*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Memur Vasıtasıyla Tebligat

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
ESAS NO : 2013/20628
KARAR NO : 2013/29485

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 30/04/2013
NUMARASI : 2013/152-2013/421
DAVACI : BORÇLU :
DAVALI : ALACAKLI:
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ....... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlu şirket aleyhine adi kira alacağına dayalı icra takibi başlatılmış, borçlunun mallarını kaçıracağı belirtilerek ödeme emri tebligatının memur marifeti ile yapılması talep edilmiş, İcra Müdürlüğü tarafından talep kabul edilerek görevlendirilen memur vasıtasıyla tebligat yapılmıştır.
Tebligat Kanunu'nun 2. maddesinde "Diğer kanunlarda özel hüküm bulunması halinde veya tehirinde zarar umulan işlerde veya aynı yerde bulunan 1 inci maddede yazılı daire ve müesseseler arasında veya bu daire ve müesseselerde bulunan şahıslara yapılacak tebligat, kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılır" şeklinde düzenleme mevcuttur.
Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in "Tebligatın memur vasıtasıyla yapılması" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında tebligatın; kanunlarda özel hüküm bulunan hallerde ve gecikmesi halinde zarar doğabilecek işlerde, 2 nci maddede belirtilen ve aynı yerde bulunan merciler arasında ya da bu mercilerde bulunan kişilere yapılması durumunda, tebliğlerin kendi memurları veya mahalli mülki idare amirinin emriyle kolluk vasıtasıyla yaptırılabileceği düzenlenmiştir.
Aynı maddenin 2. Fıkrasında da memur vasıtasıyla tebligat yaptırılmasını gerektiren sebebin tebligat evrakında gösterileceği belirtilmiştir.
Borçlunun mal kaçırma olasılığının bulunması, gecikmesi halinde zarar doğabilecek iş olarak kabul edilip tebligatın TK'nun 2. maddesi uyarınca memur vasıtasıyla yapılmasına karar verilmesinde usule aykırılık bulunmasa da, Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesinin 2. fıkrası gereğince memur vasıtasıyla tebligat yaptırılmasını gerektiren sebep tebligat evrakında gösterilmemiştir. Bu sebeple yapılan tebligat usulsüzdür.
Mahkemece şikayetin bu nedenlerle kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsiz ise de; sonuçta istem kabul edildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması yoluna gidilmiştir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 24,30 TL onama harcı temyiz edenden alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/09/2013 günündeoybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:38
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
ESAS NO : 2013/20628
KARAR NO : 2013/29485

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 30/04/2013
NUMARASI : 2013/152-2013/421
DAVACI : BORÇLU :
DAVALI : ALACAKLI:
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ....... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlu şirket aleyhine adi kira alacağına dayalı icra takibi başlatılmış, borçlunun mallarını kaçıracağı belirtilerek ödeme emri tebligatının memur marifeti ile yapılması talep edilmiş, İcra Müdürlüğü tarafından talep kabul edilerek görevlendirilen memur vasıtasıyla tebligat yapılmıştır.
Tebligat Kanunu'nun 2. maddesinde "Diğer kanunlarda özel hüküm bulunması halinde veya tehirinde zarar umulan işlerde veya aynı yerde bulunan 1 inci maddede yazılı daire ve müesseseler arasında veya bu daire ve müesseselerde bulunan şahıslara yapılacak tebligat, kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılır" şeklinde düzenleme mevcuttur.
Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in "Tebligatın memur vasıtasıyla yapılması" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında tebligatın; kanunlarda özel hüküm bulunan hallerde ve gecikmesi halinde zarar doğabilecek işlerde, 2 nci maddede belirtilen ve aynı yerde bulunan merciler arasında ya da bu mercilerde bulunan kişilere yapılması durumunda, tebliğlerin kendi memurları veya mahalli mülki idare amirinin emriyle kolluk vasıtasıyla yaptırılabileceği düzenlenmiştir.
Aynı maddenin 2. Fıkrasında da memur vasıtasıyla tebligat yaptırılmasını gerektiren sebebin tebligat evrakında gösterileceği belirtilmiştir.
Borçlunun mal kaçırma olasılığının bulunması, gecikmesi halinde zarar doğabilecek iş olarak kabul edilip tebligatın TK'nun 2. maddesi uyarınca memur vasıtasıyla yapılmasına karar verilmesinde usule aykırılık bulunmasa da, Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesinin 2. fıkrası gereğince memur vasıtasıyla tebligat yaptırılmasını gerektiren sebep tebligat evrakında gösterilmemiştir. Bu sebeple yapılan tebligat usulsüzdür.
Mahkemece şikayetin bu nedenlerle kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsiz ise de; sonuçta istem kabul edildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması yoluna gidilmiştir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 24,30 TL onama harcı temyiz edenden alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/09/2013 günündeoybirliğiyle karar verildi.

Adres Değiştirmenin Bildirilmesi Mecburiyeti - Usülsüz Tebligat

Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas : 2011/774
Karar : 2011/16460
Tarih : 22.09.2011

*ADRES DEĞİŞTİRMENİN BİLDİRİLMESİ MECBURİYETİ
*USULSÜZ TEBLİGAT

(7201 s. Tebligat K m. 35)

Özet : İcra takibine konu edilen borcun kaynaklandığı kredi sözleşmesi "adiyen" düzenlendiği için, borçlunun sözleşmede yazılı adresine gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilemediği hallerde 7201 Sayılı Kanun'un 35/son maddesinin uygulanması mümkün değildir. Ancak aynı madde hükmüne göre; "... kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına ve ticaret sicillerine...." bildirilen adreslere gönderilen tebligatın, muhatabın adresten ayrıldığı için yapılamaması halinde, değiştirilen adres bu yerlere bildirilmediği takdirde muhataba doğrudan 35. madde uygulanarak tebligat yapılabilir. Somut olayda kamu bankası olmaması sebebiyle kamu kuruluşu niteliğinde bulunmayan H... Bank A.Ş'ne bildirilen kredi sözleşmesindeki borçlu adresine gönderilen tebligat muhatap taşındığından bahisle iade edildiğinden, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre aynı adrese tebliğ işlemi yapılamaz. O halde mahkemece, usulsüz tebligata yönelik şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

İcra takibine konu edilen borcun kaynaklandığı kredi sözleşmesi "adiyen" düzenlendiği için, borçlunun sözleşmede yazılı adresine gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilemediği hallerde 7201 Sayılı Kanun'un 35/son maddesinin uygulanması mümkün değildir. Ancak aynı madde hükmüne göre; "... kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına ve ticaret sicillerine...." bildirilen adreslere gönderilen tebligatın, muhatabın adresten ayrıldığı için yapılamaması halinde, değiştirilen adres bu yerlere bildirilmediği takdirde muhataba doğrudan 35. madde uygulanarak tebligat yapılabilir.

Somut olayda kamu bankası olmaması sebebiyle kamu kuruluşu niteliğinde bulunmayan HSBC Bank A.Ş'ne bildirilen kredi sözleşmesindeki borçlu adresine gönderilen tebligat muhatap taşındığından bahisle iade edildiğinden, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre aynı adrese tebliğ işlemi yapılamaz.

O halde mahkemece, usulsüz tebligata yönelik şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı nedenlerle istemin reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 22.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:38
  • DuraN
Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas : 2011/774
Karar : 2011/16460
Tarih : 22.09.2011

*ADRES DEĞİŞTİRMENİN BİLDİRİLMESİ MECBURİYETİ
*USULSÜZ TEBLİGAT

(7201 s. Tebligat K m. 35)

Özet : İcra takibine konu edilen borcun kaynaklandığı kredi sözleşmesi "adiyen" düzenlendiği için, borçlunun sözleşmede yazılı adresine gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilemediği hallerde 7201 Sayılı Kanun'un 35/son maddesinin uygulanması mümkün değildir. Ancak aynı madde hükmüne göre; "... kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına ve ticaret sicillerine...." bildirilen adreslere gönderilen tebligatın, muhatabın adresten ayrıldığı için yapılamaması halinde, değiştirilen adres bu yerlere bildirilmediği takdirde muhataba doğrudan 35. madde uygulanarak tebligat yapılabilir. Somut olayda kamu bankası olmaması sebebiyle kamu kuruluşu niteliğinde bulunmayan H... Bank A.Ş'ne bildirilen kredi sözleşmesindeki borçlu adresine gönderilen tebligat muhatap taşındığından bahisle iade edildiğinden, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre aynı adrese tebliğ işlemi yapılamaz. O halde mahkemece, usulsüz tebligata yönelik şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

İcra takibine konu edilen borcun kaynaklandığı kredi sözleşmesi "adiyen" düzenlendiği için, borçlunun sözleşmede yazılı adresine gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilemediği hallerde 7201 Sayılı Kanun'un 35/son maddesinin uygulanması mümkün değildir. Ancak aynı madde hükmüne göre; "... kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına ve ticaret sicillerine...." bildirilen adreslere gönderilen tebligatın, muhatabın adresten ayrıldığı için yapılamaması halinde, değiştirilen adres bu yerlere bildirilmediği takdirde muhataba doğrudan 35. madde uygulanarak tebligat yapılabilir.

Somut olayda kamu bankası olmaması sebebiyle kamu kuruluşu niteliğinde bulunmayan HSBC Bank A.Ş'ne bildirilen kredi sözleşmesindeki borçlu adresine gönderilen tebligat muhatap taşındığından bahisle iade edildiğinden, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre aynı adrese tebliğ işlemi yapılamaz.

O halde mahkemece, usulsüz tebligata yönelik şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı nedenlerle istemin reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 22.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İlanen Tebligat - Usulsüz Tebligat

Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/28244
Karar : 2011/10462
Tarih : 24.05.2011

*İLANEN TEBLİGAT
*USULSÜZ TEBLİGAT

(7201 s. Tebligat K m. 28, 29, 30) (Teb. Tüz m. 46, 47)

Özet : Tebliğle ilgili 7201 Sayılı Kanun ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi, gerekse tebliğ tarihi, Kanun ve Tüzükte emredilen şekillerle ispat olunabilir. Söz konusu Kanun ve Tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu durumda Tebligat Kanunu'nda ilana ilişkin 28. madde ve Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddelerindeki hükümlere uyularak çok yönlü araştırma (resmi ve nüfus müdürlüğü gibi yerlerden) yapılarak, bundan sonuç alınmaması halinde ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. Yukarıda belirtilen yerlerden araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, sadece zabıta marifetiyle araştırma yapılarak bununla yetinilmesi doğru değildir.

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

7201 Sayılı Kanun'un 28. maddesi gereğince; kendisine tebligat yapılamayan ve ikametgahı, meskeni veya işyeri de bulunmayan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresin meçhul olması halinde keyfiyet, tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Bununla beraber, tebliğ çıkaran mercii lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtası ile tetkik ve tespit ettirebilir.

Bu araştırmalardan sonra ilanen tebligatla ilgili işlemlerin nasıl yapılacağı ise, Tebligat Kanunu'nun 29 ve 30., Tebligat Tüzüğü'nün 46 ve 47. maddelerinde düzenlenmiştir.

Tebliğle ilgili 7201 Sayılı Kanun ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi, gerekse tebliğ tarihi, Kanun ve Tüzükte emredilen şekillerle ispat olunabilir. Söz konusu Kanun ve Tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu durumda Tebligat Kanunu'nda ilana ilişkin 28. madde ve Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddelerindeki hükümlere uyularak çok yönlü araştırma (resmi ve nüfus müdürlüğü gibi yerlerden) yapılarak, bundan sonuç alınmaması halinde ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. Yukarıda belirtilen yerlerden araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, sadece zabıta marifetiyle araştırma yapılarak bununla yetinilmesi doğru değildir.

Bu durumda tebliğ işleminin usulüne uygun olarak tamamlanmadığı anlaşılmakla mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:37
  • DuraN
Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/28244
Karar : 2011/10462
Tarih : 24.05.2011

*İLANEN TEBLİGAT
*USULSÜZ TEBLİGAT

(7201 s. Tebligat K m. 28, 29, 30) (Teb. Tüz m. 46, 47)

Özet : Tebliğle ilgili 7201 Sayılı Kanun ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi, gerekse tebliğ tarihi, Kanun ve Tüzükte emredilen şekillerle ispat olunabilir. Söz konusu Kanun ve Tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu durumda Tebligat Kanunu'nda ilana ilişkin 28. madde ve Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddelerindeki hükümlere uyularak çok yönlü araştırma (resmi ve nüfus müdürlüğü gibi yerlerden) yapılarak, bundan sonuç alınmaması halinde ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. Yukarıda belirtilen yerlerden araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, sadece zabıta marifetiyle araştırma yapılarak bununla yetinilmesi doğru değildir.

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

7201 Sayılı Kanun'un 28. maddesi gereğince; kendisine tebligat yapılamayan ve ikametgahı, meskeni veya işyeri de bulunmayan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresin meçhul olması halinde keyfiyet, tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Bununla beraber, tebliğ çıkaran mercii lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtası ile tetkik ve tespit ettirebilir.

Bu araştırmalardan sonra ilanen tebligatla ilgili işlemlerin nasıl yapılacağı ise, Tebligat Kanunu'nun 29 ve 30., Tebligat Tüzüğü'nün 46 ve 47. maddelerinde düzenlenmiştir.

Tebliğle ilgili 7201 Sayılı Kanun ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi, gerekse tebliğ tarihi, Kanun ve Tüzükte emredilen şekillerle ispat olunabilir. Söz konusu Kanun ve Tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu durumda Tebligat Kanunu'nda ilana ilişkin 28. madde ve Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddelerindeki hükümlere uyularak çok yönlü araştırma (resmi ve nüfus müdürlüğü gibi yerlerden) yapılarak, bundan sonuç alınmaması halinde ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. Yukarıda belirtilen yerlerden araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, sadece zabıta marifetiyle araştırma yapılarak bununla yetinilmesi doğru değildir.

Bu durumda tebliğ işleminin usulüne uygun olarak tamamlanmadığı anlaşılmakla mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hükmi Şahıslara ve Ticarethanelere Tebligat

Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/28236
Karar : 2011/10463
Tarih : 24.05.2011

*BORÇLU ŞİRKET ALEYHİNE BAŞLATILAN KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS HACİZ YOLUYLA TAKİP
*HÜKMİ ŞAHISLARA VE TİCARETHANELERE TEBLİGAT

(7201 s. Tebligat K m. 12) (Teb. Tüz m. 18) (2004 s. İİK m. 97)

Özet : Ticari şirket yetkili temsilcisinin tebliğ yerinde hazır olmaması halinde tebligatın hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılması gerekirken dosya içeriğine göre borçlu şirkette çalışmayan ve istihkak iddia eden üçüncü şahsın çalışanı olan Ö.Z.’na yapılan tebliğ işlemi hükümsüzdür. Ayrıca borçlu hükmi şahsın ticaret sicilindeki adresi de tebligat yapılan adres değildir. Yine tebliğ mazbatasının incelenmesi ile tebligatın üçüncü şahıs avukat çalışanına üçüncü şahsın borçlunun avukatı olması dolayısı ile değil doğrudan doğruya borçluya çıkarılan bir tebligat olduğu da sabittir. Tüm bu hususlar gözetilmeden haciz yapılan adresin tebligat adresi olduğundan bahisle mahkemece üçüncü şahsa istihkak davası açmak üzere süre verilmesi de isabetsizdir.

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki üçüncü şahıs Bedi Mazmancı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu şirket aleyhinde başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlu şirkete ödeme emri Savaş Mah. Beş Temmuz Cad. Sayek Han N0:6/7 İskenderun adresinde 16.7.2008 tarihinde aynı konutta çalıştığını beyan eden ehliyetli reşit işçisi Özge Zenzeroğlu imzasına tebliğ edilmiştir.

Tebligat adresinde talimat icra dairesi aracılığı ile 9.11.2009 tarihinde haciz işlemi icra edilmiştir.

Avukat olduğunu beyan eden üçüncü şahsın istihkak iddiası ve alacaklı vekilinin istihkak iddiasına karşı itirazı üzerine İİK.97. maddesi kapsamında bir karar verilmek üzere dosyanın Hatay İcra Hukuk Hakimliğine gönderildiği görülmektedir.

7201 Sayılı Tebligat Kanununun 12. maddesi gereğince “Hükmü şahıslara tebliğ, selahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır.”Yine aynı kanunun 13. maddesinde “Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mütad saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.”hükmü getirilmiştir.

Tebligat Tüzüğünün 18. maddesine göre de “... tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, hükmi şahsın o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tebligatın muhatabı olan hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle görevlendirilmiş bir şahıs olması lazımdır.”

Yukarıda belirtilen hükümlerin birlikte değerlendirilmesi ile ticari şirket yetkili temsilcisinin tebliğ yerinde hazır olmaması halinde tebligatın hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılması gerekirken dosya içeriğine göre borçlu şirkette çalışmayan ve istihkak iddia eden üçüncü şahsın çalışanı olan Özge Zenzeroğlu’na yapılan tebliğ işlemi hükümsüzdür.

Ayrıca borçlu hükmi şahsın ticaret sicilindeki adresi de tebligat yapılan adres değildir.

Yine tebliğ mazbatasının incelenmesi ile tebligatın üçüncü şahıs avukat çalışanına üçüncü şahsın borçlunun avukatı olması dolayısı ile değil doğrudan doğruya borçluya çıkarılan bir tebligat olduğu da sabittir.

Tüm bu hususlar gözetilmeden haciz yapılan adresin tebligat adresi olduğundan bahisle mahkemece üçüncü şahsa istihkak davası açmak üzere süre verilmesi de isabetsizdir.

SONUÇ : Üçüncü şahıs Bedi Mazmancı'nın temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:37
  • DuraN
Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/28236
Karar : 2011/10463
Tarih : 24.05.2011

*BORÇLU ŞİRKET ALEYHİNE BAŞLATILAN KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS HACİZ YOLUYLA TAKİP
*HÜKMİ ŞAHISLARA VE TİCARETHANELERE TEBLİGAT

(7201 s. Tebligat K m. 12) (Teb. Tüz m. 18) (2004 s. İİK m. 97)

Özet : Ticari şirket yetkili temsilcisinin tebliğ yerinde hazır olmaması halinde tebligatın hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılması gerekirken dosya içeriğine göre borçlu şirkette çalışmayan ve istihkak iddia eden üçüncü şahsın çalışanı olan Ö.Z.’na yapılan tebliğ işlemi hükümsüzdür. Ayrıca borçlu hükmi şahsın ticaret sicilindeki adresi de tebligat yapılan adres değildir. Yine tebliğ mazbatasının incelenmesi ile tebligatın üçüncü şahıs avukat çalışanına üçüncü şahsın borçlunun avukatı olması dolayısı ile değil doğrudan doğruya borçluya çıkarılan bir tebligat olduğu da sabittir. Tüm bu hususlar gözetilmeden haciz yapılan adresin tebligat adresi olduğundan bahisle mahkemece üçüncü şahsa istihkak davası açmak üzere süre verilmesi de isabetsizdir.

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki üçüncü şahıs Bedi Mazmancı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu şirket aleyhinde başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlu şirkete ödeme emri Savaş Mah. Beş Temmuz Cad. Sayek Han N0:6/7 İskenderun adresinde 16.7.2008 tarihinde aynı konutta çalıştığını beyan eden ehliyetli reşit işçisi Özge Zenzeroğlu imzasına tebliğ edilmiştir.

Tebligat adresinde talimat icra dairesi aracılığı ile 9.11.2009 tarihinde haciz işlemi icra edilmiştir.

Avukat olduğunu beyan eden üçüncü şahsın istihkak iddiası ve alacaklı vekilinin istihkak iddiasına karşı itirazı üzerine İİK.97. maddesi kapsamında bir karar verilmek üzere dosyanın Hatay İcra Hukuk Hakimliğine gönderildiği görülmektedir.

7201 Sayılı Tebligat Kanununun 12. maddesi gereğince “Hükmü şahıslara tebliğ, selahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır.”Yine aynı kanunun 13. maddesinde “Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mütad saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.”hükmü getirilmiştir.

Tebligat Tüzüğünün 18. maddesine göre de “... tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, hükmi şahsın o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tebligatın muhatabı olan hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle görevlendirilmiş bir şahıs olması lazımdır.”

Yukarıda belirtilen hükümlerin birlikte değerlendirilmesi ile ticari şirket yetkili temsilcisinin tebliğ yerinde hazır olmaması halinde tebligatın hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılması gerekirken dosya içeriğine göre borçlu şirkette çalışmayan ve istihkak iddia eden üçüncü şahsın çalışanı olan Özge Zenzeroğlu’na yapılan tebliğ işlemi hükümsüzdür.

Ayrıca borçlu hükmi şahsın ticaret sicilindeki adresi de tebligat yapılan adres değildir.

Yine tebliğ mazbatasının incelenmesi ile tebligatın üçüncü şahıs avukat çalışanına üçüncü şahsın borçlunun avukatı olması dolayısı ile değil doğrudan doğruya borçluya çıkarılan bir tebligat olduğu da sabittir.

Tüm bu hususlar gözetilmeden haciz yapılan adresin tebligat adresi olduğundan bahisle mahkemece üçüncü şahsa istihkak davası açmak üzere süre verilmesi de isabetsizdir.

SONUÇ : Üçüncü şahıs Bedi Mazmancı'nın temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilinen En Son Adrese Tebliğ

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi

Esas :2011/21272
Karar:2012/5333
Tarih:28.02.2012

YARGITAY İLAMI

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde, tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

7201 sayılı Tebligat Kanununun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1 inci fıkrasına göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılan 6099 sayılı yasanın 3 üncü maddesiyle eklenen aynı maddenin 2 nci fıkrasına göre ise bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlatılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.

Yine 7201 saydı Tebligat Kanununun tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21 inci maddesine 6099 sayılı yasanın 5 inci maddesiyle eklenen 2 nci Fıkrasında; "Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten; sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıtta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" hükmü YER ALMAKTADIR.

Somut olayda alacaklı tarafından kredi sözleşmesine dayalı olarak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, örnek 7 numaralı ödeme emrinin borçlunun takip dayanağı kredi sözleşmesindeki adresine tebliğe çıkarıldığı, borçlunun belirtilen adresten taşınmış olması sebebi iade edildiği, alacaklının talebiyle üzerine borçlunun UYAP sisteminden tespit edilen adresine çıkarılan tebligatın da adreste tanınmaması sebebiyle iade EDİLDİĞİ ANLAŞILMIŞTIR.

Bu durumda icra takip dosyasında bilinen adresin tebligata elverişli olmadığı ve tebligat YAPILAMADIĞI GÖRÜLMEKTEDİR. Bilinen en son adresini tebliğ işleminin yapılacağı icra takip dosyası kapsamına göre belirlenmesi gerekip,; İcra Müdürlüğünce UYAP vs. gibi adres, araştırması yapılarak belirlenecek adreslerin bilinen en son adres olarak kabulü MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu nedenle artık 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10/2 nci maddesi uyarınca borçlunun adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilerek bu adrese tebligat, yapılmasının KOŞULLARI OLUŞMUŞTUR.

O halde icra müdürlüğünce, alacaklının, borçlunun adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2 ve 21/2 nci maddeleri gereğince tebligat yapılması yönündeki talebinin, borçlunun ÜYAP sisteminde yeri alan tüm adreslerine tebligat çıkarılması gerektiği nedeniyle reddedilmesi yasaya aykırı olduğundan, mahkemece şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçeyle reddine karar VERİLMESİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK' nün 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.02.2012 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:36
  • DuraN
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi

Esas :2011/21272
Karar:2012/5333
Tarih:28.02.2012

YARGITAY İLAMI

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde, tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

7201 sayılı Tebligat Kanununun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1 inci fıkrasına göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılan 6099 sayılı yasanın 3 üncü maddesiyle eklenen aynı maddenin 2 nci fıkrasına göre ise bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlatılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.

Yine 7201 saydı Tebligat Kanununun tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21 inci maddesine 6099 sayılı yasanın 5 inci maddesiyle eklenen 2 nci Fıkrasında; "Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten; sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıtta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" hükmü YER ALMAKTADIR.

Somut olayda alacaklı tarafından kredi sözleşmesine dayalı olarak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, örnek 7 numaralı ödeme emrinin borçlunun takip dayanağı kredi sözleşmesindeki adresine tebliğe çıkarıldığı, borçlunun belirtilen adresten taşınmış olması sebebi iade edildiği, alacaklının talebiyle üzerine borçlunun UYAP sisteminden tespit edilen adresine çıkarılan tebligatın da adreste tanınmaması sebebiyle iade EDİLDİĞİ ANLAŞILMIŞTIR.

Bu durumda icra takip dosyasında bilinen adresin tebligata elverişli olmadığı ve tebligat YAPILAMADIĞI GÖRÜLMEKTEDİR. Bilinen en son adresini tebliğ işleminin yapılacağı icra takip dosyası kapsamına göre belirlenmesi gerekip,; İcra Müdürlüğünce UYAP vs. gibi adres, araştırması yapılarak belirlenecek adreslerin bilinen en son adres olarak kabulü MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu nedenle artık 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10/2 nci maddesi uyarınca borçlunun adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilerek bu adrese tebligat, yapılmasının KOŞULLARI OLUŞMUŞTUR.

O halde icra müdürlüğünce, alacaklının, borçlunun adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2 ve 21/2 nci maddeleri gereğince tebligat yapılması yönündeki talebinin, borçlunun ÜYAP sisteminde yeri alan tüm adreslerine tebligat çıkarılması gerektiği nedeniyle reddedilmesi yasaya aykırı olduğundan, mahkemece şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçeyle reddine karar VERİLMESİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK' nün 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.02.2012 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Tebliğ evrakının Tebligat Kanunun 18. Maddesi'ne Göre tebliğ edilmesi.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

Esas :2011/1291
Karar:2011/17053
Tarih:29.09.2011

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :

Alacaklı vekili tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlu vekilinin, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini ve dayanak senedin kambiyo vasfının bulunmadığını belirterek takibin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine karar VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR.

Tebligat kanununun otel, hastane, fabrika ve mektep gibi yerlerde tebligat başlıklı 18 inci maddesine göre, tebliğ yapılacak şahıs, otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ kendilerine yapılır.

Somut olayda, ödeme emrinin “aynı adreste daimi çalışan personel Hatice Sürü” şerhiyle tebliğ EDİLDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR. Sosyal Güvenlik Kurumunun verdiği cevaptan, borçlunun işyeri sahibi değil, tebliğ mazbatasında adres olarak belirtilen şirket çalışanı olduğu anlaşıldığına göre, bu adreste, yukarıda anılan Tebligat Kanununun 18 inci maddesine göre, muhatabın derhal bulundurulamadığı veya tebliğin temininin mümkün olmadığı şerhi içermediği gibi tebliğ yapılan Hatice Sürü'nün o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri olup olmadığı da belirtilmediğinden tebligatın usulsüz yapıldığının KABULÜ GEREKİR.

O halde, mahkemece, ödeme emri tebliğ tarihinin 16/03/2010 olarak düzeltilmesine ve düzeltilen tebliğ tarihine göre süresinde yapılan şikayetin esası incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle REDDİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 29.09.2011 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:35
  • DuraN
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

Esas :2011/1291
Karar:2011/17053
Tarih:29.09.2011

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :

Alacaklı vekili tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlu vekilinin, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini ve dayanak senedin kambiyo vasfının bulunmadığını belirterek takibin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine karar VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR.

Tebligat kanununun otel, hastane, fabrika ve mektep gibi yerlerde tebligat başlıklı 18 inci maddesine göre, tebliğ yapılacak şahıs, otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ kendilerine yapılır.

Somut olayda, ödeme emrinin “aynı adreste daimi çalışan personel Hatice Sürü” şerhiyle tebliğ EDİLDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR. Sosyal Güvenlik Kurumunun verdiği cevaptan, borçlunun işyeri sahibi değil, tebliğ mazbatasında adres olarak belirtilen şirket çalışanı olduğu anlaşıldığına göre, bu adreste, yukarıda anılan Tebligat Kanununun 18 inci maddesine göre, muhatabın derhal bulundurulamadığı veya tebliğin temininin mümkün olmadığı şerhi içermediği gibi tebliğ yapılan Hatice Sürü'nün o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri olup olmadığı da belirtilmediğinden tebligatın usulsüz yapıldığının KABULÜ GEREKİR.

O halde, mahkemece, ödeme emri tebliğ tarihinin 16/03/2010 olarak düzeltilmesine ve düzeltilen tebliğ tarihine göre süresinde yapılan şikayetin esası incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle REDDİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 29.09.2011 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Tüzel Kişiye Tebligat

YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/31084
Karar:2011/11966
Tarih:07.06.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

İcra mahkemesince, borçlu tüzel kişilere çıkartılan satış ilanlarının Tebligat Kanunu'nun 12-13 üncü maddesiyle Tebligat Tüzüğü'nün 18 inci maddesine aykırı olarak, "tüzel kişinin yetkili temsilcilerinin bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın doğrudan çalışan işçiye yapıldığı, bu nedenle de geçerli olmadığından" bahisle şikayetin kabulüyle yapılan tüm ihalelerin feshine KARAR VERİLMİŞTİR.

Hükmi şahıslara tebligatı düzenleyen 7201 Sayılı Kanun'un 12 nci maddesinde açıklandığı gibi tebligat, selahiyetli mümessillerine yapılır. Aynı kanunun 13 üncü maddesine göre de, bunlar mutad iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde, memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.

Somut olayda her iki borçlu şirket hakkındaki satış ilanı tebligatının muhatabın işçisi olduğundan bahisle Nejat Canseven imzasına tebliğ EDİLDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR. Alacaklı vekilince temyiz dilekçesine eklenen Sakarya 4. Noterliğince düzenlenen 12.11.2003 tarihli imza sirkülerine göre Nejat Canseven'in borçlu şirketlerden Akkanat Sebze Meyve Gıda Temiz. Otom. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti.ni, yine Sakarya 4. Noterliğince düzenlenen 25.06.2009 tarihli imza sirkülerine göre de diğer borçlu şirket Temiz İş Otomotiv San. ve Tic. AŞ.'ni temsil ve ilzama yetkili OLDUĞU ANLAŞILMAKTADIR. Her ne kadar tebliğ mazbatasında tebligat yapılan Nejat Canseven'in borçlu şirketlerin daimi işçisi olduğu belirtilerek bu kişiye tebligat yapılmış ise de, gerçekte borçlu şirketler adına tebligat yapılan Nejat Canseven'in borçlu şirketlerin "selahiyetli mümessili" olup olmadığı icra mahkemesince yöntemince araştırılarak değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde şikayetin kabulüne karar VERİLMESİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07.06.2011 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:33
  • DuraN
YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/31084
Karar:2011/11966
Tarih:07.06.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

İcra mahkemesince, borçlu tüzel kişilere çıkartılan satış ilanlarının Tebligat Kanunu'nun 12-13 üncü maddesiyle Tebligat Tüzüğü'nün 18 inci maddesine aykırı olarak, "tüzel kişinin yetkili temsilcilerinin bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın doğrudan çalışan işçiye yapıldığı, bu nedenle de geçerli olmadığından" bahisle şikayetin kabulüyle yapılan tüm ihalelerin feshine KARAR VERİLMİŞTİR.

Hükmi şahıslara tebligatı düzenleyen 7201 Sayılı Kanun'un 12 nci maddesinde açıklandığı gibi tebligat, selahiyetli mümessillerine yapılır. Aynı kanunun 13 üncü maddesine göre de, bunlar mutad iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde, memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.

Somut olayda her iki borçlu şirket hakkındaki satış ilanı tebligatının muhatabın işçisi olduğundan bahisle Nejat Canseven imzasına tebliğ EDİLDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR. Alacaklı vekilince temyiz dilekçesine eklenen Sakarya 4. Noterliğince düzenlenen 12.11.2003 tarihli imza sirkülerine göre Nejat Canseven'in borçlu şirketlerden Akkanat Sebze Meyve Gıda Temiz. Otom. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti.ni, yine Sakarya 4. Noterliğince düzenlenen 25.06.2009 tarihli imza sirkülerine göre de diğer borçlu şirket Temiz İş Otomotiv San. ve Tic. AŞ.'ni temsil ve ilzama yetkili OLDUĞU ANLAŞILMAKTADIR. Her ne kadar tebliğ mazbatasında tebligat yapılan Nejat Canseven'in borçlu şirketlerin daimi işçisi olduğu belirtilerek bu kişiye tebligat yapılmış ise de, gerçekte borçlu şirketler adına tebligat yapılan Nejat Canseven'in borçlu şirketlerin "selahiyetli mümessili" olup olmadığı icra mahkemesince yöntemince araştırılarak değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde şikayetin kabulüne karar VERİLMESİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07.06.2011 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Mernis Adresine Tebligat Kanunun 35 Maddesine göre tebligat yapılabilir mi?

KARŞIYAKA
1.İCRA HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2009/494E.
KARAR NO :2009/513K.

KARAR TARİHİ : 16/07/2009


Uyuşmazlık ; ilamsız takipte, ödeme emri tebliğ edilmeyen borçluya nüfus Müdürlüğünden sorulmak suretiyle belirlenecek yerleşim yeri adresine göre T.K. nun 35. maddesi uyarınca tebliğ yapılması isteminin reddi ile ilgili memurluk işleminin, İİK.'nun 16. maddesine göre şikayet yolu ile kaldırılmasına yöneliktir.


Nüfus hizmetleri Kanunun 1. maddesi, bu kanunun amacının Ulusal adres veri tabanının oluşturulması, Nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamak olarak belirtilmiştir. Yine aynı kanunun 44/1. maddesi adli makamları adres ve veri tabanlarını da içeren nüfus kayıt örneklerini doğrudan almaya yetkili makamlar arasında saymıştır. Belirtilen yasa hükümleri uyarınca, ulusal veri tabanına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında yürütülecek işlemlerden dolayı birbirinden farklı birçok adresin nüfus kayıt bilgileri içerisinde yer alması mümkün olabilecektir.Eğer nüfus kayıt bilgilerinde,Adli mercilerce Mernis veri tabanında yer alan kimlik paylaşım sisteminden (KPS) elde edilen adres bilgilerine göre, normal ve olağan usulde geçerli bir tebligat yapılabiliyorsa ortaya herhangi bir sorunun çıkması söz konusu olmayacaktır. Acaba bu şekilde tebliğ işlemi gerçekleşmediğinde, adli mercilerce Mernis veri tabanında toplanmış adreslerden herhangi birisine Tebligat Kanunun 35/3 maddesi hükümleri doğrultusunda geçerli ve hukuka uygun bir tebliğ işlemi yapılması mümkün müdür? Tebligat Kanunun 35/3. maddesi kapsamında " daha önce tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar oluşmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da " uygulanma durumunun varlığından söz etmek olanaksızdır. Çünkü ortada Kamu Kurumu olduğu kuşku götürmez Nüfus Müdürlüğüne bizzat tebligat yapılacak olan kişinin daha önce resmi bir başvurusu sebebi ile bildirdiği son adresi değil, diğer kamu kurum ve kuruluşları aracılığı ile ulusal adres veri tabanında oluşturulmuş diğer adres bilgileri söz konusu olup, ancak bu adreslerin kaynağı kamu kurumu belirlenip ve bu yerle yapılacak yazışma sonrasında ilgilinin başvurusuna bağlı en son adresinin olduğu belirtildikten sonra Tebligat Kanunun 35/3. maddesi uyarınca uygulama yapılması mümkün olabilecektir.

Kuşkusuz, eğer başlangıçta Nüfus Müdürlüğünden, bu kuruma borçlunun bizzat başvurusuna bağlı bildirilen en son adres bilgileri sorulup, bu yönde açıklanan adresine çıkarılan tebligattan sonuç alınamamışsa artık Tebligat Kanunun 35/3. maddesine göre uygulama yapılmasında yasal hiçbir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar karşısında Nüfus Müdürlüğünün kendi kurumlarına borçlunun bizzat başvurusundan kaynaklanan en son adres olarak değil, sadece ulusal adres veri tabanında oluşturulmuş "yerleşim yeri" bilgisine göre belirtilmiş adresinin esas alınmak suretiyle Tebligat Kanunun 35/3. maddesi kapsamında hukuken geçerli bir tebliğ işleminin gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

Esasen Nüfus Hizmetleri Kanunun yukarıda değinilen 1. ve 44. maddelerinde yer alan " ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesi" adli makamların adres veri tabanlarını da içeren nüfus kayıt örneklerini doğrudan almaya yetkili makamlar olarak açıklanmasına karşı bu yöndeki adres bilgilerinin tebligat amacı ile kullanılacağına değinilmemiştir. Kaldı ki , tebligat ile ilgili uygulamalar Nüfus Kanunu değil, Tebligat Kanunu hükümleri esas alınmak suretiyle sonuçlandırılır. Bu bakımdan icra memurluğu işleminde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, haksız ve dayanağı olmayan şikayetin reddine karar verilmesi gerekmiş olup bu yönde hüküm kurulmuştur.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:32
  • DuraN
KARŞIYAKA
1.İCRA HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2009/494E.
KARAR NO :2009/513K.

KARAR TARİHİ : 16/07/2009


Uyuşmazlık ; ilamsız takipte, ödeme emri tebliğ edilmeyen borçluya nüfus Müdürlüğünden sorulmak suretiyle belirlenecek yerleşim yeri adresine göre T.K. nun 35. maddesi uyarınca tebliğ yapılması isteminin reddi ile ilgili memurluk işleminin, İİK.'nun 16. maddesine göre şikayet yolu ile kaldırılmasına yöneliktir.


Nüfus hizmetleri Kanunun 1. maddesi, bu kanunun amacının Ulusal adres veri tabanının oluşturulması, Nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamak olarak belirtilmiştir. Yine aynı kanunun 44/1. maddesi adli makamları adres ve veri tabanlarını da içeren nüfus kayıt örneklerini doğrudan almaya yetkili makamlar arasında saymıştır. Belirtilen yasa hükümleri uyarınca, ulusal veri tabanına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında yürütülecek işlemlerden dolayı birbirinden farklı birçok adresin nüfus kayıt bilgileri içerisinde yer alması mümkün olabilecektir.Eğer nüfus kayıt bilgilerinde,Adli mercilerce Mernis veri tabanında yer alan kimlik paylaşım sisteminden (KPS) elde edilen adres bilgilerine göre, normal ve olağan usulde geçerli bir tebligat yapılabiliyorsa ortaya herhangi bir sorunun çıkması söz konusu olmayacaktır. Acaba bu şekilde tebliğ işlemi gerçekleşmediğinde, adli mercilerce Mernis veri tabanında toplanmış adreslerden herhangi birisine Tebligat Kanunun 35/3 maddesi hükümleri doğrultusunda geçerli ve hukuka uygun bir tebliğ işlemi yapılması mümkün müdür? Tebligat Kanunun 35/3. maddesi kapsamında " daha önce tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar oluşmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da " uygulanma durumunun varlığından söz etmek olanaksızdır. Çünkü ortada Kamu Kurumu olduğu kuşku götürmez Nüfus Müdürlüğüne bizzat tebligat yapılacak olan kişinin daha önce resmi bir başvurusu sebebi ile bildirdiği son adresi değil, diğer kamu kurum ve kuruluşları aracılığı ile ulusal adres veri tabanında oluşturulmuş diğer adres bilgileri söz konusu olup, ancak bu adreslerin kaynağı kamu kurumu belirlenip ve bu yerle yapılacak yazışma sonrasında ilgilinin başvurusuna bağlı en son adresinin olduğu belirtildikten sonra Tebligat Kanunun 35/3. maddesi uyarınca uygulama yapılması mümkün olabilecektir.

Kuşkusuz, eğer başlangıçta Nüfus Müdürlüğünden, bu kuruma borçlunun bizzat başvurusuna bağlı bildirilen en son adres bilgileri sorulup, bu yönde açıklanan adresine çıkarılan tebligattan sonuç alınamamışsa artık Tebligat Kanunun 35/3. maddesine göre uygulama yapılmasında yasal hiçbir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar karşısında Nüfus Müdürlüğünün kendi kurumlarına borçlunun bizzat başvurusundan kaynaklanan en son adres olarak değil, sadece ulusal adres veri tabanında oluşturulmuş "yerleşim yeri" bilgisine göre belirtilmiş adresinin esas alınmak suretiyle Tebligat Kanunun 35/3. maddesi kapsamında hukuken geçerli bir tebliğ işleminin gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

Esasen Nüfus Hizmetleri Kanunun yukarıda değinilen 1. ve 44. maddelerinde yer alan " ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesi" adli makamların adres veri tabanlarını da içeren nüfus kayıt örneklerini doğrudan almaya yetkili makamlar olarak açıklanmasına karşı bu yöndeki adres bilgilerinin tebligat amacı ile kullanılacağına değinilmemiştir. Kaldı ki , tebligat ile ilgili uygulamalar Nüfus Kanunu değil, Tebligat Kanunu hükümleri esas alınmak suretiyle sonuçlandırılır. Bu bakımdan icra memurluğu işleminde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, haksız ve dayanağı olmayan şikayetin reddine karar verilmesi gerekmiş olup bu yönde hüküm kurulmuştur.

İcra Müdürünün Tebligat İnceleme Yetkisi

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi Kararına Göre Usulsüz Tebligatı İncelemek Zorundayız. 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin “Usulsüz Tebligata Daya¬narak Satış Yapan İcra Müdürünün Tazminata Mahkum Edilmesi Gerekti¬ğine” Dair Kararı:
ÖZET: Dava konusu icra takibinin yapıldığı Samandağ İcra Müdürlüğü-nün 1997/2335 sayılı dosyası içinde mevcut ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligatın "muhatabın dağıtım saatlerinde adreste bulunmaması nedeniyle Yalı Mahallesi muhtarına bırakıldığı, 2 nolu kağıt yapıştırılıp, komşusu bu-lunmadığından haber bırakılamadığından" şerhi ile tebliğ edildiği görülmek-tedir. Muhatabın adreste bulunmama nedeni tevsik edilmeden yapılan teb-ligat, Tebligat Yasasının 21. maddesine aykırıdır. İcra Dosyasında mevcut tebligat bu açıklamalar ışığında incelendiğinde, davacının adreste bulunma-ma nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıyla tebligatın Tebligat Yasası 21. maddeye aykırı olduğu görülmektedir. İcra Müdürü tebligatın Tebligat Yasa-sı hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle yüküm-lüdür. Tebligatın usulsüz olduğu yukarıda yapılan açıklamalar ışığında an-laşıldığı gibi Samandağ İcra hukuk mahkemesinin 1999/122 Esas dosya-sında yapılan yargılama sonucunda verilen karar ile de sabit olmuştur. Ye-rel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek İİK’ nın 5. maddesine göre so-rumluluğun kapsamı belirlenerek hüküm kurulması gerekirken davanın red-dedilmiş olması ve kısa kararda dava ispatlanamadığından reddedilmiş ol-masına rağmen gerekçeli kararda hem husumetten ve hem de esastan ret kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi kararına göre tebligatı inceleme yetkimiz bulunmamaktadır.



Yargıtay 12. Hukuk Dairesi “İcra Müdürü, Tebligatın Usulsüzlüğüne kendiliğinde karar veremez” yolunda kararlılıkla sürdürdüğü İçtihatlarında;

l¬ Özet: Tebligatın usulsüzlüğü hakkında icra memurunun karar verme yetkisi bulunmayıp, bu konuda ilgilinin Tetkik Merciine başvur¬ması gerekir.

“...Borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılmış ve ödeme emri 25.03.1980 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlu 04.04.1980 tarihinde icra memurluğuna başvurarak tebliğatın usulsüz olduğunu, 04.04.1980 tarihinde hakkındaki takibe muttali olduğunu beyan etmiş, ic-ra memuru tebliğatın usulsüzlüğünü kabul ederek tebliğatın geçersiz sayıl-masına ve alacaklı vekilinin dilediği takdirde borçluya yeniden ödeme em-ri tebliğine karar vermiş, alacaklı vekilinin haciz talebinin reddedilmesi üzerine, alacaklı icra memuru muamalesine mercide şikayette bulunmuş ve merci şikayeti reddetmiştir. Bu karar, alacaklı tarafından temyiz edil¬miştir.

Özetlenen şu duruma göre borçlunun, icra muamalesine karşı öğrendi-ğini iddia ettiği 04.04.1980 tarihinden itibaren İİK’nın 16. maddesi gereğin-ce “tebliğatın usulsuzlüğüne” dair şikayetini, 7 gün içersinde icra tetkik merciine bildirmesi ve 04.04.1980 tarihinden itibaren 5 gün içersinde esa-sa ait itirazlarını itiraz türüne göre merciye ve icra memurluğuna bildirme-si gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi hükümlerine göre bu şekilde yapılacak şikayetin incelenmesi tetkik merciine aittir.

İcra memurunun tebliğatın usulsüzlüğüne dair iddia hakkında karar verme yetkisi yoktur. Diğer taraftan icra memurunun “tebliğatın usulsüzlü-ğüne” dair karar verip “yeniden ödeme emri çıkarılmsına” dair karar ver-mesi yasaya aykırı olduğundan, takibin kesinleştiğine ilişkin alacaklı şika-yetinin bu nedenle kabulü gerekirken redddilmesi esas yönden yanlıştır.

Diğer taraftan, borçlu “04.04.1980 tarihinde hakkındaki takibe mutta-li olduğunu” bildirdiğene göre, bu tarihten itibaren 5 gün içersinde itirazını uslü veçhile yaptığı takdirde 7201 sayılı Tebligat kanunun 32. mddesi ge-reğince bu itirazın mevcudiyeti muvacehesinde borçluya yeniden ödeme emri çıkarılmasına lüzum yoktur. İcra memurunun yasanın bu hükmüne rağmen “yeniden ödeme emri çıkarılmasına” karar vermesi de yanlış oldu-ğundan, şikayetin bu şekilde değerlendirilmesi icap eder. Borçlu, imzanın esasına ilişkin bir itiraz yapmayıp, “bonoları imza edenlerin kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olmadıklarından dolayı borçlu olmadığı”nı bildirdi-ğine göre, bu itirazın İİK’nın 168. maddesinin 4. bendi ile ilgili bir yönü ol-mayıp, 5. bendi ile ilgili olduğundan mercie yapılması gerekirdi. İcraya ya-pılan bu tür itiraz geçersiz olup, bu yönden de takibin kesinleştiği göz önünde tutulmadan şikayetin reddine karar verilmesi de kabul şekline gö¬re yasaya aykırıdır..” (Y. 12 HD. 08.07.1980 gün E: 4315, K: 5997 sayılı kara¬

(1)

ll¬ Özet: İİK 16. Md. göre, memur işlemleri olması sebebiyle Tebligat Kanunu’na aykırı bulunan tebliğata ilişkin şikayetlerin de mercice halle¬dilmesi gerekir.

“..İİK. 134. md. ihalenin feshine ilişkin taleplerin şikayet yolu ile halle-dilmesi gerekeceğini açıkladığı gibi, bu yasanın 16. maddesi de memur iş-lemleri olması sebebiyle Tebligat kanununa aykırı bulunan tebliğata ilişkin şikayetlerin de mercice halledilmesi gerekeceğini açıklamış ve ipoteğin pa-raya çevrilmesi yolu ile yapılan takiplere ilişkin olarak gönderilen icra emir-lerine karşı itirazların da mercice yapılmasını yine bu yasanın diğer hü-kümleri belirtmiştir. Brçlu bu üç yönden mercie bidayette 30.01.1976 tari-hinde müracatta bulunarak şikayette bulunmuş ve ancak alacaklı olarak takiple alakasız olan M.’yi dilekçesinde göstermiştir. Merci esas takip dos-yasını celbederek alacaklı olark gösterilen M.’nin bu takipde ilgisi bulun-madığından dolayı şikayeti husumet yönünden reddetmiştir. Borçlu ilgilile-ri göstererek yeni bir dilekçe vererek isteklerini mercie arzetmiştir.

(1) T. Uyar, “İcra Hukukunda Şikayet”, 2. baskı sayfa 35,

Olaya, HUMK’un dava ikame usulünün uygulanmasına olanak yoktur. Şu halde mercii talep hakkında İİK’nın şikayete ilişkin usulü uygulamakla mükellef olduğundan, şikayetin niteliğine göre delil toplanması gerekece-ğinden, duruşma yapılmasını icabettirir. İcra tetkik mercii bidayette verilen şikayet dilekçesi üzerine icra dosyasını tetkik ederek ilgililerine tebligat yaptırıp duuşma yapması gerekirdi. Şikayetten amaç icra işlemlerinin dü-zeltilmesi, ıslah edilmesi olduğuna göre, ilgililerin şikayet dilekçesinde yan-lış gösterilmesi şikayetin husumet yönünden reddine gerektirmez ve bu halde 23.2.1976 tarihli karar yalnız yanlış olarak alacaklı gösterilen L. Yö-nünden hüküm ifade eder nitelikte olup, işin esası incelenmediğinden şika-yet süresinin mevdei olarak ilk dilekçenin verildiği 30.01.19976 tarihinin alınması gerekir. Bu itibarla, brçlunun bilahare verdiği dilekçe tarihinin 7 günlük süreye başlangıç olarak alınması isabetsizdir...” (Y. 12. HD. 24.05.1976 tar. E: 4346, K: 6550)(2)

lll¬Özet: Usulsüz tebligat halinde, “tebliğ tarihinin düzeltilmesine” icra müdürü değil, Tetkik Merci karar verebilir.

“...İcra memurunun yetkisi dışında, tebliğ tarihini düzeltilmesinin mümkün bulunmadığı, böyle bir tasarrafun hukuki sonuç doğurmayacağı, “tebliğ tarihinin beyan edilen tarih olarak düzeltilmesine” dair, mercice ve-rilmiş ve kesinleşmiş bir karar olmadığı nazara alınmadan, İİK. 67. mad-desinde yazılı mecburitte dayalı süresinde yapılmayan itirazın kabul olun-ması isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görülmekle, mercii kararının İİK. 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 16.10.1984 gü¬nünde oybirliğiyle karar verildi...” (Y. 12. HD. 16.10.1984 tarih E: 7518, K. 10498 sayılı kararı)

lV¬Özet: İcra Müdürü’nün (yardımcısının) “ödeme emrinin borluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olduğunu” kendiliğinden gözete-rek, alacaklının haciz talebini reddedemez.

“...Tebligat K. nun 21. Md. göre yapılan tebligatın yasaya uygun olup olmadığının takdir ve tesbiti memura ait değildir. Bu hususta şikayet vaki olduğu takdirde, tebligatın usulüne uygun olup olmadığı hakkında ve teb-liğ tarihinin düzeltilmesi gerekip gerekmediğine, Tebligat K. nun 32. mad-desi de nazara alınarak mercice karar verilir.

Memurun görevi dışında yaptığı muamalenin iptaline karar vermek suretiyle, şikayetin kabul gerekirken, tebligatın muhatabı tarafından tebliğa-ta yönelik bir şikayet varmışcasına, yazılı şekilde karar verilmesi isabet-siz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden mercii kararının İİK. 366. ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 10.12.1982 gününde oy¬birliğiyle karar verildi....” (Y. 12. HD. 10.12.1982 tarih E: 8519, K. 9294)

“.....7201 sayılı Tebligat K’nun 32. maddesi hükümlerine göre –tebliğa¬tın usulsüzlüğüne dair- yapılacak şikayetin tetkiki mercie aittir. İcra memu¬

(2) Y. Kararlar Dergisi, 1978/2 Sayfa 238
runun tebliğatın usulsüzlüğüne dair iddia ve hakkında karar verme yetki-si yoktur. Diğer taraftan icra memuru tebliğatın usulsüzlüğüne dair karar verip yeniden ödeme emri çıkarmasına dair karar vermesi yasaya aykırı olduğundan, takibin kesinleştiğine ilişkin alacaklı şikayetinin bu nedenle kabulü gerekirken reddedilmesi esas yönünden yanlıştır...” (Y. 12. HD. 08.07.1980 tarih E:4315, K: 5997 sayılı kararı) (3)
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:14
  • DuraN
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi Kararına Göre Usulsüz Tebligatı İncelemek Zorundayız. 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin “Usulsüz Tebligata Daya¬narak Satış Yapan İcra Müdürünün Tazminata Mahkum Edilmesi Gerekti¬ğine” Dair Kararı:
ÖZET: Dava konusu icra takibinin yapıldığı Samandağ İcra Müdürlüğü-nün 1997/2335 sayılı dosyası içinde mevcut ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligatın "muhatabın dağıtım saatlerinde adreste bulunmaması nedeniyle Yalı Mahallesi muhtarına bırakıldığı, 2 nolu kağıt yapıştırılıp, komşusu bu-lunmadığından haber bırakılamadığından" şerhi ile tebliğ edildiği görülmek-tedir. Muhatabın adreste bulunmama nedeni tevsik edilmeden yapılan teb-ligat, Tebligat Yasasının 21. maddesine aykırıdır. İcra Dosyasında mevcut tebligat bu açıklamalar ışığında incelendiğinde, davacının adreste bulunma-ma nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıyla tebligatın Tebligat Yasası 21. maddeye aykırı olduğu görülmektedir. İcra Müdürü tebligatın Tebligat Yasa-sı hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle yüküm-lüdür. Tebligatın usulsüz olduğu yukarıda yapılan açıklamalar ışığında an-laşıldığı gibi Samandağ İcra hukuk mahkemesinin 1999/122 Esas dosya-sında yapılan yargılama sonucunda verilen karar ile de sabit olmuştur. Ye-rel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek İİK’ nın 5. maddesine göre so-rumluluğun kapsamı belirlenerek hüküm kurulması gerekirken davanın red-dedilmiş olması ve kısa kararda dava ispatlanamadığından reddedilmiş ol-masına rağmen gerekçeli kararda hem husumetten ve hem de esastan ret kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi kararına göre tebligatı inceleme yetkimiz bulunmamaktadır.



Yargıtay 12. Hukuk Dairesi “İcra Müdürü, Tebligatın Usulsüzlüğüne kendiliğinde karar veremez” yolunda kararlılıkla sürdürdüğü İçtihatlarında;

l¬ Özet: Tebligatın usulsüzlüğü hakkında icra memurunun karar verme yetkisi bulunmayıp, bu konuda ilgilinin Tetkik Merciine başvur¬ması gerekir.

“...Borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılmış ve ödeme emri 25.03.1980 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlu 04.04.1980 tarihinde icra memurluğuna başvurarak tebliğatın usulsüz olduğunu, 04.04.1980 tarihinde hakkındaki takibe muttali olduğunu beyan etmiş, ic-ra memuru tebliğatın usulsüzlüğünü kabul ederek tebliğatın geçersiz sayıl-masına ve alacaklı vekilinin dilediği takdirde borçluya yeniden ödeme em-ri tebliğine karar vermiş, alacaklı vekilinin haciz talebinin reddedilmesi üzerine, alacaklı icra memuru muamalesine mercide şikayette bulunmuş ve merci şikayeti reddetmiştir. Bu karar, alacaklı tarafından temyiz edil¬miştir.

Özetlenen şu duruma göre borçlunun, icra muamalesine karşı öğrendi-ğini iddia ettiği 04.04.1980 tarihinden itibaren İİK’nın 16. maddesi gereğin-ce “tebliğatın usulsuzlüğüne” dair şikayetini, 7 gün içersinde icra tetkik merciine bildirmesi ve 04.04.1980 tarihinden itibaren 5 gün içersinde esa-sa ait itirazlarını itiraz türüne göre merciye ve icra memurluğuna bildirme-si gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi hükümlerine göre bu şekilde yapılacak şikayetin incelenmesi tetkik merciine aittir.

İcra memurunun tebliğatın usulsüzlüğüne dair iddia hakkında karar verme yetkisi yoktur. Diğer taraftan icra memurunun “tebliğatın usulsüzlü-ğüne” dair karar verip “yeniden ödeme emri çıkarılmsına” dair karar ver-mesi yasaya aykırı olduğundan, takibin kesinleştiğine ilişkin alacaklı şika-yetinin bu nedenle kabulü gerekirken redddilmesi esas yönden yanlıştır.

Diğer taraftan, borçlu “04.04.1980 tarihinde hakkındaki takibe mutta-li olduğunu” bildirdiğene göre, bu tarihten itibaren 5 gün içersinde itirazını uslü veçhile yaptığı takdirde 7201 sayılı Tebligat kanunun 32. mddesi ge-reğince bu itirazın mevcudiyeti muvacehesinde borçluya yeniden ödeme emri çıkarılmasına lüzum yoktur. İcra memurunun yasanın bu hükmüne rağmen “yeniden ödeme emri çıkarılmasına” karar vermesi de yanlış oldu-ğundan, şikayetin bu şekilde değerlendirilmesi icap eder. Borçlu, imzanın esasına ilişkin bir itiraz yapmayıp, “bonoları imza edenlerin kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olmadıklarından dolayı borçlu olmadığı”nı bildirdi-ğine göre, bu itirazın İİK’nın 168. maddesinin 4. bendi ile ilgili bir yönü ol-mayıp, 5. bendi ile ilgili olduğundan mercie yapılması gerekirdi. İcraya ya-pılan bu tür itiraz geçersiz olup, bu yönden de takibin kesinleştiği göz önünde tutulmadan şikayetin reddine karar verilmesi de kabul şekline gö¬re yasaya aykırıdır..” (Y. 12 HD. 08.07.1980 gün E: 4315, K: 5997 sayılı kara¬

(1)

ll¬ Özet: İİK 16. Md. göre, memur işlemleri olması sebebiyle Tebligat Kanunu’na aykırı bulunan tebliğata ilişkin şikayetlerin de mercice halle¬dilmesi gerekir.

“..İİK. 134. md. ihalenin feshine ilişkin taleplerin şikayet yolu ile halle-dilmesi gerekeceğini açıkladığı gibi, bu yasanın 16. maddesi de memur iş-lemleri olması sebebiyle Tebligat kanununa aykırı bulunan tebliğata ilişkin şikayetlerin de mercice halledilmesi gerekeceğini açıklamış ve ipoteğin pa-raya çevrilmesi yolu ile yapılan takiplere ilişkin olarak gönderilen icra emir-lerine karşı itirazların da mercice yapılmasını yine bu yasanın diğer hü-kümleri belirtmiştir. Brçlu bu üç yönden mercie bidayette 30.01.1976 tari-hinde müracatta bulunarak şikayette bulunmuş ve ancak alacaklı olarak takiple alakasız olan M.’yi dilekçesinde göstermiştir. Merci esas takip dos-yasını celbederek alacaklı olark gösterilen M.’nin bu takipde ilgisi bulun-madığından dolayı şikayeti husumet yönünden reddetmiştir. Borçlu ilgilile-ri göstererek yeni bir dilekçe vererek isteklerini mercie arzetmiştir.

(1) T. Uyar, “İcra Hukukunda Şikayet”, 2. baskı sayfa 35,

Olaya, HUMK’un dava ikame usulünün uygulanmasına olanak yoktur. Şu halde mercii talep hakkında İİK’nın şikayete ilişkin usulü uygulamakla mükellef olduğundan, şikayetin niteliğine göre delil toplanması gerekece-ğinden, duruşma yapılmasını icabettirir. İcra tetkik mercii bidayette verilen şikayet dilekçesi üzerine icra dosyasını tetkik ederek ilgililerine tebligat yaptırıp duuşma yapması gerekirdi. Şikayetten amaç icra işlemlerinin dü-zeltilmesi, ıslah edilmesi olduğuna göre, ilgililerin şikayet dilekçesinde yan-lış gösterilmesi şikayetin husumet yönünden reddine gerektirmez ve bu halde 23.2.1976 tarihli karar yalnız yanlış olarak alacaklı gösterilen L. Yö-nünden hüküm ifade eder nitelikte olup, işin esası incelenmediğinden şika-yet süresinin mevdei olarak ilk dilekçenin verildiği 30.01.19976 tarihinin alınması gerekir. Bu itibarla, brçlunun bilahare verdiği dilekçe tarihinin 7 günlük süreye başlangıç olarak alınması isabetsizdir...” (Y. 12. HD. 24.05.1976 tar. E: 4346, K: 6550)(2)

lll¬Özet: Usulsüz tebligat halinde, “tebliğ tarihinin düzeltilmesine” icra müdürü değil, Tetkik Merci karar verebilir.

“...İcra memurunun yetkisi dışında, tebliğ tarihini düzeltilmesinin mümkün bulunmadığı, böyle bir tasarrafun hukuki sonuç doğurmayacağı, “tebliğ tarihinin beyan edilen tarih olarak düzeltilmesine” dair, mercice ve-rilmiş ve kesinleşmiş bir karar olmadığı nazara alınmadan, İİK. 67. mad-desinde yazılı mecburitte dayalı süresinde yapılmayan itirazın kabul olun-ması isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görülmekle, mercii kararının İİK. 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 16.10.1984 gü¬nünde oybirliğiyle karar verildi...” (Y. 12. HD. 16.10.1984 tarih E: 7518, K. 10498 sayılı kararı)

lV¬Özet: İcra Müdürü’nün (yardımcısının) “ödeme emrinin borluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olduğunu” kendiliğinden gözete-rek, alacaklının haciz talebini reddedemez.

“...Tebligat K. nun 21. Md. göre yapılan tebligatın yasaya uygun olup olmadığının takdir ve tesbiti memura ait değildir. Bu hususta şikayet vaki olduğu takdirde, tebligatın usulüne uygun olup olmadığı hakkında ve teb-liğ tarihinin düzeltilmesi gerekip gerekmediğine, Tebligat K. nun 32. mad-desi de nazara alınarak mercice karar verilir.

Memurun görevi dışında yaptığı muamalenin iptaline karar vermek suretiyle, şikayetin kabul gerekirken, tebligatın muhatabı tarafından tebliğa-ta yönelik bir şikayet varmışcasına, yazılı şekilde karar verilmesi isabet-siz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden mercii kararının İİK. 366. ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 10.12.1982 gününde oy¬birliğiyle karar verildi....” (Y. 12. HD. 10.12.1982 tarih E: 8519, K. 9294)

“.....7201 sayılı Tebligat K’nun 32. maddesi hükümlerine göre –tebliğa¬tın usulsüzlüğüne dair- yapılacak şikayetin tetkiki mercie aittir. İcra memu¬

(2) Y. Kararlar Dergisi, 1978/2 Sayfa 238
runun tebliğatın usulsüzlüğüne dair iddia ve hakkında karar verme yetki-si yoktur. Diğer taraftan icra memuru tebliğatın usulsüzlüğüne dair karar verip yeniden ödeme emri çıkarmasına dair karar vermesi yasaya aykırı olduğundan, takibin kesinleştiğine ilişkin alacaklı şikayetinin bu nedenle kabulü gerekirken reddedilmesi esas yönünden yanlıştır...” (Y. 12. HD. 08.07.1980 tarih E:4315, K: 5997 sayılı kararı) (3)

Mernis Adresine 21. Maddeye Göre Tebligat

MERNİS ADRESİNE 21. MADDEYE GÖRE TEBLİGAT

11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı kanunla, Tebligat Kanununa ilişkin değişikliklerden sonra borçlulara yapılan tebligatların yapılmama sorunu artık tarihe karışmaya başladı. Alacaklılar, sürekli adres değiştiren borçlulara ulaşmakta ve tebliğ yapılamadan gelen ödeme emirlerini tebliğ edebilmek için akla karayı seçiyorlardı. Mernis adresinin uygulanmaya başlaması bile fayda etmemiş, adresi kimin kaydettirdiği bilinmediğinden dolayı Mernis adresine 35. maddeye göre değil 21.maddeye göre dahi tebligat yapılamıyordu.

Ancak Tebligat Kanunu’nda yapılan değişiklikle kişinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi artık bilinen adresleri tebligat yapmaya uygun değilse 21. maddeye göre tebliğ yapılmasına uygun hale geldi. Alacaklılar borçluların bilinen adreslerine ödeme emirlerini gönderdiklerinde, bu adreslere tebligat yapılamadığı durumda talep açarak adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebliğ yapılmasını talep edebileceklerdir.

Her ne kadar kanunun yürürlüğe girmesi bir ay gibi bir zaman içerisinde olsa da birçok alacaklı/vekil ulaşamadıkları borçluların Mernis adreslerine 21. maddeye göre tebliğ konusunda acele ettiklerinden uygulamada karışıklıklarda olmaya başladı. Birçok icra müdürlüğü bu tür talepleri uygularken bir kısım müdürlüklerde olaya ılımlı yaklaşarak gelen talepleri reddetmektedirler.

Alacaklı/vekiller takip açtıklarında dosyada mevcut adresler yerine tebligat çıkartılırken borçlunun Mernis adresini talep etmektedir. Talep sonucu tespit edilen adrese 21. maddeye göre tebliğini istemektedirler. Ancak bu tür bir talep icra müdürünün reddine sebep olmaktadır. Zira uygulamanın esas şartı borçluya tebligatın yapılması için öncelikle bilinen tüm adreslerinin denenmiş olma şartıdır. Keza kanunda “TK. 10. Maddesine göre de “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde” diye açık bir şekilde belirtmektedir.

Takip açan taraf borçluya tebliğ çıkartacağı zaman öncelikle muhatabın bilinen adreslerine tebliğ işlemini yapması lazımdır. Bilinen adreslere tebliği yapılamaz ve bila-olumsuz gelirse o zaman Mernis adresini tespitini İcra Müdürlüğünden talep eder. Adres Kayırt sistemindeki adrese daha önce tebligat yapılmış ve bila dönmüşse o zaman ADRES KAYIT SİSTEMİNDEKİ adrese 21. maddeye göre tebliğini talep eder. Eğer ADRES KAYIT SİSTEMİNDEKİ adrese daha önce tebligat yapılmamışsa bu durumda o adrese tebligat çıkartılır. Şayet bu da olumsuz olarak geri gelirse işte o zaman bilinen son adres olduğu tespit edilen MERNİS ADRESİne 21. maddeye göre tebliğ yapılması talebi yerinde bulunur. Dağıtıcıda zarfın üzerinde MERNİS ADRESİDİR 21. MADEDEYE GÖRE TEBLİĞ YAPILMALIDIR ibaresini gördüğü mazbatayı TK. Md. 21'e göre yapacak. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacak.

Tebligat zarfı üzerinde “MUHATABIN ADRESİ ADRES KAYIT SİSTEMİNDEKİ MERNİS ADRESİDİR 21. maddeye göre tebliğ edilmelidir” ibaresi bulunan zarfın ifasını yerine getirmeden iade eden memurun dikkatsizliği nedeniyle iade gelen tebligat mazbatasının masrafsız olarak tebliğinin yapılması için ilk gönderen PTT Şube Müdürlüğüne yazı yazarak tekrardan gönderilmesini sağlamanız da mümkündür.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:13
  • DuraN
MERNİS ADRESİNE 21. MADDEYE GÖRE TEBLİGAT

11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı kanunla, Tebligat Kanununa ilişkin değişikliklerden sonra borçlulara yapılan tebligatların yapılmama sorunu artık tarihe karışmaya başladı. Alacaklılar, sürekli adres değiştiren borçlulara ulaşmakta ve tebliğ yapılamadan gelen ödeme emirlerini tebliğ edebilmek için akla karayı seçiyorlardı. Mernis adresinin uygulanmaya başlaması bile fayda etmemiş, adresi kimin kaydettirdiği bilinmediğinden dolayı Mernis adresine 35. maddeye göre değil 21.maddeye göre dahi tebligat yapılamıyordu.

Ancak Tebligat Kanunu’nda yapılan değişiklikle kişinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi artık bilinen adresleri tebligat yapmaya uygun değilse 21. maddeye göre tebliğ yapılmasına uygun hale geldi. Alacaklılar borçluların bilinen adreslerine ödeme emirlerini gönderdiklerinde, bu adreslere tebligat yapılamadığı durumda talep açarak adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebliğ yapılmasını talep edebileceklerdir.

Her ne kadar kanunun yürürlüğe girmesi bir ay gibi bir zaman içerisinde olsa da birçok alacaklı/vekil ulaşamadıkları borçluların Mernis adreslerine 21. maddeye göre tebliğ konusunda acele ettiklerinden uygulamada karışıklıklarda olmaya başladı. Birçok icra müdürlüğü bu tür talepleri uygularken bir kısım müdürlüklerde olaya ılımlı yaklaşarak gelen talepleri reddetmektedirler.

Alacaklı/vekiller takip açtıklarında dosyada mevcut adresler yerine tebligat çıkartılırken borçlunun Mernis adresini talep etmektedir. Talep sonucu tespit edilen adrese 21. maddeye göre tebliğini istemektedirler. Ancak bu tür bir talep icra müdürünün reddine sebep olmaktadır. Zira uygulamanın esas şartı borçluya tebligatın yapılması için öncelikle bilinen tüm adreslerinin denenmiş olma şartıdır. Keza kanunda “TK. 10. Maddesine göre de “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde” diye açık bir şekilde belirtmektedir.

Takip açan taraf borçluya tebliğ çıkartacağı zaman öncelikle muhatabın bilinen adreslerine tebliğ işlemini yapması lazımdır. Bilinen adreslere tebliği yapılamaz ve bila-olumsuz gelirse o zaman Mernis adresini tespitini İcra Müdürlüğünden talep eder. Adres Kayırt sistemindeki adrese daha önce tebligat yapılmış ve bila dönmüşse o zaman ADRES KAYIT SİSTEMİNDEKİ adrese 21. maddeye göre tebliğini talep eder. Eğer ADRES KAYIT SİSTEMİNDEKİ adrese daha önce tebligat yapılmamışsa bu durumda o adrese tebligat çıkartılır. Şayet bu da olumsuz olarak geri gelirse işte o zaman bilinen son adres olduğu tespit edilen MERNİS ADRESİne 21. maddeye göre tebliğ yapılması talebi yerinde bulunur. Dağıtıcıda zarfın üzerinde MERNİS ADRESİDİR 21. MADEDEYE GÖRE TEBLİĞ YAPILMALIDIR ibaresini gördüğü mazbatayı TK. Md. 21'e göre yapacak. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacak.

Tebligat zarfı üzerinde “MUHATABIN ADRESİ ADRES KAYIT SİSTEMİNDEKİ MERNİS ADRESİDİR 21. maddeye göre tebliğ edilmelidir” ibaresi bulunan zarfın ifasını yerine getirmeden iade eden memurun dikkatsizliği nedeniyle iade gelen tebligat mazbatasının masrafsız olarak tebliğinin yapılması için ilk gönderen PTT Şube Müdürlüğüne yazı yazarak tekrardan gönderilmesini sağlamanız da mümkündür.

Teb. Kan. 35 Maddesine Göre Tebliğ İşlemleri

1- 35’ e Göre Tebligat Ne Zaman Çıkarılır?

Bazen ilgili yargı mercii tarafından, muhataba o yargılama süreci içinde daha önce tebligat yapılmış, ancak muhatap daha sonra adresini değiştirmiş olabilir. Tebligat Kanunu ve Tüzüğü, bu ihtimali de göz önünde bulundurarak ayrıca düzenleme yapmıştır. Zira, daha önce hiç tebligat yapılmayan kimsenin, adresinin bilinmemesi ya da adresinde bulunmaması ile daha önce tebligat yapılmış kimsenin tebligat adresinde bulunmamasının sonuçları aynı değildir;

Birincisinde; tebligatı ulaştırmak, tebligatı çıkartan merciin görevidir.
İkincisinde ise; kendisine tebligat yapılan, yani yargı organının tebligatı daha önce ulaştırdığı muhatabın, adres değişikliğini bildirmek veya eski adrese yapılan tebligatlara katlanmak durumu söz konusudur.

Uygulamada, ikinci ihtimalde yapılacak tebligat işlemleri için, Tebligat Kanununun bu konuyla ilgili maddesinden hareketle “ 35’ e göre tebligat” denilmektedir. Ancak, 35’ e göre tebligat, bazen amacı dışında ve kanuna aykırı şekilde de kullanılabilmektedir. Böyle bir durum söz konusu olursa, usulsüz bir tebligat ortaya çıkar. Bu sebeple, hükmün doğru anlaşılması ve doğru uygulanması gereklidir.[1]

2- Uygulanma Koşulu ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

35. maddenin uygulanabilmesi için, tebligat muhatabın (veya onun adına tebligatı kabule yetkili kimse) önceden aynı adreste tebligat yapılmış olması kural olarak (İstisna: m. 35, IV) şarttır. Bu şart, 35. maddenin uygulanabilme koşuludur. Bu koşul gerçekleşmedikçe 35. maddenin uygulanabilmesi söz konusu olamaz. [2]

Ayrıca, her bir yargılama işlemi kendi bütünü içinde ayrı ayrı düşünülmelidir. Örneğin, daha önce başka bir davada muhataba tebligat yapılmış olması, ancak muhatabın, daha sonra bu davayla hiç ilgisi olmayan başka bir dava ya da icra takibi ile karşı karşıya kalması halinde, ikinci yargılama ve takip işlemleri bağımsız değerlendirilmeli, bunun için ilk defa tebligat yapılırken gözetilmesi gereken kurallar uyulmalıdır. Çünkü her bir yargılama kendi içinde bağımsızdır. Aksi halde, bir defa kendisine takip yapılmış, ya da dava açılmış kimseye, üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, sürekli o adrese tebligat yapılması gibi hukuken kabulü mümkün olmayan bir durum ortaya çıkabilir.[3]

3- Adresin Değiştirilmesi Halinde Yeni Adresin Bildirilmemesi Durumunda Yapılacak İşlemler

Daha önce (karşılaştırınız m. 35/4) kendisine (veya adına tebligatı kabule yetkili kimselere) yargı organlarınca tebligat yapılan kimse, (tebligat) adresini değiştirir ve yeni adresini ilgili (yani, kendisine daha önce tebligat yapmış bulunan) yargı organına bildirmezse, tebligat görevlisinin, her şeyden önce, muhatabın yeni adresini belirlemek için soruşturma yapması gerekir. Bu soruşturma Tüz m. 28/1 uyarınca yapılır (Tüz m. 55/2). Yani, tebliğ memuru, tebligat muhatabının (veya onun adına tebligatı kabule yetkili kimselerin) adreste bulunmama sebebini bilmesi olası (muhtemel) komşu, kapıcı, yönetici gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti yahut meclisi üyelerinden veyahut zabıta (kolluk) amir veya memurlarından sorar. Bunların yaptığı beyanı, ifadesine başvurulan kimseye imzalatır (veya kendisi imza eder).[4]

4- Muhatabın yeni adresinin bulunması

Tebliğ memuru, yaptığı soruşturma sonucu muhatabın yeni adresini tespit edebilirse, bakılır; eğer yeni adres tebliğ memurunun tevzi (dağıtım) bölgesinde ise tebligat, o adrese yapılır; yok eğer yeni adres, başka bir ptt merkezinin tevzi bölgesi içinde ise, tebliğ evrakı yeni adreste tebliğin sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı bulunduğu merkeze iade olunur. (Tüz. m. 55/2 ve dolayısıyla Tüz. m 28/3,4)

Tesbit edilen yeni adrese gidildiğinde, tebligat muhatabı veya onun yerine tebligatı kabule yetkili kimseler, o adreste bulundukları halde, tebliğin yapılacağı sırada orada yoksalar, Tüz. M. 30 hükmüne göre işlem yapılır; yani, tebliğ memuru, tebliğ evrakının, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti yahut ihtiyar heyeti üyelerinden birine veyahut zabıta amir veya memuruna verir ve adresin kapısına durumu belirten ihbarnameyi asar (olanaklı ise komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da haber verilir), (m. 21; Tüz. m. 30).[5]

5- Muhatabın Yeni Adresinin Bulunamaması

Tebliğ memuru, yaptığı soruşturmaya (Tüz m.28/1) karşın, muhatabın yeni adresini belirleyemezse, tebliğ evrakını çıkaran merciye iade eder (Tüz. m.55/3). Tebliğ memurunun, tebligat evrakını iade etmesi, ancak tebligatı çıkaran merciin “adres bulunamazsa m. 35 gereğince tebligat yapılacaktır” şeklinde bir kaydının bulunmaması halinde söz konusudur. Eğer tebliğ evrakında, bu şekilde bir kayıt varsa, tebliğ memurunun tebliğ evrakını (çıkaran merciye) iade etmeyerek, yukarıda anlatılan kapıya yapıştırma işlemini yapması gerekir.[6]

6- Tebligatın Yapılması

Kendisine daha önce tebligat yapılan adresi değiştiren muhatap, bu adresini değiştirmesine rağmen bunu bildirmezse ve yeni adresi tespit etmekle çalışmakla görevli memur tarafından, yaptığı araştırma sonucunda, muhatabın yeni adresi tespit edilemezse, tebliğ evrakının bir örneği eski adrese ilişkin binanın kapısına asılır. Bundan sonra, yeni adres usulünce bildirilmedikçe, eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış sayılır (m.35/2); eski adresin kapısına tebligatın asılma tarihi de tebliğ tarihi olarak kabul edilir (TebK m. 35/1-3; TebT m. 55/1-5). TebK m. 35’ e göre yapılacak tebligatlarda, Tüzükte belirtilen 6 nolu örnek kullanılmalıdır.

Tebliğ evrakı (eski) adresin kapısında iki gün süre ile asılı kalır (Tüz m.55). Tebliğ evrakının yapıştırılmasına engel olanlar ile yapıştırılan belgeyi bulunduğu yerden koparanlar, yok edenler veya okunmaz hale getirenler cezalandırılır (Tüz m.56). [7]

Kanunda özel bir ihtimal de düzenlenmiştir. Şöyle ki, daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar edilmiş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf sanatkar sicillerine bildirilen en son adres değişiklikleri hakkında da yukarıda açıklanan hükümler uygulanır. (TebK m. 35/4; TebT m. 55/6). Uygulamada buradan hareketle, örneğin ilk defa kendisine dava dilekçesi tebliğ edilecek davalının, adresi tespit edilemez veya belirtilen adresten taşındığı anlaşılırsa, resmi bir merciiye ya da kamu kurumuna daha önce bildirdiği adres esas alınarak tebligat yapılabilmektedir; bu yönde Yargıtay kararları da mevcuttur. Bu durum, TebK m. 35’ in uygulanması için, muhataba daha önce tebligat yapılması gerektiği kurallara aykırıdır.[8]

YARGITAY KARARLARI

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 1996/10682 Esas ve 1996/11100 sayılı Kararı) ÖZET: Taraflar arasında daha önce görülen davadaki adres yalnız o dava için geçerlidir. Davanın taraflarına dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmemesi savunma hakkını ihlal eder niteliktedir.

(Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2003/15203 Esas ve 2004/4885 Sayılı Kararı)
ÖZET : İtirazın iptali davasında, davalının icra dosyasındaki adresinden ayrıldığının saptanması halinde, Tebligat Kanununun 35. maddesine göre davalının yeni adresi belirlenerek tebliğin bu adrese yapılması gerekir.

(19. Hukuk Dairesi 2005/12005 Esas ve 2006/4461 Sayılı Kararı) ÖZET; ;Tebligat usulüne aykırı yapılmış bile olsa, muhatabı tebliğe muttali ise muteber sayılır. dava dilekçesinin en geç dilekçenin verildiği tarihte tebliğ edildiğinin kabulü gerekeceğinden, ilk itiraz süresi olan on günlük süre bu tarihte başlar.

KAYNAKÇA:1 -Doç. Dr. Muhammed ÖZEKES, Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Ağustos - 2006

[1] Sayfa 165,166

[3] Sayfa 166

[8] Sayfa 166

2- Prof. Dr. Ejder YILMAZ-Av. Tacar ÇAĞLAR, Tebligat Hukuku, Yetkin

Yayınları, Ankara - 2007

[2] Sayfa 924

[4] Sayfa 971

[5] Sayfa 971

[6] Sayfa 973

[7] Sayfa 982

3- Gülseren GÜMÜŞ, Bafra Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü, Denetleme Memuru, yardımı ile hazırlanmıştır.

Hasan ÇİNİ * Bafra Denetimli Serbestlik Şube Müdürü * 18 Temmuz 2008
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:12
  • DuraN
1- 35’ e Göre Tebligat Ne Zaman Çıkarılır?

Bazen ilgili yargı mercii tarafından, muhataba o yargılama süreci içinde daha önce tebligat yapılmış, ancak muhatap daha sonra adresini değiştirmiş olabilir. Tebligat Kanunu ve Tüzüğü, bu ihtimali de göz önünde bulundurarak ayrıca düzenleme yapmıştır. Zira, daha önce hiç tebligat yapılmayan kimsenin, adresinin bilinmemesi ya da adresinde bulunmaması ile daha önce tebligat yapılmış kimsenin tebligat adresinde bulunmamasının sonuçları aynı değildir;

Birincisinde; tebligatı ulaştırmak, tebligatı çıkartan merciin görevidir.
İkincisinde ise; kendisine tebligat yapılan, yani yargı organının tebligatı daha önce ulaştırdığı muhatabın, adres değişikliğini bildirmek veya eski adrese yapılan tebligatlara katlanmak durumu söz konusudur.

Uygulamada, ikinci ihtimalde yapılacak tebligat işlemleri için, Tebligat Kanununun bu konuyla ilgili maddesinden hareketle “ 35’ e göre tebligat” denilmektedir. Ancak, 35’ e göre tebligat, bazen amacı dışında ve kanuna aykırı şekilde de kullanılabilmektedir. Böyle bir durum söz konusu olursa, usulsüz bir tebligat ortaya çıkar. Bu sebeple, hükmün doğru anlaşılması ve doğru uygulanması gereklidir.[1]

2- Uygulanma Koşulu ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

35. maddenin uygulanabilmesi için, tebligat muhatabın (veya onun adına tebligatı kabule yetkili kimse) önceden aynı adreste tebligat yapılmış olması kural olarak (İstisna: m. 35, IV) şarttır. Bu şart, 35. maddenin uygulanabilme koşuludur. Bu koşul gerçekleşmedikçe 35. maddenin uygulanabilmesi söz konusu olamaz. [2]

Ayrıca, her bir yargılama işlemi kendi bütünü içinde ayrı ayrı düşünülmelidir. Örneğin, daha önce başka bir davada muhataba tebligat yapılmış olması, ancak muhatabın, daha sonra bu davayla hiç ilgisi olmayan başka bir dava ya da icra takibi ile karşı karşıya kalması halinde, ikinci yargılama ve takip işlemleri bağımsız değerlendirilmeli, bunun için ilk defa tebligat yapılırken gözetilmesi gereken kurallar uyulmalıdır. Çünkü her bir yargılama kendi içinde bağımsızdır. Aksi halde, bir defa kendisine takip yapılmış, ya da dava açılmış kimseye, üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, sürekli o adrese tebligat yapılması gibi hukuken kabulü mümkün olmayan bir durum ortaya çıkabilir.[3]

3- Adresin Değiştirilmesi Halinde Yeni Adresin Bildirilmemesi Durumunda Yapılacak İşlemler

Daha önce (karşılaştırınız m. 35/4) kendisine (veya adına tebligatı kabule yetkili kimselere) yargı organlarınca tebligat yapılan kimse, (tebligat) adresini değiştirir ve yeni adresini ilgili (yani, kendisine daha önce tebligat yapmış bulunan) yargı organına bildirmezse, tebligat görevlisinin, her şeyden önce, muhatabın yeni adresini belirlemek için soruşturma yapması gerekir. Bu soruşturma Tüz m. 28/1 uyarınca yapılır (Tüz m. 55/2). Yani, tebliğ memuru, tebligat muhatabının (veya onun adına tebligatı kabule yetkili kimselerin) adreste bulunmama sebebini bilmesi olası (muhtemel) komşu, kapıcı, yönetici gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti yahut meclisi üyelerinden veyahut zabıta (kolluk) amir veya memurlarından sorar. Bunların yaptığı beyanı, ifadesine başvurulan kimseye imzalatır (veya kendisi imza eder).[4]

4- Muhatabın yeni adresinin bulunması

Tebliğ memuru, yaptığı soruşturma sonucu muhatabın yeni adresini tespit edebilirse, bakılır; eğer yeni adres tebliğ memurunun tevzi (dağıtım) bölgesinde ise tebligat, o adrese yapılır; yok eğer yeni adres, başka bir ptt merkezinin tevzi bölgesi içinde ise, tebliğ evrakı yeni adreste tebliğin sağlanması için tebliğ memuru tarafından bağlı bulunduğu merkeze iade olunur. (Tüz. m. 55/2 ve dolayısıyla Tüz. m 28/3,4)

Tesbit edilen yeni adrese gidildiğinde, tebligat muhatabı veya onun yerine tebligatı kabule yetkili kimseler, o adreste bulundukları halde, tebliğin yapılacağı sırada orada yoksalar, Tüz. M. 30 hükmüne göre işlem yapılır; yani, tebliğ memuru, tebliğ evrakının, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti yahut ihtiyar heyeti üyelerinden birine veyahut zabıta amir veya memuruna verir ve adresin kapısına durumu belirten ihbarnameyi asar (olanaklı ise komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da haber verilir), (m. 21; Tüz. m. 30).[5]

5- Muhatabın Yeni Adresinin Bulunamaması

Tebliğ memuru, yaptığı soruşturmaya (Tüz m.28/1) karşın, muhatabın yeni adresini belirleyemezse, tebliğ evrakını çıkaran merciye iade eder (Tüz. m.55/3). Tebliğ memurunun, tebligat evrakını iade etmesi, ancak tebligatı çıkaran merciin “adres bulunamazsa m. 35 gereğince tebligat yapılacaktır” şeklinde bir kaydının bulunmaması halinde söz konusudur. Eğer tebliğ evrakında, bu şekilde bir kayıt varsa, tebliğ memurunun tebliğ evrakını (çıkaran merciye) iade etmeyerek, yukarıda anlatılan kapıya yapıştırma işlemini yapması gerekir.[6]

6- Tebligatın Yapılması

Kendisine daha önce tebligat yapılan adresi değiştiren muhatap, bu adresini değiştirmesine rağmen bunu bildirmezse ve yeni adresi tespit etmekle çalışmakla görevli memur tarafından, yaptığı araştırma sonucunda, muhatabın yeni adresi tespit edilemezse, tebliğ evrakının bir örneği eski adrese ilişkin binanın kapısına asılır. Bundan sonra, yeni adres usulünce bildirilmedikçe, eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış sayılır (m.35/2); eski adresin kapısına tebligatın asılma tarihi de tebliğ tarihi olarak kabul edilir (TebK m. 35/1-3; TebT m. 55/1-5). TebK m. 35’ e göre yapılacak tebligatlarda, Tüzükte belirtilen 6 nolu örnek kullanılmalıdır.

Tebliğ evrakı (eski) adresin kapısında iki gün süre ile asılı kalır (Tüz m.55). Tebliğ evrakının yapıştırılmasına engel olanlar ile yapıştırılan belgeyi bulunduğu yerden koparanlar, yok edenler veya okunmaz hale getirenler cezalandırılır (Tüz m.56). [7]

Kanunda özel bir ihtimal de düzenlenmiştir. Şöyle ki, daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar edilmiş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf sanatkar sicillerine bildirilen en son adres değişiklikleri hakkında da yukarıda açıklanan hükümler uygulanır. (TebK m. 35/4; TebT m. 55/6). Uygulamada buradan hareketle, örneğin ilk defa kendisine dava dilekçesi tebliğ edilecek davalının, adresi tespit edilemez veya belirtilen adresten taşındığı anlaşılırsa, resmi bir merciiye ya da kamu kurumuna daha önce bildirdiği adres esas alınarak tebligat yapılabilmektedir; bu yönde Yargıtay kararları da mevcuttur. Bu durum, TebK m. 35’ in uygulanması için, muhataba daha önce tebligat yapılması gerektiği kurallara aykırıdır.[8]

YARGITAY KARARLARI

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 1996/10682 Esas ve 1996/11100 sayılı Kararı) ÖZET: Taraflar arasında daha önce görülen davadaki adres yalnız o dava için geçerlidir. Davanın taraflarına dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmemesi savunma hakkını ihlal eder niteliktedir.

(Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2003/15203 Esas ve 2004/4885 Sayılı Kararı)
ÖZET : İtirazın iptali davasında, davalının icra dosyasındaki adresinden ayrıldığının saptanması halinde, Tebligat Kanununun 35. maddesine göre davalının yeni adresi belirlenerek tebliğin bu adrese yapılması gerekir.

(19. Hukuk Dairesi 2005/12005 Esas ve 2006/4461 Sayılı Kararı) ÖZET; ;Tebligat usulüne aykırı yapılmış bile olsa, muhatabı tebliğe muttali ise muteber sayılır. dava dilekçesinin en geç dilekçenin verildiği tarihte tebliğ edildiğinin kabulü gerekeceğinden, ilk itiraz süresi olan on günlük süre bu tarihte başlar.

KAYNAKÇA:1 -Doç. Dr. Muhammed ÖZEKES, Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Ağustos - 2006

[1] Sayfa 165,166

[3] Sayfa 166

[8] Sayfa 166

2- Prof. Dr. Ejder YILMAZ-Av. Tacar ÇAĞLAR, Tebligat Hukuku, Yetkin

Yayınları, Ankara - 2007

[2] Sayfa 924

[4] Sayfa 971

[5] Sayfa 971

[6] Sayfa 973

[7] Sayfa 982

3- Gülseren GÜMÜŞ, Bafra Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü, Denetleme Memuru, yardımı ile hazırlanmıştır.

Hasan ÇİNİ * Bafra Denetimli Serbestlik Şube Müdürü * 18 Temmuz 2008

E Tebligat Ödeme İşlemleri

TEVDİ LİSTESİNE GÖRE PTT ÖDEME İŞLEMLERİ
1-Elektronik tebligat hazırlandıktan sonra, Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak.
2-İlgili ekranda yer alan Yeni Liste Oluşturma butonuna tıklanacak.

3-Açılan Tebligat Posta Tevdii Yeni Liste Oluşturma ekranında Gönderi Tipi olarak Elektronik Tebligat seçilip ilgili tarih aralığına göre sorgulama yapılacak. (Not : Normal tebligatlar için gönderi tipi olarak Normal seçilmesi gerekmektedir)


4- Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak. Gönderi Tipi Elektronik Tebligat seçilip sorgula butonuna tıklanacak. Ekrana gelen listelerden ilgili liste seçildikten sonra Posta Masraf butonuna tıklanacak.

5- Açılan Posta Tevdi Masraf/Reddiyat İşlemleri ekranında Masraf İşlemleri sekmesinde dosya borcuna tebligat ücretlerinin yansıması için masraf makbuzu kesilecek.

6-İkinci sekme olan Reddiyat İşlemleri seçildikten sonra ekranda yer alan Red. Yapılacak Taraf alanına PTT nin elektronik tebligat için bildirmiş olduğu hesap numarası yazılacak daha sonra kaydet butonuna tıklanacak.

7- Harç ve Kasa/Banka Reddiyat İşlemleri/Reddiyat Banka Ödemeleri menüsünden giriş yapıldıktan sonra ilgili tebligat listesine ait kayıt ekrana yansıyacaktır. İlgili kayıt seçilip alt tabloya aktarıldığında bu tebligat tevdi listesine ait Referans numarasının açıklama kısmına yansıdığı görülecektir. Bu kayıt seçilip Seçileni Bankadan Öde butonuna tıklandığında yapılan ödeme açıklama kısmında yer alan Referans numarası ile PTT nin hesabına yansıyacaktır.


Not 1-Tebligatlara ait reddiyatlar tebligat tevdi listesindeki Posta Masraf ekranından değil de Reddiyat ekranından IBAN numarası yazılmak suretiyle her dosya için ayrı ayrı reddiyatyapılmış ise banka ödeme ekranından paranın gönderilmesi işlemleri sırasında ilgili kayıt seçildikten sonra ekranda yer alan açıklama alanına referans numarası yazılıp Güncelle butonuna tıklandıktan sonra ödeme işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

NOT 2-PTT ye gönderilecek ödemelerde UYAP Banka ödeme ekranı değilde internet bankacılığı veya bankaya yazılı talimat verilmek suretiyle yapılacaksa mutlaka birim adı ve REFERANS NUMARASI yazılmasının yazılması gerekmektedir.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 21:10
  • DuraN
TEVDİ LİSTESİNE GÖRE PTT ÖDEME İŞLEMLERİ
1-Elektronik tebligat hazırlandıktan sonra, Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak.
2-İlgili ekranda yer alan Yeni Liste Oluşturma butonuna tıklanacak.

3-Açılan Tebligat Posta Tevdii Yeni Liste Oluşturma ekranında Gönderi Tipi olarak Elektronik Tebligat seçilip ilgili tarih aralığına göre sorgulama yapılacak. (Not : Normal tebligatlar için gönderi tipi olarak Normal seçilmesi gerekmektedir)


4- Genel İşlemler (İcra) / Tebligat İşlemleri / Tebligat Posta Tevdi – Genel Liste İşlemleri ekran adımına giriş yapılacak. Gönderi Tipi Elektronik Tebligat seçilip sorgula butonuna tıklanacak. Ekrana gelen listelerden ilgili liste seçildikten sonra Posta Masraf butonuna tıklanacak.

5- Açılan Posta Tevdi Masraf/Reddiyat İşlemleri ekranında Masraf İşlemleri sekmesinde dosya borcuna tebligat ücretlerinin yansıması için masraf makbuzu kesilecek.

6-İkinci sekme olan Reddiyat İşlemleri seçildikten sonra ekranda yer alan Red. Yapılacak Taraf alanına PTT nin elektronik tebligat için bildirmiş olduğu hesap numarası yazılacak daha sonra kaydet butonuna tıklanacak.

7- Harç ve Kasa/Banka Reddiyat İşlemleri/Reddiyat Banka Ödemeleri menüsünden giriş yapıldıktan sonra ilgili tebligat listesine ait kayıt ekrana yansıyacaktır. İlgili kayıt seçilip alt tabloya aktarıldığında bu tebligat tevdi listesine ait Referans numarasının açıklama kısmına yansıdığı görülecektir. Bu kayıt seçilip Seçileni Bankadan Öde butonuna tıklandığında yapılan ödeme açıklama kısmında yer alan Referans numarası ile PTT nin hesabına yansıyacaktır.


Not 1-Tebligatlara ait reddiyatlar tebligat tevdi listesindeki Posta Masraf ekranından değil de Reddiyat ekranından IBAN numarası yazılmak suretiyle her dosya için ayrı ayrı reddiyatyapılmış ise banka ödeme ekranından paranın gönderilmesi işlemleri sırasında ilgili kayıt seçildikten sonra ekranda yer alan açıklama alanına referans numarası yazılıp Güncelle butonuna tıklandıktan sonra ödeme işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

NOT 2-PTT ye gönderilecek ödemelerde UYAP Banka ödeme ekranı değilde internet bankacılığı veya bankaya yazılı talimat verilmek suretiyle yapılacaksa mutlaka birim adı ve REFERANS NUMARASI yazılmasının yazılması gerekmektedir.

İİK'nın 144/2 Gereğince Bildirilen Kısmi Ödeme Sonucu Harç Tam Alınır

Tahsil edilen miktar yönünden tahsil harcı yatırıldığına göre Harçlar Kanunu'nun 23.maddesi gereğince bakiye kısım için vazgeçme harcı ödediğinde,  ödeme miktarı senet  üzerine yazılmak suretiyle  dayanak senedin  iadesine karar vermek gerekir

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Elif Akbay Erdoğan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair  temyiz itirazları yerinde değil ise de;
        Alacaklı tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, alacaklı taraf, 28.01.2013 tarihinde icra dairesine müracaat ederek  dosya alacağının  4.995,98 TL'lik kısmının 06.03.2012 tarihinde tahsil edildiği, alacağın bir kısmı ödendiğinden senedin İİK 144/2.md göre  iadesini istediği, talebin icra müdürlüğünce reddedilmesi üzerine ret kararının kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu    anlaşılmıştır.
      İİK.nun 144/2.maddesinde "Alacağının yalnız bir kısmı ödenmiş olan alacaklının, senedini geri alabileceği" düzenlenmiştir.
          İcra takibinin amacı alacaklının alacağının ödenmesidir. Alacaklı alacağını  tamamen veya kısmen  almış ise, alacak  bu oranda sona (sukut eder) erer. Borçlu ile alacaklının menfaatlerini  aynı şekilde korumakla yükümlü  olan  icra dairesinin, borcun  tamamen veya kısmen ödenmesi halinde, ödeme oranında  borçluyu borcundan  ibra ettiğine dair bir  işlemde bulunması gerekir.
      Alacaklının alacağı tamamen ödenmiş ise, icra dairesi alacaklının senedini borçluya verir(md 144). Alacağının yalnız  bir kısmı  ödenmiş olan  alacaklı, senedini icra  dairesinden geri alabilir. Yalnız icra dairesi, senetteki alacağın  ne miktarının ödenmiş olduğunu ve  senedin bundan sonra  ne miktar para için  geçerli olacağını  senet üzerine yazar  veya senedin mahiyetine göre  ilgili dairelere yazdırır(md 144/2.)(Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı , 2013, s.751).
        Bu durumda, alacaklı tarafından tahsil edilen miktar yönünden tahsil harcı yatırıldığına göre Harçlar Kanunu'nun 23.maddesi gereğince bakiye kısım için vazgeçme harcı ödediğinde,  ödeme miktarı senet  üzerine yazılmak suretiyle  dayanak senedin  iadesine karar vermek gerekirken  yazılı şekilde  hüküm tesisi  isabetsizdir.
SONUÇ  :Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2013/14620 KARAR NO : 2013/22657
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 09:37
  • Süleyman
Tahsil edilen miktar yönünden tahsil harcı yatırıldığına göre Harçlar Kanunu'nun 23.maddesi gereğince bakiye kısım için vazgeçme harcı ödediğinde,  ödeme miktarı senet  üzerine yazılmak suretiyle  dayanak senedin  iadesine karar vermek gerekir

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Elif Akbay Erdoğan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair  temyiz itirazları yerinde değil ise de;
        Alacaklı tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, alacaklı taraf, 28.01.2013 tarihinde icra dairesine müracaat ederek  dosya alacağının  4.995,98 TL'lik kısmının 06.03.2012 tarihinde tahsil edildiği, alacağın bir kısmı ödendiğinden senedin İİK 144/2.md göre  iadesini istediği, talebin icra müdürlüğünce reddedilmesi üzerine ret kararının kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu    anlaşılmıştır.
      İİK.nun 144/2.maddesinde "Alacağının yalnız bir kısmı ödenmiş olan alacaklının, senedini geri alabileceği" düzenlenmiştir.
          İcra takibinin amacı alacaklının alacağının ödenmesidir. Alacaklı alacağını  tamamen veya kısmen  almış ise, alacak  bu oranda sona (sukut eder) erer. Borçlu ile alacaklının menfaatlerini  aynı şekilde korumakla yükümlü  olan  icra dairesinin, borcun  tamamen veya kısmen ödenmesi halinde, ödeme oranında  borçluyu borcundan  ibra ettiğine dair bir  işlemde bulunması gerekir.
      Alacaklının alacağı tamamen ödenmiş ise, icra dairesi alacaklının senedini borçluya verir(md 144). Alacağının yalnız  bir kısmı  ödenmiş olan  alacaklı, senedini icra  dairesinden geri alabilir. Yalnız icra dairesi, senetteki alacağın  ne miktarının ödenmiş olduğunu ve  senedin bundan sonra  ne miktar para için  geçerli olacağını  senet üzerine yazar  veya senedin mahiyetine göre  ilgili dairelere yazdırır(md 144/2.)(Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı , 2013, s.751).
        Bu durumda, alacaklı tarafından tahsil edilen miktar yönünden tahsil harcı yatırıldığına göre Harçlar Kanunu'nun 23.maddesi gereğince bakiye kısım için vazgeçme harcı ödediğinde,  ödeme miktarı senet  üzerine yazılmak suretiyle  dayanak senedin  iadesine karar vermek gerekirken  yazılı şekilde  hüküm tesisi  isabetsizdir.
SONUÇ  :Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2013/14620 KARAR NO : 2013/22657

Şahıs İpoteği Örnek 6 İcra Emri Gönderilemez

İİK'nun  150/ı  maddesinde  yer  alan düzenlemeye göre bu madde kapsamında kredi kullandıran taraf olarak kabul edilemeyeceğinden, lehine teminat ipoteği tesis edilen alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılamaz

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Emin Bilseloğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı Sanica Isı Saniyi A.Ş. tarafından, borçlu Kemalettin Altun aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlatıldığı, örnek 6 icra emrinin tebliği üzerine borçlunun şikayet yoluyla icra mahkemesine yaptığı başvuruda, alacaklının İİK'nun 150/ı maddesinde sayılan kuruluşlar olmadığını, borçlu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapılabileceğini ve ödeme emri tebliğ edilmesi gerektiğini ileri sürerek takibin iptalini, takibin iptalinin mümkün olmaması halinde ise icra emrinin iptalini talep ettiği, mahkemece, ipotek resmi senedinin kayıtsız ve şartsız borç ikrarı içerdiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 150/ı maddesinde; "Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürlüğüne ibraz ederse icra müdürü 149. madde uyarınca işlem yapar..." hükmüne,
İİK'nun 149. maddesinde ise; "İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir" hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda; paraya çevrilmes istenilen taşınmaz üzerine, 29.08.2014 tarih ve 34716 yevmiye numaralı resmi senet ile, alacaklı lehine, Sertes Yapı Seramik Limited Şirketinin kullanacağı krediye teminat teşkil etmek üzere 1. derece 175.000TL ipotek tesis edildiği, tesis edilen bu ipoteğin kesin borç ikrarı içermediği ve teminat ipoteği niteliğinde olduğu  anlaşılmaktadır.  Alacaklı  Sanica  Isı  Sanayi  A.Ş.,  İİK'nun  150/ı  maddesinde  yer  alan
düzenlemeye göre bu madde kapsamında kredi kullandıran taraf olarak kabul edilemeyeceğinden, lehine teminat ipoteği tesis edilen alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapması ve borçluya örnek 6 icra emri tebliğe çıkartması doğru değildir. Alacaklı tarafından başlatılan takibe ilişkin olarak borçluya örnek 9 ödeme emri tebliğ edilmesi gerektiği gerekçesi ile şikayetin kabulüne ve icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/247 KARAR NO : 2016/5543
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 09:32
  • Süleyman
İİK'nun  150/ı  maddesinde  yer  alan düzenlemeye göre bu madde kapsamında kredi kullandıran taraf olarak kabul edilemeyeceğinden, lehine teminat ipoteği tesis edilen alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılamaz

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Emin Bilseloğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı Sanica Isı Saniyi A.Ş. tarafından, borçlu Kemalettin Altun aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlatıldığı, örnek 6 icra emrinin tebliği üzerine borçlunun şikayet yoluyla icra mahkemesine yaptığı başvuruda, alacaklının İİK'nun 150/ı maddesinde sayılan kuruluşlar olmadığını, borçlu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapılabileceğini ve ödeme emri tebliğ edilmesi gerektiğini ileri sürerek takibin iptalini, takibin iptalinin mümkün olmaması halinde ise icra emrinin iptalini talep ettiği, mahkemece, ipotek resmi senedinin kayıtsız ve şartsız borç ikrarı içerdiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 150/ı maddesinde; "Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürlüğüne ibraz ederse icra müdürü 149. madde uyarınca işlem yapar..." hükmüne,
İİK'nun 149. maddesinde ise; "İcra müdürü, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir" hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda; paraya çevrilmes istenilen taşınmaz üzerine, 29.08.2014 tarih ve 34716 yevmiye numaralı resmi senet ile, alacaklı lehine, Sertes Yapı Seramik Limited Şirketinin kullanacağı krediye teminat teşkil etmek üzere 1. derece 175.000TL ipotek tesis edildiği, tesis edilen bu ipoteğin kesin borç ikrarı içermediği ve teminat ipoteği niteliğinde olduğu  anlaşılmaktadır.  Alacaklı  Sanica  Isı  Sanayi  A.Ş.,  İİK'nun  150/ı  maddesinde  yer  alan
düzenlemeye göre bu madde kapsamında kredi kullandıran taraf olarak kabul edilemeyeceğinden, lehine teminat ipoteği tesis edilen alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapması ve borçluya örnek 6 icra emri tebliğe çıkartması doğru değildir. Alacaklı tarafından başlatılan takibe ilişkin olarak borçluya örnek 9 ödeme emri tebliğ edilmesi gerektiği gerekçesi ile şikayetin kabulüne ve icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/247 KARAR NO : 2016/5543

Satış Sonucu KDV Bedelinin Yatırılmaması

İhalenin kesinleşmesinden önceki dönemde ve  ihale tutanağında verilen sürede bu bedelin yatırılmadığından bahisle memurlukça ihalenin düşürülemeyeceği


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Şerife Ayyıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
İhale alıcısı olan şikayetçinin, tarafına muhtıra gönderilmeden İİK 133. maddesi gereğince (KDV) ve damga vergisi yatırılmaması nedeni ile 13.11.2013 tarihinde icra müdürlüğünce satışın düşürülmesine karar verildiğini; KDV ve damga vergisi yatırılmak üzere taraflarına  muhtıra gönderilmesi ve akabinde de alıcı adına tescil belgesi düzenlenmesi  için yaptıkları başvurularının icra müdürlüğünce bu düşme kararı gerekçe gösterilerek reddedildiğini ileri sürerek icra müdürlüğünün işleminin iptali için mahkemeye başvurduğu;  mahkemece ihale tutanağında KDV ve damga vergisinin yatırılması için süre verildiği ve yatırılacak miktarın da aynı tutanakta hesap edilerek belirtildiği, buna rağmen alacaklının süreye uymayarak bu vergileri yatırmadığı, ihalenin feshi davası açılması veya muhtıra gönderilmemesinin mazeret olarak kabul edilemeyeceği gerekçesi ile talebin reddedildiği anlaşılmıştır.
İhalenin gerçekleşmesiyle vergiyi doğuran olay meydana gelmekle kesin satış bedeli de verginin matrahını teşkil eder. İhalenin kesinleşmesiyle damga vergi,tellaliye harcı ve KDV borcu ödeme yükümlülüğü doğar. İcra müdürlüğünce ihalenin kesinleşmesinden sonra ihale alıcısına anılan vergilerin ödenmesi için süre verilmesi zorunlu olup verilen bu süre içinde anılan ödentilerin ödenmemesi durumunda 23.03.1995 tarihli 1/5 sayılı İBK gereğince, ihalenin satış memurluğunca kaldırılmasına karar verilmesi gerekir. Buna göre,  KDV ve damga vergisi yükümlülüğü ihalenin kesinleşmesi ile doğacağından, henüz ihalenin kesinleşmediği dönemde bu konuda verilen süre sonuç doğurmaz.
Somut olayda, icra müdürünce 14.10.2010 tarihli ihale tutanağında, damga vergisi  ve KDV'nin 10 günlük süre içinde yatırılması için alıcı-alacaklıya mehil verildiği, borçlunun açtığı ihalenin feshi davasının  Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2010/902 Esas, 2011/200 Karar sayılı ve 15.03.2011 tarihli kararı ile reddedildiği,  ihale alıcısına ihale  tarihinden sonra harçların yatırılması için başkaca herhangi bir süre verilmediği ve icra müdürlüğünce anılan süre içinde harçlar yatırılmadığından bahisle 13.11.2013 tarihinde satışın düşürüldüğü görülmektedir.
Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere ihalenin kesinleşmesinden önceki dönemde ve  ihale tutanağında verilen sürede bu bedelin yatırılmadığından bahisle memurlukça ihalenin düşürülmesine ilişkin verilen karar ile bu karar dayanak tutularak alacaklının bu konuda vergileri yatırmak için muhtıra gönderilmesi yönündeki taleplerinin reddine dair
02.04.2015 tarihinde verilen şikayet konusu karar yasaya uygun değildir. O halde, mahkemece, alacaklıya KDV ve damga vergisini yatırmak için  muhtıra gönderilmesine yönelik şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde şikayetin reddine  karar verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2015/16864 KARAR NO : 2015/30380
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 09:27
  • Süleyman
İhalenin kesinleşmesinden önceki dönemde ve  ihale tutanağında verilen sürede bu bedelin yatırılmadığından bahisle memurlukça ihalenin düşürülemeyeceği


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Şerife Ayyıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
İhale alıcısı olan şikayetçinin, tarafına muhtıra gönderilmeden İİK 133. maddesi gereğince (KDV) ve damga vergisi yatırılmaması nedeni ile 13.11.2013 tarihinde icra müdürlüğünce satışın düşürülmesine karar verildiğini; KDV ve damga vergisi yatırılmak üzere taraflarına  muhtıra gönderilmesi ve akabinde de alıcı adına tescil belgesi düzenlenmesi  için yaptıkları başvurularının icra müdürlüğünce bu düşme kararı gerekçe gösterilerek reddedildiğini ileri sürerek icra müdürlüğünün işleminin iptali için mahkemeye başvurduğu;  mahkemece ihale tutanağında KDV ve damga vergisinin yatırılması için süre verildiği ve yatırılacak miktarın da aynı tutanakta hesap edilerek belirtildiği, buna rağmen alacaklının süreye uymayarak bu vergileri yatırmadığı, ihalenin feshi davası açılması veya muhtıra gönderilmemesinin mazeret olarak kabul edilemeyeceği gerekçesi ile talebin reddedildiği anlaşılmıştır.
İhalenin gerçekleşmesiyle vergiyi doğuran olay meydana gelmekle kesin satış bedeli de verginin matrahını teşkil eder. İhalenin kesinleşmesiyle damga vergi,tellaliye harcı ve KDV borcu ödeme yükümlülüğü doğar. İcra müdürlüğünce ihalenin kesinleşmesinden sonra ihale alıcısına anılan vergilerin ödenmesi için süre verilmesi zorunlu olup verilen bu süre içinde anılan ödentilerin ödenmemesi durumunda 23.03.1995 tarihli 1/5 sayılı İBK gereğince, ihalenin satış memurluğunca kaldırılmasına karar verilmesi gerekir. Buna göre,  KDV ve damga vergisi yükümlülüğü ihalenin kesinleşmesi ile doğacağından, henüz ihalenin kesinleşmediği dönemde bu konuda verilen süre sonuç doğurmaz.
Somut olayda, icra müdürünce 14.10.2010 tarihli ihale tutanağında, damga vergisi  ve KDV'nin 10 günlük süre içinde yatırılması için alıcı-alacaklıya mehil verildiği, borçlunun açtığı ihalenin feshi davasının  Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2010/902 Esas, 2011/200 Karar sayılı ve 15.03.2011 tarihli kararı ile reddedildiği,  ihale alıcısına ihale  tarihinden sonra harçların yatırılması için başkaca herhangi bir süre verilmediği ve icra müdürlüğünce anılan süre içinde harçlar yatırılmadığından bahisle 13.11.2013 tarihinde satışın düşürüldüğü görülmektedir.
Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere ihalenin kesinleşmesinden önceki dönemde ve  ihale tutanağında verilen sürede bu bedelin yatırılmadığından bahisle memurlukça ihalenin düşürülmesine ilişkin verilen karar ile bu karar dayanak tutularak alacaklının bu konuda vergileri yatırmak için muhtıra gönderilmesi yönündeki taleplerinin reddine dair
02.04.2015 tarihinde verilen şikayet konusu karar yasaya uygun değildir. O halde, mahkemece, alacaklıya KDV ve damga vergisini yatırmak için  muhtıra gönderilmesine yönelik şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde şikayetin reddine  karar verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2015/16864 KARAR NO : 2015/30380