*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Yetkisizlik kararı- Kesinleşmesinden önce alacaklının dosyanın yetkili yere gönderilm

12. Hukuk Dairesi         2018/928 E.  ,  2018/6727 K.




"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 07/12/2017 tarih, 2016/23854 Esas - 2017/15231 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takibe karşı, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, ...8. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3075 Esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, yetki itirazı üzerine ... 5. İcra Hukuk mahkemesinin 2016/405-438 sayılı kararı ile yetki itirazının kabulü ile ... İcra Dairelerinin yetkili olduğunun tespitine karar verildiği,kararın temyiz edildiğini, karar kesinleşmeden alacaklının gönderme talebi ile dosyanın ... İcra Müdürlüğü'ne gönderildiği, bu icra dosyasından borçluya gönderilen ödeme emri üzerine borçlunun icra mahkemesine başvurarak alacaklının ...'daki takipten feragat etmeden ve yetkisizlik kararının kesinleşmesini beklemeden dosyanın ... İcra Müdürlüğü'ne gönderilemeyeceği iddiasıyla ... 1. İcra Müdürlüğü'nün 2016/919 E. sayılı takibe dosyasından gönderilen ödeme emrinin iptalini talep ettiği, mahkemece, itirazın kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
HMK'nun 20. maddesi gereğince görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. 
Somut olayda, borçlunun yetkiye itirazı üzerine, ... 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/405-438 sayılı kararı ile yetki itirazının kabul edilerek ... İcra Dairelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği, kararın 25.07.2017 tarihinde kesinleştiği, alacaklının henüz karar kesinleşmeden 20.04.2016 tarihinde dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi talebinde bulunduğu ve ... 8.İcra Müdürlüğünce masraf verildiğinde dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesine karar verildiği,... 1.İcra Müdürlüğü'nün 2016/919 E. sayılı dosyasından borçluya 22.04.2016 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği görülmektedir. 
Yukarıda açıklandığı üzere, HMK'nun 20. maddesi gereğince, yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra müdürlüğünce dosya mahkeme kararında yetkili yer olarak gösterilen icra dairesine gönderilemez. Somut olayda İcra Mahkemesince verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesinden önce alacaklının dosyanın yetkili yere gönderilmesi talebinde bulunması geçerli olmakla birlikte yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra dosyası yetkili yere gönderilemez. Gönderilmesi halinde ödeme emrinin iptali gerekir.
Borçlunun bu yöndeki isteminin kabulüne dair kararın ödeme emrinin iptaline şeklinde düzeltilerek onanması gerekirken, Dairemizce doğrudan onandığı anlaşılmakla, onama kararının kaldırılarak, karar düzeltme talebinin kabulü gerekmiştir. 
SONUÇ : Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 07.12.2017 tarih, 2016/23854-2017/15231 K. sayılı onama ilâmının kaldırılmasına, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 26.05.2016 tarih ve 2016/114 E.-2016/158 K. sayılı kararının hüküm bölümünün (1) nolu bendinde yer alan "...... 1. İcra Müdürlüğü'nün 2016/919 E. sayılı dosyasındaki takibin iptaline" cümlesindeki "takibin iptaline" kelimelerinin karar metninden silinerek yerine "...ödeme emrinin iptaline" kelimelerinin yazılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 26/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:15
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2018/928 E.  ,  2018/6727 K.




"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 07/12/2017 tarih, 2016/23854 Esas - 2017/15231 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takibe karşı, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, ...8. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3075 Esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, yetki itirazı üzerine ... 5. İcra Hukuk mahkemesinin 2016/405-438 sayılı kararı ile yetki itirazının kabulü ile ... İcra Dairelerinin yetkili olduğunun tespitine karar verildiği,kararın temyiz edildiğini, karar kesinleşmeden alacaklının gönderme talebi ile dosyanın ... İcra Müdürlüğü'ne gönderildiği, bu icra dosyasından borçluya gönderilen ödeme emri üzerine borçlunun icra mahkemesine başvurarak alacaklının ...'daki takipten feragat etmeden ve yetkisizlik kararının kesinleşmesini beklemeden dosyanın ... İcra Müdürlüğü'ne gönderilemeyeceği iddiasıyla ... 1. İcra Müdürlüğü'nün 2016/919 E. sayılı takibe dosyasından gönderilen ödeme emrinin iptalini talep ettiği, mahkemece, itirazın kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
HMK'nun 20. maddesi gereğince görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. 
Somut olayda, borçlunun yetkiye itirazı üzerine, ... 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/405-438 sayılı kararı ile yetki itirazının kabul edilerek ... İcra Dairelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği, kararın 25.07.2017 tarihinde kesinleştiği, alacaklının henüz karar kesinleşmeden 20.04.2016 tarihinde dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi talebinde bulunduğu ve ... 8.İcra Müdürlüğünce masraf verildiğinde dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesine karar verildiği,... 1.İcra Müdürlüğü'nün 2016/919 E. sayılı dosyasından borçluya 22.04.2016 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği görülmektedir. 
Yukarıda açıklandığı üzere, HMK'nun 20. maddesi gereğince, yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra müdürlüğünce dosya mahkeme kararında yetkili yer olarak gösterilen icra dairesine gönderilemez. Somut olayda İcra Mahkemesince verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesinden önce alacaklının dosyanın yetkili yere gönderilmesi talebinde bulunması geçerli olmakla birlikte yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra dosyası yetkili yere gönderilemez. Gönderilmesi halinde ödeme emrinin iptali gerekir.
Borçlunun bu yöndeki isteminin kabulüne dair kararın ödeme emrinin iptaline şeklinde düzeltilerek onanması gerekirken, Dairemizce doğrudan onandığı anlaşılmakla, onama kararının kaldırılarak, karar düzeltme talebinin kabulü gerekmiştir. 
SONUÇ : Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 07.12.2017 tarih, 2016/23854-2017/15231 K. sayılı onama ilâmının kaldırılmasına, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 26.05.2016 tarih ve 2016/114 E.-2016/158 K. sayılı kararının hüküm bölümünün (1) nolu bendinde yer alan "...... 1. İcra Müdürlüğü'nün 2016/919 E. sayılı dosyasındaki takibin iptaline" cümlesindeki "takibin iptaline" kelimelerinin karar metninden silinerek yerine "...ödeme emrinin iptaline" kelimelerinin yazılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 26/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İstihkak davası- Geçerli bir haciz şartı- Satış talep edilmemesi-

İstihkak davalarında "geçerli bir haczin bulunmasının dava şartı" olduğu, hüküm kesinleşinceye kadar, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği- Haczolunan taşınır mal için, haciz tarihinden itibaren 6 ay içerisinde satış talep edilmemiş, bu nedenle de o mal üzerindeki haciz kalkmış olup; geçerli bir haczin bulunmadığından bahisle davanın reddedilmesinin gerektiği-


Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı üçüncü kişi, trafik kaydına haciz konulan 27... plaka sayılı aracı Noterde yapılan sözleşme ile satın aldığını, hacizden önce mülkiyetin kendisine geçtiğini belirterek, istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, dava konusu aracın haciz tarihinden önce üçüncü kişiye satıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.
Gaziantep 9. İcra Müdürlüğünün 2012/9353 ve Gaziantep 5. İcra Müdürlüğünün 2012/8552 Esas sayılı dosyaları üzerinden dava konusu hacizlerin konulduğu 15.03.2013 ve 08.01.2014 tarihleri itibariyle yürürlükte bulunan İİK’nin 106.-110. maddelerine göre, alacaklı haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay içinde satılmasını isteyebilir. Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar. Buna göre, araç üzerindeki 15.03.2013 ve 08.01.2014 tarihli hacizlerin dava tarihi olan 16.12.2014 tarihi itibariyle düştüğü göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. HD. 08.05.2019 T. E: 1857, K: 4782
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:14
  • DuraN
İstihkak davalarında "geçerli bir haczin bulunmasının dava şartı" olduğu, hüküm kesinleşinceye kadar, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği- Haczolunan taşınır mal için, haciz tarihinden itibaren 6 ay içerisinde satış talep edilmemiş, bu nedenle de o mal üzerindeki haciz kalkmış olup; geçerli bir haczin bulunmadığından bahisle davanın reddedilmesinin gerektiği-


Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı üçüncü kişi, trafik kaydına haciz konulan 27... plaka sayılı aracı Noterde yapılan sözleşme ile satın aldığını, hacizden önce mülkiyetin kendisine geçtiğini belirterek, istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, dava konusu aracın haciz tarihinden önce üçüncü kişiye satıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.
Gaziantep 9. İcra Müdürlüğünün 2012/9353 ve Gaziantep 5. İcra Müdürlüğünün 2012/8552 Esas sayılı dosyaları üzerinden dava konusu hacizlerin konulduğu 15.03.2013 ve 08.01.2014 tarihleri itibariyle yürürlükte bulunan İİK’nin 106.-110. maddelerine göre, alacaklı haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay içinde satılmasını isteyebilir. Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar. Buna göre, araç üzerindeki 15.03.2013 ve 08.01.2014 tarihli hacizlerin dava tarihi olan 16.12.2014 tarihi itibariyle düştüğü göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. HD. 08.05.2019 T. E: 1857, K: 4782

İhaleye Fesat Karıştırma - İhalenin Feshi Süresi

T.C.
YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ
Esas :2010/28845
Karar:2011/9904
Tarih:18.05.2011
-YARGITAY İLAMI-
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
İİK.nun 134/2 maddesi gereğince ihalenin feshini isteyebilecek kişiler ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açmak zorundadırlar. Anılan maddenin 7. fıkrasında ise satış ilanın tebliğ edilmemesi veya satılan malın esaslı vasıflarında hata veya ihalede fesada bilahare vakıf olunması halinde şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Ancak bu müddet ihaleden itibaren bir (1) seneyi geçemez hükmünü getirmiştir.
Somut olay da; şikayetçi borçlunun takip dosyasındaki tebligatların usulüne uygun tebliğ edilmediğini ve ihaleye fesat karıştırıldığını ileri sürerek ihalenin feshini istemiştir.
Mahkemece, duruşma açılarak işin esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dosya üzerinden yapılan inceleme ile istemin süreden reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 18.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verild
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:08
  • DuraN
T.C.
YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ
Esas :2010/28845
Karar:2011/9904
Tarih:18.05.2011
-YARGITAY İLAMI-
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
İİK.nun 134/2 maddesi gereğince ihalenin feshini isteyebilecek kişiler ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açmak zorundadırlar. Anılan maddenin 7. fıkrasında ise satış ilanın tebliğ edilmemesi veya satılan malın esaslı vasıflarında hata veya ihalede fesada bilahare vakıf olunması halinde şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Ancak bu müddet ihaleden itibaren bir (1) seneyi geçemez hükmünü getirmiştir.
Somut olay da; şikayetçi borçlunun takip dosyasındaki tebligatların usulüne uygun tebliğ edilmediğini ve ihaleye fesat karıştırıldığını ileri sürerek ihalenin feshini istemiştir.
Mahkemece, duruşma açılarak işin esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dosya üzerinden yapılan inceleme ile istemin süreden reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 18.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verild

Kredi Borcunda İpotek Veren 3.Kişinin Sorumluluğu

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ


E. 2002/5063
K. 2002/6226
T. 26.3.2002
 
• KREDİ BORCUNDA İPOTEK VEREN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN SORUMLULUĞU ( Asıl Borçlu Takip Edilmişse İpotek Verene Karşı Sonradan Takip Yapılabileceği )

• İCRA TAKİPLERİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Kredi Borcunda İpotek Veren Üçüncü Kişiye Karşı Başlatılacak Takiple Asıl Borçluya Karşı Yapılmış Olan Takip )

• İPOTEK VEREN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE KARŞI TAKİP YAPILMASI VE TAKİPLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Asıl Borçluya Karşı Önceden Takip Yapılmış Olması )

• TAKİPLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Kredi Borcunda İpotek Veren Üçüncü Kişiye Karşı Başlatılacak Takiple Asıl Borçluya Karşı Yapılmış Olan Takip )

2004/m.149
4721/m.887
743/m.802

            ÖZET : İİK.nun 149. maddesi gereğince kredi borçlusu ile birlikte, taşınmaz üçüncü kişi tarafından rehnedilmiş ise bunlara icra emri gönderilir. Asıl borçlu hakkında takip yapıldığı için ipotek verenin sonradan takip edilerek bu iki takibin birleştirilmesi mümkündür. 
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : 
            KARAR : İİK.nun 149. maddesi gereğince kredi borçlusu ile birlikte taşınmaz üçüncü kişi tarafından rehnedilmiş ise bunlara icra emri gönderilir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, asıl borçlu hakkında takip yapıldığı için ipotek verenin sonradan takip edilerek bu iki takibin birleştirilmesi mümkündür. Mercice alacaklıya Medeni Kanunun 802. maddesi uyarınca ipotek borçlusuna ihtarname tebliğ ettirilmesi ve borç muaccel hale geldikten sonra adı geçen hakkında yeniden takip yapması, daha sonra da bu dosya ile birleştirilmesi konusunda mehil verilmesi bu işlemlerin yerine getirilmemesi halinde takibin tümüyle iptali gereklidir. Takipten önceki ödemelerle ilgili itiraz süreye tabi ve borçlunun sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Yukarıda açıklanan ve süreye tabi olmayan şikayetin bu kurallar dairesinde kabulüne ve takibin limitle sınırlı olarak devamına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 
         SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 26.3.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi. 
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:07
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ


E. 2002/5063
K. 2002/6226
T. 26.3.2002
 
• KREDİ BORCUNDA İPOTEK VEREN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN SORUMLULUĞU ( Asıl Borçlu Takip Edilmişse İpotek Verene Karşı Sonradan Takip Yapılabileceği )

• İCRA TAKİPLERİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Kredi Borcunda İpotek Veren Üçüncü Kişiye Karşı Başlatılacak Takiple Asıl Borçluya Karşı Yapılmış Olan Takip )

• İPOTEK VEREN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE KARŞI TAKİP YAPILMASI VE TAKİPLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Asıl Borçluya Karşı Önceden Takip Yapılmış Olması )

• TAKİPLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Kredi Borcunda İpotek Veren Üçüncü Kişiye Karşı Başlatılacak Takiple Asıl Borçluya Karşı Yapılmış Olan Takip )

2004/m.149
4721/m.887
743/m.802

            ÖZET : İİK.nun 149. maddesi gereğince kredi borçlusu ile birlikte, taşınmaz üçüncü kişi tarafından rehnedilmiş ise bunlara icra emri gönderilir. Asıl borçlu hakkında takip yapıldığı için ipotek verenin sonradan takip edilerek bu iki takibin birleştirilmesi mümkündür. 
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : 
            KARAR : İİK.nun 149. maddesi gereğince kredi borçlusu ile birlikte taşınmaz üçüncü kişi tarafından rehnedilmiş ise bunlara icra emri gönderilir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, asıl borçlu hakkında takip yapıldığı için ipotek verenin sonradan takip edilerek bu iki takibin birleştirilmesi mümkündür. Mercice alacaklıya Medeni Kanunun 802. maddesi uyarınca ipotek borçlusuna ihtarname tebliğ ettirilmesi ve borç muaccel hale geldikten sonra adı geçen hakkında yeniden takip yapması, daha sonra da bu dosya ile birleştirilmesi konusunda mehil verilmesi bu işlemlerin yerine getirilmemesi halinde takibin tümüyle iptali gereklidir. Takipten önceki ödemelerle ilgili itiraz süreye tabi ve borçlunun sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Yukarıda açıklanan ve süreye tabi olmayan şikayetin bu kurallar dairesinde kabulüne ve takibin limitle sınırlı olarak devamına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 
         SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 26.3.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

Satış İlanının Borçluya Usulsüz Tebliği

12. Hukuk Dairesi         2015/8686 E.  ,  2015/10934 K.
  • İHALENİN FESHİ


  • SATIŞ İLANININ BORÇLUYA USULSÜZ TEBLİĞİ
  • İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 127


  • TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 16


  • TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 32
"İçtihat Metni"
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi vekili, kıymet takdiri raporu ve satış ilanının müvekkiline tebliğ edilmediği ve usulsüz tebliğ edildiğini, satış ilanı tebligatı yapılan E.. İ..’yi tanımadığını, bu şahıs ile akrabalık ve yakınlığının bulunmadığını, adı geçenin tebligatın yapıldığı site yakınlarında oturan bir kimse olduğunu ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu; mahkemece, esas icra dosyasında icra emri ve kıymet takdiri raporunun da şikayetçinin aynı adresinde soyadı “İnali” olan şahıslara yapıldığını ve bu tebligatlarla ilgili şikayetçinin herhangi bir usulsüzlük iddiasında bulunmadığını, adresin mernis adresi olup feshi gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçe gösterilerek şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 16.maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesine göre; "kendisine tebligat yapılacak şahıs, adresinde bulunmazsa tebliğ, aynı konutta oturan kimselere veya hizmetçilerden birine yapılır." 4829 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle Tebligat Kanunu'nun 16. maddesinde yer alan "birlikte oturan ailesi efradı" ibaresi "aynı konutta oturan kişiler" şeklinde değiştirildiğinden, muhatap adına kendilerine tebligat yapılacak aynı konutta oturan kişiler, aile fertleri, yakın ve uzak akrabalar veya hizmetçilerden biri olabileceği gibi bu kimseler dışında kalan ancak muhatapla birlikte oturan diğer kimseler de olabileceklerdir. Muhatapla birlikte oturma şartının gerçekleşmiş sayılabilmesi için muhatapla aynı çatı altında oturmak yetmeyip, aynı daireyi paylaşmış olmak gerekir.
Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği, tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi halinde bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Mahkemece, her somut olayın özelliği, cereyan şekli, gerçekleşen maddi olgular en ufak ayrıntılarına kadar gözönünde bulundurup iddia tahkik edilmelidir. H.G.K.nun 7.4.1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararında da benimsendiği üzere, tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.
Usule aykırı tebliğin hükmü ise 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 32.maddesinde ve Tebligat Yönetmeliği'nin 53.maddesinde düzenlenmiş; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatap tebliğe muttali olmuş ise geçerli sayılıp, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Şikayetçinin bildirdiği öğrenme tarihi esas olup bu tarihin aksi karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Hukuk Genel Kurulunun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere beyan edilen öğrenme tarihinin aksi tanık beyanıyla ispat edilemez.
Somut olayda, icra dosyası kapsamından taşınmaz maliki olan ipotek borçlusu H.. G..’e yapılan tebligatların tamamının mernis adresi olan, “C.. Mah. Ç..Y..Yolu Cad. No:... İç Kapı No... Koru Merkez Çınarcık/Yalova" adresine yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı adrese gönderilen satış ilanı tebligat evrakının incelenmesinde; “Muhatabın çarşıda olduğunu beyan eden birlikte sürekli ikamet eden tebliğe ehil yeğeni E.. İ.. imzasına tebliğ edildi” şerhi verilerek TK’nun 16. maddesine göre tebliğ edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Şikayetçi, tebligat yapılan E.. İ..’yi tanımadığını, site yakınlarında oturduğunu beyan etmekte olup bu beyanın, tebligat mazbatasında geçen ve Ersin’in “yeğeni” olduğu ve birlikte ikamet ettiklerine yönelik tespitin gerçeğe uygun olmadığı iddiasını da içerdiğinin kabulü gerekir. İcra dosyasında icra emri ve kıymet takdiri raporunun da şikayetçinin aynı adresinde soyadı “İ...” olan şahıslara yapılması ve bu tebligatlarla ilgili şikayetçinin herhangi bir usulsüzlük iddiasında bulunmaması borçlunun satış ilanı tebligatının usulsüzlüğünü de ileri süremeyeceği anlamında yorumlanamaz. Kaldı ki, borçlu kıymet takdiri raporunun da kendine tebliğ edilmediğini öne sürdüğü gibi evvelce mahkemece yapıldığı kabul edilen tebligatların hiçbirisi satış ilanı tebligatı yapılan “E.. İ..” ye yapılmamıştır.
İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde mahkemece; şikayetçi, tebligat mazbatasında belirtilen maddi olguların aksini iddia ettiğine göre, HGK kararı uyarınca borçlunun ileri sürdüğü hususlarla ilgili deliller toplanarak ispatlamasına imkan tanınmalı, satış ilanı tebligatı yapılan tarih itibarı ile tebligat yapılan adreste E.. İ..ile birlikte oturup oturmadıkları, aynı daireyi paylaşıp paylaşmadıkları araştırılmalı ve varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:06
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2015/8686 E.  ,  2015/10934 K.
  • İHALENİN FESHİ


  • SATIŞ İLANININ BORÇLUYA USULSÜZ TEBLİĞİ
  • İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 127


  • TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 16


  • TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 32
"İçtihat Metni"
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi vekili, kıymet takdiri raporu ve satış ilanının müvekkiline tebliğ edilmediği ve usulsüz tebliğ edildiğini, satış ilanı tebligatı yapılan E.. İ..’yi tanımadığını, bu şahıs ile akrabalık ve yakınlığının bulunmadığını, adı geçenin tebligatın yapıldığı site yakınlarında oturan bir kimse olduğunu ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu; mahkemece, esas icra dosyasında icra emri ve kıymet takdiri raporunun da şikayetçinin aynı adresinde soyadı “İnali” olan şahıslara yapıldığını ve bu tebligatlarla ilgili şikayetçinin herhangi bir usulsüzlük iddiasında bulunmadığını, adresin mernis adresi olup feshi gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçe gösterilerek şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 16.maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesine göre; "kendisine tebligat yapılacak şahıs, adresinde bulunmazsa tebliğ, aynı konutta oturan kimselere veya hizmetçilerden birine yapılır." 4829 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle Tebligat Kanunu'nun 16. maddesinde yer alan "birlikte oturan ailesi efradı" ibaresi "aynı konutta oturan kişiler" şeklinde değiştirildiğinden, muhatap adına kendilerine tebligat yapılacak aynı konutta oturan kişiler, aile fertleri, yakın ve uzak akrabalar veya hizmetçilerden biri olabileceği gibi bu kimseler dışında kalan ancak muhatapla birlikte oturan diğer kimseler de olabileceklerdir. Muhatapla birlikte oturma şartının gerçekleşmiş sayılabilmesi için muhatapla aynı çatı altında oturmak yetmeyip, aynı daireyi paylaşmış olmak gerekir.
Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği, tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi halinde bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Mahkemece, her somut olayın özelliği, cereyan şekli, gerçekleşen maddi olgular en ufak ayrıntılarına kadar gözönünde bulundurup iddia tahkik edilmelidir. H.G.K.nun 7.4.1982 tarih ve 1377-337 sayılı kararında da benimsendiği üzere, tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir.
Usule aykırı tebliğin hükmü ise 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 32.maddesinde ve Tebligat Yönetmeliği'nin 53.maddesinde düzenlenmiş; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatap tebliğe muttali olmuş ise geçerli sayılıp, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Şikayetçinin bildirdiği öğrenme tarihi esas olup bu tarihin aksi karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Hukuk Genel Kurulunun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere beyan edilen öğrenme tarihinin aksi tanık beyanıyla ispat edilemez.
Somut olayda, icra dosyası kapsamından taşınmaz maliki olan ipotek borçlusu H.. G..’e yapılan tebligatların tamamının mernis adresi olan, “C.. Mah. Ç..Y..Yolu Cad. No:... İç Kapı No... Koru Merkez Çınarcık/Yalova" adresine yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı adrese gönderilen satış ilanı tebligat evrakının incelenmesinde; “Muhatabın çarşıda olduğunu beyan eden birlikte sürekli ikamet eden tebliğe ehil yeğeni E.. İ.. imzasına tebliğ edildi” şerhi verilerek TK’nun 16. maddesine göre tebliğ edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Şikayetçi, tebligat yapılan E.. İ..’yi tanımadığını, site yakınlarında oturduğunu beyan etmekte olup bu beyanın, tebligat mazbatasında geçen ve Ersin’in “yeğeni” olduğu ve birlikte ikamet ettiklerine yönelik tespitin gerçeğe uygun olmadığı iddiasını da içerdiğinin kabulü gerekir. İcra dosyasında icra emri ve kıymet takdiri raporunun da şikayetçinin aynı adresinde soyadı “İ...” olan şahıslara yapılması ve bu tebligatlarla ilgili şikayetçinin herhangi bir usulsüzlük iddiasında bulunmaması borçlunun satış ilanı tebligatının usulsüzlüğünü de ileri süremeyeceği anlamında yorumlanamaz. Kaldı ki, borçlu kıymet takdiri raporunun da kendine tebliğ edilmediğini öne sürdüğü gibi evvelce mahkemece yapıldığı kabul edilen tebligatların hiçbirisi satış ilanı tebligatı yapılan “E.. İ..” ye yapılmamıştır.
İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde mahkemece; şikayetçi, tebligat mazbatasında belirtilen maddi olguların aksini iddia ettiğine göre, HGK kararı uyarınca borçlunun ileri sürdüğü hususlarla ilgili deliller toplanarak ispatlamasına imkan tanınmalı, satış ilanı tebligatı yapılan tarih itibarı ile tebligat yapılan adreste E.. İ..ile birlikte oturup oturmadıkları, aynı daireyi paylaşıp paylaşmadıkları araştırılmalı ve varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Usulsüz Tebligatta Taraf Ehliyeti

4. Hukuk Dairesi 2015/8621 E. , 2015/9738 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/02/2015
NUMARASI : 2013/321-2015/131
Davacı A.. O.. vekili Avukat ...tarafından, davalı ...... aleyhine 18/07/2013 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; husumet nedeniyle davanın reddine dair verilen 19/02/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız haciz nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece husumet yokluğu nedeniyle dava reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı tarafından başlatılan icra takibinde cezaevinde olduğu bilindiği halde mernis adresine tebligat yaptırılarak takibin kesinleştirildiğini, aracının haczedildiğini belirterek haksız haciz nedeniyle uğradığı zararının tazminini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının icra memurunun usulsüz işlemine dayandığı ve fakat zararın tazminini icra dosyası alacaklı vekilinden talep ettiği gerekçesiyle davalının taraf sıfatı bulunmadığından dava reddedilmiştir.
Dosya içeriğinden, Denizli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2012/4385 Esas sayılı dosyası kapsamında davacının takip borçlusu, davalının takip alacaklısı olduğu, kesinleşen icra takibi nedeniyle davacıya ait aracın haczedildiği; Denizli 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/696 Esas 2012/684 karar sayılı ilamıyla, ödeme emrinin mernis adresine tebliğ edildiği ve fakat davacının bu dönemde cezaevinde tutuklu bulunduğu gerekçesiyle ödeme emri tebliğ tarihinin davacının beyan tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacının iddiası, davalının haksız eyleminden dolayı zarara uğradığı yönündedir. Bu nedenle davalıya husumet düşmektedir. Mahkemece açıklanan yön gözetilerek işin esası incelenip olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın husumet yönünden reddedilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre vekâlet ücretine yönelik diğer temyiz itirazının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14/09/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:04
  • DuraN
4. Hukuk Dairesi 2015/8621 E. , 2015/9738 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/02/2015
NUMARASI : 2013/321-2015/131
Davacı A.. O.. vekili Avukat ...tarafından, davalı ...... aleyhine 18/07/2013 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; husumet nedeniyle davanın reddine dair verilen 19/02/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız haciz nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece husumet yokluğu nedeniyle dava reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı tarafından başlatılan icra takibinde cezaevinde olduğu bilindiği halde mernis adresine tebligat yaptırılarak takibin kesinleştirildiğini, aracının haczedildiğini belirterek haksız haciz nedeniyle uğradığı zararının tazminini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının icra memurunun usulsüz işlemine dayandığı ve fakat zararın tazminini icra dosyası alacaklı vekilinden talep ettiği gerekçesiyle davalının taraf sıfatı bulunmadığından dava reddedilmiştir.
Dosya içeriğinden, Denizli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2012/4385 Esas sayılı dosyası kapsamında davacının takip borçlusu, davalının takip alacaklısı olduğu, kesinleşen icra takibi nedeniyle davacıya ait aracın haczedildiği; Denizli 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/696 Esas 2012/684 karar sayılı ilamıyla, ödeme emrinin mernis adresine tebliğ edildiği ve fakat davacının bu dönemde cezaevinde tutuklu bulunduğu gerekçesiyle ödeme emri tebliğ tarihinin davacının beyan tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacının iddiası, davalının haksız eyleminden dolayı zarara uğradığı yönündedir. Bu nedenle davalıya husumet düşmektedir. Mahkemece açıklanan yön gözetilerek işin esası incelenip olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın husumet yönünden reddedilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre vekâlet ücretine yönelik diğer temyiz itirazının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14/09/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yabancılar Yönünden İİK'nın 21/2. Md. Gereğince TK'nın 35. Md.ne Göre Tebliğ

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                        

ESAS NO   : 2014/21487 
KARAR NO: 2014/25423   


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 10.04.2014 tarih ve 2014/7611-10560 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu tarafından, icra emri, kıymet takdir raporu ve satış ilanının usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden ihalenin feshine karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece,  24/06/2013 tarihinde yapılan ihalenin, ihale yapılma koşullarına aykırı olması, Tebligat kanunun 25 ve devamı maddelerindeki hususlara aykırı olması ve sağlıklı ihale yapılmadığından  ihalenin feshine karar verilmiştir.

İİK’nun 21/2. maddesinde; “İlamda ve 38. maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu, keyfiyeti birbirlerine noter vasıtası ile bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste  bulunmadığı takdirde Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uygulanır” yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre; borçlunun adrese dayalı kayıt sisteminde kayıtlı adresinin bulunmaması halinde ipotek akit tablosunda yazılı adresine daha önce usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa bile bu adrese Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilir.

Takip dayanağı ipotek resmi senedinde borçlu adresinin; “Tosmur  Kas Cami Caddesi Cebeci Kozan apt. NO:24/1 Alanya ” olarak yazılı olduğu, ve bu adrese çıkartılan icra emrinin ve kıymet takdir raporunun iade dönmesi üzerine Tebligat Kanunun 35. maddesine göre 18.03.2013 tarihinde tebliğ edildiği, satış ilanının da aynı adrese TK.'nun 35. maddesine göre 03.05.2013 tarihinde tebliğ edildiği belirlenmiştir.

Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanır. Davacı borçlunun ise yabancı uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümler uygulanamaz.

Bu durumda borçlunun ipotek akit tablosunda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılmasında yasaya aykırılık yoktur.

O halde mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle ihalenin feshi sebebi olacak başka bir usulsüzlük de bulunmamakla talebin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsiz olup hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 10.04.2014 tarih ve 2014/7611-10560 K. sayılı onama ilamının kaldırılmasına, Alanya 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 24.12.2013 tarih ve 2013/363-796 sayılı kararının  yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  30/10/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanacağı, yabancı uyruklu kişiler hakkında adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı- Yabancı uyruklu borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasında (icra emri gönderilmesinde) yasaya aykırılık bulunmadığı-
Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ummahan Yıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekilinin, borçlunun ilamda belirtilen adresine ve bilinen adreslerine çıkarılan icra emrinin iade olması sonucunda TK'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasını talep ettiği, icra müdürlüğünün talebi 03.12.2014 tarihinde reddettiği, alacaklı vekilinin icra mahkemesine şikayette bulunması üzerine mahkemece; şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

İİK’nun 21/2. maddesinde; “İlamda ve 38. maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu, keyfiyeti birbirlerine noter vasıtası ile bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste bulunmadığı takdirde Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uygulanır” yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre; borçlunun adrese dayalı kayıt sisteminde kayıtlı adresinin bulunmaması halinde ilamda ve ipotek akit tablosunda yazılı adresine daha önce usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa bile bu adrese Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilir.

Takip dayanağı ilamda borçlu adresinin; “G... K... Er... M.. H... Kamelya Evleri No:... Y... Bodrum/Muğla ” olarak yazılı olduğu, ve bu adrese çıkartılan icra emri tebligatının 07.02.2015 de iade dönmesi üzerine, alacaklı vekilince bildirilen başka bir adrese çıkarılan tebligatın da muhatabın yutdışında olduğundan bahisle iade döndüğü, 07.03.2014 tarihli kolluk araştırmasında villada yabancı uyruklu kişilerin ikamet ettiği, adresten taşındıkları isimlerinin ve yeni adreslerinin bilinmediği, adreste ikamet edenin olmadığı bildirilmesi üzerine, alacaklı vekilinin ilamda belirtilen borçlu adresine TK'nun 35.maddesine göre icra emrinin gönderilmesini talep ettiği, 03.12.2014 tarihinde icra müdürlüğünce dosyada borçluya yapılmış bir tebligat olmadığı anlaşıldığından talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanır. Davacı borçlunun ise yabancı uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümler uygulanamaz.

Bu durumda borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılmasında yasaya aykırılık yoktur.

O halde mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle icra müdürlüğünün borçlunun ilamda belirtilen adresine TK'nun 35.maddesine göre tebligat yapılması talebine ilişkin red kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 04.07.2018 T. E: 3071, K: 7283
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:03
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                        

ESAS NO   : 2014/21487 
KARAR NO: 2014/25423   


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 10.04.2014 tarih ve 2014/7611-10560 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu tarafından, icra emri, kıymet takdir raporu ve satış ilanının usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden ihalenin feshine karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece,  24/06/2013 tarihinde yapılan ihalenin, ihale yapılma koşullarına aykırı olması, Tebligat kanunun 25 ve devamı maddelerindeki hususlara aykırı olması ve sağlıklı ihale yapılmadığından  ihalenin feshine karar verilmiştir.

İİK’nun 21/2. maddesinde; “İlamda ve 38. maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu, keyfiyeti birbirlerine noter vasıtası ile bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste  bulunmadığı takdirde Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uygulanır” yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre; borçlunun adrese dayalı kayıt sisteminde kayıtlı adresinin bulunmaması halinde ipotek akit tablosunda yazılı adresine daha önce usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa bile bu adrese Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilir.

Takip dayanağı ipotek resmi senedinde borçlu adresinin; “Tosmur  Kas Cami Caddesi Cebeci Kozan apt. NO:24/1 Alanya ” olarak yazılı olduğu, ve bu adrese çıkartılan icra emrinin ve kıymet takdir raporunun iade dönmesi üzerine Tebligat Kanunun 35. maddesine göre 18.03.2013 tarihinde tebliğ edildiği, satış ilanının da aynı adrese TK.'nun 35. maddesine göre 03.05.2013 tarihinde tebliğ edildiği belirlenmiştir.

Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanır. Davacı borçlunun ise yabancı uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümler uygulanamaz.

Bu durumda borçlunun ipotek akit tablosunda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılmasında yasaya aykırılık yoktur.

O halde mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle ihalenin feshi sebebi olacak başka bir usulsüzlük de bulunmamakla talebin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsiz olup hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 10.04.2014 tarih ve 2014/7611-10560 K. sayılı onama ilamının kaldırılmasına, Alanya 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 24.12.2013 tarih ve 2013/363-796 sayılı kararının  yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  30/10/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanacağı, yabancı uyruklu kişiler hakkında adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı- Yabancı uyruklu borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasında (icra emri gönderilmesinde) yasaya aykırılık bulunmadığı-
Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ummahan Yıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekilinin, borçlunun ilamda belirtilen adresine ve bilinen adreslerine çıkarılan icra emrinin iade olması sonucunda TK'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasını talep ettiği, icra müdürlüğünün talebi 03.12.2014 tarihinde reddettiği, alacaklı vekilinin icra mahkemesine şikayette bulunması üzerine mahkemece; şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

İİK’nun 21/2. maddesinde; “İlamda ve 38. maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu, keyfiyeti birbirlerine noter vasıtası ile bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste bulunmadığı takdirde Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uygulanır” yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre; borçlunun adrese dayalı kayıt sisteminde kayıtlı adresinin bulunmaması halinde ilamda ve ipotek akit tablosunda yazılı adresine daha önce usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa bile bu adrese Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilir.

Takip dayanağı ilamda borçlu adresinin; “G... K... Er... M.. H... Kamelya Evleri No:... Y... Bodrum/Muğla ” olarak yazılı olduğu, ve bu adrese çıkartılan icra emri tebligatının 07.02.2015 de iade dönmesi üzerine, alacaklı vekilince bildirilen başka bir adrese çıkarılan tebligatın da muhatabın yutdışında olduğundan bahisle iade döndüğü, 07.03.2014 tarihli kolluk araştırmasında villada yabancı uyruklu kişilerin ikamet ettiği, adresten taşındıkları isimlerinin ve yeni adreslerinin bilinmediği, adreste ikamet edenin olmadığı bildirilmesi üzerine, alacaklı vekilinin ilamda belirtilen borçlu adresine TK'nun 35.maddesine göre icra emrinin gönderilmesini talep ettiği, 03.12.2014 tarihinde icra müdürlüğünce dosyada borçluya yapılmış bir tebligat olmadığı anlaşıldığından talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanır. Davacı borçlunun ise yabancı uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümler uygulanamaz.

Bu durumda borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebligat yapılmasında yasaya aykırılık yoktur.

O halde mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle icra müdürlüğünün borçlunun ilamda belirtilen adresine TK'nun 35.maddesine göre tebligat yapılması talebine ilişkin red kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 04.07.2018 T. E: 3071, K: 7283

Usulsüz Tebligat- Tebliğ Memurunun Beyanının Alınması- Bilgisine Başvurulan Kişinin K

Talimat üzerine alınan tebliğ memuru beyanında, bilgisine başvurulan kişinin muhatap ile ilgili olarak "işe veya şehir dışına gitmiş olabilirler" demesi üzerine, tebliğ şerhinin "muhatabın geçici olarak işe gittiği" yazılarak düzenlediğinin anlaşıldığı- Bilgisine başvurulan kişinin şehirdışına gitmiş olabileceğine ilişkin olarak verdiği kesin olmayan beyanı doğrultusunda yapılan tebligat, borçlunun adresinden geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığı, tevziat saatlerinden sonra adresine dönüp dönmeyeceği ve dönecekse ne zaman döneceği hususları kesin olarak saptanmaksızın yapıldığından, tebligatın usulsüz olduğu- Usulsüz tebligat şikayetinin kabulü ile tebliğ tarihinin, öğrenme tarihine göre düzeltilmesi ve borçlunun ileri sürdüğü diğer şikayet ve itirazlarının incelenmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Güler Yağcı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlunun ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğü şikayetinin yanısıra sair itiraz ve şikayetlerde bulunarak icra mahkemesine başvurduğu, tebligat usulsüzlüğü şikayetinin kabulü ile tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine ilişkin mahkeme kararının, Dairemizin 2015/20497 Esas, 2015/30576 Karar, 07/12/2015 tarihli kararıyla bozulması üzerine, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir..” hükmüne yer verildiği, Tebligat Kanunu'nun ''Tebligat Mazbatası'' başlıklı 23.maddesinin 7.bendinde; ''21. maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının" emredildiği, "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi'' başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ''30. ve 31. maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının" hüküm altına alındığı görülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f maddeleri gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
Somut olayda, şikayete konu örnek 7 ödeme emri tebliğ işlemini yapan tebliğ memuru .....'nın Yenişehir İcra Hukuk Mahkemesine yazılan talimat üzerine alınan beyanında, bilgisine başvurulan S. G.'ın, muhatap ile ilgili olarak "E.M. işe veya şehir dışına gitmiş olabilirler" demesi üzerine, muhatabın geçici olarak işe gittiğini yazarak tebliğ şerhini düzenlediğini ifade ettiği görülmüştür. Bu durumda, tebliğ memurunun beyanından da anlaşılacağı üzere, her ne kadar mazbataya muhatabın geçici olarak işe gittiği yazılmış ise de, S.G.ın muhatabın adreste bulunmama nedeniyle ilgili olarak işe veya şehirdışına gitmiş olabileceğine ilişkin olarak verdiği kesin olmayan beyanı doğrultusunda yapılan tebligat, borçlunun adresinden geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığı, tevziat saatlerinden sonra adresine dönüp dönmeyeceği ve dönecekse ne zaman döneceği hususları kesin olarak saptanmaksızın yapıldığından Tebligat Kanunu'nun 21/1 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddelerine aykırı olup usulsüzdür.
O halde, mahkemece, usulsüz tebligat şikayetinin kabulü ile Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince, tebliğ tarihinin, öğrenme tarihi olan 10/11/2014 tarihine göre düzeltilmesine ve borçlunun ileri sürdüğü diğer şikayet ve itirazlarının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 03.07.2018 T. E: 2017/5565, K: 7137
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:02
  • DuraN
Talimat üzerine alınan tebliğ memuru beyanında, bilgisine başvurulan kişinin muhatap ile ilgili olarak "işe veya şehir dışına gitmiş olabilirler" demesi üzerine, tebliğ şerhinin "muhatabın geçici olarak işe gittiği" yazılarak düzenlediğinin anlaşıldığı- Bilgisine başvurulan kişinin şehirdışına gitmiş olabileceğine ilişkin olarak verdiği kesin olmayan beyanı doğrultusunda yapılan tebligat, borçlunun adresinden geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığı, tevziat saatlerinden sonra adresine dönüp dönmeyeceği ve dönecekse ne zaman döneceği hususları kesin olarak saptanmaksızın yapıldığından, tebligatın usulsüz olduğu- Usulsüz tebligat şikayetinin kabulü ile tebliğ tarihinin, öğrenme tarihine göre düzeltilmesi ve borçlunun ileri sürdüğü diğer şikayet ve itirazlarının incelenmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Güler Yağcı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlunun ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğü şikayetinin yanısıra sair itiraz ve şikayetlerde bulunarak icra mahkemesine başvurduğu, tebligat usulsüzlüğü şikayetinin kabulü ile tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine ilişkin mahkeme kararının, Dairemizin 2015/20497 Esas, 2015/30576 Karar, 07/12/2015 tarihli kararıyla bozulması üzerine, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir..” hükmüne yer verildiği, Tebligat Kanunu'nun ''Tebligat Mazbatası'' başlıklı 23.maddesinin 7.bendinde; ''21. maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının" emredildiği, "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi'' başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ''30. ve 31. maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının" hüküm altına alındığı görülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f maddeleri gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
Somut olayda, şikayete konu örnek 7 ödeme emri tebliğ işlemini yapan tebliğ memuru .....'nın Yenişehir İcra Hukuk Mahkemesine yazılan talimat üzerine alınan beyanında, bilgisine başvurulan S. G.'ın, muhatap ile ilgili olarak "E.M. işe veya şehir dışına gitmiş olabilirler" demesi üzerine, muhatabın geçici olarak işe gittiğini yazarak tebliğ şerhini düzenlediğini ifade ettiği görülmüştür. Bu durumda, tebliğ memurunun beyanından da anlaşılacağı üzere, her ne kadar mazbataya muhatabın geçici olarak işe gittiği yazılmış ise de, S.G.ın muhatabın adreste bulunmama nedeniyle ilgili olarak işe veya şehirdışına gitmiş olabileceğine ilişkin olarak verdiği kesin olmayan beyanı doğrultusunda yapılan tebligat, borçlunun adresinden geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığı, tevziat saatlerinden sonra adresine dönüp dönmeyeceği ve dönecekse ne zaman döneceği hususları kesin olarak saptanmaksızın yapıldığından Tebligat Kanunu'nun 21/1 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddelerine aykırı olup usulsüzdür.
O halde, mahkemece, usulsüz tebligat şikayetinin kabulü ile Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince, tebliğ tarihinin, öğrenme tarihi olan 10/11/2014 tarihine göre düzeltilmesine ve borçlunun ileri sürdüğü diğer şikayet ve itirazlarının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 03.07.2018 T. E: 2017/5565, K: 7137

Borçlu Şirkete Yapılan Tebligatı Diğer Borçlu Şirket Yetkilisinin Teslim Alması-

Takip borçlusuna yapılan tebligatın, yetkilisi olduğu borçlu şirketin de takipten haberdar olduğu anlamına gelmeyeceği- Şirket adına çıkan tebligatı, bizzat şirket yetkilisi almış olsa da, aynı takibin borçluları olmaları nedeni ile husumet iddiasının ileri sürülebileceği- Ticaret siciline bildirilen adrese Teb. K. mad. 35 gereğince tebligat yapılabilmesi için söz konusu adrese öncelikle normal usullere göre tebligat çıkartılıp bilâ tebliğ dönmesi halinde 35. maddedeki tebliğ prosedürünün işletilmesi gerektiği Borçlunun usulsüz tebligata ilişkin şikayetinin kabulü ile, tebliğ tarihinin borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine ve icra dosyasına süresinde yapılan itiraz uyarınca takip kesinleşmeden konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Nezihe Deniz Güner tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte, borçlu şirket vekilinin icra mahkemesine başvurusunda, ödeme emrine ilişkin tebligatın usulsüz olduğunu ileri sürerek, tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 11.12.2013 olarak düzeltilmesini ve hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği; Dairemizin 10.02.2016 tarihli, 2015/28271 E.- 2016/3383 K. sayılı bozma ilamına uyulmasının ardından mahkemece, şirket müdürüne yapılan 05.11.2013 tarihli tebligat ile takip öğrenilmiş sayılacağı gerekçesi ile şikayetin süre aşımından reddine karar verildiği görülmektedir.
Tebligatın anlamı bildirimdir. Tebligatın yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tebligat, savunma hakkı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.12.2009 tarih ve 2009/12-563 E. - 2009/600 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere icra takibinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, itirazların yapılabilmesi ve takibin süratle sonuçlandırılabilmesi, ancak, tarafların icra takibinden usulünce haberdar edilmesi ile mümkündür. Zira, takip borçlusunun hangi icra dairesinde aleyhine takip bulunduğunu, hakkındaki taleplerin nelerden ibaret olduğunu bilmesi ve varsa itirazlarını zamanında ve doğru merciye yöneltebilmesi usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile sağlanabilir.
Somut olayda, alacaklı tarafından başlatılan takipte, şikayetçi şirket ile birlikte şirket yetkilisi S. Ö. takip borçluları olup, her iki borçluya da örnek 7 nolu ödeme emri ayrı ayrı tebliğe çıkartılmıştır. Şikayetçi borçlu şirketin yetkilisi konumunda olan S. Ö.'e 05.11.2013 tarihinde yapılan tebliğ işleminin muhatabı, bizzat takip borçlusu olan S... olup, kendisine yapılan tebligat dolayısı ile borçlu şirketin de takipten haberdar olduğu sonucu çıkarılamaz. Kaldı ki, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 39. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, şirket adına çıkan tebligatı, bizzat şirket yetkilisi almış olsaydı dahi, aynı takibin borçluları olmaları nedeni ile husumet iddiası da ileri sürülebilecektir. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi ve Tebligat Yönetmeliği'nin 57. maddesi gereğince ticaret siciline bildirilen adrese TK'nun 35. madde gereğince tebligat yapılabilmesi için söz konusu adrese öncelikle normal usullere göre tebligat çıkartılıp bilâ tebliğ dönmesi halinde 35. maddedeki tebliğ prosedürünün işletilmesi gerekir.
Somut olayda ise, borçlu şirketin “Y... mah. Ş... cad. No:35 Didim/Aydın” adresine gönderilen tebligatın 17.07.2013 tarihinde bila tebliğ dönmesi üzerine aynı adrese Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre 06.11.2013 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiği, ancak dosya içerisinde mevcut ticaret sicili kayıtlarına göre tebligat yapılan adresin şirketin eski adresi olduğu, tebliğ tarihinde ticaret ünvanı ile birlikte şirket adresinin de değişmiş olduğu halde, şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine tebligat çıkartılmadığı görülmektedir. Bu durumda şirkete yapılan ödeme emrine ilişkin tebligat usulsüzdür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. O halde mahkemece, borçlunun usulsüz tebligata ilişkin şikayetinin kabulü ile Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca tebliğ tarihinin borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi olan 11.12.2013 tarihi olarak düzeltilmesine ve icra dosyasına 12.12.2013 günü süresinde yapılan itiraz uyarınca takip kesinleşmeden konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 08.06.2018 T. E: 2017/2864, K: 6097
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 22:01
  • DuraN
Takip borçlusuna yapılan tebligatın, yetkilisi olduğu borçlu şirketin de takipten haberdar olduğu anlamına gelmeyeceği- Şirket adına çıkan tebligatı, bizzat şirket yetkilisi almış olsa da, aynı takibin borçluları olmaları nedeni ile husumet iddiasının ileri sürülebileceği- Ticaret siciline bildirilen adrese Teb. K. mad. 35 gereğince tebligat yapılabilmesi için söz konusu adrese öncelikle normal usullere göre tebligat çıkartılıp bilâ tebliğ dönmesi halinde 35. maddedeki tebliğ prosedürünün işletilmesi gerektiği Borçlunun usulsüz tebligata ilişkin şikayetinin kabulü ile, tebliğ tarihinin borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine ve icra dosyasına süresinde yapılan itiraz uyarınca takip kesinleşmeden konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Nezihe Deniz Güner tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte, borçlu şirket vekilinin icra mahkemesine başvurusunda, ödeme emrine ilişkin tebligatın usulsüz olduğunu ileri sürerek, tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 11.12.2013 olarak düzeltilmesini ve hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği; Dairemizin 10.02.2016 tarihli, 2015/28271 E.- 2016/3383 K. sayılı bozma ilamına uyulmasının ardından mahkemece, şirket müdürüne yapılan 05.11.2013 tarihli tebligat ile takip öğrenilmiş sayılacağı gerekçesi ile şikayetin süre aşımından reddine karar verildiği görülmektedir.
Tebligatın anlamı bildirimdir. Tebligatın yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tebligat, savunma hakkı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.12.2009 tarih ve 2009/12-563 E. - 2009/600 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere icra takibinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, itirazların yapılabilmesi ve takibin süratle sonuçlandırılabilmesi, ancak, tarafların icra takibinden usulünce haberdar edilmesi ile mümkündür. Zira, takip borçlusunun hangi icra dairesinde aleyhine takip bulunduğunu, hakkındaki taleplerin nelerden ibaret olduğunu bilmesi ve varsa itirazlarını zamanında ve doğru merciye yöneltebilmesi usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile sağlanabilir.
Somut olayda, alacaklı tarafından başlatılan takipte, şikayetçi şirket ile birlikte şirket yetkilisi S. Ö. takip borçluları olup, her iki borçluya da örnek 7 nolu ödeme emri ayrı ayrı tebliğe çıkartılmıştır. Şikayetçi borçlu şirketin yetkilisi konumunda olan S. Ö.'e 05.11.2013 tarihinde yapılan tebliğ işleminin muhatabı, bizzat takip borçlusu olan S... olup, kendisine yapılan tebligat dolayısı ile borçlu şirketin de takipten haberdar olduğu sonucu çıkarılamaz. Kaldı ki, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 39. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, şirket adına çıkan tebligatı, bizzat şirket yetkilisi almış olsaydı dahi, aynı takibin borçluları olmaları nedeni ile husumet iddiası da ileri sürülebilecektir. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi ve Tebligat Yönetmeliği'nin 57. maddesi gereğince ticaret siciline bildirilen adrese TK'nun 35. madde gereğince tebligat yapılabilmesi için söz konusu adrese öncelikle normal usullere göre tebligat çıkartılıp bilâ tebliğ dönmesi halinde 35. maddedeki tebliğ prosedürünün işletilmesi gerekir.
Somut olayda ise, borçlu şirketin “Y... mah. Ş... cad. No:35 Didim/Aydın” adresine gönderilen tebligatın 17.07.2013 tarihinde bila tebliğ dönmesi üzerine aynı adrese Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre 06.11.2013 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiği, ancak dosya içerisinde mevcut ticaret sicili kayıtlarına göre tebligat yapılan adresin şirketin eski adresi olduğu, tebliğ tarihinde ticaret ünvanı ile birlikte şirket adresinin de değişmiş olduğu halde, şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine tebligat çıkartılmadığı görülmektedir. Bu durumda şirkete yapılan ödeme emrine ilişkin tebligat usulsüzdür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. O halde mahkemece, borçlunun usulsüz tebligata ilişkin şikayetinin kabulü ile Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca tebliğ tarihinin borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi olan 11.12.2013 tarihi olarak düzeltilmesine ve icra dosyasına 12.12.2013 günü süresinde yapılan itiraz uyarınca takip kesinleşmeden konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 08.06.2018 T. E: 2017/2864, K: 6097

PTT İnternet Sitesindeki Sorgu Tebliğ Tarihini Belirleyici Değil Bilgi Amaçlıdır

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ


2015/32141 E.
2016/6528 K.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından genel haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun itirazı üzerine icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının, itirazın süresinde yapılmadığını belirterek takibin durdurulmasına ilişkin işlemin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Genel haciz yoluyla takipte itiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, İİK'nun 62/1. maddesi uyarınca, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde icra müdürlüğüne yapmak zorundadır. İİK'nun 62. maddesine göre de, yasal sürede yapılan itiraz ile takip durur.

Somut olayda, takip dosyasında mevcut tebliğ evrakına göre, ödeme emrinin borçluya 15/07/2015 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun yasal yedi günlük süreden sonra 23/07/2015 tarihinde itiraz ettiği görülmektedir.

Ödeme emrinin tebliği tarihinin tespitinde, tebliğ mazbatasında yazılı tarih esas olup, ... internet sayfasından yapılan sorgulama sonucu alınan kayıtlar bilgi amaçlıdır ve tebliğ tarihinin tespitinde belirleyici değildir.

O halde, mahkemece, yasal süreden sonra yapılan itiraz takibi durdurmayacağından şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : 
Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:57
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ


2015/32141 E.
2016/6528 K.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından genel haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun itirazı üzerine icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının, itirazın süresinde yapılmadığını belirterek takibin durdurulmasına ilişkin işlemin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Genel haciz yoluyla takipte itiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, İİK'nun 62/1. maddesi uyarınca, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde icra müdürlüğüne yapmak zorundadır. İİK'nun 62. maddesine göre de, yasal sürede yapılan itiraz ile takip durur.

Somut olayda, takip dosyasında mevcut tebliğ evrakına göre, ödeme emrinin borçluya 15/07/2015 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun yasal yedi günlük süreden sonra 23/07/2015 tarihinde itiraz ettiği görülmektedir.

Ödeme emrinin tebliği tarihinin tespitinde, tebliğ mazbatasında yazılı tarih esas olup, ... internet sayfasından yapılan sorgulama sonucu alınan kayıtlar bilgi amaçlıdır ve tebliğ tarihinin tespitinde belirleyici değildir.

O halde, mahkemece, yasal süreden sonra yapılan itiraz takibi durdurmayacağından şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : 
Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İcra emrinin borçlunun ilamda yazılı adresine T.K 35. maddesi gereğince tebliği

İcra emrinin borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi gereğince tebliğ edilmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlu hakkında başlatılan ilamlı icra takibinde alacaklının icra mahkemesine başvurarak; borçluya Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebligat çıkartılması talebinin icra müdürlüğünce reddine dair işlemi şikayet konusu yaptığı, mahkemece, borçluya daha evvel yapılmış bir tebligat bulunmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 21/2. maddesi ile; “İlamda ve 38 inci maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle, ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu; keyfiyeti birbirlerine noter vasıtasiyle bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste bulunmadığı takdirde Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesi uygulanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Somut olayda, borçlunun ilamda yazılı olan “... mah. ... sk. No:14/2 ... ...” adresine çıkartılan icra emrinin, muhatabın adresten taşındığı şerhi ile 24.03.2016 tarihinde iade edildiği, alacaklı vekilinin talebi üzerine borçlunun mernis kaydının araştırılması neticesinde icra müdürlüğünce, 26.05.2016 tarihinde güncel adres kaydının bulunmadığının tespit edildiği, alacakı vekili tarafından bu defa İİK'nın 21/2. maddesi uyarınca Tebligat Kanununu 35. maddesine göre tebliğ çıkartılması talebinin, tebligat koşulları oluşmadığından bahisle reddedildiği görülmektedir.
O halde, borçlunun takibe dayanak ilamda yazılı olan adresine gönderilen tebligatın iade edilmiş olması nazara alındığında, yukarıda yazılı yasal düzenleme gereğince; alacaklının icra emrinin borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanununun 35. maddesi gereğince tebliğ edilmesi talebi yerinde olup, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, İİK'nın tebligat hususundaki düzenlemelerinin Tebligat Kanununa göre özel kanun sayılacağı ve öncelikle uygulanması gerekeceği gözardı edilerek yazılı gerekçeyle reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 11.10.2018 T. E:13350, K: 9682
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:57
  • DuraN
İcra emrinin borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi gereğince tebliğ edilmesi gerektiği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlu hakkında başlatılan ilamlı icra takibinde alacaklının icra mahkemesine başvurarak; borçluya Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebligat çıkartılması talebinin icra müdürlüğünce reddine dair işlemi şikayet konusu yaptığı, mahkemece, borçluya daha evvel yapılmış bir tebligat bulunmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 21/2. maddesi ile; “İlamda ve 38 inci maddeye göre ilam hükmünde sayılan belgelerle, ipotek senedinde yazılı olan adresi değiştiren alacaklı veya borçlu; keyfiyeti birbirlerine noter vasıtasiyle bildirmiş olmadıkça, tebligat aynı adrese yapılır ve bu adreste bulunmadığı takdirde Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesi uygulanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Somut olayda, borçlunun ilamda yazılı olan “... mah. ... sk. No:14/2 ... ...” adresine çıkartılan icra emrinin, muhatabın adresten taşındığı şerhi ile 24.03.2016 tarihinde iade edildiği, alacaklı vekilinin talebi üzerine borçlunun mernis kaydının araştırılması neticesinde icra müdürlüğünce, 26.05.2016 tarihinde güncel adres kaydının bulunmadığının tespit edildiği, alacakı vekili tarafından bu defa İİK'nın 21/2. maddesi uyarınca Tebligat Kanununu 35. maddesine göre tebliğ çıkartılması talebinin, tebligat koşulları oluşmadığından bahisle reddedildiği görülmektedir.
O halde, borçlunun takibe dayanak ilamda yazılı olan adresine gönderilen tebligatın iade edilmiş olması nazara alındığında, yukarıda yazılı yasal düzenleme gereğince; alacaklının icra emrinin borçlunun ilamda yazılı adresine Tebligat Kanununun 35. maddesi gereğince tebliğ edilmesi talebi yerinde olup, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, İİK'nın tebligat hususundaki düzenlemelerinin Tebligat Kanununa göre özel kanun sayılacağı ve öncelikle uygulanması gerekeceği gözardı edilerek yazılı gerekçeyle reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 11.10.2018 T. E:13350, K: 9682

Üçüncü kişiye de Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılabileceği-

Üçüncü kişiye de Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılabileceği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Neşe Yüksel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan icra takibinde, borçlunun hak ve alacaklarının haczi için 3. kişi E.Y.’a, İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiği, tebliğ edilemeyerek iade edilmesi üzerine, alacaklının, haciz ihbarnamesinin Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebliğe çıkarılmasına dair talebinin icra müdürlüğünün 24.03.2016 tarihli işlemiyle; icra dairesi cebri icra yetkisini ancak borçluya karşı kullanabileceğinden, 3. şahsın sisteme eklenerek mernis adresinin araştırılması gibi bir yükümlülük ve sorumluluk icra dairesinde olmadığından, alacaklı tarafın, borçlunun hangi 3. şahıslarda hak ve alacağı var ise, 3. şahısların adı, soyadı ve tebliğe elverişli adreslerini dosyaya ibraz etmesi gerektiğinden, 3. şahsa Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi gereği tebliğ yapılması halinde ve usulsüz tebliğ durumunda hak ve menfaat kayıplarına neden olacağı gerekçesiyle alacaklının talebinin reddine karar verildiği, alacaklının, memurluk kararının iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için, tebligat yapılacak kişinin dosya borçlusu olması zorunluluğu yoktur.
Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesine göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. Bu adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Somut olayda, 3. kişi E.Y. adına çıkarılan haciz ihbarnamesi tebligatında, muhatabın T.C. Kimlik numarasının bulunduğu, tebligatın, muhatap adreste tanınmadığından bahisle iade edildiği görülmektedir.
Bu durumda, alacaklının, üçüncü kişinin adrese dayalı kayıt sistemindeki adresine, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılmasını istemesinde yasaya aykırılık bulunmadığından, mahkemece, şikayetin kabulü ile talebin reddi yönündeki memurluk kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 10.05.2018 T. E: 2017/402, K: 4588
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:56
  • DuraN
Üçüncü kişiye de Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılabileceği-


Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Neşe Yüksel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan icra takibinde, borçlunun hak ve alacaklarının haczi için 3. kişi E.Y.’a, İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiği, tebliğ edilemeyerek iade edilmesi üzerine, alacaklının, haciz ihbarnamesinin Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebliğe çıkarılmasına dair talebinin icra müdürlüğünün 24.03.2016 tarihli işlemiyle; icra dairesi cebri icra yetkisini ancak borçluya karşı kullanabileceğinden, 3. şahsın sisteme eklenerek mernis adresinin araştırılması gibi bir yükümlülük ve sorumluluk icra dairesinde olmadığından, alacaklı tarafın, borçlunun hangi 3. şahıslarda hak ve alacağı var ise, 3. şahısların adı, soyadı ve tebliğe elverişli adreslerini dosyaya ibraz etmesi gerektiğinden, 3. şahsa Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi gereği tebliğ yapılması halinde ve usulsüz tebliğ durumunda hak ve menfaat kayıplarına neden olacağı gerekçesiyle alacaklının talebinin reddine karar verildiği, alacaklının, memurluk kararının iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için, tebligat yapılacak kişinin dosya borçlusu olması zorunluluğu yoktur.
Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesine göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. Bu adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Somut olayda, 3. kişi E.Y. adına çıkarılan haciz ihbarnamesi tebligatında, muhatabın T.C. Kimlik numarasının bulunduğu, tebligatın, muhatap adreste tanınmadığından bahisle iade edildiği görülmektedir.
Bu durumda, alacaklının, üçüncü kişinin adrese dayalı kayıt sistemindeki adresine, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılmasını istemesinde yasaya aykırılık bulunmadığından, mahkemece, şikayetin kabulü ile talebin reddi yönündeki memurluk kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. HD. 10.05.2018 T. E: 2017/402, K: 4588

Kıymetli Şeyler İcra Dairesi Tarafından Alıkonulmadıkça Haczedilmiş Sayılmaz

T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2018/14170 
KARAR NO:2018/17346 
KARAR TARİHİ:15.10.2018 

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı 3. kişi vekili; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait olup dava dışı ...... konsinye olarak satış yapması için teslim edilen malların haczedildiğini öne sürerek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı alacaklı vekili; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. 

Mahkemece, mahcuzların 3. kişi şirket tarafından haciz adresinde faaliyet gösteren dava dışı ...... konsinye olarak satış yapılması için teslim edildiği, bu hususun ticari defter kayıtları ile doğrulandığı, mülkiyet karinesinin aksinin davacı 3. kişi tarafından ispat edildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. 

Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

1-İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.

İİK 88.maddesinde; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.
Haczedilen şey; a) ..., b) ..., c) ... ait ..., d) ..., e) ... mümkün diğer bir ..., f) ..., ... ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I).

Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(Kuru B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013, s:426 vd.-..., İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:305,)

Somut olaya gelince; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında 1.240.560,00 TL değerinde pırlanta taşlı yüzük, kolye, küpe vs. haczedildiği, haczedilen kıymetli şeylerin muhafaza altına alınmayıp yediemin olarak şirket çalışanına bırakıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda Mahkemece, geçerli bir haciz bulunmadığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. 

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:55
  • DuraN
T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2018/14170 
KARAR NO:2018/17346 
KARAR TARİHİ:15.10.2018 

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı 3. kişi vekili; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait olup dava dışı ...... konsinye olarak satış yapması için teslim edilen malların haczedildiğini öne sürerek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı alacaklı vekili; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. 

Mahkemece, mahcuzların 3. kişi şirket tarafından haciz adresinde faaliyet gösteren dava dışı ...... konsinye olarak satış yapılması için teslim edildiği, bu hususun ticari defter kayıtları ile doğrulandığı, mülkiyet karinesinin aksinin davacı 3. kişi tarafından ispat edildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. 

Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

1-İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.

İİK 88.maddesinde; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.
Haczedilen şey; a) ..., b) ..., c) ... ait ..., d) ..., e) ... mümkün diğer bir ..., f) ..., ... ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I).

Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(Kuru B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013, s:426 vd.-..., İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:305,)

Somut olaya gelince; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında 1.240.560,00 TL değerinde pırlanta taşlı yüzük, kolye, küpe vs. haczedildiği, haczedilen kıymetli şeylerin muhafaza altına alınmayıp yediemin olarak şirket çalışanına bırakıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda Mahkemece, geçerli bir haciz bulunmadığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. 

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Haczedilemezlik Şikayetinden Şirketler (Tüzel Kişilikler) Yararlanamazlar

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO.: 2018/9292 
KARAR NO.: 2018/5253 
KARAR TARİHİ: 24/05/2018

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi borçlu... ve ... San. Tic. Ltd. Şti.’nin icra mahkemesine yaptığı başvuruda; 09.07.2015 tarihinde yapılan haczin haksız olduğu, hacze konu makine ve medikal kalıpların şirketin mesleği için lüzumlu olduğu haliyle İİK.nun 82. maddesine aykırı haciz yapıldığı gerekçesiyle anılan haczin kaldırılmasını ve malların iadesine karar verilmesini talep ettiği mahkemece; davacı yanın şikayetinin kısmen kabulü ile İİK 82/4 madde kapsamında 41 adet ... enjeksiyon kalıbı üzerine konulan haczin kaldırılmasına hükmolunduğu görülmektedir.

İİK'nun 82/4. maddesi gereğince, borçlunun sanat ve mesleği için lüzumlu olan alet ve edevatı haczedilemez. Borçlunun mesleğini icra etme kabiliyetinin korunmaya değer olduğu, bu koruma kapsamında, aile bireylerinin meslek icra etme kabiliyetlerinin de himaye edilmesi gerektiği benimsenmektedir. Bununla birlikte en çok duraksama meydana getiren husus da, mesleki eşya ve araçlardan ne anlaşılması gerektiğidir. Bunun için haciz sırasında borçlunun o meslek ve sanatını icra etmesi ve kendisinin ve ailesinin geçimini, icra ettiği bu meslek ve sanatından temin etmesi gereklidir. 

Haczedilemeyecek malların kapsamını tayin edebilmek için "sanat" ... ile eş anlamda kullanılmış olan "meslek" kavramını teşebbüsten ayıracak kıstasların açıklanması gerekir. Çünkü borçlu bir meslek sahibi sayıldığı takdirde, bu mesleği ile ilgili alet, edevat ve kitapları haczedilemeyecek, aksine bir teşebbüs sahibi sayıldığı zaman, bu teşebbüsün malları sermaye ağırlıklı olup haczedilebilecektir. Bu bağlamda meslek ve sanattan kasıt, borçlunun kişisel yeteneğine, kendi iş gücüne ve kendi bilgi dağarcığına dayanarak yürüttüğü bir faaliyettir. Bu durum, üzerinde kolaylıkla birleşilemeyen ve sürekli gelişme süreci gösteren bir konudur. 
Şikâyet konusu incelenirken borçlunun yaptığı işte sermaye ile emeğin karşılıklı oranları tespite çalışılır ve emeğin değerinin, sermayenin değerinden daha fazla olduğu görülürse “bir mesleğin” varlığına, aksi takdirde “bir teşebbüsün söz konusu olduğuna” hükmedilir. Bu kıstasa ekonomik kıstas denir.(HGK'nun 02.12.1972 tarih, 1972/572-974 sayılı kararı) Buna göre, borçlunun yaptığı işte onun kişisel çalışması ve faaliyeti ön planda, sermayesi ve yararlandığı yabancı iş gücü ikinci planda gelmekte ise, borçlu bir meslek sahibi sayılır ve bu meslek için gerekli aletler haczedilemez. 

Somut olayda şikayetçi olan borçlunun gerçek kişi değil, tüzel kişiliğe haiz bir limited şirket olduğu, yaptığı işin kişisel çalışmasını ve faaliyetini ön plana çıkartamayacağı, dolayısıyla borçlu şirketin, gerçek kişi gibi bir meslek sahibi olamayacağı gibi, yine gerçek kişilerin sahip olabileceği şekilde meslek ve sanatı için lüzumlu olan eşyasından da bahsedilemeyeceği açık olup, İİK. 82/4. maddesinde bahse konu haczedilemezlik şikayet hakkından borçlu şirketin yararlanması mümkün değildir.

O halde, mahkemece; şikayetin reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : 
Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:54
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO.: 2018/9292 
KARAR NO.: 2018/5253 
KARAR TARİHİ: 24/05/2018

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi borçlu... ve ... San. Tic. Ltd. Şti.’nin icra mahkemesine yaptığı başvuruda; 09.07.2015 tarihinde yapılan haczin haksız olduğu, hacze konu makine ve medikal kalıpların şirketin mesleği için lüzumlu olduğu haliyle İİK.nun 82. maddesine aykırı haciz yapıldığı gerekçesiyle anılan haczin kaldırılmasını ve malların iadesine karar verilmesini talep ettiği mahkemece; davacı yanın şikayetinin kısmen kabulü ile İİK 82/4 madde kapsamında 41 adet ... enjeksiyon kalıbı üzerine konulan haczin kaldırılmasına hükmolunduğu görülmektedir.

İİK'nun 82/4. maddesi gereğince, borçlunun sanat ve mesleği için lüzumlu olan alet ve edevatı haczedilemez. Borçlunun mesleğini icra etme kabiliyetinin korunmaya değer olduğu, bu koruma kapsamında, aile bireylerinin meslek icra etme kabiliyetlerinin de himaye edilmesi gerektiği benimsenmektedir. Bununla birlikte en çok duraksama meydana getiren husus da, mesleki eşya ve araçlardan ne anlaşılması gerektiğidir. Bunun için haciz sırasında borçlunun o meslek ve sanatını icra etmesi ve kendisinin ve ailesinin geçimini, icra ettiği bu meslek ve sanatından temin etmesi gereklidir. 

Haczedilemeyecek malların kapsamını tayin edebilmek için "sanat" ... ile eş anlamda kullanılmış olan "meslek" kavramını teşebbüsten ayıracak kıstasların açıklanması gerekir. Çünkü borçlu bir meslek sahibi sayıldığı takdirde, bu mesleği ile ilgili alet, edevat ve kitapları haczedilemeyecek, aksine bir teşebbüs sahibi sayıldığı zaman, bu teşebbüsün malları sermaye ağırlıklı olup haczedilebilecektir. Bu bağlamda meslek ve sanattan kasıt, borçlunun kişisel yeteneğine, kendi iş gücüne ve kendi bilgi dağarcığına dayanarak yürüttüğü bir faaliyettir. Bu durum, üzerinde kolaylıkla birleşilemeyen ve sürekli gelişme süreci gösteren bir konudur. 
Şikâyet konusu incelenirken borçlunun yaptığı işte sermaye ile emeğin karşılıklı oranları tespite çalışılır ve emeğin değerinin, sermayenin değerinden daha fazla olduğu görülürse “bir mesleğin” varlığına, aksi takdirde “bir teşebbüsün söz konusu olduğuna” hükmedilir. Bu kıstasa ekonomik kıstas denir.(HGK'nun 02.12.1972 tarih, 1972/572-974 sayılı kararı) Buna göre, borçlunun yaptığı işte onun kişisel çalışması ve faaliyeti ön planda, sermayesi ve yararlandığı yabancı iş gücü ikinci planda gelmekte ise, borçlu bir meslek sahibi sayılır ve bu meslek için gerekli aletler haczedilemez. 

Somut olayda şikayetçi olan borçlunun gerçek kişi değil, tüzel kişiliğe haiz bir limited şirket olduğu, yaptığı işin kişisel çalışmasını ve faaliyetini ön plana çıkartamayacağı, dolayısıyla borçlu şirketin, gerçek kişi gibi bir meslek sahibi olamayacağı gibi, yine gerçek kişilerin sahip olabileceği şekilde meslek ve sanatı için lüzumlu olan eşyasından da bahsedilemeyeceği açık olup, İİK. 82/4. maddesinde bahse konu haczedilemezlik şikayet hakkından borçlu şirketin yararlanması mümkün değildir.

O halde, mahkemece; şikayetin reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : 
Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Kira Borcu Dışında Kalan Sözleşmeye Dayalı Alacaklar İçin 13 Örnek Takip Yapılamaz

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

Esas No.: 2016/21900 
Karar No.: 2017/13586 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan adi kira ve hasılat kiralarına dayalı örnek 13 nolu ödeme emri ile başlatılan takipte; borçlunun, icra mahkemesine başvurusunda; takibe dayanak belgelerin emlak vergisi ve çevre temizlik vergisine ait olduğu, kira alacağı olmadığı ve anılan alacaklar için örnek 13 ödeme emri ile takip yapılamayacağı şikayeti ile takibin iptali talebinde bulunduğu, mahkemece; hukuki yarar yokluğu nedeniyle şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK'nun 269/1. maddesine göre; “Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanunu'nun 260 ve 288. maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.

İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 35. maddesinde ise adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin ödeme emrinin “kesinleşen kira alacağı için alacaklının haciz talep edebileceği ve icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılmasını isteyebileceği kaydını ihtiva edeceği hususu düzenlenmiştir.
TBK'nun 314. maddesi kiracının kira bedeli ve yan giderleri ödeme yükümlülüğü getirmiştir. Buna göre kira bedeli ile kira sözleşmesinde (yakıt, su, elektrik) gibi yan giderlerin de kira bedelinden sayılacağı öngörülmüştür. TBK 315/1 fıkrası uyarınca kira bedeli veya yan gideri kiracı ödemez ise temerrüde düşer. Borçluya, örnek 13 tahliye ihtarlı ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde TBK'nun 315/1. maddesinde yazılı nitelikte alacağın istenmesi gereklidir.

Bu durumda adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin icra takibinde, asıl kira borcu ile kira sözleşmesinde belirtilen diğer edimlere ilişkin alacakların birlikte talep edilmesi ve bu alacaklar için örnek 13 numaralı ödeme emrinin borçluya gönderilmesi mümkün ise de; asıl kira borcu dışında kalan kira sözleşmesine dayalı alacaklar için adi kiraya ilişkin takip yapılması mümkün değildir.

Somut olayda, takip talebinde borcun sebebi olarak “01.03.2014 başlangıç tarihli kira sözleşmesi açıklamasına yer verildiği, fakat ödeme emrine eklenen belgelerin içerisinde Zeytinburnu Belediye Başkanlığı'na ait emlak ve çevre temizlik vergisi konulu belgelerin de yer aldığı görülmektedir. Her ne kadar, anılan kira sözleşmesinin 6 numaralı bendinde emlak vergisi ve çevre temizlik vergisinin kiracıya ait olduğu belirtildiyse de bunların kira parasından sayılacağı ve ödenmemesi halinde tahliye nedeni olacağına dair bir düzenleme de bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; öncelikle, anılan takibe itiraz edilmiş ve takip durdurulmuş olsa dahi, borçlunun ödeme emrinin iptali için icra mahkemesine başvurmakla hukuki menfaati bulunmaktadır. Mahkemece duruşma açılarak; anılan takipte istenen asıl alacağın TBK'nun 315. maddesi kapsamında kira alacağı mı yoksa kira alacağı dışında kalan alacak mı olduğunun incelenmesi; talep edilen alacağın kira alacağı dışında kaldığı tespit edilirse de bu alacak kalemleri için borçluya çıkarılan örnek 13 numaralı ödeme emrinin iptaline aksi halde istemin reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı nedenlerle evrak üzerinde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : 
Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:52
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

Esas No.: 2016/21900 
Karar No.: 2017/13586 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan adi kira ve hasılat kiralarına dayalı örnek 13 nolu ödeme emri ile başlatılan takipte; borçlunun, icra mahkemesine başvurusunda; takibe dayanak belgelerin emlak vergisi ve çevre temizlik vergisine ait olduğu, kira alacağı olmadığı ve anılan alacaklar için örnek 13 ödeme emri ile takip yapılamayacağı şikayeti ile takibin iptali talebinde bulunduğu, mahkemece; hukuki yarar yokluğu nedeniyle şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK'nun 269/1. maddesine göre; “Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanunu'nun 260 ve 288. maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.

İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 35. maddesinde ise adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin ödeme emrinin “kesinleşen kira alacağı için alacaklının haciz talep edebileceği ve icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılmasını isteyebileceği kaydını ihtiva edeceği hususu düzenlenmiştir.
TBK'nun 314. maddesi kiracının kira bedeli ve yan giderleri ödeme yükümlülüğü getirmiştir. Buna göre kira bedeli ile kira sözleşmesinde (yakıt, su, elektrik) gibi yan giderlerin de kira bedelinden sayılacağı öngörülmüştür. TBK 315/1 fıkrası uyarınca kira bedeli veya yan gideri kiracı ödemez ise temerrüde düşer. Borçluya, örnek 13 tahliye ihtarlı ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde TBK'nun 315/1. maddesinde yazılı nitelikte alacağın istenmesi gereklidir.

Bu durumda adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin icra takibinde, asıl kira borcu ile kira sözleşmesinde belirtilen diğer edimlere ilişkin alacakların birlikte talep edilmesi ve bu alacaklar için örnek 13 numaralı ödeme emrinin borçluya gönderilmesi mümkün ise de; asıl kira borcu dışında kalan kira sözleşmesine dayalı alacaklar için adi kiraya ilişkin takip yapılması mümkün değildir.

Somut olayda, takip talebinde borcun sebebi olarak “01.03.2014 başlangıç tarihli kira sözleşmesi açıklamasına yer verildiği, fakat ödeme emrine eklenen belgelerin içerisinde Zeytinburnu Belediye Başkanlığı'na ait emlak ve çevre temizlik vergisi konulu belgelerin de yer aldığı görülmektedir. Her ne kadar, anılan kira sözleşmesinin 6 numaralı bendinde emlak vergisi ve çevre temizlik vergisinin kiracıya ait olduğu belirtildiyse de bunların kira parasından sayılacağı ve ödenmemesi halinde tahliye nedeni olacağına dair bir düzenleme de bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; öncelikle, anılan takibe itiraz edilmiş ve takip durdurulmuş olsa dahi, borçlunun ödeme emrinin iptali için icra mahkemesine başvurmakla hukuki menfaati bulunmaktadır. Mahkemece duruşma açılarak; anılan takipte istenen asıl alacağın TBK'nun 315. maddesi kapsamında kira alacağı mı yoksa kira alacağı dışında kalan alacak mı olduğunun incelenmesi; talep edilen alacağın kira alacağı dışında kaldığı tespit edilirse de bu alacak kalemleri için borçluya çıkarılan örnek 13 numaralı ödeme emrinin iptaline aksi halde istemin reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı nedenlerle evrak üzerinde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : 
Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.