tüm takip dosyalarının görülebildiğini belirterek 27/03/2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; alacaklı vekilinin borçlunun alacaklı olduğu icra dosyalarının sorgulanmasını talep ettiği, alacaklı vekilinin bu talebinin hacze yönelik olduğu, icra müdürlüğünün alacaklının talebi üzerine çeşitli kurumlarla yazışma yaparak borçlunun mal varlığını tespit edeceği ve yine alacaklının talebi üzerine gösterilen mal, hak, alacak üzerinde haciz uygulaması yapacağı, bununla görevli olduğu, ancak icra müdürlüğünün alacaklının alacağına kavuşması için yapılacak hacze yönelik delil toplama görevinin bulunmadığı, icra müdürlüğü kararının yerinde olduğu gerekçesiyle "ŞİKAYETİN REDDİNE " karar verilmiştir.
Şikayetçi alacaklı vekili istinaf dilekçesinde; şikayet dilekçesini tekrarlamış, 27/03/2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık; borçlunun alacaklı olduğu dosyaların Uyap sisteminden sorgulanması talebinin reddine yönelik icra müdürlüğü kararına karşı şikayet niteliğindedir.
Takip dosyasının incelenmesinde; dava dışı borçlu hakkında şikayetçi alacaklı şirket tarafından ilamlı icra takibi başlatıldığı, alacaklı vekilinin 21/03/2018 tarihli talebi ile Türkiye çapında borçlunun alacaklı olduğu icra dosyalarının sorgulanarak alınacak raporun Uyap sistemine eklenmesini talep ettiği, icra müdürlüğünce hukuki yarar görülmediğinden bu talebin reddine karar verildiği görülmüştür.
HGK'nın 31.03.2004 tarih 2004/12-202 E-196 K.sayılı kararında da belirtildiği üzere; icra memuru alacaklının alacağına kavuşması için gerekli olan takip işlemlerini yapmalıdır.
İİK.'nın 78.maddesinde "Ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konmasını isteyebilir. (Ek cümle:6/12/2018-7155/11 md.) Ancak, alacaklı dilerse haciz talebinde bulunmaksızın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, bu sisteme entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağı olup olmadığını sorgulayabilir. Sorgulama sonunda sistem mal, hak veya alacağın mahiyeti ve detayı hakkında bilgi veremez; sadece mal, hak veya alacağın genel olarak olup olmadığı konusunda bilgi verebilir. Borçlunun mal, hak veya alacağının varlığının tespiti hâlinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden de haciz talep edilebilir." hükmü yer almaktadır.
İİK.'nın 85/1 maddesi de "Borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır malları ile taşınmazlarından ve alacak ve haklarından alacaklı ana faiz ve masraflarda dahil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczolunur" şeklinde düzenlenmiştir.
Kural olarak borçlunun her türlü mal ve hakkının haczi mümkündür. Asıl olan borcun ödenmesi, bir diğer ifade ile alacaklının alacağına kavuşmasıdır.
Dairemizce yapılan değerlendirmeler neticesinde; alacaklının alacağına kavuşması amacıyla İİK.'nın 78 ve 85/1 maddeleri kapsamında borçlunun üçüncü kişilerdeki alacaklarına haciz konulması amacıyla borçlunun alacaklı olduğu takip dosyalarının Uyap sisteminden sorgulanmasına yönelik talebinin doğrudan alacağın tahsiline yönelik takip işlemi niteliğinde olduğu, bu talebin borçlu adına kayıtlı araç ve taşınmazların sorgulanmasından bir farkı bulunmadığı, bu durumun alacaklı tarafından borçluya karşı açılacak bir davaya (örneğin tasarrufun iptali davasına) delil toplama niteliğinde kabul edilemeyeceği, bu yöndeki bir sorgulamanın icra müdürlüklerindeki Uyap sistemi nedeniyle ek bir külfet de getirmediği, alacaklının borçlunun alacaklısı olduğu takip dosyalarındaki alacağına haciz koyma hak ve yetkisi bulunduğundan bu yöndeki bir sorgulamanın kişisel verilerin korunması kuralının ihlali sonucunu da doğurmayacağı, mahkemece bu nedenle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesinin usul ve yasaya uygun bulunmadığı anlaşıldığından şikayetçi alacaklı vekilinin istinaf talebinin esastan kabulüne karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Şikayetçi alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan KABULÜNE,
Ankara .İcra Hukuk Mahkemesinin 11/04/2018 tarih ve 2018/266 E.- 2018/359 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Şikayetin KABULÜ İLE,
Ankara . İcra Müdürlüğünün ........ E.sayılı dosyasındaki şikayet konusu 27/03/2018 tarihli müdürlük işleminin KALDIRILMASINA,
İlk derece yargılaması açısından;
Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 8,50 TL karar harcının şikayetçi alacaklıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Şikayet konusu icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından yargılama giderlerinin şikayetçi alacaklı üzerinde bırakılmasına,
Şikayet konusu icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından şikayetçi alacaklı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
İstinaf yargılaması açısından;
İstinaf başvuru harcı 98,10TL dışında alınan 35,90 TL harcın istek halinde şikayetçi alacaklıya iadesine,
Şikayet konusu icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
Dair, İİK.nın 364, 366 ve 7035 Sayılı Kanunun 31.maddesi ile değişik HMK.nın 361/1 maddeleri gereğince 2 hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 26/12/2019 tarihinde oybirliğiyle ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 22:28
  • DuraN
UYAP'tan borçlunun alacaklı olduğu dosyaların sorgulanmasının kişisel verilerin korunması kuralının ihlali sonucunu da doğurmayacağına ilişkin GÜNCEL İLAM
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
19. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2018/2170
KARAR NO : 2019/3016
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
TARİHİ :
NUMARASI :
İCRA DOSYA NUMARASI :
DAVACI (Alacaklı) :
VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : ŞİKAYET
KARAR TARİHİ : 26/12/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 24/01/2020
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararı aleyhine süresi içinde şikayetçi alacaklı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, HMK'nın 353.maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi alacaklı vekili mahkemeye sunduğu şikayet dilekçesinde; müvekkilinin alacaklısı olduğu takip dosyasında icra müdürlüğünden Uyap sisteminden borçlunun alacaklı olduğu dosyaların sorgulanması ve sorguya ilişkin raporun dosyasına eklenmesinin talep edildiğini, icra müdürlüğünce bu taleplerinin hukuki yarar görülmediği gerekçesiyle reddedildiğini, icra müdürlüğünün hukuki yararı denetleme yetkisi olmayıp İİK.'nın 82/son maddesi gereğince haczi kabil olmayan bir haciz talebini reddetme yetkisi olduğunu, haczi kabil bir malın haczinin talebi halinde icra müdürünün bu talebi reddedemeyeceğini, İİK.'nın 120/2 maddesi ve diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde açıkça hukuki yararlarının bulunduğunu, Uyap ekranlarında borçlunun alacaklı olduğu tüm takip dosyalarının görülebildiğini belirterek 27/03/2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; alacaklı vekilinin borçlunun alacaklı olduğu icra dosyalarının sorgulanmasını talep ettiği, alacaklı vekilinin bu talebinin hacze yönelik olduğu, icra müdürlüğünün alacaklının talebi üzerine çeşitli kurumlarla yazışma yaparak borçlunun mal varlığını tespit edeceği ve yine alacaklının talebi üzerine gösterilen mal, hak, alacak üzerinde haciz uygulaması yapacağı, bununla görevli olduğu, ancak icra müdürlüğünün alacaklının alacağına kavuşması için yapılacak hacze yönelik delil toplama görevinin bulunmadığı, icra müdürlüğü kararının yerinde olduğu gerekçesiyle "ŞİKAYETİN REDDİNE " karar verilmiştir.
Şikayetçi alacaklı vekili istinaf dilekçesinde; şikayet dilekçesini tekrarlamış, 27/03/2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık; borçlunun alacaklı olduğu dosyaların Uyap sisteminden sorgulanması talebinin reddine yönelik icra müdürlüğü kararına karşı şikayet niteliğindedir.
Takip dosyasının incelenmesinde; dava dışı borçlu hakkında şikayetçi alacaklı şirket tarafından ilamlı icra takibi başlatıldığı, alacaklı vekilinin 21/03/2018 tarihli talebi ile Türkiye çapında borçlunun alacaklı olduğu icra dosyalarının sorgulanarak alınacak raporun Uyap sistemine eklenmesini talep ettiği, icra müdürlüğünce hukuki yarar görülmediğinden bu talebin reddine karar verildiği görülmüştür.
HGK'nın 31.03.2004 tarih 2004/12-202 E-196 K.sayılı kararında da belirtildiği üzere; icra memuru alacaklının alacağına kavuşması için gerekli olan takip işlemlerini yapmalıdır.
İİK.'nın 78.maddesinde "Ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konmasını isteyebilir. (Ek cümle:6/12/2018-7155/11 md.) Ancak, alacaklı dilerse haciz talebinde bulunmaksızın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, bu sisteme entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağı olup olmadığını sorgulayabilir. Sorgulama sonunda sistem mal, hak veya alacağın mahiyeti ve detayı hakkında bilgi veremez; sadece mal, hak veya alacağın genel olarak olup olmadığı konusunda bilgi verebilir. Borçlunun mal, hak veya alacağının varlığının tespiti hâlinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden de haciz talep edilebilir." hükmü yer almaktadır.
İİK.'nın 85/1 maddesi de "Borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır malları ile taşınmazlarından ve alacak ve haklarından alacaklı ana faiz ve masraflarda dahil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczolunur" şeklinde düzenlenmiştir.
Kural olarak borçlunun her türlü mal ve hakkının haczi mümkündür. Asıl olan borcun ödenmesi, bir diğer ifade ile alacaklının alacağına kavuşmasıdır.
Dairemizce yapılan değerlendirmeler neticesinde; alacaklının alacağına kavuşması amacıyla İİK.'nın 78 ve 85/1 maddeleri kapsamında borçlunun üçüncü kişilerdeki alacaklarına haciz konulması amacıyla borçlunun alacaklı olduğu takip dosyalarının Uyap sisteminden sorgulanmasına yönelik talebinin doğrudan alacağın tahsiline yönelik takip işlemi niteliğinde olduğu, bu talebin borçlu adına kayıtlı araç ve taşınmazların sorgulanmasından bir farkı bulunmadığı, bu durumun alacaklı tarafından borçluya karşı açılacak bir davaya (örneğin tasarrufun iptali davasına) delil toplama niteliğinde kabul edilemeyeceği, bu yöndeki bir sorgulamanın icra müdürlüklerindeki Uyap sistemi nedeniyle ek bir külfet de getirmediği, alacaklının borçlunun alacaklısı olduğu takip dosyalarındaki alacağına haciz koyma hak ve yetkisi bulunduğundan bu yöndeki bir sorgulamanın kişisel verilerin korunması kuralının ihlali sonucunu da doğurmayacağı, mahkemece bu nedenle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesinin usul ve yasaya uygun bulunmadığı anlaşıldığından şikayetçi alacaklı vekilinin istinaf talebinin esastan kabulüne karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Şikayetçi alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan KABULÜNE,
Ankara .İcra Hukuk Mahkemesinin 11/04/2018 tarih ve 2018/266 E.- 2018/359 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Şikayetin KABULÜ İLE,
Ankara . İcra Müdürlüğünün ........ E.sayılı dosyasındaki şikayet konusu 27/03/2018 tarihli müdürlük işleminin KALDIRILMASINA,
İlk derece yargılaması açısından;
Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 8,50 TL karar harcının şikayetçi alacaklıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Şikayet konusu icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından yargılama giderlerinin şikayetçi alacaklı üzerinde bırakılmasına,
Şikayet konusu icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından şikayetçi alacaklı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
İstinaf yargılaması açısından;
İstinaf başvuru harcı 98,10TL dışında alınan 35,90 TL harcın istek halinde şikayetçi alacaklıya iadesine,
Şikayet konusu icra müdürlüğü işleminden kaynaklandığından yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
Dair, İİK.nın 364, 366 ve 7035 Sayılı Kanunun 31.maddesi ile değişik HMK.nın 361/1 maddeleri gereğince 2 hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 26/12/2019 tarihinde oybirliğiyle ile karar verildi.

Kayıtlı Elektronik Posta ve Elektronik Tebligat Sistemi

Elektronik tebligat ve kayıtlı elektronik posta(KEP) aynı anlama gelmemekle birlikte birbirleriyle yakından ilgilidir. E-Tebligat ve KEP hakkında yasal düzenlemeler yapılmış olsa da henüz alt yapı kurulamadığından uygulamaya tam olarak geçildiği söylenemez. Yazımızda ileride yoğun bir şekilde hayatımızda yer edinecek e-tebligat ve KEP konusunu açıklamaya çalışacağız.
A)Kayıtlı Elektronik Posta
KEP, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18’nci maddesinde yer bularak tacirler arası ilişkilerde yeni bir iletişim bildirim yöntemi olarak sayılmıştır. Söz konusu düzenleme “Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu 1525’nci maddede KEP ile ilgili usul ve esaslar için BTK’nın yayınlanacağı yönetmeliğe atıf yapmıştır. Esasında Türk Ticaret Kanunu’nun bu düzenlemesi gelecekte ticari faaliyetler içerisinde KEP’in önemli bir yerinin olacağının işareti olarak kabul edilebilir. Tacirler arası bildirimlerde tebligat süreçlerinin uzaması beraberinde ticari hayatın yavaşlamasını getirmektedir. Bu sebeple gelecekte elektronik yöntemler kullanılarak ticari hayat daha hızlı hale gelebilecektir. Hali hazırda e-tebligat açısından anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere zorunluluk öngörülmüş olsa da bu zorunluluğun yerine getirilmemesi halinde bir yaptırım uygulanmamaktadır. Ancak değişen şartlar sebebiyle KEP sadece zorunlu tutulan şirketler için değil bireyler için de önemli bir iletişim aracı haline geleceği tahmininde bulunmak pek de yanlış olmaz.
KEP uygulaması hakkında doğal olarak kafalarda bir takım soru işaretleri bulunmaktadır. Genellikle bu soru işaretleri acaba bu sistemde sıkıntı yaşar mıyım, bir hak kaybı,bir mağduriyet söz konusu olur mu noktasında toplanmaktadır. Ülkemizin bilişim alanındaki gelişmelerde yeterince güven vermemesi sebebiyle bu endişeler elbetteki haksız değildir. Umuyoruz ki ülkemiz çağın gereklerine uygun bir sistem kurarak, herkesin güvenebileceği bir uygulamaya geçer.
Kayıtlı Elektronik Posta Nasıl Temin Edilir?
KEP edinmek isteyenler Bilgi Teknolojileri Kurumu tarafından yetkilendirilen Kayıtlı Elektronik Posta Hizmet Sağlayıcılarına(KEPHS) başvurarak KEP temin edebilirler. Hali hazırda BTK tarafından yetkilendirilmiş bulunan 4 adet KEPHS bulunmaktadır. Gerçek kişiler için nüfus cüzdanı, pasaport, sürücü belgesi gibi fotoğraflı ve kimlik yerine geçen geçerli resmî belgelerle veya güvenli elektronik imza ile başvurularını yapabilirler. KEPHS, tüzel kişilerin başvurularında sundukları belgelerin kontrolünü ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan ticaret sicil kayıtlarını da içeren Merkezi Sicil Sisteminden yapar. Tüzel kişiler, ayrıca işlem yetkilisi olarak belirledikleri kişilerin kimlik bilgilerini ve yetkili olduklarını gösteren bilgi ve belgeleri başvuru sırasında KEPHS’ye bildirir.
Kayıtlı Elektronik Posta Uygulaması Nasıldır?
Esasında en çok merak edilen konulardan biri de KEP ile kurulan iletişim güvenliği ve ispat edilebilirliğidir. Kısaca bu konuyu açıklayacak olursak; KEP vasıtasıyla gönderilen iletiler için hesap sahibinin iletiyi o iş günü okuduğu kabul edilir. Ancak mücbir sebep hallerinde hesaba ulaşılamadığı takdirde ertesi işgünü iletinin okunduğu kabul edilir.
KEP hesabı sahibinin tüzelkişi olduğu durumlarda hesap sahibinin yetkilendirdiği kişiler de yetki verenin nam ve hesabını KEP adresini kullanabilir. Hesap sahibi tüzel kişi her zaman yetkilendirdiği kişileri değiştirebilir.
KEPHS, KEP sistemi içerisinde bir elektronik iletinin gönderilmesi ve alınması dışında elektronik belgelerin saklanması, güvenli iletişim ve elektronik ortamda güvenilir üçüncü taraf hizmetleri gibi katma değerli hizmetler sunabilir. KEPHS’nin KEP sistemi üzerinden sunduğu hizmetlere ilişkin olarak oluşturduğu kayıtlar ile KEP delilleri senet hükmündedir ve aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılır. KEP hesabı kullanılarak gerçekleştirilen tüm işlemlere ilişkin hukukî sonuçlar hesap sahibi üzerinde doğar.
Kayıtlı Elektronik Posta Adresi Nasıl Kapatılır?
KEP hesabı, hesap sahibinin talebi veya ölümü, sözleşme veya taahhütname ile belirlenen kullanıma kapatma durumlarının gerçekleşmesi veya KEPHS’nin faaliyetine son vermesi veya verilmesi hâllerinde kullanıma kapatılır. KEP hesabının kullanıma kapatılmasına ilişkin talepler hesap sahibi veya sözleşme ya da taahhütname ile belirlenen kişiler tarafından yapılır. KEPHS, kullanıma kapatılma talebini hesap sahibinin, işlem yetkilisinin veya sözleşme veya taahhütname ile kapatma talebinde bulunma yetkisi verilenlerin kimlik bilgilerini doğrulayarak alır ve ilgili KEP hesabının kullanıma kapatılma işlemini gerçekleştirir. Kullanıma kapatılan KEP hesabından ileti gönderimi ve alımı engellenir. Ancak KEP hesabı en az üç ay erişime açık tutulur. Bu sürenin sonunda KEPHS ilgili KEP hesabını tamamen kullanıma kapatır. KEPHS, kullanıma kapatmaya ilişkin taleplerin alınmasını yedi gün yirmidört saat kesintisiz olarak sağlar.
Kullanıma kapatılan KEP hesabına ilişkin tüm bilgi, belge ve KEP delilleri en az yirmi yıl boyunca güvenliği ve veri bütünlüğü sağlanarak saklanır. KEP hesabı geçmişe yönelik olarak hiçbir şekilde kullanıma kapatılamaz veya silinemez. Kullanıma kapatılan bir KEP hesabı yeniden tahsis edilemez. Kullanıma kapatılan KEP hesabı, ancak hesap sahibinin talep etmesi ve kimlik tespitine ilişkin gerekli işlemleri yaptırması hâlinde yeniden kullanıma açılabilir.
B)Elektronik Tebligat
Elektronik Tebligat, Türk Ticaret Kanunu’nda kayıtlı elektronik posta düzenlemesi ile paralel bir düzenleme olup özellikle adli ve idari tebligat sürecini hızlandırmayı ve aynı zamanda mevcut posta sisteminden kaynaklı emek, para ve zaman israfını önlemeyi amaçlamaktadır. E-Tebligat’ın özellikle adli tebligat süreçlerini ve doğal olarak yargılama ve icra takibi süreçlerini hızlandıracağı açıktır. Aynı zamanda elektronik tebligat ile ciddi bir israfın önüne de geçilmiş olacaktır. E-Tebligat konusunda çalışmalar devam etmekle birlikte henüz uygulamaya geçilmemiştir. Yazımızın bu bölümünde e-tebligat sürecinin nasıl uygulanacağına değineceğiz.
E-Tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. “Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yola tebligat yapılabilir.
Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yola tebligat yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yola tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu madenin uygulanmasına ilşkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”
Bu düzenlemeden görüleceği üzere gerçek kişiler için e-tebligat zorunlu olmayıp anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için e-tebligat zorunluluğu bulunmaktadır. KEP sebebiyle duyulan endişenin benzerinin e-tebligat içinde söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak e-tebligatın her aşamasının fiziki tebligat gibi zaman damgalı olması öngörülmektedir. E-Tebligat adresi PTT’ye başvurulmak suretiyle edinilebilir. E-tebligat zorunluluğu bulunanların e-tebligat adreslerini mercilere bildirmeleri de zorunludur. E-tebligat adresini ihtiyari olarak edinenler de mercilere e-tebligat adreslerini bildirerek kendilerine e-tebligat yapılmasını isteyebilirler.
Elektronik Tebligat Süreci Nasıl İşleyecek?
a)Tebligatın Gönderimi
E-Tebligat sürecinin işleyişinin mantık olarak fizik tebligattan çok farkı bulunmamaktadır. Şöyle ki e-tebligat PTT tarafından gönderilecektir. Süreç, tebligatı çıkaran mercinin e-tebligat mesajını kendisine tahsis edilen e-tebligat adresiyle PTT’ye iletmesi ile başlar. PTT, zaman damgası iliştirerek mesajı muhatabın e-tebligat adresine iletir. PTT ve hizmet sağlayıcılar, zaman damgası bilgisini ve mesaj özetini muhataba iletmez, sisteminde tutar. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Hizmet sağlayıcılar, muhatabın adresine elektronik tebligatın iletilip iletilmediğine ve gecikme oluşmuşsa bu gecikmeye ilişkin kayıtlar da dahil tüm süreçlerin olay kayıtlarını tutar, bu bilgileri PTT’nin sistemi vasıtasıyla tebligatı çıkaran merciye derhal bildirir. Olay kayıtları günde en az bir defa olmak üzere zaman damgası eklenerek güvenli elektronik imzayla imzalanır ve erişilebilir şekilde arşivlerde otuz yıl süreyle saklanır. Hizmet sağlayıcılar, talep halinde elektronik tebligata ilişkin delil kayıtlarını yetkili mercilere elektronik ortamda sunmakla ve bu amaçla oluşturacağı sistemi hazır tutmakla yükümlüdür.
b) Muhatabın Elektronik Tebligatı Alma Usulü
Muhatap elektronik tebligat hesabına, güvenli elektronik imzasını kullanarak veya hizmet sağlayıcı tarafından verilen parola ve şifre ile birlikte telefonuna kısa mesajla gelen tek kullanımlık şifre vasıtasıyla erişir. Hizmet sağlayıcı, elektronik tebligatı sadece bu tebliği almaya yetkili olan kişiye ulaştırmayı garanti eder. Tebliği almaya yetkili kişinin, kimlik doğrulaması hizmet sağlayıcı tarafından yapılır.
Elektronik Tebligat Adresi Kapatılabilir Mi?
E-Tebligat adresini ihtiyari olarak edinenlerin elektronik imza kullanarak e-tebligat adreslerinin kullanıma kapatılmasını talep edebilirler. Kullanıma kapatılan elektronik tebligat adresine tebligat gönderimi ve alımı engellenir ancak üç ay süreyle muhatabın erişimine açık tutulur. Hizmet sağlayıcı, elektronik imza kullanılarak hizmetin kullanıma kapatılması başvurusu yapıldığı hallerde derhal, fiziki başvurularda beş iş günü içinde muhatabın elektronik tebligat adresine elektronik tebligat mesajı gönderilmesini engeller. Elektronik tebligat yapılması zorunlu olan muhataplar, hizmet sağlayıcılarını değiştirebilirler, ancak elektronik tebligat hizmetinin kullanıma kapatılması için başvuruda bulunamazlar.
Ölüm, ceza infaz kurumuna girme, askerlik hizmeti gibi sebeplerle elektronik tebligat hizmetinden yararlanma imkanı ortadan kalkmış ancak tebligat çıkarmaya yetkili merciler nezdindeki işlemlerinde elektronik tebligat adresini bildirmiş olan muhatabın, elektronik tebligat adreslerinin kullanıma kapatılması veya askıya alınması işlemi ilgili kurumlar ile İdarenin sistemi arasında sağlanacak entegrasyon çerçevesinde otomatik olarak yapılabilir. Tüzel kişiliğin sona ermesi ve benzeri sebeplerle elektronik tebligat hizmetinden yararlanma imkanı ortadan kalkmış olan tüzel kişi muhatabın, elektronik tebligat adresinin kullanıma kapatılması konusunda da bu fıkra hükümleri uygulanır.
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 07:58
  • DuraN
Elektronik tebligat ve kayıtlı elektronik posta(KEP) aynı anlama gelmemekle birlikte birbirleriyle yakından ilgilidir. E-Tebligat ve KEP hakkında yasal düzenlemeler yapılmış olsa da henüz alt yapı kurulamadığından uygulamaya tam olarak geçildiği söylenemez. Yazımızda ileride yoğun bir şekilde hayatımızda yer edinecek e-tebligat ve KEP konusunu açıklamaya çalışacağız.
A)Kayıtlı Elektronik Posta
KEP, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18’nci maddesinde yer bularak tacirler arası ilişkilerde yeni bir iletişim bildirim yöntemi olarak sayılmıştır. Söz konusu düzenleme “Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu 1525’nci maddede KEP ile ilgili usul ve esaslar için BTK’nın yayınlanacağı yönetmeliğe atıf yapmıştır. Esasında Türk Ticaret Kanunu’nun bu düzenlemesi gelecekte ticari faaliyetler içerisinde KEP’in önemli bir yerinin olacağının işareti olarak kabul edilebilir. Tacirler arası bildirimlerde tebligat süreçlerinin uzaması beraberinde ticari hayatın yavaşlamasını getirmektedir. Bu sebeple gelecekte elektronik yöntemler kullanılarak ticari hayat daha hızlı hale gelebilecektir. Hali hazırda e-tebligat açısından anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere zorunluluk öngörülmüş olsa da bu zorunluluğun yerine getirilmemesi halinde bir yaptırım uygulanmamaktadır. Ancak değişen şartlar sebebiyle KEP sadece zorunlu tutulan şirketler için değil bireyler için de önemli bir iletişim aracı haline geleceği tahmininde bulunmak pek de yanlış olmaz.
KEP uygulaması hakkında doğal olarak kafalarda bir takım soru işaretleri bulunmaktadır. Genellikle bu soru işaretleri acaba bu sistemde sıkıntı yaşar mıyım, bir hak kaybı,bir mağduriyet söz konusu olur mu noktasında toplanmaktadır. Ülkemizin bilişim alanındaki gelişmelerde yeterince güven vermemesi sebebiyle bu endişeler elbetteki haksız değildir. Umuyoruz ki ülkemiz çağın gereklerine uygun bir sistem kurarak, herkesin güvenebileceği bir uygulamaya geçer.
Kayıtlı Elektronik Posta Nasıl Temin Edilir?
KEP edinmek isteyenler Bilgi Teknolojileri Kurumu tarafından yetkilendirilen Kayıtlı Elektronik Posta Hizmet Sağlayıcılarına(KEPHS) başvurarak KEP temin edebilirler. Hali hazırda BTK tarafından yetkilendirilmiş bulunan 4 adet KEPHS bulunmaktadır. Gerçek kişiler için nüfus cüzdanı, pasaport, sürücü belgesi gibi fotoğraflı ve kimlik yerine geçen geçerli resmî belgelerle veya güvenli elektronik imza ile başvurularını yapabilirler. KEPHS, tüzel kişilerin başvurularında sundukları belgelerin kontrolünü ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan ticaret sicil kayıtlarını da içeren Merkezi Sicil Sisteminden yapar. Tüzel kişiler, ayrıca işlem yetkilisi olarak belirledikleri kişilerin kimlik bilgilerini ve yetkili olduklarını gösteren bilgi ve belgeleri başvuru sırasında KEPHS’ye bildirir.
Kayıtlı Elektronik Posta Uygulaması Nasıldır?
Esasında en çok merak edilen konulardan biri de KEP ile kurulan iletişim güvenliği ve ispat edilebilirliğidir. Kısaca bu konuyu açıklayacak olursak; KEP vasıtasıyla gönderilen iletiler için hesap sahibinin iletiyi o iş günü okuduğu kabul edilir. Ancak mücbir sebep hallerinde hesaba ulaşılamadığı takdirde ertesi işgünü iletinin okunduğu kabul edilir.
KEP hesabı sahibinin tüzelkişi olduğu durumlarda hesap sahibinin yetkilendirdiği kişiler de yetki verenin nam ve hesabını KEP adresini kullanabilir. Hesap sahibi tüzel kişi her zaman yetkilendirdiği kişileri değiştirebilir.
KEPHS, KEP sistemi içerisinde bir elektronik iletinin gönderilmesi ve alınması dışında elektronik belgelerin saklanması, güvenli iletişim ve elektronik ortamda güvenilir üçüncü taraf hizmetleri gibi katma değerli hizmetler sunabilir. KEPHS’nin KEP sistemi üzerinden sunduğu hizmetlere ilişkin olarak oluşturduğu kayıtlar ile KEP delilleri senet hükmündedir ve aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılır. KEP hesabı kullanılarak gerçekleştirilen tüm işlemlere ilişkin hukukî sonuçlar hesap sahibi üzerinde doğar.
Kayıtlı Elektronik Posta Adresi Nasıl Kapatılır?
KEP hesabı, hesap sahibinin talebi veya ölümü, sözleşme veya taahhütname ile belirlenen kullanıma kapatma durumlarının gerçekleşmesi veya KEPHS’nin faaliyetine son vermesi veya verilmesi hâllerinde kullanıma kapatılır. KEP hesabının kullanıma kapatılmasına ilişkin talepler hesap sahibi veya sözleşme ya da taahhütname ile belirlenen kişiler tarafından yapılır. KEPHS, kullanıma kapatılma talebini hesap sahibinin, işlem yetkilisinin veya sözleşme veya taahhütname ile kapatma talebinde bulunma yetkisi verilenlerin kimlik bilgilerini doğrulayarak alır ve ilgili KEP hesabının kullanıma kapatılma işlemini gerçekleştirir. Kullanıma kapatılan KEP hesabından ileti gönderimi ve alımı engellenir. Ancak KEP hesabı en az üç ay erişime açık tutulur. Bu sürenin sonunda KEPHS ilgili KEP hesabını tamamen kullanıma kapatır. KEPHS, kullanıma kapatmaya ilişkin taleplerin alınmasını yedi gün yirmidört saat kesintisiz olarak sağlar.
Kullanıma kapatılan KEP hesabına ilişkin tüm bilgi, belge ve KEP delilleri en az yirmi yıl boyunca güvenliği ve veri bütünlüğü sağlanarak saklanır. KEP hesabı geçmişe yönelik olarak hiçbir şekilde kullanıma kapatılamaz veya silinemez. Kullanıma kapatılan bir KEP hesabı yeniden tahsis edilemez. Kullanıma kapatılan KEP hesabı, ancak hesap sahibinin talep etmesi ve kimlik tespitine ilişkin gerekli işlemleri yaptırması hâlinde yeniden kullanıma açılabilir.
B)Elektronik Tebligat
Elektronik Tebligat, Türk Ticaret Kanunu’nda kayıtlı elektronik posta düzenlemesi ile paralel bir düzenleme olup özellikle adli ve idari tebligat sürecini hızlandırmayı ve aynı zamanda mevcut posta sisteminden kaynaklı emek, para ve zaman israfını önlemeyi amaçlamaktadır. E-Tebligat’ın özellikle adli tebligat süreçlerini ve doğal olarak yargılama ve icra takibi süreçlerini hızlandıracağı açıktır. Aynı zamanda elektronik tebligat ile ciddi bir israfın önüne de geçilmiş olacaktır. E-Tebligat konusunda çalışmalar devam etmekle birlikte henüz uygulamaya geçilmemiştir. Yazımızın bu bölümünde e-tebligat sürecinin nasıl uygulanacağına değineceğiz.
E-Tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. “Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yola tebligat yapılabilir.
Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yola tebligat yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yola tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu madenin uygulanmasına ilşkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”
Bu düzenlemeden görüleceği üzere gerçek kişiler için e-tebligat zorunlu olmayıp anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için e-tebligat zorunluluğu bulunmaktadır. KEP sebebiyle duyulan endişenin benzerinin e-tebligat içinde söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak e-tebligatın her aşamasının fiziki tebligat gibi zaman damgalı olması öngörülmektedir. E-Tebligat adresi PTT’ye başvurulmak suretiyle edinilebilir. E-tebligat zorunluluğu bulunanların e-tebligat adreslerini mercilere bildirmeleri de zorunludur. E-tebligat adresini ihtiyari olarak edinenler de mercilere e-tebligat adreslerini bildirerek kendilerine e-tebligat yapılmasını isteyebilirler.
Elektronik Tebligat Süreci Nasıl İşleyecek?
a)Tebligatın Gönderimi
E-Tebligat sürecinin işleyişinin mantık olarak fizik tebligattan çok farkı bulunmamaktadır. Şöyle ki e-tebligat PTT tarafından gönderilecektir. Süreç, tebligatı çıkaran mercinin e-tebligat mesajını kendisine tahsis edilen e-tebligat adresiyle PTT’ye iletmesi ile başlar. PTT, zaman damgası iliştirerek mesajı muhatabın e-tebligat adresine iletir. PTT ve hizmet sağlayıcılar, zaman damgası bilgisini ve mesaj özetini muhataba iletmez, sisteminde tutar. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Hizmet sağlayıcılar, muhatabın adresine elektronik tebligatın iletilip iletilmediğine ve gecikme oluşmuşsa bu gecikmeye ilişkin kayıtlar da dahil tüm süreçlerin olay kayıtlarını tutar, bu bilgileri PTT’nin sistemi vasıtasıyla tebligatı çıkaran merciye derhal bildirir. Olay kayıtları günde en az bir defa olmak üzere zaman damgası eklenerek güvenli elektronik imzayla imzalanır ve erişilebilir şekilde arşivlerde otuz yıl süreyle saklanır. Hizmet sağlayıcılar, talep halinde elektronik tebligata ilişkin delil kayıtlarını yetkili mercilere elektronik ortamda sunmakla ve bu amaçla oluşturacağı sistemi hazır tutmakla yükümlüdür.
b) Muhatabın Elektronik Tebligatı Alma Usulü
Muhatap elektronik tebligat hesabına, güvenli elektronik imzasını kullanarak veya hizmet sağlayıcı tarafından verilen parola ve şifre ile birlikte telefonuna kısa mesajla gelen tek kullanımlık şifre vasıtasıyla erişir. Hizmet sağlayıcı, elektronik tebligatı sadece bu tebliği almaya yetkili olan kişiye ulaştırmayı garanti eder. Tebliği almaya yetkili kişinin, kimlik doğrulaması hizmet sağlayıcı tarafından yapılır.
Elektronik Tebligat Adresi Kapatılabilir Mi?
E-Tebligat adresini ihtiyari olarak edinenlerin elektronik imza kullanarak e-tebligat adreslerinin kullanıma kapatılmasını talep edebilirler. Kullanıma kapatılan elektronik tebligat adresine tebligat gönderimi ve alımı engellenir ancak üç ay süreyle muhatabın erişimine açık tutulur. Hizmet sağlayıcı, elektronik imza kullanılarak hizmetin kullanıma kapatılması başvurusu yapıldığı hallerde derhal, fiziki başvurularda beş iş günü içinde muhatabın elektronik tebligat adresine elektronik tebligat mesajı gönderilmesini engeller. Elektronik tebligat yapılması zorunlu olan muhataplar, hizmet sağlayıcılarını değiştirebilirler, ancak elektronik tebligat hizmetinin kullanıma kapatılması için başvuruda bulunamazlar.
Ölüm, ceza infaz kurumuna girme, askerlik hizmeti gibi sebeplerle elektronik tebligat hizmetinden yararlanma imkanı ortadan kalkmış ancak tebligat çıkarmaya yetkili merciler nezdindeki işlemlerinde elektronik tebligat adresini bildirmiş olan muhatabın, elektronik tebligat adreslerinin kullanıma kapatılması veya askıya alınması işlemi ilgili kurumlar ile İdarenin sistemi arasında sağlanacak entegrasyon çerçevesinde otomatik olarak yapılabilir. Tüzel kişiliğin sona ermesi ve benzeri sebeplerle elektronik tebligat hizmetinden yararlanma imkanı ortadan kalkmış olan tüzel kişi muhatabın, elektronik tebligat adresinin kullanıma kapatılması konusunda da bu fıkra hükümleri uygulanır.

E-Tebligat Tevdi Listesine Göre PTT Ödeme İşlemleri

TEVDİ LİSTESİNE GÖRE PTT ÖDEME İŞLEMLERİ
1-Elektronik tebligat hazırlandıktan sonra, Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak.
2-İlgili ekranda yer alan Yeni Liste Oluşturma butonuna tıklanacak.

3-Açılan Tebligat Posta Tevdii Yeni Liste Oluşturma ekranında Gönderi Tipi olarak Elektronik Tebligat seçilip ilgili tarih aralığına göre sorgulama yapılacak. (Not : Normal tebligatlar için gönderi tipi olarak Normal seçilmesi gerekmektedir)


4- Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak. Gönderi Tipi Elektronik Tebligat seçilip sorgula butonuna tıklanacak. Ekrana gelen listelerden ilgili liste seçildikten sonra Posta Masraf butonuna tıklanacak.

5- Açılan Posta Tevdi Masraf/Reddiyat İşlemleri ekranında Masraf İşlemleri sekmesinde dosya borcuna tebligat ücretlerinin yansıması için masraf makbuzu kesilecek.

6-İkinci sekme olan Reddiyat İşlemleri seçildikten sonra ekranda yer alan Red. Yapılacak Taraf alanına PTT nin elektronik tebligat için bildirmiş olduğu hesap numarası yazılacak daha sonra kaydet butonuna tıklanacak.

7- Harç ve Kasa/Banka Reddiyat İşlemleri/Reddiyat Banka Ödemeleri menüsünden giriş yapıldıktan sonra ilgili tebligat listesine ait kayıt ekrana yansıyacaktır. İlgili kayıt seçilip alt tabloya aktarıldığında bu tebligat tevdi listesine ait Referans numarasının açıklama kısmına yansıdığı görülecektir. Bu kayıt seçilip Seçileni Bankadan Öde butonuna tıklandığında yapılan ödeme açıklama kısmında yer alan Referans numarası ile PTT nin hesabına yansıyacaktır.


Not 1-Tebligatlara ait reddiyatlar tebligat tevdi listesindeki Posta Masraf ekranından değil de Reddiyat ekranından IBAN numarası yazılmak suretiyle her dosya için ayrı ayrı reddiyatyapılmış ise banka ödeme ekranından paranın gönderilmesi işlemleri sırasında ilgili kayıt seçildikten sonra ekranda yer alan açıklama alanına referans numarası yazılıp Güncelle butonuna tıklandıktan sonra ödeme işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

NOT 2-PTT ye gönderilecek ödemelerde UYAP Banka ödeme ekranı değilde internet bankacılığı veya bankaya yazılı talimat verilmek suretiyle yapılacaksa mutlaka birim adı ve REFERANS NUMARASI yazılmasının yazılması gerekmektedir.
  • Cevap Yok
  • 09-02-2020, Saat: 07:57
  • DuraN
TEVDİ LİSTESİNE GÖRE PTT ÖDEME İŞLEMLERİ
1-Elektronik tebligat hazırlandıktan sonra, Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak.
2-İlgili ekranda yer alan Yeni Liste Oluşturma butonuna tıklanacak.

3-Açılan Tebligat Posta Tevdii Yeni Liste Oluşturma ekranında Gönderi Tipi olarak Elektronik Tebligat seçilip ilgili tarih aralığına göre sorgulama yapılacak. (Not : Normal tebligatlar için gönderi tipi olarak Normal seçilmesi gerekmektedir)


4- Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak. Gönderi Tipi Elektronik Tebligat seçilip sorgula butonuna tıklanacak. Ekrana gelen listelerden ilgili liste seçildikten sonra Posta Masraf butonuna tıklanacak.

5- Açılan Posta Tevdi Masraf/Reddiyat İşlemleri ekranında Masraf İşlemleri sekmesinde dosya borcuna tebligat ücretlerinin yansıması için masraf makbuzu kesilecek.

6-İkinci sekme olan Reddiyat İşlemleri seçildikten sonra ekranda yer alan Red. Yapılacak Taraf alanına PTT nin elektronik tebligat için bildirmiş olduğu hesap numarası yazılacak daha sonra kaydet butonuna tıklanacak.

7- Harç ve Kasa/Banka Reddiyat İşlemleri/Reddiyat Banka Ödemeleri menüsünden giriş yapıldıktan sonra ilgili tebligat listesine ait kayıt ekrana yansıyacaktır. İlgili kayıt seçilip alt tabloya aktarıldığında bu tebligat tevdi listesine ait Referans numarasının açıklama kısmına yansıdığı görülecektir. Bu kayıt seçilip Seçileni Bankadan Öde butonuna tıklandığında yapılan ödeme açıklama kısmında yer alan Referans numarası ile PTT nin hesabına yansıyacaktır.


Not 1-Tebligatlara ait reddiyatlar tebligat tevdi listesindeki Posta Masraf ekranından değil de Reddiyat ekranından IBAN numarası yazılmak suretiyle her dosya için ayrı ayrı reddiyatyapılmış ise banka ödeme ekranından paranın gönderilmesi işlemleri sırasında ilgili kayıt seçildikten sonra ekranda yer alan açıklama alanına referans numarası yazılıp Güncelle butonuna tıklandıktan sonra ödeme işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

NOT 2-PTT ye gönderilecek ödemelerde UYAP Banka ödeme ekranı değilde internet bankacılığı veya bankaya yazılı talimat verilmek suretiyle yapılacaksa mutlaka birim adı ve REFERANS NUMARASI yazılmasının yazılması gerekmektedir.

Yediemindeki Malların Tasfiyesi

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     : B.03.0.HİG.0.00.00.03/5406/29577                                                           21/12/2012
Konu   :Yediemindeki malların tasfiyesi
 
 
……………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
Bilindiği üzere, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun 5 Temmuz 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anılan Kanunun 5 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girecek olan 17 nci maddesi ile yeni hükümler getirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin altıncı fıkrasında “İcra dairesi, depo ve garajlarda ve yediemin olarak kendisine haczedilen malın bırakılmış olduğu üçüncü kişilerde saklanıp da hukuken artık muhafazasına gerek kalmayan malı, vereceği uygun süre içinde geri almasını ilgililere resen bildirir. Verilen süre içinde eşya geri alınmazsa, icra müdürü tetkik merciinin kararı ile taşınır mal satışlarına ilişkin hükümler uyarınca bunları satar. Elde edilen miktardan muhafaza ve satış giderleri ödenir. Artan miktar 9 uncu madde hükmüne göre muhafaza olunur. Bu konuda ortaya çıkan ihtilaflar tetkik mercii tarafından basit yargılama usulüne göre çözülür.”
Aynı Kanunun Geçici 11 inci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında;
“Mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların, anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde teslim alınması için icra müdürü tarafından ilgilisine resen bildirim yapılır.”
İlgilisine tebligat yapılamazsa veya verilen süre içinde mal geri alınmazsa, üç ay içinde, 88 inci maddenin altıncı fıkrası hükmü uyarınca satış işlemi yapılır.
Ancak, satış yapılamazsa Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilecek icra müdürünün başkanlığında kaymakamlık, belediye, ilgili yer baro başkanlığı ve ticaret odası tarafından bildirilecek birer kişinin katılımıyla oluşturulacak değer tespit komisyonu tarafından tespit edilecek değer üzerinden, yedieminin alacağına mahsup için malın mülkiyeti yediemine devredilebilir; komisyon, ekonomik bir değerinin kalmadığına karar verirse mal bir tutanakla imha edilir.
Satılan veya mülkiyeti devredilen malın bedelinden, muhafaza ve diğer giderler mahsup edildikten sonra varsa artan miktar talep halinde ilgilisine ödenir.”
hükümleri yer almaktadır.
Bu itibarla, mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan hacizli malların, Geçici 11 inci madde uyarınca tasfiye edilmesi yasal zorunluluk olduğundan,  icra dairelerince;
1) En kısa sürede, icra takip dosyalarında gerekli inceleme yapılarak ve yedieminlerle yazışmalar yapılmak suretiyle mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların tespit edilmesi,
2) 5 Ocak 2013 tarihinden itibaren bir ay içerisinde ilgililere söz konusu malları teslim almaları için masrafı öncelikle icra dosyasından karşılanarak aksi halde suçüstü ödeneği kullanılarak re’sen tebligat çıkarılması, yapılacak tebliğde malların teslim alınması için uygun bir süre verilmesi, bu süre sonunda teslim alınmadığı takdirde malların satılacağı ve tüm masrafların satış parasından mahsup edileceği hususlarının ihtar edilmesi,
3) İlgilisine tebligat yapılamazsa veya verilen süre içinde mal geri alınmazsa, üç ay içinde,  İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü uyarınca satış işleminin yapılması,
4) Mallar satılamaz ise birden fazla icra müdürlüğünün bulunduğu yerlerde Bakanlığımız tarafından görevlendirilecek icra müdürünün başkanlığında kaymakamlık, belediye, ilgili yer baro başkanlığı ve ticaret odası tarafından bildirilecek birer kişinin katılımıyla oluşturulacak değer tespit komisyonu tarafından tespit edilecek değer üzerinden, yedieminin alacağına mahsup için malın mülkiyetinin kabul ettiği takdirde yediemine devredilmesi,
5) Kurulacak komisyon tarafından, malların ekonomik bir değerinin kalmadığına karar verilmesi halinde ise malların bir tutanakla imha edilmesi,
6) İcra müdürü tarafından satışı gerçekleştirilen veya satılamadığı için mülkiyeti yediemine devredilen malın bedelinden, öncelikle suçüstü ödeneğinden yapılan tebligat giderleri ile muhafaza ve diğer giderler mahsup edildikten sonra varsa artan miktarın dosyada muhafaza edilmesi ve talep halinde ilgilisine ödenmesi,
gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.   
                                  
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     : B.03.0.HİG.0.00.00.03/5406/29577                                                           21/12/2012
Konu   :Yediemindeki malların tasfiyesi
 
 
……………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
Bilindiği üzere, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun 5 Temmuz 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anılan Kanunun 5 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girecek olan 17 nci maddesi ile yeni hükümler getirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin altıncı fıkrasında “İcra dairesi, depo ve garajlarda ve yediemin olarak kendisine haczedilen malın bırakılmış olduğu üçüncü kişilerde saklanıp da hukuken artık muhafazasına gerek kalmayan malı, vereceği uygun süre içinde geri almasını ilgililere resen bildirir. Verilen süre içinde eşya geri alınmazsa, icra müdürü tetkik merciinin kararı ile taşınır mal satışlarına ilişkin hükümler uyarınca bunları satar. Elde edilen miktardan muhafaza ve satış giderleri ödenir. Artan miktar 9 uncu madde hükmüne göre muhafaza olunur. Bu konuda ortaya çıkan ihtilaflar tetkik mercii tarafından basit yargılama usulüne göre çözülür.”
Aynı Kanunun Geçici 11 inci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında;
“Mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların, anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde teslim alınması için icra müdürü tarafından ilgilisine resen bildirim yapılır.”
İlgilisine tebligat yapılamazsa veya verilen süre içinde mal geri alınmazsa, üç ay içinde, 88 inci maddenin altıncı fıkrası hükmü uyarınca satış işlemi yapılır.
Ancak, satış yapılamazsa Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilecek icra müdürünün başkanlığında kaymakamlık, belediye, ilgili yer baro başkanlığı ve ticaret odası tarafından bildirilecek birer kişinin katılımıyla oluşturulacak değer tespit komisyonu tarafından tespit edilecek değer üzerinden, yedieminin alacağına mahsup için malın mülkiyeti yediemine devredilebilir; komisyon, ekonomik bir değerinin kalmadığına karar verirse mal bir tutanakla imha edilir.
Satılan veya mülkiyeti devredilen malın bedelinden, muhafaza ve diğer giderler mahsup edildikten sonra varsa artan miktar talep halinde ilgilisine ödenir.”
hükümleri yer almaktadır.
Bu itibarla, mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan hacizli malların, Geçici 11 inci madde uyarınca tasfiye edilmesi yasal zorunluluk olduğundan,  icra dairelerince;
1) En kısa sürede, icra takip dosyalarında gerekli inceleme yapılarak ve yedieminlerle yazışmalar yapılmak suretiyle mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların tespit edilmesi,
2) 5 Ocak 2013 tarihinden itibaren bir ay içerisinde ilgililere söz konusu malları teslim almaları için masrafı öncelikle icra dosyasından karşılanarak aksi halde suçüstü ödeneği kullanılarak re’sen tebligat çıkarılması, yapılacak tebliğde malların teslim alınması için uygun bir süre verilmesi, bu süre sonunda teslim alınmadığı takdirde malların satılacağı ve tüm masrafların satış parasından mahsup edileceği hususlarının ihtar edilmesi,
3) İlgilisine tebligat yapılamazsa veya verilen süre içinde mal geri alınmazsa, üç ay içinde,  İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü uyarınca satış işleminin yapılması,
4) Mallar satılamaz ise birden fazla icra müdürlüğünün bulunduğu yerlerde Bakanlığımız tarafından görevlendirilecek icra müdürünün başkanlığında kaymakamlık, belediye, ilgili yer baro başkanlığı ve ticaret odası tarafından bildirilecek birer kişinin katılımıyla oluşturulacak değer tespit komisyonu tarafından tespit edilecek değer üzerinden, yedieminin alacağına mahsup için malın mülkiyetinin kabul ettiği takdirde yediemine devredilmesi,
5) Kurulacak komisyon tarafından, malların ekonomik bir değerinin kalmadığına karar verilmesi halinde ise malların bir tutanakla imha edilmesi,
6) İcra müdürü tarafından satışı gerçekleştirilen veya satılamadığı için mülkiyeti yediemine devredilen malın bedelinden, öncelikle suçüstü ödeneğinden yapılan tebligat giderleri ile muhafaza ve diğer giderler mahsup edildikten sonra varsa artan miktarın dosyada muhafaza edilmesi ve talep halinde ilgilisine ödenmesi,
gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.   
                                  
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür

Ev Eşyalarının Haczinde Hangi Kanunun Uygulanacağı Hakkında Görüş

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı : B.03.0.HİG.0.00.00.03-622.01-268-MAİL-2012/4497/24195 31/10/2012
Konu : Talebiniz
 
Sayın …………………………………
 
Bakanlığımıza göndermiş olduğunuz 30/07/2012 tarihli elektronik posta iletiniz incelendi.
Başvurunuz içeriğinden, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un yayımı tarihinde yürürlüğe giren 38 inci maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa eklenen Geçici 10 uncu madde ile "Bu Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilir." hükmünün getirildiği, icra müdürlüklerinin farklı uygulamaları olduğunu belirterek görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.
Doktrinde icra takip işlemleri, icra organları olan icra dairesi, icra mahkemesi ve mahkemeler tarafından borçluya karşı yapılan, borçlunun hukukî durumuna zarar vermeye elverişli olan ve cebri icranın alacaklı yararına ilerlemesi amacına yönelmiş bulunan işlemler olarak tanımlanmaktadır. İcra organları tarafından yapılan işlemlerin tamamı icra takip işlemi olmadığı gibi alacaklı, borçlu ve üçüncü kişilerin icra takibine ilişkin olarak yapmış oldukları işlemler de icra takip işlemi değildir.
İcra takip işlemleri; ödeme emri ve icra emri tebliği, itirazın kaldırılması, bütün haciz işlemleri, bütün paraya çevirme işlemleri, borçluya süre verilmesi ve depo kararı gibi işlemlerdir.
Buna karşılık, alacaklının takip talebinde, haciz talebinde veya satış talebinde bulunması ve icra dairesinin bu talepleri alması, ödeme emrine itiraz, istihkak iddiası, paraların paylaştırılması gibi işlemler icra takip işlemleri değildir.
Yasanın amacı göz önünde bulundurulduğunda, kanun koyucunun maddedeki “takip işlemleri” ibaresiyle, icra takibini değil, icra takip işlemlerini kastettiiğideğerlendirilmektedir.
Bu bağlamda, 2004 sayılı Kanuna eklenen geçici 10 uncu maddenin uygulanmasıyla ilgili olarak, icra takip işleminin, ilgili maddenin yürürlük tarihinden önce başlaması halinde, icra takibinin başladığı tarih dikkate alınmaksızın, bu takip işlemi hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilmesi, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlatılan icra takip işlemlerinde ise icra takibinin kanundan önce başlatılmış olup olmamasına bakılmaksızın yürürlükte olan yeni hükümlerin uygulanması gerektiği düşünülmektedir.
Dolayısıyla, 6352 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış bir icra takibinde, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılan bir haciz işleminde artık yeni hükümler uygulanacaktır.
Öte yandan icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemin kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı ilgililerin şikayet konusu işlemleri öğrenmelerinden itibaren yedi gün içerisinde İcra ve İflas Kanununun 16. maddesi uyarınca icra mahkemesine müracaat edebilmeleri imkanı dışında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/01/2003 tarihli ve Esas:2003/12-17, Karar: 2003/29 sayılı kararıyla kamu düzenini korumak için konulan amir hükme aykırılık durumunda süresiz bir şekilde mahkemeye başvurulabileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Netice olarak, icra müdürlüklerince re'sen dikkate alınması gereken, ihlali durumunda süreli ya da süresiz şikayet yoluna başvurulduğunda yargıya intikal edebilecek, icra hakimliğince değerlendirme yapılıp karar verilebilecek ve dolayısıyla yargı yetkisine giren bu konuda Bakanlığımızca idari yönden yapılacak başkaca bir işlem bulunmamaktadır.
Bilgilerinizi rica ederim.
 
Nazım KARA
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı : B.03.0.HİG.0.00.00.03-622.01-268-MAİL-2012/4497/24195 31/10/2012
Konu : Talebiniz
 
Sayın …………………………………
 
Bakanlığımıza göndermiş olduğunuz 30/07/2012 tarihli elektronik posta iletiniz incelendi.
Başvurunuz içeriğinden, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un yayımı tarihinde yürürlüğe giren 38 inci maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa eklenen Geçici 10 uncu madde ile "Bu Kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilir." hükmünün getirildiği, icra müdürlüklerinin farklı uygulamaları olduğunu belirterek görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.
Doktrinde icra takip işlemleri, icra organları olan icra dairesi, icra mahkemesi ve mahkemeler tarafından borçluya karşı yapılan, borçlunun hukukî durumuna zarar vermeye elverişli olan ve cebri icranın alacaklı yararına ilerlemesi amacına yönelmiş bulunan işlemler olarak tanımlanmaktadır. İcra organları tarafından yapılan işlemlerin tamamı icra takip işlemi olmadığı gibi alacaklı, borçlu ve üçüncü kişilerin icra takibine ilişkin olarak yapmış oldukları işlemler de icra takip işlemi değildir.
İcra takip işlemleri; ödeme emri ve icra emri tebliği, itirazın kaldırılması, bütün haciz işlemleri, bütün paraya çevirme işlemleri, borçluya süre verilmesi ve depo kararı gibi işlemlerdir.
Buna karşılık, alacaklının takip talebinde, haciz talebinde veya satış talebinde bulunması ve icra dairesinin bu talepleri alması, ödeme emrine itiraz, istihkak iddiası, paraların paylaştırılması gibi işlemler icra takip işlemleri değildir.
Yasanın amacı göz önünde bulundurulduğunda, kanun koyucunun maddedeki “takip işlemleri” ibaresiyle, icra takibini değil, icra takip işlemlerini kastettiiğideğerlendirilmektedir.
Bu bağlamda, 2004 sayılı Kanuna eklenen geçici 10 uncu maddenin uygulanmasıyla ilgili olarak, icra takip işleminin, ilgili maddenin yürürlük tarihinden önce başlaması halinde, icra takibinin başladığı tarih dikkate alınmaksızın, bu takip işlemi hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilmesi, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlatılan icra takip işlemlerinde ise icra takibinin kanundan önce başlatılmış olup olmamasına bakılmaksızın yürürlükte olan yeni hükümlerin uygulanması gerektiği düşünülmektedir.
Dolayısıyla, 6352 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış bir icra takibinde, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılan bir haciz işleminde artık yeni hükümler uygulanacaktır.
Öte yandan icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemin kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı ilgililerin şikayet konusu işlemleri öğrenmelerinden itibaren yedi gün içerisinde İcra ve İflas Kanununun 16. maddesi uyarınca icra mahkemesine müracaat edebilmeleri imkanı dışında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/01/2003 tarihli ve Esas:2003/12-17, Karar: 2003/29 sayılı kararıyla kamu düzenini korumak için konulan amir hükme aykırılık durumunda süresiz bir şekilde mahkemeye başvurulabileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Netice olarak, icra müdürlüklerince re'sen dikkate alınması gereken, ihlali durumunda süreli ya da süresiz şikayet yoluna başvurulduğunda yargıya intikal edebilecek, icra hakimliğince değerlendirme yapılıp karar verilebilecek ve dolayısıyla yargı yetkisine giren bu konuda Bakanlığımızca idari yönden yapılacak başkaca bir işlem bulunmamaktadır.
Bilgilerinizi rica ederim.
 
Nazım KARA
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı

Adres Araştırması

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı       :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-125-2011/2826/22595                                                                                                                                                 06/09/2011
Konu :Adres araştırmaları                       
 
………………………  CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
İlgi    :  Emniyet Genel Müdürlüğünün 05/08/2011 tarih ve  B.05.1.EGM.0.11.45209-1535-   
             159591 sayılı yazısı.
        
                Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan ilgi yazıda, icra müdürlüklerince 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28. maddesi uyarınca yapılmak istenen ilanen tebligatlara ilişkin olarak gönderilen zabıta marifetiyle adres tahkiki talepleri hakkında bir kısım yakınmalar iletilmiştir.
 
                Bilindiği üzere, 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun ile 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10, 11, 21, 23, 25/a, 29, 35, 36, 49 ve 60. maddeleri ile geçici 1. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
 
                Söz konusu değişiklik ile Tebligat Kanununun 10. maddesine 2. fıkra olarak "(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." hükmü eklenmiştir.
 
                Buna göre, tebligat yapılması isteminde bulunan tarafın veya tebligat çıkaran makamın gösterdiği adreste tebligat yapılamamış ise muhatabın 5490 sayılı Kanun uyarınca belirlenen adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılabilecektir. Bu adres başkaca adres araştırması yapılmasını gerekli kılmayan son adres olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla adres kayıt sisteminde adresi bulunan bir kişi için başkaca bir adres araştırması yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
 
                Ancak adres kayıt sisteminde adresi bulunmayan kişilerin adresinin meçhul kabul edilmesi nedeniyle 7201 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca tebligat yapılabilecek ve adres araştırmasına ilişkin yükümlülükler devreye girebilecektir. (Ahmet Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku 7. Baskı, 2011 Seçkin Yayınevi, s. 588 vd.)
 
                Bilindiği gibi; icra memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerin verdiği görevleri yerine getirmekle ve bunun doğal sonucu olarak mevzuat değişikliklerini takip etmekle mükelleftirler. Görevlerini yerine getirdikleri sırada icra ve iflas daireleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13. maddesi uyarınca, aynı Kanunun 4. maddesinde belirtilen esaslara göre icra mahkemesi hâkiminin daimi gözetimi ve denetimi altında bulunmaktadırlar.
 
                Bu kapsamda, kanun değişikliği nedeniyle istisnai durumlar haricinde gereksiz kalan zabıta marifetiyle adres araştırması müzekkeresi yazılması hususlarında icra dairelerinin uyarılması hususları da değerlendirilerek gözetim görevi kapsamında gerekli eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılmasının gerek icra daireleri gerekse emniyet birimleri açısından zaman ve emek kaybının önlenmesi, böylece de kurumların asli görevlerine daha çok zaman ayırmaları  bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
 
                Bilgi edinilmesini ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra daireleri ile bilgileri bakımından icra mahkemesi hakimliklerine duyurulmasını rica ederim.
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
 T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı       :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-125-2011/2826/22595                                                                                                                                               06/09/2011
Konu :Adres araştırmaları                   

………………………  CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 

İlgi    :  Emniyet Genel Müdürlüğünün 05/08/2011 tarih ve  B.05.1.EGM.0.11.45209-1535-159591 sayılı yazısı.        

                Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan ilgi yazıda, icra müdürlüklerince 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28. maddesi uyarınca yapılmak istenen ilanen tebligatlara ilişkin olarak gönderilen zabıta marifetiyle adres tahkiki talepleri hakkında bir kısım yakınmalar iletilmiştir.
                Bilindiği üzere, 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun ile 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10, 11, 21, 23, 25/a, 29, 35, 36, 49 ve 60. maddeleri ile geçici 1. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
                Söz konusu değişiklik ile Tebligat Kanununun 10. maddesine 2. fıkra olarak "(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." hükmü eklenmiştir.
                Buna göre, tebligat yapılması isteminde bulunan tarafın veya tebligat çıkaran makamın gösterdiği adreste tebligat yapılamamış ise muhatabın 5490 sayılı Kanun uyarınca belirlenen adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılabilecektir. Bu adres başkaca adres araştırması yapılmasını gerekli kılmayan son adres olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla adres kayıt sisteminde adresi bulunan bir kişi için başkaca bir adres araştırması yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
                Ancak adres kayıt sisteminde adresi bulunmayan kişilerin adresinin meçhul kabul edilmesi nedeniyle 7201 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca tebligat yapılabilecek ve adres araştırmasına ilişkin yükümlülükler devreye girebilecektir. (Ahmet Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku 7. Baskı, 2011 Seçkin Yayınevi, s. 588 vd.)
                Bilindiği gibi; icra memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerin verdiği görevleri yerine getirmekle ve bunun doğal sonucu olarak mevzuat değişikliklerini takip etmekle mükelleftirler. Görevlerini yerine getirdikleri sırada icra ve iflas daireleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13. maddesi uyarınca, aynı Kanunun 4. maddesinde belirtilen esaslara göre icra mahkemesi hâkiminin daimi gözetimi ve denetimi altında bulunmaktadırlar.
                Bu kapsamda, kanun değişikliği nedeniyle istisnai durumlar haricinde gereksiz kalan zabıta marifetiyle adres araştırması müzekkeresi yazılması hususlarında icra dairelerinin uyarılması hususları da değerlendirilerek gözetim görevi kapsamında gerekli eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılmasının gerek icra daireleri gerekse emniyet birimleri açısından zaman ve emek kaybının önlenmesi, böylece de kurumların asli görevlerine daha çok zaman ayırmaları  bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
                Bilgi edinilmesini ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra daireleri ile bilgileri bakımından icra mahkemesi hakimliklerine duyurulmasını rica ederim.

Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı       :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-125-2011/2826/22595                                                                                                                                                 06/09/2011
Konu :Adres araştırmaları                       
 
………………………  CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
İlgi    :  Emniyet Genel Müdürlüğünün 05/08/2011 tarih ve  B.05.1.EGM.0.11.45209-1535-   
             159591 sayılı yazısı.
        
                Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan ilgi yazıda, icra müdürlüklerince 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28. maddesi uyarınca yapılmak istenen ilanen tebligatlara ilişkin olarak gönderilen zabıta marifetiyle adres tahkiki talepleri hakkında bir kısım yakınmalar iletilmiştir.
 
                Bilindiği üzere, 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun ile 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10, 11, 21, 23, 25/a, 29, 35, 36, 49 ve 60. maddeleri ile geçici 1. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
 
                Söz konusu değişiklik ile Tebligat Kanununun 10. maddesine 2. fıkra olarak "(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." hükmü eklenmiştir.
 
                Buna göre, tebligat yapılması isteminde bulunan tarafın veya tebligat çıkaran makamın gösterdiği adreste tebligat yapılamamış ise muhatabın 5490 sayılı Kanun uyarınca belirlenen adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılabilecektir. Bu adres başkaca adres araştırması yapılmasını gerekli kılmayan son adres olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla adres kayıt sisteminde adresi bulunan bir kişi için başkaca bir adres araştırması yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
 
                Ancak adres kayıt sisteminde adresi bulunmayan kişilerin adresinin meçhul kabul edilmesi nedeniyle 7201 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca tebligat yapılabilecek ve adres araştırmasına ilişkin yükümlülükler devreye girebilecektir. (Ahmet Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku 7. Baskı, 2011 Seçkin Yayınevi, s. 588 vd.)
 
                Bilindiği gibi; icra memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerin verdiği görevleri yerine getirmekle ve bunun doğal sonucu olarak mevzuat değişikliklerini takip etmekle mükelleftirler. Görevlerini yerine getirdikleri sırada icra ve iflas daireleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13. maddesi uyarınca, aynı Kanunun 4. maddesinde belirtilen esaslara göre icra mahkemesi hâkiminin daimi gözetimi ve denetimi altında bulunmaktadırlar.
 
                Bu kapsamda, kanun değişikliği nedeniyle istisnai durumlar haricinde gereksiz kalan zabıta marifetiyle adres araştırması müzekkeresi yazılması hususlarında icra dairelerinin uyarılması hususları da değerlendirilerek gözetim görevi kapsamında gerekli eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılmasının gerek icra daireleri gerekse emniyet birimleri açısından zaman ve emek kaybının önlenmesi, böylece de kurumların asli görevlerine daha çok zaman ayırmaları  bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
 
                Bilgi edinilmesini ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra daireleri ile bilgileri bakımından icra mahkemesi hakimliklerine duyurulmasını rica ederim.
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
 T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı       :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-125-2011/2826/22595                                                                                                                                               06/09/2011
Konu :Adres araştırmaları                   

………………………  CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 

İlgi    :  Emniyet Genel Müdürlüğünün 05/08/2011 tarih ve  B.05.1.EGM.0.11.45209-1535-159591 sayılı yazısı.        

                Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan ilgi yazıda, icra müdürlüklerince 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28. maddesi uyarınca yapılmak istenen ilanen tebligatlara ilişkin olarak gönderilen zabıta marifetiyle adres tahkiki talepleri hakkında bir kısım yakınmalar iletilmiştir.
                Bilindiği üzere, 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun ile 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10, 11, 21, 23, 25/a, 29, 35, 36, 49 ve 60. maddeleri ile geçici 1. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
                Söz konusu değişiklik ile Tebligat Kanununun 10. maddesine 2. fıkra olarak "(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." hükmü eklenmiştir.
                Buna göre, tebligat yapılması isteminde bulunan tarafın veya tebligat çıkaran makamın gösterdiği adreste tebligat yapılamamış ise muhatabın 5490 sayılı Kanun uyarınca belirlenen adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılabilecektir. Bu adres başkaca adres araştırması yapılmasını gerekli kılmayan son adres olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla adres kayıt sisteminde adresi bulunan bir kişi için başkaca bir adres araştırması yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
                Ancak adres kayıt sisteminde adresi bulunmayan kişilerin adresinin meçhul kabul edilmesi nedeniyle 7201 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca tebligat yapılabilecek ve adres araştırmasına ilişkin yükümlülükler devreye girebilecektir. (Ahmet Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku 7. Baskı, 2011 Seçkin Yayınevi, s. 588 vd.)
                Bilindiği gibi; icra memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerin verdiği görevleri yerine getirmekle ve bunun doğal sonucu olarak mevzuat değişikliklerini takip etmekle mükelleftirler. Görevlerini yerine getirdikleri sırada icra ve iflas daireleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13. maddesi uyarınca, aynı Kanunun 4. maddesinde belirtilen esaslara göre icra mahkemesi hâkiminin daimi gözetimi ve denetimi altında bulunmaktadırlar.
                Bu kapsamda, kanun değişikliği nedeniyle istisnai durumlar haricinde gereksiz kalan zabıta marifetiyle adres araştırması müzekkeresi yazılması hususlarında icra dairelerinin uyarılması hususları da değerlendirilerek gözetim görevi kapsamında gerekli eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılmasının gerek icra daireleri gerekse emniyet birimleri açısından zaman ve emek kaybının önlenmesi, böylece de kurumların asli görevlerine daha çok zaman ayırmaları  bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
                Bilgi edinilmesini ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra daireleri ile bilgileri bakımından icra mahkemesi hakimliklerine duyurulmasını rica ederim.

Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür

İcra Kanalıyla Satışı Yapılan Araçlara İlişkin Tescil Belgesinin Düzenlenmesi

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı   : B.03.0.HİG.0.00.00.03-647.03.02-5-2008/2253/14879                              13/05/2010
Konu : İcra satışı
 
İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA
(Emniyet Genel Müdürlüğü) 
 
İlgi  :  26/03/2010 tarihli ve B.05.1.EGM.0.85.02.02-64008-3961-59955 sayılı yazınız.    
 
            İcra satışlarında adres ve tescile esas bazı bilgilere yer verilmemesinin tescil işlemlerinde sıkıntılara yol açtığını belirterek, icra daireleri tarafından satışı yapılan araçlara ait satış belgesinin bir suretinin aracın tescilli olduğu trafik tescil kuruluşuna gönderilmesi ve icra satış belgesinde alıcının T.C. kimlik no ve adresi, aracın plakası, motor ve şase no, model, renk, marka ve cinsi bilgilerine yer verilmesi hususunun değerlendirilmesi talebini içeren ilgi yazınız ile konu incelendi.
 
            2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 24/12/2009 tarih ve 5942 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 20/d maddesinin 8 inci fıkrası yer alan; 
            "Haciz, müsadere, zapt, buluntu, trafikten men gibi nedenlerle; icra müdürlükleri, vergi dairesi müdürlükleri, milli emlak müdürlükleri ile diğer yetkili kamu kurum ve kuruluşları tarafından satışı yapılan araçların satış tutanağının bir örneği aracın kayıtlı olduğu trafik tescil kuruluşlarına üç işgünü içerisinde gönderilir. Aracı satın alanlar gerekli bilgi ve belgeleri sağlayarak ilgili trafik tescil kuruluşundan bir ay içerisinde adlarına tescil belgesi almak zorundadırlar. Alıcıların tescil belgesi almak için süresinde başvurmamaları halinde bu araçları alıcıları adına re’sen kayıt ve tescil ettirmeye Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilidir." hükmü ile maddede sayılan diğer kurumlar gibi icra müdürlüklerinin de satışı yapılan araçlarla ilgili olarak satış belgesinin bir suretini aracın tescilli olduğu trafik tescil kuruluşuna göndermesi zorunluluğu getirildiğinden, bu konuda anılan yasal düzenleme gereğince hareket edilmesi gerektiği, 
            Diğer taraftan, ilgi yazınızda icra satış belgesinde bulunması istenen bilgilerden,  alıcının T.C. kimlik no ve adresi, aracın plakası, model, renk, marka  bilgilerine yer verilmesinin yerinde olacağı, ancak motor ve şase nosunun yazılmasının karışıklıklara neden olabileceği, rakamlardaki bir yanlışlığın dahi işlerin uzamasına, görevlilerin  meşguliyetine ve alıcının mağduriyetine sebebiyet verebileceği, aracın cinsinin de ruhsatta yazılı olması nedeniyle sözü edilen belgede yazılmasına gerek olmadığı, ayrıca ihale (satış) bedelinin yazılmasının yerinde olacağı, 
            Düşünülmektedir. 
            Bilgilerinize arz ederim.
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı   : B.03.0.HİG.0.00.00.03-647.03.02-5-2008/2253/14879                              13/05/2010
Konu : İcra satışı
 
İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA
(Emniyet Genel Müdürlüğü) 
 
İlgi  :  26/03/2010 tarihli ve B.05.1.EGM.0.85.02.02-64008-3961-59955 sayılı yazınız.    
 
            İcra satışlarında adres ve tescile esas bazı bilgilere yer verilmemesinin tescil işlemlerinde sıkıntılara yol açtığını belirterek, icra daireleri tarafından satışı yapılan araçlara ait satış belgesinin bir suretinin aracın tescilli olduğu trafik tescil kuruluşuna gönderilmesi ve icra satış belgesinde alıcının T.C. kimlik no ve adresi, aracın plakası, motor ve şase no, model, renk, marka ve cinsi bilgilerine yer verilmesi hususunun değerlendirilmesi talebini içeren ilgi yazınız ile konu incelendi.
 
            2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 24/12/2009 tarih ve 5942 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 20/d maddesinin 8 inci fıkrası yer alan; 
            "Haciz, müsadere, zapt, buluntu, trafikten men gibi nedenlerle; icra müdürlükleri, vergi dairesi müdürlükleri, milli emlak müdürlükleri ile diğer yetkili kamu kurum ve kuruluşları tarafından satışı yapılan araçların satış tutanağının bir örneği aracın kayıtlı olduğu trafik tescil kuruluşlarına üç işgünü içerisinde gönderilir. Aracı satın alanlar gerekli bilgi ve belgeleri sağlayarak ilgili trafik tescil kuruluşundan bir ay içerisinde adlarına tescil belgesi almak zorundadırlar. Alıcıların tescil belgesi almak için süresinde başvurmamaları halinde bu araçları alıcıları adına re’sen kayıt ve tescil ettirmeye Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilidir." hükmü ile maddede sayılan diğer kurumlar gibi icra müdürlüklerinin de satışı yapılan araçlarla ilgili olarak satış belgesinin bir suretini aracın tescilli olduğu trafik tescil kuruluşuna göndermesi zorunluluğu getirildiğinden, bu konuda anılan yasal düzenleme gereğince hareket edilmesi gerektiği, 
            Diğer taraftan, ilgi yazınızda icra satış belgesinde bulunması istenen bilgilerden,  alıcının T.C. kimlik no ve adresi, aracın plakası, model, renk, marka  bilgilerine yer verilmesinin yerinde olacağı, ancak motor ve şase nosunun yazılmasının karışıklıklara neden olabileceği, rakamlardaki bir yanlışlığın dahi işlerin uzamasına, görevlilerin  meşguliyetine ve alıcının mağduriyetine sebebiyet verebileceği, aracın cinsinin de ruhsatta yazılı olması nedeniyle sözü edilen belgede yazılmasına gerek olmadığı, ayrıca ihale (satış) bedelinin yazılmasının yerinde olacağı, 
            Düşünülmektedir. 
            Bilgilerinize arz ederim.
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür

Harçlar Kanunun 28 ve 32 maddesine ilişkin

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
Sayı :B.03.0.HİG.0.00.00.03-647.03.01-24-2009/1538/10398 30/03/2010
Konu :Görüş talebi
MALİYE BAKANLIĞINA
(Gelir İdaresi Başkanlığı)
İlgi :a) 02/09/2009 tarih ve B.07.1.GİB.0.02.63/6330-81/83215 sayılı yazınız.
b) 17/12/2009 tarih ve B.03.0.HİG.0.00.00.03.647.03.01-24-2009/4259/27722 sayılı
yazımız.
c) 23/03/2010 tarih ve B.07.1.GİB.0.02.63/6330-81/024452 sayılı yazınız.
Anayasa Mahkemesinin 17/03/2010 tarihli ve 27524 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 14/01/2010 gün ve Esas:2009/27, Karar: 2010/9 sayılı kararı ile 492 sayılı Harçlar Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci tümcesinde yer alan "Karar ve İlam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez." hükmünü iptal ettiği, aynı kararda söz konusu Kanunun 32 nci maddesinin Anayasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle iptali talebini reddettiği,
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında oluşan durum dikkate alındığında, karar ve ilam harcının ödenmiş olması şartı aranılmadan ilgililere ilamın verilmesi gerektiği, Harçlar Kanununun 32 nci maddesi ile karar ve ilam harçlarının ilişkisinin, yargılama sürecinde alınması gereken harçlar alınmadan yine yargılama sürecindeki diğer işlemlerin yapılmaması şeklinde anlaşılması gerektiği, "Karar ve İlam Harcı" ödenmediği gerekçesiyle yargılama dışındaki işlemlerin yapılmasına bu hükmün engel teşkil etmediği sonucuna ulaşıldığı belirtilerek, Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararı sonrasındaki harç uygulamasında doğabilecek farklı değerlendirmelerin önlenmesine yönelik olarak, bahse konu kararın sonuçlarıyla birlikte ne şekilde anlaşılması gerektiği ve karar sonrası uygulamanın sorunsuz yürütülebilmesi için ne tür düzenlemelere ihtiyaç duyulduğuna ilişkin Bakanlığımız görüşü sorulmaktadır.
İlgi (b) yazımızda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Harçlar Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci tümcesinin Anayasa Mahkemesince iptalinden önce kendisine harç tahmil edilmiş olsun veya olmasın, ilâm sureti almak isteyen tarafın Maliyece harcın tahsil edildiğine dair vesika ibraz etmesi gerektiği yönündeki uygulamanın iç hukukumuza uygun olduğu yönünde cevaplar verilmiştir.
Ancak, Harçlar Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci tümcesinin iptali ile ilamın ilgililere verilmesi ile Karar ve İlam Harcının ödenmesi arasındaki ilişkinin ortadan kalkmış olduğu,
Harçlar Kanununun "Çeşitli Hükümler" başlıklı 5 inci Bölümde yer alan "Harcı ödenmiyen işlemler" başlıklı 32 nci maddesinde "Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır." hükmünün yer aldığı, maddenin son tümcesinde yükümlüsü bulunmadığı bir harç ödemesini yapan kişinin yaptığı ödemenin hükümde kendiliğinden dikkate alınacağının düzenlendiği, bu kapsamda söz konusu maddenin hükümden önce, yargılama aşamasında ödenmesi gereken harçlara ilişkin olduğu,
Sonuç olarak, "Karar ve İlam Harcı"nın hükümle kendisine tahmil edilmiş olan tarafça ödenmemesi halinde Maliye Bakanlığınca tahsil olunacağı, bu sürecin söz konusu ilamın icraya konulmasına engel teşkil etmeyeceği düşünülmekle birlikte, bu sadece bir görüş olup, konu hakkında Anayasadan kaynaklanan yargı yetkisini kullanan bağımsız mahkemelerce verilecek kararların esas olduğu,
Hususunu bilgilerine arz ederim.
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
Sayı :B.03.0.HİG.0.00.00.03-647.03.01-24-2009/1538/10398 30/03/2010
Konu :Görüş talebi
MALİYE BAKANLIĞINA
(Gelir İdaresi Başkanlığı)
İlgi :a) 02/09/2009 tarih ve B.07.1.GİB.0.02.63/6330-81/83215 sayılı yazınız.
b) 17/12/2009 tarih ve B.03.0.HİG.0.00.00.03.647.03.01-24-2009/4259/27722 sayılı
yazımız.
c) 23/03/2010 tarih ve B.07.1.GİB.0.02.63/6330-81/024452 sayılı yazınız.
Anayasa Mahkemesinin 17/03/2010 tarihli ve 27524 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 14/01/2010 gün ve Esas:2009/27, Karar: 2010/9 sayılı kararı ile 492 sayılı Harçlar Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci tümcesinde yer alan "Karar ve İlam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez." hükmünü iptal ettiği, aynı kararda söz konusu Kanunun 32 nci maddesinin Anayasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle iptali talebini reddettiği,
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında oluşan durum dikkate alındığında, karar ve ilam harcının ödenmiş olması şartı aranılmadan ilgililere ilamın verilmesi gerektiği, Harçlar Kanununun 32 nci maddesi ile karar ve ilam harçlarının ilişkisinin, yargılama sürecinde alınması gereken harçlar alınmadan yine yargılama sürecindeki diğer işlemlerin yapılmaması şeklinde anlaşılması gerektiği, "Karar ve İlam Harcı" ödenmediği gerekçesiyle yargılama dışındaki işlemlerin yapılmasına bu hükmün engel teşkil etmediği sonucuna ulaşıldığı belirtilerek, Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararı sonrasındaki harç uygulamasında doğabilecek farklı değerlendirmelerin önlenmesine yönelik olarak, bahse konu kararın sonuçlarıyla birlikte ne şekilde anlaşılması gerektiği ve karar sonrası uygulamanın sorunsuz yürütülebilmesi için ne tür düzenlemelere ihtiyaç duyulduğuna ilişkin Bakanlığımız görüşü sorulmaktadır.
İlgi (b) yazımızda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Harçlar Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci tümcesinin Anayasa Mahkemesince iptalinden önce kendisine harç tahmil edilmiş olsun veya olmasın, ilâm sureti almak isteyen tarafın Maliyece harcın tahsil edildiğine dair vesika ibraz etmesi gerektiği yönündeki uygulamanın iç hukukumuza uygun olduğu yönünde cevaplar verilmiştir.
Ancak, Harçlar Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ikinci tümcesinin iptali ile ilamın ilgililere verilmesi ile Karar ve İlam Harcının ödenmesi arasındaki ilişkinin ortadan kalkmış olduğu,
Harçlar Kanununun "Çeşitli Hükümler" başlıklı 5 inci Bölümde yer alan "Harcı ödenmiyen işlemler" başlıklı 32 nci maddesinde "Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır." hükmünün yer aldığı, maddenin son tümcesinde yükümlüsü bulunmadığı bir harç ödemesini yapan kişinin yaptığı ödemenin hükümde kendiliğinden dikkate alınacağının düzenlendiği, bu kapsamda söz konusu maddenin hükümden önce, yargılama aşamasında ödenmesi gereken harçlara ilişkin olduğu,
Sonuç olarak, "Karar ve İlam Harcı"nın hükümle kendisine tahmil edilmiş olan tarafça ödenmemesi halinde Maliye Bakanlığınca tahsil olunacağı, bu sürecin söz konusu ilamın icraya konulmasına engel teşkil etmeyeceği düşünülmekle birlikte, bu sadece bir görüş olup, konu hakkında Anayasadan kaynaklanan yargı yetkisini kullanan bağımsız mahkemelerce verilecek kararların esas olduğu,
Hususunu bilgilerine arz ederim.
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür

Vekaletnamedeki Ahzu Kabza Yetkisine İlişkin

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-159-2011/3723/29359 24/11/2011
Konu :6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 74. maddesi
 
 
TÜRKİYE HALK BANKASI A.Ş. GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE
(Hukuk Müşavirliği)
 
İlgi : 01/11/2011 tarih ve 7364 sayılı yazınız
 
İlgi yazıda, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 63. maddesinde "Sarahaten mezuniyet verilmemişse vekil sulh olamaz ve aharı tahkim veya ibra ve davadan hiçbir suretle feragat veya hasmın davasını ve teklif olunan yemini kabul veya mahkümünbihi kabız ve haczi fekkedemez. Yeminin kabul veya reddini beyan için salahiyet ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ittıla kesbettikten sonra verilebilir"
 
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun söz konusu hükme karşılık gelen "Davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâller" yan başlıklı 74. maddesinde ise "(1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez."
 
Hükümlerinin yer aldığı, ancak yeni düzenlemede "hükmolunacak şeyi teslim almaya" ifadesine yer verilmediği belirtilerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğünden önce verilmiş olan vekaletnamelerde kendisine "ahzu kabz" yetkisi verilmemiş olan vekillerin söz konusu Kanunun yürürlük tarihinden sonra da bu yetkiyi kullanmalarının engellenmesi için kanuni düzenleme yapılması talep edilmiştir.
 
Konu incelendi;
 
Bilindiği üzere, vekalet akdine ilişkin olarak Borçlar Kanununun 386 ncı maddesinde "Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.
 
Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere tabi olmayan işlerde dahi, vekalet hükümleri cari olur.
 
Mukavele veya teamül varsa vekil, ücrete müstahak olur."
 
388 inci maddesinde "Vekalet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tesbit edilmemiş ise, taalluk eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir.
 
Vekalet, vekilin takabbül eylediği işin yapılması için icabeden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir.
 
Hususi bir salahiyeti haiz olmadıkça vekil, dava ikame edemez, sulh olamaz, tahkim edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, hibe edemez, bir gayrimenkulü temlik veya bir hak ile takyit edemez."
 
hükümleri yer almaktadır.
 
Bu kapsamda aslolan vekaletin kapsamının sözleşmeyle tespit edilmesi ve vekil edenin iradesini yansıtmasıdır. Bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girdiği 01/10/2011 tarihinden önce düzenlenmiş ve "ahzu kabz" yetkisi içermeyen vekaletnamelere dayanılarak 01/10/2011 tarihinde ve sonrasında vekaletnamede bulunmayan bir yetkinin, dolayısıyla "ahzu kabz" yetkisinin vekalet verenin iradesine aykırı bir şekilde kullanılamıyacağı, söz konusu Kanunun yürürlüğe girdiği 01/10/2011 tarihinden sonra düzenlenen vekaletnamelerde ise aksi belirtilmediği sürece ahzu kabz yetkisinin kullanılabileceği, açıklanan nedenlerle konuya ilişkin olarak kanuni bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmadığı değerlendirilmekle birlikte, konuya ilişkin olarak mahkemelerin yargı yetkisi kapsamında verecekleri kararların asıl olacağı kuşkusuzdur.
 
Bilgilerine rica ederim.
 
 
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
 
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-159-2011/3723/29359 24/11/2011
Konu :6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 74. maddesi
 
 
TÜRKİYE HALK BANKASI A.Ş. GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE
(Hukuk Müşavirliği)
 
İlgi : 01/11/2011 tarih ve 7364 sayılı yazınız
 
İlgi yazıda, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 63. maddesinde "Sarahaten mezuniyet verilmemişse vekil sulh olamaz ve aharı tahkim veya ibra ve davadan hiçbir suretle feragat veya hasmın davasını ve teklif olunan yemini kabul veya mahkümünbihi kabız ve haczi fekkedemez. Yeminin kabul veya reddini beyan için salahiyet ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ittıla kesbettikten sonra verilebilir"
 
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun söz konusu hükme karşılık gelen "Davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâller" yan başlıklı 74. maddesinde ise "(1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez."
 
Hükümlerinin yer aldığı, ancak yeni düzenlemede "hükmolunacak şeyi teslim almaya" ifadesine yer verilmediği belirtilerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğünden önce verilmiş olan vekaletnamelerde kendisine "ahzu kabz" yetkisi verilmemiş olan vekillerin söz konusu Kanunun yürürlük tarihinden sonra da bu yetkiyi kullanmalarının engellenmesi için kanuni düzenleme yapılması talep edilmiştir.
 
Konu incelendi;
 
Bilindiği üzere, vekalet akdine ilişkin olarak Borçlar Kanununun 386 ncı maddesinde "Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.
 
Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere tabi olmayan işlerde dahi, vekalet hükümleri cari olur.
 
Mukavele veya teamül varsa vekil, ücrete müstahak olur."
 
388 inci maddesinde "Vekalet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tesbit edilmemiş ise, taalluk eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir.
 
Vekalet, vekilin takabbül eylediği işin yapılması için icabeden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir.
 
Hususi bir salahiyeti haiz olmadıkça vekil, dava ikame edemez, sulh olamaz, tahkim edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, hibe edemez, bir gayrimenkulü temlik veya bir hak ile takyit edemez."
 
hükümleri yer almaktadır.
 
Bu kapsamda aslolan vekaletin kapsamının sözleşmeyle tespit edilmesi ve vekil edenin iradesini yansıtmasıdır. Bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girdiği 01/10/2011 tarihinden önce düzenlenmiş ve "ahzu kabz" yetkisi içermeyen vekaletnamelere dayanılarak 01/10/2011 tarihinde ve sonrasında vekaletnamede bulunmayan bir yetkinin, dolayısıyla "ahzu kabz" yetkisinin vekalet verenin iradesine aykırı bir şekilde kullanılamıyacağı, söz konusu Kanunun yürürlüğe girdiği 01/10/2011 tarihinden sonra düzenlenen vekaletnamelerde ise aksi belirtilmediği sürece ahzu kabz yetkisinin kullanılabileceği, açıklanan nedenlerle konuya ilişkin olarak kanuni bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmadığı değerlendirilmekle birlikte, konuya ilişkin olarak mahkemelerin yargı yetkisi kapsamında verecekleri kararların asıl olacağı kuşkusuzdur.
 
Bilgilerine rica ederim.
 
 
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
 

Çocuk Tesliminde Uzman Personel Bulundurulması ve Ücret Takdiri

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
Sayı    : B.03.0.HİG.0.00.00.03/010.06.02/15                                                  30/01/2006
Konu   :Çocuk tesliminde uzman                                                                       
              personel bulundurulması
              ve ücret takdiri
 
 
GENELGE
No: 115
 
 
     17/07/2003 tarihli ve 4949 sayılı İcra ve İflâs Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci  maddesiyle 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs  Kanununa eklenen 25/b maddesi; çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrasının, icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirileceğini hükme bağlamıştır.
 
     Söz konusu hüküm ile kanun koyucu, çocuk teslimine ilişkin ilâmların icrasında, çocuğun yüksek yararının korunması amacıyla, icra müdürünün yanında, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde ise bir eğitimcinin mesleki bilgi ve tecrübesinden yararlanılması amacıyla hazır bulunmasını öngörmüş, böylece çocuğun, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede öngörülen yüksek yararının gözetilmesi ve Sözleşmenin 9 uncu maddesinde yer alan ilkelere uyum sağlanması suretiyle,  psikolojik yönden rahatsız edici unsurlardan etkilenmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.
 
      İcra ve İflâs Kanununun 25/b maddesinde sayılan kişilerin, sahip oldukları bilgi ve tecrübeyi kullanarak icra müdürüne yardımcı oldukları ve bu iş için emek ve zaman harcadıkları göz önüne alınmak suretiyle bu kişilerin çocuğun teslim edileceği mahalle gelmeleri için yaptıkları masraflar ile harcadıkları emek ve zamanın karşılığının, icra masrafları cümlesinden, makul ve kabul edilebilir bir ücret takdir edilerek karşılanması,
 
Konusunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
Sayı    : B.03.0.HİG.0.00.00.03/010.06.02/15                                                  30/01/2006
Konu   :Çocuk tesliminde uzman                                                                       
              personel bulundurulması
              ve ücret takdiri
 
 
GENELGE
No: 115
 
 
     17/07/2003 tarihli ve 4949 sayılı İcra ve İflâs Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci  maddesiyle 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs  Kanununa eklenen 25/b maddesi; çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrasının, icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirileceğini hükme bağlamıştır.
 
     Söz konusu hüküm ile kanun koyucu, çocuk teslimine ilişkin ilâmların icrasında, çocuğun yüksek yararının korunması amacıyla, icra müdürünün yanında, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde ise bir eğitimcinin mesleki bilgi ve tecrübesinden yararlanılması amacıyla hazır bulunmasını öngörmüş, böylece çocuğun, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede öngörülen yüksek yararının gözetilmesi ve Sözleşmenin 9 uncu maddesinde yer alan ilkelere uyum sağlanması suretiyle,  psikolojik yönden rahatsız edici unsurlardan etkilenmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.
 
      İcra ve İflâs Kanununun 25/b maddesinde sayılan kişilerin, sahip oldukları bilgi ve tecrübeyi kullanarak icra müdürüne yardımcı oldukları ve bu iş için emek ve zaman harcadıkları göz önüne alınmak suretiyle bu kişilerin çocuğun teslim edileceği mahalle gelmeleri için yaptıkları masraflar ile harcadıkları emek ve zamanın karşılığının, icra masrafları cümlesinden, makul ve kabul edilebilir bir ücret takdir edilerek karşılanması,
 
Konusunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.