*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 59,30.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 8,50.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 139,20.TL
2021 Yolluk Miktarı : 3.145,71.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 45,59.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:97,70 TL
İCRA DAİRELERİNİN YILLIK ve 3'er AYLIK DÖNEMLERİNE ilişkin TEFTİŞ İŞLEMLERİ ÖRNEKLERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

İpotekli Taşınmazın 3.Kişiye Ait Olması Halinde Muacceliyet İhtarı Gönderilmesi Gerekir

Hukuk Genel Kurulu         2017/760 E.  ,  2019/838 K.

İpotekle teminat altına alınan borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı İİK’nın 148. maddesine göre takip talebinde bulunarak ipotekli taşınmazın paraya çevrilmesini ve satış bedelinden alacağının tahsil edilmesini talep edebilir. İpotekli taşınmazın borçlu dışında üçüncü kişiye ait olması durumunda, ipotek veren üçüncü kişi hakkında icra takibi yapılabilmesi için TMK’nın 887. maddesi uyarınca, alacağın kendisinden istenilmesi, yani muacceliyet ihtarının gönderilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, söz konusu düzenleme gereğince, ipotekli taşınmaz maliki üçüncü şahsa ihbar yapılmadıkça, onun yönünden borç muaccel olmaz. TMK’nın 887. maddesindeki düzenlenmenin amacı taşınmaz malikinin borcu ödeyerek taşınmazın satılarak paraya çevrilmesine engel olmasıdır. TMK’nın 884. maddesinde de borçtan sorumlu olmayan malikin hakkı düzenlenmiştir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi


Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Erzurum 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince ihalenin feshine ilişkin şikâyetin reddine, şikâyetçinin ihale bedelinin %10’u oranında para cezası ile cezalandırılmasına dair verilen 02.10.2014 tarihli ve 2014/182 E., 2014/286 K. sayılı kararın temyizi borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 27.01.2015 tarihli ve 2014/34170 E., 2015/1949 K. sayılı kararı ile onanmış, borçlu vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine bu kez Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.04.2015 tarihli ve 2015/9115 E., 2015/9290 K. sayılı kararı ile;
“… Sair karar düzeltme nedenleri yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte borçlu şirketin usulüne uygun yapılmadığını ileri sürerek ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK.nun 179/b maddesi hükmü gereğince, iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak, bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.
Somut olayda, Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/593 E. sayılı dosyası ile borçlu şirket tarafından açılan iflas erteleme davası üzerine anılan mahkemece, 22/06/2012 tarihinde; “İİK.nun 179/a ve maddesindeki sınırlamalar dikkate alınmak suretiyle, davacı borçlu aleyhindeki 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere açılmış ve açılacak icra takiplerinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına…rehinli alacaklar için açılan icra takipleri yönünden ise, sadece muhafaza tedbirlerinin uygulanmasının ve rehinli malın satışının ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına, üçüncü şahıslar tarafından davacı lehine verilen ipotek ve rehinlerin ihtiyati tedbir kapsamı dışında tutulmasına..” dair tedbire; yargılama sonunda ise, İstanbul Anadolu 11.Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/11/2013 tarih ve 2013/320 E.-298 K.sayılı kararı ile; “….iflasın bir yıl süre ile ertelenmesine…. İİK 179/a ve b maddesindeki sınırlamalar dikkate alınmak suretiyle rehinli alacaklar için başlatılmış ve başlatılacak rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip hakkı hariç olmak üzere, İİK.206. maddesine göre, birinci sırada yer alan alacaklıların takip hakları saklı kalmak kaydı ile 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere davacı aleyhine açılmış ve açılacak icra takiplerinin İİK 179/b maddesi uyarınca durdurulmasına…” karar verildiği görülmektedir.
Her ne kadar 22/06/2012 tarihli ihtiyati tedbir kararında; üçüncü şahıslar tarafından borçlu şirket lehine verilen ipotek ve rehinler ihtiyati tedbir kapsamı dışında tutulmuş ise de, iflasın ertelenmesine dair verilen kararda böyle bir sınırlamaya yer verilmemiş olup, şikayete konu ihaleye ilişkin 26/02/2014 tarihli satış kararı da, iflasın ertelenmesi kararından sonradır. Dolayısıyla artık ihtiyati tedbir kararı değil, esasa ilişkin 11/11/2013 (11/10/2013) tarihli iflasın ertelenmesi kararındaki hükümler uygulanacaktır.
Bu bağlamda, iflasın ertelenmesine karar verilmiş olsa da, İİK.nun 179/b-2. maddesi gereğince borçlu şirket hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlanmasında yasaya uymayan bir yön yoktur. Ancak, aynı madde hükmüne göre, ipotekli taşınmazın satışı gerçekleştirilemez. Ne var ki, burada çözümlenmesi gereken sorun, hakkında iflas erteleme kararı verilen borçlu şirketin değil, hakkında iflas erteleme kararı bulunmayan diğer borçlunun ihale konusu taşınmazın maliki olması halinde, İİK.nun 179/b-2 maddesi uyarınca satışın yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.
İİK’nun 149. maddesinde; “İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmiş ise ayrıca bunlara birer icra emri gönderir” hükmüne yer verilmiştir. Madde içeriğinden, asıl borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması nedeniyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde, asıl borçlu hakkında verilen iflas erteleme kararının, hem söz konusu kararın niteliği gereği, hem de zorunlu takip arkadaşlığı nedeniyle ipotekli taşınmaz maliki yönünden sonuç doğurmayacağının kabulü mümkün değildir.
Temyize konu dosyada mübrez ipotek akit tablosunun incelenmesinde; şikayetçi şirketin borçlarının teminatı olarak diğer borçlu Akay Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin, maliki olduğu taşınmazı, alacaklı banka lehine ipotek ettiği, diğer bir ifade ile asıl borçlunun Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. Tic.A.Ş., ipotekli taşınmaz maliki ve kredi sözleşmesinde müşterek borçlu müteselsil kefilin de Akay Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş.olduğu anlaşılmaktadır. İpotekli taşınmazın maliki Akay Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş. hakkında verilmiş iflas erteleme veya ihtiyati tedbir kararı bulunmasa da, takip, şikayetçi şirketin borçlarından dolayı ve söz konusu şirket lehine verilen ipoteğe dayalı olarak başlatılmıştır.
Bu durumda, iflas erteleme kararı kapsamında İİK.nun 179/b maddesi gereğince, ipotek konusu taşınmazın satışı gerçekleştirilemeyeceğinden mahkemece ihalenin feshi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşılmakla, borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü gerekmiştir…”
gerekçesi ile onama kararı kaldırılmak suretiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.



HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, ihalenin feshine ilişkindir.
Borçlu vekili; müvekkili şirket ile Akay Tur. Tic. ve San. A.Ş. aleyhine Üsküdar 3. İcra Dairesinde (İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesinin 2012/10449 Esas) ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde talimat yoluyla Erzurum 3. İcra Dairesinin 2012/107 talimat numaralı dosyasında Erzurum ili, Yakutiye ilçesi, İstasyon Mahallesi 50. Yıl Caddesi 1176 ada 323 parselde bulunan taşınmazın 02.06.2014 tarihli 2. arttırmada ihale edildiğini, müvekkili şirket hakkında İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/320 E., 2013/298 K. sayılı kararı ile iflasın 11.10.2013 gününden itibaren 1 yıl süreyle ertelenmiş olmasına rağmen taşınmaz satışının yapıldığını, iflasın ertelenmesi kararı gereğince müvekkili şirket aleyhine takip yapılamayacağı gibi satış yapılmasının da mümkün olmadığını, dosyada vekâletname olmasına rağmen kıymet takdir raporunun borçlu şirkete usulsüz şekilde tebliğ edildiğini, taşınmazın son imar durumunda taşınmazın bir bölümünün askeri alan olduğu belirtilmiş olmasına ve Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Müdürlüğünün alakadar olmasına rağmen Milli Savunma Bakanlığına herhangi bir tebligat yapılmadığını, borç miktarı hususunda belirsizlik olduğunu, düzeltme ilanındaki kira şerhiyle ilgili hususun ihaleye katılımı azalttığını ayrıca ilan edilen taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağında düzeltme yapılmadığını, taşınmazın değeri itibari ile yurt çapında tirajı en yüksek gazetelerden birinde satış ve düzeltme ilanı yapılması gerekirken bu husus yerine getirilmediğinden ilanın amacına ulaşmadığını, ihaleye alacaklı dışında iştirak gerçekleşmediğini, taşınmazın değerinin kıymet takdirinin yaklaşık üç katı olduğunu, bu hususun Erzurum 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 2008 yılında yaptırılan bedel tespitinde taşınmazın değerinin 48 trilyon lira olmasından anlaşıldığını, alacaklı bankanın kıymet takdirinin düşük yapıldığını bildiği için ihaleye katılımı engellediğini, talimat dosyasındaki tapu kaydının 26.02.2014 tarihli olduğunu, satıştan önce son tapu kaydının celbi ile alakadarlara kıymet takdiri ile satış ilanının tebliği gerektiğini, Erzurum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/591 E. ve 2013/592 E. sayılı dosyalarında ipoteklerin kaldırılması için açılan davalar kesinleşmeden satış yapılamayacağını, ihale anında tellalın üç kez bağırmadığını, satışın icra müdür yardımcısı tarafından yapılmış olmasına rağmen icra müdür yardımcısına yetki verilmediğini, İİK’nın 126. maddesindeki elektronik ortamda teklif verme usulü tatbik edilmediği gibi kira şerhleri hususunda elektronik ortamda herhangi bir düzeltme yapılmayarak iştirak engellendiğini ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı vekili; borçlu şirket hakkında verilen iflasın ertelenmesi kararının satışa hiçbir etkisinin bulunmadığını, İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/320 E., 2013/298 K. sayılı kararının 7. maddesinde, erteleme tedbirlerinden “rehinli alacaklar için başlatılmış ve başlatılacak rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yolu hariç olmak üzere …. davacı aleyhine açılmış ve açılacak icra takiplerinin İİK’nın 179/b maddesi uyarınca durdurulmasına” karar verildiğini, yerleşik Yargıtay kararlarına göre iflasın ertelenmesi taleplerinde ancak iflasın ertelenmesini talep eden şirketin malvarlığının korunması için tedbir kararları verilebileceğini, şirkete göre üçüncü kişi konumunda bulunan kefil veya ipotekli taşınmaz maliklerinin hukuki durumunu etkiyecek şekilde tedbire hükmedilmesinin mevcut düzenlemeye aykırı olduğun, borçlu vekilinin aynı konudaki şikâyetinin daha önce de icra müdürlüğünce reddedildiğini ve borçlu şirketin bu işleme karşı şikâyet yoluna başvurmadığını, borçlu şirketin ileri sürdüğü diğer fesih sebeplerinin de yerinde olmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; ihale tutanağında ihalenin başlama ve bitiş saatlerinin gösterildiği, tutanakta tellal tarafından üç kere bağırıldığının belirtildiği yine ihale tutanağının altının tellal, ihale alıcısı ve icra memuru tarafından imza edildiği, ihaleye ilişkin ilanın tirajı yüksek gazetelerin birinde ilan edildiği, yapılan ihalede herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, borçlunun şikâyet dilekçesinde ihalenin feshi nedeni olarak ileri sürdüğü konuların yerinde olmadığı, yapılan ihalede ihalenin feshini gerektiren bir nedenin bulunmadığı gerekçesiyle ihalenin feshine ilişkin şikâyetin reddi ile ihale bedelinin %10 u oranına para cezasının borçludan tahsiline karar verilmiştir.
Borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı borçlu vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan ilamlı icra takibinde asıl borçlu şikâyetçi şirket hakkında iflasın ertelenmesi kararı bulunması hâlinde, İİK’nın 149. maddesine göre aralarında zorunlu takip arkadaşlığı olan ve hakkında iflas erteleme kararı bulunmayan borçlunun maliki olduğu ipotekli taşınmazın satışının yapılıp yapılamayacağı, burada varılacak sonuca göre ihalenin feshi isteminin kabulüne karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncellikle mecburi dava (takip) arkadaşlığının açıklanması gerekmektedir.
Mecburi dava arkadaşlığı birden fazla kimsenin birlikte dava açması veya birden fazla kimseye karşı birlikte dava açılmasının zorunlu olduğu hâllerde söz konusu olan dava arkadaşlığıdır. Maddi hukuk sebeplerinden kaynaklanan dava arkadaşlığı maddi bakımından dava arkadaşlığı, usul hukukuna ilişkin sebeplerden kaynaklanan dava arkadaşlığı ise şekli bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı olarak adlandırılabilir. Münhasıran davalılar bakımından işlerlik kazanan, gerçeğin tüm boyutları ile ortaya çıkarılmasını ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı daha sağlıklı ve daha doğru bir biçimde karara bağlanmasını amaçlayan, kanunun açıkça öngördüğü hâllerde ortaya çıkan dava arkadaşlığı türüne şekli mecburi dava arkadaşlığı denir (Tanrıver, S. Medeni Usul Hukuku, C 1, Ankara 2016, s. 542). Şekli bakımdan dava arkadaşlığına yol açan ihtilaflı bir hukuki ilişkiden kaynaklanan davaların (takiplerin) birden fazla kimseye karşı açılmasının zorunlu olup olmadığını, bu konuda bir kanun hükmü bulunup bulunmadığına göre belirlemek gerekir. Özel kanun hükümleri uyarınca birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılması gereken hallerde dava davalıların hepsi aleyhinde açılmalıdır. Dava arkadaşlarında eksiklik bulunduğunda söz konusu davayı mevcut davalı tek başına yürütemez ve davalı taraftaki eksiklik giderilmeden mevcut davalı hakkında hüküm verilemez. Bu eksiklik dava takip yetkisi eksikliği olup dava usulden reddedilmelidir (Pekcenıtez, H. /Özekes, M./Akkan, M. Korkmaz, H.T.: Medeni Usul Hukuku C 1, İstanbul 2017, s. 706-707).
Şikâyet konusu ihale ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra takibinde gerçekleştirildiğinden Türk Medeni Kanunu (TMK)’nda ve İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nda yer alan uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken yasal düzenlemelerin de açıklanması gerekmektedir.
TMK’nın 881. maddesinin 1. fıkrası “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacakla güvence altına alınabilir” hükmünü düzenlemektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre de ipoteğe konu olacak taşınmazın borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez. Taşınmazın maliki başka birinin borcu için taşınmazına ipotek kurdurabilir veya sonradan ipotekli taşınmaz el değiştirmiş olabilir. Bu durumda ipotekli taşınmaz maliki ipoteğin güvence altına aldığı borçtan kişisel malvarlığı ile sorumlu olmayıp sadece ipoteğe konu borcun ödenmemesi hâlinde taşınmazın satılmasına katlanmakla yükümlüdür.
İpotekle teminat altına alınan borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı İİK’nın 148. maddesine göre takip talebinde bulunarak ipotekli taşınmazın paraya çevrilmesini ve satış bedelinden alacağının tahsil edilmesini talep edebilir. İpotekli taşınmazın borçlu dışında üçüncü kişiye ait olması durumunda, ipotek veren üçüncü kişi hakkında icra takibi yapılabilmesi için TMK’nın 887. maddesi uyarınca, alacağın kendisinden istenilmesi, yani muacceliyet ihtarının gönderilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, söz konusu düzenleme gereğince, ipotekli taşınmaz maliki üçüncü şahsa ihbar yapılmadıkça, onun yönünden borç muaccel olmaz. TMK’nın 887. maddesindeki düzenlenmenin amacı taşınmaz malikinin borcu ödeyerek taşınmazın satılarak paraya çevrilmesine engel olmasıdır. TMK’nın 884. maddesinde de borçtan sorumlu olmayan malikin hakkı düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanunu’nun “Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip” başlıklı beşinci babı, taşınır rehninin paraya çevrilmesi (m. 145-147) ile ipoteğin paraya çevrilmesini (m. 148- 150/d) ayrı ayrı düzenlemekte, ipoteğin paraya çevrilmesi bölümünde ise “ilamlı” takip (m. 149- 149/a- m. 150/h) ile “ilamsız” takibi (149/b- 150/a) ayrı ayrı hükümlere tabi tutmaktadır.
İİK’nın 149 ve 149/b maddeleri ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte ipotek veren üçüncü kişi ise takip talebinin borçlu kısmında asıl borçlu ile birlikte ipotek veren üçüncü kişinin de taraf olarak gösterilmesini düzenlemektedir. Bu hükümlere göre asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında şekli mecburi takip arkadaşlığı vardır. Takip talebi dava dilekçesine benzetilir ise davacının (alacaklının) takip talebinde ipotek veren üçüncü kişi ve asıl borçluya karşı birlikte takip yapması ve takibi bu borçlular aleyhine sonuna kadar (satış dahil) birlikte sürdürmesi gerekmektedir. Takip süresince şekli mecburi takip arkadaşları birlikte hareket etmek zorunda olmadan ödeme veya icra emrine karşı itiraz veya şikâyetlerde bulunabilir, ihalenin feshi davası açabilir. Asıl borçlu ile ipotekli taşınmazın maliki üçüncü kişi arasında bu kişilerin birlikte hareket etmelerini zorunlu kılan bir takip arkadaşlığı yoktur (Budak, A.C.: İpoteğin Paraya Çevrilmesi yoluyla Takip, İstanbul 2008, s. 121). Ancak alacaklı, asıl borçlu hakkında takip yapmadan sadece ipotek veren üçüncü kişi aleyhinde takip yaparsa ipotek veren üçüncü kişi takibin iptali için şikâyet yolu ile icra mahkemesine başvurabilir. İcra mahkemesince şartları var ise 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi uyarınca alacaklıya takip talebinde göstermediği asıl borçluyu takibe dahil etmesi için süre verip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Diğer taraftan krediyi kullanan asıl borçlunun şikâyetinin sonuçlarından ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişi de yararlanır. Zira şikâyet incelemesi sonucunda icra emrinin iptaline karar verilmiş olması hâlinde takibin asıl borçluya karşı yürütülmeksizin sadece geriye kalan ipotekli taşınmaz malikine karşı devam ettirilmesi mümkün değildir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte borçlu ile taşınmaz maliki üçüncü kişi arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Bu hâlde zorunlu takip arkadaşlarından biri için gerçekleşecek sonucun, diğeri için de gerçekleşmesi gerekir (Yücel, M. T.: Banka Alacaklarının İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu İle Takibi, İstanbul 2010, s. 352). Örneğin asıl borçlu genel mahkemede açtığı davada satışın durdurulması kararı almış ise buna rağmen ipotek veren üçüncü kişiye karşı satışa devam edilmesi usul ve yasaya aykırı olup ihalenin feshi sebebidir.
Asıl borçlu hakkında verilen iflasın ertelenmesi kararının üçüncü kişiye ait ipotekli taşınmazın satışına engel olup olmadığı yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu olduğundan iflasın ertelenmesi müessesesinin incelenmesi gerekmektedir.
İflasın ertelenmesi şikâyete konu ihale tarihinde yürürlükte bulunan İİK’nın 179 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Şikâyete konu ihale tarihinde uygulanmakta olan İİK’nın 179 ve devamı maddelerinde düzenlenen iflasın ertelenmesi hükümleri, 7101 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 15.03.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
İİK’nın 179/b maddesi iflas erteleme kararı ve sonuçlarını düzenlemektedir. Anılan maddenin 1. fıkrası erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılanlar da dahil olmak üzere tüm takiplerin durması, erteleme süresince hiçbir takip yapılmaması gerektiğini düzenlemektedir. Ancak aynı maddenin 2. fıkrasında “Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz ve ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbiri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır” hükmü düzenlenmiştir. Anılan hüküm ipotekli taşınmazın asıl borçluya veya ipotek veren üçüncü kişiye ait olup olmadığı konusunda bir ayrım yapmadan iflas erteleme kararı sonrasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takiplere devam edilebileceğini ancak satış yapılamayacağını öngörmektedir. İflas erteleme kararı gereğince rehinli malın satışı yapılamayacağından, İİK’nın 51. maddesinin 2. fıkrası uyarınca borçlu hakkında icra takip işlemi niteliğindeki satışa hazırlık işlemi yapılamaz.
İflas ertelemenin temel amacının erteleme süresince şirket aktiflerinin korunması, çalıştırılması ve pasiflerin azaltılması olmasından yola çıkılarak ipotek verenin üçüncü kişi olması hâlinde satışın yapılacağı sonucuna varılamaz.
Öte yandan yukarıda açıklandığı üzere ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takiplerde ipotek veren üçüncü kişi ise asıl borçlu ile üçüncü kişi arasında İİK’nın 149 ve 149/b maddesi hükümleri gereğince şekli bakımdan zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Bu takip arkadaşlığının tıpkı davada olduğu gibi takibin sonuna kadar sürmesi gereklidir. Zorunlu takip arkadaşlarından birinin takipte gösterilmemesi takibin iptali sebebi olup bu konudaki şikâyet takibin sonuna kadar süresiz olarak yapılabilir. Asıl takip borçlusu hakkında iflas erteleme kararı verildiğinde asıl borçlu için gerçekleşen satışın durması diğer takip arkadaşı için de satışın durması sonucunu doğurur. Örneğin asıl borçlu hakkında iflas erteleme kararı bulunması hâlinde, hakkında iflas erteleme kararı bulunmayan ipotek veren üçüncü kişi yönünden satışa hazırlık işlemlerine devam edilerek, asıl borçluya satış ilanının tebliğ edilmesi mümkün olmamasına rağmen kanunun emredici hükümlerine aykırı davranılarak satışın yapılması ihalenin feshi sebebi oluşturur. Borçluya satış ilanı tebliği borçlunun kendince ilan yapması, daha fazla alıcı bulabilmesi ve böylece taşınmazın gerçek değerine satılarak borcunu ödeyebilmesi bakımından önemli olup bu durum hukuki dinlenme hakkının da bir gereğidir.
Somut olayda alacaklı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. tarafından 28.08.2012 tarihinde borçlular Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş. ve Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. aleyhine 15.10.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi, Üsküdar 2. Noterliğ’nin 05.06.2012 tarihli ve 12729 yevmiye sayılı ihtarnamesi ve ipotek akit tablosuna dayalı olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, 15.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müşterisinin Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş., müşterek borçlu ve müteselsil kefilin Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. olduğu, icra takibine konu Erzurum ili, Yakutiye ilçesi, İstasyon Mah. 1176 ada 323 parsel sayılı taşınmazın tapu sicilinde Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. adına kayıtlı olduğu, ipotek akit tablolarının incelenmesinde; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ile Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. mukim Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş. arasında doğmuş ve doğacak her türlü borçlarından 10.000.000TL’ye kadar olan kısmı için 06.10.2010 tarihinde 1. derece ipotek ve aynı şartlarla 20.12.2010 tarihinde 2. derece ipotek tesis edildiği, alacaklı vekilinin talebi üzerine 26.02.2014 tarihinde satış kararı alındığı ve 19.987.301TL muhammen bedelli taşınmazın 02.06.2014 tarihli 2. açık artırmada 10.005.000TL’ye alacağa mahsuben ihale edildiği görülmektedir.
Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/593 E. sayılı dosyasında ise; borçlu Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş. tarafından açılan iflasın ertelenmesi davası üzerine anılan mahkemece, 22.06.2012 tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararından sonra yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/320 E., 2013/298 K. sayılı kararıyla “1-…Davanın kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunun 53152/1551 nosunda kayıtlı Davacı Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. Ve Tic. A.Ş. nin iflasının 11/10/2013 gününden itibaren bir yıl süre ile ertelenmesine,…… 7-İİK 179/a ve b maddesindeki sınırlamalar dikkate alınmak suretiyle rehinli alacaklar için başlatılmış ve başlatılacak rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip hakkı hariç olmak üzere, İİK.206. maddesine göre, 1.sırada yer alan alacaklılarının takip hakları saklı kalmak kaydı ile 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere davacı aleyhine açılmış ve açılacak icra takiplerinin İİK 179/b maddesi uyarınca durdurulmasına,…” karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nın 149/b maddesi gereğince asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında zorunlu takip arkadaşlığı bulunması ve icra takibi sonuna kadar haklarında birlikte takip yapılması gerektiğinden asıl borçlu hakkında verilen iflas erteleme kararı, ipotek veren üçüncü kişi yönünden de sonuç doğurur. İcra takibi sadece ipotek veren aleyhinde devam ederek ipotek konusu taşınmazın satışı gerçekleştirilemez. Yerel mahkemece Özel Daire bozma kararına uyularak asıl borçlunun ihalenin feshi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, İİK’nın 179/b-2 maddesindeki düzenlemenin, hakkında iflasın ertelenmesine karar verilen borçlunun malvarlığının korunmasının amaçlandığı, üçüncü kişiler tarafından verilen rehinlerin bu kapsama girmediği, TMK’nın 887. maddesi gereğince taşınmazın malikine ihbar zorunlu olduğundan icra takibinde zorunlu takip arkadaşlığının bulunduğu, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde taşınmaz malikinin şahsen sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Şikâyetçi borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.07.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu         2017/760 E.  ,  2019/838 K.

İpotekle teminat altına alınan borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı İİK’nın 148. maddesine göre takip talebinde bulunarak ipotekli taşınmazın paraya çevrilmesini ve satış bedelinden alacağının tahsil edilmesini talep edebilir. İpotekli taşınmazın borçlu dışında üçüncü kişiye ait olması durumunda, ipotek veren üçüncü kişi hakkında icra takibi yapılabilmesi için TMK’nın 887. maddesi uyarınca, alacağın kendisinden istenilmesi, yani muacceliyet ihtarının gönderilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, söz konusu düzenleme gereğince, ipotekli taşınmaz maliki üçüncü şahsa ihbar yapılmadıkça, onun yönünden borç muaccel olmaz. TMK’nın 887. maddesindeki düzenlenmenin amacı taşınmaz malikinin borcu ödeyerek taşınmazın satılarak paraya çevrilmesine engel olmasıdır. TMK’nın 884. maddesinde de borçtan sorumlu olmayan malikin hakkı düzenlenmiştir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi


Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Erzurum 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince ihalenin feshine ilişkin şikâyetin reddine, şikâyetçinin ihale bedelinin %10’u oranında para cezası ile cezalandırılmasına dair verilen 02.10.2014 tarihli ve 2014/182 E., 2014/286 K. sayılı kararın temyizi borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 27.01.2015 tarihli ve 2014/34170 E., 2015/1949 K. sayılı kararı ile onanmış, borçlu vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine bu kez Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.04.2015 tarihli ve 2015/9115 E., 2015/9290 K. sayılı kararı ile;
“… Sair karar düzeltme nedenleri yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte borçlu şirketin usulüne uygun yapılmadığını ileri sürerek ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK.nun 179/b maddesi hükmü gereğince, iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak, bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.
Somut olayda, Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/593 E. sayılı dosyası ile borçlu şirket tarafından açılan iflas erteleme davası üzerine anılan mahkemece, 22/06/2012 tarihinde; “İİK.nun 179/a ve maddesindeki sınırlamalar dikkate alınmak suretiyle, davacı borçlu aleyhindeki 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere açılmış ve açılacak icra takiplerinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına…rehinli alacaklar için açılan icra takipleri yönünden ise, sadece muhafaza tedbirlerinin uygulanmasının ve rehinli malın satışının ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına, üçüncü şahıslar tarafından davacı lehine verilen ipotek ve rehinlerin ihtiyati tedbir kapsamı dışında tutulmasına..” dair tedbire; yargılama sonunda ise, İstanbul Anadolu 11.Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/11/2013 tarih ve 2013/320 E.-298 K.sayılı kararı ile; “….iflasın bir yıl süre ile ertelenmesine…. İİK 179/a ve b maddesindeki sınırlamalar dikkate alınmak suretiyle rehinli alacaklar için başlatılmış ve başlatılacak rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip hakkı hariç olmak üzere, İİK.206. maddesine göre, birinci sırada yer alan alacaklıların takip hakları saklı kalmak kaydı ile 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere davacı aleyhine açılmış ve açılacak icra takiplerinin İİK 179/b maddesi uyarınca durdurulmasına…” karar verildiği görülmektedir.
Her ne kadar 22/06/2012 tarihli ihtiyati tedbir kararında; üçüncü şahıslar tarafından borçlu şirket lehine verilen ipotek ve rehinler ihtiyati tedbir kapsamı dışında tutulmuş ise de, iflasın ertelenmesine dair verilen kararda böyle bir sınırlamaya yer verilmemiş olup, şikayete konu ihaleye ilişkin 26/02/2014 tarihli satış kararı da, iflasın ertelenmesi kararından sonradır. Dolayısıyla artık ihtiyati tedbir kararı değil, esasa ilişkin 11/11/2013 (11/10/2013) tarihli iflasın ertelenmesi kararındaki hükümler uygulanacaktır.
Bu bağlamda, iflasın ertelenmesine karar verilmiş olsa da, İİK.nun 179/b-2. maddesi gereğince borçlu şirket hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlanmasında yasaya uymayan bir yön yoktur. Ancak, aynı madde hükmüne göre, ipotekli taşınmazın satışı gerçekleştirilemez. Ne var ki, burada çözümlenmesi gereken sorun, hakkında iflas erteleme kararı verilen borçlu şirketin değil, hakkında iflas erteleme kararı bulunmayan diğer borçlunun ihale konusu taşınmazın maliki olması halinde, İİK.nun 179/b-2 maddesi uyarınca satışın yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.
İİK’nun 149. maddesinde; “İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmiş ise ayrıca bunlara birer icra emri gönderir” hükmüne yer verilmiştir. Madde içeriğinden, asıl borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması nedeniyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde, asıl borçlu hakkında verilen iflas erteleme kararının, hem söz konusu kararın niteliği gereği, hem de zorunlu takip arkadaşlığı nedeniyle ipotekli taşınmaz maliki yönünden sonuç doğurmayacağının kabulü mümkün değildir.
Temyize konu dosyada mübrez ipotek akit tablosunun incelenmesinde; şikayetçi şirketin borçlarının teminatı olarak diğer borçlu Akay Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin, maliki olduğu taşınmazı, alacaklı banka lehine ipotek ettiği, diğer bir ifade ile asıl borçlunun Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. Tic.A.Ş., ipotekli taşınmaz maliki ve kredi sözleşmesinde müşterek borçlu müteselsil kefilin de Akay Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş.olduğu anlaşılmaktadır. İpotekli taşınmazın maliki Akay Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş. hakkında verilmiş iflas erteleme veya ihtiyati tedbir kararı bulunmasa da, takip, şikayetçi şirketin borçlarından dolayı ve söz konusu şirket lehine verilen ipoteğe dayalı olarak başlatılmıştır.
Bu durumda, iflas erteleme kararı kapsamında İİK.nun 179/b maddesi gereğince, ipotek konusu taşınmazın satışı gerçekleştirilemeyeceğinden mahkemece ihalenin feshi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşılmakla, borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü gerekmiştir…”
gerekçesi ile onama kararı kaldırılmak suretiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.



HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, ihalenin feshine ilişkindir.
Borçlu vekili; müvekkili şirket ile Akay Tur. Tic. ve San. A.Ş. aleyhine Üsküdar 3. İcra Dairesinde (İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesinin 2012/10449 Esas) ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde talimat yoluyla Erzurum 3. İcra Dairesinin 2012/107 talimat numaralı dosyasında Erzurum ili, Yakutiye ilçesi, İstasyon Mahallesi 50. Yıl Caddesi 1176 ada 323 parselde bulunan taşınmazın 02.06.2014 tarihli 2. arttırmada ihale edildiğini, müvekkili şirket hakkında İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/320 E., 2013/298 K. sayılı kararı ile iflasın 11.10.2013 gününden itibaren 1 yıl süreyle ertelenmiş olmasına rağmen taşınmaz satışının yapıldığını, iflasın ertelenmesi kararı gereğince müvekkili şirket aleyhine takip yapılamayacağı gibi satış yapılmasının da mümkün olmadığını, dosyada vekâletname olmasına rağmen kıymet takdir raporunun borçlu şirkete usulsüz şekilde tebliğ edildiğini, taşınmazın son imar durumunda taşınmazın bir bölümünün askeri alan olduğu belirtilmiş olmasına ve Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Müdürlüğünün alakadar olmasına rağmen Milli Savunma Bakanlığına herhangi bir tebligat yapılmadığını, borç miktarı hususunda belirsizlik olduğunu, düzeltme ilanındaki kira şerhiyle ilgili hususun ihaleye katılımı azalttığını ayrıca ilan edilen taşınmazın açık artırma şartnamesi ve tutanağında düzeltme yapılmadığını, taşınmazın değeri itibari ile yurt çapında tirajı en yüksek gazetelerden birinde satış ve düzeltme ilanı yapılması gerekirken bu husus yerine getirilmediğinden ilanın amacına ulaşmadığını, ihaleye alacaklı dışında iştirak gerçekleşmediğini, taşınmazın değerinin kıymet takdirinin yaklaşık üç katı olduğunu, bu hususun Erzurum 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 2008 yılında yaptırılan bedel tespitinde taşınmazın değerinin 48 trilyon lira olmasından anlaşıldığını, alacaklı bankanın kıymet takdirinin düşük yapıldığını bildiği için ihaleye katılımı engellediğini, talimat dosyasındaki tapu kaydının 26.02.2014 tarihli olduğunu, satıştan önce son tapu kaydının celbi ile alakadarlara kıymet takdiri ile satış ilanının tebliği gerektiğini, Erzurum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/591 E. ve 2013/592 E. sayılı dosyalarında ipoteklerin kaldırılması için açılan davalar kesinleşmeden satış yapılamayacağını, ihale anında tellalın üç kez bağırmadığını, satışın icra müdür yardımcısı tarafından yapılmış olmasına rağmen icra müdür yardımcısına yetki verilmediğini, İİK’nın 126. maddesindeki elektronik ortamda teklif verme usulü tatbik edilmediği gibi kira şerhleri hususunda elektronik ortamda herhangi bir düzeltme yapılmayarak iştirak engellendiğini ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı vekili; borçlu şirket hakkında verilen iflasın ertelenmesi kararının satışa hiçbir etkisinin bulunmadığını, İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/320 E., 2013/298 K. sayılı kararının 7. maddesinde, erteleme tedbirlerinden “rehinli alacaklar için başlatılmış ve başlatılacak rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yolu hariç olmak üzere …. davacı aleyhine açılmış ve açılacak icra takiplerinin İİK’nın 179/b maddesi uyarınca durdurulmasına” karar verildiğini, yerleşik Yargıtay kararlarına göre iflasın ertelenmesi taleplerinde ancak iflasın ertelenmesini talep eden şirketin malvarlığının korunması için tedbir kararları verilebileceğini, şirkete göre üçüncü kişi konumunda bulunan kefil veya ipotekli taşınmaz maliklerinin hukuki durumunu etkiyecek şekilde tedbire hükmedilmesinin mevcut düzenlemeye aykırı olduğun, borçlu vekilinin aynı konudaki şikâyetinin daha önce de icra müdürlüğünce reddedildiğini ve borçlu şirketin bu işleme karşı şikâyet yoluna başvurmadığını, borçlu şirketin ileri sürdüğü diğer fesih sebeplerinin de yerinde olmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; ihale tutanağında ihalenin başlama ve bitiş saatlerinin gösterildiği, tutanakta tellal tarafından üç kere bağırıldığının belirtildiği yine ihale tutanağının altının tellal, ihale alıcısı ve icra memuru tarafından imza edildiği, ihaleye ilişkin ilanın tirajı yüksek gazetelerin birinde ilan edildiği, yapılan ihalede herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, borçlunun şikâyet dilekçesinde ihalenin feshi nedeni olarak ileri sürdüğü konuların yerinde olmadığı, yapılan ihalede ihalenin feshini gerektiren bir nedenin bulunmadığı gerekçesiyle ihalenin feshine ilişkin şikâyetin reddi ile ihale bedelinin %10 u oranına para cezasının borçludan tahsiline karar verilmiştir.
Borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı borçlu vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan ilamlı icra takibinde asıl borçlu şikâyetçi şirket hakkında iflasın ertelenmesi kararı bulunması hâlinde, İİK’nın 149. maddesine göre aralarında zorunlu takip arkadaşlığı olan ve hakkında iflas erteleme kararı bulunmayan borçlunun maliki olduğu ipotekli taşınmazın satışının yapılıp yapılamayacağı, burada varılacak sonuca göre ihalenin feshi isteminin kabulüne karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncellikle mecburi dava (takip) arkadaşlığının açıklanması gerekmektedir.
Mecburi dava arkadaşlığı birden fazla kimsenin birlikte dava açması veya birden fazla kimseye karşı birlikte dava açılmasının zorunlu olduğu hâllerde söz konusu olan dava arkadaşlığıdır. Maddi hukuk sebeplerinden kaynaklanan dava arkadaşlığı maddi bakımından dava arkadaşlığı, usul hukukuna ilişkin sebeplerden kaynaklanan dava arkadaşlığı ise şekli bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı olarak adlandırılabilir. Münhasıran davalılar bakımından işlerlik kazanan, gerçeğin tüm boyutları ile ortaya çıkarılmasını ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı daha sağlıklı ve daha doğru bir biçimde karara bağlanmasını amaçlayan, kanunun açıkça öngördüğü hâllerde ortaya çıkan dava arkadaşlığı türüne şekli mecburi dava arkadaşlığı denir (Tanrıver, S. Medeni Usul Hukuku, C 1, Ankara 2016, s. 542). Şekli bakımdan dava arkadaşlığına yol açan ihtilaflı bir hukuki ilişkiden kaynaklanan davaların (takiplerin) birden fazla kimseye karşı açılmasının zorunlu olup olmadığını, bu konuda bir kanun hükmü bulunup bulunmadığına göre belirlemek gerekir. Özel kanun hükümleri uyarınca birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılması gereken hallerde dava davalıların hepsi aleyhinde açılmalıdır. Dava arkadaşlarında eksiklik bulunduğunda söz konusu davayı mevcut davalı tek başına yürütemez ve davalı taraftaki eksiklik giderilmeden mevcut davalı hakkında hüküm verilemez. Bu eksiklik dava takip yetkisi eksikliği olup dava usulden reddedilmelidir (Pekcenıtez, H. /Özekes, M./Akkan, M. Korkmaz, H.T.: Medeni Usul Hukuku C 1, İstanbul 2017, s. 706-707).
Şikâyet konusu ihale ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra takibinde gerçekleştirildiğinden Türk Medeni Kanunu (TMK)’nda ve İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nda yer alan uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken yasal düzenlemelerin de açıklanması gerekmektedir.
TMK’nın 881. maddesinin 1. fıkrası “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacakla güvence altına alınabilir” hükmünü düzenlemektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre de ipoteğe konu olacak taşınmazın borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez. Taşınmazın maliki başka birinin borcu için taşınmazına ipotek kurdurabilir veya sonradan ipotekli taşınmaz el değiştirmiş olabilir. Bu durumda ipotekli taşınmaz maliki ipoteğin güvence altına aldığı borçtan kişisel malvarlığı ile sorumlu olmayıp sadece ipoteğe konu borcun ödenmemesi hâlinde taşınmazın satılmasına katlanmakla yükümlüdür.
İpotekle teminat altına alınan borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı İİK’nın 148. maddesine göre takip talebinde bulunarak ipotekli taşınmazın paraya çevrilmesini ve satış bedelinden alacağının tahsil edilmesini talep edebilir. İpotekli taşınmazın borçlu dışında üçüncü kişiye ait olması durumunda, ipotek veren üçüncü kişi hakkında icra takibi yapılabilmesi için TMK’nın 887. maddesi uyarınca, alacağın kendisinden istenilmesi, yani muacceliyet ihtarının gönderilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, söz konusu düzenleme gereğince, ipotekli taşınmaz maliki üçüncü şahsa ihbar yapılmadıkça, onun yönünden borç muaccel olmaz. TMK’nın 887. maddesindeki düzenlenmenin amacı taşınmaz malikinin borcu ödeyerek taşınmazın satılarak paraya çevrilmesine engel olmasıdır. TMK’nın 884. maddesinde de borçtan sorumlu olmayan malikin hakkı düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanunu’nun “Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip” başlıklı beşinci babı, taşınır rehninin paraya çevrilmesi (m. 145-147) ile ipoteğin paraya çevrilmesini (m. 148- 150/d) ayrı ayrı düzenlemekte, ipoteğin paraya çevrilmesi bölümünde ise “ilamlı” takip (m. 149- 149/a- m. 150/h) ile “ilamsız” takibi (149/b- 150/a) ayrı ayrı hükümlere tabi tutmaktadır.
İİK’nın 149 ve 149/b maddeleri ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte ipotek veren üçüncü kişi ise takip talebinin borçlu kısmında asıl borçlu ile birlikte ipotek veren üçüncü kişinin de taraf olarak gösterilmesini düzenlemektedir. Bu hükümlere göre asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında şekli mecburi takip arkadaşlığı vardır. Takip talebi dava dilekçesine benzetilir ise davacının (alacaklının) takip talebinde ipotek veren üçüncü kişi ve asıl borçluya karşı birlikte takip yapması ve takibi bu borçlular aleyhine sonuna kadar (satış dahil) birlikte sürdürmesi gerekmektedir. Takip süresince şekli mecburi takip arkadaşları birlikte hareket etmek zorunda olmadan ödeme veya icra emrine karşı itiraz veya şikâyetlerde bulunabilir, ihalenin feshi davası açabilir. Asıl borçlu ile ipotekli taşınmazın maliki üçüncü kişi arasında bu kişilerin birlikte hareket etmelerini zorunlu kılan bir takip arkadaşlığı yoktur (Budak, A.C.: İpoteğin Paraya Çevrilmesi yoluyla Takip, İstanbul 2008, s. 121). Ancak alacaklı, asıl borçlu hakkında takip yapmadan sadece ipotek veren üçüncü kişi aleyhinde takip yaparsa ipotek veren üçüncü kişi takibin iptali için şikâyet yolu ile icra mahkemesine başvurabilir. İcra mahkemesince şartları var ise 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi uyarınca alacaklıya takip talebinde göstermediği asıl borçluyu takibe dahil etmesi için süre verip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Diğer taraftan krediyi kullanan asıl borçlunun şikâyetinin sonuçlarından ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişi de yararlanır. Zira şikâyet incelemesi sonucunda icra emrinin iptaline karar verilmiş olması hâlinde takibin asıl borçluya karşı yürütülmeksizin sadece geriye kalan ipotekli taşınmaz malikine karşı devam ettirilmesi mümkün değildir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte borçlu ile taşınmaz maliki üçüncü kişi arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Bu hâlde zorunlu takip arkadaşlarından biri için gerçekleşecek sonucun, diğeri için de gerçekleşmesi gerekir (Yücel, M. T.: Banka Alacaklarının İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu İle Takibi, İstanbul 2010, s. 352). Örneğin asıl borçlu genel mahkemede açtığı davada satışın durdurulması kararı almış ise buna rağmen ipotek veren üçüncü kişiye karşı satışa devam edilmesi usul ve yasaya aykırı olup ihalenin feshi sebebidir.
Asıl borçlu hakkında verilen iflasın ertelenmesi kararının üçüncü kişiye ait ipotekli taşınmazın satışına engel olup olmadığı yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu olduğundan iflasın ertelenmesi müessesesinin incelenmesi gerekmektedir.
İflasın ertelenmesi şikâyete konu ihale tarihinde yürürlükte bulunan İİK’nın 179 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Şikâyete konu ihale tarihinde uygulanmakta olan İİK’nın 179 ve devamı maddelerinde düzenlenen iflasın ertelenmesi hükümleri, 7101 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 15.03.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
İİK’nın 179/b maddesi iflas erteleme kararı ve sonuçlarını düzenlemektedir. Anılan maddenin 1. fıkrası erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılanlar da dahil olmak üzere tüm takiplerin durması, erteleme süresince hiçbir takip yapılmaması gerektiğini düzenlemektedir. Ancak aynı maddenin 2. fıkrasında “Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz ve ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbiri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır” hükmü düzenlenmiştir. Anılan hüküm ipotekli taşınmazın asıl borçluya veya ipotek veren üçüncü kişiye ait olup olmadığı konusunda bir ayrım yapmadan iflas erteleme kararı sonrasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takiplere devam edilebileceğini ancak satış yapılamayacağını öngörmektedir. İflas erteleme kararı gereğince rehinli malın satışı yapılamayacağından, İİK’nın 51. maddesinin 2. fıkrası uyarınca borçlu hakkında icra takip işlemi niteliğindeki satışa hazırlık işlemi yapılamaz.
İflas ertelemenin temel amacının erteleme süresince şirket aktiflerinin korunması, çalıştırılması ve pasiflerin azaltılması olmasından yola çıkılarak ipotek verenin üçüncü kişi olması hâlinde satışın yapılacağı sonucuna varılamaz.
Öte yandan yukarıda açıklandığı üzere ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takiplerde ipotek veren üçüncü kişi ise asıl borçlu ile üçüncü kişi arasında İİK’nın 149 ve 149/b maddesi hükümleri gereğince şekli bakımdan zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Bu takip arkadaşlığının tıpkı davada olduğu gibi takibin sonuna kadar sürmesi gereklidir. Zorunlu takip arkadaşlarından birinin takipte gösterilmemesi takibin iptali sebebi olup bu konudaki şikâyet takibin sonuna kadar süresiz olarak yapılabilir. Asıl takip borçlusu hakkında iflas erteleme kararı verildiğinde asıl borçlu için gerçekleşen satışın durması diğer takip arkadaşı için de satışın durması sonucunu doğurur. Örneğin asıl borçlu hakkında iflas erteleme kararı bulunması hâlinde, hakkında iflas erteleme kararı bulunmayan ipotek veren üçüncü kişi yönünden satışa hazırlık işlemlerine devam edilerek, asıl borçluya satış ilanının tebliğ edilmesi mümkün olmamasına rağmen kanunun emredici hükümlerine aykırı davranılarak satışın yapılması ihalenin feshi sebebi oluşturur. Borçluya satış ilanı tebliği borçlunun kendince ilan yapması, daha fazla alıcı bulabilmesi ve böylece taşınmazın gerçek değerine satılarak borcunu ödeyebilmesi bakımından önemli olup bu durum hukuki dinlenme hakkının da bir gereğidir.
Somut olayda alacaklı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. tarafından 28.08.2012 tarihinde borçlular Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş. ve Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. aleyhine 15.10.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi, Üsküdar 2. Noterliğ’nin 05.06.2012 tarihli ve 12729 yevmiye sayılı ihtarnamesi ve ipotek akit tablosuna dayalı olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, 15.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müşterisinin Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş., müşterek borçlu ve müteselsil kefilin Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. olduğu, icra takibine konu Erzurum ili, Yakutiye ilçesi, İstasyon Mah. 1176 ada 323 parsel sayılı taşınmazın tapu sicilinde Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. adına kayıtlı olduğu, ipotek akit tablolarının incelenmesinde; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ile Akay Turizm Ticaret ve San. A.Ş. mukim Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş. arasında doğmuş ve doğacak her türlü borçlarından 10.000.000TL’ye kadar olan kısmı için 06.10.2010 tarihinde 1. derece ipotek ve aynı şartlarla 20.12.2010 tarihinde 2. derece ipotek tesis edildiği, alacaklı vekilinin talebi üzerine 26.02.2014 tarihinde satış kararı alındığı ve 19.987.301TL muhammen bedelli taşınmazın 02.06.2014 tarihli 2. açık artırmada 10.005.000TL’ye alacağa mahsuben ihale edildiği görülmektedir.
Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/593 E. sayılı dosyasında ise; borçlu Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. ve Tic. A.Ş. tarafından açılan iflasın ertelenmesi davası üzerine anılan mahkemece, 22.06.2012 tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararından sonra yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/320 E., 2013/298 K. sayılı kararıyla “1-…Davanın kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunun 53152/1551 nosunda kayıtlı Davacı Tokar Yapı ve Endüstri Tesisleri San. Ve Tic. A.Ş. nin iflasının 11/10/2013 gününden itibaren bir yıl süre ile ertelenmesine,…… 7-İİK 179/a ve b maddesindeki sınırlamalar dikkate alınmak suretiyle rehinli alacaklar için başlatılmış ve başlatılacak rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip hakkı hariç olmak üzere, İİK.206. maddesine göre, 1.sırada yer alan alacaklılarının takip hakları saklı kalmak kaydı ile 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere davacı aleyhine açılmış ve açılacak icra takiplerinin İİK 179/b maddesi uyarınca durdurulmasına,…” karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nın 149/b maddesi gereğince asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında zorunlu takip arkadaşlığı bulunması ve icra takibi sonuna kadar haklarında birlikte takip yapılması gerektiğinden asıl borçlu hakkında verilen iflas erteleme kararı, ipotek veren üçüncü kişi yönünden de sonuç doğurur. İcra takibi sadece ipotek veren aleyhinde devam ederek ipotek konusu taşınmazın satışı gerçekleştirilemez. Yerel mahkemece Özel Daire bozma kararına uyularak asıl borçlunun ihalenin feshi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, İİK’nın 179/b-2 maddesindeki düzenlemenin, hakkında iflasın ertelenmesine karar verilen borçlunun malvarlığının korunmasının amaçlandığı, üçüncü kişiler tarafından verilen rehinlerin bu kapsama girmediği, TMK’nın 887. maddesi gereğince taşınmazın malikine ihbar zorunlu olduğundan icra takibinde zorunlu takip arkadaşlığının bulunduğu, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde taşınmaz malikinin şahsen sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Şikâyetçi borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.07.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Satış Talebi Avansın Yatırıldığı Tarihte Yapılmış Sayılır.

12. Hukuk Dairesi         2016/30633 E.  ,  2018/2742 K.

Satış avansının yatırıldığı tarihte istem geçerli olacağından, satış talebi satış avansının yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi alacaklı tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda; haczettirmiş oldukları araçlara ilişkin satış talebinin satış için gerekli avansın da icra dosyasına yatırılmasına rağmen, icra müdürlüğünce, talebin bilahare değerlendirilmesine karar verilerek reddedildiğini ileri sürerek icra müdürlüğünün ret kararının iptalini talep ettiği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir. İİK’nun 106. maddesi hükmüne göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir.” Aynı kanunun 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya icra müdürü tarafından verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezse veya talep geri alınıp da kanuni müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar” hükmü yer almaktadır.Satış talebinin geçerli olabilmesi için satış talebi ile birlikte bir miktar avansın da yatırılması gerekir. Satış avansının yatırıldığı tarihte istem geçerli olacağından, satış talebi satış avansının yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır. Somut olayda; şikayetçinin alacaklı olduğu … 27. İcra Müdürlüğü’nün 2015/120 Esas sayılı icra dosyasında; borçluya ait taşınırlara 23.03.2015 tarihinde haciz konulduğu, alacaklı vekili tarafından 09.09.2015 tarihinde taşınırların satışının talep edildiği, icra müdürlüğünün 10/09/2015 tarihli kararı ile satış masrafının dosyaya depo edilmesine ancak aracın fiili haciz ve yakalama işlemi talep edilmediğinden ve kıymet taktiri işlemi kesinleşmediğinden satış talebinin reddine karar verildiği, alacaklı tarafından 10/09/2015 tarihinde 1.000,00 TL satış avansı yatırıldığı, 07/03/2016 tarihinde yeniden satış talep edildiği, icra müdürlüğünün 08/03/2016 tarihli kararıyla talebin bilahare değerlendirilmesine karar verildiği görülmüştür. Haczedilen aracın trafik kaydına konulan haciz fiili haciz gibi geçerlidir. Muhafaza altına alınmamış aracın satışı mümkün değil ise de, alacaklının satış talebinde bulunmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, fiili haciz ve yakalama işleminin talep edilmemesi ve kıymet taktirinin kesinleşmemiş olması,satış talebinin reddini gerektirmeyip, alacaklının satış talebi ile birlikte bir miktar avansı icra dosyasına yatırması halinde, icra müdürlüğünün vereceği satış talebinin kabulü kararının, aracın fiili haczi ile yakalama işlemlerinin gerçekleşmesinden ve kıymet taktirinin kesinleşmesinden sonra satış günü verileceği anlamına geleceğinin kabulü gerekir. O halde; mahkemece, şikayetin kabulü ile icra müdürlüğünün 08/03/2016 tarihli kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi         2016/30633 E.  ,  2018/2742 K.

Satış avansının yatırıldığı tarihte istem geçerli olacağından, satış talebi satış avansının yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi alacaklı tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda; haczettirmiş oldukları araçlara ilişkin satış talebinin satış için gerekli avansın da icra dosyasına yatırılmasına rağmen, icra müdürlüğünce, talebin bilahare değerlendirilmesine karar verilerek reddedildiğini ileri sürerek icra müdürlüğünün ret kararının iptalini talep ettiği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir. İİK’nun 106. maddesi hükmüne göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir.” Aynı kanunun 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya icra müdürü tarafından verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezse veya talep geri alınıp da kanuni müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar” hükmü yer almaktadır.Satış talebinin geçerli olabilmesi için satış talebi ile birlikte bir miktar avansın da yatırılması gerekir. Satış avansının yatırıldığı tarihte istem geçerli olacağından, satış talebi satış avansının yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır. Somut olayda; şikayetçinin alacaklı olduğu … 27. İcra Müdürlüğü’nün 2015/120 Esas sayılı icra dosyasında; borçluya ait taşınırlara 23.03.2015 tarihinde haciz konulduğu, alacaklı vekili tarafından 09.09.2015 tarihinde taşınırların satışının talep edildiği, icra müdürlüğünün 10/09/2015 tarihli kararı ile satış masrafının dosyaya depo edilmesine ancak aracın fiili haciz ve yakalama işlemi talep edilmediğinden ve kıymet taktiri işlemi kesinleşmediğinden satış talebinin reddine karar verildiği, alacaklı tarafından 10/09/2015 tarihinde 1.000,00 TL satış avansı yatırıldığı, 07/03/2016 tarihinde yeniden satış talep edildiği, icra müdürlüğünün 08/03/2016 tarihli kararıyla talebin bilahare değerlendirilmesine karar verildiği görülmüştür. Haczedilen aracın trafik kaydına konulan haciz fiili haciz gibi geçerlidir. Muhafaza altına alınmamış aracın satışı mümkün değil ise de, alacaklının satış talebinde bulunmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, fiili haciz ve yakalama işleminin talep edilmemesi ve kıymet taktirinin kesinleşmemiş olması,satış talebinin reddini gerektirmeyip, alacaklının satış talebi ile birlikte bir miktar avansı icra dosyasına yatırması halinde, icra müdürlüğünün vereceği satış talebinin kabulü kararının, aracın fiili haczi ile yakalama işlemlerinin gerçekleşmesinden ve kıymet taktirinin kesinleşmesinden sonra satış günü verileceği anlamına geleceğinin kabulü gerekir. O halde; mahkemece, şikayetin kabulü ile icra müdürlüğünün 08/03/2016 tarihli kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YILLIK ve 3 AYLIK Dönemlere İlişkin Teftiş Rapor Örnekleri

C.Savcıları ve İcra Mahkemesi Hakimleri tarafından yapılan teftiş işlemlerine ilişkin olarak hazırlanan YILLIK ve 3 AYLIK Dönemlere İlişkin Teftiş Rapor Örneklerine ekten ulaşabilirsiniz. Teftiş örnekleri Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının örneklerine uygun olarak hazırlanmıştır.
C.Savcıları ve İcra Mahkemesi Hakimleri tarafından yapılan teftiş işlemlerine ilişkin olarak hazırlanan YILLIK ve 3 AYLIK Dönemlere İlişkin Teftiş Rapor Örneklerine ekten ulaşabilirsiniz. Teftiş örnekleri Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının örneklerine uygun olarak hazırlanmıştır.

Mirasın Reddi Kararının Takibin Kesinleşmesinden Önce / Sonra Sunulması

Mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının, icra takibinin kesinleşmesinden önce alındığı hallerde, mirasın reddi nedeniyle borçtan sorumlu olunmadığına ilişkin iddianın, "borca itiraz" olduğu ve ödeme emrinin tebliği üzerine takibin şekline göre yasal süre içinde ilgili merciye yapılması gerektiği- Mirasın hükmen reddine ilişkin ilamın, takibin kesinleşmesinden sonra alınması halinde ise, borçlunun talebinin "borca itiraz" değil, "şikayet" olarak değerlendirilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:Alacaklı tarafından borçlu mirasçı hakkında bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, şikayetçi borçlunun takibin kesinleşmesinden sonra icra müdürlüğüne mirasın hükmen reddine ilişkin mahkeme ilamını ibraz ederek hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, icra müdürlüğü tarafından verilen ret kararı üzerine icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince; şikayetin kabulü ile şikayete konu 22.05.2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin iptaline ve talep doğrultusunda işlem yapılması gerektiğine karar verildiği, alacaklının istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetçinin talebi borca itiraz olarak nitelendirilerek yasal süreden sonra yapılan başvurunun süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği görülmektedir.Şikayet edenin murisi C... olup, takip, şikayetçi borçlu hakkında mirasçı sıfatı ile yapılmaktadır. Şikayetçi borçlu, mirası reddettiğinden, murisin borcundan sorumlu olmadığını ileri sürerek icra müdürlüğünün ret kararının iptalini ve hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.Her ne kadar Hukuk Genel Kurulu’nun, 19.11.2014 tarih ve 2013/12-2240 E. - 2014/929 K. sayılı olup, Dairemizce de benimsenerek içtihat değişikliğine gidilen kararı ile; mirasın reddi nedeniyle borçtan sorumlu olunmadığına ilişkin iddianın, borca itiraz olduğu ve ödeme emrinin tebliği üzerine takibin şekline göre yasal süre içinde ilgili merciye yapılması gerektiği kabul edilmiş ise de, bu ilke, mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının, icra takibinin kesinleşmesinden önceki bir tarihte alındığı hallerde uygulanmaktadır.Somut olayda, muris C...'in takipten önce 17.12.2010 tarihinde vefat ettiği, takibin mirasçılar hakkında 04.09.2012 tarihinde başlatıldığı, şikayetçi borçluya ödeme emrinin 10.09.2012 tarihinde tebliğ edildiği, mirasın hükmen reddine ilişkin davanın, 17.09.2012 tarihinde açıldığı, .. 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.02.2018 tarih ve 2017/462 E. - 2018/70 K. sayılı ilamı ile mirası hükmen reddetmiş sayıldığının tespitine karar verildiği, kararın 21.05.2018 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.O halde Bölge Adliye Mahkemesince, mirasın hükmen reddine ilişkin ilamın, takibin kesinleşmesinden sonra alındığı anlaşılmakla borçlunun talebinin borca itiraz olarak nitelendirilmesi yerinde olmayıp, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile; ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 03.07.2019 tarih ve 2019/1255 E. - 2019/1563 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09/07/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.12. HD. 09.07.2020 T. E: 2019/11002, K: 6831
  • Cevap Yok
  • 02-01-2021, Saat: 00:27
  • DuraN
Mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının, icra takibinin kesinleşmesinden önce alındığı hallerde, mirasın reddi nedeniyle borçtan sorumlu olunmadığına ilişkin iddianın, "borca itiraz" olduğu ve ödeme emrinin tebliği üzerine takibin şekline göre yasal süre içinde ilgili merciye yapılması gerektiği- Mirasın hükmen reddine ilişkin ilamın, takibin kesinleşmesinden sonra alınması halinde ise, borçlunun talebinin "borca itiraz" değil, "şikayet" olarak değerlendirilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:Alacaklı tarafından borçlu mirasçı hakkında bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, şikayetçi borçlunun takibin kesinleşmesinden sonra icra müdürlüğüne mirasın hükmen reddine ilişkin mahkeme ilamını ibraz ederek hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, icra müdürlüğü tarafından verilen ret kararı üzerine icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince; şikayetin kabulü ile şikayete konu 22.05.2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin iptaline ve talep doğrultusunda işlem yapılması gerektiğine karar verildiği, alacaklının istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetçinin talebi borca itiraz olarak nitelendirilerek yasal süreden sonra yapılan başvurunun süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği görülmektedir.Şikayet edenin murisi C... olup, takip, şikayetçi borçlu hakkında mirasçı sıfatı ile yapılmaktadır. Şikayetçi borçlu, mirası reddettiğinden, murisin borcundan sorumlu olmadığını ileri sürerek icra müdürlüğünün ret kararının iptalini ve hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.Her ne kadar Hukuk Genel Kurulu’nun, 19.11.2014 tarih ve 2013/12-2240 E. - 2014/929 K. sayılı olup, Dairemizce de benimsenerek içtihat değişikliğine gidilen kararı ile; mirasın reddi nedeniyle borçtan sorumlu olunmadığına ilişkin iddianın, borca itiraz olduğu ve ödeme emrinin tebliği üzerine takibin şekline göre yasal süre içinde ilgili merciye yapılması gerektiği kabul edilmiş ise de, bu ilke, mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının, icra takibinin kesinleşmesinden önceki bir tarihte alındığı hallerde uygulanmaktadır.Somut olayda, muris C...'in takipten önce 17.12.2010 tarihinde vefat ettiği, takibin mirasçılar hakkında 04.09.2012 tarihinde başlatıldığı, şikayetçi borçluya ödeme emrinin 10.09.2012 tarihinde tebliğ edildiği, mirasın hükmen reddine ilişkin davanın, 17.09.2012 tarihinde açıldığı, .. 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.02.2018 tarih ve 2017/462 E. - 2018/70 K. sayılı ilamı ile mirası hükmen reddetmiş sayıldığının tespitine karar verildiği, kararın 21.05.2018 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.O halde Bölge Adliye Mahkemesince, mirasın hükmen reddine ilişkin ilamın, takibin kesinleşmesinden sonra alındığı anlaşılmakla borçlunun talebinin borca itiraz olarak nitelendirilmesi yerinde olmayıp, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile; ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 03.07.2019 tarih ve 2019/1255 E. - 2019/1563 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09/07/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.12. HD. 09.07.2020 T. E: 2019/11002, K: 6831

Mirasın Reddine Yönelik İtiraz ve Haciz Kaldırma Talebinin Değerlendirilmesi

İcra takibinin kesinleşmesinden önceki dönemde, mirasın reddedilmiş olduğu hususu maddi hukuka dayalı bir borca itiraz sebebi olup; olayda borçlu tarafından, takibin kesinleşmesinden önce, TMK'nın 606. maddesine göre alınan mirasın kayıtsız şartsız reddedildiğine ilişkin sulh hukuk mahkemesi kararını, ödeme emri tebliğinden itibaren, yasal yedi günlük sürede icra dairesine bildirilmediği, bu durumda; takibin kesinleşmesinden sonra mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının icra dairesine sunularak hacizlerin kaldırılmasının istenemeyeceği, buna göre; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-

1. Taraflar arasındaki "memur işlemini şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:I. İNCELEME SÜRECİAlacaklı İstemi:
4. Alacaklı vekili 31.10.2013 tarihli şikâyet dilekçesinde; borçlular aleyhine başlattıkları ilamsız takipte borçluların itirazı üzerine açtıkları itirazın kaldırılması taleplerinde İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 06.06.2012 tarihli ve 2012/103 E, 2012/684 K. sayılı kararı ile borçluların itirazının kaldırılmasına ve takibin devamına karar verildiğini, borçluların ödeme emrine süresinde yaptıkları itirazda mirasın reddi kararını icra dosyasına ibraz etmediklerini, borçlu ... vekili tarafından icra takip dosyasına mirasın reddi kararının ibraz edilmesi üzerine icra müdürü tarafından takip tarihi dikkate alınmadan 20.09.2013 tarihli işlemle borçlu vekilinin talebi kabul edilerek haczin kaldırılmasına karar verildiğini ileri sürerek 20.09.2013 tarihli memur işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştirMahkeme Kararı:
5. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 11.11.2013 tarihli ve 2013/693 E., 2013/788 K. sayılı kararı ile; icra takip dosyasının incelenmesinde alacaklının borçlular hakkında kira alacağının tahsili için ilamsız takibe geçtiği, takibin itiraz üzerine durduğu, alacaklının talebi ile İstanbul 6. İcra (Hukuk) Mahkemesi tarafından itirazın kaldırılması ile takibin devamına karar verildiği, bundan sonra borçlu ... vekilinin icra dairesine başvurarak müvekkilinin mirası reddettiğini bildirerek sulh hukuk mahkemesi kararını ibraz ettiği, icra müdürlüğünce bu karar çerçevesinde mirası reddeden mirasçının taşınmazı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verildiği, Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.10.2010 tarihli ve 2010/472 E., 2010/881 K. sayılı kararının 07.12.2012 tarihinde kesinleştiği, bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 615 ve devamı hükümleri çerçevesi içerisinde mirası reddeden mirasçılar yönünden takibe devam edilmesine yasal olanak bulunmadığı, icra müdürlüğünce söz konusu emredici hükme uygun işlem yapıldığı gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.Özel Daire Bozma Kararı:
6. İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Özel Dairece ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiş ise de alacaklı vekilinin süresi içinde karar düzeltme istemi üzerine;7. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 25.11.2014 tarihli ve 2014/29506 E., 2014/28317 K. sayılı kararı ile;
"...Alacaklı tarafından borçlu-muris S.. K... mirasçıları hakkında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, takibin kesinleşmesinden sonra borçlu Ş.. K... vekilinin mirasın reddine ilişkin Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesine ait 14.10.2010 tarih, 2010/472-881 sayılı kararı icra müdürlüğüne sunarak takibin durdurulmasını ve hacizlerin kaldırılmasını istediği, 20.09.2013 tarihli icra müdürlüğü kararı ile talebin kabul edilerek hacizlerin kaldırıldığı, alacaklı vekili tarafından bu işlemin şikâyet konusu edildiği anlaşılmıştır.Borçlu ... vekilinin icra müdürlüğüne yaptığı başvurusu; mirasın reddi kararı nedeniyle, takip işlemi yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu nedenine dayalı takibin durdurulması ve buna dayalı yapılan haczin kaldırılması istemine ilişkindir.Somut olayda murisin takipten önce öldüğü, mirasçılar hakkında takip başlatıldığı, mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alındığı ve kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda takibin şekline göre mirasın reddi nedeniyle icra takibi yapılamayacağı hususu borca itiraz niteliğinde olup, borca itirazın ise İİK'nın 62/1. maddesi uyarınca ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede icra dairesine yapılması zorunludur. Nitekim borçluların süresinde mirasın reddi kararına dayalı icra takip dosyasına itiraz etmedikleri ve takibin İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 06.06.2012 tarih 2012/103-684 sayılı itirazın kaldırılması kararı neticesinde kesinleştiği anlaşılmıştır.O hâlde yukarıda anlatılanlar ışığında; borçlu vekili tarafından takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde mirasın reddi kararı icra müdürlüğüne sunularak, kesinleşen takipte hacizlerin kaldırılması istenemez. Mahkemenin, mirası reddeden mirasçılar aleyhine takibin devamı imkânı olmadığından bahisle memur işlemini yerinde bulması isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşıldığından alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir..." gerekçesi ile onama kararı kaldırılarak mahkeme kararı bozulmuştur.Direnme Kararı:
8. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 09.04.2015 tarihli ve 2015/179 E., 2015/334 K. sayılı kararı ile; bilindiği üzere gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK), gerekse 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kaynaklı pek çok şikâyetin özünde borcun doğmadığı, borcun bulunmadığı veya borcun kendisinden talep edilemeyeceği gibi bir itiraz iradesini de bünyesinde barındırdığı, ancak bu olguların ileri sürülüş biçimi ile İİK ve HMK hükümleri ile bağlantılı yorumlanarak hukuk sistemi içerisinde bir tasnife tabi tutuldukları, somut olayda takipten önce verilmiş olsa dahi mirasın reddedildiğini tespit ve tesciline yönelik kesinleşmiş bir kararın bulunması olgusunun borçlu sıfatı ile bu kişiye takibin ve takip işlemlerinin yöneltilmesine engel olacağı ve bu olgunun İİK ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerince yorumlandığında şikâyet niteliğini taşıyacağı, özünde borcun varlığına yönelmiş bir iradeyi barındırmakla birlikte direkt olarak takip işlemleri karşısında muhatap kabul edilemeyeceği yönünde öncelikli bir iradeyi taşıdığı, hukuk sisteminin kesinleşmiş bu kararı hükümden düşürecek nitelikte söz konusu öncelikli iradeyi görmezden gelerek yapılacak başvuruyu itiraz olarak değerlendirmeye yasal olanak bulunmadığı, takipten önce verilmiş karara dayalı olarak aynı yöndeki beyanın ileri sürülüş biçiminin itiraz olarak değerlendirilmesi hakkın kullanımını süre yönünden kısıtladığı, böyle bir kısıtlayıcı yoruma gidebilmek için ancak açık bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu, böyle bir açık düzenleme yok iken İİK ve HMK bağlamında şikâyet niteliği taşıyan bir beyanın kararın verildiği tarih esas alınarak itiraz niteliğini taşıdığından söz edilemeyeceği, dolayısıyla Özel Dairenin bozma kararında belirtilen sınıflamanın hakkın ileri sürülüş sebep ve biçimini kısıtlayıcı bir nitelik taşıdığı, yasa hükmünü daraltan bir yorum biçimi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda ilamsız icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alınan ve kesinleşen mirasın reddi kararı nedeniyle icra takibi yapılamayacağı hususunun borca itiraz niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre İİK'nın 62. maddesinin 1. fıkrasına göre ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede mirasın reddi kararının icra dairesine bildirmemesi hâlinde ilamsız takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borçlu vekili tarafından mirasın reddi kararının icra müdürlüğüne sunularak hacizlerin kaldırılmasının istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.III. GEREKÇE
11. Genel haciz yolu ile ilamsız takipte İİK'nın 60. maddesi uyarınca kendisine ödeme emri gönderilen borçlu borca ve imzaya itirazlarını İİK'nın 62. maddesinin 1. fıkrası gereğince ödeme emri tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine bildirilebilir.12. İtiraz sebeplerini iki bakımdan sınıflandırmak mümkündür: 
i) Maddî hukuka veya takip hukukuna dayanan itiraz sebepleri; 
ii) İleri sürülüş şekli bakımından itiraz sebepleri.13. İtiraz sebepleri ya maddî hukuka veya takip hukukuna dayanır. Maddî hukuka dayanan itiraz sebepleri; itiraz daha çok takip konusu alacağa ilişkindir. Borçlu, maddî hukuk (meselâ TMK, TBK ve TTK) bakımından, takip konusu alacağı ödemek zorunda olmadığını, ancak itiraz yolu ile ileri sürebilir. Burada borçlunun itirazı alacağa ilişkindir. Takip hukukuna dayanan itiraz sebeplerini, alacaklının takip yapma yetkisi (takibat icrası hakkı m. 60/3, c. 3) bulunmadığına ilişkin itirazlar olarak özetlemek mümkündür. Alacaklının takip yapma yetkisi bulunmadığına ilişkin bütün sebepler, itiraz sebebi değildir. Borçlunun ileri sürdüğü sebep, niteliği bakımından icra müdürünün kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gereken bir sebep (şikâyet sebebi) değilse, itiraz yolu ile ileri sürülür.14. İleri sürülüş şekli bakımından itiraz sebepleri ise imzaya itiraz ve borca itiraz olarak ikiye ayrılır. İmzaya itiraz dışındaki diğer bütün itirazlara, borca itiraz denir (m. 60/3; c. 3; m. 60/4; karş: m. 169). Meselâ ödeme, takas, zamanaşımı, borcun müeccel olduğu, borcun şarta bağlı olduğu, icra dairesinin yetkisiz olduğu ve sıfat itirazı gibi (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2013, s. 224 vd.). Borçlunun borcu olmadığına ilişkin itirazı, takip konusu kambiyo senedin karşılıksız olduğu (veya kaldığı), hatır senedi olduğu, anlaşmaya aykırı doldurulduğu, kambiyo senedinde tahrifat yapıldığı, borçlunun senedin düzenlendiği tarihte ayırt etme gücüne sahip olmadığı, mirası reddetmiş olduğu gibi sebeplere dayanır (Kuru, s. 787-788).15. Diğer taraftan genel haciz yolu ile ilamsız takipte borçlu şikâyetlerini İİK'nın 16. maddesi kapsamında icra mahkemesine bildirebilir.16. Şikâyet icra ve iflas hukukunda düzenlenmiş, kendisine özgü hukuki bir çaredir. Şikâyet kendisine özgü bir yol olup bir dava ve gerçek anlamda bir kanun yolu değildir. Şikâyet, icra takibinin taraflarına veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Özkan, M.S./Özekes, M.:İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası, Ankara, 2013, s.125 vd.).17. Şikâyet, icra mahkemesince incelenir ve karara bağlanır. İcra mahkemesinin şikâyeti inceleyebilmesi için kendisine talepte bulunulması gerekir. Ancak şikâyetin kamu düzenine aykırı olması hâlinde, başka bir sebeple kendisine dosya ulaşan icra mahkemesi, icra memurunun işlemindeki kamu düzenine aykırılığı kendiliğinden nazara alabilir ve işlemi iptal edebilir.18. Şikâyet ile itiraz arasında önemli farklar vardır. Şikâyet takip hukukunu ilgilendirir ve bununla icra ve iflas memurunun takip hukukuna ilişkin hükümleri uygulamadığı veya yanlış uyguladığı ileri sürülür. İtiraz ise alacağa karşı ve dolayısıyla maddi hukuk hükümlerine dayanmaktadır. Örneğin alacağın mevcut olmadığı, hükümsüz olduğu, alacağın alacaklının talep ettiği miktarda olmadığı, takas gibi bir sebeple ileri sürülür (Pekcanıtez, H.: İcra-İflas Hukukunda Şikayet, Ankara 1986, s. 26). İcra müdürünün kendiliğinden gözetmesi gereken hususlar dışında kalan takip hukukuna ilişkin sebepler itiraz sebebi oluşturur (örneğin İİK'nın 50. maddesinde düzenlenen yetki itirazı).19. Örneğin, İİK'nın 53. maddesine göre; borçlunun ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse TMK'nın 606. maddesinde belirtilen 3 aylık mirası ret süresince mirasçılar hakkında takip yapılamaz. İİK'nın 53. maddesine aykırı olarak takip yapılması ya da takip işlemlerine devam edilmesi nedenlerine dayalı olarak ilgililer İİK'nın 16. maddesi uyarınca icra mahkemesine şikâyette bulunabilirler.20. Ayrıca mirasçı sıfatı ile hakkında takip başlatılan borçlular TMK'nın 605. maddesinin 2. fıkrasına göre murisin terekesinin borca batık olduğu ve miras bırakanın mirasını hükmen reddetmiş sayıldıkları iddiası ile genel mahkemede açacakları dava yolu ile terekenin borca batık olduğunun tespitine dair ilam getirmeleri için İİK'nın 68. maddesinin 4. fıkrasına göre uygun bir süre verilmesi talebiyle her zaman icra mahkemesine başvurabilirler.21. Somut olayda; alacaklının borçlular hakkında 23.06.2011 tarihinde genel haciz yolu ile ilamsız takip başlattığı, takip talebinde borçluların S.. K... mirasçıları olarak gösterildiği, murisin 17.01.2010 tarihinde vefat ettiği, ödeme emrinin borçlu ...'a 04.10.2011 tarihinde tebliğ edildiği, adı geçen borçlunun yasal süresinde itirazlarını icra dairesine bildirdiği, itiraz dilekçesinde mirasın reddine ilişkin bir beyan bulunmadığı, İİK'nın 66. maddesine göre duran takibin devamını sağlamak için alacaklının İİK'nın 68. maddesine göre icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep ettiği, İstanbul 6. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 06.06.2012 tarihli ve 2012/103 E, 2012/684 K. sayılı kararı ile alacaklı vekilinin talebinin kabulü ile borçluların itirazının kesin kaldırılmasına karar verildiği, mahkeme kararının 13.08.2012 tarihinde kesinleştiği, takibin kesinleşmesi üzerine İİK'nın 78 ve devamı maddelerine göre alacaklının borçlu hakkında haciz talep ettiği, borçlu ... vekilinin 19.09.2013 tarihinde icra dairesine başvurarak müvekkilinin murisin mirasını Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.10.2010 tarihli ve 2010/472 E., 2010/881 K. sayılı kararı ile kayıtsız ve şartsız reddettiğini bildirerek icra takip işlemlerinin durdurulmasını ve hacizlerin fekkini talep ettiği, icra memurunun şikâyet konusu 20.09.2013 tarihli işlemi ile borçlu ... adına kayıtlı olan taşınmaz üzerindeki haczin kaldırıldığı, alacaklının memur işlemine karşı şikâyet yoluna başvurduğu görülmektedir.22. İcra takibinin kesinleşmesinden önceki dönemde mirasın reddedilmiş olduğu hususu maddi hukuka dayalı bir borca itiraz sebebidir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 19.11.2014 tarihli ve 2013/12-2240 E., 2014/929 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Somut olayda borçlunun takibin kesinleşmesinden önce TMK'nın 606. maddesine göre alınan mirasın kayıtsız şartsız reddedildiğine ilişkin sulh hukuk mahkemesi kararını, ödeme emri tebliğinden itibaren yasal yedi günlük sürede icra dairesine bildirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda takibin kesinleşmesinden sonra mirasın reddine ilişkin mahkeme kararı icra dairesine sunularak hacizlerin kaldırılması istenemez.23. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.HGK. 10.03.2020 T. E: 2017/748, K: 282
  • Cevap Yok
  • 02-01-2021, Saat: 00:25
  • DuraN
İcra takibinin kesinleşmesinden önceki dönemde, mirasın reddedilmiş olduğu hususu maddi hukuka dayalı bir borca itiraz sebebi olup; olayda borçlu tarafından, takibin kesinleşmesinden önce, TMK'nın 606. maddesine göre alınan mirasın kayıtsız şartsız reddedildiğine ilişkin sulh hukuk mahkemesi kararını, ödeme emri tebliğinden itibaren, yasal yedi günlük sürede icra dairesine bildirilmediği, bu durumda; takibin kesinleşmesinden sonra mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının icra dairesine sunularak hacizlerin kaldırılmasının istenemeyeceği, buna göre; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-

1. Taraflar arasındaki "memur işlemini şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:I. İNCELEME SÜRECİAlacaklı İstemi:
4. Alacaklı vekili 31.10.2013 tarihli şikâyet dilekçesinde; borçlular aleyhine başlattıkları ilamsız takipte borçluların itirazı üzerine açtıkları itirazın kaldırılması taleplerinde İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 06.06.2012 tarihli ve 2012/103 E, 2012/684 K. sayılı kararı ile borçluların itirazının kaldırılmasına ve takibin devamına karar verildiğini, borçluların ödeme emrine süresinde yaptıkları itirazda mirasın reddi kararını icra dosyasına ibraz etmediklerini, borçlu ... vekili tarafından icra takip dosyasına mirasın reddi kararının ibraz edilmesi üzerine icra müdürü tarafından takip tarihi dikkate alınmadan 20.09.2013 tarihli işlemle borçlu vekilinin talebi kabul edilerek haczin kaldırılmasına karar verildiğini ileri sürerek 20.09.2013 tarihli memur işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştirMahkeme Kararı:
5. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 11.11.2013 tarihli ve 2013/693 E., 2013/788 K. sayılı kararı ile; icra takip dosyasının incelenmesinde alacaklının borçlular hakkında kira alacağının tahsili için ilamsız takibe geçtiği, takibin itiraz üzerine durduğu, alacaklının talebi ile İstanbul 6. İcra (Hukuk) Mahkemesi tarafından itirazın kaldırılması ile takibin devamına karar verildiği, bundan sonra borçlu ... vekilinin icra dairesine başvurarak müvekkilinin mirası reddettiğini bildirerek sulh hukuk mahkemesi kararını ibraz ettiği, icra müdürlüğünce bu karar çerçevesinde mirası reddeden mirasçının taşınmazı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verildiği, Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.10.2010 tarihli ve 2010/472 E., 2010/881 K. sayılı kararının 07.12.2012 tarihinde kesinleştiği, bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 615 ve devamı hükümleri çerçevesi içerisinde mirası reddeden mirasçılar yönünden takibe devam edilmesine yasal olanak bulunmadığı, icra müdürlüğünce söz konusu emredici hükme uygun işlem yapıldığı gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.Özel Daire Bozma Kararı:
6. İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Özel Dairece ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiş ise de alacaklı vekilinin süresi içinde karar düzeltme istemi üzerine;7. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 25.11.2014 tarihli ve 2014/29506 E., 2014/28317 K. sayılı kararı ile;
"...Alacaklı tarafından borçlu-muris S.. K... mirasçıları hakkında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, takibin kesinleşmesinden sonra borçlu Ş.. K... vekilinin mirasın reddine ilişkin Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesine ait 14.10.2010 tarih, 2010/472-881 sayılı kararı icra müdürlüğüne sunarak takibin durdurulmasını ve hacizlerin kaldırılmasını istediği, 20.09.2013 tarihli icra müdürlüğü kararı ile talebin kabul edilerek hacizlerin kaldırıldığı, alacaklı vekili tarafından bu işlemin şikâyet konusu edildiği anlaşılmıştır.Borçlu ... vekilinin icra müdürlüğüne yaptığı başvurusu; mirasın reddi kararı nedeniyle, takip işlemi yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu nedenine dayalı takibin durdurulması ve buna dayalı yapılan haczin kaldırılması istemine ilişkindir.Somut olayda murisin takipten önce öldüğü, mirasçılar hakkında takip başlatıldığı, mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alındığı ve kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda takibin şekline göre mirasın reddi nedeniyle icra takibi yapılamayacağı hususu borca itiraz niteliğinde olup, borca itirazın ise İİK'nın 62/1. maddesi uyarınca ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede icra dairesine yapılması zorunludur. Nitekim borçluların süresinde mirasın reddi kararına dayalı icra takip dosyasına itiraz etmedikleri ve takibin İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 06.06.2012 tarih 2012/103-684 sayılı itirazın kaldırılması kararı neticesinde kesinleştiği anlaşılmıştır.O hâlde yukarıda anlatılanlar ışığında; borçlu vekili tarafından takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde mirasın reddi kararı icra müdürlüğüne sunularak, kesinleşen takipte hacizlerin kaldırılması istenemez. Mahkemenin, mirası reddeden mirasçılar aleyhine takibin devamı imkânı olmadığından bahisle memur işlemini yerinde bulması isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşıldığından alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir..." gerekçesi ile onama kararı kaldırılarak mahkeme kararı bozulmuştur.Direnme Kararı:
8. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 09.04.2015 tarihli ve 2015/179 E., 2015/334 K. sayılı kararı ile; bilindiği üzere gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK), gerekse 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kaynaklı pek çok şikâyetin özünde borcun doğmadığı, borcun bulunmadığı veya borcun kendisinden talep edilemeyeceği gibi bir itiraz iradesini de bünyesinde barındırdığı, ancak bu olguların ileri sürülüş biçimi ile İİK ve HMK hükümleri ile bağlantılı yorumlanarak hukuk sistemi içerisinde bir tasnife tabi tutuldukları, somut olayda takipten önce verilmiş olsa dahi mirasın reddedildiğini tespit ve tesciline yönelik kesinleşmiş bir kararın bulunması olgusunun borçlu sıfatı ile bu kişiye takibin ve takip işlemlerinin yöneltilmesine engel olacağı ve bu olgunun İİK ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerince yorumlandığında şikâyet niteliğini taşıyacağı, özünde borcun varlığına yönelmiş bir iradeyi barındırmakla birlikte direkt olarak takip işlemleri karşısında muhatap kabul edilemeyeceği yönünde öncelikli bir iradeyi taşıdığı, hukuk sisteminin kesinleşmiş bu kararı hükümden düşürecek nitelikte söz konusu öncelikli iradeyi görmezden gelerek yapılacak başvuruyu itiraz olarak değerlendirmeye yasal olanak bulunmadığı, takipten önce verilmiş karara dayalı olarak aynı yöndeki beyanın ileri sürülüş biçiminin itiraz olarak değerlendirilmesi hakkın kullanımını süre yönünden kısıtladığı, böyle bir kısıtlayıcı yoruma gidebilmek için ancak açık bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu, böyle bir açık düzenleme yok iken İİK ve HMK bağlamında şikâyet niteliği taşıyan bir beyanın kararın verildiği tarih esas alınarak itiraz niteliğini taşıdığından söz edilemeyeceği, dolayısıyla Özel Dairenin bozma kararında belirtilen sınıflamanın hakkın ileri sürülüş sebep ve biçimini kısıtlayıcı bir nitelik taşıdığı, yasa hükmünü daraltan bir yorum biçimi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda ilamsız icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alınan ve kesinleşen mirasın reddi kararı nedeniyle icra takibi yapılamayacağı hususunun borca itiraz niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre İİK'nın 62. maddesinin 1. fıkrasına göre ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede mirasın reddi kararının icra dairesine bildirmemesi hâlinde ilamsız takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borçlu vekili tarafından mirasın reddi kararının icra müdürlüğüne sunularak hacizlerin kaldırılmasının istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.III. GEREKÇE
11. Genel haciz yolu ile ilamsız takipte İİK'nın 60. maddesi uyarınca kendisine ödeme emri gönderilen borçlu borca ve imzaya itirazlarını İİK'nın 62. maddesinin 1. fıkrası gereğince ödeme emri tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine bildirilebilir.12. İtiraz sebeplerini iki bakımdan sınıflandırmak mümkündür: 
i) Maddî hukuka veya takip hukukuna dayanan itiraz sebepleri; 
ii) İleri sürülüş şekli bakımından itiraz sebepleri.13. İtiraz sebepleri ya maddî hukuka veya takip hukukuna dayanır. Maddî hukuka dayanan itiraz sebepleri; itiraz daha çok takip konusu alacağa ilişkindir. Borçlu, maddî hukuk (meselâ TMK, TBK ve TTK) bakımından, takip konusu alacağı ödemek zorunda olmadığını, ancak itiraz yolu ile ileri sürebilir. Burada borçlunun itirazı alacağa ilişkindir. Takip hukukuna dayanan itiraz sebeplerini, alacaklının takip yapma yetkisi (takibat icrası hakkı m. 60/3, c. 3) bulunmadığına ilişkin itirazlar olarak özetlemek mümkündür. Alacaklının takip yapma yetkisi bulunmadığına ilişkin bütün sebepler, itiraz sebebi değildir. Borçlunun ileri sürdüğü sebep, niteliği bakımından icra müdürünün kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gereken bir sebep (şikâyet sebebi) değilse, itiraz yolu ile ileri sürülür.14. İleri sürülüş şekli bakımından itiraz sebepleri ise imzaya itiraz ve borca itiraz olarak ikiye ayrılır. İmzaya itiraz dışındaki diğer bütün itirazlara, borca itiraz denir (m. 60/3; c. 3; m. 60/4; karş: m. 169). Meselâ ödeme, takas, zamanaşımı, borcun müeccel olduğu, borcun şarta bağlı olduğu, icra dairesinin yetkisiz olduğu ve sıfat itirazı gibi (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2013, s. 224 vd.). Borçlunun borcu olmadığına ilişkin itirazı, takip konusu kambiyo senedin karşılıksız olduğu (veya kaldığı), hatır senedi olduğu, anlaşmaya aykırı doldurulduğu, kambiyo senedinde tahrifat yapıldığı, borçlunun senedin düzenlendiği tarihte ayırt etme gücüne sahip olmadığı, mirası reddetmiş olduğu gibi sebeplere dayanır (Kuru, s. 787-788).15. Diğer taraftan genel haciz yolu ile ilamsız takipte borçlu şikâyetlerini İİK'nın 16. maddesi kapsamında icra mahkemesine bildirebilir.16. Şikâyet icra ve iflas hukukunda düzenlenmiş, kendisine özgü hukuki bir çaredir. Şikâyet kendisine özgü bir yol olup bir dava ve gerçek anlamda bir kanun yolu değildir. Şikâyet, icra takibinin taraflarına veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Özkan, M.S./Özekes, M.:İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası, Ankara, 2013, s.125 vd.).17. Şikâyet, icra mahkemesince incelenir ve karara bağlanır. İcra mahkemesinin şikâyeti inceleyebilmesi için kendisine talepte bulunulması gerekir. Ancak şikâyetin kamu düzenine aykırı olması hâlinde, başka bir sebeple kendisine dosya ulaşan icra mahkemesi, icra memurunun işlemindeki kamu düzenine aykırılığı kendiliğinden nazara alabilir ve işlemi iptal edebilir.18. Şikâyet ile itiraz arasında önemli farklar vardır. Şikâyet takip hukukunu ilgilendirir ve bununla icra ve iflas memurunun takip hukukuna ilişkin hükümleri uygulamadığı veya yanlış uyguladığı ileri sürülür. İtiraz ise alacağa karşı ve dolayısıyla maddi hukuk hükümlerine dayanmaktadır. Örneğin alacağın mevcut olmadığı, hükümsüz olduğu, alacağın alacaklının talep ettiği miktarda olmadığı, takas gibi bir sebeple ileri sürülür (Pekcanıtez, H.: İcra-İflas Hukukunda Şikayet, Ankara 1986, s. 26). İcra müdürünün kendiliğinden gözetmesi gereken hususlar dışında kalan takip hukukuna ilişkin sebepler itiraz sebebi oluşturur (örneğin İİK'nın 50. maddesinde düzenlenen yetki itirazı).19. Örneğin, İİK'nın 53. maddesine göre; borçlunun ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse TMK'nın 606. maddesinde belirtilen 3 aylık mirası ret süresince mirasçılar hakkında takip yapılamaz. İİK'nın 53. maddesine aykırı olarak takip yapılması ya da takip işlemlerine devam edilmesi nedenlerine dayalı olarak ilgililer İİK'nın 16. maddesi uyarınca icra mahkemesine şikâyette bulunabilirler.20. Ayrıca mirasçı sıfatı ile hakkında takip başlatılan borçlular TMK'nın 605. maddesinin 2. fıkrasına göre murisin terekesinin borca batık olduğu ve miras bırakanın mirasını hükmen reddetmiş sayıldıkları iddiası ile genel mahkemede açacakları dava yolu ile terekenin borca batık olduğunun tespitine dair ilam getirmeleri için İİK'nın 68. maddesinin 4. fıkrasına göre uygun bir süre verilmesi talebiyle her zaman icra mahkemesine başvurabilirler.21. Somut olayda; alacaklının borçlular hakkında 23.06.2011 tarihinde genel haciz yolu ile ilamsız takip başlattığı, takip talebinde borçluların S.. K... mirasçıları olarak gösterildiği, murisin 17.01.2010 tarihinde vefat ettiği, ödeme emrinin borçlu ...'a 04.10.2011 tarihinde tebliğ edildiği, adı geçen borçlunun yasal süresinde itirazlarını icra dairesine bildirdiği, itiraz dilekçesinde mirasın reddine ilişkin bir beyan bulunmadığı, İİK'nın 66. maddesine göre duran takibin devamını sağlamak için alacaklının İİK'nın 68. maddesine göre icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep ettiği, İstanbul 6. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 06.06.2012 tarihli ve 2012/103 E, 2012/684 K. sayılı kararı ile alacaklı vekilinin talebinin kabulü ile borçluların itirazının kesin kaldırılmasına karar verildiği, mahkeme kararının 13.08.2012 tarihinde kesinleştiği, takibin kesinleşmesi üzerine İİK'nın 78 ve devamı maddelerine göre alacaklının borçlu hakkında haciz talep ettiği, borçlu ... vekilinin 19.09.2013 tarihinde icra dairesine başvurarak müvekkilinin murisin mirasını Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.10.2010 tarihli ve 2010/472 E., 2010/881 K. sayılı kararı ile kayıtsız ve şartsız reddettiğini bildirerek icra takip işlemlerinin durdurulmasını ve hacizlerin fekkini talep ettiği, icra memurunun şikâyet konusu 20.09.2013 tarihli işlemi ile borçlu ... adına kayıtlı olan taşınmaz üzerindeki haczin kaldırıldığı, alacaklının memur işlemine karşı şikâyet yoluna başvurduğu görülmektedir.22. İcra takibinin kesinleşmesinden önceki dönemde mirasın reddedilmiş olduğu hususu maddi hukuka dayalı bir borca itiraz sebebidir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 19.11.2014 tarihli ve 2013/12-2240 E., 2014/929 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Somut olayda borçlunun takibin kesinleşmesinden önce TMK'nın 606. maddesine göre alınan mirasın kayıtsız şartsız reddedildiğine ilişkin sulh hukuk mahkemesi kararını, ödeme emri tebliğinden itibaren yasal yedi günlük sürede icra dairesine bildirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda takibin kesinleşmesinden sonra mirasın reddine ilişkin mahkeme kararı icra dairesine sunularak hacizlerin kaldırılması istenemez.23. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.HGK. 10.03.2020 T. E: 2017/748, K: 282

Takibin İptali Halinde İhtiyati Haczin Durumu

12. Hukuk Dairesi         2010/18438 E.  ,  2010/30728 K.İİK’nun 264/2-son cümle hükmü, kambiyo takiplerinde de kıyasen uygulanmalıdır. Yani, alacaklı, icra mahkemesinin takibin iptali kararının kendisine tefhim veya tebilğinden itibaren 7 gün içinde, gerek haciz yolu ile takip yaparsa veya mahkemede alacak davası açarsa, ihtiyati haczi geçerli kalmakta devam eder. (İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004 Baskı, sh:910…)“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Küçükçekmece 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/05/2010
NUMARASI : 2010/463-2010/546
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı, Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nden aldığı ihtiyati haciz kararını borçlu hakkında İİK’nun 261/1. maddesinde öngörülen 10 günlük yasal sürede uygulatmış ve 264/1. maddesindeki  yasal 7 günlük sürede de esas takibe geçmesi üzerine borçlunun icra mahkemesine başvurarak sözü edilen takibi iptal ettirdiği ve mahkemece verilen iptal kararının alacaklıya 19/03/2010 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklının da 26/03/2010 tarihinde  Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak davası açtığı görülmektedir. HUMK’nun 101 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri daha etkili bir tedbir işlemi olduğundan bir icra takibi işlemi mahiyetinde değildir. (HGK’nun 2000/12-49 E., 2000/94 K.)
İİK’nun 264/2-son cümle hükmü, kambiyo takiplerinde de kıyasen uygulanmalıdır. Yani, alacaklı, icra mahkemesinin takibin iptali kararının kendisine tefhim veya tebilğinden itibaren 7 gün içinde, gerek haciz yolu ile takip yaparsa veya mahkemede alacak davası açarsa, ihtiyati haczi geçerli kalmakta devam eder. (İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004 Baskı, sh:910…)
Açıklanan bu durum karşısında borçlunun şikayetinin reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 20/12/2010 gününde oyçokluğuyla  karar verildi.
Üye E.U.’in karşı oy yazısı:
Alacaklı tarafından Asliye Hukuk Mahjemesince verilmiş ve uygulanmış olan ihtiyati haciz kararına istinaden borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatılmış, borçlu süresi içerisinde icra mahkemesine başvurarak takip konusu çekin kambiyo senedi vasfında olmadığını ileri sürmüş bu şikayet mahkemece kabul edilerek takibin iptaline karar verilmiştir.Bu kararın kesinleşmesi üzerine alacaklı Asliye Ticaret Mahkemesinde alacağın tahsili istemi ile dava açmıştır. Alacaklı daha sonra icra müdürlüğüne başvurarak İİK.un 264. maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde dava açtığından ihtiyati hacizlerine devam edeceğini talep etmiş icra müdürlüğüncede bu istem kabul edilerek ihtiyati hacizlerin devamına karar verilmiştir.Borçlu icra müdürlüğünün bu kararını icra mahkemesi nezdinde şikayet konusu yapmış anılan mahkemecede İİK.un 264/2. maddesinin genel haciz yolu ile yapılan takiplerde uygulanacağını, kambiyo takibi ital edildiğinden ihtiyati haczin devamının olanaklı olmadığını beliterek şikayetin kabulü ile icra müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmiştir.
İhtiyati haciz kararını alan alacaklı bu kararı İİK.un 261. maddesi uyarınca 10 günlük süre içerisinde icra ettirir ve İİK.un 264/1. maddesi uyarınca yasal 7 günlük süre içerisinde genel haciz yolu ile takibini başlatması gerekir.Bu yasal süre içerisinde takibe geçilmez ise alınan ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.Borçlu bu takibe karşı süresiiçerisinde icra müdürlüğüne itirazda bulunur ise bu itiraz ile takip duracağı için alacaklı yasal süre içerisinde duran takibin devamını sağlayabilmek için icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını ister, şayet bu istem icra mahkemesince rededilir ise reddin tebliği tarihi itibarı ile 7 günlük süre içerisinde alacak davası açar ise ihtiyati haciz devam eder aksi halde ihtiyati haciz düşer.Yukarıda belirttiğimiz gibi yasa koyucu bunu genel haciz yolu ile yapılan takibe ilişkin olarak bu yasal düzenlemeyi yapmıştır.Somut olayımızda yapılan takip kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılmış olup alınan ihtiyati haczin devamlılığını sağlıyan bu takip icra mahkemesince iptal edilmiş olup ihtiyati haczin dayanağı kalmadığından ihtiyati haciz düşer.Zira,kambiyo senetlerine özgü yol ile yapılan takipte itiraz İİK.un 169. maddesi uyarınca takibi durdurmayacağı için İİK.un 264/2. maddesinde belirtilen prosedürün bu takipte uygulanması düşünülemez
İİK.un 06.03.1965 tarih ve 538 sayılı kanun ile değişik 168. maddesinde kambiyo senedi vasfına ilişkin şikayetlerin mercie bildirileceği ve aynı maddenin 5. fıkrasında borçlu olunmadığı,borcun itfa veya imhal edildiği veya alacağın zamanaşımına uğradığına ilikin borçlu itirazlarının icra tetkik merciine bildirileceği belirtilmiş iken aynı maddenin 4. fıkrasında kambiyo senedindeki imzaya ilişkin itirazın ise icra dairesine bildirileceği belirtilmiş ve İİK.un imzaya itirazı düzenleyen 06.03.1965 tarih ve 538 sayılı kanun ile değilşik 170. maddesinde imzaya karşı 168.maddenin 4. fıkrası uyarınca yapılan itirazın takibi durduracağı, alacaklının aynı kanunun 67. maddesine göre genel mahkemelerde dava açabileceği veya itiraz tarihinden itibaren 6 ay içinde icra tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını isteyebileceği belirtilmiştir.Ancak İİK.un 168/4. ve 170. maddesindeki yukarıda belirttiğim düzenlemeler 25.11.1988 tarih ve 3494 sayılı kanun ile değiştirilerek İİK.un 168. ve 170. maddedeki diğer düzenlemeler ile pararlellik sağlanmış olup kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takipte borçlu tüm itirazlarını İcra mahkemesine yapacağı gibi yapılan bu itirazda takibi durdurmayacaktır. Bu nedenle 18 kez değiştirilmiş olan İİK.unda 168. 169.169/a.170.170/a. Maddelerine bir atıf bulunmadığından kanunda boşluk var denilerek İİK.un 62. ve devamı maddelerini yasa koyucunun yapmadığı bir düzenlemeyi kıyas yolu kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte uygulamak doğru değildir.Bu nedenle Mahkeme kararı yerinde olup onanması gerekir düşüncesindeyim. 
Üye N.Ş.’in karşı oy yazısı:
Alacaklı 12/02/2010 keşide tarihli 15.000 TL bedelli çeke istinaden Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nden aldığı ihtiyati haciz kararı ile 23/02/2010 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe geçmiş, borçluya 10 örnek ödeme emri gönderilmiş icra dosyasında 25/02/2010, 02/03/2010 tarihlerinde ihtiyati haciz uygulamaları da yapılmıştır. Borçlunun süresinde şikayeti üzerine çekle keşide yeri bulunmadığından başlatılan bu takip icra mahkemesinde iptal edilmiş, karar 03/03/2010 tarihinde kesinleşmiştir. Takibin iptali kararının kesinleşmesinden sonra alacaklının 01/04/2010 tarihinde Asliye Ticaret Mahkemesinde “alacağın tahsili” için dava açarak, açılan bu dava nedeniyle ihtiyati hacizlerin devam edeceğini bildirmesi üzerine, icra müdürü İİK’nun 264. maddesine göre, alacaklı iptal kararının kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde alacak davası açmış olması gerekçesi ile ihtiyati hacizlerin devam edeceğini belirtip, alacaklı istemini kabul etmiş, borçlu vekili bu kararı şikayete getirmiş, icra mahkemesince İİK’nun 264/2. maddesinin genel haciz yolu ile yapılan takiplerde uygulanabileceği, kambiyo takibi iptal edildiği halde ihtiyati hacizlerin devamınını olanaklı olmadığını bildirerek şikayetin kabulü yoluna gidilmiştir.
İİK’nun 264/2. maddesinde gösterilen (mahkemede dava açılması) hususu, takibe itiraz üzerine alacaklının İİK’nun 67. maddesi gereğince açılacak itirazın iptali davasını ifade eder. (İcra İflas Hukuk, 3.cilt, sf:2556, 2559). Böyle bir davanın sonucunda alınacak kararın icra dosyasına sunulması koşuluyla takibin devamı olanaklıdır. Somut olayda Ticaret Mahkemsinden alınan ilam itirazın iptali konulu olmayıp, eda hükmünü içeren ayrı bir davadır. Bu ilamın hüküm fıkrasında takibin devamını sağlayan bir bölüm bulunmamaktadır. Alacaklı anılan ilamların harcını vererek yeni bir takip yapabilir. İptal edilen takipteki ihtiyati hacizlerin devamını olanaklı kılamaz. (İİK Şerhi, 4.cilt, sayfa: 5409) İcra mahkemesinden verilen takibin iptali kararının kesinleşmesi üzerine bu takip zımmında  uygulanan ihtiyati hacizler de kalkar. İİK’nun 264. maddesinde sadece “alacaklının itirazının kaldırılması talebinin reddi halinden” bahsedilmiş olup, “borçlunun itirzının kabulüne” değinilmediğinden, itiraz halinde dahi takip durmayacağı 169. maddede gösterilmiş olduğundan, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takipte, borçlunun icra mahkemesine yaptığı itirazın kabulü halinde 264. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin uygulanması olanaksızdır. 
“Takibin iptaline” dair karar gereği, alacaklı genel haciz yolu ile yeniden takip yapabilir, ilamsız ödeme emri  tebliği üzerine İİK’nun 264 prosedürü tatbik olunabilir. (Talih Uyar, İİK Şerhi, Cilt 10, Sayfa: 17234-17235). Dairemizin istikrar kazanmış uygulamaları bu yönde olduğundan ve mahkeme kararı gerekçesi yerleşik uygulamamıza uygun olup, kararın onanması kanaati taşıdığımdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
  • Cevap Yok
  • 02-01-2021, Saat: 00:23
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2010/18438 E.  ,  2010/30728 K.İİK’nun 264/2-son cümle hükmü, kambiyo takiplerinde de kıyasen uygulanmalıdır. Yani, alacaklı, icra mahkemesinin takibin iptali kararının kendisine tefhim veya tebilğinden itibaren 7 gün içinde, gerek haciz yolu ile takip yaparsa veya mahkemede alacak davası açarsa, ihtiyati haczi geçerli kalmakta devam eder. (İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004 Baskı, sh:910…)“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Küçükçekmece 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/05/2010
NUMARASI : 2010/463-2010/546
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı, Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nden aldığı ihtiyati haciz kararını borçlu hakkında İİK’nun 261/1. maddesinde öngörülen 10 günlük yasal sürede uygulatmış ve 264/1. maddesindeki  yasal 7 günlük sürede de esas takibe geçmesi üzerine borçlunun icra mahkemesine başvurarak sözü edilen takibi iptal ettirdiği ve mahkemece verilen iptal kararının alacaklıya 19/03/2010 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklının da 26/03/2010 tarihinde  Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak davası açtığı görülmektedir. HUMK’nun 101 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri daha etkili bir tedbir işlemi olduğundan bir icra takibi işlemi mahiyetinde değildir. (HGK’nun 2000/12-49 E., 2000/94 K.)
İİK’nun 264/2-son cümle hükmü, kambiyo takiplerinde de kıyasen uygulanmalıdır. Yani, alacaklı, icra mahkemesinin takibin iptali kararının kendisine tefhim veya tebilğinden itibaren 7 gün içinde, gerek haciz yolu ile takip yaparsa veya mahkemede alacak davası açarsa, ihtiyati haczi geçerli kalmakta devam eder. (İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004 Baskı, sh:910…)
Açıklanan bu durum karşısında borçlunun şikayetinin reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 20/12/2010 gününde oyçokluğuyla  karar verildi.
Üye E.U.’in karşı oy yazısı:
Alacaklı tarafından Asliye Hukuk Mahjemesince verilmiş ve uygulanmış olan ihtiyati haciz kararına istinaden borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatılmış, borçlu süresi içerisinde icra mahkemesine başvurarak takip konusu çekin kambiyo senedi vasfında olmadığını ileri sürmüş bu şikayet mahkemece kabul edilerek takibin iptaline karar verilmiştir.Bu kararın kesinleşmesi üzerine alacaklı Asliye Ticaret Mahkemesinde alacağın tahsili istemi ile dava açmıştır. Alacaklı daha sonra icra müdürlüğüne başvurarak İİK.un 264. maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde dava açtığından ihtiyati hacizlerine devam edeceğini talep etmiş icra müdürlüğüncede bu istem kabul edilerek ihtiyati hacizlerin devamına karar verilmiştir.Borçlu icra müdürlüğünün bu kararını icra mahkemesi nezdinde şikayet konusu yapmış anılan mahkemecede İİK.un 264/2. maddesinin genel haciz yolu ile yapılan takiplerde uygulanacağını, kambiyo takibi ital edildiğinden ihtiyati haczin devamının olanaklı olmadığını beliterek şikayetin kabulü ile icra müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmiştir.
İhtiyati haciz kararını alan alacaklı bu kararı İİK.un 261. maddesi uyarınca 10 günlük süre içerisinde icra ettirir ve İİK.un 264/1. maddesi uyarınca yasal 7 günlük süre içerisinde genel haciz yolu ile takibini başlatması gerekir.Bu yasal süre içerisinde takibe geçilmez ise alınan ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.Borçlu bu takibe karşı süresiiçerisinde icra müdürlüğüne itirazda bulunur ise bu itiraz ile takip duracağı için alacaklı yasal süre içerisinde duran takibin devamını sağlayabilmek için icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını ister, şayet bu istem icra mahkemesince rededilir ise reddin tebliği tarihi itibarı ile 7 günlük süre içerisinde alacak davası açar ise ihtiyati haciz devam eder aksi halde ihtiyati haciz düşer.Yukarıda belirttiğimiz gibi yasa koyucu bunu genel haciz yolu ile yapılan takibe ilişkin olarak bu yasal düzenlemeyi yapmıştır.Somut olayımızda yapılan takip kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılmış olup alınan ihtiyati haczin devamlılığını sağlıyan bu takip icra mahkemesince iptal edilmiş olup ihtiyati haczin dayanağı kalmadığından ihtiyati haciz düşer.Zira,kambiyo senetlerine özgü yol ile yapılan takipte itiraz İİK.un 169. maddesi uyarınca takibi durdurmayacağı için İİK.un 264/2. maddesinde belirtilen prosedürün bu takipte uygulanması düşünülemez
İİK.un 06.03.1965 tarih ve 538 sayılı kanun ile değişik 168. maddesinde kambiyo senedi vasfına ilişkin şikayetlerin mercie bildirileceği ve aynı maddenin 5. fıkrasında borçlu olunmadığı,borcun itfa veya imhal edildiği veya alacağın zamanaşımına uğradığına ilikin borçlu itirazlarının icra tetkik merciine bildirileceği belirtilmiş iken aynı maddenin 4. fıkrasında kambiyo senedindeki imzaya ilişkin itirazın ise icra dairesine bildirileceği belirtilmiş ve İİK.un imzaya itirazı düzenleyen 06.03.1965 tarih ve 538 sayılı kanun ile değilşik 170. maddesinde imzaya karşı 168.maddenin 4. fıkrası uyarınca yapılan itirazın takibi durduracağı, alacaklının aynı kanunun 67. maddesine göre genel mahkemelerde dava açabileceği veya itiraz tarihinden itibaren 6 ay içinde icra tetkik merciinden itirazın kaldırılmasını isteyebileceği belirtilmiştir.Ancak İİK.un 168/4. ve 170. maddesindeki yukarıda belirttiğim düzenlemeler 25.11.1988 tarih ve 3494 sayılı kanun ile değiştirilerek İİK.un 168. ve 170. maddedeki diğer düzenlemeler ile pararlellik sağlanmış olup kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takipte borçlu tüm itirazlarını İcra mahkemesine yapacağı gibi yapılan bu itirazda takibi durdurmayacaktır. Bu nedenle 18 kez değiştirilmiş olan İİK.unda 168. 169.169/a.170.170/a. Maddelerine bir atıf bulunmadığından kanunda boşluk var denilerek İİK.un 62. ve devamı maddelerini yasa koyucunun yapmadığı bir düzenlemeyi kıyas yolu kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte uygulamak doğru değildir.Bu nedenle Mahkeme kararı yerinde olup onanması gerekir düşüncesindeyim. 
Üye N.Ş.’in karşı oy yazısı:
Alacaklı 12/02/2010 keşide tarihli 15.000 TL bedelli çeke istinaden Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nden aldığı ihtiyati haciz kararı ile 23/02/2010 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe geçmiş, borçluya 10 örnek ödeme emri gönderilmiş icra dosyasında 25/02/2010, 02/03/2010 tarihlerinde ihtiyati haciz uygulamaları da yapılmıştır. Borçlunun süresinde şikayeti üzerine çekle keşide yeri bulunmadığından başlatılan bu takip icra mahkemesinde iptal edilmiş, karar 03/03/2010 tarihinde kesinleşmiştir. Takibin iptali kararının kesinleşmesinden sonra alacaklının 01/04/2010 tarihinde Asliye Ticaret Mahkemesinde “alacağın tahsili” için dava açarak, açılan bu dava nedeniyle ihtiyati hacizlerin devam edeceğini bildirmesi üzerine, icra müdürü İİK’nun 264. maddesine göre, alacaklı iptal kararının kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde alacak davası açmış olması gerekçesi ile ihtiyati hacizlerin devam edeceğini belirtip, alacaklı istemini kabul etmiş, borçlu vekili bu kararı şikayete getirmiş, icra mahkemesince İİK’nun 264/2. maddesinin genel haciz yolu ile yapılan takiplerde uygulanabileceği, kambiyo takibi iptal edildiği halde ihtiyati hacizlerin devamınını olanaklı olmadığını bildirerek şikayetin kabulü yoluna gidilmiştir.
İİK’nun 264/2. maddesinde gösterilen (mahkemede dava açılması) hususu, takibe itiraz üzerine alacaklının İİK’nun 67. maddesi gereğince açılacak itirazın iptali davasını ifade eder. (İcra İflas Hukuk, 3.cilt, sf:2556, 2559). Böyle bir davanın sonucunda alınacak kararın icra dosyasına sunulması koşuluyla takibin devamı olanaklıdır. Somut olayda Ticaret Mahkemsinden alınan ilam itirazın iptali konulu olmayıp, eda hükmünü içeren ayrı bir davadır. Bu ilamın hüküm fıkrasında takibin devamını sağlayan bir bölüm bulunmamaktadır. Alacaklı anılan ilamların harcını vererek yeni bir takip yapabilir. İptal edilen takipteki ihtiyati hacizlerin devamını olanaklı kılamaz. (İİK Şerhi, 4.cilt, sayfa: 5409) İcra mahkemesinden verilen takibin iptali kararının kesinleşmesi üzerine bu takip zımmında  uygulanan ihtiyati hacizler de kalkar. İİK’nun 264. maddesinde sadece “alacaklının itirazının kaldırılması talebinin reddi halinden” bahsedilmiş olup, “borçlunun itirzının kabulüne” değinilmediğinden, itiraz halinde dahi takip durmayacağı 169. maddede gösterilmiş olduğundan, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takipte, borçlunun icra mahkemesine yaptığı itirazın kabulü halinde 264. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin uygulanması olanaksızdır. 
“Takibin iptaline” dair karar gereği, alacaklı genel haciz yolu ile yeniden takip yapabilir, ilamsız ödeme emri  tebliği üzerine İİK’nun 264 prosedürü tatbik olunabilir. (Talih Uyar, İİK Şerhi, Cilt 10, Sayfa: 17234-17235). Dairemizin istikrar kazanmış uygulamaları bu yönde olduğundan ve mahkeme kararı gerekçesi yerleşik uygulamamıza uygun olup, kararın onanması kanaati taşıdığımdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

İlamda faiz ve faizin başlangıcı konusunda hüküm bulunmaması

12. Hukuk Dairesi         2019/6786 E.  ,  2020/4079 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İlamlı icra takibinde borçlu, takip talebinde talep edilen faizin fahiş olduğundan bahisle takibin iptalini talep ettiği, ilk derece mahkemesince; takibe konu ilamda hükmedilen tazminatlara işleyecek faizin ve başlangıç tarihlerinin belirli olduğu, faiz hesabında isabetsizlik bulunmadığının 11/04/2018 tarihli ek bilirkişi raporu ile tespit edildiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği; borçlunun ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Takibe konu ... Asliye Ticaret Mahkemesi ilamında; maddi ve manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği görülmektedir.
İlamda, faiz ve faizin başlangıcı konusunda bir hüküm bulunmaması halinde karar tarihinden itibaren yasal faiz istenebilir.
İlk derece mahkemesince esas alınan 11/04/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda asıl alacağa haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz yerine, avans faiz oranı işletilmiştir.
Somut olayda dayanak ilamda hükmedildiği şekilde ticari faiz türü adı altında literatürde bir faiz oranı olmadığından ilamda belirtilen ticari faizden, yasal faiz anlaşılması gerekmekte olup asıl alacağa yasal faiz işletilmelidir.
O halde, mahkemece, bilirkişiden tekrar ek rapor alınarak, asıl alacağa haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle hesaplama yaptırılması gerekirken, hatalı hesaplama içeren ek bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 28.01.2019 tarih ve 2018/2462 E.-2019/275 K sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesinin 22.05.2018 tarihli ve 2017/644 E.-2018/369 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08/06/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 02-01-2021, Saat: 00:17
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2019/6786 E.  ,  2020/4079 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İlamlı icra takibinde borçlu, takip talebinde talep edilen faizin fahiş olduğundan bahisle takibin iptalini talep ettiği, ilk derece mahkemesince; takibe konu ilamda hükmedilen tazminatlara işleyecek faizin ve başlangıç tarihlerinin belirli olduğu, faiz hesabında isabetsizlik bulunmadığının 11/04/2018 tarihli ek bilirkişi raporu ile tespit edildiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği; borçlunun ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Takibe konu ... Asliye Ticaret Mahkemesi ilamında; maddi ve manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği görülmektedir.
İlamda, faiz ve faizin başlangıcı konusunda bir hüküm bulunmaması halinde karar tarihinden itibaren yasal faiz istenebilir.
İlk derece mahkemesince esas alınan 11/04/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda asıl alacağa haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz yerine, avans faiz oranı işletilmiştir.
Somut olayda dayanak ilamda hükmedildiği şekilde ticari faiz türü adı altında literatürde bir faiz oranı olmadığından ilamda belirtilen ticari faizden, yasal faiz anlaşılması gerekmekte olup asıl alacağa yasal faiz işletilmelidir.
O halde, mahkemece, bilirkişiden tekrar ek rapor alınarak, asıl alacağa haksız fiil tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle hesaplama yaptırılması gerekirken, hatalı hesaplama içeren ek bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 28.01.2019 tarih ve 2018/2462 E.-2019/275 K sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesinin 22.05.2018 tarihli ve 2017/644 E.-2018/369 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08/06/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

2021 Harçlar Kanunu Tarifesi

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

HARÇLAR KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 86)

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarifelerde yer alan maktu harçların (maktu ve nispî harçların asgarî ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında hesaplanarak tespit ve ilan edilmesidir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 492 sayılı Kanunun mükerrer 138 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.

Harç miktarlarının hesaplanması

MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2020 yılı için yeniden değerleme oranı %9,11 (dokuz virgül onbir) olarak tespit edilmiş ve 28/11/2020 tarihli ve 31318 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:521) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.

(2) 492 sayılı Kanuna bağlı tarifelerde yer alan ve 2020 yılında uygulanan maktu harçlar (maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında artırılmıştır. Artırılan bu tutarlar 1/1/2021 tarihinden itibaren uygulanmak üzere Tebliğ ekindeki tarifelerde gösterilmiştir.

(3) 492 sayılı Kanuna bağlı 2, 5 ve 7 sayılı tarifelerin bazı pozisyonlarında beher rüsum tonilatosundan gibi birim değer üzerinden alınacak maktu harç tutarları yer almaktadır. Sözü edilen maktu harç tutarlarının, birim değerler toplamına tatbiki sonucu bulunacak olan ve asgari ve azami hadler arasında kalan harcın 10 Kuruşa kadarki kesirleri de tahsil edilmeyecektir.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

Eki için tıklayınız
  • Cevap Yok
  • 02-01-2021, Saat: 00:09
  • DuraN
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

HARÇLAR KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 86)

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarifelerde yer alan maktu harçların (maktu ve nispî harçların asgarî ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında hesaplanarak tespit ve ilan edilmesidir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 492 sayılı Kanunun mükerrer 138 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.

Harç miktarlarının hesaplanması

MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2020 yılı için yeniden değerleme oranı %9,11 (dokuz virgül onbir) olarak tespit edilmiş ve 28/11/2020 tarihli ve 31318 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:521) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.

(2) 492 sayılı Kanuna bağlı tarifelerde yer alan ve 2020 yılında uygulanan maktu harçlar (maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında artırılmıştır. Artırılan bu tutarlar 1/1/2021 tarihinden itibaren uygulanmak üzere Tebliğ ekindeki tarifelerde gösterilmiştir.

(3) 492 sayılı Kanuna bağlı 2, 5 ve 7 sayılı tarifelerin bazı pozisyonlarında beher rüsum tonilatosundan gibi birim değer üzerinden alınacak maktu harç tutarları yer almaktadır. Sözü edilen maktu harç tutarlarının, birim değerler toplamına tatbiki sonucu bulunacak olan ve asgari ve azami hadler arasında kalan harcın 10 Kuruşa kadarki kesirleri de tahsil edilmeyecektir.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

Eki için tıklayınız

2021 Damga Vergisi Oranları

TEBLİĞ

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

DAMGA VERGİSİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 65)

Amaç ve kapsam

MADDE 1– (1) Bu Tebliğin amacı, 1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinde yer alan azami tutarın ve Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tabloda yer alan maktu vergilerin yeniden değerleme oranına göre belirlenerek tespit ve ilan edilmesidir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 488 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrası ve mükerrer 30 uncu maddesinin birinci fıkrası hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Maktu damga vergisi tutarları ile azami tutarın belirlenmesi

MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2020 yılı için yeniden değerleme oranı % 9,11 (dokuz virgül onbir) olarak tespit edilmiş ve 28/11/2020 tarihli ve 31318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 521) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.

(2) 488 sayılı Kanunun mükerrer 30 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince, Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer alan ve 64 Seri No’lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği ile tespit edilen maktu vergiler, (maktu ve nispi vergilerin asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), yeniden değerleme oranında artırılmış ve 1/1/2021 tarihinden itibaren uygulanacak miktarları Tebliğ ekindeki (1) sayılı tabloda gösterilmiştir.

(3) 488 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan her bir kağıttan alınacak damga vergisine ilişkin üst sınır yeniden değerleme oranında artırılmış ve 1/1/2021 tarihinden itibaren 3.534.679,90 Türk Lirası olmuştur.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

Eki için tıklayınız
  • Cevap Yok
  • 02-01-2021, Saat: 00:08
  • DuraN
TEBLİĞ

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

DAMGA VERGİSİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 65)

Amaç ve kapsam

MADDE 1– (1) Bu Tebliğin amacı, 1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinde yer alan azami tutarın ve Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tabloda yer alan maktu vergilerin yeniden değerleme oranına göre belirlenerek tespit ve ilan edilmesidir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 488 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrası ve mükerrer 30 uncu maddesinin birinci fıkrası hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Maktu damga vergisi tutarları ile azami tutarın belirlenmesi

MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2020 yılı için yeniden değerleme oranı % 9,11 (dokuz virgül onbir) olarak tespit edilmiş ve 28/11/2020 tarihli ve 31318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 521) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.

(2) 488 sayılı Kanunun mükerrer 30 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince, Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer alan ve 64 Seri No’lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği ile tespit edilen maktu vergiler, (maktu ve nispi vergilerin asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), yeniden değerleme oranında artırılmış ve 1/1/2021 tarihinden itibaren uygulanacak miktarları Tebliğ ekindeki (1) sayılı tabloda gösterilmiştir.

(3) 488 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan her bir kağıttan alınacak damga vergisine ilişkin üst sınır yeniden değerleme oranında artırılmış ve 1/1/2021 tarihinden itibaren 3.534.679,90 Türk Lirası olmuştur.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

Eki için tıklayınız

2021 Lisanslı Yediemin Depo Ücret Tarifesi

29 Aralık 2020 SALI

Resmî Gazete

Sayı : 31349

TEBLİĞ

Adalet Bakanlığından:

LİSANSLI YEDİEMİN DEPOLARI YÖNETMELİĞİ

ÜCRET TARİFESİ

 

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) İcra dairelerince haczedilen ve lisanslı yediemin depoları ile özel depo ve garajlarda muhafaza edilen mahcuz mallar için alınacak ücret hususunda bu Tarife hükümleri uygulanır.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tarife; 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 88 inci maddesinin beşinci fıkrası ile 23/8/2016 tarihli ve 29810 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisanslı Yediemin Depoları Yönetmeliğinin 26 ncı, Geçici 1 ve 3 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Muhafaza ücretinin hesabı

MADDE 3 – (1) Lisanslı yediemin depolarındaki mahcuz malların muhafaza ücreti ile muhafaza esnasındaki çilingir, çekici ve nakliye hizmetleri için ödenecek ücret Ek-1 ücret tablosu esas alınarak hesap edilir.

(2) Bir mahalde lisanslı yediemin depoları faaliyete geçinceye kadar o yerde yapılan muhafaza işlemleri için ödenecek ücret Ek-1 ücret tablosundaki muhafaza ücretlerinin yüzde sekseni üzerinden hesap edilir. Ek-1 ücret tablosundaki çekici, nakliye, hamaliye ve çilingir hizmetleri için belirlenen ücretler lisanslı yediemin deposu bulunmayan mahallerde uygulanmaz.

(3) Altı aydan sonraki muhafaza süresi için bu ücretler yarı oranında uygulanır.

(4) Ücretin hesabında muhafazanın hitam bulduğu gün nazara alınmaz. Muhafaza ücretinin başlangıç tarihi malın depoya teslim tarihidir.

(5) Muhafazası özellik arz eden malların muhafaza ücreti, ilgili icra dairesi tarafından piyasa koşulları dikkate alınarak takdir olunur.

(6) Mahcuz malın muhafaza altına alındığı yer ile teslim edileceği depo arasındaki uzaklık daha fazla olsa dahi nakliye ve çekici ücreti 50 kilometre mesafe için ödenecek miktarı geçemez.

(7) Muhafaza ücreti hesap edilirken mahcuz malın teslim edileceği deponun bulunduğu mahallin Ek-1 ücret tablosundaki bölgesi dikkate alınır.

(8) Lisanslı yediemin depolarına teslimi yapılacak mahcuz malların muhafaza işlemleri esnasındaki çekici, nakliye ve hamaliye hizmetleri için ödenecek ücret tespit edilirken işin niteliği, süresi, harcanan emek ve masraf göz önünde bulundurularak daha kolay ve kısa zamanda fazla emek ve masraf harcanmadan yapılan işlerde icra dairesi tarafından, belirtilen ücretlerin altında da ücret takdir olunabilir.

(9) Çilingir ücreti hesap edilirken açılacak kapı, araç ya da kasanın basit, güvenlikli ya da yüksek güvenlikli olup olmamasına göre Tarifede belirtilen sınırlar dahilinde ücret takdir olunur.

Muhafaza ücretinin azami haddi

MADDE 4 – (1) Muhafaza müddeti hitamında 3 üncü madde uyarınca hesap edilecek ücret, mahcuz malın muhammen bedelinin yüzde otuzunu geçemez. Ancak mahcuz malın muhammen bedeli onbin Türk Lirasının üzerinde ise onbin Türk Lirasının üzerindeki meblağ için hesap edilecek ücret, aşan miktarın yüzde yirmisini geçemez.

Muhafaza avansının alınması

MADDE 5 – (1) İcra ve İflâs daireleri bu Tarifeye göre hesap edilecek muhafaza avansını alacaklıdan peşin olarak tahsil eder.

(2) Muhafaza avansı hesaplanırken malın en az altı aylık muhafaza gideri dikkate alınır.

(3) Muhafaza avansının yeterli olmadığı durumlarda haczi yapan memur avansın tamamlanması için alacaklıya makul bir süre verebilir.

Yürürlük

MADDE 6 – (1) Bu Tarife hükümleri 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 7 – (1) Bu Tarife hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.

 

Eki için tıklayınız.

 

  • Cevap Yok
  • 30-12-2020, Saat: 01:01
  • DuraN
29 Aralık 2020 SALI

Resmî Gazete

Sayı : 31349

TEBLİĞ

Adalet Bakanlığından:

LİSANSLI YEDİEMİN DEPOLARI YÖNETMELİĞİ

ÜCRET TARİFESİ

 

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) İcra dairelerince haczedilen ve lisanslı yediemin depoları ile özel depo ve garajlarda muhafaza edilen mahcuz mallar için alınacak ücret hususunda bu Tarife hükümleri uygulanır.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tarife; 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 88 inci maddesinin beşinci fıkrası ile 23/8/2016 tarihli ve 29810 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisanslı Yediemin Depoları Yönetmeliğinin 26 ncı, Geçici 1 ve 3 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Muhafaza ücretinin hesabı

MADDE 3 – (1) Lisanslı yediemin depolarındaki mahcuz malların muhafaza ücreti ile muhafaza esnasındaki çilingir, çekici ve nakliye hizmetleri için ödenecek ücret Ek-1 ücret tablosu esas alınarak hesap edilir.

(2) Bir mahalde lisanslı yediemin depoları faaliyete geçinceye kadar o yerde yapılan muhafaza işlemleri için ödenecek ücret Ek-1 ücret tablosundaki muhafaza ücretlerinin yüzde sekseni üzerinden hesap edilir. Ek-1 ücret tablosundaki çekici, nakliye, hamaliye ve çilingir hizmetleri için belirlenen ücretler lisanslı yediemin deposu bulunmayan mahallerde uygulanmaz.

(3) Altı aydan sonraki muhafaza süresi için bu ücretler yarı oranında uygulanır.

(4) Ücretin hesabında muhafazanın hitam bulduğu gün nazara alınmaz. Muhafaza ücretinin başlangıç tarihi malın depoya teslim tarihidir.

(5) Muhafazası özellik arz eden malların muhafaza ücreti, ilgili icra dairesi tarafından piyasa koşulları dikkate alınarak takdir olunur.

(6) Mahcuz malın muhafaza altına alındığı yer ile teslim edileceği depo arasındaki uzaklık daha fazla olsa dahi nakliye ve çekici ücreti 50 kilometre mesafe için ödenecek miktarı geçemez.

(7) Muhafaza ücreti hesap edilirken mahcuz malın teslim edileceği deponun bulunduğu mahallin Ek-1 ücret tablosundaki bölgesi dikkate alınır.

(8) Lisanslı yediemin depolarına teslimi yapılacak mahcuz malların muhafaza işlemleri esnasındaki çekici, nakliye ve hamaliye hizmetleri için ödenecek ücret tespit edilirken işin niteliği, süresi, harcanan emek ve masraf göz önünde bulundurularak daha kolay ve kısa zamanda fazla emek ve masraf harcanmadan yapılan işlerde icra dairesi tarafından, belirtilen ücretlerin altında da ücret takdir olunabilir.

(9) Çilingir ücreti hesap edilirken açılacak kapı, araç ya da kasanın basit, güvenlikli ya da yüksek güvenlikli olup olmamasına göre Tarifede belirtilen sınırlar dahilinde ücret takdir olunur.

Muhafaza ücretinin azami haddi

MADDE 4 – (1) Muhafaza müddeti hitamında 3 üncü madde uyarınca hesap edilecek ücret, mahcuz malın muhammen bedelinin yüzde otuzunu geçemez. Ancak mahcuz malın muhammen bedeli onbin Türk Lirasının üzerinde ise onbin Türk Lirasının üzerindeki meblağ için hesap edilecek ücret, aşan miktarın yüzde yirmisini geçemez.

Muhafaza avansının alınması

MADDE 5 – (1) İcra ve İflâs daireleri bu Tarifeye göre hesap edilecek muhafaza avansını alacaklıdan peşin olarak tahsil eder.

(2) Muhafaza avansı hesaplanırken malın en az altı aylık muhafaza gideri dikkate alınır.

(3) Muhafaza avansının yeterli olmadığı durumlarda haczi yapan memur avansın tamamlanması için alacaklıya makul bir süre verebilir.

Yürürlük

MADDE 6 – (1) Bu Tarife hükümleri 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 7 – (1) Bu Tarife hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.

 

Eki için tıklayınız.

 

Asıl borçlu hakkında verilen ihtiyati tedbir kararı ipotek malikini de etkiler

12. Hukuk Dairesi         2020/521 E.  ,  2020/8105 K.

şikayetçilerin ipotekli taşınmaz maliki olduğu, takibin asıl borçlu lehine kurulan ipoteklere dayalı olarak başlatıldığı görülmüş olup asıl borçlu ile şikayetçiler arasında zorunlu takip arkadaşlığının mevcut olduğu ve asıl borçlu hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının şikayetçileri de etkileyeceğinin kabulü gerekir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan ilamlı icra takibinde, ipotekli taşınmaz maliki borçluların icra mahkemesine başvurularında, asıl borçlu şirket hakkındaki iflasın ertelenmesi davasında verilen ihtiyati tedbir kararı kapsamı ve zorunlu takip arkadaşlığı gereğince takibin iptalini talep ettikleri, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine, mahkeme kararının resen kaldırılması ile davanın reddine karar verildiği, kararın borçlular tarafından temyiz edildiği görülmüştür.
İİK’nun 179/b maddesi hükmü gereğince, iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak, bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.
Somut olayda, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mah. sıfatıyla)’nin İflasın Ertelenmesi Kararının Uzatılmasına ilişkin 29/09/2016 tarih ve 2014/909 E. – 2015/1385 K. sayılı ek kararının 2. fıkrasında asıl kredi borçlusunun…. hakkında “… İİK’nun 179/b-2. Maddesi gereğince, ihtiyati tedbir kararı sonrası…menkul, gayrimenkul ve ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan veya devam eden icra takiplerinin devamına…” karar verildiği görülmektedir.
İİK’nun 149. maddesinde; “İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmiş ise ayrıca bunlara birer icra emri gönderir” hükmüne yer verilmiştir. Yine İİK’nun 150/ı maddesinde “Borçlu cari hesap veya kısa orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek
akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf …” başvurusu üzerine ve anılan maddede yazılı koşulların oluşması halinde “icra müdürünün aynı Kanunun 149. maddesi uyarınca işlem yapacağı” yazılıdır.
İİK’nun 149. maddesi içeriğinden, asıl borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması nedeniyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde, asıl borçlu hakkında iflasın ertelenmesi davası kapsamında verilen tedbir kararının, hem söz konusu kararın niteliği gereği, hem de zorunlu takip arkadaşlığı nedeniyle ipotekli taşınmaz malikleri yönünden sonuç doğurmayacağının kabulü mümkün değildir.
Somut olayda, şikayetçilerin ipotekli taşınmaz maliki olduğu, takibin asıl borçlu lehine kurulan ipoteklere dayalı olarak başlatıldığı görülmüş olup asıl borçlu ile şikayetçiler arasında zorunlu takip arkadaşlığının mevcut olduğu ve asıl borçlu hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının şikayetçileri de etkileyeceğinin kabulü gerekir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince şikayetçiler hakkında verilmiş ihtiyati tedbir kararı bulunmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verilmesi doğru değil ise de; anılan tedbir kararında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmasına engel bir hükmün bulunmadığı anlaşıldığından bu gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi gerekmekte olup, sonuçta istem reddedildiğinden sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 370. maddesi uyarınca ONANMASINA alınması gereken 54,40 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 06/10/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi         2020/521 E.  ,  2020/8105 K.

şikayetçilerin ipotekli taşınmaz maliki olduğu, takibin asıl borçlu lehine kurulan ipoteklere dayalı olarak başlatıldığı görülmüş olup asıl borçlu ile şikayetçiler arasında zorunlu takip arkadaşlığının mevcut olduğu ve asıl borçlu hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının şikayetçileri de etkileyeceğinin kabulü gerekir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan ilamlı icra takibinde, ipotekli taşınmaz maliki borçluların icra mahkemesine başvurularında, asıl borçlu şirket hakkındaki iflasın ertelenmesi davasında verilen ihtiyati tedbir kararı kapsamı ve zorunlu takip arkadaşlığı gereğince takibin iptalini talep ettikleri, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine, mahkeme kararının resen kaldırılması ile davanın reddine karar verildiği, kararın borçlular tarafından temyiz edildiği görülmüştür.
İİK’nun 179/b maddesi hükmü gereğince, iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak, bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.
Somut olayda, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mah. sıfatıyla)’nin İflasın Ertelenmesi Kararının Uzatılmasına ilişkin 29/09/2016 tarih ve 2014/909 E. – 2015/1385 K. sayılı ek kararının 2. fıkrasında asıl kredi borçlusunun…. hakkında “… İİK’nun 179/b-2. Maddesi gereğince, ihtiyati tedbir kararı sonrası…menkul, gayrimenkul ve ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan veya devam eden icra takiplerinin devamına…” karar verildiği görülmektedir.
İİK’nun 149. maddesinde; “İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmiş ise ayrıca bunlara birer icra emri gönderir” hükmüne yer verilmiştir. Yine İİK’nun 150/ı maddesinde “Borçlu cari hesap veya kısa orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek
akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf …” başvurusu üzerine ve anılan maddede yazılı koşulların oluşması halinde “icra müdürünün aynı Kanunun 149. maddesi uyarınca işlem yapacağı” yazılıdır.
İİK’nun 149. maddesi içeriğinden, asıl borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması nedeniyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şu halde, asıl borçlu hakkında iflasın ertelenmesi davası kapsamında verilen tedbir kararının, hem söz konusu kararın niteliği gereği, hem de zorunlu takip arkadaşlığı nedeniyle ipotekli taşınmaz malikleri yönünden sonuç doğurmayacağının kabulü mümkün değildir.
Somut olayda, şikayetçilerin ipotekli taşınmaz maliki olduğu, takibin asıl borçlu lehine kurulan ipoteklere dayalı olarak başlatıldığı görülmüş olup asıl borçlu ile şikayetçiler arasında zorunlu takip arkadaşlığının mevcut olduğu ve asıl borçlu hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının şikayetçileri de etkileyeceğinin kabulü gerekir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince şikayetçiler hakkında verilmiş ihtiyati tedbir kararı bulunmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verilmesi doğru değil ise de; anılan tedbir kararında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmasına engel bir hükmün bulunmadığı anlaşıldığından bu gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi gerekmekte olup, sonuçta istem reddedildiğinden sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 370. maddesi uyarınca ONANMASINA alınması gereken 54,40 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 06/10/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.

12. Hukuk Dairesi         2020/1130 E.  ,  2020/8996 K.

H.G.K.nun 07.04.1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararında da benimsendiği üzere, tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlunun; genel haciz yoluyla ilamsız takipte Örnek (7) ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği iddiası ile icra müdürlüğünün itirazının reddine dair kararının kaldırılması istemiyle mahkemeye başvurduğu, İlk Derece Mahkemesi’nce şikayetin kabulüne ve tebliğ tarihinin 05.12.2018 olarak düzeltilmesine karar verildiği, alacaklının istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmektedir.
T.K.’nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat yapılabilmesi için, muhatabın tebligat çıkarılan adreste ikamet etmekle birlikte, geçici olarak adreste bulunmadığının ve nedeninin, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin tespiti ile bu tespitin tebliğ evrakına yazılması ve tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.30/1).
Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir.
Somut olayda, ödeme emri tebligatının borçlunun takip talebinde belirtilen adresine çıkartıldığı, anılan tebliğ mazbatası üzerine; “Muhattap tevziat saatlerinde adreste bulunmadığından komşusu … beyanına göre çarşıda olduğundan ilgili mahalle muhtarına teslim edilmiştir. Aynı komşuya haber verilerek 2 nolu formul muhattabın kapısına yapıştırıldı. Komşusu imzadan imtina etti.” şerhi düşülmek suretiyle, tebliğ mazbatasına, beyanına başvurulan ve haber bırakılan komşu isminin ve imzadan imtina ettiği hususunun yazıldığı, 22.11.2018 tarihinde tebliğ işleminin yapıldığı, bu hali ile tebligatın T.K.’nun 21/1. maddesine göre şeklen usulüne uygun tebliğ edildiği görülmektedir.
Ancak borçlunun şikayet dilekçesinde,… …’ın komşusu olmadığını, adı geçenin sitenin güvenlik görevlisi olduğunu ileri sürdüğü, bu iddianın araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği, tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi halinde, bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Mahkemece, her somut olayın özelliği, cereyan şekli, gerçekleşen maddi olgular, en ufak ayrıntılarına kadar göz önünde bulundurup iddia tahkik edilmelidir. H.G.K.nun 07.04.1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararında da benimsendiği üzere, tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.
O halde İlk Derece Mahkemesi’nce borçlunun ödeme emri tebliğ tarihi itibariyle tebligat mazbatasında beyanı alınan ve haber verildiği yazılan… … isimli bir komşusunun bulunup bulunmadığının tarafların delilleri toplanarak ve gerektiğinde zabıta araştırması da yapılarak incelenmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Kabule göre, İlk Derece Mahkemesi’nce harçtan muaf olan davalı …’na harç yükletilmesi de yerinde değildir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının … Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi’nin 18.11.2019 tarih ve 2019/650 E.-2019/2240 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve … 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 21.02.2019 tarih ve 2018/873 E.-2019/154 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 23:54
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2020/1130 E.  ,  2020/8996 K.

H.G.K.nun 07.04.1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararında da benimsendiği üzere, tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlunun; genel haciz yoluyla ilamsız takipte Örnek (7) ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği iddiası ile icra müdürlüğünün itirazının reddine dair kararının kaldırılması istemiyle mahkemeye başvurduğu, İlk Derece Mahkemesi’nce şikayetin kabulüne ve tebliğ tarihinin 05.12.2018 olarak düzeltilmesine karar verildiği, alacaklının istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmektedir.
T.K.’nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat yapılabilmesi için, muhatabın tebligat çıkarılan adreste ikamet etmekle birlikte, geçici olarak adreste bulunmadığının ve nedeninin, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin tespiti ile bu tespitin tebliğ evrakına yazılması ve tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.30/1).
Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir.
Somut olayda, ödeme emri tebligatının borçlunun takip talebinde belirtilen adresine çıkartıldığı, anılan tebliğ mazbatası üzerine; “Muhattap tevziat saatlerinde adreste bulunmadığından komşusu … beyanına göre çarşıda olduğundan ilgili mahalle muhtarına teslim edilmiştir. Aynı komşuya haber verilerek 2 nolu formul muhattabın kapısına yapıştırıldı. Komşusu imzadan imtina etti.” şerhi düşülmek suretiyle, tebliğ mazbatasına, beyanına başvurulan ve haber bırakılan komşu isminin ve imzadan imtina ettiği hususunun yazıldığı, 22.11.2018 tarihinde tebliğ işleminin yapıldığı, bu hali ile tebligatın T.K.’nun 21/1. maddesine göre şeklen usulüne uygun tebliğ edildiği görülmektedir.
Ancak borçlunun şikayet dilekçesinde,… …’ın komşusu olmadığını, adı geçenin sitenin güvenlik görevlisi olduğunu ileri sürdüğü, bu iddianın araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği, tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi halinde, bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Mahkemece, her somut olayın özelliği, cereyan şekli, gerçekleşen maddi olgular, en ufak ayrıntılarına kadar göz önünde bulundurup iddia tahkik edilmelidir. H.G.K.nun 07.04.1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararında da benimsendiği üzere, tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.
O halde İlk Derece Mahkemesi’nce borçlunun ödeme emri tebliğ tarihi itibariyle tebligat mazbatasında beyanı alınan ve haber verildiği yazılan… … isimli bir komşusunun bulunup bulunmadığının tarafların delilleri toplanarak ve gerektiğinde zabıta araştırması da yapılarak incelenmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Kabule göre, İlk Derece Mahkemesi’nce harçtan muaf olan davalı …’na harç yükletilmesi de yerinde değildir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının … Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi’nin 18.11.2019 tarih ve 2019/650 E.-2019/2240 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve … 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 21.02.2019 tarih ve 2018/873 E.-2019/154 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İpotek maliki ile asıl borçlu hakkında birlikte takip yapılmalı

İpotek maliki ile asıl borçlu hakkında birlikte takip yapılmalı 29 Aralık 202012. Hukuk Dairesi         2020/1125 E.  ,  2020/1731 K.

asıl kredi borçlusu hakkında yapılmış bir takip bulunmadığına göre, takibe devam edilmesi ve kredi borçlarına kefil olan 3. kişiye ait taşınmazın satışı mümkün olmadığından, yapılan ihale de yok hükmündedir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu … tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, 867 ve 868 parsellerdeki taşınmazlarına ilişkin 18.01.2019 tarihli ihalenin feshinin talep edildiği; ilk derece mahkemesince, istemin reddi ile birlikte borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmesine ilişkin karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, şikayetin reddine, toplam ihale bedeli olan 150.510,00 TL’nin %10’u oranında 15.051,00 TL para cezasının davacıdan alınmasına, karar verildiği görülmektedir.
İİK’nın 149 ve 149/b maddeleri ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte ipotek veren üçüncü kişi ise takip talebinin borçlu kısmında asıl borçlu ile birlikte ipotek veren üçüncü kişinin de taraf olarak gösterilmesini düzenlemektedir. Bu hükümlere göre asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında şekli mecburi takip arkadaşlığı vardır.
Türk Medeni Kanunu’nun 887. maddesi gereğince; ipotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değil ise de, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır.
Somut olayda; aynı zamanda taşınmaz maliki olan borçlu kefil … hakkında 02/11/2017 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmış, takibe dayanak olarak 20/10/2015 tarihli, 4159 yevmiye nolu ipotek akit tablosu eklenmiştir.
Söz konusu ipotek senedinin incelenmesinde; muhatapların, asıl borçlu “…” ve kefil “…” olarak gösterildiği, borcun ise …’un alacaklı Sarıgöl Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi‘nden kullanmış olduğu kredilerden kaynaklandığının açıklandığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda özetlenen İİK’nun 149/b maddesi hükmüne göre, asıl kredi borçlusu … olduğundan asıl borçlu ile birlikte, takip sonunda kefalet borcu sebebi ile üçüncü kişinin (…) taşınmazının paraya çevrilmesi söz konusu olacağından, taşınmaz maliki yanında asıl borçlu hakkında da takip yapılması gerekir. Şu hale göre ipotek veren üçüncü kişi ile asıl borçlu arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Bu husus mahkemece re’sen göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu durumda, asıl kredi borçlusu hakkında yapılmış bir takip bulunmadığına göre, takibe devam edilmesi ve kredi borçlarına kefil olan 3. kişiye ait taşınmazın satışı mümkün olmadığından, yapılan ihale de yok hükmündedir.
O halde, mahkemece, re’sen ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte, kamu düzeninden olan zorunlu takip arkadaşlığı hususu göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 03/12/2019 tarih ve 2019/2781 E. -2019/3094 K. sayılı kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.
İpotek maliki ile asıl borçlu hakkında birlikte takip yapılmalı 29 Aralık 202012. Hukuk Dairesi         2020/1125 E.  ,  2020/1731 K.

asıl kredi borçlusu hakkında yapılmış bir takip bulunmadığına göre, takibe devam edilmesi ve kredi borçlarına kefil olan 3. kişiye ait taşınmazın satışı mümkün olmadığından, yapılan ihale de yok hükmündedir.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu … tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, 867 ve 868 parsellerdeki taşınmazlarına ilişkin 18.01.2019 tarihli ihalenin feshinin talep edildiği; ilk derece mahkemesince, istemin reddi ile birlikte borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmesine ilişkin karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, şikayetin reddine, toplam ihale bedeli olan 150.510,00 TL’nin %10’u oranında 15.051,00 TL para cezasının davacıdan alınmasına, karar verildiği görülmektedir.
İİK’nın 149 ve 149/b maddeleri ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte ipotek veren üçüncü kişi ise takip talebinin borçlu kısmında asıl borçlu ile birlikte ipotek veren üçüncü kişinin de taraf olarak gösterilmesini düzenlemektedir. Bu hükümlere göre asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında şekli mecburi takip arkadaşlığı vardır.
Türk Medeni Kanunu’nun 887. maddesi gereğince; ipotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değil ise de, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır.
Somut olayda; aynı zamanda taşınmaz maliki olan borçlu kefil … hakkında 02/11/2017 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmış, takibe dayanak olarak 20/10/2015 tarihli, 4159 yevmiye nolu ipotek akit tablosu eklenmiştir.
Söz konusu ipotek senedinin incelenmesinde; muhatapların, asıl borçlu “…” ve kefil “…” olarak gösterildiği, borcun ise …’un alacaklı Sarıgöl Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi‘nden kullanmış olduğu kredilerden kaynaklandığının açıklandığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda özetlenen İİK’nun 149/b maddesi hükmüne göre, asıl kredi borçlusu … olduğundan asıl borçlu ile birlikte, takip sonunda kefalet borcu sebebi ile üçüncü kişinin (…) taşınmazının paraya çevrilmesi söz konusu olacağından, taşınmaz maliki yanında asıl borçlu hakkında da takip yapılması gerekir. Şu hale göre ipotek veren üçüncü kişi ile asıl borçlu arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır. Bu husus mahkemece re’sen göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu durumda, asıl kredi borçlusu hakkında yapılmış bir takip bulunmadığına göre, takibe devam edilmesi ve kredi borçlarına kefil olan 3. kişiye ait taşınmazın satışı mümkün olmadığından, yapılan ihale de yok hükmündedir.
O halde, mahkemece, re’sen ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte, kamu düzeninden olan zorunlu takip arkadaşlığı hususu göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 03/12/2019 tarih ve 2019/2781 E. -2019/3094 K. sayılı kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

Alacağa Mahsuben Alınan Taşınmazlarda Tahsil Harcı ve Cezaevi Yapı Harcı

12. Hukuk Dairesi         2017/82 E.  ,  2018/6102 K.

.…..alacağa mahsuben alınan taşınmazlarda sıra cetveli kesinleşip, alacaklıya düşecek bedel belirlendikten sonra ve satış için yapılan masraflar düşülerek (taşınmazın 3. kişi tarafından alınması halinde olduğu gibi alacaklıya ne kadar ödeme yapılması gerekiyorsa), bu miktar üzerinden tahsil ve cezaevi harcı alınması ……

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, ihale sonucu alacağa mahsuben alınan taşınmazlara ilişkin olarak, henüz sıra cetveli yapılıp ihale bedelinin alıcı-alacaklı tarafından ödenip ödenmeyeceği tespit edilmeden ve takip masrafları düşülmeden, toplam ihale bedeli üzerinden tahsil ve cezaevi harcı alınması işlemi şikayet konusu yapılmış; mahkemece alınan bilirkişi raporu sonucunda harçların masraflar düştükten sonra kalan net ihale bedeli üzerinden alındığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiştir.
Medeni Usul Hukukunda (HMK mad. 326) olduğu gibi icra hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. Harç, yapılan bir hizmet karşılığı Devletin aldığı paradır. Tahsil harcı da, bu amaca yönelik olup, alacaklıya tediye sırasında alacaklıya ödenmesi gerekli değer üzerinden hesaplanmalıdır. Çünkü alacaklıya yapılan hizmet, kendisine yapılan ödeme kadardır. Taşınmazın alacağa mahsuben alınmış olması, alacaklının ödeyeceği harçların hesabında bu kuralı bertaraf etmez.
İİK’nun 140. maddesinde; “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar” hükmü yer almaktadır. Somut olaydaki gibi, birden fazla alacaklı bulunması halinde, İİK’nun 140. maddesi gereğince icra müdürlüğünce sıra cetveli yapılarak alacaklının ihale bedelini yatırmasının gerekip gerekmediği belirlendikten sonra, alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilir ise alacaklıya ihale bedelini yatırmak üzere süre verilir. Buna göre, tıpkı taşınmaz 3. kişi tarafından satın aldığında alacaklıya ödeme yapılırken harç kesildiği gibi, alacağa mahsuben alındığında da sıra cetveli yapılarak, alacaklı aleyhine fark doğup doğmadığı, kısacası alacaklının eline geçen bedel tespit edilerek harç alınmalıdır.
O halde, mahkemece alacaklıya düşecek ihale bedeli, sıra cetvelinden sonra tespit edileceğinden, şikayetin kabulü ile alacağa mahsuben alınan taşınmazlarda sıra cetveli kesinleşip, alacaklıya düşecek bedel belirlendikten sonra ve satış için yapılan masraflar düşülerek (taşınmazın 3. kişi tarafından alınması halinde olduğu gibi alacaklıya ne kadar ödeme yapılması gerekiyorsa), bu miktar üzerinden tahsil ve cezaevi harcı alınması gerektiğinden şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Bununla birlikte, bilirkişi tarafından düzenlenen 02.05.2016 tarihli ek raporda, iki ayrı işlem ile toplam ihale bedeli üzerinden harç alındığı belirtildiği halde, mahkemece somut olaya uymayan gerekçe ile masraflar düşüldükten sonra kalan ihale bedeli üzerinden harç alındığının tespiti de yerinde değildir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi         2017/82 E.  ,  2018/6102 K.

.…..alacağa mahsuben alınan taşınmazlarda sıra cetveli kesinleşip, alacaklıya düşecek bedel belirlendikten sonra ve satış için yapılan masraflar düşülerek (taşınmazın 3. kişi tarafından alınması halinde olduğu gibi alacaklıya ne kadar ödeme yapılması gerekiyorsa), bu miktar üzerinden tahsil ve cezaevi harcı alınması ……

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, ihale sonucu alacağa mahsuben alınan taşınmazlara ilişkin olarak, henüz sıra cetveli yapılıp ihale bedelinin alıcı-alacaklı tarafından ödenip ödenmeyeceği tespit edilmeden ve takip masrafları düşülmeden, toplam ihale bedeli üzerinden tahsil ve cezaevi harcı alınması işlemi şikayet konusu yapılmış; mahkemece alınan bilirkişi raporu sonucunda harçların masraflar düştükten sonra kalan net ihale bedeli üzerinden alındığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiştir.
Medeni Usul Hukukunda (HMK mad. 326) olduğu gibi icra hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. Harç, yapılan bir hizmet karşılığı Devletin aldığı paradır. Tahsil harcı da, bu amaca yönelik olup, alacaklıya tediye sırasında alacaklıya ödenmesi gerekli değer üzerinden hesaplanmalıdır. Çünkü alacaklıya yapılan hizmet, kendisine yapılan ödeme kadardır. Taşınmazın alacağa mahsuben alınmış olması, alacaklının ödeyeceği harçların hesabında bu kuralı bertaraf etmez.
İİK’nun 140. maddesinde; “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar” hükmü yer almaktadır. Somut olaydaki gibi, birden fazla alacaklı bulunması halinde, İİK’nun 140. maddesi gereğince icra müdürlüğünce sıra cetveli yapılarak alacaklının ihale bedelini yatırmasının gerekip gerekmediği belirlendikten sonra, alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilir ise alacaklıya ihale bedelini yatırmak üzere süre verilir. Buna göre, tıpkı taşınmaz 3. kişi tarafından satın aldığında alacaklıya ödeme yapılırken harç kesildiği gibi, alacağa mahsuben alındığında da sıra cetveli yapılarak, alacaklı aleyhine fark doğup doğmadığı, kısacası alacaklının eline geçen bedel tespit edilerek harç alınmalıdır.
O halde, mahkemece alacaklıya düşecek ihale bedeli, sıra cetvelinden sonra tespit edileceğinden, şikayetin kabulü ile alacağa mahsuben alınan taşınmazlarda sıra cetveli kesinleşip, alacaklıya düşecek bedel belirlendikten sonra ve satış için yapılan masraflar düşülerek (taşınmazın 3. kişi tarafından alınması halinde olduğu gibi alacaklıya ne kadar ödeme yapılması gerekiyorsa), bu miktar üzerinden tahsil ve cezaevi harcı alınması gerektiğinden şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Bununla birlikte, bilirkişi tarafından düzenlenen 02.05.2016 tarihli ek raporda, iki ayrı işlem ile toplam ihale bedeli üzerinden harç alındığı belirtildiği halde, mahkemece somut olaya uymayan gerekçe ile masraflar düşüldükten sonra kalan ihale bedeli üzerinden harç alındığının tespiti de yerinde değildir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtaydan Verilen İcra ve İflas İşlerine Ait Kararların Yayınlanmasına İlişkin Yönetmelik

YARGITAYDAN VERİLEN İCRA VE İFLAS İŞLERİNE AİT KARARLARIN YAYIMLANMASINA DAİR YÖNETMELİK

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

 

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Yargıtay temyiz incelemesinden geçen icra ve iflas işlerine ait kararların yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, Yargıtay temyiz incelemesinden geçen icra ve iflas işlerine ait kararları kapsar.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Anonim hale getirme: Kararlardaki kişisel verilerin, belirli veya kimliği belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmek suretiyle işlenmesini,

b) Büro: Kararların anonim hale getirilerek yayımlanması işlerini yürüten birimi,

c) Daire: İcra ve iflas işlerinin temyiz incelemesini yapan Yargıtay Daire Başkanlığını,

ç) Güvenli elektronik imza: 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan güvenli elektronik imzayı,

d) Karar: Yargıtay temyiz incelemesinden geçen icra ve iflas işlerine ait kararları,

e) Kişisel veri: Belirli veya kimliği belirlenebilir gerçek ve tüzel kişilere ilişkin bütün bilgileri,

f) Kurum: Yargıtayı,

g) UYAP: Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemini,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Kararların Gönderilmesi, İşlenmesi ve Yayımlanmasına İlişkin Hükümler

 

Kararların büroya gönderilmesi

MADDE 4 – (1) Daire tarafından temyiz incelemesi yapıldıktan sonra güvenli elektronik imza ile imzalanarak yerel mahkemesine gönderilmiş olan kararlar, UYAP sistemi üzerinden karar yayım bürosuna gönderilir.

(2) Büro yetkili yazı işleri müdürüne kararlara erişim yetkisi sağlanır.

Kararların işlenmesi

MADDE 5 – (1) Büroya ulaşan kararlar anonimleştirilmek üzere büroda görevli memurlara yazı işleri müdürü tarafından her gün eşit olarak UYAP üzerinden dağıtılır.

(2) Büro memurları tarafından kişisel verilerden arındırılarak anonimleştirilen kararlar son kontrolleri yapılmak ve yayımlanmak için yazı işleri müdür yardımcısı veya yazı işleri müdürüne gönderilir.

Kararların yayımlanması

MADDE 6 – (1) Kurum, ilgili büro tarafından anonim hale getirilen kararları resmî internet sitesinde yayımlar.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Büro Oluşturulması, Görevleri ve Sorumlulukları

 

Büro oluşturulması

MADDE 7 – (1) Büro, Yargıtay Birinci Başkanlığı tarafından Yargıtay kadrolarından görevlendirilecek bir yazı işleri müdürü, yeteri kadar yazı işleri müdür yardımcısı ve memurdan oluşur.

Büronun görevleri ve sorumlulukları

MADDE 8 – (1) Büronun görevleri şunlardır:

a) Yayımlanmak üzere gönderilen kararların listesini hazırlamak,

b) Kararlardaki kişisel verilerden arındırarak anonim hale getirmek,

c) Anonim hale getirilen kararları yayıma uygun hale getirmek,

ç) Yayımlanan kararların listelerini hazırlamak,

d) Amirleri tarafından verilen diğer işleri yapmak.

(2) Yazı işleri müdürü, kararların kişisel verilerden ayıklanması ve yayıma hazırlanması işlemlerinin düzenli, aralıksız ve zamanında yürütülmesini sağlar.

(3) Kararların anonim hale getirilmesinde oluşacak tereddütlerin giderilmesi için Yargıtay Tasnif Kurulunun bilgisine başvurulur.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

 

Uygulanacak hükümler

MADDE 9 – (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Yargıtay Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

Yürürlük

MADDE 10 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 11 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yargıtay Birinci Başkanı yürütür.
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 21:59
  • DuraN
YARGITAYDAN VERİLEN İCRA VE İFLAS İŞLERİNE AİT KARARLARIN YAYIMLANMASINA DAİR YÖNETMELİK

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

 

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Yargıtay temyiz incelemesinden geçen icra ve iflas işlerine ait kararların yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, Yargıtay temyiz incelemesinden geçen icra ve iflas işlerine ait kararları kapsar.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Anonim hale getirme: Kararlardaki kişisel verilerin, belirli veya kimliği belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmek suretiyle işlenmesini,

b) Büro: Kararların anonim hale getirilerek yayımlanması işlerini yürüten birimi,

c) Daire: İcra ve iflas işlerinin temyiz incelemesini yapan Yargıtay Daire Başkanlığını,

ç) Güvenli elektronik imza: 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan güvenli elektronik imzayı,

d) Karar: Yargıtay temyiz incelemesinden geçen icra ve iflas işlerine ait kararları,

e) Kişisel veri: Belirli veya kimliği belirlenebilir gerçek ve tüzel kişilere ilişkin bütün bilgileri,

f) Kurum: Yargıtayı,

g) UYAP: Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemini,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Kararların Gönderilmesi, İşlenmesi ve Yayımlanmasına İlişkin Hükümler

 

Kararların büroya gönderilmesi

MADDE 4 – (1) Daire tarafından temyiz incelemesi yapıldıktan sonra güvenli elektronik imza ile imzalanarak yerel mahkemesine gönderilmiş olan kararlar, UYAP sistemi üzerinden karar yayım bürosuna gönderilir.

(2) Büro yetkili yazı işleri müdürüne kararlara erişim yetkisi sağlanır.

Kararların işlenmesi

MADDE 5 – (1) Büroya ulaşan kararlar anonimleştirilmek üzere büroda görevli memurlara yazı işleri müdürü tarafından her gün eşit olarak UYAP üzerinden dağıtılır.

(2) Büro memurları tarafından kişisel verilerden arındırılarak anonimleştirilen kararlar son kontrolleri yapılmak ve yayımlanmak için yazı işleri müdür yardımcısı veya yazı işleri müdürüne gönderilir.

Kararların yayımlanması

MADDE 6 – (1) Kurum, ilgili büro tarafından anonim hale getirilen kararları resmî internet sitesinde yayımlar.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Büro Oluşturulması, Görevleri ve Sorumlulukları

 

Büro oluşturulması

MADDE 7 – (1) Büro, Yargıtay Birinci Başkanlığı tarafından Yargıtay kadrolarından görevlendirilecek bir yazı işleri müdürü, yeteri kadar yazı işleri müdür yardımcısı ve memurdan oluşur.

Büronun görevleri ve sorumlulukları

MADDE 8 – (1) Büronun görevleri şunlardır:

a) Yayımlanmak üzere gönderilen kararların listesini hazırlamak,

b) Kararlardaki kişisel verilerden arındırarak anonim hale getirmek,

c) Anonim hale getirilen kararları yayıma uygun hale getirmek,

ç) Yayımlanan kararların listelerini hazırlamak,

d) Amirleri tarafından verilen diğer işleri yapmak.

(2) Yazı işleri müdürü, kararların kişisel verilerden ayıklanması ve yayıma hazırlanması işlemlerinin düzenli, aralıksız ve zamanında yürütülmesini sağlar.

(3) Kararların anonim hale getirilmesinde oluşacak tereddütlerin giderilmesi için Yargıtay Tasnif Kurulunun bilgisine başvurulur.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

 

Uygulanacak hükümler

MADDE 9 – (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Yargıtay Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

Yürürlük

MADDE 10 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 11 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yargıtay Birinci Başkanı yürütür.