*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

İhtiyati haciz ve icra takibi birbirinden ayrı hukuki düzenlemeler

İhtiyati haciz ve icra takibi birbirinden ayrı hukuki düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur.

Taraflar arasındaki şikayet sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, yukarıda tarih ve numarası yazılı direnme kararına ilişkin mahkeme dosyası, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK'na eklenen geçici 4/1. madde uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, Tetkik Hakimi  Meltem Duyan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun icra takibine konu bonoların alacaklı ile arasında yapılan 14/03/20103 tarihli sözleşme uyarınca teminat niteliğinde düzenlendiğini ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu; mahkemece, İİK'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce; borçlu Veli Özgün yönünden; "icra dosyası içindeki 11/09/2013 tarihli ihtiyati haciz tutanağının incelenmesinden haciz sırasında borçlulardan Veli Özgün'ün hazır bulunduğu ve borcu kabul ettiği görüldüğünden İİK'nun 170/a-son maddesi uyarınca borçlu Veli Özgün yönünden şikayetin reddi gerektiği" gerekçesi ile bozulduğu, mahkemece, Dairemizin bozma kararına karşı direnildiği görülmektedir.
İhtiyati haciz ve icra takibi birbirinden ayrı hukuki düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur. İhtiyati haciz bir icra takip işlemi olmayıp icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir nevi tedbir işlemidir (HGK. 16.02.2000. gün 2000/12-49 E. 2000/94 K. 22.06.1968 gün 1967/805 E. 1968/475 K.). Bu açıklamalar ışığında ihtiyati haciz kararının infazı sırasında borcun kabulü, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere icra takip işlemi olmayan ihtiyati haczin tatbiki sırasında gerçekleştiğinden, hukuki nitelik olarak harici ikrar olup bu ikrar başka emare ve delillerle teyit edilmediğinden bağlayıcı sayılamaz. Borçlunun ihtiyati haciz sırasında ki ikrarının müzayaka altında yapıldığı düşünüldüğünde ve yasal olarak ancak ödeme emri tebliği üzerine senedi inceleme ve itiraz olanağı doğacağı gözönünde tutulduğunda, bu ikrarın ödeme emri tebliği ile doğan imza itirazı olanağını ve dava hakkını ortadan kaldırmayacağının kabulü gerekir (HGK. 23.01.2008 tarih 2008/12-25 E. 2008/3 K.)
O halde, mahkemece şikayetin kabulüne dair verilen 13.11.2013 tarih ve 2013/937 Esas - 2013/1108 Karar sayılı kararın onanması gerekirken, Dairemizce maddi hataya dayalı olarak bozulduğu anlaşılmakla, mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :1- Dairemizin 11.11.2014 tarih ve 2014/18853 E.- 2014/26774 K. sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
    2- Alacaklının karar düzeltme itirazlarının reddi ile Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.11.2013 tarihli 2013/937 Esas- 2013/1108 Karar sayılı kararının İİK'nun 366. ve HUMK'nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/32859 KARAR NO : 2017/238
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 09:22
  • Süleyman
İhtiyati haciz ve icra takibi birbirinden ayrı hukuki düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur.

Taraflar arasındaki şikayet sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, yukarıda tarih ve numarası yazılı direnme kararına ilişkin mahkeme dosyası, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK'na eklenen geçici 4/1. madde uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, Tetkik Hakimi  Meltem Duyan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun icra takibine konu bonoların alacaklı ile arasında yapılan 14/03/20103 tarihli sözleşme uyarınca teminat niteliğinde düzenlendiğini ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu; mahkemece, İİK'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce; borçlu Veli Özgün yönünden; "icra dosyası içindeki 11/09/2013 tarihli ihtiyati haciz tutanağının incelenmesinden haciz sırasında borçlulardan Veli Özgün'ün hazır bulunduğu ve borcu kabul ettiği görüldüğünden İİK'nun 170/a-son maddesi uyarınca borçlu Veli Özgün yönünden şikayetin reddi gerektiği" gerekçesi ile bozulduğu, mahkemece, Dairemizin bozma kararına karşı direnildiği görülmektedir.
İhtiyati haciz ve icra takibi birbirinden ayrı hukuki düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur. İhtiyati haciz bir icra takip işlemi olmayıp icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir nevi tedbir işlemidir (HGK. 16.02.2000. gün 2000/12-49 E. 2000/94 K. 22.06.1968 gün 1967/805 E. 1968/475 K.). Bu açıklamalar ışığında ihtiyati haciz kararının infazı sırasında borcun kabulü, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere icra takip işlemi olmayan ihtiyati haczin tatbiki sırasında gerçekleştiğinden, hukuki nitelik olarak harici ikrar olup bu ikrar başka emare ve delillerle teyit edilmediğinden bağlayıcı sayılamaz. Borçlunun ihtiyati haciz sırasında ki ikrarının müzayaka altında yapıldığı düşünüldüğünde ve yasal olarak ancak ödeme emri tebliği üzerine senedi inceleme ve itiraz olanağı doğacağı gözönünde tutulduğunda, bu ikrarın ödeme emri tebliği ile doğan imza itirazı olanağını ve dava hakkını ortadan kaldırmayacağının kabulü gerekir (HGK. 23.01.2008 tarih 2008/12-25 E. 2008/3 K.)
O halde, mahkemece şikayetin kabulüne dair verilen 13.11.2013 tarih ve 2013/937 Esas - 2013/1108 Karar sayılı kararın onanması gerekirken, Dairemizce maddi hataya dayalı olarak bozulduğu anlaşılmakla, mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :1- Dairemizin 11.11.2014 tarih ve 2014/18853 E.- 2014/26774 K. sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
    2- Alacaklının karar düzeltme itirazlarının reddi ile Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.11.2013 tarihli 2013/937 Esas- 2013/1108 Karar sayılı kararının İİK'nun 366. ve HUMK'nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/32859 KARAR NO : 2017/238

İhtiyati Haciz Takibin İptali Sonucu İhtiyati Haczin Durumu

İmzaya itiraz üzerine verilen takibin durdurulmasına ilişkin tedbir kararı ihtiyati haczin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2010/17745 KARAR NO : 2010/30181


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
İhtiyati haciz;  İİK.nun 257 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenmiş “rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmemiş alacaklar ile  muayyen ikametgahı bulunmayan, mal kaçıran borçlular için vadesi gelmemiş alacakları temin bakımından” borçlunun malarının ve hakları üzerinde  konulan tedbir niteliğinde bir işlemdir. İİK.nun 264. maddesindeki “ihtiyati haczi yaptıran alacaklı, yedi gün içerisinde  takip talebinde bulunmaya veya dava açmaya mecburdur” hükmünden de anlaşılacağı üzere ihtiyati haciz ile icra takibi ayrı hukuki  düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki  sonuç doğurur. Bu nedenle ihtiyati haciz kararı icra takip işlemi olmayıp yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan ve HUMK.nun 101 ve devam eden maddelerinde  düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri,  ancak daha etkili bir tedbir işlemi olduğundan bir takip muamelesi sayılamaz. Bu nedenle,  icra  takibi aşamasında alacaklının ihtiyati haciz kararı alıp uygulatması genel anlamda bir takip işlemi olmadığından niteliği itibariyle tedbir  vasfında bulunduğundan, imzaya itiraz üzerine verilen takibin durdurulmasına ilişkin tedbir kararı ihtiyati haczin uygulanmasına engel teşkil etmez.
Bu durumda, mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü isabetsizdir.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  14.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.



Yargıtay 12.Hukuk DairesiESAS NO : 2014/4530 KARAR NO : 2014/6742

Hemen belirtilmelidir ki; icra takibi, mahkeme kararı ile iptal edilmişse artık iptal edilen takip dosyası üzerinden ihtiyati hacizlerin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bir başka ifade ile; takibin iptali kararıyla birlikte  icra takibi ortadan kalktığından  ihtiyati  haczin  infazına  ilişkin işlemler  de  kendiliğinden  hükümsüz hale gelir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi Elif Güney tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.09.2013 tarih ve 2013/480 D. İş  sayılı ihtiyati haciz kararının infazı isteğiyle 06.09.2013 tarihinde icra dairesine başvurularak borçluların mal, hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz uygulatıldığı, aynı tarihte alacaklının 7 adet bonoya  dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığı, borçluların şikayeti üzerine Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.11.2013 tarih ve 2013/937-1108 sayılı kararı ile takip dayanağı bonoların taraflar arasında düzenlenen protokolün teminatı amacıyla verildiğinden bahisle İİK.'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar verildiği, borçluların, anılan mahkeme ilamı nedeniyle ihtiyati hacizlerin hükümsüz kaldığını belirterek hacizlerin kaldırılmasına yönelik taleplerinin, 14.11.2013 tarihinde icra müdürlüğünce reddedilmesi üzerine sözü edilen işleme karşı şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurdukları görülmektedir.
          Mahkemece, İİK'nun 264/2-son cümle hükmünün, kambiyo takiplerinde de kıyasen uygulanması gerektiği, icra mahkemesinin takibin iptali kararının alacaklıya henüz tebliğ edilmediği ve  dolayısıyla ihtiyati haciz kararının geçerliliğini sürdürdüğü gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
            Hemen belirtilmelidir ki; icra takibi, mahkeme kararı ile iptal edilmişse artık iptal edilen takip dosyası üzerinden ihtiyati hacizlerin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bir başka ifade ile; takibin iptali kararıyla birlikte  icra takibi ortadan kalktığından  ihtiyati  haczin  infazına  ilişkin işlemler  de  kendiliğinden  hükümsüz hale gelir.
              Öte yandan, İİK.'nun 264/2. maddesinde; ''İcra takibinde, borçlu ödeme emrine itiraz ederse bu itiraz hemen alacaklıya tebliğ olunur. Alacaklı, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemeye veya mahkemede dava açmaya mecburdur. İcra mahkemesi, itirazın kaldırılması talebini reddederse alacaklının kararın tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açması lazımdır.'' hükmü yer almakta ise de; İİK.'nun 264/2.maddesinde belirtilen prosedürün, kambiyo senetlerine mahsus takiplerde, itirazın kaldırılması ve itirazın iptaline ilişkin başvuru yolu olmadığından, bu takiplerde uygulanması olanağı yoktur. Ayrıca, icra mahkemesince, İİK.'nun 170/a.maddesi gereğince takibin iptaline karar verilmekle, alacaklı genel mahkemede alacak davası açıp lehine karar alsa da, iş bu kararın, iptal edilen takip üzerinden işleme konulmasına yasal imkan bulunmamaktadır.
ESAS NO : 2014/4530
KARAR NO : 2014/6742

      Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda değinilen açıklamalar göz önünde bulundurularak, icra mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşmesi zorunluluğu da olmadığından şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile iptal edilen takip dosyasındaki ihtiyati hacizlerin devamını sağlar nitelikte istemin reddi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,  10.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 08:55
  • Süleyman
İmzaya itiraz üzerine verilen takibin durdurulmasına ilişkin tedbir kararı ihtiyati haczin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2010/17745 KARAR NO : 2010/30181


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
İhtiyati haciz;  İİK.nun 257 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenmiş “rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmemiş alacaklar ile  muayyen ikametgahı bulunmayan, mal kaçıran borçlular için vadesi gelmemiş alacakları temin bakımından” borçlunun malarının ve hakları üzerinde  konulan tedbir niteliğinde bir işlemdir. İİK.nun 264. maddesindeki “ihtiyati haczi yaptıran alacaklı, yedi gün içerisinde  takip talebinde bulunmaya veya dava açmaya mecburdur” hükmünden de anlaşılacağı üzere ihtiyati haciz ile icra takibi ayrı hukuki  düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki  sonuç doğurur. Bu nedenle ihtiyati haciz kararı icra takip işlemi olmayıp yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan ve HUMK.nun 101 ve devam eden maddelerinde  düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri,  ancak daha etkili bir tedbir işlemi olduğundan bir takip muamelesi sayılamaz. Bu nedenle,  icra  takibi aşamasında alacaklının ihtiyati haciz kararı alıp uygulatması genel anlamda bir takip işlemi olmadığından niteliği itibariyle tedbir  vasfında bulunduğundan, imzaya itiraz üzerine verilen takibin durdurulmasına ilişkin tedbir kararı ihtiyati haczin uygulanmasına engel teşkil etmez.
Bu durumda, mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü isabetsizdir.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  14.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.



Yargıtay 12.Hukuk DairesiESAS NO : 2014/4530 KARAR NO : 2014/6742

Hemen belirtilmelidir ki; icra takibi, mahkeme kararı ile iptal edilmişse artık iptal edilen takip dosyası üzerinden ihtiyati hacizlerin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bir başka ifade ile; takibin iptali kararıyla birlikte  icra takibi ortadan kalktığından  ihtiyati  haczin  infazına  ilişkin işlemler  de  kendiliğinden  hükümsüz hale gelir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi Elif Güney tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.09.2013 tarih ve 2013/480 D. İş  sayılı ihtiyati haciz kararının infazı isteğiyle 06.09.2013 tarihinde icra dairesine başvurularak borçluların mal, hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz uygulatıldığı, aynı tarihte alacaklının 7 adet bonoya  dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığı, borçluların şikayeti üzerine Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.11.2013 tarih ve 2013/937-1108 sayılı kararı ile takip dayanağı bonoların taraflar arasında düzenlenen protokolün teminatı amacıyla verildiğinden bahisle İİK.'nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar verildiği, borçluların, anılan mahkeme ilamı nedeniyle ihtiyati hacizlerin hükümsüz kaldığını belirterek hacizlerin kaldırılmasına yönelik taleplerinin, 14.11.2013 tarihinde icra müdürlüğünce reddedilmesi üzerine sözü edilen işleme karşı şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurdukları görülmektedir.
          Mahkemece, İİK'nun 264/2-son cümle hükmünün, kambiyo takiplerinde de kıyasen uygulanması gerektiği, icra mahkemesinin takibin iptali kararının alacaklıya henüz tebliğ edilmediği ve  dolayısıyla ihtiyati haciz kararının geçerliliğini sürdürdüğü gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
            Hemen belirtilmelidir ki; icra takibi, mahkeme kararı ile iptal edilmişse artık iptal edilen takip dosyası üzerinden ihtiyati hacizlerin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bir başka ifade ile; takibin iptali kararıyla birlikte  icra takibi ortadan kalktığından  ihtiyati  haczin  infazına  ilişkin işlemler  de  kendiliğinden  hükümsüz hale gelir.
              Öte yandan, İİK.'nun 264/2. maddesinde; ''İcra takibinde, borçlu ödeme emrine itiraz ederse bu itiraz hemen alacaklıya tebliğ olunur. Alacaklı, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemeye veya mahkemede dava açmaya mecburdur. İcra mahkemesi, itirazın kaldırılması talebini reddederse alacaklının kararın tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açması lazımdır.'' hükmü yer almakta ise de; İİK.'nun 264/2.maddesinde belirtilen prosedürün, kambiyo senetlerine mahsus takiplerde, itirazın kaldırılması ve itirazın iptaline ilişkin başvuru yolu olmadığından, bu takiplerde uygulanması olanağı yoktur. Ayrıca, icra mahkemesince, İİK.'nun 170/a.maddesi gereğince takibin iptaline karar verilmekle, alacaklı genel mahkemede alacak davası açıp lehine karar alsa da, iş bu kararın, iptal edilen takip üzerinden işleme konulmasına yasal imkan bulunmamaktadır.
ESAS NO : 2014/4530
KARAR NO : 2014/6742

      Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda değinilen açıklamalar göz önünde bulundurularak, icra mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşmesi zorunluluğu da olmadığından şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile iptal edilen takip dosyasındaki ihtiyati hacizlerin devamını sağlar nitelikte istemin reddi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,  10.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Takip Kesinleşmeden Alınan Kefaletin hükmü

Takibin asıl borçlu yönünden kesinleşmesinden önceki zamanda icra kefaleti verilmesi mümkündür. Ancak takip borçluları yönünden takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri gönderilemez.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Kökçek tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı vekili tarafından 4 adet bonoya dayalı olarak, takip borçluları Cihan İldeniz ve Fatih İldeniz aleyhine, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takipte, şikayetçi Mustafa Ersan’ın icra mahkemesine başvurusunda; Bolu 1. İcra Müdürlüğü'nün 2015/3658 esas sayılı dosyası ile asıl borçlulardan Cihan İldeniz aleyhine alınan ihtiyati haciz kararına dayanılarak 02.07.2015 tarihinde borçlunun adresinde yapılan haciz sırasında icra kefili olduğunu, 06.07.2015 tarihinde ödeme emrinin tebliğinden sonra 26.08.2015 tarihinde kendisine icra emri gönderildiğini, asıl borçlu hakkında takip kesinleşmeden icra kefaletinin verildiğini ve bu kefaletin el yazısı ile yapılmadığından TBK'nun 581 ve devamı madde hükümlerine göre geçersiz olduğunu, ayrıca icra kefaleti sırasında verilen maaş haczine muvafakatin de geçersiz olduğunu ileri sürerek icra kefaletinin iptaline ve maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; şikayetin kabulü ile kefalet sözleşmesinin iptaline ve şikayetçinin maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.
İİK'nun 38. maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tâbi olup, buna ilişkin başvurular, ilama aykırılık iddiası niteliğindedir. Dolayısıyla bu konudaki şikayet, İİK'nun 16/2. maddesi uyarınca süresizdir. Üçüncü kişinin, icra dairesi önünde, takip borçlusunun borcuna kısmen veya tamamen kefil olması, diğer bir ifade ile borcun ödenmesini kısmen veya tamamen üstlenmesi halinde icra kefaleti doğar. İcra kefaletleri, müteselsil kefalet hükmünde olup, icra kefaletinin şekli hakkında İcra ve İflas Kanunu'nda özel bir düzenleme bulunmadığından, kefalet tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583 ve 584. maddeleri hükümlerinin göz önünde bulundurulması gerekir. İİK.'nun 38. maddesi uyarınca ilam hükmünde olan icra kefaletinin ilamlı icra takibine konu edilebilmesi ve icra kefiline icra emri tebliğ edilebilmesi için, icra kefaletinin Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış olması gerekir.
Nitekim, söz konusu Kanun'un 583. maddesinin birinci fıkrasında; ''Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük  altına  girdiğini  kefalet  sözleşmesinde  kendi  el  yazısıyla  belirtmesi  şarttır''
ESAS NO : 2016/498
KARAR NO : 2016/12863

hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun'da belirtilen bu şartlara uygun olarak takibin asıl borçlu yönünden kesinleşmesinden önceki zamanda icra kefaleti verilmesi mümkündür. Ancak takip borçluları yönünden takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri gönderilemez.
Somut olayda takip asıl borçlu yönünden kesinleştikten sonra icra kefiline icra emri gönderilmiş ise de icra kefilinin el yazısı ile icra kefaleti verilmediği anlaşıldığından bu eksiklik nedeniyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Ancak icra kefaletinin geçersizliği ve iptaline karar verilmesi icra mahkemesinin görev alanı dışında olup icra kefiline çıkarılan icra emrinin ve buna bağlı olarak icra kefiline ait mallara konulan haczin iptaline karar vermekle yetinilmesi gerekirken icra kefaletinin iptaline karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,  02.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/498  KARAR NO : 2016/12863
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 08:48
  • Süleyman
Takibin asıl borçlu yönünden kesinleşmesinden önceki zamanda icra kefaleti verilmesi mümkündür. Ancak takip borçluları yönünden takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri gönderilemez.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Kökçek tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı vekili tarafından 4 adet bonoya dayalı olarak, takip borçluları Cihan İldeniz ve Fatih İldeniz aleyhine, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takipte, şikayetçi Mustafa Ersan’ın icra mahkemesine başvurusunda; Bolu 1. İcra Müdürlüğü'nün 2015/3658 esas sayılı dosyası ile asıl borçlulardan Cihan İldeniz aleyhine alınan ihtiyati haciz kararına dayanılarak 02.07.2015 tarihinde borçlunun adresinde yapılan haciz sırasında icra kefili olduğunu, 06.07.2015 tarihinde ödeme emrinin tebliğinden sonra 26.08.2015 tarihinde kendisine icra emri gönderildiğini, asıl borçlu hakkında takip kesinleşmeden icra kefaletinin verildiğini ve bu kefaletin el yazısı ile yapılmadığından TBK'nun 581 ve devamı madde hükümlerine göre geçersiz olduğunu, ayrıca icra kefaleti sırasında verilen maaş haczine muvafakatin de geçersiz olduğunu ileri sürerek icra kefaletinin iptaline ve maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; şikayetin kabulü ile kefalet sözleşmesinin iptaline ve şikayetçinin maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.
İİK'nun 38. maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tâbi olup, buna ilişkin başvurular, ilama aykırılık iddiası niteliğindedir. Dolayısıyla bu konudaki şikayet, İİK'nun 16/2. maddesi uyarınca süresizdir. Üçüncü kişinin, icra dairesi önünde, takip borçlusunun borcuna kısmen veya tamamen kefil olması, diğer bir ifade ile borcun ödenmesini kısmen veya tamamen üstlenmesi halinde icra kefaleti doğar. İcra kefaletleri, müteselsil kefalet hükmünde olup, icra kefaletinin şekli hakkında İcra ve İflas Kanunu'nda özel bir düzenleme bulunmadığından, kefalet tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583 ve 584. maddeleri hükümlerinin göz önünde bulundurulması gerekir. İİK.'nun 38. maddesi uyarınca ilam hükmünde olan icra kefaletinin ilamlı icra takibine konu edilebilmesi ve icra kefiline icra emri tebliğ edilebilmesi için, icra kefaletinin Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış olması gerekir.
Nitekim, söz konusu Kanun'un 583. maddesinin birinci fıkrasında; ''Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük  altına  girdiğini  kefalet  sözleşmesinde  kendi  el  yazısıyla  belirtmesi  şarttır''
ESAS NO : 2016/498
KARAR NO : 2016/12863

hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun'da belirtilen bu şartlara uygun olarak takibin asıl borçlu yönünden kesinleşmesinden önceki zamanda icra kefaleti verilmesi mümkündür. Ancak takip borçluları yönünden takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri gönderilemez.
Somut olayda takip asıl borçlu yönünden kesinleştikten sonra icra kefiline icra emri gönderilmiş ise de icra kefilinin el yazısı ile icra kefaleti verilmediği anlaşıldığından bu eksiklik nedeniyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Ancak icra kefaletinin geçersizliği ve iptaline karar verilmesi icra mahkemesinin görev alanı dışında olup icra kefiline çıkarılan icra emrinin ve buna bağlı olarak icra kefiline ait mallara konulan haczin iptaline karar vermekle yetinilmesi gerekirken icra kefaletinin iptaline karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,  02.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/498  KARAR NO : 2016/12863

İhtiyati Haciz de Kefalet Şartı

Kefilin sorumlu olacağı borç miktarının yazıldığı, ancak bu hususların kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı için kefalet tutanağının Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak düzenlenmediği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Nezihe Deniz Güner tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı vekili tarafından çeke dayalı olarak, takip borçlusu Uzay Asnsör..Ltd. Şti. aleyhine, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takipte, şikayetçi Bahadır Altun'un icra mahkemesine başvurusunda, Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 2014/16331 Esas sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararına dayanılarak 28.08.2014 tarihinde borçlunun adresinde yapılan haciz sırasında icra kefili olmuş ise de kefaletin şekli geçerlilik unsurlarını taşımadığını ileri sürerek icra emrinin iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
İİK.’nun 38. maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olup; icra kefaletinin geçersizliğine yönelik iddia yargılamayı gerektirdiğinden, genel mahkemede ileri sürülebilecek bir husus olup; dar yetkili icra mahkemesinde, tartışılma ve değerlendirilme olanağı bulunmamaktadır.
Ancak, İİK.'nun 38. maddesi uyarınca ilam hükmünde olan icra kefalet işleminin, ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, bir diğer ifade ile icra kefiline icra emri tebliğ edilebilmesi için icra kefaletinin yasada öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış olması gerekir. Somut olayda şikayet bu esasa dayanmaktadır.
Nitekim, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinin birinci fıkrasında; ''Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır'' hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, aynı yasanın 584/3.maddesinde; “Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, .... için eşin rızası aranmaz.” düzenlemesi getirilmiştir.
Somut olayda; asıl borçlu hakkındaki takibin kesinleşmesinin ardından şikayetçiye icra emrinin tebliğ edildiği, buna göre 25.08.2014 tarihli ihtiyati haciz tutanağında görüleceği üzere,  icra kefilinin, yetkilisi olduğu borçlu Uzay Asansör..Ltd.Şti'nn borcuna kefil olduğu, tutanağa  kefilin sorumlu olacağı borç miktarının yazıldığı, ancak bu hususların kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı için kefalet tutanağının Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece, şikayetçiye gönderilen icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ  : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/1454  KARAR NO : 2016/14610
  • Cevap Yok
  • 06-01-2020, Saat: 08:45
  • Süleyman
Kefilin sorumlu olacağı borç miktarının yazıldığı, ancak bu hususların kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı için kefalet tutanağının Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak düzenlenmediği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Nezihe Deniz Güner tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı vekili tarafından çeke dayalı olarak, takip borçlusu Uzay Asnsör..Ltd. Şti. aleyhine, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takipte, şikayetçi Bahadır Altun'un icra mahkemesine başvurusunda, Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 2014/16331 Esas sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararına dayanılarak 28.08.2014 tarihinde borçlunun adresinde yapılan haciz sırasında icra kefili olmuş ise de kefaletin şekli geçerlilik unsurlarını taşımadığını ileri sürerek icra emrinin iptalini talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
İİK.’nun 38. maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olup; icra kefaletinin geçersizliğine yönelik iddia yargılamayı gerektirdiğinden, genel mahkemede ileri sürülebilecek bir husus olup; dar yetkili icra mahkemesinde, tartışılma ve değerlendirilme olanağı bulunmamaktadır.
Ancak, İİK.'nun 38. maddesi uyarınca ilam hükmünde olan icra kefalet işleminin, ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, bir diğer ifade ile icra kefiline icra emri tebliğ edilebilmesi için icra kefaletinin yasada öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış olması gerekir. Somut olayda şikayet bu esasa dayanmaktadır.
Nitekim, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinin birinci fıkrasında; ''Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır'' hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, aynı yasanın 584/3.maddesinde; “Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, .... için eşin rızası aranmaz.” düzenlemesi getirilmiştir.
Somut olayda; asıl borçlu hakkındaki takibin kesinleşmesinin ardından şikayetçiye icra emrinin tebliğ edildiği, buna göre 25.08.2014 tarihli ihtiyati haciz tutanağında görüleceği üzere,  icra kefilinin, yetkilisi olduğu borçlu Uzay Asansör..Ltd.Şti'nn borcuna kefil olduğu, tutanağa  kefilin sorumlu olacağı borç miktarının yazıldığı, ancak bu hususların kefilin kendi el yazısı ile yazılmadığı için kefalet tutanağının Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece, şikayetçiye gönderilen icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ  : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/1454  KARAR NO : 2016/14610

Yurtdışı Tebligat İşlemleri

[Resim: ok.png] [b]GENEL HUSUSLAR[/b]
[Resim: ok.png] [b]GENELGE
Türkiye'den Yurtdışına ve Yurtdışından Türkiye'ye Gönderilecek Tebligat ve İstinabe İstemlerinde Uygulanacak Esaslar'a ait 16/11/2011 gün ve 63/3 sayılı Bakanlığımız Genelgesi
[/b]

[Resim: ok.png] [b]TEBLİGAT EVRAKININ DÜZENLENMESİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR[/url][/b]
[Resim: ok.png] 
[b]YABANCI DEVLETTE BULUNAN TÜRK VATANDAŞLARINA TEBLİGAT
[/b]

[Resim: ok.png] [b]YABANCI DEVLETTE BULUNAN YABANCI UYRUKLU ŞAHSA TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]TÜRKİYE'DE BULUNAN YABANCI DEVLET DİPLOMATİK TEMSİLCİLİKLERİNE TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]YURTDIŞINDA BULUNAN TÜRK ASKERİ ŞAHISLARA TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]YURTDIŞINDA BULUNAN TÜRK MEMURLARINA TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]ÜLKELERİN TARAF OLDUĞU SÖZLEŞMELER VE YAZIŞMA DİLLERİ[/b]
[Resim: ok.png] [b]MERKEZİ MAKAM ADRESLERİ[/b]
[Resim: ok.png]KODLAR
 
       [Resim: t_ok2.jpg]Yurtdışında bulunan Dış Temsilciliklerimizin görev bilgilerine ilişkin bilgiler
 
       [Resim: t_ok2.jpg]Yurtdışında bulunan Dış Temsilciliklerimizin adreslerine ilişkin bilgiler
[Resim: ok.png]DÜZENLENMESİ GEREKEN FORMLAR
 
       [Resim: t_ok2.jpg]184 no'lu örnek form hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar
              184 no'lu örnek form BOŞ
              184 no'lu örnek form DOLDURULMUŞ ÖRNEK
 
       [Resim: t_ok2.jpg]Talepname hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar
              Talepname formu BOŞ
              Talepname formu DOLDURULMUŞ ÖRNEK
       [Resim: t_ok2.jpg][url=http://www.diabgm.adalet.gov.tr/arsiv/adli_yardimlasma/adli_isbirligi_hukuk/formlar/Antrag%20doldurulurken%20dikkat%20edilmesi%20gereken%20hususlar.doc]Antrag hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar
              Antrag formu BOŞ
              Antrag formu DOLDURULMUŞ ÖRNEK
[Resim: ok.png] [b]GENEL HUSUSLAR[/b]
[Resim: ok.png] [b]GENELGE
Türkiye'den Yurtdışına ve Yurtdışından Türkiye'ye Gönderilecek Tebligat ve İstinabe İstemlerinde Uygulanacak Esaslar'a ait 16/11/2011 gün ve 63/3 sayılı Bakanlığımız Genelgesi
[/b]

[Resim: ok.png] [b]TEBLİGAT EVRAKININ DÜZENLENMESİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR[/url][/b]
[Resim: ok.png] 
[b]YABANCI DEVLETTE BULUNAN TÜRK VATANDAŞLARINA TEBLİGAT
[/b]

[Resim: ok.png] [b]YABANCI DEVLETTE BULUNAN YABANCI UYRUKLU ŞAHSA TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]TÜRKİYE'DE BULUNAN YABANCI DEVLET DİPLOMATİK TEMSİLCİLİKLERİNE TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]YURTDIŞINDA BULUNAN TÜRK ASKERİ ŞAHISLARA TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]YURTDIŞINDA BULUNAN TÜRK MEMURLARINA TEBLİGAT[/b]
[Resim: ok.png] [b]ÜLKELERİN TARAF OLDUĞU SÖZLEŞMELER VE YAZIŞMA DİLLERİ[/b]
[Resim: ok.png] [b]MERKEZİ MAKAM ADRESLERİ[/b]
[Resim: ok.png]KODLAR
 
       [Resim: t_ok2.jpg]Yurtdışında bulunan Dış Temsilciliklerimizin görev bilgilerine ilişkin bilgiler
 
       [Resim: t_ok2.jpg]Yurtdışında bulunan Dış Temsilciliklerimizin adreslerine ilişkin bilgiler
[Resim: ok.png]DÜZENLENMESİ GEREKEN FORMLAR
 
       [Resim: t_ok2.jpg]184 no'lu örnek form hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar
              184 no'lu örnek form BOŞ
              184 no'lu örnek form DOLDURULMUŞ ÖRNEK
 
       [Resim: t_ok2.jpg]Talepname hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar
              Talepname formu BOŞ
              Talepname formu DOLDURULMUŞ ÖRNEK
       [Resim: t_ok2.jpg][url=http://www.diabgm.adalet.gov.tr/arsiv/adli_yardimlasma/adli_isbirligi_hukuk/formlar/Antrag%20doldurulurken%20dikkat%20edilmesi%20gereken%20hususlar.doc]Antrag hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar
              Antrag formu BOŞ
              Antrag formu DOLDURULMUŞ ÖRNEK

Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline İlişkin İşlemler

Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline İlişkin İşlemler ve bunlara ilişkin dökümanlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline İlişkin Sözleşmelerin Uygulanması
EK-12 Banka Hesap Formu İngilizce, Fransızca, Almanca
Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline İlişkin İşlemler ve bunlara ilişkin dökümanlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline İlişkin Sözleşmelerin Uygulanması
EK-12 Banka Hesap Formu İngilizce, Fransızca, Almanca

ÇOCUK KAÇIRMAYA DAİR LAHEY SÖZLEŞMESİ İLE İLGİLİ İŞLEMLER

ÇOCUK KAÇIRMAYA DAİR LAHEY SÖZLEŞMESİ İLE İLGİLİ İŞLEMLER

“Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi”nin uygulanmasında “merkezî makam” görevini üstlenen Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, bu görevini mahallî Cumhuriyet Başsavcılıkları aracılığı ile yerine getirmektedir.

Söz konusu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenleyen 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun” 22/11/2007 tarihinde kabul edilerek 04/12/2007 tarih ve 26720 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bir çocuğun, velayet hakkı ihlal edilerek mutat mesken ülkesinden haksız olarak götürüldüğünü veya alıkonulduğu ileri süren kişi, kurum veya örgüt, çocuğun iadesine ilişkin başvurusunu, gerek bizzat gerek vekili aracılığı ile çocuğun mutat ikametgâhı merkezî makamlarına veya çocuğun haksız olarak götürüldüğü veya alıkonulduğu Taraf Devlet merkezî makamına yapabilir.

Çocuğun iadesine ilişkin talebin; talepte bulunan kişinin, çocuğun ve çocuğu götürdüğü veya alıkoyduğu iddia eden kişinin kimliğine ilişkin bilgileri, çocuğun doğum tarihini, çocuğun iadesine ilişkin başvurunun dayandığı esasları, çocuğun bulunduğu yer ve çocuğun birlikte olduğu varsayılan kişinin kimliği ile ilgili mevcut tüm bilgileri ihtiva etmesi gereklidir. Ayrıca, çocuğun iadesine ilişkin başvurunun yapıldığı merkezî makam, iade talebine, kendisine talep eden adına hareket etme veya adına hareket etmekle yetkilendirilen bir temsilci tayin etme yetkisi veren yazılı bir yetkilendirme belgesinin eklenmesini isteyebilir.

Sözleşmenin 21’inci maddesi uyarınca, şahsi ilişki kurma hakkının tesisi veya korunmasına ilişkin talepler de, çocuğun geri dönüşüne ilişkin talepler ile aynı usul ve şekilde yapılabilmektedir.. Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin 01/03/2008 tarihli ve 65/1 sayılı Bakanlığımız Genelgesi ile Sözleşmeye taraf olan devletler ve uygulama hakkında daha detaylı bilgi verilmiştir.

SÖZLEŞMELER KAPSAMINDA ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ YAPILAN DİĞER İŞLEMLER

24.10.1983 tarihinde yürürlüğe girmiş olan “Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine ve Uygulanacak Kanuna Dair Lahey Sözleşmesi” uyarınca, küçüklerin korunmasına ilişkin yerel adlî makamlarca alınan tedbirler merkezî makam olan Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce çocuğun mutat ikametgah makamlarına iletilmektedir.

Ayrıca, 01.06.2000 tarihinde yürürlüğe giren “Çocukların Velâyetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velâyetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi”nin uygulanmasına ilişkin işlemler de merkezî makam olarak Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce yürütülmektedir.
ÇOCUK KAÇIRMAYA DAİR LAHEY SÖZLEŞMESİ İLE İLGİLİ İŞLEMLER

“Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi”nin uygulanmasında “merkezî makam” görevini üstlenen Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, bu görevini mahallî Cumhuriyet Başsavcılıkları aracılığı ile yerine getirmektedir.

Söz konusu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenleyen 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun” 22/11/2007 tarihinde kabul edilerek 04/12/2007 tarih ve 26720 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bir çocuğun, velayet hakkı ihlal edilerek mutat mesken ülkesinden haksız olarak götürüldüğünü veya alıkonulduğu ileri süren kişi, kurum veya örgüt, çocuğun iadesine ilişkin başvurusunu, gerek bizzat gerek vekili aracılığı ile çocuğun mutat ikametgâhı merkezî makamlarına veya çocuğun haksız olarak götürüldüğü veya alıkonulduğu Taraf Devlet merkezî makamına yapabilir.

Çocuğun iadesine ilişkin talebin; talepte bulunan kişinin, çocuğun ve çocuğu götürdüğü veya alıkoyduğu iddia eden kişinin kimliğine ilişkin bilgileri, çocuğun doğum tarihini, çocuğun iadesine ilişkin başvurunun dayandığı esasları, çocuğun bulunduğu yer ve çocuğun birlikte olduğu varsayılan kişinin kimliği ile ilgili mevcut tüm bilgileri ihtiva etmesi gereklidir. Ayrıca, çocuğun iadesine ilişkin başvurunun yapıldığı merkezî makam, iade talebine, kendisine talep eden adına hareket etme veya adına hareket etmekle yetkilendirilen bir temsilci tayin etme yetkisi veren yazılı bir yetkilendirme belgesinin eklenmesini isteyebilir.

Sözleşmenin 21’inci maddesi uyarınca, şahsi ilişki kurma hakkının tesisi veya korunmasına ilişkin talepler de, çocuğun geri dönüşüne ilişkin talepler ile aynı usul ve şekilde yapılabilmektedir.. Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin 01/03/2008 tarihli ve 65/1 sayılı Bakanlığımız Genelgesi ile Sözleşmeye taraf olan devletler ve uygulama hakkında daha detaylı bilgi verilmiştir.

SÖZLEŞMELER KAPSAMINDA ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ YAPILAN DİĞER İŞLEMLER

24.10.1983 tarihinde yürürlüğe girmiş olan “Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine ve Uygulanacak Kanuna Dair Lahey Sözleşmesi” uyarınca, küçüklerin korunmasına ilişkin yerel adlî makamlarca alınan tedbirler merkezî makam olan Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce çocuğun mutat ikametgah makamlarına iletilmektedir.

Ayrıca, 01.06.2000 tarihinde yürürlüğe giren “Çocukların Velâyetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velâyetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi”nin uygulanmasına ilişkin işlemler de merkezî makam olarak Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce yürütülmektedir.

NAFAKA TAKİBİ SÜRERKEN YENİ BİR TAKİBİNİN YAPILMASI İÇİN YENİ İLAMIN TEBLİĞİ GEREKİR

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2018/4497
KARAR NO    : 2018/10252


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, hakkında Kayseri 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/2.1.2 Esas sayılı takip dosyası üzerinden başlatılan ilamlı takipte, dosyaya yeni bir ilam sunulduğunu ve maaş haciz müzekkeresi yazıldığını, takibe konu ilam dışında farklı bir mahkeme ilamı dikkate alınarak maaşına haciz konulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, haciz müzekkeresinin iptali isteminin de 15.02.2016 tarihli müdürlük kararı ile reddedildiğini ileri sürerek müdürlüğün 15.02.2016 tarihli kararı ile haciz müzekkeresinin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece, ilamın icra dosyasına ibraz edilerek maaş haczi yazılması talebinin nafaka alacağının tahsilini kolaylaştırdığı, ayrıca nafakaya ilişkin taleplerin tek dosyadan yapılması gerektiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
Alacaklı tarafından nafaka istemli olarak açılan Kayseri 1. Aile Mahkemesi'nin 27.10.2014 Tarih 2014/5.6-8.8 E. - K. sayılı kararı ile hükmedilen 500,00 TL tedbir nafakası alacağının tahsili için takip başlatıldığı, bu takip devam ederken, alacaklı tarafından Kayseri 2. Aile Mahkemesi'ne açılan boşanma davası neticesinde 08/12/2015 Tarih 2015/2.3-9.8 E.-K. sayılı karar ile lehine hükmedilen 700,00 TL tedbir nafakasına ilişkin ilam icra müdürlüğüne sunularak dosya kapak hesabının yapılması ile maaş haczi müzekkeresi gönderilmesinin istendiği, icra müdürülüğünce borçluya icra emri tebliğ edilmeden işyerine haciz müzekkeresi yazılarak birikmiş nafaka ile yeni belirlenen aylık nafaka borcunun maaşından kesilerek gönderilmesinin istendiği anlaşılmıştır.
[b]İcra dosyasına sonradan ibraz edilen yeni ilama göre borçluya icra emri tebliğ edilmeden ve takip kesinleşmeden haciz müzekkeresi gönderilmesi doğru değildir.[/b]
O halde mahkemece, şikayetin kabulü yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 05-01-2020, Saat: 23:46
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2018/4497
KARAR NO    : 2018/10252


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, hakkında Kayseri 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/2.1.2 Esas sayılı takip dosyası üzerinden başlatılan ilamlı takipte, dosyaya yeni bir ilam sunulduğunu ve maaş haciz müzekkeresi yazıldığını, takibe konu ilam dışında farklı bir mahkeme ilamı dikkate alınarak maaşına haciz konulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, haciz müzekkeresinin iptali isteminin de 15.02.2016 tarihli müdürlük kararı ile reddedildiğini ileri sürerek müdürlüğün 15.02.2016 tarihli kararı ile haciz müzekkeresinin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece, ilamın icra dosyasına ibraz edilerek maaş haczi yazılması talebinin nafaka alacağının tahsilini kolaylaştırdığı, ayrıca nafakaya ilişkin taleplerin tek dosyadan yapılması gerektiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
Alacaklı tarafından nafaka istemli olarak açılan Kayseri 1. Aile Mahkemesi'nin 27.10.2014 Tarih 2014/5.6-8.8 E. - K. sayılı kararı ile hükmedilen 500,00 TL tedbir nafakası alacağının tahsili için takip başlatıldığı, bu takip devam ederken, alacaklı tarafından Kayseri 2. Aile Mahkemesi'ne açılan boşanma davası neticesinde 08/12/2015 Tarih 2015/2.3-9.8 E.-K. sayılı karar ile lehine hükmedilen 700,00 TL tedbir nafakasına ilişkin ilam icra müdürlüğüne sunularak dosya kapak hesabının yapılması ile maaş haczi müzekkeresi gönderilmesinin istendiği, icra müdürülüğünce borçluya icra emri tebliğ edilmeden işyerine haciz müzekkeresi yazılarak birikmiş nafaka ile yeni belirlenen aylık nafaka borcunun maaşından kesilerek gönderilmesinin istendiği anlaşılmıştır.
[b]İcra dosyasına sonradan ibraz edilen yeni ilama göre borçluya icra emri tebliğ edilmeden ve takip kesinleşmeden haciz müzekkeresi gönderilmesi doğru değildir.[/b]
O halde mahkemece, şikayetin kabulü yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

150/C Şerhinin Kaldırılması Talebinin Haricen Tahsil Sayılacağı

12. Hukuk Dairesi         2016/21696 E.  ,  2017/3243 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı banka vekili tarafından borçlu ve ipotekli taşınmaz malikleri aleyhine başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte, alacaklı vekilinin icra müdürlüğüne müracaat ederek takibe konu taşınmazlardan 1394 ada 27 parsel 12 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki İİK'nun 150/c maddesine göre konulan şerhin kaldırılmasını talep etmesi üzerine, icra müdürlüğünce, alacaklının bu talebinin alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edip takip çıkış miktarı üzerinden tahsil harcı alınması gerektiğini ve bu harcın da yatırılmış olduğunu belirterek istemin kabulüne karar vermiştir.
Alacaklı vekili icra mahkemesine başvurusunda, takibe konu taşınmazlardan birinin üzerindeki İİK'nun 150/c maddesine göre konulan şerhin kaldırılmasının talep edilmesi halinde tahsil harcının takip çıkışı üzerinden değil, 1394 ada 27 parsel 12 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki ipotek miktarı üzerinden alınması gerektiğini belirtmiş, Mahkeme, şikayetin reddine karar vermiştir.
Toplu rehin, Türk Medeni Kanunu’nun “Taşınmaz birden çok ise” kenar başlığını taşıyan 855/1. maddesinde “Birden çok taşınmazın aynı borç için rehnedilmesi, taşınmazların aynı malike veya borçtan müteselsilen sorumlu olan maliklere ait olmalarına bağlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yasa metninde de açıkça ifade edildiği gibi, bu rehin türü, "üzerinde rehin kurulmak istenen taşınmazların mülkiyetinin aynı kişiye ait olması" ya da "taşınmazların ayrı kişilerin mülkiyetinde, yani taşınmazların malikleri farklı kimseler ise, bu kişilerin güvence altına alınmak istenen borçtan müteselsil olarak sorumlu bulunmaları" hallerinde kurulabilmektedir. Bu şartlar yoksa toplu rehin kurulamaz.
Takibe konu taşınmazlara ilişkin düzenlenen ipotek sözleşmelerinin incelenmesinde; farklı iki kişiye ait taşınmazlar üzerine, …Ltd. Şti.nin banka ile olan genel kredi sözleşmesi ilişkisine binaen teminat olarak, banka lehine limit ipoteği tesis edildiği, (taşınmazını ipotek verenlerin) tesis edilen ipoteğe ilaveten, ipotek tutarı kadar müteselsil kefil sıfatıyla da sorumlu olduklarının belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, somut olayda, toplu ipotek bulunduğunun kabulü gerekir.
492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 23. maddesinde ''Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnamaye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır '' düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, İİK'nun 150/c fıkrası gereğince ipoteğe konu taşınmazlardan birinin üzerindeki şerhin kaldırılmasına yönelik alacaklı vekilinin talebi, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, alacağın tamamının haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden ve de takip talebi ve ödeme emrinde, toplam alacağın 549.624,04 TL olduğu, bu alacağın üst sınır ipoteğiyle güvence altına alınan takibe konu 300,000.00 TL.nin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ödenmesinin talep edildiği, ipoteklerin toplu ipotek olduğu da nazara alındığında şerhin kaldırılması için anılan yasa hükmüne uygun olarak takibe konu tutar olan 300.000 TL üzerinden tahsil harcının ödenmesi zorunlu olup icra müdürlüğünce takip çıkışı olarak belirtilen 549.624,04 TL üzerinden tahsil harcının alınmasına yönelik işlem yerinde değildir.
O halde icra mahkemesince, şikayetin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 05-01-2020, Saat: 23:44
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2016/21696 E.  ,  2017/3243 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı banka vekili tarafından borçlu ve ipotekli taşınmaz malikleri aleyhine başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte, alacaklı vekilinin icra müdürlüğüne müracaat ederek takibe konu taşınmazlardan 1394 ada 27 parsel 12 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki İİK'nun 150/c maddesine göre konulan şerhin kaldırılmasını talep etmesi üzerine, icra müdürlüğünce, alacaklının bu talebinin alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edip takip çıkış miktarı üzerinden tahsil harcı alınması gerektiğini ve bu harcın da yatırılmış olduğunu belirterek istemin kabulüne karar vermiştir.
Alacaklı vekili icra mahkemesine başvurusunda, takibe konu taşınmazlardan birinin üzerindeki İİK'nun 150/c maddesine göre konulan şerhin kaldırılmasının talep edilmesi halinde tahsil harcının takip çıkışı üzerinden değil, 1394 ada 27 parsel 12 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki ipotek miktarı üzerinden alınması gerektiğini belirtmiş, Mahkeme, şikayetin reddine karar vermiştir.
Toplu rehin, Türk Medeni Kanunu’nun “Taşınmaz birden çok ise” kenar başlığını taşıyan 855/1. maddesinde “Birden çok taşınmazın aynı borç için rehnedilmesi, taşınmazların aynı malike veya borçtan müteselsilen sorumlu olan maliklere ait olmalarına bağlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yasa metninde de açıkça ifade edildiği gibi, bu rehin türü, "üzerinde rehin kurulmak istenen taşınmazların mülkiyetinin aynı kişiye ait olması" ya da "taşınmazların ayrı kişilerin mülkiyetinde, yani taşınmazların malikleri farklı kimseler ise, bu kişilerin güvence altına alınmak istenen borçtan müteselsil olarak sorumlu bulunmaları" hallerinde kurulabilmektedir. Bu şartlar yoksa toplu rehin kurulamaz.
Takibe konu taşınmazlara ilişkin düzenlenen ipotek sözleşmelerinin incelenmesinde; farklı iki kişiye ait taşınmazlar üzerine, …Ltd. Şti.nin banka ile olan genel kredi sözleşmesi ilişkisine binaen teminat olarak, banka lehine limit ipoteği tesis edildiği, (taşınmazını ipotek verenlerin) tesis edilen ipoteğe ilaveten, ipotek tutarı kadar müteselsil kefil sıfatıyla da sorumlu olduklarının belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, somut olayda, toplu ipotek bulunduğunun kabulü gerekir.
492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 23. maddesinde ''Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnamaye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır '' düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, İİK'nun 150/c fıkrası gereğince ipoteğe konu taşınmazlardan birinin üzerindeki şerhin kaldırılmasına yönelik alacaklı vekilinin talebi, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, alacağın tamamının haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden ve de takip talebi ve ödeme emrinde, toplam alacağın 549.624,04 TL olduğu, bu alacağın üst sınır ipoteğiyle güvence altına alınan takibe konu 300,000.00 TL.nin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ödenmesinin talep edildiği, ipoteklerin toplu ipotek olduğu da nazara alındığında şerhin kaldırılması için anılan yasa hükmüne uygun olarak takibe konu tutar olan 300.000 TL üzerinden tahsil harcının ödenmesi zorunlu olup icra müdürlüğünce takip çıkışı olarak belirtilen 549.624,04 TL üzerinden tahsil harcının alınmasına yönelik işlem yerinde değildir.
O halde icra mahkemesince, şikayetin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Haciz Güvenliğine ilişkin.

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı


Sayı : 86420598-609/8634 31/10/2019
Konu : Hacizde Güvenlik Sorunu


.......... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


Haciz mahallinde haczi yapan memurlara yönelik fiili saldırılar ile haciz işlemini yaptırmamak için direnme olaylarının son zamanlarda artış gösterdiği, bu eylemler neticesinde icra müdürlüğü görevlilerinin yaralandıkları ve icra işlemlerinin akamete uğradığı bazı  medya kuruluşlarında çıkan haberler ile bakanlığımıza ulaşan personel yakınmalarından anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere icra dairelerince haciz, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile mahkemelerce verilen tedbirlerin infazı ve çocuk teslimi işlemleri yerine getirilmektedir. Bu işlemlerin bir kısmı çoğu zaman işin aciliyetine istinaden talep günü yapılmaktadır. Kesinleşen icra takibi nedeni ile haciz işlemi, mahkemece verilen ihtiyati haczin infazı, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile diğer tedbir işlemlerinin infazı sırasında bazı icra dosyalarında alacaklı taraf ile borçlu taraf arasında problem yaşanabileceği öngörülse de, icra müdürlüğü görevlileri çoğu zaman haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde kendiliğinden gelişen karşı koyma ve fiili saldırılarla  karşılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda haczin yapılabilmesi, haciz mahallinin ve icra müdürlüğü görevlisinin güvenliğinin sağlanması amacıyla emniyet müdürlüklerinden ve jandarma komutanlıklarından görevli talep edilmektedir.
Bakanlığımıza ulaşan şikayetlerden haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde yaşanılan sıkıntılar nedeni ile güvenlik görevlisi istenmesi durumunda bazen icra işlemine ilişkin mahallin bağlı bulunduğu kolluk birimindeki  personel ve araç yetersizliğinin gerekçe gösterilmesi nedeni ile güvenliği sağlayacak görevlinin temin edilemediği, bazen geç temin edildiği, güvenlik görevlisinin zamanında temin edildiği bazı durumlarda ise icra işlem mahallinin güvenliğini sağlama konusunda görevlilerin yetersiz kaldıkları, güvenlik görevlilerinin asli görevlerinden uzaklaşarak borçlu ile alacaklıyı uzlaştırma çabasına girdikleri, "borçlu burada değil, burada haciz yapmanız mümkün değil" şeklindeki ifadelerle icra müdürlüğü görevlisince yapılan hacze müdahale edilerek icra müdürlüğü görevlisinin haciz mahallinde zor durumda bırakıldığı belirtilmiştir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ''Haciz yapan memurun yetkisi'' başlıklı 80 inci maddesinde ''İcra memuru haczi kendi yapabileceği gibi yardımcı veya katiplerinden birinede yaptırabilir. Borçlu haciz sırasında malın bulunduğu yerde bulunmaz ve hemen bulundurulması mümkün olmazsa haciz, gıyabında yapılır. Talep vukuunda borçlu kilitli yerleri ve dolapları açmağa vesair eşyayı göstermeğe mecburdur. Bu yerler icabında zorla açtırılır. Haczi yapan memur, borçlunun üzerinde para, kıymetli evrak, altın veya gümüş veya diğer kıymetli şeyleri sakladığını anlar ve borçlu bunları vermekten kaçınırsa, borçlunun şahsına karşı kuvvet istimal edilebilir.'' hükmüne, mezkur kanunun “Zabıta memurlariyle muhtarların vazifeleri” başlıklı 81 inci maddesi “Zor kullanma hususunda bütün zabıta memurları icra memurunun yazılı müracaatı üzerine kendisine muavenet ve emirlerini ifa etmekle mükelleftirler. Köylerde haczi yapan memurun emirlerini muhtarlar da ifaya mecburdurlar.” hükmüne yer verilmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunun anılan maddelerinde zikredildiği üzere kolluk görevlilerinin görevi icra işlemini yapan memura refakat edip güvenliği sağlamak, haciz ve sair icra işlemi yapılırken icabeden durumlarda zor kullanma yetkisini kullanan icra müdürlüğü görevlisine bu yetkisini kullanma aşamasında yardımcı olmaktır.
Bu itibarla haciz, çocuk teslimi veya başka bir icra işlemini yapan memurlara yönelik psikolojik ve fiziki saldırıların önüne geçmek, icra işlemi ile icra işlem mahallinin güvenliğini sağlamak amacıyla görevlendirilecek kişilerin bu konularda eğiltilmesinin, yapılacak veya yapılmakta olan bir icra işlemine ilişkin mahale kısa sürede ulaşılabilmesi için gerekli imkanın sağlanmasının, büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçe emniyet müdürlükleri bünyesinde icra işlemlerine refakat edecek kolluk görevlilerden müteşekkil büroların kurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmekle birlikte, yaşanılan sorunların izalesine katkı sağlayacak il ve ilçe emniyet müdürlükleri ile jandarma komutanlıklarınca gerekli görülecek tüm güvenlik önlemlerinin alınarak icra müdürlüğü görevlilerinin her türlü endişeden uzak salimen görev yapabilmelerinin tesisi için güvenlik birimleriyle gerekli koordinasyonun sağlanması hususunda,
Bilgi ve gereğini rica ederim.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı


Sayı : 86420598-609/8634 31/10/2019
Konu : Hacizde Güvenlik Sorunu


.......... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


Haciz mahallinde haczi yapan memurlara yönelik fiili saldırılar ile haciz işlemini yaptırmamak için direnme olaylarının son zamanlarda artış gösterdiği, bu eylemler neticesinde icra müdürlüğü görevlilerinin yaralandıkları ve icra işlemlerinin akamete uğradığı bazı  medya kuruluşlarında çıkan haberler ile bakanlığımıza ulaşan personel yakınmalarından anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere icra dairelerince haciz, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile mahkemelerce verilen tedbirlerin infazı ve çocuk teslimi işlemleri yerine getirilmektedir. Bu işlemlerin bir kısmı çoğu zaman işin aciliyetine istinaden talep günü yapılmaktadır. Kesinleşen icra takibi nedeni ile haciz işlemi, mahkemece verilen ihtiyati haczin infazı, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile diğer tedbir işlemlerinin infazı sırasında bazı icra dosyalarında alacaklı taraf ile borçlu taraf arasında problem yaşanabileceği öngörülse de, icra müdürlüğü görevlileri çoğu zaman haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde kendiliğinden gelişen karşı koyma ve fiili saldırılarla  karşılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda haczin yapılabilmesi, haciz mahallinin ve icra müdürlüğü görevlisinin güvenliğinin sağlanması amacıyla emniyet müdürlüklerinden ve jandarma komutanlıklarından görevli talep edilmektedir.
Bakanlığımıza ulaşan şikayetlerden haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde yaşanılan sıkıntılar nedeni ile güvenlik görevlisi istenmesi durumunda bazen icra işlemine ilişkin mahallin bağlı bulunduğu kolluk birimindeki  personel ve araç yetersizliğinin gerekçe gösterilmesi nedeni ile güvenliği sağlayacak görevlinin temin edilemediği, bazen geç temin edildiği, güvenlik görevlisinin zamanında temin edildiği bazı durumlarda ise icra işlem mahallinin güvenliğini sağlama konusunda görevlilerin yetersiz kaldıkları, güvenlik görevlilerinin asli görevlerinden uzaklaşarak borçlu ile alacaklıyı uzlaştırma çabasına girdikleri, "borçlu burada değil, burada haciz yapmanız mümkün değil" şeklindeki ifadelerle icra müdürlüğü görevlisince yapılan hacze müdahale edilerek icra müdürlüğü görevlisinin haciz mahallinde zor durumda bırakıldığı belirtilmiştir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ''Haciz yapan memurun yetkisi'' başlıklı 80 inci maddesinde ''İcra memuru haczi kendi yapabileceği gibi yardımcı veya katiplerinden birinede yaptırabilir. Borçlu haciz sırasında malın bulunduğu yerde bulunmaz ve hemen bulundurulması mümkün olmazsa haciz, gıyabında yapılır. Talep vukuunda borçlu kilitli yerleri ve dolapları açmağa vesair eşyayı göstermeğe mecburdur. Bu yerler icabında zorla açtırılır. Haczi yapan memur, borçlunun üzerinde para, kıymetli evrak, altın veya gümüş veya diğer kıymetli şeyleri sakladığını anlar ve borçlu bunları vermekten kaçınırsa, borçlunun şahsına karşı kuvvet istimal edilebilir.'' hükmüne, mezkur kanunun “Zabıta memurlariyle muhtarların vazifeleri” başlıklı 81 inci maddesi “Zor kullanma hususunda bütün zabıta memurları icra memurunun yazılı müracaatı üzerine kendisine muavenet ve emirlerini ifa etmekle mükelleftirler. Köylerde haczi yapan memurun emirlerini muhtarlar da ifaya mecburdurlar.” hükmüne yer verilmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunun anılan maddelerinde zikredildiği üzere kolluk görevlilerinin görevi icra işlemini yapan memura refakat edip güvenliği sağlamak, haciz ve sair icra işlemi yapılırken icabeden durumlarda zor kullanma yetkisini kullanan icra müdürlüğü görevlisine bu yetkisini kullanma aşamasında yardımcı olmaktır.
Bu itibarla haciz, çocuk teslimi veya başka bir icra işlemini yapan memurlara yönelik psikolojik ve fiziki saldırıların önüne geçmek, icra işlemi ile icra işlem mahallinin güvenliğini sağlamak amacıyla görevlendirilecek kişilerin bu konularda eğiltilmesinin, yapılacak veya yapılmakta olan bir icra işlemine ilişkin mahale kısa sürede ulaşılabilmesi için gerekli imkanın sağlanmasının, büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçe emniyet müdürlükleri bünyesinde icra işlemlerine refakat edecek kolluk görevlilerden müteşekkil büroların kurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmekle birlikte, yaşanılan sorunların izalesine katkı sağlayacak il ve ilçe emniyet müdürlükleri ile jandarma komutanlıklarınca gerekli görülecek tüm güvenlik önlemlerinin alınarak icra müdürlüğü görevlilerinin her türlü endişeden uzak salimen görev yapabilmelerinin tesisi için güvenlik birimleriyle gerekli koordinasyonun sağlanması hususunda,
Bilgi ve gereğini rica ederim.

Tereke ve Ortaklığın Giderilmesine İlişkin Paraların Nemalandırılması

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 73640249-045.02[02]-565-2019-E.510/25269 18/10/2019
Konu : 104/1 Nolu Genelge



DAĞITIM YERLERİNE


Genel Müdürlüğümüz tarafından 06/05/2008 tarih ve 104/1 nolu "Mahkeme Emanet Paraları ile İcra-İflas Dairelerince Tahsil Olunan Paraların Yatırılacağı Bankalar ve İcmal Cetvelleri" konulu Genelge hazırlanmış ve Cumhuriyet başsavcılıkları, mahkemeler ile icra müdürlüklerine duyurulmuştur.
Bahse konu Genelge ile;
Halen diğer bankalara yatırılmakta olan;
a) Tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla  vesayet  altında bulunan  kişilere ait paralar ve tüm adlî yargı yerlerinde  elde  edilen sair mahkeme emanet paralarının, 
b) İcra ve iflâs dairelerince tahsil olunan emanet paralarının,
c) Noter emanet paralarının,
d) İdarî yargı yerlerinde tahsil olunan mahkeme emanet paralarının,
Bundan böyle, Türkiye Vakıflar Bankası şubesinin bulunduğu yerlerde işlerin en kolay şekilde yürütülecek ve Banka ile mutabık kalınacak bir şubesinde beş gün içerisinde açtırılacak olan hesaplara yatırılması hususunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesi istenmiştir.
Denetim kolaylığı sağlanması ve emanet paraların bir bankada toplanması amacıyla Genel Müdürlüğümüz tarafından çıkarılan 06/05/2008 tarihli 104/1 numaralı Genelgemiz ile söz konusu paraların Vakıfbank şubelerine yatırılması gerektiği belirtilmiş olmakla birlikte;
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun,
403 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.",
441 inci maddesinin birinci fıkrasında; "Vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli olmayan paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından belirlenen millî bir bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlere çevrilir.",
593 üncü maddesinin birinci fıkrasının altıncı bendinde; "Terekeye ait paraların faiz getirmek üzere Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilen bir bankaya yatırılması veya bu paralarla Devlet tahvili alınması ve yeterli güvencesi bulunmayan yatırımların güvenceli yatırımlara dönüştürülmesi,"
Hükümleri ile,
Türk Medenî Kanununun Velâyet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 24 üncü maddesinde, vesayet altındaki kişiye ait paraların faiz getirmek üzere milli bir bankada bu kişi adına açılan bir hesaba yatırılacağı öngörülmüştür.
Kişisel ve maddi çıkarlarını korumak amacıyla, temyiz gücünden yoksun olan ve velayet altında olmayan küçükler ile yetim, hasta, akılca zayıf kişilerin korunması için yasal olarak düzenlenmiş olan vesayet müessesesinin amacı ve mirasçıların menfaatine en uygun şekilde hareket edilmesi gerektiği, bu hususta yargı mercilerinin vereceği kararın esas alınacağı şüphesizdir.
      Genel Müdürlüğümüze, mahkemelerden özellikle tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla  vesayet altında bulunan kişilere ait paraların yüksek faiz uygulayan başka bir bankaya yatırılıp yatırılmayacağı hususunda görüş taleplerinde; öncelikle diğer bankalardan faiz oranları ile ilgili teklif alınarak Vakıfbank Şubesi ile tekrar görüşülmesi, en yüksek oranı teklif eden bankanın vereceği faizi uygulamayı kabul ettikleri takdirde, söz konusu paranın Vakıfbank hesabında tutulmaya devam edilmesi, aksi halde en yüksek teklifi veren milli bir bankaya yatırılması şeklinde görüş verilmektedir.
Bu itibarla; denetim kolaylığı sağlanması ve emanet paraların bir bankada toplanması amacıyla Genel Müdürlüğümüz tarafından çıkarılan 06/05/2008 tarih ve 104/1 numaralı Genelgemizde; Tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla, vesayet altında  bulunan  kişilere  ait paraların Vakıfbank şubelerine yatırılması gerektiği belirtilmiş olmakla birlikte; yukarıda belirtilen hükümler doğrultunda öncelikle diğer bankalardan faiz oranları ile ilgili teklif alınarak Vakıfbank Şubesi ile tekrar görüşülmesi, en yüksek oranı teklif eden bankanın vereceği faizi uygulamayı kabul ettikleri takdirde, söz konusu paranın Vakıfbank hesabında tutulmaya devam edilmesi, aksi halde en yüksek teklifi veren milli bir bankaya yatırılması gerektiği düşünülmektedir.

Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki mahkemelere duyurulmasını rica ederim.
  • Cevap Yok
  • 05-01-2020, Saat: 23:21
  • DuraN
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 73640249-045.02[02]-565-2019-E.510/25269 18/10/2019
Konu : 104/1 Nolu Genelge



DAĞITIM YERLERİNE


Genel Müdürlüğümüz tarafından 06/05/2008 tarih ve 104/1 nolu "Mahkeme Emanet Paraları ile İcra-İflas Dairelerince Tahsil Olunan Paraların Yatırılacağı Bankalar ve İcmal Cetvelleri" konulu Genelge hazırlanmış ve Cumhuriyet başsavcılıkları, mahkemeler ile icra müdürlüklerine duyurulmuştur.
Bahse konu Genelge ile;
Halen diğer bankalara yatırılmakta olan;
a) Tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla  vesayet  altında bulunan  kişilere ait paralar ve tüm adlî yargı yerlerinde  elde  edilen sair mahkeme emanet paralarının, 
b) İcra ve iflâs dairelerince tahsil olunan emanet paralarının,
c) Noter emanet paralarının,
d) İdarî yargı yerlerinde tahsil olunan mahkeme emanet paralarının,
Bundan böyle, Türkiye Vakıflar Bankası şubesinin bulunduğu yerlerde işlerin en kolay şekilde yürütülecek ve Banka ile mutabık kalınacak bir şubesinde beş gün içerisinde açtırılacak olan hesaplara yatırılması hususunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesi istenmiştir.
Denetim kolaylığı sağlanması ve emanet paraların bir bankada toplanması amacıyla Genel Müdürlüğümüz tarafından çıkarılan 06/05/2008 tarihli 104/1 numaralı Genelgemiz ile söz konusu paraların Vakıfbank şubelerine yatırılması gerektiği belirtilmiş olmakla birlikte;
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun,
403 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.",
441 inci maddesinin birinci fıkrasında; "Vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli olmayan paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından belirlenen millî bir bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlere çevrilir.",
593 üncü maddesinin birinci fıkrasının altıncı bendinde; "Terekeye ait paraların faiz getirmek üzere Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilen bir bankaya yatırılması veya bu paralarla Devlet tahvili alınması ve yeterli güvencesi bulunmayan yatırımların güvenceli yatırımlara dönüştürülmesi,"
Hükümleri ile,
Türk Medenî Kanununun Velâyet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 24 üncü maddesinde, vesayet altındaki kişiye ait paraların faiz getirmek üzere milli bir bankada bu kişi adına açılan bir hesaba yatırılacağı öngörülmüştür.
Kişisel ve maddi çıkarlarını korumak amacıyla, temyiz gücünden yoksun olan ve velayet altında olmayan küçükler ile yetim, hasta, akılca zayıf kişilerin korunması için yasal olarak düzenlenmiş olan vesayet müessesesinin amacı ve mirasçıların menfaatine en uygun şekilde hareket edilmesi gerektiği, bu hususta yargı mercilerinin vereceği kararın esas alınacağı şüphesizdir.
      Genel Müdürlüğümüze, mahkemelerden özellikle tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla  vesayet altında bulunan kişilere ait paraların yüksek faiz uygulayan başka bir bankaya yatırılıp yatırılmayacağı hususunda görüş taleplerinde; öncelikle diğer bankalardan faiz oranları ile ilgili teklif alınarak Vakıfbank Şubesi ile tekrar görüşülmesi, en yüksek oranı teklif eden bankanın vereceği faizi uygulamayı kabul ettikleri takdirde, söz konusu paranın Vakıfbank hesabında tutulmaya devam edilmesi, aksi halde en yüksek teklifi veren milli bir bankaya yatırılması şeklinde görüş verilmektedir.
Bu itibarla; denetim kolaylığı sağlanması ve emanet paraların bir bankada toplanması amacıyla Genel Müdürlüğümüz tarafından çıkarılan 06/05/2008 tarih ve 104/1 numaralı Genelgemizde; Tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla, vesayet altında  bulunan  kişilere  ait paraların Vakıfbank şubelerine yatırılması gerektiği belirtilmiş olmakla birlikte; yukarıda belirtilen hükümler doğrultunda öncelikle diğer bankalardan faiz oranları ile ilgili teklif alınarak Vakıfbank Şubesi ile tekrar görüşülmesi, en yüksek oranı teklif eden bankanın vereceği faizi uygulamayı kabul ettikleri takdirde, söz konusu paranın Vakıfbank hesabında tutulmaya devam edilmesi, aksi halde en yüksek teklifi veren milli bir bankaya yatırılması gerektiği düşünülmektedir.

Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki mahkemelere duyurulmasını rica ederim.

Mavi Kartlılara Yurt Dışında Yapılacak Tebliğ İşlemleri

Sayı : 42569666-4-5-Bilgi Görüş Dosyası-2015-38357/122073 23/12/2015
Konu : Mavi kartlılara yurt dışında
            yapılacak tebligatlar



..............CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
                                      ..............BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA


İlgi    : 18.11.2014 tarih ve 2014-28562/11435 sayılı yazımız.

Dışişleri Bakanlığından alınan 09.09.2014 tarih ve 2014/6901832 sayılı yazı ile, 15 Kasım 1965 tarihli "Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair  Lahey Sözleşmesi"nin 8. maddesi uyarınca, taraf devletlerin, tebliğ edilecek belgenin kaynaklandığı devletin uyrukları dışındaki kişilere kendi ülkesinde tebligat yapılmasına izin vermeme yetkisinin bulunduğu; bu çerçevede, bir devletin ülkesinde bulunan kişilere konsolos aracılığıyla tebligat yapılabilmesinin, ancak konsolosun devletinin uyrukları açısından kesin bir yetki olduğunun söylenebileceği, "Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi"nin 5. maddesinin (j) bendiyle, kabul eden devletin kanunlarına ve düzenlemelerine uygun olarak, konsolosun tebligata ilişkin yetkilerinin belirlendiği ifade edilerek; bu konuda, ülkemizin akdetmiş olduğu çok taraflı sözleşmelerin ve çok sayıdaki ikili adlî yardımlaşma sözleşmeleri ile konsolosluk sözleşmelerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Anılan yazıda devamla, ülkemiz bakımından "özel statülü yabancı" konumunda bulunan mavi kart sahibi kişilere vatandaşı oldukları ülkede yapılacak tebligatların, o ülkelerin mahallî makamları kanalıyla yapılması gerektiği ifade edilmiş, Türk vatandaşlığından izinle çıkarak diğer ülke vatandaşlığına geçen bu kişilerin, hukukumuz bakımından özel statülü yabancılar olup, başka devlet vatandaşı olduklarına işaret edilerek, devletlerin bağımsızlığı ve eşitliği ilkesinin, diğer devletlerin egemenlik alanı içerisinde ve hukuki yetki ve sorumluluğu altında olan konulara karışılmasından imtina edilmesini gerektirdiği, söz konusu yabancılara yurt dışında yapılacak tebligatlar bakımından, bu kişilerin dış temsilciliklerimizce doğrudan tebligata tâbi tutulmaları halinde, bunun ilgili devlet açısından yetki aşan bir eylem olarak kabul edilebileceği, uluslararası hukuk açısından tebligata ilişkin konuların devletlerin münhasır yetkisi içerisinde bulunduğu ve bu çerçevede, bu kişilere yapılacak tebligatın "yabancı ülke vatandaşlarına" yapılan usûl ile yapılmasının daha uygun olacağının düşünüldüğü bildirilmiştir.

Söz konusu yazıda son olarak, mavi kartlılara yurt dışında yapılacak tebligatlar bakımından, Bakanlığımızın 16 Kasım 2011 tarih ve 63/3 sayılı Genelgesinde detaylı olarak izah edildiği  şekilde,  ilgili ülkelerle  aramızda geçerli olan  uluslararası  anlaşmalar ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 25'inci maddesi çerçevesinde "yurt dışında bulunan yabancılara" uygulanan tebligat usûlüne göre işlem tesis edilmesi yönünde Bakanlığımız ile mutabık kalındığı vurgulanarak, bundan böyle benzer şekilde mavi kartlı yabancılara yapılacak tebligatların, yurt dışında bulunan yabancılara yapılan tebligat usûlüne göre hazırlanarak ilgili ülke dilinde yapılmış tercümesi ile birlikte iletilmesinin uygun olacağı bildirilmiştir.

Dışişleri Bakanlığından bu kez alınan 01.12.2015 tarih ve 10179492 sayılı yazıda ise mahkemelerimiz tarafından son dönemde artan bir şekilde anılan Genelge hükümlerine uyulmaksızın mavi kartlılara yapılacak tebligat evrakının Bakanlığımız aracı kılınmadan doğrudan ilgili Başkonsolosluğa gönderildiği, bu tür tebligat evrakının ilgili mahkemeye Başkonsolosluklarca iade edildiği, bu durumun tebligat süresinin ve işlem hacminin artmasına neden olduğu bildirilmektedir.

Konu hakkında ilgi yazımız ile mavi kartın, doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ile bunların 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 28. maddesinde belirtilen altsoylarına verilen ve bahsi geçen kişilerin söz konusu maddede belirtilen haklardan faydalanabileceklerini gösteren resmî bir belge olduğu, bu belgeye sahip kişilerin, milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 28. maddesinde belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam etmekle birlikte, esasen Türk vatandaşlığından ayrılmış yabancı uyruklu kişiler oldukları, olası zaman ve hak kayıplarının önüne geçilebilmesi ve tebliğ işlemlerinin uluslararası hukukun belirlediği sınırlar içerisinde yerine getirilmesinin temini bakımından; adlî mercilerin yabancı konumunda bulunan mavi kart sahibi kişilere yönelik yurt dışı tebliğ taleplerinin, Genel Müdürlüğümüze ait "www.uhdigm.adalet.gov.tr" internet sayfasından ulaşılması mümkün olan "Hukuki Alanda Uluslararası Adli Tebligat İşlemleri" konulu, 16 Kasım 2011 tarih ve 63/3 sayılı Bakanlığımız Genelgesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, ilgili ülkelerle aramızda geçerli olan ikili veya çok taraflı uluslararası anlaşmalar ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 25. maddesi çerçevesinde "yurt dışında bulunan yabancılara" uygulanan tebliğ usûlüne göre ve talebe konu evrakın ilgili ülke dilinde yapılmış tercümesi ile birlikte iletilmesinin gerekli olduğunun değerlendirildiği hususları yargı çevrelerindeki Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkemeler ve İcra Dairelerine iletilmek üzere duyurulmuştu.

Bu itibarla, mavi kartlı şahıslara yurt dışında yapılacak tebligat bakımından ilgi yazımızla ortaya konulan hususların yargı çevrelerindeki Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkemeler ve İcra Dairelerine duyurulmasını rica ederim.                         
                                               
                                                                                                        ¸e-imzalıdır
                                                                                                                  Dr. Harun MERT
                                                  Hâkim
                          Bakan a.                                                                            Genel Müdür
Sayı : 42569666-4-5-Bilgi Görüş Dosyası-2015-38357/122073 23/12/2015
Konu : Mavi kartlılara yurt dışında
            yapılacak tebligatlar



..............CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
                                      ..............BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA


İlgi    : 18.11.2014 tarih ve 2014-28562/11435 sayılı yazımız.

Dışişleri Bakanlığından alınan 09.09.2014 tarih ve 2014/6901832 sayılı yazı ile, 15 Kasım 1965 tarihli "Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair  Lahey Sözleşmesi"nin 8. maddesi uyarınca, taraf devletlerin, tebliğ edilecek belgenin kaynaklandığı devletin uyrukları dışındaki kişilere kendi ülkesinde tebligat yapılmasına izin vermeme yetkisinin bulunduğu; bu çerçevede, bir devletin ülkesinde bulunan kişilere konsolos aracılığıyla tebligat yapılabilmesinin, ancak konsolosun devletinin uyrukları açısından kesin bir yetki olduğunun söylenebileceği, "Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi"nin 5. maddesinin (j) bendiyle, kabul eden devletin kanunlarına ve düzenlemelerine uygun olarak, konsolosun tebligata ilişkin yetkilerinin belirlendiği ifade edilerek; bu konuda, ülkemizin akdetmiş olduğu çok taraflı sözleşmelerin ve çok sayıdaki ikili adlî yardımlaşma sözleşmeleri ile konsolosluk sözleşmelerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Anılan yazıda devamla, ülkemiz bakımından "özel statülü yabancı" konumunda bulunan mavi kart sahibi kişilere vatandaşı oldukları ülkede yapılacak tebligatların, o ülkelerin mahallî makamları kanalıyla yapılması gerektiği ifade edilmiş, Türk vatandaşlığından izinle çıkarak diğer ülke vatandaşlığına geçen bu kişilerin, hukukumuz bakımından özel statülü yabancılar olup, başka devlet vatandaşı olduklarına işaret edilerek, devletlerin bağımsızlığı ve eşitliği ilkesinin, diğer devletlerin egemenlik alanı içerisinde ve hukuki yetki ve sorumluluğu altında olan konulara karışılmasından imtina edilmesini gerektirdiği, söz konusu yabancılara yurt dışında yapılacak tebligatlar bakımından, bu kişilerin dış temsilciliklerimizce doğrudan tebligata tâbi tutulmaları halinde, bunun ilgili devlet açısından yetki aşan bir eylem olarak kabul edilebileceği, uluslararası hukuk açısından tebligata ilişkin konuların devletlerin münhasır yetkisi içerisinde bulunduğu ve bu çerçevede, bu kişilere yapılacak tebligatın "yabancı ülke vatandaşlarına" yapılan usûl ile yapılmasının daha uygun olacağının düşünüldüğü bildirilmiştir.

Söz konusu yazıda son olarak, mavi kartlılara yurt dışında yapılacak tebligatlar bakımından, Bakanlığımızın 16 Kasım 2011 tarih ve 63/3 sayılı Genelgesinde detaylı olarak izah edildiği  şekilde,  ilgili ülkelerle  aramızda geçerli olan  uluslararası  anlaşmalar ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 25'inci maddesi çerçevesinde "yurt dışında bulunan yabancılara" uygulanan tebligat usûlüne göre işlem tesis edilmesi yönünde Bakanlığımız ile mutabık kalındığı vurgulanarak, bundan böyle benzer şekilde mavi kartlı yabancılara yapılacak tebligatların, yurt dışında bulunan yabancılara yapılan tebligat usûlüne göre hazırlanarak ilgili ülke dilinde yapılmış tercümesi ile birlikte iletilmesinin uygun olacağı bildirilmiştir.

Dışişleri Bakanlığından bu kez alınan 01.12.2015 tarih ve 10179492 sayılı yazıda ise mahkemelerimiz tarafından son dönemde artan bir şekilde anılan Genelge hükümlerine uyulmaksızın mavi kartlılara yapılacak tebligat evrakının Bakanlığımız aracı kılınmadan doğrudan ilgili Başkonsolosluğa gönderildiği, bu tür tebligat evrakının ilgili mahkemeye Başkonsolosluklarca iade edildiği, bu durumun tebligat süresinin ve işlem hacminin artmasına neden olduğu bildirilmektedir.

Konu hakkında ilgi yazımız ile mavi kartın, doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ile bunların 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 28. maddesinde belirtilen altsoylarına verilen ve bahsi geçen kişilerin söz konusu maddede belirtilen haklardan faydalanabileceklerini gösteren resmî bir belge olduğu, bu belgeye sahip kişilerin, milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 28. maddesinde belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam etmekle birlikte, esasen Türk vatandaşlığından ayrılmış yabancı uyruklu kişiler oldukları, olası zaman ve hak kayıplarının önüne geçilebilmesi ve tebliğ işlemlerinin uluslararası hukukun belirlediği sınırlar içerisinde yerine getirilmesinin temini bakımından; adlî mercilerin yabancı konumunda bulunan mavi kart sahibi kişilere yönelik yurt dışı tebliğ taleplerinin, Genel Müdürlüğümüze ait "www.uhdigm.adalet.gov.tr" internet sayfasından ulaşılması mümkün olan "Hukuki Alanda Uluslararası Adli Tebligat İşlemleri" konulu, 16 Kasım 2011 tarih ve 63/3 sayılı Bakanlığımız Genelgesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, ilgili ülkelerle aramızda geçerli olan ikili veya çok taraflı uluslararası anlaşmalar ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 25. maddesi çerçevesinde "yurt dışında bulunan yabancılara" uygulanan tebliğ usûlüne göre ve talebe konu evrakın ilgili ülke dilinde yapılmış tercümesi ile birlikte iletilmesinin gerekli olduğunun değerlendirildiği hususları yargı çevrelerindeki Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkemeler ve İcra Dairelerine iletilmek üzere duyurulmuştu.

Bu itibarla, mavi kartlı şahıslara yurt dışında yapılacak tebligat bakımından ilgi yazımızla ortaya konulan hususların yargı çevrelerindeki Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkemeler ve İcra Dairelerine duyurulmasını rica ederim.                         
                                               
                                                                                                        ¸e-imzalıdır
                                                                                                                  Dr. Harun MERT
                                                  Hâkim
                          Bakan a.                                                                            Genel Müdür

Konsolosluklar Vasıtasıyla Tebligat İşlemleri

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
(Hukuk Tebligat Bürosu)

Sayı : 42569666-4-5-Bilgi Görüş Dosyası-2013-28797/113713 10/12/2013
Konu : Konsolosluklar Vasıtasıyla
            Tebligat İşlemleri



.…………….CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
                    ..........………BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA


Dışişleri Bakanlığından alınan 03/10/2013 tarihli yazı ile, adlî makamlarımızca Fransa'da ikamet eden Türk vatandaşlarına tebliğ edilmek üzere muhatabın bulunduğu yerdeki Başkonsolosluğumuza gönderilmek yerine sehven Paris Büyükelçiliğimize gönderilen adlî tebligat evrakı sayısında son dönemde ciddi artış görüldüğü, anılan Büyükelçiliğimizce vatandaşlarımıza tebligat yapılamadığı, sehven gelen adlî tebligat evrakının ilgili Başkonsolosluklarımıza iletildiği, bahsekonu sürecin zaman kısıtlaması bulunan tebligat evrakı bakımından vatandaşlarımız aleyhine sonuçlar doğurabildiği, Büyükelçiliğimiz ve Başkonsolosluklarımız arasında yazışma yoğunluğunu arttırdığı bildirilmektedir.

Yazıda devamla; tebligat yazılarında, kimi zaman ilgili Başkonsolosluğumuzun adı doğru olarak belirtilse de, adres olarak anılan Büyükelçiliğimizin adresi yazıldığı için evrakın Paris Büyükelçiliğimize gönderildiği, bu nedenle ilgili Başkonsolosluğumuzun adının adresi ile birlikte doğru olarak yazılmasının önem taşıdığı ifade edilmekte; yabancı uyruklu kişiye yapılacak tebligatın ise anılan Büyükelçiliğimiz ya da Başkonsolosluklarımız aracı kılınmaksızın, Bakanlığımız tarafından doğrudan Fransız Adalet Bakanlığına gönderilebileceği belirtilmektedir.

Bilindiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 25/a maddesinin 1'inci fıkrasında düzenlenen “Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir” hükmü ile, yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarına dış temsilciliklerimiz vasıtasıyla tebliğ yapılması imkanı sağlanılmıştır.

Ayrıca, anılan maddenin 6099 sayılı yasa ile eklenen 5'inci fıkrasında ise, "Bu maddeye göre kazaî merciler tarafından çıkarılacak tebligatta, tebliğ evrakı doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilir." hükmü öngörülmüş olup, bu sayede adlî mercilerimiz tarafından çıkarılacak bu tür tebligatın Bakanlığımız aracı kılınmaksızın doğrudan Türkiye’nin ilgili dış temsilciliğine gönderilebilmesi mümkün hale getirilmiştir.

Bu açıdan, tebligat taleplerinin zamanında ve doğru şekilde yerine getirilebilmesi için muhatabın adresine göre yetkili olan Başkonsolosluğa gönderilmesi önem arzetmektedir.

Diğer taraftan, UYAP sistemi üzerinden, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın (yurt dışı) adreslerine ulaşılabilmektedir. Aynı yolla, sözkonusu adreslerin bağlı olduğu yetkili konsoloslukların da öğrenilebilmesi mümkündür.

Başkonsolosluklarımızın adreslerini ve görev alanlarını posta kodunun ilk iki hanesine göre gösteren liste ekte sunulmuş olup,  "http:// www.uhdigm.adalet.gov.tr/ duyuru/temsilcilikler _duyuru.html" linkinden de ulaşılabilmektedir. Anılan listede yer alan posta kodları ile ilgili adresin posta kodu karşılaştırılarak yetkili dış temsilcilik tespit edilebilmektedir.

Ayrıca; ilgili dış temsilciliklerimizin adres ve iletişim bilgilerine "http://www.mfa.gov.tr" sayfasında; sırasıyla Bakanlık/ Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Yapısı/Yurtdışındaki Temsilciliklerimiz sekmeleri takip edilerek ulaşılabilmektedir.

Bu itibarla, emek ve mesai kaybının önlenmesi ile taleplerin gecikmeden yerine getirilebilmesi için adlî mercilerimizin yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarına yönelik olarak tebligat taleplerini, muhatabın adresine göre yetkili olan Başkonsolosluğumuza gönderilmesi konusunda gerekli özen ve dikkati göstermeleri önem taşımaktadır.

Bilgi edinilmesini ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkemeler ile İcra Dairelerine duyurulmasını rica ederim.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
(Hukuk Tebligat Bürosu)

Sayı : 42569666-4-5-Bilgi Görüş Dosyası-2013-28797/113713 10/12/2013
Konu : Konsolosluklar Vasıtasıyla
            Tebligat İşlemleri



.…………….CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
                    ..........………BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA


Dışişleri Bakanlığından alınan 03/10/2013 tarihli yazı ile, adlî makamlarımızca Fransa'da ikamet eden Türk vatandaşlarına tebliğ edilmek üzere muhatabın bulunduğu yerdeki Başkonsolosluğumuza gönderilmek yerine sehven Paris Büyükelçiliğimize gönderilen adlî tebligat evrakı sayısında son dönemde ciddi artış görüldüğü, anılan Büyükelçiliğimizce vatandaşlarımıza tebligat yapılamadığı, sehven gelen adlî tebligat evrakının ilgili Başkonsolosluklarımıza iletildiği, bahsekonu sürecin zaman kısıtlaması bulunan tebligat evrakı bakımından vatandaşlarımız aleyhine sonuçlar doğurabildiği, Büyükelçiliğimiz ve Başkonsolosluklarımız arasında yazışma yoğunluğunu arttırdığı bildirilmektedir.

Yazıda devamla; tebligat yazılarında, kimi zaman ilgili Başkonsolosluğumuzun adı doğru olarak belirtilse de, adres olarak anılan Büyükelçiliğimizin adresi yazıldığı için evrakın Paris Büyükelçiliğimize gönderildiği, bu nedenle ilgili Başkonsolosluğumuzun adının adresi ile birlikte doğru olarak yazılmasının önem taşıdığı ifade edilmekte; yabancı uyruklu kişiye yapılacak tebligatın ise anılan Büyükelçiliğimiz ya da Başkonsolosluklarımız aracı kılınmaksızın, Bakanlığımız tarafından doğrudan Fransız Adalet Bakanlığına gönderilebileceği belirtilmektedir.

Bilindiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 25/a maddesinin 1'inci fıkrasında düzenlenen “Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir” hükmü ile, yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarına dış temsilciliklerimiz vasıtasıyla tebliğ yapılması imkanı sağlanılmıştır.

Ayrıca, anılan maddenin 6099 sayılı yasa ile eklenen 5'inci fıkrasında ise, "Bu maddeye göre kazaî merciler tarafından çıkarılacak tebligatta, tebliğ evrakı doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilir." hükmü öngörülmüş olup, bu sayede adlî mercilerimiz tarafından çıkarılacak bu tür tebligatın Bakanlığımız aracı kılınmaksızın doğrudan Türkiye’nin ilgili dış temsilciliğine gönderilebilmesi mümkün hale getirilmiştir.

Bu açıdan, tebligat taleplerinin zamanında ve doğru şekilde yerine getirilebilmesi için muhatabın adresine göre yetkili olan Başkonsolosluğa gönderilmesi önem arzetmektedir.

Diğer taraftan, UYAP sistemi üzerinden, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın (yurt dışı) adreslerine ulaşılabilmektedir. Aynı yolla, sözkonusu adreslerin bağlı olduğu yetkili konsoloslukların da öğrenilebilmesi mümkündür.

Başkonsolosluklarımızın adreslerini ve görev alanlarını posta kodunun ilk iki hanesine göre gösteren liste ekte sunulmuş olup,  "http:// www.uhdigm.adalet.gov.tr/ duyuru/temsilcilikler _duyuru.html" linkinden de ulaşılabilmektedir. Anılan listede yer alan posta kodları ile ilgili adresin posta kodu karşılaştırılarak yetkili dış temsilcilik tespit edilebilmektedir.

Ayrıca; ilgili dış temsilciliklerimizin adres ve iletişim bilgilerine "http://www.mfa.gov.tr" sayfasında; sırasıyla Bakanlık/ Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Yapısı/Yurtdışındaki Temsilciliklerimiz sekmeleri takip edilerek ulaşılabilmektedir.

Bu itibarla, emek ve mesai kaybının önlenmesi ile taleplerin gecikmeden yerine getirilebilmesi için adlî mercilerimizin yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarına yönelik olarak tebligat taleplerini, muhatabın adresine göre yetkili olan Başkonsolosluğumuza gönderilmesi konusunda gerekli özen ve dikkati göstermeleri önem taşımaktadır.

Bilgi edinilmesini ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkemeler ile İcra Dairelerine duyurulmasını rica ederim.

Hükümlü İaşe Bedelinin Haczine İlişkin Bakanlık Yazısı.

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı


Sayı : 86420598-GÖRÜŞLER 2019-E.366/5491 05/07/2019



AKSARAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


İlgi :  Aksaray Bakanlık Muhabere Bürosunun 06/05/2019 tarihli ve 2019/3698 sayılı yazısı.

Aksaray Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 03/05/2019 tarih ve . sayılı, hükümlü . Aksaray İcra Müdürlüğünün . Esas sayılı dosyada borçlu olarak taraf olduğu ve borçlunun adına kayıtlı emanet para hesabı ve kantin hesabındaki parasına borç miktarınca haciz konulması istenildiğinden; hükümlünün UYAP kayıtlarında yapılan incelemede emanet para hesabında 327,60 TL olduğu, miktarın  cezaevi koşullarında ancak zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar olduğu, kişinin kurumda çalışmakla gelir elde edemeyeceği de düşünüldüğünden belirtilen meblağın haczedilip haczedilemeyeceği hususundaki görüş yazısı ilgi sayılı yazınız ile gönderilmiştir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 16 ncı maddesi "Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır." hükmüne amirdir.
Yine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 82 ve 83 üncü maddeler "Haczi caiz olmayan mallar ve haklar ile Kısmen haczi caiz olan şeyleri" düzenlemiş olup kanunda hükümlünün emanet para hesabı ya da kantin hesabındaki parasına haciz konulamayacağına dair bir düzenleme bulunmamakla birlikte İcra ve İflas Kanununun 16 ncı maddesi gereğince taraflarca kanuna muhalif veya hadiseye uygun olmayan İcra Müdürlüğü  işlemlerine karşı  İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yoluna başvurma imkanı bulunmaktadır.
Bilgilerinize rica ederim.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı


Sayı : 86420598-GÖRÜŞLER 2019-E.366/5491 05/07/2019



AKSARAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


İlgi :  Aksaray Bakanlık Muhabere Bürosunun 06/05/2019 tarihli ve 2019/3698 sayılı yazısı.

Aksaray Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 03/05/2019 tarih ve . sayılı, hükümlü . Aksaray İcra Müdürlüğünün . Esas sayılı dosyada borçlu olarak taraf olduğu ve borçlunun adına kayıtlı emanet para hesabı ve kantin hesabındaki parasına borç miktarınca haciz konulması istenildiğinden; hükümlünün UYAP kayıtlarında yapılan incelemede emanet para hesabında 327,60 TL olduğu, miktarın  cezaevi koşullarında ancak zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar olduğu, kişinin kurumda çalışmakla gelir elde edemeyeceği de düşünüldüğünden belirtilen meblağın haczedilip haczedilemeyeceği hususundaki görüş yazısı ilgi sayılı yazınız ile gönderilmiştir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 16 ncı maddesi "Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır." hükmüne amirdir.
Yine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 82 ve 83 üncü maddeler "Haczi caiz olmayan mallar ve haklar ile Kısmen haczi caiz olan şeyleri" düzenlemiş olup kanunda hükümlünün emanet para hesabı ya da kantin hesabındaki parasına haciz konulamayacağına dair bir düzenleme bulunmamakla birlikte İcra ve İflas Kanununun 16 ncı maddesi gereğince taraflarca kanuna muhalif veya hadiseye uygun olmayan İcra Müdürlüğü  işlemlerine karşı  İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yoluna başvurma imkanı bulunmaktadır.
Bilgilerinize rica ederim.