*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA BORCA VE YETKİYE İTİRAZ

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA BORCA VE YETKİYE İTİRAZ

İcra takibi, borçlunun borcunu herhangi bir sebeple ödememesi halinde alacaklının bu borcu devlet gücü ile tahsil etmek üzere icra dairelerinde açtığı dosyaya ilişkin işlemlerdir.

İlamlı ve ilamsız olmak üzere iki türe ayrılan icra takiplerinin ilamsız takipler türünde genel haciz yoluyla takip şekli bulunmaktadır. Tebliğde ödeme emrinin yer aldığı örnek numarası ile Örnek 7 olarak da adlandırılan bu takip şekli herhangi bir senede, sözleşmeye, belgeye dayanmaksızın yürütülür.

Her icra takibi başlatan alacaklının kesin olarak haklı olduğundan bahsedilemez. Alacağını daha önce kısmen ya da tamamen tahsil ettiği hâlde veya hiç alacağı olmadığı hâlde icra takibi başlatan kişilere rastlamamız da mümkün olabilir. Çünkü yukarıda belirttiğimiz üzere genel haciz yoluyla takip şeklinde herhangi bir belgeye dayanmaksızın icra takibi başlatılabildiği için günümüzde bu takip şeklinin dolandırıcılık yöntemi olarak kullanıldığına dahi rastlamaktayız.

Bununla birlikte ilamsız takiplere ilişkin genel yetki kurallarında borçlunun 4721 sayılı Medeni Kanun’un 19-22 maddeleri gereğince yerleşim yeri sayılan yerdeki icra dairesi yetkili icra dairesidir. Bu nedenle icra takibinin borçlunun yerleşim yeri yargı sınırları çevresinde bulunan icra dairesinde başlatılması gerekir.

Kendisine icra takibi başlatılan borçlunun borcun bir kısmını veya tamamını ödediğine, alacaklıya hiç borcu bulunmadığına veya takibin yerleşim yeri dışında bir icra dairesinde açılmış olduğuna itiraz etme hakkı bulunmaktadır.

İtiraz; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 62’nci maddesinde düzenlenmiş olup borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde yazılı veya sözlü olarak yapılmalıdır. Tebliğ edilen gün hesaplamaya dâhil edilmez. İtiraz süresinin son günü hafta sonuna ya da resmi tatile denk gelirse hafta sonundan ya da resmi tatilden sonraki ilk iş günü son gün sayılır.

İtiraz dilekçeyle veya sözlü olarak bizzat ilgili icra dairesine yapılabileceği gibi itiraz dilekçesi posta yoluyla veya telgrafla da icra dairesine gönderilebilir. Ancak böyle bir durumda dilekçenin postaya verildiği tarihte değil postanın icra dairesine ulaştığı tarihte itiraz edilmiş sayılır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 1988/6271 Esas 1988/3774 Karar) 

Yani posta veya kargo yoluyla gönderilen itiraz dilekçesinin yedi günlük yasal süre içerisinde icra dairesine teslim edilmiş olması gerekir.

1) Yetkiye İtiraz

İcra takiplerinde yetki belirlemesi İcra ve İflas Kanunu’nun 50’nci maddesi yollaması ile 1086 sayılı (eski) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun hükümlerine göre yapılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca mevzuatta yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Kanun’a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.

İcra takibi borçlunun yerleşim yerinden başka bir yer icra dairesinde başlatılmış olabilir. 

Böyle bir durumda kendisine icra dairesi tarafından ödeme emri tebliğ edilen borçlunun borcun tamamına veya bir kısmına itirazı var ise bu itirazı ile beraber ayrıca yetkiye itiraz edebilecektir.

Borcun aslına ve vasfına dair bir itirazı bulunmasa dahi yalnızca yetkiye de itiraz edilebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – 2006/14593 Esas 2008/1315 Karar)

Ancak yetkiye itiraz edilirken de dikkat edilmesi gereken hususlar vardır.

HMK’nın 19/2 maddesi uyarınca; borçlu, yetki itirazında yetkili icra dairesinin hangisi olduğunu bildirmek zorundadır. Aksi takdirde, yetki itirazı geçersizdir. Borçlular itiraz dilekçelerinde, icra dairesinin yetkisiz olduğunu belirtmekle yetinip yetkili icra dairesini göstermediklerinden usulüne uygun olarak yapılmış bir yetki itirazının varlığından söz edilemez. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 2014/28861 Esas 2014/26579 Karar)

Buradan anlaşıldığı üzere borçlu itirazda bulunurken beyanen “Takip yetkisiz icra dairesinde başlatılmıştır. Yetkili icra dairesi … İcra Dairesi’dir. Bu nedenle yetkiye itiraz ediyorum” demeli ve takibin başlatılması gereken icra dairesini göstermelidir. Yani borçlu icra dairesinin yetkisine itirazda bulunurken yetkili icra dairesinin hangi icra dairesi olduğunu açıkça beyan etmelidir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi – 2016/26168 Esas 2017/12357 Karar)

Son olarak itiraz süresi geçtikten sonra icra dairesine yapılan veya itiraz süresi içerisinde olsa dahi icra mahkemesine yapılan yetki itirazı geçerli olmaz. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - 2003/20276 Esas 2003/23037 Karar)

2) Borcun Tamamına İtiraz

Aleyhinde icra takibi başlatılan borçlu alacaklıya hiç borcu bulunmadığı ya da borcun tamamını takipten önce ödediği itirazında bulunabilir.

İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde bu daire gereken masrafı itirazla birlikte alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine gönderir. (İcra ve İflas Kanunu – Madde 62)

Anılan maddede (İİK 62) itiraz dilekçesinin itiraz eden borçlu tarafından bizzat icra dairesine getirilip tesliminin zorunlu olduğu yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Önemli olan borçlunun dilekçe altında kendisine atfen atılan imzaya karşı çıkmamasıdır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 2005/12499 Esas 2005/16234 Karar)

Borçlu tarafından itiraz dilekçesinin doğrudan posta ile gönderilmesi hâlinde itiraz edilmesine esas alınacak tarih gönderme tarihi değil postanın icra dairesine ulaşma tarihidir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 1989/8135 Esas 1990/1049 Karar)

Borca itiraz ederken itiraz dilekçesinde sebep bildirmek mecburiyeti bulunmamaktadır. Bununla birlikte itiraz dilekçesinde sebep bildirilmediği takdirde itirazın kaldırılması duruşmasında itiraz sebepleri ileri sürülebilir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - 2002/13713 Esas 2002/14106 Karar)

Borcun tamamına itiraz hâlinde borçlunun sebep bildirmesi gerekmediği gibi itirazında belli bir sözcüğü kullanması da zorunlu değildir. Önemli olan yasal süre içerisinde şahsen veya yetkili kişiler eliyle itiraz iradesinin ortaya konulmasıdır.

Yani itirazın yazılı yapılması hâlinde borçlunun “borçlu değilim”, “borcum yoktur”, “alacaklının takibe yetkisi yoktur”, “itiraz ediyorum”, “borçtan sorumlu değilim” ve sair şekilde itiraz istemini dile getiren, itiraz iradesini ortaya koyan sözcüklerin kullanılması ya da sözcüklerin anlamına bakılmaksızın dilekçe verenin maksat ve isteği göz önünde tutulmalıdır. Borçlunun dilekçesinden genel olarak borca itiraz iradesi çıkarılabiliyorsa bu geçerli bir itiraz olarak kabul edilmelidir. Bu konuda kuşkuya düşülmesi hâlinde dahi borçlu lehine hareket edilmelidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – 2009/12-185 Esas 2009/182 Karar)

Son olarak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre alacaklının talebi üzerine borçluya ikinci kez ödeme emrinin tebliğ edilmesi borçluya yeniden itiraz etme olanağı tanımaktadır.

Borçlu tarafından birinci sefer tebliğ edilen ödeme emrine itiraz edilmemiş olsa dahi ikinci kez tebliğ edilen ödeme emrine itiraz edilebilir.

3) Borca Kısmen İtiraz

Aleyhinde icra takibi başlatılan borçlu alacaklıya borcunun bulunduğunu ancak bu borcun bir kısmını takipten önce ödemiş olduğunu iddia ederek itirazda bulunabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmının cihet ve miktarını açıkça göstermesi gerektiğidir. Aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır. (İcra ve İflas Kanunu – Madde 62)

Yani borcun tamamına itiraz ederken şekli sözcüklerin veya sebep bildirmenin mecbur olmamasının aksine yetki itirazında bulunurken yetkili icra dairesinin açıkça gösterilmesi mecburiyeti gibi itiraz edilen ve kabul edilen kısmın açıkça gösterilmesi gerekir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 2013/17000 Esas 2013/25257 Karar)

Örneğin; 10.000,00 Türk Lirasının tahsili talebiyle hakkında icra takibi başlatılan borçlunun takip öncesinde bu borcun 5.000,00 Türk Lirasını alacaklıya ödediğine ilişkin itirazda bulunurken “benim bu kadar borcum yoktur” demesi yeterli değildir. Açıkça “Benim 10.000,00 Türk Lirası borcum yoktur, bu borcun 5.000,00 Türk Lirasını ödedim, takibin 5.000,00 Türk Lirasına ilişkin kısmına itiraz ediyorum” demesi gerekmektedir.

C. IŞIKDEMİR
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:35
  • DuraN
YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA BORCA VE YETKİYE İTİRAZ

İcra takibi, borçlunun borcunu herhangi bir sebeple ödememesi halinde alacaklının bu borcu devlet gücü ile tahsil etmek üzere icra dairelerinde açtığı dosyaya ilişkin işlemlerdir.

İlamlı ve ilamsız olmak üzere iki türe ayrılan icra takiplerinin ilamsız takipler türünde genel haciz yoluyla takip şekli bulunmaktadır. Tebliğde ödeme emrinin yer aldığı örnek numarası ile Örnek 7 olarak da adlandırılan bu takip şekli herhangi bir senede, sözleşmeye, belgeye dayanmaksızın yürütülür.

Her icra takibi başlatan alacaklının kesin olarak haklı olduğundan bahsedilemez. Alacağını daha önce kısmen ya da tamamen tahsil ettiği hâlde veya hiç alacağı olmadığı hâlde icra takibi başlatan kişilere rastlamamız da mümkün olabilir. Çünkü yukarıda belirttiğimiz üzere genel haciz yoluyla takip şeklinde herhangi bir belgeye dayanmaksızın icra takibi başlatılabildiği için günümüzde bu takip şeklinin dolandırıcılık yöntemi olarak kullanıldığına dahi rastlamaktayız.

Bununla birlikte ilamsız takiplere ilişkin genel yetki kurallarında borçlunun 4721 sayılı Medeni Kanun’un 19-22 maddeleri gereğince yerleşim yeri sayılan yerdeki icra dairesi yetkili icra dairesidir. Bu nedenle icra takibinin borçlunun yerleşim yeri yargı sınırları çevresinde bulunan icra dairesinde başlatılması gerekir.

Kendisine icra takibi başlatılan borçlunun borcun bir kısmını veya tamamını ödediğine, alacaklıya hiç borcu bulunmadığına veya takibin yerleşim yeri dışında bir icra dairesinde açılmış olduğuna itiraz etme hakkı bulunmaktadır.

İtiraz; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 62’nci maddesinde düzenlenmiş olup borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde yazılı veya sözlü olarak yapılmalıdır. Tebliğ edilen gün hesaplamaya dâhil edilmez. İtiraz süresinin son günü hafta sonuna ya da resmi tatile denk gelirse hafta sonundan ya da resmi tatilden sonraki ilk iş günü son gün sayılır.

İtiraz dilekçeyle veya sözlü olarak bizzat ilgili icra dairesine yapılabileceği gibi itiraz dilekçesi posta yoluyla veya telgrafla da icra dairesine gönderilebilir. Ancak böyle bir durumda dilekçenin postaya verildiği tarihte değil postanın icra dairesine ulaştığı tarihte itiraz edilmiş sayılır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 1988/6271 Esas 1988/3774 Karar) 

Yani posta veya kargo yoluyla gönderilen itiraz dilekçesinin yedi günlük yasal süre içerisinde icra dairesine teslim edilmiş olması gerekir.

1) Yetkiye İtiraz

İcra takiplerinde yetki belirlemesi İcra ve İflas Kanunu’nun 50’nci maddesi yollaması ile 1086 sayılı (eski) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun hükümlerine göre yapılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca mevzuatta yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Kanun’a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.

İcra takibi borçlunun yerleşim yerinden başka bir yer icra dairesinde başlatılmış olabilir. 

Böyle bir durumda kendisine icra dairesi tarafından ödeme emri tebliğ edilen borçlunun borcun tamamına veya bir kısmına itirazı var ise bu itirazı ile beraber ayrıca yetkiye itiraz edebilecektir.

Borcun aslına ve vasfına dair bir itirazı bulunmasa dahi yalnızca yetkiye de itiraz edilebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – 2006/14593 Esas 2008/1315 Karar)

Ancak yetkiye itiraz edilirken de dikkat edilmesi gereken hususlar vardır.

HMK’nın 19/2 maddesi uyarınca; borçlu, yetki itirazında yetkili icra dairesinin hangisi olduğunu bildirmek zorundadır. Aksi takdirde, yetki itirazı geçersizdir. Borçlular itiraz dilekçelerinde, icra dairesinin yetkisiz olduğunu belirtmekle yetinip yetkili icra dairesini göstermediklerinden usulüne uygun olarak yapılmış bir yetki itirazının varlığından söz edilemez. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 2014/28861 Esas 2014/26579 Karar)

Buradan anlaşıldığı üzere borçlu itirazda bulunurken beyanen “Takip yetkisiz icra dairesinde başlatılmıştır. Yetkili icra dairesi … İcra Dairesi’dir. Bu nedenle yetkiye itiraz ediyorum” demeli ve takibin başlatılması gereken icra dairesini göstermelidir. Yani borçlu icra dairesinin yetkisine itirazda bulunurken yetkili icra dairesinin hangi icra dairesi olduğunu açıkça beyan etmelidir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi – 2016/26168 Esas 2017/12357 Karar)

Son olarak itiraz süresi geçtikten sonra icra dairesine yapılan veya itiraz süresi içerisinde olsa dahi icra mahkemesine yapılan yetki itirazı geçerli olmaz. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - 2003/20276 Esas 2003/23037 Karar)

2) Borcun Tamamına İtiraz

Aleyhinde icra takibi başlatılan borçlu alacaklıya hiç borcu bulunmadığı ya da borcun tamamını takipten önce ödediği itirazında bulunabilir.

İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde bu daire gereken masrafı itirazla birlikte alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine gönderir. (İcra ve İflas Kanunu – Madde 62)

Anılan maddede (İİK 62) itiraz dilekçesinin itiraz eden borçlu tarafından bizzat icra dairesine getirilip tesliminin zorunlu olduğu yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Önemli olan borçlunun dilekçe altında kendisine atfen atılan imzaya karşı çıkmamasıdır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 2005/12499 Esas 2005/16234 Karar)

Borçlu tarafından itiraz dilekçesinin doğrudan posta ile gönderilmesi hâlinde itiraz edilmesine esas alınacak tarih gönderme tarihi değil postanın icra dairesine ulaşma tarihidir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 1989/8135 Esas 1990/1049 Karar)

Borca itiraz ederken itiraz dilekçesinde sebep bildirmek mecburiyeti bulunmamaktadır. Bununla birlikte itiraz dilekçesinde sebep bildirilmediği takdirde itirazın kaldırılması duruşmasında itiraz sebepleri ileri sürülebilir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - 2002/13713 Esas 2002/14106 Karar)

Borcun tamamına itiraz hâlinde borçlunun sebep bildirmesi gerekmediği gibi itirazında belli bir sözcüğü kullanması da zorunlu değildir. Önemli olan yasal süre içerisinde şahsen veya yetkili kişiler eliyle itiraz iradesinin ortaya konulmasıdır.

Yani itirazın yazılı yapılması hâlinde borçlunun “borçlu değilim”, “borcum yoktur”, “alacaklının takibe yetkisi yoktur”, “itiraz ediyorum”, “borçtan sorumlu değilim” ve sair şekilde itiraz istemini dile getiren, itiraz iradesini ortaya koyan sözcüklerin kullanılması ya da sözcüklerin anlamına bakılmaksızın dilekçe verenin maksat ve isteği göz önünde tutulmalıdır. Borçlunun dilekçesinden genel olarak borca itiraz iradesi çıkarılabiliyorsa bu geçerli bir itiraz olarak kabul edilmelidir. Bu konuda kuşkuya düşülmesi hâlinde dahi borçlu lehine hareket edilmelidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – 2009/12-185 Esas 2009/182 Karar)

Son olarak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre alacaklının talebi üzerine borçluya ikinci kez ödeme emrinin tebliğ edilmesi borçluya yeniden itiraz etme olanağı tanımaktadır.

Borçlu tarafından birinci sefer tebliğ edilen ödeme emrine itiraz edilmemiş olsa dahi ikinci kez tebliğ edilen ödeme emrine itiraz edilebilir.

3) Borca Kısmen İtiraz

Aleyhinde icra takibi başlatılan borçlu alacaklıya borcunun bulunduğunu ancak bu borcun bir kısmını takipten önce ödemiş olduğunu iddia ederek itirazda bulunabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmının cihet ve miktarını açıkça göstermesi gerektiğidir. Aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır. (İcra ve İflas Kanunu – Madde 62)

Yani borcun tamamına itiraz ederken şekli sözcüklerin veya sebep bildirmenin mecbur olmamasının aksine yetki itirazında bulunurken yetkili icra dairesinin açıkça gösterilmesi mecburiyeti gibi itiraz edilen ve kabul edilen kısmın açıkça gösterilmesi gerekir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 2013/17000 Esas 2013/25257 Karar)

Örneğin; 10.000,00 Türk Lirasının tahsili talebiyle hakkında icra takibi başlatılan borçlunun takip öncesinde bu borcun 5.000,00 Türk Lirasını alacaklıya ödediğine ilişkin itirazda bulunurken “benim bu kadar borcum yoktur” demesi yeterli değildir. Açıkça “Benim 10.000,00 Türk Lirası borcum yoktur, bu borcun 5.000,00 Türk Lirasını ödedim, takibin 5.000,00 Türk Lirasına ilişkin kısmına itiraz ediyorum” demesi gerekmektedir.

C. IŞIKDEMİR

Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini

Kayyum mu, yoksa kayyım mı olduğu konusunda tereddütlerin yaşandığı bir kelime ile ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu m.133’de düzenlenen “şirket yönetimi için kayyım tayini” konusu hakkında kısa açıklama ve tespitlerde bulunacağız.
Türk Dil Kurumu “kayyum” kelimesine yer vermiştir. Sözlük anlamına göre kayyum; bir malın yönetilmesi veya bir işin yapılması için görevlendirilen kimsedir. Anlamları aynı olsa bile, CMK m.133’de “kayyım” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. Yazıda, Kanuna bağlı kalarak "kayyım" kelimesini kullanmayı tercih ettik.
CMK m.133’ün fazla uygulaması bulunmamaktadır. Bu nedenle, koruma tedbirleri ile ilgili ciddi değişiklikleri öngören ve 6 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunda CMK m.133 ile ilgili bir değişikliğe gidilmediği, bu maddenin 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdiği şeklini koruduğu görülmektedir. Uygulamada daha çok kullanılan koruma tedbiri yöntemi “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı CMK m.128 olduğundan, 6526 sayılı Kanunla bu madde üzerinde değişikliğe gidilmiştir. Değişiklikle, gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamasında ağır ceza mahkemesinin oybirliğiyle karar verme şartı aranmıştır. Ancak bu değişiklik CMK m.133’de yapılmadığından, şirket için kayyım tayini kararının soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısının talebi ile sulh ceza hakimliği ve kovuşturma aşamasında da tarafların talebi veya re’sen mahkemece karar verilebilecektir.
Esasında CMK m.133’de düzenlenen şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan şartlar oldukça sıkıdır. Kanun koyucu iki türlü kayyımlık öngörmüştür; birincisi denetim kayyımlığı ve ikincisi yönetim kayyımlığıdır. Kanun koyucu her iki kayyımlık için de aynı iki ön şart aramıştır. Şartlardan birisi; CMK m.133/4’de sayılan suçlardan en az birisi ile ilgili başlatılan soruşturma veya iddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma sürecinde, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıdır. Burada önemli olan, CMK m.123 ve 128’de tanımlanan eşyaya, kazanca, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma dışında kalan, soruşturma veya kovuşturmaya konu suçun bir şirketin faaliyeti kapsamında işlenmekte olduğuna dair kuvvetli şüphe sebeplerinin tespit edilip edilemediğidir.
Şirket kimdir? Elbette Türk Borçlar Kanunu kapsamında kurulan adi ortaklık olabileceği gibi, kollektif, komandit, anonim veya limited şirketlerden birisi de olabilir. Şirketin ortaklık yapısının ne olduğu ve kimler tarafından kurulduğu önemli değildir. Hatta şirkette kamu ortaklığı da bulunabilir. Kanun koyucunun CMK m.133’ün tatbikinde aradığı, yerli veya yabancı sermayeli veya yabancı bir şirketin, yani hukuken kabul görmüş bir ortaklık yapısının varlığıdır. Yabancı şirket burada; şube olarak, bir başka şirket üzerinden veya bir üçüncü kişiye temsilcilik vermek suretiyle faaliyet gösterebilir.
Şirket yönetimi için kayyım tayin edilebilmesinde kanun koyucu; CMK m.133/4’de sayılan katalog suçlardan birisinin şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğinden değil, işlenmekte olduğundan bahsetmiştir. “Suçun işlenmekte olması” demek, iddiaya konu suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmeye devam edilmesi anlamını taşımaktadır. Aksi halde uygulanacak yöntem, taşıdığı şartlara göre CMK m.123, 127 veya 128 olacaktır. CMK m.123 ile 128 arasında iki temel fark bulunmaktadır; ilki, m.123 fiili elkoymadır ve bu kararı sulh ceza hakimliği verir, diğeri ise kaydi elkoymadır ve bu kararı ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile vermesi gerekir. Uygulamada birçok yetki çatışmasına, gecikmeye ve elkoyma tedbirinin gereği gibi uygulanmasını engelleyen bu iki maddenin yeniden düzenlenmesi, soruşturma aşamasında yetkinin sulh ceza hakimliğine bırakılması ve kovuşturma aşamasında da ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile vereceği karar usulünün vazgeçilmesi, elkoyma yetkisinin kovuşturmayı yürüten mahkemeye verilmesi isabetli olacaktır.
Bu iki maddenin kapsamına girmeyen ve faaliyetlerini sürdüren şirketlerin fiili veya kaydi elkoyma tedbiri suretiyle zarara uğramaması, faaliyetlerini sürdürebilmesi için, kayyım tayininde ikinci şart olarak aranan maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olma kıstasının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmalıdır. Suçsuzluk/masumiyet karinesi ve yargılama süreci devam ettiğinden kanun koyucu, iddiaya konu suçun şirket üzerinden işlenmeye devam edilmesinin durdurulmasını düzenlememiş, yalnızca maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde şirket yönetimi için kayyım tayininin mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Kanun koyucu; yargılamaya konu suçtan dolayı elkoymaya konu edilip faaliyetlerinin sekteye uğratılmasını istemediği şirketle ilgili kayyımlık sistemini öngörürken, şirketin faaliyetlerine devam etmesini ve şirket işlerinin yürütülmesini hedeflemiştir.
Esasında kanun koyucunun izlediği yöntem tuhaftır. Çünkü CMK m.133’de yalnızca denetim kayyımlığı öngörülmemiş, düzenlenmemiş, aynı şartlarda yönetim kayyımlığına da yer verilmiştir. Dolayısıyla hakim veya mahkeme; CMK m.133’de aranan şartların varlığını tespit ettiği ve somut olarak gerekçelendirdiği takdirde, şirkete denetim kayyımı veya yönetim kayyımı atanmasına karar verebilir.
Hakim veya mahkeme atama kararında; yönetim organlarının karar ve işlemlerinin geçerliliğini yalnızca kayyımın onayına bağlı kılmışsa şirkete denetim kayyımı, yönetim organının yetkilerinin tümü ile kayyıma vermişse yönetim kayyımı atandığı kabul edilecektir.
Hakim veya mahkeme; atadığı kayyımın şirketin denetimini veya idaresini yapabilme bilgi ve ehliyetine sahip olduğunu tespit etmelidir. Atanan kayyım; tarafsız olmalı, şirketin denetimi ve idaresi sırasında tarafsızlığını bozabilecek tasarruflarda bulunmasına yol açabilecek özellikleri taşımamalıdır. Hakim veya mahkeme; şirketle olan ilişkisi veya husumeti nedeniyle tarafsız edemeyeceği anlaşılan bir kişiyi, ya kayyım olarak atamamalı veya bu durumunu tespit ettiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermemelidir. Çünkü kayyım görevini; tarafsız bir şekilde sürdürmek, bu sırada şirketin yararlarını korumak ve hukuka riayet etmek zorundadır. Başlangıçta veya sonradan ortaya çıkan nedenlerle kayyım adayının veya kayyımın; objektif, güvenilir, ehliyetli bir şekilde görevini yapamayacağı anlaşıldığında, hakim veya mahkeme, ya o kişiyi kayyım tayin etmemeli veya bu durum tespit edildiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermelidir.
Elbette yönetim kayyımı, denetim kayyımından daha geniş hak ve yetkilere sahiptir. Bu genişlik, yönetimin kayyımının sorumluluğunu da artırır. Çünkü yönetim kayyımı, şirketin icra organı olarak faaliyetlerini sürdürecek ve şirketi idare edecektir. Bu idare; şirketin faaliyetlerinin durdurulması, sekteye uğratılması veya değiştirilmesi olmamalıdır. Yönetim kayyımı, şirketin hak ve yararlarını gözetmek zorundadır. Aksi halde, kayyımın hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir.
Hakim veya mahkemenin kayyım tayini kararı vermesi; bu kararın infazına başlanması için yeterli olup, CMK m.133/1’in son cümlesinde öngörülen ilan usulü karar ve infazı için kurucu özellik taşımaz. Burada geçen ilan, şirket için kayyım tayin kararının üçüncü kişilere duyurulması özelliğini taşır. Bu kararın infazına başlanması için, şirkete ve yetkililerine tebliğ de şart değildir. Bunun iki nedeni bulunmaktadır; birincisi, “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı CMK m.35/2’den kaynaklanmaktadır. Bir koruma tedbiri olan şirket için kayyım tayin kararının, ilgilisine tebliği şart değildir. İlgilinin karar sırasında hazır bulunup bulunulmadığına bakılmaksızın, kararın infazına başlanır. İkinci neden ise, “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlıklı CMK m.268/1’e dayanmaktadır. Bu hükümde; itiraza konu kararın CMK m.35’e göre ilgilisi tarafından öğrenilmesinden itibaren başlayacak yedi günlük itiraz süresinden bahsedilmiştir. Verildiğinde, infazı sırasında veya bir şekilde kararı öğrenen ilgili, CMK m.267 ve 268 uyarınca itiraz hakkının kullanabilecektir. Karara yapılan itiraz; kararı veren veya itiraz mercii tarafından infazın geriye bırakılmasına karar verilmediği takdirde, kararın yerine getirilmesini durdurmayacaktır (CMK m.269). 
Kayyım, Türk Ceza Kanunu “tanımlar” başlıklı m.6/1-c’ye göre “kamu görevlisi” sayılır. Bu açıklamalar, denetim kayyımı için de geçerlidir. Denetim kayyımı, şirketin yönetim organının karar ve tasarruflarının geçerliliği ile ilgili onay verip vermeyeceğine dair kararını geciktirmemeli, onaylamama nedenlerini göstermeli ve yönetim organının karar ve tasarruflarından dolayı şirketin zarara uğramasını engellemelidir.
Yeri gelmişken; şirket yetkililerinin veya ilgililerinin, hakim veya mahkemece atanan kayyımın tasarruflarına karşı Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurma hakları vardır (CMK m.133/3).
Uygulamada pek kullanılmayan, bu sebeple de aksayan ve eksik yönleri tartışılmayan ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar değişikliğe uğramayan CMK m.133; bir soruşturma veya kovuşturmaya konu suçla ilişkilendirilen bir şirketin faaliyetlerinin durdurulmasını, malvarlığına elkoyulmasın ve kayıtlı olduğu ticaret siciline elkoyma şerhinin düşülmesini, ticari faaliyetlerinin sekteye uğratılmasını amaçlamamıştır.
Ancak CMK m.133, bir suçun işlenmesine faaliyetleri çerçevesinde katılan şirketin kontrol altına alınmasını, suçsuzluk/masumiyet karinesine rağmen yargılama aşamasında iddiaya konu suçun işlenmesinin önlenmesini ve bu sırada maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. Kanun hükmünde tüm bu amaçların açıkça belirtilmediği, esas olarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasından bahsedildiği görülmektedir. Bu amaç belki soruşturmada dikkate alınabilir, ancak delillerin toplanmadığı, yalnızca ortaya koyulup tartışıldığı kovuşturma aşamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılabileceği yegane yer duruşma salonudur. Kovuşturma aşamasında delil toplama ve bu amaca hizmet eden mahkemenin re’sen delil araştırması usulü kabul edilmemiştir.
Kanaatimizce kovuşturma aşamasında tatbik edilen CMK m.133, yalnızca şirketin kontrol altında tutulmasına ve iddiaya konu suçun bu şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesinin önlenmesine hizmet edecektir. Bu da, CMK m.133/1’de öngörülen “maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde” şart ve amacına hizmet etmemektedir. Esasında şirket yönetimi için kayyım tayini için çok önemli bir konu, CMK m.133’de yeterli ayrıntıya sahip bir şekilde düzenlenmemiştir.
Anayasa m.35’de düzenlenen ve bir temel hak olarak kabul edilen mülkiyet hakkının güvenliği önemlidir. Bir iktisadi hürriyet olarak Anayasa m.48’de düzenlenen çalışma ve sözleşme hürriyeti, yani hür teşebbüs ve serbest piyasa; beraberinde istikrarı ve müteşebbislerin güvenliğini de öngörür. Mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa m.13’e uygun şekilde düzenlenmesi ve dolayısıyla bunlardan ceza yargılaması ile ilgili olanların da netleştirilmesi, yani sınırlama sebep, şart ve kurallarının muğlaklığının önüne geçilmesi ve sınırlamaya ilişkin karar ve tasarrufların denetime açık tutulması gerekir. Elbette bir suç işlendiği iddiası karşısında, soruşturulan suç, şüpheli ve sanıkla ilgili olan malvarlığının, iddiaya konu suçun faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilen şirket, hesap, kayıt ve tasarruflarının da gözardı edilmesi mümkün değildir. Ancak bu yöntemin tatbikinde, Anayasa ile kişiye sağlanan güvenceler dikkate alınmalı ve malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğu unutulmamalıdır (Anayasa m.38/9).
Maddi hakikate ve adalete ulaşmada, özellikle ileride uygulanma ihtimali olan müsadere, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri gibi konularda, illiyet bağının kurulması şartıyla tüzel kişilerin faaliyetlerinin takip edilmesi gerekebilir. Bundan dolayı veya CMK m.133’ün tatbiki nedeniyle şirketin bir an için etkilenmesi, faaliyetlerinin sekteye uğraması, ticari itibarının zedelenmesi, ticari piyasa ve kamuoyu nazarında güç kaybetmesi gündeme gelebilir ki, tüm bunlar yapılacak soruşturma ve kovuşturma sonucuna göre değişecektir.
Yargılama sonunda iddiaya konu suçla ilgili veya bu suçun şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlendiği konusunda yeterli delile ulaşılamadığı tespit edilmiş veya suçun hukuki niteliğinin değiştiği anlaşılmış, yani iddiaya konu suçun CMK m.133/4’der sayılan suçlardan olmadığı sonucuna varılmış veya iddiaya konu suçla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmişse, bu durumda şirket bütçesinden kayyıma ödenen ücretlerin kanuni faiziyle birlikte Devlet Hazinesi tarafından şirkete iadesi gündeme gelecektir.
Bu noktada suçun hukuki nitelik değiştirmesi ve katalog kapsamından çıkılması halinde şirket için yönetim kayyımı kararının hatalı olmadığı, o an, yani karar sırasında elde edilen bilgi, belge, delil ve oluşan şartlara göre kayyım kararın verildiği, bundan dolayı Devlet Hazinesi yönünden bir sorumluluğun doğmayacağı fikri ileri sürülebilir. Bu düşünceye katılmadığımızı, suçun hukuki nitelik değiştirmesi nedeniyle şirket için kayyım tayin kararının hatalı olduğu sonucuna varıldığında, bu derece önemli bir tedbirden dolayı en azından şirketin uğradığı kayıp ve zararların giderilmesi gerektiği tartışmasız olmalıdır. Görünür şart ve sebeplerden dolayı o an şirket için kayyım tayinine karar verilmesi, ancak sonradan iddiaya konu suçun gerçekleşmediğinin tespiti, kayyıma ödenen ücretlerin iadesi ve varsa şirketin uğradığı zararların karşılanması yükümlüğünü ortadan kaldırmaz. Hukuki nitelik değiştiren suçun yine katalog kapsamında kalması halinde ise, bu sorumluluk doğmayacaktır.
Bundan başka net bir düzenleme olmasa da, “tazminat istemi” başlıklı CMK m.141/1,j’den veya genel hükümlerden hareketle şirketin uğradığı maddi veya manevi kayıplardan dolayı tazminat talep hakkı doğabilecektir. Ancak kayyımlık görevinden dolayı şahsi sorumluluklarını gerektirecek hata veya ihmali olmadığı takdirde, burada bahsedilen tazminat taleplerinin muhatabı kayyım olmayacaktır. Denetim veya yönetim kayyımının hata veya ihmali olsa bile, ilk aşamada muhatap Devlet Hazinesi olacak, ancak sonrasında Anayasa m.40/3 uyarınca kayyımın maddi sorumluluğu gündeme gelecektir. Bu sebeple, şirketin haklılığını ve talebini kanıtlaması kaydıyla iadenin ve tazminatın sorumlusu Devlet Hazinesi olacaktır.
CMK m.133/1’de yer alan, “suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” tümcesinde geçen “kuvvetli şüphe sebepleri” ibaresi dikkat çekicidir. Kanun koyucu şirket yönetimi için kayyım tayininde, iddiaya konu suç ile şirketin faaliyetleri arasında kuvvetli şüphenin olduğunu, yani illiyet bağının bulunduğunu gösteren sebeplerin varlığını aramıştır. Esasında bu ibare ile 6 Mart 2014 tarihinde değiştirilen CMK m.128’de yer alan “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi” şartı farklılık arz etmektedir.
CMK m.128; elkoyma için kuvvetli şüphe sebebini gösteren somut delil aranmasını öngörerek, elkoyma tedbirinin tatbikini zorlaştırmıştır. CMK m.133’de ise, kuvvetli şüphe sebebinin varlığı yeterlidir ve buna ek olarak somut delilin elde edilme şartı aranmamıştır. Kanaatimizce, somut delille birlikte kuvvetli şüphe sebebinin varlığı gerçekleştiğinde, bir anlamda suç veya iddiaya konu malvarlığının suçla ilgili kanıtlanmış olmaktadır.
Tüm bunlara rağmen, CMK m.133/1’de öngörülen şartta da suç ile şirket arasında kurulması gereken illiyet bağında kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğunu gösteren somut delile ulaşılmalı, kuvvetli şüphe için en azından iz ve emarelerin varlığı tespit edilmelidir. Bu şart oluşmadığı takdirde, zaten şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan ön şartın gerçekleştiğinden bahsedilemez. Kanun hükmünde geçen “maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli olması halinde”  ibaresi de bir şart ve esasında şirket yönetimi için kayyım tedbiri uygulanmasının amacıdır. Suç ile şirket faaliyetleri arasında illiyet bağı net bir şekilde kurulmuşsa ve işlendiği iddia edilen suçun devamı son bulmuşsa, bu durumda CMK m.133’ün tatbiki değil, şartlarının varlığı halinde CMK m.123 veya 128’in tatbiki gündeme gelecektir.
Şirket yönetimi için kayyım tayininin soruşturma veya kovuşturmaya konu hangi suçlarda uygulanabileceğini düzenleyen ve katalog suçlara yer veren CMK m.133/4’den ayrıntılı bahsetmeyip, aşağıda hangi suçlardan dolayı şirketlere yönetim veya denetim kayyımının tayin edilebileceğini öngören ilgili hükme yer vereceğiz. Burada sayılan suçlar dışında şirket için kayyım tayini tedbirinin uygulanamayacağı tartışmasızdır.
 
CMK m.133/4’e göre;
“Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.
a) Türk Ceza Kanununda yer alan,
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
3. Parada sahtecilik (madde 197),
4. Fuhuş (madde 227),
5. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228),
6. Zimmet (madde 247),
7. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
8. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
9. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337)
Suçları,
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar”.
Şirket yönetimi için kayyım tayini kararını, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliği (5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m.10/1) ve kovuşturma aşamasında davayı gören mahkeme verir. Kovuşturmayı yapan bir hakimle değil de heyet halinde yargılama yapan mahkeme olduğunda, kayyım kararının oybirliği ile verilmesi zorunluluğu aranmaz.
Soruşturma aşamasında sulh ceza hakiminin yetkisi sınırı, bulunduğu il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırları olarak belirlenmiştir (5235 sayılı m.10/6). Ayrıca; ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırlarında bulunan il ve ilçenin adıyla anılan sulh ceza hakiminin yargı çevresinin, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığı’nın önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından tespit edileceği ifade edilmiştir (5235 sayılı Kanun m.10/7).
Görüleceği üzere, her sulh ceza hakimliğinin yargı yetkisi ayrıca belirlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Sulh ceza hakimliğinin bir başka sulh ceza hakimliğinin yargı yetkisine giren yer ve konu hakkında karar vermesi doğru değildir. Soruşturma nerede yürütülürse yürütülsün, yürütülen soruşturma kapsamında hakim tarafından verilmesi gereken bir kararın alınması amacıyla, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının kimisine göre doğrudan, kimisine göre de her cumhuriyet savcısının yetkisi kendi yargı alanında geçerli olduğundan, kendi yetki alanı dışında bulunan yerin cumhuriyet başsavcılığı vasıtasıyla o yer sulh ceza hakimliğine başvurması gerekir. Aksi halde; yetki ihlali, çatışması ve karmaşası yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Buna ek olarak; yargı yetkisi, madde ve yer itibariyle yetkinin geçerli olduğu kişi, konu ve yer hakkında kullanılmalıdır. Her ne kadar yetki kamu düzeninden olmasa da, soruşturma aşaması ile görevlendirilmiş sulh ceza hakimliğinin yer itibariyle yetkisi ile kovuşturmada yetki kurallarını birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü “Yetki” başlığı altında CMK m.12 ila 21’de düzenlenen yetki kuralları, dava ve kovuşturma aşamalarını kapsamaktadır. Soruşturmada yetki kuralının cumhuriyet savcıları yönünden CMK m.161/7’de düzenlendiği görülmektedir. Suçun işlendiği yer konusu ile ilgili cumhuriyet savcıları arasında ihtilaf çıktığında, bu sorun CMK m.161/7’de gösterilen prosedüre göre halledilecektir. Soruşturma sırasında hakim tarafından verilmesi öngörülen kararlarla görevli sulh ceza hakimliğinin yetkileri ise, CMK m.162, m.173 ve 5235 sayılı m.10’da düzenlenmiştir.
Konumuzu ilgilendiren hüküm, “Soruşturmada cumhuriyet savcısının hakim kararı istemi” başlıklı CMK m.162’de yer almaktadır.
CMK m.162’ye göre; “Cumhuriyet savcısı, ancak hakim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hakimine bildirir. Sulh ceza hakimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir”.
CMK m.162 yetki konusunda net bir hüküm öngörmüştür. Sulh ceza hakimliğinin yetkisi konusunda; suçun işlendiği veya soruşturmanın yapıldığı yer ölçütlerinin değil, ilgili işlemin yapılacağı yer ölçütünün kabul edildiği görülmektedir. Cumhuriyet savcısı; soruşturmayı yürüttüğü yerde yapılacak işlemlerle ilgili, 5235 sayılı Kanunun 10. maddesine uyarınca yargı yetkisine sahip olan sulh ceza hakimliğine ve soruşturmayı yürüttüğü yer dışında kalan işlemlerle ilgili ise, o işlemin yapılacağı yerde bulunan sulh ceza hakimliğine başvurması gerekir. “İşlemin yapılacağı yer” demek, cumhuriyet savcısının soruşturma aşamasında ancak hakim tarafından yapılabilmesi mümkün bir soruşturma işlemine gerek görmesi ve yapılacak bu işlem yerinin bir başka yargı çevresinde bulunması anlamını taşımaktadır. CMK m.162 değiştirilmediği ve işlemin yapılacağı yer konusunda yargı yetkisi ile sınırlı olmaksızın cumhuriyet savcısının soruşturmayı yürüttüğü yerde bulunan sulh ceza hakimliğinden talepte bulunmasını mümkün kılan bir hüküm öngörülmediği müddetçe, CMK m.162’nin lafzına uygun şekilde tatbikini zorunlu kılar.
Gerek sulh ceza hakimliğinin yetkisi ve gerekse aşağıda yer verdiğimiz savcının bir başka savcılığın yetki alanına giren yerde soruşturma işlemi yapması veya yaptırması konusunda sorunlar yaşandığı, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının kendi yetki alanında bulunan sulh ceza hakimliği vasıtasıyla yetki alanında olsun veya olmasın tüm soruşturma tasarruflarını gerçekleştirdiği ve ayrıca, kendi yetki alanına dışı çıkan savcının o yerde yetkili olan başsavcılık üzerinden değil, doğrudan orada bulunan kolluğa talimat vermek veya sulh ceza hakimliğine başvurmak suretiyle soruşturma işlemlerini yerine getirdiği görülmektedir. Tüm bunlar, yetki tartışması ile yer itibariyle yetkili makamının bilgi ve kararı dışında soruşturmaların yürütülmesini gündeme getirmektedir. Bu konuda doğru olan, kanunlar çerçevesinde yer itibariyle yetkili olan makam veya hakimliğin soruşturmada yapılması gereken işlemlere katılmasıdır. Yetki alanı konusunda yasal değişikliğe gidilmedikçe, yer itibariyle yetki mevcut hükümlere göre belirlenmelidir.         
Cumhuriyet savcısı yetkili olduğu yer dışında bulunan bir sulh ceza hakimliğine bir talepte bulunacaksa, bu talebi doğrudan mı yoksa orada bulunan cumhuriyet başsavcılığı vasıtasıyla mı ilgili sulh ceza hakimliğine ileteceği tartışması gündeme gelebilir. Şu an Türk Ceza Muhakemesi’nde bölge savcılığı veya bir savcılığın bir başka savcılığın yetki alanına giren yerde soruşturma yapabileceğine dair hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeple, bir başsavcılığın bir başka başsavcılığın yetki alanına giren yerde soruşturma tasarrufunda bulunması gündeme gelirse, yer itibariyle yetkili bulunan başsavcılıktan bu konuda talepte bulunması, yani o yer başsavcılığını deyim yerinde ise aşmaması ve devre dışı bırakmaması gerekir. Bu konuda bir eksiklik ve yetersizlik varsa bunun çözümü; kuralları farklı veya yanlış uygulamaktan değil, kanun koyucudan kanun çıkarmasını beklemekten geçer.
CMK m.267’ye göre; “Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”.
Bu hükme göre, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliğinin ve dolayısıyla sulh ceza hakiminin verdiği kararlara karşı CMK m.133’de ayrıca bir düzenleme bulunmasına ihtiyaç olmaksızın itiraz kanun yoluna başvurulabilir. CMK m.260/1’e göre itiraz hakkı; cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan ve suçtan zarar görene, yani mağdura tanınmıştır.
Yapılan itirazı önce kararı veren hakimlik; verdiği kararın düzeltilmesine gerek olup olmadığı açısından inceler, itirazı yerinde görürse kararını değiştirir, yerinde görmezse de en çok üç gün içinde dosyayı itirazı incelemeye yetkili bir diğer sulh ceza hakimliğine gönderir. Uygulamada, itiraz kanun yolu aşamasının bu kısmının etkin kullanıldığını, sonuç alındığını ve yapılan itiraz üzerine kararı veren hakimliğin kararını kaldırdığını veya düzelttiğini söylemek mümkün değildir. Bu nedenle kanun koyucu, CMK m.268’de doğrudan itiraz merciine başvurmayı düzenlese daha isabetli olurdu, çünkü mevcut hükme rağmen uygulama bu yönde gelişmiştir. Usul ve esas bakımından itirazı inceleyen itiraz mercii; itiraza konu kararda bir hukuka aykırılık tespit ettiğinde itirazı kabul edip kararı kaldırır, aksi halde itirazı reddeder. Yapacağı inceleme sırasında itiraz mercii; itiraz edenin gösterdiği sebeplerle de bağlı olmayıp, kapsamlı bir hukukilik denetimi yapmaya yetkilidir.   
Ancak bu itiraz hakkı, kovuşturma aşamasında şirket yönetimi için kayyım tayinine dair mahkeme kararlarına karşı öngörülmemiştir. Çünkü CMK m.267; mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna başvuruda özel hüküm aramıştır. Mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvuruda özel düzenleme olmadığı takdirde, itiraz konu karara karşı yalnızca hükümle birlikte temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısının talebini kabul eden hakim kararı, acaba hangi şekilde kalkar? Bu karar, kararı veren hakimliğin gözden geçirmesi veya itiraz merciinin itirazı kabul kararı ile kalkabilir. Soruşturmada verilen kayyım kararının, iddianamenin kabulü kararı ile başlayan kovuşturma aşamasında devamına karar verilmediği takdirde son bulacağı şüphesizdir. Acaba soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı tarafından hakimin verdiği kayyım kararı re’sen, yani hakimden verilecek ayrı bir karar olmaksızın kaldırılabilir mi?
Tutuklama tedbiri ile ilgili CMK m.103/2’de cumhuriyet savcısına tanınan serbest bırakma yetkisinin, şirket yönetimi için kayyım tayinini düzenleyen CMK m.133’de tanımlanmadığını görmekteyiz. Kayyım kararının uygulama ve etkisi bakımından farklılık içermesi, kayyımların ücret ve sorumlulukları, kayyım tayinine konu edilen şirket ve şirketin yetkilileri ile ortaklarının varlığı, kayyım kararının Özel Hukuka etkisi gibi sebepler düşünüldüğünde, bu kararın yine hakim tarafından kaldırılması gerektiği fikri ileri sürülebilir.
Elbette tutuklama gibi kişi hürriyeti ve güvenliğini sınırlandıran ağır bir tedbire son verebilen cumhuriyet savcısının, kayyım tayininde de aynı yetkiye sahip olması gerektiği, tutuklama kararını veremeyen cumhuriyet savcısının şüpheliyi serbest bıraktığı düşünüldüğünde, soruşturmanın amiri sıfatıyla kayyım konusunda da aynı yetkiye sahip olduğunun kabulünün doğru olacağı, bu sebeple soruşturma devam ederken şirket için kayyım ihtiyacının ortadan kalktığı durumda, cumhuriyet savcısının da ayrı bir hakim kararına ihtiyacı olmaksızın kayyımın görevine son verebileceği fikri savunulabilir. Ancak uygulamada; CMK m.103/2’de öngörülen serbest bırakma yetkisinin çok kullanılmadığı, bunu yerine salıverilmenin hakim tarafından yapılmasının tercih edildiği dikkate alındığında, aynı uygulamanın kayyımlıkta da devam edeceğini, cumhuriyet savcısının re’sen karar vermek yerine, hakim kararıyla şirket denetimi ve yönetimi için verilen kayyım tayin kararının kaldırılmasını sağlayacağı, böylece sorumluluk üstlenmek istemeyeceği ileri sürülebilir.
Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…
Prof. Dr. Ersan Şen - Haber 7
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:35
  • DuraN
Kayyum mu, yoksa kayyım mı olduğu konusunda tereddütlerin yaşandığı bir kelime ile ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu m.133’de düzenlenen “şirket yönetimi için kayyım tayini” konusu hakkında kısa açıklama ve tespitlerde bulunacağız.
Türk Dil Kurumu “kayyum” kelimesine yer vermiştir. Sözlük anlamına göre kayyum; bir malın yönetilmesi veya bir işin yapılması için görevlendirilen kimsedir. Anlamları aynı olsa bile, CMK m.133’de “kayyım” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. Yazıda, Kanuna bağlı kalarak "kayyım" kelimesini kullanmayı tercih ettik.
CMK m.133’ün fazla uygulaması bulunmamaktadır. Bu nedenle, koruma tedbirleri ile ilgili ciddi değişiklikleri öngören ve 6 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunda CMK m.133 ile ilgili bir değişikliğe gidilmediği, bu maddenin 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdiği şeklini koruduğu görülmektedir. Uygulamada daha çok kullanılan koruma tedbiri yöntemi “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı CMK m.128 olduğundan, 6526 sayılı Kanunla bu madde üzerinde değişikliğe gidilmiştir. Değişiklikle, gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamasında ağır ceza mahkemesinin oybirliğiyle karar verme şartı aranmıştır. Ancak bu değişiklik CMK m.133’de yapılmadığından, şirket için kayyım tayini kararının soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısının talebi ile sulh ceza hakimliği ve kovuşturma aşamasında da tarafların talebi veya re’sen mahkemece karar verilebilecektir.
Esasında CMK m.133’de düzenlenen şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan şartlar oldukça sıkıdır. Kanun koyucu iki türlü kayyımlık öngörmüştür; birincisi denetim kayyımlığı ve ikincisi yönetim kayyımlığıdır. Kanun koyucu her iki kayyımlık için de aynı iki ön şart aramıştır. Şartlardan birisi; CMK m.133/4’de sayılan suçlardan en az birisi ile ilgili başlatılan soruşturma veya iddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma sürecinde, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıdır. Burada önemli olan, CMK m.123 ve 128’de tanımlanan eşyaya, kazanca, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma dışında kalan, soruşturma veya kovuşturmaya konu suçun bir şirketin faaliyeti kapsamında işlenmekte olduğuna dair kuvvetli şüphe sebeplerinin tespit edilip edilemediğidir.
Şirket kimdir? Elbette Türk Borçlar Kanunu kapsamında kurulan adi ortaklık olabileceği gibi, kollektif, komandit, anonim veya limited şirketlerden birisi de olabilir. Şirketin ortaklık yapısının ne olduğu ve kimler tarafından kurulduğu önemli değildir. Hatta şirkette kamu ortaklığı da bulunabilir. Kanun koyucunun CMK m.133’ün tatbikinde aradığı, yerli veya yabancı sermayeli veya yabancı bir şirketin, yani hukuken kabul görmüş bir ortaklık yapısının varlığıdır. Yabancı şirket burada; şube olarak, bir başka şirket üzerinden veya bir üçüncü kişiye temsilcilik vermek suretiyle faaliyet gösterebilir.
Şirket yönetimi için kayyım tayin edilebilmesinde kanun koyucu; CMK m.133/4’de sayılan katalog suçlardan birisinin şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğinden değil, işlenmekte olduğundan bahsetmiştir. “Suçun işlenmekte olması” demek, iddiaya konu suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmeye devam edilmesi anlamını taşımaktadır. Aksi halde uygulanacak yöntem, taşıdığı şartlara göre CMK m.123, 127 veya 128 olacaktır. CMK m.123 ile 128 arasında iki temel fark bulunmaktadır; ilki, m.123 fiili elkoymadır ve bu kararı sulh ceza hakimliği verir, diğeri ise kaydi elkoymadır ve bu kararı ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile vermesi gerekir. Uygulamada birçok yetki çatışmasına, gecikmeye ve elkoyma tedbirinin gereği gibi uygulanmasını engelleyen bu iki maddenin yeniden düzenlenmesi, soruşturma aşamasında yetkinin sulh ceza hakimliğine bırakılması ve kovuşturma aşamasında da ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile vereceği karar usulünün vazgeçilmesi, elkoyma yetkisinin kovuşturmayı yürüten mahkemeye verilmesi isabetli olacaktır.
Bu iki maddenin kapsamına girmeyen ve faaliyetlerini sürdüren şirketlerin fiili veya kaydi elkoyma tedbiri suretiyle zarara uğramaması, faaliyetlerini sürdürebilmesi için, kayyım tayininde ikinci şart olarak aranan maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olma kıstasının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmalıdır. Suçsuzluk/masumiyet karinesi ve yargılama süreci devam ettiğinden kanun koyucu, iddiaya konu suçun şirket üzerinden işlenmeye devam edilmesinin durdurulmasını düzenlememiş, yalnızca maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde şirket yönetimi için kayyım tayininin mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Kanun koyucu; yargılamaya konu suçtan dolayı elkoymaya konu edilip faaliyetlerinin sekteye uğratılmasını istemediği şirketle ilgili kayyımlık sistemini öngörürken, şirketin faaliyetlerine devam etmesini ve şirket işlerinin yürütülmesini hedeflemiştir.
Esasında kanun koyucunun izlediği yöntem tuhaftır. Çünkü CMK m.133’de yalnızca denetim kayyımlığı öngörülmemiş, düzenlenmemiş, aynı şartlarda yönetim kayyımlığına da yer verilmiştir. Dolayısıyla hakim veya mahkeme; CMK m.133’de aranan şartların varlığını tespit ettiği ve somut olarak gerekçelendirdiği takdirde, şirkete denetim kayyımı veya yönetim kayyımı atanmasına karar verebilir.
Hakim veya mahkeme atama kararında; yönetim organlarının karar ve işlemlerinin geçerliliğini yalnızca kayyımın onayına bağlı kılmışsa şirkete denetim kayyımı, yönetim organının yetkilerinin tümü ile kayyıma vermişse yönetim kayyımı atandığı kabul edilecektir.
Hakim veya mahkeme; atadığı kayyımın şirketin denetimini veya idaresini yapabilme bilgi ve ehliyetine sahip olduğunu tespit etmelidir. Atanan kayyım; tarafsız olmalı, şirketin denetimi ve idaresi sırasında tarafsızlığını bozabilecek tasarruflarda bulunmasına yol açabilecek özellikleri taşımamalıdır. Hakim veya mahkeme; şirketle olan ilişkisi veya husumeti nedeniyle tarafsız edemeyeceği anlaşılan bir kişiyi, ya kayyım olarak atamamalı veya bu durumunu tespit ettiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermemelidir. Çünkü kayyım görevini; tarafsız bir şekilde sürdürmek, bu sırada şirketin yararlarını korumak ve hukuka riayet etmek zorundadır. Başlangıçta veya sonradan ortaya çıkan nedenlerle kayyım adayının veya kayyımın; objektif, güvenilir, ehliyetli bir şekilde görevini yapamayacağı anlaşıldığında, hakim veya mahkeme, ya o kişiyi kayyım tayin etmemeli veya bu durum tespit edildiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermelidir.
Elbette yönetim kayyımı, denetim kayyımından daha geniş hak ve yetkilere sahiptir. Bu genişlik, yönetimin kayyımının sorumluluğunu da artırır. Çünkü yönetim kayyımı, şirketin icra organı olarak faaliyetlerini sürdürecek ve şirketi idare edecektir. Bu idare; şirketin faaliyetlerinin durdurulması, sekteye uğratılması veya değiştirilmesi olmamalıdır. Yönetim kayyımı, şirketin hak ve yararlarını gözetmek zorundadır. Aksi halde, kayyımın hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir.
Hakim veya mahkemenin kayyım tayini kararı vermesi; bu kararın infazına başlanması için yeterli olup, CMK m.133/1’in son cümlesinde öngörülen ilan usulü karar ve infazı için kurucu özellik taşımaz. Burada geçen ilan, şirket için kayyım tayin kararının üçüncü kişilere duyurulması özelliğini taşır. Bu kararın infazına başlanması için, şirkete ve yetkililerine tebliğ de şart değildir. Bunun iki nedeni bulunmaktadır; birincisi, “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı CMK m.35/2’den kaynaklanmaktadır. Bir koruma tedbiri olan şirket için kayyım tayin kararının, ilgilisine tebliği şart değildir. İlgilinin karar sırasında hazır bulunup bulunulmadığına bakılmaksızın, kararın infazına başlanır. İkinci neden ise, “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlıklı CMK m.268/1’e dayanmaktadır. Bu hükümde; itiraza konu kararın CMK m.35’e göre ilgilisi tarafından öğrenilmesinden itibaren başlayacak yedi günlük itiraz süresinden bahsedilmiştir. Verildiğinde, infazı sırasında veya bir şekilde kararı öğrenen ilgili, CMK m.267 ve 268 uyarınca itiraz hakkının kullanabilecektir. Karara yapılan itiraz; kararı veren veya itiraz mercii tarafından infazın geriye bırakılmasına karar verilmediği takdirde, kararın yerine getirilmesini durdurmayacaktır (CMK m.269). 
Kayyım, Türk Ceza Kanunu “tanımlar” başlıklı m.6/1-c’ye göre “kamu görevlisi” sayılır. Bu açıklamalar, denetim kayyımı için de geçerlidir. Denetim kayyımı, şirketin yönetim organının karar ve tasarruflarının geçerliliği ile ilgili onay verip vermeyeceğine dair kararını geciktirmemeli, onaylamama nedenlerini göstermeli ve yönetim organının karar ve tasarruflarından dolayı şirketin zarara uğramasını engellemelidir.
Yeri gelmişken; şirket yetkililerinin veya ilgililerinin, hakim veya mahkemece atanan kayyımın tasarruflarına karşı Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurma hakları vardır (CMK m.133/3).
Uygulamada pek kullanılmayan, bu sebeple de aksayan ve eksik yönleri tartışılmayan ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar değişikliğe uğramayan CMK m.133; bir soruşturma veya kovuşturmaya konu suçla ilişkilendirilen bir şirketin faaliyetlerinin durdurulmasını, malvarlığına elkoyulmasın ve kayıtlı olduğu ticaret siciline elkoyma şerhinin düşülmesini, ticari faaliyetlerinin sekteye uğratılmasını amaçlamamıştır.
Ancak CMK m.133, bir suçun işlenmesine faaliyetleri çerçevesinde katılan şirketin kontrol altına alınmasını, suçsuzluk/masumiyet karinesine rağmen yargılama aşamasında iddiaya konu suçun işlenmesinin önlenmesini ve bu sırada maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. Kanun hükmünde tüm bu amaçların açıkça belirtilmediği, esas olarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasından bahsedildiği görülmektedir. Bu amaç belki soruşturmada dikkate alınabilir, ancak delillerin toplanmadığı, yalnızca ortaya koyulup tartışıldığı kovuşturma aşamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılabileceği yegane yer duruşma salonudur. Kovuşturma aşamasında delil toplama ve bu amaca hizmet eden mahkemenin re’sen delil araştırması usulü kabul edilmemiştir.
Kanaatimizce kovuşturma aşamasında tatbik edilen CMK m.133, yalnızca şirketin kontrol altında tutulmasına ve iddiaya konu suçun bu şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesinin önlenmesine hizmet edecektir. Bu da, CMK m.133/1’de öngörülen “maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde” şart ve amacına hizmet etmemektedir. Esasında şirket yönetimi için kayyım tayini için çok önemli bir konu, CMK m.133’de yeterli ayrıntıya sahip bir şekilde düzenlenmemiştir.
Anayasa m.35’de düzenlenen ve bir temel hak olarak kabul edilen mülkiyet hakkının güvenliği önemlidir. Bir iktisadi hürriyet olarak Anayasa m.48’de düzenlenen çalışma ve sözleşme hürriyeti, yani hür teşebbüs ve serbest piyasa; beraberinde istikrarı ve müteşebbislerin güvenliğini de öngörür. Mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa m.13’e uygun şekilde düzenlenmesi ve dolayısıyla bunlardan ceza yargılaması ile ilgili olanların da netleştirilmesi, yani sınırlama sebep, şart ve kurallarının muğlaklığının önüne geçilmesi ve sınırlamaya ilişkin karar ve tasarrufların denetime açık tutulması gerekir. Elbette bir suç işlendiği iddiası karşısında, soruşturulan suç, şüpheli ve sanıkla ilgili olan malvarlığının, iddiaya konu suçun faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilen şirket, hesap, kayıt ve tasarruflarının da gözardı edilmesi mümkün değildir. Ancak bu yöntemin tatbikinde, Anayasa ile kişiye sağlanan güvenceler dikkate alınmalı ve malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğu unutulmamalıdır (Anayasa m.38/9).
Maddi hakikate ve adalete ulaşmada, özellikle ileride uygulanma ihtimali olan müsadere, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri gibi konularda, illiyet bağının kurulması şartıyla tüzel kişilerin faaliyetlerinin takip edilmesi gerekebilir. Bundan dolayı veya CMK m.133’ün tatbiki nedeniyle şirketin bir an için etkilenmesi, faaliyetlerinin sekteye uğraması, ticari itibarının zedelenmesi, ticari piyasa ve kamuoyu nazarında güç kaybetmesi gündeme gelebilir ki, tüm bunlar yapılacak soruşturma ve kovuşturma sonucuna göre değişecektir.
Yargılama sonunda iddiaya konu suçla ilgili veya bu suçun şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlendiği konusunda yeterli delile ulaşılamadığı tespit edilmiş veya suçun hukuki niteliğinin değiştiği anlaşılmış, yani iddiaya konu suçun CMK m.133/4’der sayılan suçlardan olmadığı sonucuna varılmış veya iddiaya konu suçla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmişse, bu durumda şirket bütçesinden kayyıma ödenen ücretlerin kanuni faiziyle birlikte Devlet Hazinesi tarafından şirkete iadesi gündeme gelecektir.
Bu noktada suçun hukuki nitelik değiştirmesi ve katalog kapsamından çıkılması halinde şirket için yönetim kayyımı kararının hatalı olmadığı, o an, yani karar sırasında elde edilen bilgi, belge, delil ve oluşan şartlara göre kayyım kararın verildiği, bundan dolayı Devlet Hazinesi yönünden bir sorumluluğun doğmayacağı fikri ileri sürülebilir. Bu düşünceye katılmadığımızı, suçun hukuki nitelik değiştirmesi nedeniyle şirket için kayyım tayin kararının hatalı olduğu sonucuna varıldığında, bu derece önemli bir tedbirden dolayı en azından şirketin uğradığı kayıp ve zararların giderilmesi gerektiği tartışmasız olmalıdır. Görünür şart ve sebeplerden dolayı o an şirket için kayyım tayinine karar verilmesi, ancak sonradan iddiaya konu suçun gerçekleşmediğinin tespiti, kayyıma ödenen ücretlerin iadesi ve varsa şirketin uğradığı zararların karşılanması yükümlüğünü ortadan kaldırmaz. Hukuki nitelik değiştiren suçun yine katalog kapsamında kalması halinde ise, bu sorumluluk doğmayacaktır.
Bundan başka net bir düzenleme olmasa da, “tazminat istemi” başlıklı CMK m.141/1,j’den veya genel hükümlerden hareketle şirketin uğradığı maddi veya manevi kayıplardan dolayı tazminat talep hakkı doğabilecektir. Ancak kayyımlık görevinden dolayı şahsi sorumluluklarını gerektirecek hata veya ihmali olmadığı takdirde, burada bahsedilen tazminat taleplerinin muhatabı kayyım olmayacaktır. Denetim veya yönetim kayyımının hata veya ihmali olsa bile, ilk aşamada muhatap Devlet Hazinesi olacak, ancak sonrasında Anayasa m.40/3 uyarınca kayyımın maddi sorumluluğu gündeme gelecektir. Bu sebeple, şirketin haklılığını ve talebini kanıtlaması kaydıyla iadenin ve tazminatın sorumlusu Devlet Hazinesi olacaktır.
CMK m.133/1’de yer alan, “suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” tümcesinde geçen “kuvvetli şüphe sebepleri” ibaresi dikkat çekicidir. Kanun koyucu şirket yönetimi için kayyım tayininde, iddiaya konu suç ile şirketin faaliyetleri arasında kuvvetli şüphenin olduğunu, yani illiyet bağının bulunduğunu gösteren sebeplerin varlığını aramıştır. Esasında bu ibare ile 6 Mart 2014 tarihinde değiştirilen CMK m.128’de yer alan “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi” şartı farklılık arz etmektedir.
CMK m.128; elkoyma için kuvvetli şüphe sebebini gösteren somut delil aranmasını öngörerek, elkoyma tedbirinin tatbikini zorlaştırmıştır. CMK m.133’de ise, kuvvetli şüphe sebebinin varlığı yeterlidir ve buna ek olarak somut delilin elde edilme şartı aranmamıştır. Kanaatimizce, somut delille birlikte kuvvetli şüphe sebebinin varlığı gerçekleştiğinde, bir anlamda suç veya iddiaya konu malvarlığının suçla ilgili kanıtlanmış olmaktadır.
Tüm bunlara rağmen, CMK m.133/1’de öngörülen şartta da suç ile şirket arasında kurulması gereken illiyet bağında kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğunu gösteren somut delile ulaşılmalı, kuvvetli şüphe için en azından iz ve emarelerin varlığı tespit edilmelidir. Bu şart oluşmadığı takdirde, zaten şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan ön şartın gerçekleştiğinden bahsedilemez. Kanun hükmünde geçen “maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli olması halinde”  ibaresi de bir şart ve esasında şirket yönetimi için kayyım tedbiri uygulanmasının amacıdır. Suç ile şirket faaliyetleri arasında illiyet bağı net bir şekilde kurulmuşsa ve işlendiği iddia edilen suçun devamı son bulmuşsa, bu durumda CMK m.133’ün tatbiki değil, şartlarının varlığı halinde CMK m.123 veya 128’in tatbiki gündeme gelecektir.
Şirket yönetimi için kayyım tayininin soruşturma veya kovuşturmaya konu hangi suçlarda uygulanabileceğini düzenleyen ve katalog suçlara yer veren CMK m.133/4’den ayrıntılı bahsetmeyip, aşağıda hangi suçlardan dolayı şirketlere yönetim veya denetim kayyımının tayin edilebileceğini öngören ilgili hükme yer vereceğiz. Burada sayılan suçlar dışında şirket için kayyım tayini tedbirinin uygulanamayacağı tartışmasızdır.
 
CMK m.133/4’e göre;
“Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.
a) Türk Ceza Kanununda yer alan,
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
3. Parada sahtecilik (madde 197),
4. Fuhuş (madde 227),
5. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228),
6. Zimmet (madde 247),
7. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
8. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
9. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337)
Suçları,
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar”.
Şirket yönetimi için kayyım tayini kararını, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliği (5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m.10/1) ve kovuşturma aşamasında davayı gören mahkeme verir. Kovuşturmayı yapan bir hakimle değil de heyet halinde yargılama yapan mahkeme olduğunda, kayyım kararının oybirliği ile verilmesi zorunluluğu aranmaz.
Soruşturma aşamasında sulh ceza hakiminin yetkisi sınırı, bulunduğu il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırları olarak belirlenmiştir (5235 sayılı m.10/6). Ayrıca; ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırlarında bulunan il ve ilçenin adıyla anılan sulh ceza hakiminin yargı çevresinin, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığı’nın önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından tespit edileceği ifade edilmiştir (5235 sayılı Kanun m.10/7).
Görüleceği üzere, her sulh ceza hakimliğinin yargı yetkisi ayrıca belirlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Sulh ceza hakimliğinin bir başka sulh ceza hakimliğinin yargı yetkisine giren yer ve konu hakkında karar vermesi doğru değildir. Soruşturma nerede yürütülürse yürütülsün, yürütülen soruşturma kapsamında hakim tarafından verilmesi gereken bir kararın alınması amacıyla, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının kimisine göre doğrudan, kimisine göre de her cumhuriyet savcısının yetkisi kendi yargı alanında geçerli olduğundan, kendi yetki alanı dışında bulunan yerin cumhuriyet başsavcılığı vasıtasıyla o yer sulh ceza hakimliğine başvurması gerekir. Aksi halde; yetki ihlali, çatışması ve karmaşası yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Buna ek olarak; yargı yetkisi, madde ve yer itibariyle yetkinin geçerli olduğu kişi, konu ve yer hakkında kullanılmalıdır. Her ne kadar yetki kamu düzeninden olmasa da, soruşturma aşaması ile görevlendirilmiş sulh ceza hakimliğinin yer itibariyle yetkisi ile kovuşturmada yetki kurallarını birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü “Yetki” başlığı altında CMK m.12 ila 21’de düzenlenen yetki kuralları, dava ve kovuşturma aşamalarını kapsamaktadır. Soruşturmada yetki kuralının cumhuriyet savcıları yönünden CMK m.161/7’de düzenlendiği görülmektedir. Suçun işlendiği yer konusu ile ilgili cumhuriyet savcıları arasında ihtilaf çıktığında, bu sorun CMK m.161/7’de gösterilen prosedüre göre halledilecektir. Soruşturma sırasında hakim tarafından verilmesi öngörülen kararlarla görevli sulh ceza hakimliğinin yetkileri ise, CMK m.162, m.173 ve 5235 sayılı m.10’da düzenlenmiştir.
Konumuzu ilgilendiren hüküm, “Soruşturmada cumhuriyet savcısının hakim kararı istemi” başlıklı CMK m.162’de yer almaktadır.
CMK m.162’ye göre; “Cumhuriyet savcısı, ancak hakim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hakimine bildirir. Sulh ceza hakimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir”.
CMK m.162 yetki konusunda net bir hüküm öngörmüştür. Sulh ceza hakimliğinin yetkisi konusunda; suçun işlendiği veya soruşturmanın yapıldığı yer ölçütlerinin değil, ilgili işlemin yapılacağı yer ölçütünün kabul edildiği görülmektedir. Cumhuriyet savcısı; soruşturmayı yürüttüğü yerde yapılacak işlemlerle ilgili, 5235 sayılı Kanunun 10. maddesine uyarınca yargı yetkisine sahip olan sulh ceza hakimliğine ve soruşturmayı yürüttüğü yer dışında kalan işlemlerle ilgili ise, o işlemin yapılacağı yerde bulunan sulh ceza hakimliğine başvurması gerekir. “İşlemin yapılacağı yer” demek, cumhuriyet savcısının soruşturma aşamasında ancak hakim tarafından yapılabilmesi mümkün bir soruşturma işlemine gerek görmesi ve yapılacak bu işlem yerinin bir başka yargı çevresinde bulunması anlamını taşımaktadır. CMK m.162 değiştirilmediği ve işlemin yapılacağı yer konusunda yargı yetkisi ile sınırlı olmaksızın cumhuriyet savcısının soruşturmayı yürüttüğü yerde bulunan sulh ceza hakimliğinden talepte bulunmasını mümkün kılan bir hüküm öngörülmediği müddetçe, CMK m.162’nin lafzına uygun şekilde tatbikini zorunlu kılar.
Gerek sulh ceza hakimliğinin yetkisi ve gerekse aşağıda yer verdiğimiz savcının bir başka savcılığın yetki alanına giren yerde soruşturma işlemi yapması veya yaptırması konusunda sorunlar yaşandığı, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının kendi yetki alanında bulunan sulh ceza hakimliği vasıtasıyla yetki alanında olsun veya olmasın tüm soruşturma tasarruflarını gerçekleştirdiği ve ayrıca, kendi yetki alanına dışı çıkan savcının o yerde yetkili olan başsavcılık üzerinden değil, doğrudan orada bulunan kolluğa talimat vermek veya sulh ceza hakimliğine başvurmak suretiyle soruşturma işlemlerini yerine getirdiği görülmektedir. Tüm bunlar, yetki tartışması ile yer itibariyle yetkili makamının bilgi ve kararı dışında soruşturmaların yürütülmesini gündeme getirmektedir. Bu konuda doğru olan, kanunlar çerçevesinde yer itibariyle yetkili olan makam veya hakimliğin soruşturmada yapılması gereken işlemlere katılmasıdır. Yetki alanı konusunda yasal değişikliğe gidilmedikçe, yer itibariyle yetki mevcut hükümlere göre belirlenmelidir.         
Cumhuriyet savcısı yetkili olduğu yer dışında bulunan bir sulh ceza hakimliğine bir talepte bulunacaksa, bu talebi doğrudan mı yoksa orada bulunan cumhuriyet başsavcılığı vasıtasıyla mı ilgili sulh ceza hakimliğine ileteceği tartışması gündeme gelebilir. Şu an Türk Ceza Muhakemesi’nde bölge savcılığı veya bir savcılığın bir başka savcılığın yetki alanına giren yerde soruşturma yapabileceğine dair hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeple, bir başsavcılığın bir başka başsavcılığın yetki alanına giren yerde soruşturma tasarrufunda bulunması gündeme gelirse, yer itibariyle yetkili bulunan başsavcılıktan bu konuda talepte bulunması, yani o yer başsavcılığını deyim yerinde ise aşmaması ve devre dışı bırakmaması gerekir. Bu konuda bir eksiklik ve yetersizlik varsa bunun çözümü; kuralları farklı veya yanlış uygulamaktan değil, kanun koyucudan kanun çıkarmasını beklemekten geçer.
CMK m.267’ye göre; “Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”.
Bu hükme göre, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliğinin ve dolayısıyla sulh ceza hakiminin verdiği kararlara karşı CMK m.133’de ayrıca bir düzenleme bulunmasına ihtiyaç olmaksızın itiraz kanun yoluna başvurulabilir. CMK m.260/1’e göre itiraz hakkı; cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan ve suçtan zarar görene, yani mağdura tanınmıştır.
Yapılan itirazı önce kararı veren hakimlik; verdiği kararın düzeltilmesine gerek olup olmadığı açısından inceler, itirazı yerinde görürse kararını değiştirir, yerinde görmezse de en çok üç gün içinde dosyayı itirazı incelemeye yetkili bir diğer sulh ceza hakimliğine gönderir. Uygulamada, itiraz kanun yolu aşamasının bu kısmının etkin kullanıldığını, sonuç alındığını ve yapılan itiraz üzerine kararı veren hakimliğin kararını kaldırdığını veya düzelttiğini söylemek mümkün değildir. Bu nedenle kanun koyucu, CMK m.268’de doğrudan itiraz merciine başvurmayı düzenlese daha isabetli olurdu, çünkü mevcut hükme rağmen uygulama bu yönde gelişmiştir. Usul ve esas bakımından itirazı inceleyen itiraz mercii; itiraza konu kararda bir hukuka aykırılık tespit ettiğinde itirazı kabul edip kararı kaldırır, aksi halde itirazı reddeder. Yapacağı inceleme sırasında itiraz mercii; itiraz edenin gösterdiği sebeplerle de bağlı olmayıp, kapsamlı bir hukukilik denetimi yapmaya yetkilidir.   
Ancak bu itiraz hakkı, kovuşturma aşamasında şirket yönetimi için kayyım tayinine dair mahkeme kararlarına karşı öngörülmemiştir. Çünkü CMK m.267; mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna başvuruda özel hüküm aramıştır. Mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvuruda özel düzenleme olmadığı takdirde, itiraz konu karara karşı yalnızca hükümle birlikte temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Soruşturma aşamasında cumhuriyet savcısının talebini kabul eden hakim kararı, acaba hangi şekilde kalkar? Bu karar, kararı veren hakimliğin gözden geçirmesi veya itiraz merciinin itirazı kabul kararı ile kalkabilir. Soruşturmada verilen kayyım kararının, iddianamenin kabulü kararı ile başlayan kovuşturma aşamasında devamına karar verilmediği takdirde son bulacağı şüphesizdir. Acaba soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı tarafından hakimin verdiği kayyım kararı re’sen, yani hakimden verilecek ayrı bir karar olmaksızın kaldırılabilir mi?
Tutuklama tedbiri ile ilgili CMK m.103/2’de cumhuriyet savcısına tanınan serbest bırakma yetkisinin, şirket yönetimi için kayyım tayinini düzenleyen CMK m.133’de tanımlanmadığını görmekteyiz. Kayyım kararının uygulama ve etkisi bakımından farklılık içermesi, kayyımların ücret ve sorumlulukları, kayyım tayinine konu edilen şirket ve şirketin yetkilileri ile ortaklarının varlığı, kayyım kararının Özel Hukuka etkisi gibi sebepler düşünüldüğünde, bu kararın yine hakim tarafından kaldırılması gerektiği fikri ileri sürülebilir.
Elbette tutuklama gibi kişi hürriyeti ve güvenliğini sınırlandıran ağır bir tedbire son verebilen cumhuriyet savcısının, kayyım tayininde de aynı yetkiye sahip olması gerektiği, tutuklama kararını veremeyen cumhuriyet savcısının şüpheliyi serbest bıraktığı düşünüldüğünde, soruşturmanın amiri sıfatıyla kayyım konusunda da aynı yetkiye sahip olduğunun kabulünün doğru olacağı, bu sebeple soruşturma devam ederken şirket için kayyım ihtiyacının ortadan kalktığı durumda, cumhuriyet savcısının da ayrı bir hakim kararına ihtiyacı olmaksızın kayyımın görevine son verebileceği fikri savunulabilir. Ancak uygulamada; CMK m.103/2’de öngörülen serbest bırakma yetkisinin çok kullanılmadığı, bunu yerine salıverilmenin hakim tarafından yapılmasının tercih edildiği dikkate alındığında, aynı uygulamanın kayyımlıkta da devam edeceğini, cumhuriyet savcısının re’sen karar vermek yerine, hakim kararıyla şirket denetimi ve yönetimi için verilen kayyım tayin kararının kaldırılmasını sağlayacağı, böylece sorumluluk üstlenmek istemeyeceği ileri sürülebilir.
Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…
Prof. Dr. Ersan Şen - Haber 7

HACZEDİLEN TAŞINIR MALLAR HAKKINDA ALINACAK MUHAFAZA TEDBİRLERİ

HACZEDİLEN TAŞINIR MALLAR HAKKINDA ALINACAK MUHAFAZA TEDBİRLERİ (İİK. mad. 88)

Av. Talih Uyar 

İİK. mad. 88’de; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.
I- A- Haczedilen şey; a) Para, b) Banknot, c) Hâmiline ait senet, d) Poliçe, e) Cirosu mümkün diğer bir senet, f) Altın, gümüş ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I). Yani bunlar İİK. mad. 9’da öngörülen bankalardan birinin kasasına konur (Yön. mad. 92, 93).

Maddede sayılanlardan «banknot» belirli bir altın karşılığını içerir ve istendiği zaman altına çevrilmesi mümkündür. Bugün memleketimizde banknot kullanılmamaktadır.


 
Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(1)

«Para»nın haczedilmiş olması halinde, icra dairesi, bunu «ödeme» olarak kabul edip, hacizden kaçınamaz. Çünkü, icra memuru, diğer alacaklıların hacze katılmalarını sağlayabilmek için parayı haczetmeli ve İİK’nun 100 ve 101. maddelerindeki sürelerin yani «hacze katılma süreleri»nin geçmesinden sonra, alacaklının paraya çevirme istemini beklemeksizin, haczettiği parayı alacaklıya ödemelidir.(2)

Açıklanan bu hükmüyle, İcra ve İflâs Kanunumuz, borçluya ait «kıymetli evraka bağlanmış» hak ve malların haczini, diğer mallarından farklı olarak özel kurallara bağlı tutmuş ve bu senetlerin ancak «el koymak» suretiyle hacizlerinin mümkün olabileceğini belirtmiştir.

Başka bir deyişle, senetsiz ya da âdi senetlere bağlı mal ve hakların haczi, bunlardan a) Borçlunun elinde bulunanlar, icra memurunun görmesi ve haciz iradesini açıklamasıyla, b) Borç, emanet, vedia, âriyet veya vekâlet gibi hukuki sebeplerle üçüncü kişilerin elinde bulunanlar ise fiilen görülmesine gerek kalmaksızın, icra memurunun haciz beyanı ve durumun tedbir olarak üçüncü kişilere bildirilmesi ile mümkün iken, kıymetli senetlere bağlı mal, alacak ve hakların haczi, ancak ve ancak a) Borçlu elinde bulunan senetlere İİK. mad. 88/I gereğince el konulması(3) b) üçüncü kişilerde bulunan -örneğin, bankaya tahsile verilmiş- senetler için de, icra memurunun irade açıklamasıyla mümkün olabilmektedir. Üçüncü kişilerde bulunan senetlerin haczi, ayni zamanda üçüncü kişilere bildirilirse de (İİK. mad. 89/I), bu bildirme haciz işleminin bir geçerlik koşulu olmayıp, tedbir niteliğini taşır. İİK. 89’a dayanan ihbar, üçüncü kişilere bildirilmemiş olsa bile haciz, icra memurunun bahis konusu mal ve hakları temsil eden belgeleri belirterek haciz kararı vermesiyle tamamlanmıştır. 89. maddeye dayanan ihbarın yapılmamış olması sadece, bunları borçluya ya da havale ettiği bir kimseye teslim eden iyiniyetli zilyet üçüncü kişileri sorumluluktan kurtarır. Haczedilen bu mal ve hakları üçüncü kişilerden alan ya da aldıran borçlunun İİK. mad. 86 çerçevesinde hukuki ve cezai sorumluluğu, İİK. mad. 89’a göre ihbar yapılmamış olması halinde de vardır.(4)

Borçlunun elinde (yanında) bulunan ve haczedilen «para», «hâmiline yazılı senetler», «poliçe ve diğer cirosu mümkün senetler»in haczinin tamamlanmış sayılması için, bunlara doğrudan doğruya icra dairesince el konulmuş olması gereklidir.

 
İİK. mad. 88/I’de sadece «hâmiline ve emre muharrer senetler» belirtildiğinden «nama yazılı senetler»in bu tedbir ve haciz şeklinden hariç tutulduğu izlenimini uyandırmakta ise de, kıymetli evrakı «hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz devir, dermeyan ve tasarrufun mümkün olmadığı senetler» şeklinde tanımlayan TK. 557, 558, 559, 568 inci maddeleri karşısında, aynı tanıma giren «nama yazılı senetler»in haczinin de, hâmiline ve emre yazılı senetler gibi yapılması lâzımdır. Esasen, nama yazılı senetlerin en önemlilerinden biri olan «nama yazılmış hisse senetleri» ciro yoluyla devredilebildiğinden (TK. mad. 416), nama yazılı bu hisselerin de İİK. mad. 88/I ve 89/I rejimine tâbi tutulması mümkündür. Başka bir deyişle nama yazılı kıymetli evrakta da hak, senede kesin olarak bağlı ve kural olarak senetle birlikte olmaksızın hakta, haciz de dahil, tasarruf imkansız olduğundan, nama yazılı senetlere bağlı hakların da haczi; ya, borçlu yanındaki (elindeki) senetlerin fiilen görülerek el konması (İİK. mad. 88/I) ya da mülkiyeti borçluya ait senetleri vedia, rehin, âriyet (hatır senedi) olarak veya vekaleten yahut intifa hakkı sahibi sıfatıyla elinde bulunduran üçüncü kişilerin gıyabında haciz kararı almak ve ayrıca, tedbir niteliğinde bu haczin üçüncü kişiye bildirilmesi suretiyle mümkündür.(5)

Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız haciz şekli uygulanan ve kıymetli evraka dahil senetlerin başlıcaları şunlardır[Resim: sad.png]6)

1- Çek, poliçe ve bono’dan ibaret olan kambiyo senetleri(7) (TK. mad. 582, 735),
2- Emre muharrer havaleler (TK. mad. 738, 741) (MK. mad. 930-938)
3- Emre yazılı ödeme vaadi senetleri (TK. 742),
4- Tahviller (TK. mad. 420-433 ve diğer özel kanunla çıkarılanlar)
5- Her türlü faiz ve kâr kuponları (TK. mad. 572, 573 - MK. mad. 915-917)
6- Tasarruf bonoları,
7- Deniz ödüncü senedi (TK. mad. 1163-1169),
8- Sigorta poliçeleri, (TK. mad. 1306, 1314, 1324),
9- İpotekli borç senedi ile irad senedi (MK. mad. 898-929)
10- Rehinli bir alacağı ihdas ve ifade eden varant (TK. mad. 747-760),
11- Taşıma senetleri (TK. mad. 747-760),
12- Konşimento (TK. mad. 1097-1118),
13- Makbuz senedi (TK. mad. 746-760),
14- Hisseli Komandit Şirketlerle, Anonim Şirketlere dair olan hisse senetleri(8) (TK. mad. 411, 412, 419) (TK. mad. 402, 403, 298).

Kıymetli evrakın -yukarıda belirtildiği şekilde- 88. madde yerine 89. maddeye göre (yani; fiilen el konularak değil de, senet borçlusu üçüncü kişiye «haciz ihbarnamesi» gönderilerek) haczedilmesi halinde, yapılan bu yasaya aykırı işleme karşı şikayet süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir.(9)

II- B- Kıymetli şeyler dışındaki diğer taşınır mallara konulan haczin geçerliliği için, icra memurunun bu mallara fiilen el koymuş olması mutlaka zorunlu değildir. Bunlar, masrafı alacaklıdan peşin alınarak, uygun bir yerde saklanabileceği gibi alacaklı izin verdiği taktirde(10), istendiği zaman verilmek koşulu ile geçici olarak borçlu ya da üçüncü kişinin yanında bırakılabilir (mad. 88/II)(11). Bir görüşe göre(12) «üçüncü kişinin haciz koyduran alacaklı da olabileceği» kabul edilmek gerekir. Yani, «haciz isteminde bulunmuş olan alacaklıya da haczedilen şeyler yediemin olarak bırakılabilir» ise de, uygulamada genellikle bu görüş benimsenmemekte ve haczedilen şeyler ya tarafların dışındaki bir kişiye ya da mümkün olmazsa borçluya teslim edilmektedir.

Adalet Bakanlığı, haciz uygulandığı yerde, hacizli malların korunması (saklanması) için «depo» veya «garaj» açmışsa, -veya bu «depo» veya «garaj» Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı tarafından açılmış ya da çalıştırılıyor ise (mad. 88/IV)- hacizli mallar burada saklanır (İİK. mad. 88/IV). Bu tür yerlerin çalışma ilkelerini gösteren yönetmelik «Mahcuz Malların Muhafaza Edileceği adalet Bakanlığı Depo ve Garajların Çalışmasına Dair Yönetmelik» ismi ile -13.7.1987 tarihinde- yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.(13)


 
Adalet Bakanlığına ait depo ve garaj bulunmayan yerlerde, alacaklının haczedilen malın borçluda bırakılmasını kabul etmemesi halinde, gideri peşin olarak kendisinden alınarak (İİK. mad. 95) haczedilen mal, üçüncü bir kişiye yediemin olarak teslim edilir.



Üçüncü kişinin elinde bulunan taşınır malın haciz edilmesi halinde, Komisyon tarafından hazırlanan metinde yer alan «üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır malların, bu şahıstan alınmayıp, kabulü halinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılacağına» dair olan hüküm, maddenin TBMM’de görüşülmesi sırasında, Adalet Komisyonu’nda «...alacaklının muvafakatı ve...» sözcükleri maddeye eklenerek değiştirilmiş ve bu değişik şekliyle -maalesef- kanunlaşmıştır. Daha sonra, 12.2.2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunla bu madde yeniden Komisyon’un düzenlediği şekle dönüştürülmek istendiyse de, Adalet Komisyonu’nda da benimsenen bu değişiklik, TBMM’de verilen bir önerge ile geri alınmıştır... «Bir taşınır malı elinde bulunduranın, onun maliki sayılacağını» öngören İİK. 97a hükmü ile «taşınır mallarda zilyetliğin mülkiyete karine teşkil ettiğini» öngören MK. 985/I hükmüne ve hayatın olağan akışına aykırı olan bu hükmün en kısa zamanda değiştirilmesi isabetli olacaktır.(13a)

III- Yüksek mahkeme, 88. maddenin uygulama alanı ile ilgili olarak;

√ «Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılması zorunluluğunu bulunmadığını, hisse senedi çıkarılmış ise bu hisse senetlerin İİK’nun taşınır mallarla ilgili haciz ve muhafaza hükümlerini düzenleyen 88. maddesi uyarınca icra müdürlüğünce haczedilip muhafaza altına alınacağını, hisse senedi çıkarılmamış ise, borçlunun üçüncü kişi nezdinde bulunan ve henüz kıymetli evraka bağlanmamış hisse haklarının İİK’nun 94. maddesi gereğince icra müdürlüğü tarafından mahalline bizzat gidilerek ve pay defterine işlenmek suretiyle haciz işleminin yapılabileceğini»(14)

√ «Borçlunun üçüncü kişi bankadaki mevduatının ‘taşınır hükmünde’ olduğunu, bu nedenle bankadaki mevduatın İİK’nun 89. maddesine göre bankaya ‘haciz ihbarnamesi’ gönderilerek veya bankaya ‘haciz müzekkeresi’ yazılarak haczedilebileceğini»(15)

√ «Hamiline yazılı senetlerin haczi mümkün olduğundan, borçlunun hamil olarak takibe koyduğu çekler üzerine alacaklı tarafından haciz uygulanabileceğini ve alacaklıya bu senetlerin takibi konusunda icra müdürlüğünce yetki verilebileceğini»(16)

√ «İİK’nun 88. maddesine göre yapılan hacze, üçüncü kişinin şikayet hakkının bulunmadığını»(17)

√ «Alacaklının muvafakatı olmaması halinde hacizli malın borçlunun elinde bırakılamayacağını»(18)

√ «Taşınır malların haczedilmiş sayılabilmesi için, icra dairesinin istediği zaman bu mallara el koyabilmek imkanına sahip olması gerektiğini, ‘fiilen el koyma’ koşulunun para, kıymetli evrak ve altın... vs. gibi malların dışında kalan taşınırlar için gerekli olmadığını, haczi yapan memurun bu mallara hukuken el koymasının yani haczettiği malları alacaklının muvafakatı ile bizzat borçluda bırakması veya bir yediemine teslim etmesini yeterli olduğunu»(19)

√ «Haczin ‘belirli bir para alacağının tahsilini sağlamak için borçluya ait mal ve haklara icra memurunun beyanı ile hukuken el konulması’ olduğu; icra memurunun alacaklının onayı bulunmaksızın, paraya çevirme imkanını zorlaştıracak nitelikte bir işlem yapmasının mümkün olmadığının bu nedenle ‘hacizli sicile kayıtlı olduğu ve fiili haciz uygulaması ile alacağın garanti altına alındığı’ gerekçesi ile seferden men kararını kaldıramayacağını»(20)

√ «Talimat icra dairesinin görevinin haciz talimatında belirtilen muhafaza işlemini yerine getirmekten ibaret olduğunu, hacizli malların muhafaza altına alınıp alınmayacağı takdirinin asıl icra dairesine ait olduğunu, bunun talimat icra dairesince tartışma konusu yapılamayacağını»(21)

√ «Şirketlerce, hisse senedi yerine geçmek üzere çıkarılan ilmühaberlerin -kıymetli evrak sayıldıklarından- İİK’nun 88. maddesine göre -fiilen el konularak- haczedilebileceğini»(22)

√ «Yarış atları ile ilgili soy kütüğündeki kayıtlar mülkiyeti belirtmediğinden yarış atları için konulan kaydi hacizlerin geçerli olmadığını, haczin geçerli olabilmesi için yarış atların fiilen haczi gerektiği»(23)

√ «Alacaklının muvafakatı olmadıkça hacizli malların teminat karşılığında borçluya teslim edilemeyeceğini»(24)

√ «Hacizli taşınır malların muhafaza şekli ile ilgili kararların kesin nitelikte olduğunu»(25)

√ «Anonim şirket hisse senetlerinin ‘haciz ihbarnamesi gönderilerek’ İİK. 89’a göre değil ‘fiilen haczi edilip muhafaza altına alınarak İİK. 88’e göre haciz edilebileceğini»(26)
belirtmiştir.

IV- 4949 sayılı Kanun ile -maddenin 3. fıkrasına eklenen hükümle- «ticari işletme rehni kapsamındaki taşınırların haciz ve rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiplerde icra dairesince satılmalarına karar verilmesinden önce muhafaza altına alınmaları önlenerek» işletmenin bütünlüğü korunmak istenmiştir...

V- Borçlunun bankada «kiralık bir kasası» varsa, bu kasanın içindekiler nasıl haczedilir? Alacaklı, borçlunun bankadaki kasasını mühürletmemek hakkına sahiptir. Borçluya yapılan bildiriye rağmen, kasanın anahtarını getirmemesi halinde icra memuru, bir çilingir vasıtasıyla kasayı açtırıp, içinden çıkacak şeylere fiilen haciz koyabilir. Yoksa, bankaya İİK. mad. 89’a göre «haciz ihbarnamesi» göndermek suretiyle kasanın içindekileri haczettiremez. Çünkü, banka burada, İİK. anlamında «bir malı ya da müşterinin alacağını elinde bulunduran üçüncü kişi» durumunda değildir.(27) (28)

VI- İcra dairesi gerek depo ve garajlarda ve gerekse yediemin olarak kendisine hacizli malın bırakılmış olduğu üçüncü kişilerde saklanıp (muhafaza altına alınıp) da hukuken artık muhafazasına gerek kalmayan taşınır malı, vereceği uygun süre içinde geri almasını ilgililere re’sen bildirir. Verilen süre içinde eşyanın geri alınmaması halinde, icra müdürü, icra mahkemesinden karar alarak -«taşınır mal satışlarına» ilişkin hükümler uyarınca- bunları satar.

Satış bedelinden öncelikle «muhafaza ve satış giderleri» ödenir. Artan miktar, İİK. mad. 9 uyarınca saklanır...

VII- Taşınır bir mal haczedilip üçüncü bir kişiye «yediemin» olarak bırakılmışsa, bu kişi malı her zaman icra dairesinin emrine hazır durumda bulundurmakla yükümlüdür.

Yediemin, kendisine teslim edilen malları istendiği zaman icra dairesine geri vermek zorundadır.(29) Hacizli malı «kendi kusuru olmaksızın elinden çıkarmış olduğunu» kanıtlayamayan yediemin(30), hacizli malın kıymetini «hükme gerek kalmadan»(31) icra dairesine ödemek zorunda kalır (İİK. mad. 358). Yedieminin ücret istememiş ve kendisine bu nedenle ücret takdir edilmemiş olması, yedieminin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.(32)

Hacizli malı istenildiği zaman icra dairesine teslim etmeyen yedieminin bu eylemi aynı zamanda «yedieminlik görevini kötüye kullanma suçu»nu oluşturur (TCK. mad. 289).

Yüksek mahkeme, yedieminlik konusu ile ilgili olarak ayrıca;

√ «Yediemin ücretinin takdir yetkisinin -İİK. 89 ve 90 uyarınca- icra memuruna ait olduğunu, ücret takdirindeki usulsüzlükler hakkında yedieminin icra mahkemesine başvurarak şikayette bulunabileceğini»(33)

√ «Yedieminin haczin kaldırılmasını isteme hakkının bulunmadığını»(34)

√ «Gümrükte bulunan malların ardiye ücretinden alacaklının sorumlu olduğunu»(35)

√ «Yedieminin, kendisine teslim edilen malları iade edememesi üzerine açılan tazminat davasında, eşyaların yediemine, yediemin olarak teslim edildikleri gün bulundukları durum itibariyle değerleri bilirkişiye tespit ettirilip o değer üzerinden ödetme kararı verilmesi gerekeceği»(36)

√ «Haczedilen eşyanın, alacaklının istemi üzerine başka yere götürülürken düşüp kırılmasından alacaklının sorumlu olamayacağını»(37)

√ «Haczedilip üçüncü şahsa teslim edilmiş malların kaybolmasından borçlunun sorumlu olmadığını»(38)

√ «Yediemin olarak borçluya tevdi edilen hacizli malı borçlunun çalıştıramayacağını»(39)

belirtmiştir...
--------------------------------------------------------------------------------
(1) POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s: 305
(2) ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s: 154
(3) Bknz: 12. HD. 18.3.2003 T. 2563/5668 - 10.7.1985 T. 13946/7878; 14.4.1970 T. 3381/3404 - İİD. 29.3.1966 T. 3448/3361
(4) DOMANİÇ, H. Kıymetli Evraka Bağlanması Mümkün Hakların Haciz Kabiliyeti (BATİDER, 1970, C: V, S: 4, s: 756) - DOMANİÇ, H. Kıymetli Evrak Hukuku ve Uygulaması, 1990, s: 1033 vd.
(5) DOMANİÇ, H. a.g.m. s: 757 - DOMANİÇ, H. a.g.e. s: 1038 vd.
(6) DOMANİÇ, H. a.g.m. s: 751
(7) Bknz: Yuk. dipn. 3
(8) Bknz: 12. HD. 8.3.2005 T. 351/4722; 1.11.2004 T. 18478/22744 - HGK. 9.12.1967 T. İc. İf. - 515/611
(9) Bknz: İİD. 21.4.1967 T. 3796/3854
(10) Bknz: 12. HD. 26.4.1989 T. 11004/6344
(11) Bknz: 12. HD. 29.11.2002 T. 23718/25610; 22.5.2001 T. 8281/9066 - 19.2.2003 T. 25688/3271
(12) ANSAY, S. Ş. Hukuk, İcra ve İflâs Usulleri, 1960, s: 76
(13) Bknz: RG. 13.7.1987 T. S: 19516 - 26.12.1992 T. S: 21447
(13a) Aynı görüşte: PEKCANITEZ, H./ATALAY, O./ÖZKAN, M.S./ÖZEKES, M. İcra ve İflâs Hukuku, 2. Bası, 2004, s: 159
(14) Bknz: 12. HD. 8.3.2005 T. 351/4722; 1.11.2004 T. 18478/22744; 11.3.2004 T. 606/5526
(15) Bknz: 12. HD. 29.4.2004 T. 6537/10591; 16.2.2001 T. 1313/2890; 27.3.1999 T. 6418/6980
(16) Bknz: 12. HD. 26.2.2004 T. 27164/4066
(17) Bknz: 12. HD. 24.2.2003 T. 708/3322
(18) Bknz: 12. HD. 19.2.2003 T. 25688/3271
(19) Bknz: 12. HD. 29.11.2002 T. 23718/25610; 22.5.2001 T. 8281/9066
(20) Bknz: 12. HD. 5.7.2001 T. 11616/12228
(21) Bknz: 12. HD. 5.6.2000 T. 8766/9262
(22) Bknz: 12. HD. 16.12.1998 T. 13631/14544; 11.4.1995 T. 5747/5411; 17.12.1994 1325/2211
(23) Bknz: 19. HD. 6.2.1997 T. 8698/954
(24) Bknz: 12. HD. 26.4.1989 T. 11004/6344
(25) Bknz: 12. HD. 15.9.1981 T. 5250/6713
(26) Bknz: HGK. 9.12.1967 T. İc. İf. 515/611; İİD. 12.11.1966 T. 8867/11304
(27) YÜKSEL, A. S. Bankacılık Hukuku ve İşletmesi, 1986, s: 180
(28) Karş: KURU, B. İcra ve İflâs Hukuku, 1988, C: 1, s: 771, dipn. 277
(29) Bknz: 12. HD. 7.10.1986 T. 15194/10130; 14.6.1986 T. 451/10458; 20.4.1981 T. 2633/3958
(30) Bknz: 12. HD. 29.9.1986 T. 15251/9663; 5.3.1980 T. 68/2027
(31) Bknz: 12. HD. 18.2.1985 T. 11762/1325; 8.7.1980 T. 4155/5992 - 25.11.1988 T. 11969/14303
(32) Bknz: 12. HD. 16.3.1981 T. 1106/2576
(33) Bknz: 12. HD. 27.10.2003 T. 17419/20907
(34) Bknz: 12. HD. 1.7.2003 T. 11908/15730
(35) Bknz: 12. HD. 27.9.1994 T. 10724/11246
(36) Bknz: 4. HD. 23.12.1986 T. 7713/8511
(37) Bknz: 4. HD. 4.11.1986 T. 6935/7553
(38) Bknz: İİD. 18.12.1969 T. 10527/12190
(39) Bknz: İİD. 2.12.1965 T.
Kaynak : http://www.icrada.net/2015/08/haczedilen...nacak.html

  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:31
  • DuraN
HACZEDİLEN TAŞINIR MALLAR HAKKINDA ALINACAK MUHAFAZA TEDBİRLERİ (İİK. mad. 88)

Av. Talih Uyar 

İİK. mad. 88’de; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.
I- A- Haczedilen şey; a) Para, b) Banknot, c) Hâmiline ait senet, d) Poliçe, e) Cirosu mümkün diğer bir senet, f) Altın, gümüş ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I). Yani bunlar İİK. mad. 9’da öngörülen bankalardan birinin kasasına konur (Yön. mad. 92, 93).

Maddede sayılanlardan «banknot» belirli bir altın karşılığını içerir ve istendiği zaman altına çevrilmesi mümkündür. Bugün memleketimizde banknot kullanılmamaktadır.


 
Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(1)

«Para»nın haczedilmiş olması halinde, icra dairesi, bunu «ödeme» olarak kabul edip, hacizden kaçınamaz. Çünkü, icra memuru, diğer alacaklıların hacze katılmalarını sağlayabilmek için parayı haczetmeli ve İİK’nun 100 ve 101. maddelerindeki sürelerin yani «hacze katılma süreleri»nin geçmesinden sonra, alacaklının paraya çevirme istemini beklemeksizin, haczettiği parayı alacaklıya ödemelidir.(2)

Açıklanan bu hükmüyle, İcra ve İflâs Kanunumuz, borçluya ait «kıymetli evraka bağlanmış» hak ve malların haczini, diğer mallarından farklı olarak özel kurallara bağlı tutmuş ve bu senetlerin ancak «el koymak» suretiyle hacizlerinin mümkün olabileceğini belirtmiştir.

Başka bir deyişle, senetsiz ya da âdi senetlere bağlı mal ve hakların haczi, bunlardan a) Borçlunun elinde bulunanlar, icra memurunun görmesi ve haciz iradesini açıklamasıyla, b) Borç, emanet, vedia, âriyet veya vekâlet gibi hukuki sebeplerle üçüncü kişilerin elinde bulunanlar ise fiilen görülmesine gerek kalmaksızın, icra memurunun haciz beyanı ve durumun tedbir olarak üçüncü kişilere bildirilmesi ile mümkün iken, kıymetli senetlere bağlı mal, alacak ve hakların haczi, ancak ve ancak a) Borçlu elinde bulunan senetlere İİK. mad. 88/I gereğince el konulması(3) b) üçüncü kişilerde bulunan -örneğin, bankaya tahsile verilmiş- senetler için de, icra memurunun irade açıklamasıyla mümkün olabilmektedir. Üçüncü kişilerde bulunan senetlerin haczi, ayni zamanda üçüncü kişilere bildirilirse de (İİK. mad. 89/I), bu bildirme haciz işleminin bir geçerlik koşulu olmayıp, tedbir niteliğini taşır. İİK. 89’a dayanan ihbar, üçüncü kişilere bildirilmemiş olsa bile haciz, icra memurunun bahis konusu mal ve hakları temsil eden belgeleri belirterek haciz kararı vermesiyle tamamlanmıştır. 89. maddeye dayanan ihbarın yapılmamış olması sadece, bunları borçluya ya da havale ettiği bir kimseye teslim eden iyiniyetli zilyet üçüncü kişileri sorumluluktan kurtarır. Haczedilen bu mal ve hakları üçüncü kişilerden alan ya da aldıran borçlunun İİK. mad. 86 çerçevesinde hukuki ve cezai sorumluluğu, İİK. mad. 89’a göre ihbar yapılmamış olması halinde de vardır.(4)

Borçlunun elinde (yanında) bulunan ve haczedilen «para», «hâmiline yazılı senetler», «poliçe ve diğer cirosu mümkün senetler»in haczinin tamamlanmış sayılması için, bunlara doğrudan doğruya icra dairesince el konulmuş olması gereklidir.

 
İİK. mad. 88/I’de sadece «hâmiline ve emre muharrer senetler» belirtildiğinden «nama yazılı senetler»in bu tedbir ve haciz şeklinden hariç tutulduğu izlenimini uyandırmakta ise de, kıymetli evrakı «hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz devir, dermeyan ve tasarrufun mümkün olmadığı senetler» şeklinde tanımlayan TK. 557, 558, 559, 568 inci maddeleri karşısında, aynı tanıma giren «nama yazılı senetler»in haczinin de, hâmiline ve emre yazılı senetler gibi yapılması lâzımdır. Esasen, nama yazılı senetlerin en önemlilerinden biri olan «nama yazılmış hisse senetleri» ciro yoluyla devredilebildiğinden (TK. mad. 416), nama yazılı bu hisselerin de İİK. mad. 88/I ve 89/I rejimine tâbi tutulması mümkündür. Başka bir deyişle nama yazılı kıymetli evrakta da hak, senede kesin olarak bağlı ve kural olarak senetle birlikte olmaksızın hakta, haciz de dahil, tasarruf imkansız olduğundan, nama yazılı senetlere bağlı hakların da haczi; ya, borçlu yanındaki (elindeki) senetlerin fiilen görülerek el konması (İİK. mad. 88/I) ya da mülkiyeti borçluya ait senetleri vedia, rehin, âriyet (hatır senedi) olarak veya vekaleten yahut intifa hakkı sahibi sıfatıyla elinde bulunduran üçüncü kişilerin gıyabında haciz kararı almak ve ayrıca, tedbir niteliğinde bu haczin üçüncü kişiye bildirilmesi suretiyle mümkündür.(5)

Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız haciz şekli uygulanan ve kıymetli evraka dahil senetlerin başlıcaları şunlardır[Resim: sad.png]6)

1- Çek, poliçe ve bono’dan ibaret olan kambiyo senetleri(7) (TK. mad. 582, 735),
2- Emre muharrer havaleler (TK. mad. 738, 741) (MK. mad. 930-938)
3- Emre yazılı ödeme vaadi senetleri (TK. 742),
4- Tahviller (TK. mad. 420-433 ve diğer özel kanunla çıkarılanlar)
5- Her türlü faiz ve kâr kuponları (TK. mad. 572, 573 - MK. mad. 915-917)
6- Tasarruf bonoları,
7- Deniz ödüncü senedi (TK. mad. 1163-1169),
8- Sigorta poliçeleri, (TK. mad. 1306, 1314, 1324),
9- İpotekli borç senedi ile irad senedi (MK. mad. 898-929)
10- Rehinli bir alacağı ihdas ve ifade eden varant (TK. mad. 747-760),
11- Taşıma senetleri (TK. mad. 747-760),
12- Konşimento (TK. mad. 1097-1118),
13- Makbuz senedi (TK. mad. 746-760),
14- Hisseli Komandit Şirketlerle, Anonim Şirketlere dair olan hisse senetleri(8) (TK. mad. 411, 412, 419) (TK. mad. 402, 403, 298).

Kıymetli evrakın -yukarıda belirtildiği şekilde- 88. madde yerine 89. maddeye göre (yani; fiilen el konularak değil de, senet borçlusu üçüncü kişiye «haciz ihbarnamesi» gönderilerek) haczedilmesi halinde, yapılan bu yasaya aykırı işleme karşı şikayet süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir.(9)

II- B- Kıymetli şeyler dışındaki diğer taşınır mallara konulan haczin geçerliliği için, icra memurunun bu mallara fiilen el koymuş olması mutlaka zorunlu değildir. Bunlar, masrafı alacaklıdan peşin alınarak, uygun bir yerde saklanabileceği gibi alacaklı izin verdiği taktirde(10), istendiği zaman verilmek koşulu ile geçici olarak borçlu ya da üçüncü kişinin yanında bırakılabilir (mad. 88/II)(11). Bir görüşe göre(12) «üçüncü kişinin haciz koyduran alacaklı da olabileceği» kabul edilmek gerekir. Yani, «haciz isteminde bulunmuş olan alacaklıya da haczedilen şeyler yediemin olarak bırakılabilir» ise de, uygulamada genellikle bu görüş benimsenmemekte ve haczedilen şeyler ya tarafların dışındaki bir kişiye ya da mümkün olmazsa borçluya teslim edilmektedir.

Adalet Bakanlığı, haciz uygulandığı yerde, hacizli malların korunması (saklanması) için «depo» veya «garaj» açmışsa, -veya bu «depo» veya «garaj» Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı tarafından açılmış ya da çalıştırılıyor ise (mad. 88/IV)- hacizli mallar burada saklanır (İİK. mad. 88/IV). Bu tür yerlerin çalışma ilkelerini gösteren yönetmelik «Mahcuz Malların Muhafaza Edileceği adalet Bakanlığı Depo ve Garajların Çalışmasına Dair Yönetmelik» ismi ile -13.7.1987 tarihinde- yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.(13)


 
Adalet Bakanlığına ait depo ve garaj bulunmayan yerlerde, alacaklının haczedilen malın borçluda bırakılmasını kabul etmemesi halinde, gideri peşin olarak kendisinden alınarak (İİK. mad. 95) haczedilen mal, üçüncü bir kişiye yediemin olarak teslim edilir.



Üçüncü kişinin elinde bulunan taşınır malın haciz edilmesi halinde, Komisyon tarafından hazırlanan metinde yer alan «üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır malların, bu şahıstan alınmayıp, kabulü halinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılacağına» dair olan hüküm, maddenin TBMM’de görüşülmesi sırasında, Adalet Komisyonu’nda «...alacaklının muvafakatı ve...» sözcükleri maddeye eklenerek değiştirilmiş ve bu değişik şekliyle -maalesef- kanunlaşmıştır. Daha sonra, 12.2.2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunla bu madde yeniden Komisyon’un düzenlediği şekle dönüştürülmek istendiyse de, Adalet Komisyonu’nda da benimsenen bu değişiklik, TBMM’de verilen bir önerge ile geri alınmıştır... «Bir taşınır malı elinde bulunduranın, onun maliki sayılacağını» öngören İİK. 97a hükmü ile «taşınır mallarda zilyetliğin mülkiyete karine teşkil ettiğini» öngören MK. 985/I hükmüne ve hayatın olağan akışına aykırı olan bu hükmün en kısa zamanda değiştirilmesi isabetli olacaktır.(13a)

III- Yüksek mahkeme, 88. maddenin uygulama alanı ile ilgili olarak;

√ «Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılması zorunluluğunu bulunmadığını, hisse senedi çıkarılmış ise bu hisse senetlerin İİK’nun taşınır mallarla ilgili haciz ve muhafaza hükümlerini düzenleyen 88. maddesi uyarınca icra müdürlüğünce haczedilip muhafaza altına alınacağını, hisse senedi çıkarılmamış ise, borçlunun üçüncü kişi nezdinde bulunan ve henüz kıymetli evraka bağlanmamış hisse haklarının İİK’nun 94. maddesi gereğince icra müdürlüğü tarafından mahalline bizzat gidilerek ve pay defterine işlenmek suretiyle haciz işleminin yapılabileceğini»(14)

√ «Borçlunun üçüncü kişi bankadaki mevduatının ‘taşınır hükmünde’ olduğunu, bu nedenle bankadaki mevduatın İİK’nun 89. maddesine göre bankaya ‘haciz ihbarnamesi’ gönderilerek veya bankaya ‘haciz müzekkeresi’ yazılarak haczedilebileceğini»(15)

√ «Hamiline yazılı senetlerin haczi mümkün olduğundan, borçlunun hamil olarak takibe koyduğu çekler üzerine alacaklı tarafından haciz uygulanabileceğini ve alacaklıya bu senetlerin takibi konusunda icra müdürlüğünce yetki verilebileceğini»(16)

√ «İİK’nun 88. maddesine göre yapılan hacze, üçüncü kişinin şikayet hakkının bulunmadığını»(17)

√ «Alacaklının muvafakatı olmaması halinde hacizli malın borçlunun elinde bırakılamayacağını»(18)

√ «Taşınır malların haczedilmiş sayılabilmesi için, icra dairesinin istediği zaman bu mallara el koyabilmek imkanına sahip olması gerektiğini, ‘fiilen el koyma’ koşulunun para, kıymetli evrak ve altın... vs. gibi malların dışında kalan taşınırlar için gerekli olmadığını, haczi yapan memurun bu mallara hukuken el koymasının yani haczettiği malları alacaklının muvafakatı ile bizzat borçluda bırakması veya bir yediemine teslim etmesini yeterli olduğunu»(19)

√ «Haczin ‘belirli bir para alacağının tahsilini sağlamak için borçluya ait mal ve haklara icra memurunun beyanı ile hukuken el konulması’ olduğu; icra memurunun alacaklının onayı bulunmaksızın, paraya çevirme imkanını zorlaştıracak nitelikte bir işlem yapmasının mümkün olmadığının bu nedenle ‘hacizli sicile kayıtlı olduğu ve fiili haciz uygulaması ile alacağın garanti altına alındığı’ gerekçesi ile seferden men kararını kaldıramayacağını»(20)

√ «Talimat icra dairesinin görevinin haciz talimatında belirtilen muhafaza işlemini yerine getirmekten ibaret olduğunu, hacizli malların muhafaza altına alınıp alınmayacağı takdirinin asıl icra dairesine ait olduğunu, bunun talimat icra dairesince tartışma konusu yapılamayacağını»(21)

√ «Şirketlerce, hisse senedi yerine geçmek üzere çıkarılan ilmühaberlerin -kıymetli evrak sayıldıklarından- İİK’nun 88. maddesine göre -fiilen el konularak- haczedilebileceğini»(22)

√ «Yarış atları ile ilgili soy kütüğündeki kayıtlar mülkiyeti belirtmediğinden yarış atları için konulan kaydi hacizlerin geçerli olmadığını, haczin geçerli olabilmesi için yarış atların fiilen haczi gerektiği»(23)

√ «Alacaklının muvafakatı olmadıkça hacizli malların teminat karşılığında borçluya teslim edilemeyeceğini»(24)

√ «Hacizli taşınır malların muhafaza şekli ile ilgili kararların kesin nitelikte olduğunu»(25)

√ «Anonim şirket hisse senetlerinin ‘haciz ihbarnamesi gönderilerek’ İİK. 89’a göre değil ‘fiilen haczi edilip muhafaza altına alınarak İİK. 88’e göre haciz edilebileceğini»(26)
belirtmiştir.

IV- 4949 sayılı Kanun ile -maddenin 3. fıkrasına eklenen hükümle- «ticari işletme rehni kapsamındaki taşınırların haciz ve rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiplerde icra dairesince satılmalarına karar verilmesinden önce muhafaza altına alınmaları önlenerek» işletmenin bütünlüğü korunmak istenmiştir...

V- Borçlunun bankada «kiralık bir kasası» varsa, bu kasanın içindekiler nasıl haczedilir? Alacaklı, borçlunun bankadaki kasasını mühürletmemek hakkına sahiptir. Borçluya yapılan bildiriye rağmen, kasanın anahtarını getirmemesi halinde icra memuru, bir çilingir vasıtasıyla kasayı açtırıp, içinden çıkacak şeylere fiilen haciz koyabilir. Yoksa, bankaya İİK. mad. 89’a göre «haciz ihbarnamesi» göndermek suretiyle kasanın içindekileri haczettiremez. Çünkü, banka burada, İİK. anlamında «bir malı ya da müşterinin alacağını elinde bulunduran üçüncü kişi» durumunda değildir.(27) (28)

VI- İcra dairesi gerek depo ve garajlarda ve gerekse yediemin olarak kendisine hacizli malın bırakılmış olduğu üçüncü kişilerde saklanıp (muhafaza altına alınıp) da hukuken artık muhafazasına gerek kalmayan taşınır malı, vereceği uygun süre içinde geri almasını ilgililere re’sen bildirir. Verilen süre içinde eşyanın geri alınmaması halinde, icra müdürü, icra mahkemesinden karar alarak -«taşınır mal satışlarına» ilişkin hükümler uyarınca- bunları satar.

Satış bedelinden öncelikle «muhafaza ve satış giderleri» ödenir. Artan miktar, İİK. mad. 9 uyarınca saklanır...

VII- Taşınır bir mal haczedilip üçüncü bir kişiye «yediemin» olarak bırakılmışsa, bu kişi malı her zaman icra dairesinin emrine hazır durumda bulundurmakla yükümlüdür.

Yediemin, kendisine teslim edilen malları istendiği zaman icra dairesine geri vermek zorundadır.(29) Hacizli malı «kendi kusuru olmaksızın elinden çıkarmış olduğunu» kanıtlayamayan yediemin(30), hacizli malın kıymetini «hükme gerek kalmadan»(31) icra dairesine ödemek zorunda kalır (İİK. mad. 358). Yedieminin ücret istememiş ve kendisine bu nedenle ücret takdir edilmemiş olması, yedieminin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.(32)

Hacizli malı istenildiği zaman icra dairesine teslim etmeyen yedieminin bu eylemi aynı zamanda «yedieminlik görevini kötüye kullanma suçu»nu oluşturur (TCK. mad. 289).

Yüksek mahkeme, yedieminlik konusu ile ilgili olarak ayrıca;

√ «Yediemin ücretinin takdir yetkisinin -İİK. 89 ve 90 uyarınca- icra memuruna ait olduğunu, ücret takdirindeki usulsüzlükler hakkında yedieminin icra mahkemesine başvurarak şikayette bulunabileceğini»(33)

√ «Yedieminin haczin kaldırılmasını isteme hakkının bulunmadığını»(34)

√ «Gümrükte bulunan malların ardiye ücretinden alacaklının sorumlu olduğunu»(35)

√ «Yedieminin, kendisine teslim edilen malları iade edememesi üzerine açılan tazminat davasında, eşyaların yediemine, yediemin olarak teslim edildikleri gün bulundukları durum itibariyle değerleri bilirkişiye tespit ettirilip o değer üzerinden ödetme kararı verilmesi gerekeceği»(36)

√ «Haczedilen eşyanın, alacaklının istemi üzerine başka yere götürülürken düşüp kırılmasından alacaklının sorumlu olamayacağını»(37)

√ «Haczedilip üçüncü şahsa teslim edilmiş malların kaybolmasından borçlunun sorumlu olmadığını»(38)

√ «Yediemin olarak borçluya tevdi edilen hacizli malı borçlunun çalıştıramayacağını»(39)

belirtmiştir...
--------------------------------------------------------------------------------
(1) POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s: 305
(2) ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s: 154
(3) Bknz: 12. HD. 18.3.2003 T. 2563/5668 - 10.7.1985 T. 13946/7878; 14.4.1970 T. 3381/3404 - İİD. 29.3.1966 T. 3448/3361
(4) DOMANİÇ, H. Kıymetli Evraka Bağlanması Mümkün Hakların Haciz Kabiliyeti (BATİDER, 1970, C: V, S: 4, s: 756) - DOMANİÇ, H. Kıymetli Evrak Hukuku ve Uygulaması, 1990, s: 1033 vd.
(5) DOMANİÇ, H. a.g.m. s: 757 - DOMANİÇ, H. a.g.e. s: 1038 vd.
(6) DOMANİÇ, H. a.g.m. s: 751
(7) Bknz: Yuk. dipn. 3
(8) Bknz: 12. HD. 8.3.2005 T. 351/4722; 1.11.2004 T. 18478/22744 - HGK. 9.12.1967 T. İc. İf. - 515/611
(9) Bknz: İİD. 21.4.1967 T. 3796/3854
(10) Bknz: 12. HD. 26.4.1989 T. 11004/6344
(11) Bknz: 12. HD. 29.11.2002 T. 23718/25610; 22.5.2001 T. 8281/9066 - 19.2.2003 T. 25688/3271
(12) ANSAY, S. Ş. Hukuk, İcra ve İflâs Usulleri, 1960, s: 76
(13) Bknz: RG. 13.7.1987 T. S: 19516 - 26.12.1992 T. S: 21447
(13a) Aynı görüşte: PEKCANITEZ, H./ATALAY, O./ÖZKAN, M.S./ÖZEKES, M. İcra ve İflâs Hukuku, 2. Bası, 2004, s: 159
(14) Bknz: 12. HD. 8.3.2005 T. 351/4722; 1.11.2004 T. 18478/22744; 11.3.2004 T. 606/5526
(15) Bknz: 12. HD. 29.4.2004 T. 6537/10591; 16.2.2001 T. 1313/2890; 27.3.1999 T. 6418/6980
(16) Bknz: 12. HD. 26.2.2004 T. 27164/4066
(17) Bknz: 12. HD. 24.2.2003 T. 708/3322
(18) Bknz: 12. HD. 19.2.2003 T. 25688/3271
(19) Bknz: 12. HD. 29.11.2002 T. 23718/25610; 22.5.2001 T. 8281/9066
(20) Bknz: 12. HD. 5.7.2001 T. 11616/12228
(21) Bknz: 12. HD. 5.6.2000 T. 8766/9262
(22) Bknz: 12. HD. 16.12.1998 T. 13631/14544; 11.4.1995 T. 5747/5411; 17.12.1994 1325/2211
(23) Bknz: 19. HD. 6.2.1997 T. 8698/954
(24) Bknz: 12. HD. 26.4.1989 T. 11004/6344
(25) Bknz: 12. HD. 15.9.1981 T. 5250/6713
(26) Bknz: HGK. 9.12.1967 T. İc. İf. 515/611; İİD. 12.11.1966 T. 8867/11304
(27) YÜKSEL, A. S. Bankacılık Hukuku ve İşletmesi, 1986, s: 180
(28) Karş: KURU, B. İcra ve İflâs Hukuku, 1988, C: 1, s: 771, dipn. 277
(29) Bknz: 12. HD. 7.10.1986 T. 15194/10130; 14.6.1986 T. 451/10458; 20.4.1981 T. 2633/3958
(30) Bknz: 12. HD. 29.9.1986 T. 15251/9663; 5.3.1980 T. 68/2027
(31) Bknz: 12. HD. 18.2.1985 T. 11762/1325; 8.7.1980 T. 4155/5992 - 25.11.1988 T. 11969/14303
(32) Bknz: 12. HD. 16.3.1981 T. 1106/2576
(33) Bknz: 12. HD. 27.10.2003 T. 17419/20907
(34) Bknz: 12. HD. 1.7.2003 T. 11908/15730
(35) Bknz: 12. HD. 27.9.1994 T. 10724/11246
(36) Bknz: 4. HD. 23.12.1986 T. 7713/8511
(37) Bknz: 4. HD. 4.11.1986 T. 6935/7553
(38) Bknz: İİD. 18.12.1969 T. 10527/12190
(39) Bknz: İİD. 2.12.1965 T.
Kaynak : http://www.icrada.net/2015/08/haczedilen...nacak.html

İstenmeyen Mesajlarla İlgili Çalışma Notu

Konu :6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Işığında Ticari İletişim ve Ticari Elektronik İletiler Hakkında Yönetmelik ile İlgili Çalışma Notu

Öncelikle belirtmek gerekir ki yasa ve yönetmeliğin kapsamı gerçek ve tüzel kişilerin mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak ya da işletmesini tanıtmak veya bunları başkaları adına yapmak amacıyla elektronik iletişim araçlarıyla yapılan her türlü ticari iletişimi ve sözleşmeleri kapsamaktadır Diğer taraftan Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kendilerine ait ticari işletmelerin faaliyetleriyle ilgili olarak üyelerine gönderdiği iletilere, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu kapsamındaki işletmecilerin abone ve kullanıcılarına; münhasıran kendi mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak ya da işletmesini tanıtmak amacıyla gönderdiği ticari elektronik iletilere, Vakıf üniversitelerinin öğrencilerine ve bunların velilerine gönderdiği iletilere, Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamuya yararlı dernekler ve vergi muafiyeti sağlanan vakıfların, kendilerine ait ticari işletmelerin faaliyetleriyle ilgili olarak üyelerine gönderdiği iletilere, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun hükümlerine göre radyo ve televizyon yayıncılığı yapan kuruluşlarca, kamuoyunu bilgilendirmek ve eğitmek amacıyla yapılan yayın hizmetlerine ilişkin bilgilendirme ve Devlet, mahalli idareler ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla gönderdikleri iletilere uygulanmaz. 

Hizmet sağlayıcının, mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak, işletmesini tanıtmak ya da kutlama ve temenni gibi içeriklerle tanınırlığını artırmak amacıyla alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderdiği ticari elektronik iletiler için kendisi tarafından önceden onay alınır. Onay, reddetme hakkı kullanılıncaya kadar geçerlidir.

Onay gerektirmeyen durumlar: Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi hâlinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz. Ayrıca devam eden abonelik, üyelik veya ortaklık durumu ile tahsilat, borç hatırlatma, bilgi güncelleme, satın alma ve teslimat veya benzeri durumlara ilişkin bildirimleri içeren iletiler ile hizmet sağlayıcıya ilgili mevzuatla getirilen bilgi verme yükümlülüğü durumlarında önceden onay alma zorunluluğu aranmaz. Ancak bu tür bildirimlerde herhangi bir mal veya hizmet özendirilemez veya bunların tanıtımı yapılamaz. Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir. Ancak tacir ve esnafların reddetme hakkını kullanması halinde onayları alınmadan ticari elektronik ileti gönderilemez.

Onayın alınması: Onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim aracıyla alınabilir. Onayda, alıcının ticari elektronik ileti gönderilmesini kabul ettiğine dair olumlu irade beyanı, adı ve soyadı ile elektronik iletişim adresi yer alır. Fiziki ortamda alınan onayda, onayı verenin imzası aranır. Onayın elektronik ortamda alınması durumunda, onayın alındığı bilgisi, reddetme imkânı da tanınmak suretiyle, alıcının elektronik iletişim adresine aynı gün içinde iletilir. Onay; abonelik, satış ve üyelik sözleşmesi gibi bir sözleşmenin içeriğine dâhil edilerek alınıyorsa sözleşmenin sonunda, olumlu irade beyanından veya imzadan önce, ticari elektronik ileti kenar başlığı altında, reddetme imkânı da tanınarak en az on iki punto ile yazılarak alınır. Hizmet sağlayıcı aldığı onayı, kendi mal veya hizmetleri ile birlikte olmak kaydıyla promosyon olarak sunulan mal ve hizmetler için de kullanabilir. Ancak bu promosyon ilişkisinin bir sözleşmeye bağlı olma şartı aranır. Hizmet sağlayıcı, alıcıdan ticari elektronik ileti onayı vermesini, sunduğu mal ve hizmetin temini için ön şart olarak ileri süremez. Onayın alındığına ilişkin ispat yükümlülüğü hizmet sağlayıcıya aittir.

Ticari iletişim ve ticari elektronik ileti: Bu tür iletilerin başlığında veya içeriğinde; tacirler için MERSİS numarası ve ticaret unvanına, Hizmet sağlayıcı, bunlara ek olarak marka veya işletme adı gibi kendisini tanıtan diğer bilgilere yer verebilir. Kısa mesaj gibi sınırlı alanlar kullanılarak gönderilen ticari elektronik iletinin içeriğinde; tacirler için MERSİS numarasına yer verilir. Hizmet sağlayıcı, bunlara ek olarak marka veya işletme adı gibi kendisini tanıtan diğer bilgilere yer verebilir. Ticari elektronik iletide, elektronik iletişim aracının türüne bağlı olarak hizmet sağlayıcının telefon, faks, kısa mesaj numarası ve elektronik posta adresi gibi erişilebilir durumdaki iletişim bilgilerinden en az birine yer verilir. Ticari elektronik iletinin niteliği içeriğinden açık bir biçimde anlaşılamıyorsa tanıtım, kampanya ve bilgilendirme gibi niteliği belirleyici bir ibareye yer verilir. Bu ibare; kısa mesaj yoluyla gönderilen iletilerde iletinin başlangıcında, elektronik posta yoluyla gönderilen iletilerde konu bölümünde, sesli aramalarda ise görüşmenin başlangıcında belirtilir. 

Reddetme hakkı ve bildirim yöntemi: Alıcı istediğinde hiçbir gerekçe göstermeksizin her zaman ticari elektronik ileti almayı reddedebilir. Hizmet sağlayıcının, alıcının ret bildirimi için ticari elektronik iletide, müşteri hizmetleri numarası, kısa mesaj numarası veya yalnızca ret bildirimine özgülenmiş bir URL adresi gibi erişilebilir iletişim adresini vermesi gerekir. Ticari elektronik ileti hangi iletişim kanalıyla gönderildiyse ret bildirimi de kolay ve ücretsiz bir şekilde olmak üzere aynı iletişim kanalıyla sağlanır. Ret bildirimi imkânı, gönderilen her ticari elektronik iletide yer alır. Alıcı tarafından reddetme hakkının kullanılmış olması, hizmet sağlayıcının tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre alıcıya gönderilmesi zorunlu olan bildirimlerin yapılmasına engel teşkil etmez.

Ret bildiriminin uygulanması: Hizmet sağlayıcı, alıcının ticari elektronik iletiyi almayı reddettiğine ilişkin talebinin kendisine ulaşmasını müteakip üç iş günü içinde alıcıya ticari elektronik ileti göndermeyi durdurur. Hizmet sağlayıcı, önceden onayını aldığı alıcılara ticari elektronik iletileri kendisi gönderebileceği gibi aracı hizmet sağlayıcılar vasıtasıyla da gönderebilir. Aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sunduğu elektronik ortamı kullanan gerçek ve tüzel kişiler tarafından sağlanan içerikleri kontrol etmek, bu içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı bir faaliyetin ya da durumun söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Aracı hizmet sağlayıcı başkaları adına, onların mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak ya da işletmesini tanıtmak amacıyla ticari elektronik ileti göndermek için onay alamaz.

Kişisel verilerin korunması: Kişisel verilerin; üçüncü kişilerle paylaşılabilmesi, işlenebilmesi ve başka amaçlarla kullanılabilmesi için ilgili kişiden önceden onay alınması gerekir. Şikâyet konusu işlemlerde ispat yükümlülüğü hizmet sağlayıcıya ve/veya aracı hizmet sağlayıcıya aittir. Hizmet sağlayıcı ve/veya aracı hizmet sağlayıcı onay kayıtlarını, onayın geçerliliğinin sona erdiği tarihten, ticari elektronik iletilere ilişkin diğer kayıtları ise kayıt tarihinden itibaren bir yıl süreyle saklar. Talep edilmesi halinde bu kayıtlar Bakanlığa sunulur.

Şikâyet: Şikâyet başvuruları, elektronik ortamda e-Devlet kapısı veya Bakanlığın internet sitesi üzerinden veyahut yazılı olarak şikâyetçinin ikametgâhının bulunduğu yerdeki il müdürlüğüne yapılır. Şikâyet başvurusu, ticari elektronik iletinin gönderildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır.

Şikâyetin sonuçlandırılması: Başvurunun yapıldığı il müdürlüğünce, şikâyet edilenin sicile kayıtlı merkezinin başka bir ilde bulunduğunun tespiti halinde, başvuru belgeleri ilgili il müdürlüğüne gönderilir ve başvuru sahibine bilgi verilir. Hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcı, il müdürlüğü tarafından söz konusu şikâyetle ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeleri, bu talebin tebliğinden itibaren on beş gün içinde teslim etmekle yükümlüdür. Gerekli hallerde ilgilinin talebine istinaden il müdürlüğünce bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Bu sürenin sonunda da talep edilen bilgi ve belgelerin teslim edilmemesi halinde, belge üzerinden idari işlem tesis edileceği belirtilir.

Denetim: Bakanlık(Gümrük ve Ticaret Bakanlığı), hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının bu Yönetmelik kapsamında gerçekleştirdiği faaliyet ve işlemleri denetlemeye yetkilidir. Bakanlıkça görevlendirilen denetim elemanları, ticari elektronik iletileri gönderen hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının abonelik bilgileri ile gerekli bilgi ve belgeleri ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile elektronik haberleşme hizmeti sunan işletmecilerden istemeye yetkilidir.

İdari yaptırımları uygulama: Yönetmeliğe aykırı hareket edenlere Kanunun 12 nci maddesi uyarınca uygulanacak idari para cezalarını vermeye, hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının sicile kayıtlı merkezinin bulunduğu yerdeki il müdürü yetkilidir. Verilen idari para cezaları, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir.

Cezai Hükümler: Cezai hükümler yasanın12.maddesinde belirtilmiş olup; 
a) bilgi verme yükümlülüklerine, sipariş başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki yükümlülüklere, Ticari elektronik ileti gönderme şartı başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına veya 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara bin Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar,
b) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki veya aynı maddenin ikinci fıkrasındaki, 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki veya ticari elektronik iletinin içeriği başlıklı 7 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara bin Türk lirasından on bin Türk lirasına kadar,
c) Ticari iletişime ilişkin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki, Alıcının ticari elektronik iletiyi reddetme hakkı başlıklı 8 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara iki bin Türk lirasından on beşbin Türk lirasına kadar,
ç) 11 inci maddesinin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere iki bin Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar, idari para cezası verilir.
Bir defada birden fazla kimseye yasanın ticari elektronik ileti gönderme şartı başlıklı 6 ncı maddenin birinci fıkrasına aykırı olarak ileti gönderilmesi hâlinde, birinci fıkranın (a) bendinde öngörülen idari para cezası on katına kadar artırılarak uygulanır.

Mevcut veri tabanlarının kullanımı: Yönetmeliğin yürürlük tarihi olan 15.07.2015’den önce, ticari elektronik ileti gönderilmesi amacıyla alıcının açık irade beyanını içerecek şekilde alınan onaylar geçerlidir. Kanunun yürürlük tarihinden önce, hizmet sağlayıcı ve alıcı arasında doğrudan mal veya hizmet teminine yönelik işlemler sırasında alıcının elektronik iletişim adresini vermesi ile oluşturulan veri tabanlarının onaylı olduğu kabul edilir. Kanunun yürürlük tarihinden önce, başkaları adına ticari elektronik ileti gönderilmesi amacıyla genel nitelikli onay alınmış ve bu onaya dayanılarak alıcıya ticari elektronik ileti gönderilmiş olması kaydıyla Yönetmeliğin yayımı tarihi olan 15.7.2015’den itibaren üç ay içinde ve bir defaya mahsus olmak üzere onay alınması amacıyla alıcılara ticari elektronik ileti gönderilebilir. Bu iletide, genel onayın kim tarafından alındığı bilgisine de yer verilir. Onay talebine sessiz kalınması durumunda talep reddedilmiş sayılır.

Takdirlerinize saygılarımla sunarım.

Av. Ömer KAYGAS

Muğla Barosu
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:31
  • DuraN
Konu :6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Işığında Ticari İletişim ve Ticari Elektronik İletiler Hakkında Yönetmelik ile İlgili Çalışma Notu

Öncelikle belirtmek gerekir ki yasa ve yönetmeliğin kapsamı gerçek ve tüzel kişilerin mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak ya da işletmesini tanıtmak veya bunları başkaları adına yapmak amacıyla elektronik iletişim araçlarıyla yapılan her türlü ticari iletişimi ve sözleşmeleri kapsamaktadır Diğer taraftan Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kendilerine ait ticari işletmelerin faaliyetleriyle ilgili olarak üyelerine gönderdiği iletilere, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu kapsamındaki işletmecilerin abone ve kullanıcılarına; münhasıran kendi mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak ya da işletmesini tanıtmak amacıyla gönderdiği ticari elektronik iletilere, Vakıf üniversitelerinin öğrencilerine ve bunların velilerine gönderdiği iletilere, Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamuya yararlı dernekler ve vergi muafiyeti sağlanan vakıfların, kendilerine ait ticari işletmelerin faaliyetleriyle ilgili olarak üyelerine gönderdiği iletilere, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun hükümlerine göre radyo ve televizyon yayıncılığı yapan kuruluşlarca, kamuoyunu bilgilendirmek ve eğitmek amacıyla yapılan yayın hizmetlerine ilişkin bilgilendirme ve Devlet, mahalli idareler ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla gönderdikleri iletilere uygulanmaz. 

Hizmet sağlayıcının, mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak, işletmesini tanıtmak ya da kutlama ve temenni gibi içeriklerle tanınırlığını artırmak amacıyla alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderdiği ticari elektronik iletiler için kendisi tarafından önceden onay alınır. Onay, reddetme hakkı kullanılıncaya kadar geçerlidir.

Onay gerektirmeyen durumlar: Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi hâlinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz. Ayrıca devam eden abonelik, üyelik veya ortaklık durumu ile tahsilat, borç hatırlatma, bilgi güncelleme, satın alma ve teslimat veya benzeri durumlara ilişkin bildirimleri içeren iletiler ile hizmet sağlayıcıya ilgili mevzuatla getirilen bilgi verme yükümlülüğü durumlarında önceden onay alma zorunluluğu aranmaz. Ancak bu tür bildirimlerde herhangi bir mal veya hizmet özendirilemez veya bunların tanıtımı yapılamaz. Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir. Ancak tacir ve esnafların reddetme hakkını kullanması halinde onayları alınmadan ticari elektronik ileti gönderilemez.

Onayın alınması: Onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim aracıyla alınabilir. Onayda, alıcının ticari elektronik ileti gönderilmesini kabul ettiğine dair olumlu irade beyanı, adı ve soyadı ile elektronik iletişim adresi yer alır. Fiziki ortamda alınan onayda, onayı verenin imzası aranır. Onayın elektronik ortamda alınması durumunda, onayın alındığı bilgisi, reddetme imkânı da tanınmak suretiyle, alıcının elektronik iletişim adresine aynı gün içinde iletilir. Onay; abonelik, satış ve üyelik sözleşmesi gibi bir sözleşmenin içeriğine dâhil edilerek alınıyorsa sözleşmenin sonunda, olumlu irade beyanından veya imzadan önce, ticari elektronik ileti kenar başlığı altında, reddetme imkânı da tanınarak en az on iki punto ile yazılarak alınır. Hizmet sağlayıcı aldığı onayı, kendi mal veya hizmetleri ile birlikte olmak kaydıyla promosyon olarak sunulan mal ve hizmetler için de kullanabilir. Ancak bu promosyon ilişkisinin bir sözleşmeye bağlı olma şartı aranır. Hizmet sağlayıcı, alıcıdan ticari elektronik ileti onayı vermesini, sunduğu mal ve hizmetin temini için ön şart olarak ileri süremez. Onayın alındığına ilişkin ispat yükümlülüğü hizmet sağlayıcıya aittir.

Ticari iletişim ve ticari elektronik ileti: Bu tür iletilerin başlığında veya içeriğinde; tacirler için MERSİS numarası ve ticaret unvanına, Hizmet sağlayıcı, bunlara ek olarak marka veya işletme adı gibi kendisini tanıtan diğer bilgilere yer verebilir. Kısa mesaj gibi sınırlı alanlar kullanılarak gönderilen ticari elektronik iletinin içeriğinde; tacirler için MERSİS numarasına yer verilir. Hizmet sağlayıcı, bunlara ek olarak marka veya işletme adı gibi kendisini tanıtan diğer bilgilere yer verebilir. Ticari elektronik iletide, elektronik iletişim aracının türüne bağlı olarak hizmet sağlayıcının telefon, faks, kısa mesaj numarası ve elektronik posta adresi gibi erişilebilir durumdaki iletişim bilgilerinden en az birine yer verilir. Ticari elektronik iletinin niteliği içeriğinden açık bir biçimde anlaşılamıyorsa tanıtım, kampanya ve bilgilendirme gibi niteliği belirleyici bir ibareye yer verilir. Bu ibare; kısa mesaj yoluyla gönderilen iletilerde iletinin başlangıcında, elektronik posta yoluyla gönderilen iletilerde konu bölümünde, sesli aramalarda ise görüşmenin başlangıcında belirtilir. 

Reddetme hakkı ve bildirim yöntemi: Alıcı istediğinde hiçbir gerekçe göstermeksizin her zaman ticari elektronik ileti almayı reddedebilir. Hizmet sağlayıcının, alıcının ret bildirimi için ticari elektronik iletide, müşteri hizmetleri numarası, kısa mesaj numarası veya yalnızca ret bildirimine özgülenmiş bir URL adresi gibi erişilebilir iletişim adresini vermesi gerekir. Ticari elektronik ileti hangi iletişim kanalıyla gönderildiyse ret bildirimi de kolay ve ücretsiz bir şekilde olmak üzere aynı iletişim kanalıyla sağlanır. Ret bildirimi imkânı, gönderilen her ticari elektronik iletide yer alır. Alıcı tarafından reddetme hakkının kullanılmış olması, hizmet sağlayıcının tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre alıcıya gönderilmesi zorunlu olan bildirimlerin yapılmasına engel teşkil etmez.

Ret bildiriminin uygulanması: Hizmet sağlayıcı, alıcının ticari elektronik iletiyi almayı reddettiğine ilişkin talebinin kendisine ulaşmasını müteakip üç iş günü içinde alıcıya ticari elektronik ileti göndermeyi durdurur. Hizmet sağlayıcı, önceden onayını aldığı alıcılara ticari elektronik iletileri kendisi gönderebileceği gibi aracı hizmet sağlayıcılar vasıtasıyla da gönderebilir. Aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sunduğu elektronik ortamı kullanan gerçek ve tüzel kişiler tarafından sağlanan içerikleri kontrol etmek, bu içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı bir faaliyetin ya da durumun söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Aracı hizmet sağlayıcı başkaları adına, onların mal ve hizmetlerini tanıtmak, pazarlamak ya da işletmesini tanıtmak amacıyla ticari elektronik ileti göndermek için onay alamaz.

Kişisel verilerin korunması: Kişisel verilerin; üçüncü kişilerle paylaşılabilmesi, işlenebilmesi ve başka amaçlarla kullanılabilmesi için ilgili kişiden önceden onay alınması gerekir. Şikâyet konusu işlemlerde ispat yükümlülüğü hizmet sağlayıcıya ve/veya aracı hizmet sağlayıcıya aittir. Hizmet sağlayıcı ve/veya aracı hizmet sağlayıcı onay kayıtlarını, onayın geçerliliğinin sona erdiği tarihten, ticari elektronik iletilere ilişkin diğer kayıtları ise kayıt tarihinden itibaren bir yıl süreyle saklar. Talep edilmesi halinde bu kayıtlar Bakanlığa sunulur.

Şikâyet: Şikâyet başvuruları, elektronik ortamda e-Devlet kapısı veya Bakanlığın internet sitesi üzerinden veyahut yazılı olarak şikâyetçinin ikametgâhının bulunduğu yerdeki il müdürlüğüne yapılır. Şikâyet başvurusu, ticari elektronik iletinin gönderildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır.

Şikâyetin sonuçlandırılması: Başvurunun yapıldığı il müdürlüğünce, şikâyet edilenin sicile kayıtlı merkezinin başka bir ilde bulunduğunun tespiti halinde, başvuru belgeleri ilgili il müdürlüğüne gönderilir ve başvuru sahibine bilgi verilir. Hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcı, il müdürlüğü tarafından söz konusu şikâyetle ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeleri, bu talebin tebliğinden itibaren on beş gün içinde teslim etmekle yükümlüdür. Gerekli hallerde ilgilinin talebine istinaden il müdürlüğünce bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Bu sürenin sonunda da talep edilen bilgi ve belgelerin teslim edilmemesi halinde, belge üzerinden idari işlem tesis edileceği belirtilir.

Denetim: Bakanlık(Gümrük ve Ticaret Bakanlığı), hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının bu Yönetmelik kapsamında gerçekleştirdiği faaliyet ve işlemleri denetlemeye yetkilidir. Bakanlıkça görevlendirilen denetim elemanları, ticari elektronik iletileri gönderen hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının abonelik bilgileri ile gerekli bilgi ve belgeleri ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile elektronik haberleşme hizmeti sunan işletmecilerden istemeye yetkilidir.

İdari yaptırımları uygulama: Yönetmeliğe aykırı hareket edenlere Kanunun 12 nci maddesi uyarınca uygulanacak idari para cezalarını vermeye, hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının sicile kayıtlı merkezinin bulunduğu yerdeki il müdürü yetkilidir. Verilen idari para cezaları, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir.

Cezai Hükümler: Cezai hükümler yasanın12.maddesinde belirtilmiş olup; 
a) bilgi verme yükümlülüklerine, sipariş başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki yükümlülüklere, Ticari elektronik ileti gönderme şartı başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına veya 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara bin Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar,
b) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki veya aynı maddenin ikinci fıkrasındaki, 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki veya ticari elektronik iletinin içeriği başlıklı 7 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara bin Türk lirasından on bin Türk lirasına kadar,
c) Ticari iletişime ilişkin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki, Alıcının ticari elektronik iletiyi reddetme hakkı başlıklı 8 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara iki bin Türk lirasından on beşbin Türk lirasına kadar,
ç) 11 inci maddesinin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere iki bin Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar, idari para cezası verilir.
Bir defada birden fazla kimseye yasanın ticari elektronik ileti gönderme şartı başlıklı 6 ncı maddenin birinci fıkrasına aykırı olarak ileti gönderilmesi hâlinde, birinci fıkranın (a) bendinde öngörülen idari para cezası on katına kadar artırılarak uygulanır.

Mevcut veri tabanlarının kullanımı: Yönetmeliğin yürürlük tarihi olan 15.07.2015’den önce, ticari elektronik ileti gönderilmesi amacıyla alıcının açık irade beyanını içerecek şekilde alınan onaylar geçerlidir. Kanunun yürürlük tarihinden önce, hizmet sağlayıcı ve alıcı arasında doğrudan mal veya hizmet teminine yönelik işlemler sırasında alıcının elektronik iletişim adresini vermesi ile oluşturulan veri tabanlarının onaylı olduğu kabul edilir. Kanunun yürürlük tarihinden önce, başkaları adına ticari elektronik ileti gönderilmesi amacıyla genel nitelikli onay alınmış ve bu onaya dayanılarak alıcıya ticari elektronik ileti gönderilmiş olması kaydıyla Yönetmeliğin yayımı tarihi olan 15.7.2015’den itibaren üç ay içinde ve bir defaya mahsus olmak üzere onay alınması amacıyla alıcılara ticari elektronik ileti gönderilebilir. Bu iletide, genel onayın kim tarafından alındığı bilgisine de yer verilir. Onay talebine sessiz kalınması durumunda talep reddedilmiş sayılır.

Takdirlerinize saygılarımla sunarım.

Av. Ömer KAYGAS

Muğla Barosu

Madenlerin İcradan Satışı Nasıl Yapılır?

Son zamanlarda, ihale ve emlak sitelerinde icradan maden satışlarına ilişkin haber ve ilanlar da artış gözlemlenmektedir.



Maden sahaları ve buna bağlı ruhsatlar, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne (MİGEM) bağlı olduğu için; MİGEM de kayıtlı ruhsata haciz koyarak ilk adım atılacaktır. 




TÜM İLGİLİLERE, KIYMET TAKDİRİ VE SATIŞ İLANI TEBLİĞİNİN TAMAMLANMASI
 



İcra takibiniz nerede başlamış olursa olsun, maden sahasının bulunduğu yerdeki icra dairesince, kıymet takdiri ve satış işlemleri gerçekleştirilecektir. 



Gayrimenkul satışlarında ilgili Tapu Sicil müdürlüğünden istenen ilgililere ait liste, maden esasen devletin olduğu ve maden ruhsat kayıtları da MİGEM’nde tutulduğu için MİGEM’nden aynen tapudan ister gibi TAKYİDAT KAYITLARI istenecektir.




Cevabi yazı ile gelen takyidat kayıtlarında, maden üzerinde, ipotek, rüçhanlı alacaklı, haciz, teminat, şerh vs takyidatlar ve takyidatı koyan ilgili kişi, kurum veya dosyalar görünecektir.




Burada belirtilen ilgililere veya dosyalara, dosyanın, alacağın, haklarının devam edip etmediği, devam ediyorsa miktarını, şeklini soran İİK 100 MADDE ye yarar bilgilerin sorulması gerekmektedir.




Bu aşama da tamamlanıp 100 madde malumatları toplandığında, halen ilgili sıfatını taşıdığı anlaşılan kişi ve kurumlara veya varsa vekillerine kıymet takdiri raporlarının tebliğ edilmesi gerekmektedir.  


Kıymet Takdiri raporunun ilgililere (varsa vekillerine) eksiksiz tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bila dönen tebliğ varsa TK. md. 35 e göre tebliğ tamamlanmalıdır. Tebliğlerin eksik yapılması daha sonra ihalenin feshi sebebi olarak karşımıza çıkabilecektir.


Kıymet takdirindeki en büyük problem, sahanın kıymetinin gerçekten hakkıyla belirlenip belirlenemediğidir. Zira Maden kanununun 10. Maddesindeki “ilgili beyanının ve yetkili kişilerce tanzim edilen raporların doğru kabul edilmesi” karinesi gereğince; maden sahasının rezerv miktarı, maden sahibinin işletme projesindeki rezerv beyanı esas alınarak belirlenmektedir. 

 

Burada birkaç sorun bulunmaktadır.

 

Birinci sorun: SATIŞA ÇIKARILACAK ALAN RUHSAT ALANININ TAMAMI OLMASINA RAĞMEN, İNCELEME VE KIYMET TAKDİRİNDE İŞLETME RUHSATI ALINMIŞ ALANIN REZERVİNİN DİKKATE ALINMASI SORUNUDUR. İşletme ruhsatı, maden sahasının bir kısmı için alınmışsa işletme ruhsatı alınmamış kısmın rezervi nasıl hesaplanacaktır? Uygulamada özellikle orman sahalarında tüm maden sahası için işletme izni alınması fiilen ve mantıken mümkün de değildir. 



İşletme izni alınan sahanın ağaç bedelinin ödenmesi, gözetim dahilinde sınırlarının belirlenmesi, işletme izni alınmış o bölgedeki çalışma bitince eski haline getirilip tekrar ağaçlandırılması gerekmektedir. Bu şekilde, maden ruhsat alanı içinde kalan alanlarda kısım kısım işletme ruhsatı alınması uygulamada çok görülmektedir. Bu durumlar için sahanın kıymet takdirini, yani tüm sahanın rezervini  tam tespit edebilmek lazımdır ki gerçekten satışa esas kıymet takdiri tekamül etmiş olsun.

 

Maden Hukukunun temel ilkelerinden olan RUHSATIN BÖLÜNMEZLİĞİ İLKESİ gereğince tüm icrai işlemlerin ruhsat alanının tamamı üzerinden yapılması gerekmektedir. 



[b]İkinci sorun ise:
[/b] Sadece Arama ruhsatının alınmış olması, bunun yanında işletme işletme projesinin çıkarılmış olması, bunun da yanında ruhsatının da alınmış olması ya da ilaveten işletme olarak madenin işliyor maden çıkarıyor olması hallerinin tamamında ayrı ayrı kıymet takdirleri yapılmalı ve yapılan hafriyat, işletme maliyetleri de değere ilave edilmesi sorunudur. Maden sahalarının genellikle küçük ilçe sınırlarında yer alması, bu ilce icra dairelerinin YETKİN BİLİRKİŞİLERİ GÖREVLENDİRMEDE sorun yaşamasına yol açmaktadır. O yerde Jeoloji mühendisi, Maden Mühendisi vs bulunmaması raporun oluşma evresinde gecikmeye yol açmaktadır.





AYM İPTAL DAVASI VE DANIŞTAY KARARI YENİ İŞLETMELERE DARBE VURMUŞTUR.

  

Geçtiğimiz yıllarda, 3213 sayılı maden Kanunu’nun bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesi’nce iptali için CHP tarafından dava açılmıştır. Danıştay 8. Dairesi iptali istenen yasa maddeleri hakkında 10.02.2009 tarihinde Yürütmeyi Durdurma kararı vermiştir. Bu süreçte, Arama ruhsatı, İşletme Ruhsatı işlemleri durmuştur.

 

Düşünün, büyük bir alanda arama ruhsatı aldınız, bunun yanında bir çok bürokratik işlemlerini aştınız,  ruhsat alanında işletme ruhsatı alacağınız alanı belirlemek için alanın bir çok yerinde çok sondaj çalışmaları yaptınız, hafriyat çalışması yaptınız, işletme projesi çıkardınız, İşletme Ruhsatınız imza aşamasında ve YDK nedeniyle işlem duruyor.



Belki milyonlar harcadınız o aşamaya kadar ama önemi yok. YDK herkesin elini kolunu bağladı. Bu aşamadan sonra ''Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'' nın TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek, Haziran 2010 da yasalaşması anına kadar durmuş ve arama ve işletme ruhsatlarında büyük yığılmalar olmuştur. 



Ülke ekonomisine katkı sağlayabilecek bir çok maden sahibi madenci işadamı Yasal yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına rağmen bu süreçte ciddi sıkıntılar yaşamıştır.

 

MADEN SAHASININ İCRADAN SATIŞI NASIL OLACAKTIR?

 

Kıymet takdiri yapılmış, ilgililere tebliğ edilmiş ( itiraza uğramadan kesinleşmiş ya da kıymet takdirine itiraz edilerek İcra Mahkemesindeki davası bitmiş ve kıymet takdiri kesinleşmiş ise) satış günü kararlaştırılmış, satış şartnamesi hazırlanmış, satış şartlarını içeren “taşınmaz açık artıma ilanı”, tüm ilgililere tebliğ edilmiş, ülke çapında yayın yapan bir gazetede de ilan edilmiş olmalıdır. Gazetedeki İlanın satış gününden 1 ay önce yapılmış olması gerekmektedir. 



MADENİN İCRA SATIŞ ŞARTNAMESİ VE SATIŞ İLANI İÇERİĞİ NASIL OLMALIDIR?

 

İcra dairesinin hasırladığı satış şartnamesinde dolayısıyla satış ilanında:

 

Satılmasına karar verilen Maden İşletmesinin Cinsi ve özellikleri, Tapu Kaydı, Nitelikleri, kıymeti, birinci ve ikinci satış günleri ve saatleri, ihale yerinin yanında İİK gereğince gayrimenkul satışlarında uygulanması ve ihale şartlarında yer alması gereken yasal hususlar yer almalıdır. 



Maden sahası satışlarında, özellik arz eden en önemli husus bu aşamada gündeme gelmektedir. İlanın içeriğinde,  
“Arttırmaya iştirak edeceklerin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden ön işletme ve maden hakkının iktisabı için aranan kanuni şartlara haiz olduğunu gösterir belge ibraz etmeleri ZORUNLULUĞU” da şartname ve ilanların tümünde açıkça yer almalıdır.  



Ya da artırmaya katılacak taliplilerin; "Maden Kanunu'nun 43. Maddesine göre “MADEN İŞLETME RUHSATINI İKTİSAP ETMEK İSTEYEN TALİBİN BU HAKKIN İKTİSABI İÇİN ARANAN KANUNİ ŞARTLARI HAİZ OLMASI LAZIMDIR. TALİP BU ŞARTLARI HAİZ BULUNDUĞUNU, BAKANLIKTAN ALACAĞI VESİKA İLE İSPAT EDER. İCRA DAİRESİ, BU VESİKAYI İBRAZ ETMİŞ OLAN TALİPLER ARASINDA SATIŞI YAPAR.”haiz olduğuna dair dair belgenin ibrazı zorunludur." şeklinde bir şart ta açıkça yazılmalıdır.

Taliplileri sınırlayan bu ibarelerden birisi yeterli olup, bu özel satış şartı uyarısının ilan içeriğinde olmaması tek başına ihalenin feshi sebebi olabilecektir. BU özel şart ilanlarda yer almasına rağmen ya da yer almamasına rağmen, kanuni şartlara haiz olmayan bir taliplinin satışa girerek madeni alması hali de ihalenin feshi sebeplerindendir.  
 

İHALEYE (ARTIRMAYA) HERKES İŞTİRAK EDEBİLECEK MİDİR?

 

Teminatı cebine koyup ben bu ihaleye katılmaya geldim diyen herkes bu ihaleye giremeyecektir. Şartname ve ilanların tümünde bu hususa özenle önem verilmelidir.

 

“Arttırmaya iştirak edeceklerin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden ön işletme ve maden hakkının iktisabı için aranan kanuni şartlara haiz olduğunu gösterir belge ibraz etmeleri ZORUNLULUĞU” da şartname ve ilanların tümünde açıkça yer almalıdır. 



Madenlerin icra kanalıyla satışında, Maden Kanunu’nun 40.- 44. Maddeleri ile özel hükümler getirilmiştir. Maden Kanunu'nun 43. Maddesine göre “
MADEN İŞLETME RUHSATINI İKTİSAP ETMEK İSTEYEN TALİBİN BU HAKKIN İKTİSABI İÇİN ARANAN KANUNİ ŞARTLARI HAİZ OLMASI LAZIMDIR. TALİP BU ŞARTLARI HAİZ BULUNDUĞUNU, BAKANLIKTAN ALACAĞI VESİKA İLE İSPAT EDER. İCRA DAİRESİ, BU VESİKAYI İBRAZ ETMİŞ OLAN TALİPLER ARASINDA SATIŞI YAPAR.” 

 

Bu durumda 
madeni icradan satın alacak yani icra satışına girebilecek kişiler iktisap için aranan şartların yer aldığı Maden Kanunu 6. Vd. maddelerinde belirtilen nitelikleri de haiz olmalıdır.  

 

İcra satışları dışında, Maden Kanunu 43. Maddesi, MİGEM tarafından yapılan ihale ve satışlarda uygulanmamaktadır. 



MİGEM tarafından yapılan İHALE UYGULAMALARI  için http://www.migem.gov.tr/ adresinden bilgi alınabilir. 



NETİCE İTİBARİYLE, BİR MADENİN İCRADAKİ AÇIK ARTIRMASINA; İİK’daki diğer şartların yanında; Maden Kanunu 6. Vd. maddelerinde belirtilen nitelikleri de haiz olup; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden ön işletme ve maden hakkının iktisabı için aranan kanuni şartlara haiz olduğunu gösterir belge ibraz eden gerçek veya tüzel kişiler katılabileceklerdir. 





ALACAKLI, MADENİ ALACAĞINA MAHSUBEN ALABİLİR Mİ?




Peki 1. ve 2. Satışta da pey süren olmadı ve artırma olmadı diyelim. Bu durumda madenin satışını isteyen alacaklı "Alacağa Mahsuben" madeni alabilecek mıdır? 



Burada öncelikle vermemiz gereken cevap HER ALACAKLININ, alacak miktarı, teminat vs anlamında İİK daki ihaleye girme şartlarını taşımasına rağmen Maden Kanunu açısından ihaleye girebilme şartlarını taşıyıp taşımadığıdır.





Satışı yapan dosya alacaklısı veya sonraki sırada olsa da önceki alacaklıların alacağını da karşılamış olan sonraki sıradaki alacaklı (iştiraken veya garameten paylaştırma dahil) maden Kanunu 6. Vd. şartları taşımıyorsa yani Bakanlıktan yazı da getirmemişse ihaleye katılamayacaktır.




Zira Maden Kanunu 43/2  maddesi gayet açık olup “İCRA DAİRESİ, BU VESİKAYI İBRAZ ETMİŞ OLAN TALİPLER ARASINDA SATIŞI YAPAR.” hükmü, EMREDİCİ BİR HUKUK KAİDESİDİR.




Satışı isteyen dosya alacaklısı, Bakanlıktan belge getirmemişse sadece ihaleye nezaret edebilecek PEY SÜREMEYECEK VE İHALEYE DE KATILAMAYACAKTIR.



Satışta talipli olamayacak, pey süremeyecek bir alacaklı da; kural olarak madeni, icra satışından ALACAĞA MAHSUBEN DE OLSA ALAMAYACAKTIR.




SATIŞ USULÜNE UYGUN GERÇEKLEŞMİŞ VE KESİNLEŞMİŞSE DEVİR GERÇEKLEŞTİRİLİR.




Satışın neticesi, icra dairesi tarafından T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne (MİGEM)   bildirilir. MİGEM’ce, keyfiyet madenin sicil kütüğüne şerh edilir. Devir muamelesi bu surette tekemmül eder.

  

[b]Av. Vedat ORUÇ


vedatoruc@hotmail.com[/b]

 

 

(Bu yazı, sayın Av. Vedat ORUÇ tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

[b] 
[/b]


 

  

    5177 Sayılı Kanunla Değişik 3213 Sayılı MADEN KANUNU

 

    MADEN HAKKI:

 

    Madde 6 - Maden hakları, medeni hakları kullanmaya ehil T. C. vatandaşlarına, madencilik yapabileceği statüsünde yazılı Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına göre kurulmuş tüzelkişiliği haiz şirketlere, bu hususta yetkisi bulunan kamu iktisadi teşebbüsleri ile müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile diğer kamu kurum, kuruluş ve idarelerine verilir.

 

    Maden hakları gerçek veya tüzel tek kişi adına verilir.

 

    Devlet memurları, diğer kamu görevlileri, Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatında çalışan yevmiyeli ve mukaveleli personel, arama, ... ve işletme ruhsatı alamaz. *1* *2*

 

    Maden arama veya işletme hakkını haiz iken memur olanlar memuriyete geçişlerinden itibaren 6 ay zarfında bu haklarını devretmeye mecburdurlar.

 

    3 üncü fıkradaki yasaklamaya tabi olup miras yoluyla kendisine maden ruhsatı intikal eden mirasçı, durumundaki mani hal ortadan kalkmadığı takdirde 5 inci maddenin 4 üncü fıkrası hükmü uygulanır.

 

    MADENCİLİK FAALİYETLERİNDE İZİNLER

 

    Madde 7 - (Değişik madde: 26/05/2004 - 5177 S.K./3.mad) *1* 



    (İptal fıkra : Anayasa Mah.nin 15/01/2009 tarihli ve E. 2004/70, K. 2009/7 sayılı Kararı ile.) *2* ;(Düzenlenen fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Madencilik faaliyetlerinin yapılması ve ruhsatlandırma işlemlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak yeni verilecek ruhsat alanlarına maden işletme yöntemi, faaliyetin yapıldığı bölge, madenin cinsi, yapılacak yatırımın çevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate alınarak, temdit talepleri dahil ruhsat verilen alanlarda kazanılmış haklar korunmak kaydıyla, ilgili kurumların görüşleri alınarak Bakanlık tarafından kısıtlama getirilebilir. İlk müracaat veya ihale yolu ile yapılacak ruhsatlandırmalarda müracaatın yapılacağı alanlar diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar gözönüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatına kapatılabilir. Kısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanlar ihale yoluyla aramalara açılır. Bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü kısıtlama ancak kanun ile düzenlenir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa göre korunması gerekli alanlar, 1 inci derece askeri yasak bölgeler, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlar, 1 inci derece sit alanları ile madencilik amacı dışında tahsis edilen ve Genel Müdürlük tarafından uygun görüş verilen elektrik santralleri, organize sanayi bölgeleri, petrol, doğalgaz ve jeotermal boru hatları gibi yatırım alanlarına ait koordinatlar ilgili kurumlar tarafından Genel Müdürlüğe bildirilir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Bu alanlara yapılan ruhsat müracaatlarının hak sağlaması halinde iki ay içinde harç ve teminatın yatırılmasından sonra bu alanlara ilişkin ilgili kurumlardan izin alınması için müracaat sahibine bir yıl süre verilir. Bu süre içinde izin alınması durumunda Kanunun 16 ncı maddesine göre ruhsat düzenlenir, izin alınamaması halinde müracaat reddedilir. Müraacat alanının bir kısmının bahse konu alanlarla çakışması halinde, çakışan alan dışındaki serbest alana ilişkin olarak iki aylık süre içinde Kanunun 16 ncı maddesine göre müracaatta bulunulması halinde ruhsat düzenlenir. Aksi halde tüm müracaat alanı bu süre sonunda müracaatlara açık hale gelir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Devlet ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici tesislere 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre izin verilir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için gerekli geçici tesislere çevresel etki değerlendirme raporunda belirlenen esaslar dahilinde izin verilir. Alınan izinler, temditler dahil ruhsat hukuku sonuna kadar devam eder.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Uygulanan yöntem, teknoloji ve derinliğe bağlı olarak projesi Genel Müdürlükçe uygun bulunan yeraltı madencilik faaliyetlerinin tekabül ettiği yüzey alanı için herhangi bir izin alınmaz. Yeraltı madencilik faaliyetlerine bağlı olarak gerekli olan yerüstü tesisleri veya galeri ağzının isabet ettiği alan için gerekli izinlerin alınması zorunludur.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları halinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınması zorunludur. Ancak, Genel Müdürlükçe işletme ruhsatı verildikten sonra, işletme ruhsat alanının diğer kanunlara göre izne tabi alan haline gelmesi durumunda ilgili kanunların öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmesi suretiyle kazanılmış haklar korunarak faaliyetler sürdürülür. Diğer kanunlara göre izne tabi alanlar, Genel Müdürlüğün görüşü alınarak belirlenir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki şeritte galeri usulü patlatma yapılmaması, alıcı ortama arıtma yapılmadan doğrudan su deşarj edilmemesi şartıyla çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen maden arama ve işletme faaliyetleri ile altyapı tesislerine izin verilir. 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan maden istihracı ve her türlü tesis yapılabilir. Ancak faaliyet sırasında alıcı ortama yapılacak deşarjlarda ilgili yönetmelikte belirtilen limitlere uyulması zorunludur.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Maden üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatları il özel idareleri tarafından verilir. Bu ruhsatların verilmesi sırasında 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu hükümlerine göre belediyelerin tahsil ettiği işyeri açma izni harcı il özel idaresi tarafından tahsil edilir. Bu bedelin % 50'si ruhsatın bulunduğu bölgeyle sınırlı olarak altyapı yatırımlarında kullanılmak üzere, doğrudan ilgili ilçe veya ilçelerin Köylere Hizmet Götürme Birlikleri hesabına aktarılır. Bu alanların belediyelerin mücavir alanı içerisinde kalması durumunda tahsil edilen harcın % 50'si ilgili belediyenin hesabına aktarılır.

 

    İlgili bakanlıkların mevzuatı gereği yapacakları inceleme ve denetimlerde; ruhsat alanlarında ilgili Kanun esaslarına uygun çalışılmadığının tespiti halinde, mevzuat çerçevesinde yapılacak işlemler Genel Müdürlüğe bildirilir. Çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulur.

 

    Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, diğer izinlere ilişkin işlemler de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geç üç ay içinde bitirilir. Bakanlık ve diğer bakanlıkların mevzuatının gerektirdiği maddî yükümlülükler ruhsat sahibi tarafından karşılanır.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) İmar alanları içinde kalan madencilik faaliyetleri, ilgili yerel merciden izin alınarak yapılır. Ruhsat alındıktan sonra imar alanları içine alınan maden sahalarına bu hüküm uygulanmaz. İmar planı bulunmayan alanlarda yapılan veya yapılacak olan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı geçici tesisler ve bunların müştemilatı için imar planı yapılmaz. İşletme ruhsatları çevre düzeni ve imar planları notuna işlenir. İmarsız alanlarda yürütülen madencilik faaliyetleri için gerekli olan geçici tesisler ve bunların müştemilatı, inşaat ve yapı kullanma iznine tabi değildir. Ancak, yapıların fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve ilgili il özel idaresine bildirilmesi zorunludur. İmarsız alanlarda yürütülen madencilik faaliyetleri için gerekli olan geçici tesisler ve bunların müştemilatı niteliğindeki yapıların, ruhsat sahibi tarafından madencilik faaliyetinin sonlandırılmasını müteakip bir yıl içinde kaldırılması, bunlardan çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı alınmış olanların, çevresel etki değerlendirmesi raporunda belirtildiği şekli ile her iki alanda da yol, su, haberleşme, enerji nakil hattı, bant konveyör, havai hat ve kuyu tesislerinin ilgili idarenin onayı ve talebi doğrultusunda bedelsiz olarak kalmasına izin verilebilir. Diğerlerinin ise süresinde yerinden kaldırılması veya çevre ile uyumlu hale getirilmesi zorunludur. Ruhsat sahibinin bu yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, çevre ve insan sağlığı bakımından sorumlulukları devam eder. Ruhsat sahibi tarafından yapılması gereken işlemler valilik veya ilgili idare tarafından yerine getirilerek yapılan masraflar 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. 

 

    Kamu hizmeti veya umumun yararına ayrılmış yerlere ve bu tür tesislere 60 metre mesafe dahilinde madencilik faaliyetleri Bakanlığın, binalara 60 metre, özel mülkiyete konu araziye 20 metre mesafe dahilinde ise mülk sahibinin iznine bağlıdır. Bu mesafeler, ihtiyaç halinde madencilik faaliyetlerinin boyutu, emniyet tedbirleri ve arazinin yapısı dikkate alınarak Bakanlıkça artırılabilir. Mesafeler yatay olarak hesaplanır.

 

    Maden arama faaliyetleri, bu Kanunda sayılanlar dışında herhangi bir izne tâbi değildir. İşletme faaliyetleri ise, bu Kanuna göre Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliğe göre yürütülür.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Madencilik faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan yatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Kurul tarafından verilir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Herhangi bir yatırım yapılmamış I. Grup madenler, mıcır, kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol gibi yapılarda kullanılan her türlü yapı hammaddeleri için verilen ruhsatlar ile görünür rezervi belirlenmemiş diğer grup maden ruhsat sahaları ile çakışan aynı yerdeki diğer yatırımlara Genel Müdürlükçe izin verilir. Ruhsatlı sahalarda görünür rezervi belirlemek üzere yapılan sondaj, kuyu, galeri, desandre gibi işler için yapılan yatırımların ve maden varlığının belgelenmesi durumunda tespit edilen görünür rezerv alanı dışındaki alanlar için, diğer yatırımların madencilik faaliyetlerini engellemeyeceğine Genel Müdürlükçe karar verilmesi halinde diğer yatırım için izin verilir. Bu alanlarda ruhsat sahibi tarafından yapılmış yatırımı etkileyen bir husus var ise bu alanla ilgili karar Kurul tarafından verilir. İşletme ruhsat alanı içerisinde ancak işletme izni veya görünür rezerv alanı dışındaki bir alanda diğer yatırımlara Genel Müdürlükçe izin verilebilir. Yatırımın işletme izni veya görünür rezerv alanı ile çakışması durumunda, Kurul tarafından karar verilir. Arama ruhsatı döneminde hiçbir yatırım yapılmamış ise diğer yatırımlara engel teşkil etmez.

 

    (İptal fıkra: Anayasa Mah.nin 15/01/2009 tarihli ve E. 2004/70, K. 2009/7 sayılı Kararı ile.) *3* ;Düzenlenen fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kurul, Devlet Planlama Teşkilatının bağlı olduğu bakanın başkanlığında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, diğer yatırımcı kurum ya da kuruluşun bağlı olduğu bakan/bakanlar ve yatırım kararına onay veren kurumun ilgili olduğu bakan olmak üzere asgari üç kişiden oluşur. Ancak, yatırımcı kuruluşun Devlet Planlama Teşkilatının bağlı olduğu Bakanlığa veya Bakanlığa bağlı ilgili veya ilişkili bir kurum ve katılımcı sayısının üçün altında olması halinde Sanayi ve Ticaret Bakanı Kurula katılır. Kurul, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı veya ilgili taraf bakanlardan herhangi birinin daveti üzerine toplanır ve kararlarını üye tamsayısının salt çoğunluğuyla alır. Kurul tarafından alınan karar, kamu yararı kararı yerine geçer. Kurulun sekretaryası, Genel Müdürlük tarafından yürütülür.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kurul tarafından verilecek kararlarda; görünür rezerv alanı ile diğer yatırımın çakışması halinde öncelikle madenin makul bir sürede üretilebilme imkanının olup olmadığı, ara ve uç ürüne yönelik madenciliğe dayalı sanayi tesislerinin hammadde ihtiyacını karşılayan ruhsatlı sahalarda, tesisin hammadde ihtiyacını karşılayacak şekilde alternatif alanların bulunup bulunmadığı dikkate alınarak değerlendirme yapılır.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kurul tarafından gerekli görülmesi halinde hazırlatılan rapor, danışmanlık ücretleri, yolluk, gündelik ve benzeri tüm harcamalar yatırımcı tarafından karşılanır. Ayrıca, yatırımlar nedeniyle Kurul kararı ile faaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin yatırım giderleri, lehine karar verilen tarafça tazmin edilir.

 

    Madencilik faaliyetleri ve/veya bu faaliyetlere bağlı tesisler için verilmiş izinler, ruhsat hukuku devam ettiği sürece geçerlidir.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Çevresel etki değerlendirmesi ile ilgili karar, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, mülkiyet izni olmadan veya on üçüncü fıkraya aykırı faaliyette bulunulduğunun tespiti halinde ruhsat teminatı irad kaydedilerek bu alandaki faaliyet durdurulur. Bu ihlallerin üç yıl içinde üç kez yapıldığının tespiti halinde ise teminat irad kaydedilerek ruhsat iptal edilir.


[b]Av. Vedat ORUÇ[/b]

  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:30
  • DuraN
Son zamanlarda, ihale ve emlak sitelerinde icradan maden satışlarına ilişkin haber ve ilanlar da artış gözlemlenmektedir.



Maden sahaları ve buna bağlı ruhsatlar, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne (MİGEM) bağlı olduğu için; MİGEM de kayıtlı ruhsata haciz koyarak ilk adım atılacaktır. 




TÜM İLGİLİLERE, KIYMET TAKDİRİ VE SATIŞ İLANI TEBLİĞİNİN TAMAMLANMASI
 



İcra takibiniz nerede başlamış olursa olsun, maden sahasının bulunduğu yerdeki icra dairesince, kıymet takdiri ve satış işlemleri gerçekleştirilecektir. 



Gayrimenkul satışlarında ilgili Tapu Sicil müdürlüğünden istenen ilgililere ait liste, maden esasen devletin olduğu ve maden ruhsat kayıtları da MİGEM’nde tutulduğu için MİGEM’nden aynen tapudan ister gibi TAKYİDAT KAYITLARI istenecektir.




Cevabi yazı ile gelen takyidat kayıtlarında, maden üzerinde, ipotek, rüçhanlı alacaklı, haciz, teminat, şerh vs takyidatlar ve takyidatı koyan ilgili kişi, kurum veya dosyalar görünecektir.




Burada belirtilen ilgililere veya dosyalara, dosyanın, alacağın, haklarının devam edip etmediği, devam ediyorsa miktarını, şeklini soran İİK 100 MADDE ye yarar bilgilerin sorulması gerekmektedir.




Bu aşama da tamamlanıp 100 madde malumatları toplandığında, halen ilgili sıfatını taşıdığı anlaşılan kişi ve kurumlara veya varsa vekillerine kıymet takdiri raporlarının tebliğ edilmesi gerekmektedir.  


Kıymet Takdiri raporunun ilgililere (varsa vekillerine) eksiksiz tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bila dönen tebliğ varsa TK. md. 35 e göre tebliğ tamamlanmalıdır. Tebliğlerin eksik yapılması daha sonra ihalenin feshi sebebi olarak karşımıza çıkabilecektir.


Kıymet takdirindeki en büyük problem, sahanın kıymetinin gerçekten hakkıyla belirlenip belirlenemediğidir. Zira Maden kanununun 10. Maddesindeki “ilgili beyanının ve yetkili kişilerce tanzim edilen raporların doğru kabul edilmesi” karinesi gereğince; maden sahasının rezerv miktarı, maden sahibinin işletme projesindeki rezerv beyanı esas alınarak belirlenmektedir. 

 

Burada birkaç sorun bulunmaktadır.

 

Birinci sorun: SATIŞA ÇIKARILACAK ALAN RUHSAT ALANININ TAMAMI OLMASINA RAĞMEN, İNCELEME VE KIYMET TAKDİRİNDE İŞLETME RUHSATI ALINMIŞ ALANIN REZERVİNİN DİKKATE ALINMASI SORUNUDUR. İşletme ruhsatı, maden sahasının bir kısmı için alınmışsa işletme ruhsatı alınmamış kısmın rezervi nasıl hesaplanacaktır? Uygulamada özellikle orman sahalarında tüm maden sahası için işletme izni alınması fiilen ve mantıken mümkün de değildir. 



İşletme izni alınan sahanın ağaç bedelinin ödenmesi, gözetim dahilinde sınırlarının belirlenmesi, işletme izni alınmış o bölgedeki çalışma bitince eski haline getirilip tekrar ağaçlandırılması gerekmektedir. Bu şekilde, maden ruhsat alanı içinde kalan alanlarda kısım kısım işletme ruhsatı alınması uygulamada çok görülmektedir. Bu durumlar için sahanın kıymet takdirini, yani tüm sahanın rezervini  tam tespit edebilmek lazımdır ki gerçekten satışa esas kıymet takdiri tekamül etmiş olsun.

 

Maden Hukukunun temel ilkelerinden olan RUHSATIN BÖLÜNMEZLİĞİ İLKESİ gereğince tüm icrai işlemlerin ruhsat alanının tamamı üzerinden yapılması gerekmektedir. 



[b]İkinci sorun ise:
[/b] Sadece Arama ruhsatının alınmış olması, bunun yanında işletme işletme projesinin çıkarılmış olması, bunun da yanında ruhsatının da alınmış olması ya da ilaveten işletme olarak madenin işliyor maden çıkarıyor olması hallerinin tamamında ayrı ayrı kıymet takdirleri yapılmalı ve yapılan hafriyat, işletme maliyetleri de değere ilave edilmesi sorunudur. Maden sahalarının genellikle küçük ilçe sınırlarında yer alması, bu ilce icra dairelerinin YETKİN BİLİRKİŞİLERİ GÖREVLENDİRMEDE sorun yaşamasına yol açmaktadır. O yerde Jeoloji mühendisi, Maden Mühendisi vs bulunmaması raporun oluşma evresinde gecikmeye yol açmaktadır.





AYM İPTAL DAVASI VE DANIŞTAY KARARI YENİ İŞLETMELERE DARBE VURMUŞTUR.

  

Geçtiğimiz yıllarda, 3213 sayılı maden Kanunu’nun bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesi’nce iptali için CHP tarafından dava açılmıştır. Danıştay 8. Dairesi iptali istenen yasa maddeleri hakkında 10.02.2009 tarihinde Yürütmeyi Durdurma kararı vermiştir. Bu süreçte, Arama ruhsatı, İşletme Ruhsatı işlemleri durmuştur.

 

Düşünün, büyük bir alanda arama ruhsatı aldınız, bunun yanında bir çok bürokratik işlemlerini aştınız,  ruhsat alanında işletme ruhsatı alacağınız alanı belirlemek için alanın bir çok yerinde çok sondaj çalışmaları yaptınız, hafriyat çalışması yaptınız, işletme projesi çıkardınız, İşletme Ruhsatınız imza aşamasında ve YDK nedeniyle işlem duruyor.



Belki milyonlar harcadınız o aşamaya kadar ama önemi yok. YDK herkesin elini kolunu bağladı. Bu aşamadan sonra ''Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'' nın TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek, Haziran 2010 da yasalaşması anına kadar durmuş ve arama ve işletme ruhsatlarında büyük yığılmalar olmuştur. 



Ülke ekonomisine katkı sağlayabilecek bir çok maden sahibi madenci işadamı Yasal yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına rağmen bu süreçte ciddi sıkıntılar yaşamıştır.

 

MADEN SAHASININ İCRADAN SATIŞI NASIL OLACAKTIR?

 

Kıymet takdiri yapılmış, ilgililere tebliğ edilmiş ( itiraza uğramadan kesinleşmiş ya da kıymet takdirine itiraz edilerek İcra Mahkemesindeki davası bitmiş ve kıymet takdiri kesinleşmiş ise) satış günü kararlaştırılmış, satış şartnamesi hazırlanmış, satış şartlarını içeren “taşınmaz açık artıma ilanı”, tüm ilgililere tebliğ edilmiş, ülke çapında yayın yapan bir gazetede de ilan edilmiş olmalıdır. Gazetedeki İlanın satış gününden 1 ay önce yapılmış olması gerekmektedir. 



MADENİN İCRA SATIŞ ŞARTNAMESİ VE SATIŞ İLANI İÇERİĞİ NASIL OLMALIDIR?

 

İcra dairesinin hasırladığı satış şartnamesinde dolayısıyla satış ilanında:

 

Satılmasına karar verilen Maden İşletmesinin Cinsi ve özellikleri, Tapu Kaydı, Nitelikleri, kıymeti, birinci ve ikinci satış günleri ve saatleri, ihale yerinin yanında İİK gereğince gayrimenkul satışlarında uygulanması ve ihale şartlarında yer alması gereken yasal hususlar yer almalıdır. 



Maden sahası satışlarında, özellik arz eden en önemli husus bu aşamada gündeme gelmektedir. İlanın içeriğinde,  
“Arttırmaya iştirak edeceklerin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden ön işletme ve maden hakkının iktisabı için aranan kanuni şartlara haiz olduğunu gösterir belge ibraz etmeleri ZORUNLULUĞU” da şartname ve ilanların tümünde açıkça yer almalıdır.  



Ya da artırmaya katılacak taliplilerin; "Maden Kanunu'nun 43. Maddesine göre “MADEN İŞLETME RUHSATINI İKTİSAP ETMEK İSTEYEN TALİBİN BU HAKKIN İKTİSABI İÇİN ARANAN KANUNİ ŞARTLARI HAİZ OLMASI LAZIMDIR. TALİP BU ŞARTLARI HAİZ BULUNDUĞUNU, BAKANLIKTAN ALACAĞI VESİKA İLE İSPAT EDER. İCRA DAİRESİ, BU VESİKAYI İBRAZ ETMİŞ OLAN TALİPLER ARASINDA SATIŞI YAPAR.”haiz olduğuna dair dair belgenin ibrazı zorunludur." şeklinde bir şart ta açıkça yazılmalıdır.

Taliplileri sınırlayan bu ibarelerden birisi yeterli olup, bu özel satış şartı uyarısının ilan içeriğinde olmaması tek başına ihalenin feshi sebebi olabilecektir. BU özel şart ilanlarda yer almasına rağmen ya da yer almamasına rağmen, kanuni şartlara haiz olmayan bir taliplinin satışa girerek madeni alması hali de ihalenin feshi sebeplerindendir.  
 

İHALEYE (ARTIRMAYA) HERKES İŞTİRAK EDEBİLECEK MİDİR?

 

Teminatı cebine koyup ben bu ihaleye katılmaya geldim diyen herkes bu ihaleye giremeyecektir. Şartname ve ilanların tümünde bu hususa özenle önem verilmelidir.

 

“Arttırmaya iştirak edeceklerin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden ön işletme ve maden hakkının iktisabı için aranan kanuni şartlara haiz olduğunu gösterir belge ibraz etmeleri ZORUNLULUĞU” da şartname ve ilanların tümünde açıkça yer almalıdır. 



Madenlerin icra kanalıyla satışında, Maden Kanunu’nun 40.- 44. Maddeleri ile özel hükümler getirilmiştir. Maden Kanunu'nun 43. Maddesine göre “
MADEN İŞLETME RUHSATINI İKTİSAP ETMEK İSTEYEN TALİBİN BU HAKKIN İKTİSABI İÇİN ARANAN KANUNİ ŞARTLARI HAİZ OLMASI LAZIMDIR. TALİP BU ŞARTLARI HAİZ BULUNDUĞUNU, BAKANLIKTAN ALACAĞI VESİKA İLE İSPAT EDER. İCRA DAİRESİ, BU VESİKAYI İBRAZ ETMİŞ OLAN TALİPLER ARASINDA SATIŞI YAPAR.” 

 

Bu durumda 
madeni icradan satın alacak yani icra satışına girebilecek kişiler iktisap için aranan şartların yer aldığı Maden Kanunu 6. Vd. maddelerinde belirtilen nitelikleri de haiz olmalıdır.  

 

İcra satışları dışında, Maden Kanunu 43. Maddesi, MİGEM tarafından yapılan ihale ve satışlarda uygulanmamaktadır. 



MİGEM tarafından yapılan İHALE UYGULAMALARI  için http://www.migem.gov.tr/ adresinden bilgi alınabilir. 



NETİCE İTİBARİYLE, BİR MADENİN İCRADAKİ AÇIK ARTIRMASINA; İİK’daki diğer şartların yanında; Maden Kanunu 6. Vd. maddelerinde belirtilen nitelikleri de haiz olup; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden ön işletme ve maden hakkının iktisabı için aranan kanuni şartlara haiz olduğunu gösterir belge ibraz eden gerçek veya tüzel kişiler katılabileceklerdir. 





ALACAKLI, MADENİ ALACAĞINA MAHSUBEN ALABİLİR Mİ?




Peki 1. ve 2. Satışta da pey süren olmadı ve artırma olmadı diyelim. Bu durumda madenin satışını isteyen alacaklı "Alacağa Mahsuben" madeni alabilecek mıdır? 



Burada öncelikle vermemiz gereken cevap HER ALACAKLININ, alacak miktarı, teminat vs anlamında İİK daki ihaleye girme şartlarını taşımasına rağmen Maden Kanunu açısından ihaleye girebilme şartlarını taşıyıp taşımadığıdır.





Satışı yapan dosya alacaklısı veya sonraki sırada olsa da önceki alacaklıların alacağını da karşılamış olan sonraki sıradaki alacaklı (iştiraken veya garameten paylaştırma dahil) maden Kanunu 6. Vd. şartları taşımıyorsa yani Bakanlıktan yazı da getirmemişse ihaleye katılamayacaktır.




Zira Maden Kanunu 43/2  maddesi gayet açık olup “İCRA DAİRESİ, BU VESİKAYI İBRAZ ETMİŞ OLAN TALİPLER ARASINDA SATIŞI YAPAR.” hükmü, EMREDİCİ BİR HUKUK KAİDESİDİR.




Satışı isteyen dosya alacaklısı, Bakanlıktan belge getirmemişse sadece ihaleye nezaret edebilecek PEY SÜREMEYECEK VE İHALEYE DE KATILAMAYACAKTIR.



Satışta talipli olamayacak, pey süremeyecek bir alacaklı da; kural olarak madeni, icra satışından ALACAĞA MAHSUBEN DE OLSA ALAMAYACAKTIR.




SATIŞ USULÜNE UYGUN GERÇEKLEŞMİŞ VE KESİNLEŞMİŞSE DEVİR GERÇEKLEŞTİRİLİR.




Satışın neticesi, icra dairesi tarafından T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne (MİGEM)   bildirilir. MİGEM’ce, keyfiyet madenin sicil kütüğüne şerh edilir. Devir muamelesi bu surette tekemmül eder.

  

[b]Av. Vedat ORUÇ


vedatoruc@hotmail.com[/b]

 

 

(Bu yazı, sayın Av. Vedat ORUÇ tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

[b] 
[/b]


 

  

    5177 Sayılı Kanunla Değişik 3213 Sayılı MADEN KANUNU

 

    MADEN HAKKI:

 

    Madde 6 - Maden hakları, medeni hakları kullanmaya ehil T. C. vatandaşlarına, madencilik yapabileceği statüsünde yazılı Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına göre kurulmuş tüzelkişiliği haiz şirketlere, bu hususta yetkisi bulunan kamu iktisadi teşebbüsleri ile müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile diğer kamu kurum, kuruluş ve idarelerine verilir.

 

    Maden hakları gerçek veya tüzel tek kişi adına verilir.

 

    Devlet memurları, diğer kamu görevlileri, Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatında çalışan yevmiyeli ve mukaveleli personel, arama, ... ve işletme ruhsatı alamaz. *1* *2*

 

    Maden arama veya işletme hakkını haiz iken memur olanlar memuriyete geçişlerinden itibaren 6 ay zarfında bu haklarını devretmeye mecburdurlar.

 

    3 üncü fıkradaki yasaklamaya tabi olup miras yoluyla kendisine maden ruhsatı intikal eden mirasçı, durumundaki mani hal ortadan kalkmadığı takdirde 5 inci maddenin 4 üncü fıkrası hükmü uygulanır.

 

    MADENCİLİK FAALİYETLERİNDE İZİNLER

 

    Madde 7 - (Değişik madde: 26/05/2004 - 5177 S.K./3.mad) *1* 



    (İptal fıkra : Anayasa Mah.nin 15/01/2009 tarihli ve E. 2004/70, K. 2009/7 sayılı Kararı ile.) *2* ;(Düzenlenen fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Madencilik faaliyetlerinin yapılması ve ruhsatlandırma işlemlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak yeni verilecek ruhsat alanlarına maden işletme yöntemi, faaliyetin yapıldığı bölge, madenin cinsi, yapılacak yatırımın çevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate alınarak, temdit talepleri dahil ruhsat verilen alanlarda kazanılmış haklar korunmak kaydıyla, ilgili kurumların görüşleri alınarak Bakanlık tarafından kısıtlama getirilebilir. İlk müracaat veya ihale yolu ile yapılacak ruhsatlandırmalarda müracaatın yapılacağı alanlar diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar gözönüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatına kapatılabilir. Kısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanlar ihale yoluyla aramalara açılır. Bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü kısıtlama ancak kanun ile düzenlenir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa göre korunması gerekli alanlar, 1 inci derece askeri yasak bölgeler, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlar, 1 inci derece sit alanları ile madencilik amacı dışında tahsis edilen ve Genel Müdürlük tarafından uygun görüş verilen elektrik santralleri, organize sanayi bölgeleri, petrol, doğalgaz ve jeotermal boru hatları gibi yatırım alanlarına ait koordinatlar ilgili kurumlar tarafından Genel Müdürlüğe bildirilir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Bu alanlara yapılan ruhsat müracaatlarının hak sağlaması halinde iki ay içinde harç ve teminatın yatırılmasından sonra bu alanlara ilişkin ilgili kurumlardan izin alınması için müracaat sahibine bir yıl süre verilir. Bu süre içinde izin alınması durumunda Kanunun 16 ncı maddesine göre ruhsat düzenlenir, izin alınamaması halinde müracaat reddedilir. Müraacat alanının bir kısmının bahse konu alanlarla çakışması halinde, çakışan alan dışındaki serbest alana ilişkin olarak iki aylık süre içinde Kanunun 16 ncı maddesine göre müracaatta bulunulması halinde ruhsat düzenlenir. Aksi halde tüm müracaat alanı bu süre sonunda müracaatlara açık hale gelir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Devlet ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici tesislere 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre izin verilir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için gerekli geçici tesislere çevresel etki değerlendirme raporunda belirlenen esaslar dahilinde izin verilir. Alınan izinler, temditler dahil ruhsat hukuku sonuna kadar devam eder.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Uygulanan yöntem, teknoloji ve derinliğe bağlı olarak projesi Genel Müdürlükçe uygun bulunan yeraltı madencilik faaliyetlerinin tekabül ettiği yüzey alanı için herhangi bir izin alınmaz. Yeraltı madencilik faaliyetlerine bağlı olarak gerekli olan yerüstü tesisleri veya galeri ağzının isabet ettiği alan için gerekli izinlerin alınması zorunludur.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları halinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınması zorunludur. Ancak, Genel Müdürlükçe işletme ruhsatı verildikten sonra, işletme ruhsat alanının diğer kanunlara göre izne tabi alan haline gelmesi durumunda ilgili kanunların öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmesi suretiyle kazanılmış haklar korunarak faaliyetler sürdürülür. Diğer kanunlara göre izne tabi alanlar, Genel Müdürlüğün görüşü alınarak belirlenir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki şeritte galeri usulü patlatma yapılmaması, alıcı ortama arıtma yapılmadan doğrudan su deşarj edilmemesi şartıyla çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen maden arama ve işletme faaliyetleri ile altyapı tesislerine izin verilir. 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan maden istihracı ve her türlü tesis yapılabilir. Ancak faaliyet sırasında alıcı ortama yapılacak deşarjlarda ilgili yönetmelikte belirtilen limitlere uyulması zorunludur.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Maden üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatları il özel idareleri tarafından verilir. Bu ruhsatların verilmesi sırasında 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu hükümlerine göre belediyelerin tahsil ettiği işyeri açma izni harcı il özel idaresi tarafından tahsil edilir. Bu bedelin % 50'si ruhsatın bulunduğu bölgeyle sınırlı olarak altyapı yatırımlarında kullanılmak üzere, doğrudan ilgili ilçe veya ilçelerin Köylere Hizmet Götürme Birlikleri hesabına aktarılır. Bu alanların belediyelerin mücavir alanı içerisinde kalması durumunda tahsil edilen harcın % 50'si ilgili belediyenin hesabına aktarılır.

 

    İlgili bakanlıkların mevzuatı gereği yapacakları inceleme ve denetimlerde; ruhsat alanlarında ilgili Kanun esaslarına uygun çalışılmadığının tespiti halinde, mevzuat çerçevesinde yapılacak işlemler Genel Müdürlüğe bildirilir. Çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulur.

 

    Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, diğer izinlere ilişkin işlemler de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geç üç ay içinde bitirilir. Bakanlık ve diğer bakanlıkların mevzuatının gerektirdiği maddî yükümlülükler ruhsat sahibi tarafından karşılanır.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) İmar alanları içinde kalan madencilik faaliyetleri, ilgili yerel merciden izin alınarak yapılır. Ruhsat alındıktan sonra imar alanları içine alınan maden sahalarına bu hüküm uygulanmaz. İmar planı bulunmayan alanlarda yapılan veya yapılacak olan madencilik faaliyetleri ile bu faaliyetlere bağlı geçici tesisler ve bunların müştemilatı için imar planı yapılmaz. İşletme ruhsatları çevre düzeni ve imar planları notuna işlenir. İmarsız alanlarda yürütülen madencilik faaliyetleri için gerekli olan geçici tesisler ve bunların müştemilatı, inşaat ve yapı kullanma iznine tabi değildir. Ancak, yapıların fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve ilgili il özel idaresine bildirilmesi zorunludur. İmarsız alanlarda yürütülen madencilik faaliyetleri için gerekli olan geçici tesisler ve bunların müştemilatı niteliğindeki yapıların, ruhsat sahibi tarafından madencilik faaliyetinin sonlandırılmasını müteakip bir yıl içinde kaldırılması, bunlardan çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı alınmış olanların, çevresel etki değerlendirmesi raporunda belirtildiği şekli ile her iki alanda da yol, su, haberleşme, enerji nakil hattı, bant konveyör, havai hat ve kuyu tesislerinin ilgili idarenin onayı ve talebi doğrultusunda bedelsiz olarak kalmasına izin verilebilir. Diğerlerinin ise süresinde yerinden kaldırılması veya çevre ile uyumlu hale getirilmesi zorunludur. Ruhsat sahibinin bu yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, çevre ve insan sağlığı bakımından sorumlulukları devam eder. Ruhsat sahibi tarafından yapılması gereken işlemler valilik veya ilgili idare tarafından yerine getirilerek yapılan masraflar 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. 

 

    Kamu hizmeti veya umumun yararına ayrılmış yerlere ve bu tür tesislere 60 metre mesafe dahilinde madencilik faaliyetleri Bakanlığın, binalara 60 metre, özel mülkiyete konu araziye 20 metre mesafe dahilinde ise mülk sahibinin iznine bağlıdır. Bu mesafeler, ihtiyaç halinde madencilik faaliyetlerinin boyutu, emniyet tedbirleri ve arazinin yapısı dikkate alınarak Bakanlıkça artırılabilir. Mesafeler yatay olarak hesaplanır.

 

    Maden arama faaliyetleri, bu Kanunda sayılanlar dışında herhangi bir izne tâbi değildir. İşletme faaliyetleri ise, bu Kanuna göre Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliğe göre yürütülür.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Madencilik faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan yatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Kurul tarafından verilir.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Herhangi bir yatırım yapılmamış I. Grup madenler, mıcır, kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol gibi yapılarda kullanılan her türlü yapı hammaddeleri için verilen ruhsatlar ile görünür rezervi belirlenmemiş diğer grup maden ruhsat sahaları ile çakışan aynı yerdeki diğer yatırımlara Genel Müdürlükçe izin verilir. Ruhsatlı sahalarda görünür rezervi belirlemek üzere yapılan sondaj, kuyu, galeri, desandre gibi işler için yapılan yatırımların ve maden varlığının belgelenmesi durumunda tespit edilen görünür rezerv alanı dışındaki alanlar için, diğer yatırımların madencilik faaliyetlerini engellemeyeceğine Genel Müdürlükçe karar verilmesi halinde diğer yatırım için izin verilir. Bu alanlarda ruhsat sahibi tarafından yapılmış yatırımı etkileyen bir husus var ise bu alanla ilgili karar Kurul tarafından verilir. İşletme ruhsat alanı içerisinde ancak işletme izni veya görünür rezerv alanı dışındaki bir alanda diğer yatırımlara Genel Müdürlükçe izin verilebilir. Yatırımın işletme izni veya görünür rezerv alanı ile çakışması durumunda, Kurul tarafından karar verilir. Arama ruhsatı döneminde hiçbir yatırım yapılmamış ise diğer yatırımlara engel teşkil etmez.

 

    (İptal fıkra: Anayasa Mah.nin 15/01/2009 tarihli ve E. 2004/70, K. 2009/7 sayılı Kararı ile.) *3* ;Düzenlenen fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kurul, Devlet Planlama Teşkilatının bağlı olduğu bakanın başkanlığında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, diğer yatırımcı kurum ya da kuruluşun bağlı olduğu bakan/bakanlar ve yatırım kararına onay veren kurumun ilgili olduğu bakan olmak üzere asgari üç kişiden oluşur. Ancak, yatırımcı kuruluşun Devlet Planlama Teşkilatının bağlı olduğu Bakanlığa veya Bakanlığa bağlı ilgili veya ilişkili bir kurum ve katılımcı sayısının üçün altında olması halinde Sanayi ve Ticaret Bakanı Kurula katılır. Kurul, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı veya ilgili taraf bakanlardan herhangi birinin daveti üzerine toplanır ve kararlarını üye tamsayısının salt çoğunluğuyla alır. Kurul tarafından alınan karar, kamu yararı kararı yerine geçer. Kurulun sekretaryası, Genel Müdürlük tarafından yürütülür.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kurul tarafından verilecek kararlarda; görünür rezerv alanı ile diğer yatırımın çakışması halinde öncelikle madenin makul bir sürede üretilebilme imkanının olup olmadığı, ara ve uç ürüne yönelik madenciliğe dayalı sanayi tesislerinin hammadde ihtiyacını karşılayan ruhsatlı sahalarda, tesisin hammadde ihtiyacını karşılayacak şekilde alternatif alanların bulunup bulunmadığı dikkate alınarak değerlendirme yapılır.

 

    (Ek fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Kurul tarafından gerekli görülmesi halinde hazırlatılan rapor, danışmanlık ücretleri, yolluk, gündelik ve benzeri tüm harcamalar yatırımcı tarafından karşılanır. Ayrıca, yatırımlar nedeniyle Kurul kararı ile faaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin yatırım giderleri, lehine karar verilen tarafça tazmin edilir.

 

    Madencilik faaliyetleri ve/veya bu faaliyetlere bağlı tesisler için verilmiş izinler, ruhsat hukuku devam ettiği sürece geçerlidir.

 

    (Değişik fıkra: 10/06/2010-5995 S.K./3.mad.) Çevresel etki değerlendirmesi ile ilgili karar, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, mülkiyet izni olmadan veya on üçüncü fıkraya aykırı faaliyette bulunulduğunun tespiti halinde ruhsat teminatı irad kaydedilerek bu alandaki faaliyet durdurulur. Bu ihlallerin üç yıl içinde üç kez yapıldığının tespiti halinde ise teminat irad kaydedilerek ruhsat iptal edilir.


[b]Av. Vedat ORUÇ[/b]

Garameten Taksim

GARAMETEN TAKSİM
Tarih: 10.11.2008
Amme Alacaklarında Rüçhan Hakkı,6183 sayılı amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun Madde No 21 de belirtilmiştir.
Üçüncü şahıslar tarafından haczedilen mallar paraya çevrilmeden evvel o mal üzerine amme alacağı için de haciz konulursa bu alacak da hacze iştirak eder ve aralarında satış bedeli garameten taksim olunur ifadesi madde hükmüdür.
Biraz daha anlaşılabilir hale getirmek için örnekleme yapalım, 
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Ye ltd.şti. 1.sıra haciz …………… 50000.-ytl
Te bank rehinli alacak3.sıra haciz 50000.-ytl
Vergi dairesi alacağı ……………  100000.-ytl
Toplam garameten………………..200.000.-Ytl
Garameten hesabında taksim ise
Ye ltd.şti.(50000/200000)* 100= % 25 yani 100.000 * 25 %=25.000.-ytl
Vergi alacağı..% 75  yani 100.000.-* % 75 =75.000.-ytl idare tahsil eder.
Unutmayın hacize konu taşınmazın satış bedeli  200.000 olsaydı garameten taksime ihtiyaç olmazdı.
Uygulamada idarelerin çok riayet etmediklerini düşündüğüm bu ayrım aslında yasal zorunluluk,kanunun emredici kuralı,ancak vergi dairesinin de taşınmazı haciz ederek satışa çıkardığını düşünürsek,icra dairelerinde taşınmaz ile ilgili haciz varmı ,idare kaçıncı sırada diye araştıran varmıdır aceba?yada daha önemli bir örneğe geliyorum;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Te bank rehinli alacak 1.sıra haciz  200.000.-ytl
Vergi dairesi 2.haciz………………. 500.000.-ytl
Ye ltd.şti.3.sıra haciz……………….  34.000.-ytl
Buradan garameten taksim olacakmıdır,hayır!çünkü;
Rehinli alacaklıların hakları mahfuzdur. Ancak, gümrük resmi, bina ve arazi vergisi gibi eşya ve gayrimenkulün aynından doğan amme alacakları o eşya ve gayrimenkul bedelinden tahsilinde rehinli alacaklardan evvel gelir.
Medeni Kanunun taşınır rehninin anlatıldığı üçüncü bölümünün Rehnin hükümleri kısmının “Alacaklının hakkı” başlıklı 946.maddesine göre “Alacaklı, ödenmeyen alacağının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesini isteyebilir. Rehin hakkı, alacaklıya asıl alacak ile birlikte sözleşme faizlerinin, takip giderlerinin ve gecikme faizinin güvencesini sağlar.”
Buna göre rehin hakkının kapsamına asıl alacak ile birlikte sözleşme faizleri, takip giderleri ve gecikme faizi de girmektedir. Dolayısıyla bu alacaklar da rehin kapsamında değerlendirilecek ve bu alacaklar da düşüldükten sonra amme alacağının rüçhaniyeti söz konusu olabilecektir.bu örnekte rehinli alacak 200.000.-ytl satış 100.000.-ytl olduğundan dağıtım diğerlerine söz konusu olmayacaktır.
Peki örneğimizi;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Ye ltd.şti. 1.sıra haciz………………………34.000.-ytl
Te bank rehinli alacak 2.sıra haciz….  200.000.-ytl
Vergi dairesi 3.sıra haciz………………  500.000.-ytl
Toplam garameten ……………………… 734.000.-ytl
Rehinli alacağı da  olsa Te banka geçmiş olsun,garameten taksim,aşağıdaki gibi yapılacaktır.
Ye ltd.şti.1 sıra haciz…34.000.-ytl / 734.000 *100=% 4.63 
Satış 100.000 * %4.3=4.300.-ytl
Vergi dairesi….%95.7….satış 100000 =95.700.-ytl. yi  tahsil ederdi.
Başka bir örnektede;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Te bank rehinli alacak 1.sıra haciz  200.000.-ytl
Vergi dairesi 2.haciz………………. 500.000.-ytl
Ye ltd.şti.3.sıra haciz……………….  34.000.-ytl
Ze belediyesi emlak vergisi alac….    10.000.-ytl
Burada hacizli taşınmazın satışından önce emlak vergisi ödenecek,sonra rehinli alacağa kalan rakam ödenecektir.garameten dağıtıma para kalmamıştır.
Değişik başka bir örneğimizi şöyle oluşturalım;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 800.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Te bank rehinli alacak 1.sıra haciz  200.000.-ytl
Ye ltd.şti.2.sıra haciz………………. 234.000.-ytl
Vergi dairesi 3.haciz………………. 500.000.-ytl
Ze belediyesi emlek vergisi alac….    10.000.-ytl
Bu örneğimizde emlak vergisi ve rehinli 1.sıradaki alacak  toplamı düşüldükten sonra kalan (800000-210000=590000.-ytl)garameten dağıtıma girecektir.
Özellikle mevzuat dilinin çok ağır olması nedeniyle,anlaşılabilirliği çok zor olan uygulamaların daha sade daha anlaşılabilir bir dille yazılması ,bu yapılamadı diyelim o zaman makaleleri yazan üstadlarımızın bu kolaylığı yapacakları makaleleri bizleri ve sizleri aydınlatsın,özellikle bu ağır dilin birde giriş gelişme ve sonuç kalıbında ısrarlı yazımları, herkesi sadece sonuç kısmını okumaya yöneltmektedir.özellikle akademisyenlerin bu dili daha da ağırlaştırması çok kolayı bile o kadar çok zor yapıyor ki.sonra konuya muhatap memurlar dahi dünya kadar hata yapıyor.olay anlaşılamadığından da haklar güme gidiyor.hukukun özü de haklardan oluştuğundan alın size bir dünya hukuksuzluk örnekleri.halbuki bir büyüğümüzün dediği gibi kolaylaştırın,zorlaştırmayın.hukuk herkese lazım.herkesin hakkı da değerlidir.
6183 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin “Amme idarelerinin bu kanunu tatbike selahiyetli memurlarının vazifelerini teşkilat ve vazife kanunları veya bu konu ile ilgili diğer kanun veya nizamname ve talimatnameler, mesuliyetlerini de; mesuliyeti tesis eden kanunlar tayin eder.” hükmü uyarınca amme alacağının cebren takip ve tahsiline yetkili ve mesuliyetli kılınan vergi idaresi idareci ve çalışanlarınca da ihtimam gösterilmesi gerekmektedir
 
Kaynak: www.MuhasebeTR.com 
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır .)
 
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:28
  • DuraN
GARAMETEN TAKSİM
Tarih: 10.11.2008
Amme Alacaklarında Rüçhan Hakkı,6183 sayılı amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun Madde No 21 de belirtilmiştir.
Üçüncü şahıslar tarafından haczedilen mallar paraya çevrilmeden evvel o mal üzerine amme alacağı için de haciz konulursa bu alacak da hacze iştirak eder ve aralarında satış bedeli garameten taksim olunur ifadesi madde hükmüdür.
Biraz daha anlaşılabilir hale getirmek için örnekleme yapalım, 
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Ye ltd.şti. 1.sıra haciz …………… 50000.-ytl
Te bank rehinli alacak3.sıra haciz 50000.-ytl
Vergi dairesi alacağı ……………  100000.-ytl
Toplam garameten………………..200.000.-Ytl
Garameten hesabında taksim ise
Ye ltd.şti.(50000/200000)* 100= % 25 yani 100.000 * 25 %=25.000.-ytl
Vergi alacağı..% 75  yani 100.000.-* % 75 =75.000.-ytl idare tahsil eder.
Unutmayın hacize konu taşınmazın satış bedeli  200.000 olsaydı garameten taksime ihtiyaç olmazdı.
Uygulamada idarelerin çok riayet etmediklerini düşündüğüm bu ayrım aslında yasal zorunluluk,kanunun emredici kuralı,ancak vergi dairesinin de taşınmazı haciz ederek satışa çıkardığını düşünürsek,icra dairelerinde taşınmaz ile ilgili haciz varmı ,idare kaçıncı sırada diye araştıran varmıdır aceba?yada daha önemli bir örneğe geliyorum;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Te bank rehinli alacak 1.sıra haciz  200.000.-ytl
Vergi dairesi 2.haciz………………. 500.000.-ytl
Ye ltd.şti.3.sıra haciz……………….  34.000.-ytl
Buradan garameten taksim olacakmıdır,hayır!çünkü;
Rehinli alacaklıların hakları mahfuzdur. Ancak, gümrük resmi, bina ve arazi vergisi gibi eşya ve gayrimenkulün aynından doğan amme alacakları o eşya ve gayrimenkul bedelinden tahsilinde rehinli alacaklardan evvel gelir.
Medeni Kanunun taşınır rehninin anlatıldığı üçüncü bölümünün Rehnin hükümleri kısmının “Alacaklının hakkı” başlıklı 946.maddesine göre “Alacaklı, ödenmeyen alacağının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesini isteyebilir. Rehin hakkı, alacaklıya asıl alacak ile birlikte sözleşme faizlerinin, takip giderlerinin ve gecikme faizinin güvencesini sağlar.”
Buna göre rehin hakkının kapsamına asıl alacak ile birlikte sözleşme faizleri, takip giderleri ve gecikme faizi de girmektedir. Dolayısıyla bu alacaklar da rehin kapsamında değerlendirilecek ve bu alacaklar da düşüldükten sonra amme alacağının rüçhaniyeti söz konusu olabilecektir.bu örnekte rehinli alacak 200.000.-ytl satış 100.000.-ytl olduğundan dağıtım diğerlerine söz konusu olmayacaktır.
Peki örneğimizi;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Ye ltd.şti. 1.sıra haciz………………………34.000.-ytl
Te bank rehinli alacak 2.sıra haciz….  200.000.-ytl
Vergi dairesi 3.sıra haciz………………  500.000.-ytl
Toplam garameten ……………………… 734.000.-ytl
Rehinli alacağı da  olsa Te banka geçmiş olsun,garameten taksim,aşağıdaki gibi yapılacaktır.
Ye ltd.şti.1 sıra haciz…34.000.-ytl / 734.000 *100=% 4.63 
Satış 100.000 * %4.3=4.300.-ytl
Vergi dairesi….%95.7….satış 100000 =95.700.-ytl. yi  tahsil ederdi.
Başka bir örnektede;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 100.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Te bank rehinli alacak 1.sıra haciz  200.000.-ytl
Vergi dairesi 2.haciz………………. 500.000.-ytl
Ye ltd.şti.3.sıra haciz……………….  34.000.-ytl
Ze belediyesi emlak vergisi alac….    10.000.-ytl
Burada hacizli taşınmazın satışından önce emlak vergisi ödenecek,sonra rehinli alacağa kalan rakam ödenecektir.garameten dağıtıma para kalmamıştır.
Değişik başka bir örneğimizi şöyle oluşturalım;
İks  a.ş. firmasının borçları nedeniyle hacizli taşınmazın 800.000 ytl ye satışı söz konusu olmuştur.icra dairesinde haciz sıralaması ise aşağıdaki gibi farzedelim;
Te bank rehinli alacak 1.sıra haciz  200.000.-ytl
Ye ltd.şti.2.sıra haciz………………. 234.000.-ytl
Vergi dairesi 3.haciz………………. 500.000.-ytl
Ze belediyesi emlek vergisi alac….    10.000.-ytl
Bu örneğimizde emlak vergisi ve rehinli 1.sıradaki alacak  toplamı düşüldükten sonra kalan (800000-210000=590000.-ytl)garameten dağıtıma girecektir.
Özellikle mevzuat dilinin çok ağır olması nedeniyle,anlaşılabilirliği çok zor olan uygulamaların daha sade daha anlaşılabilir bir dille yazılması ,bu yapılamadı diyelim o zaman makaleleri yazan üstadlarımızın bu kolaylığı yapacakları makaleleri bizleri ve sizleri aydınlatsın,özellikle bu ağır dilin birde giriş gelişme ve sonuç kalıbında ısrarlı yazımları, herkesi sadece sonuç kısmını okumaya yöneltmektedir.özellikle akademisyenlerin bu dili daha da ağırlaştırması çok kolayı bile o kadar çok zor yapıyor ki.sonra konuya muhatap memurlar dahi dünya kadar hata yapıyor.olay anlaşılamadığından da haklar güme gidiyor.hukukun özü de haklardan oluştuğundan alın size bir dünya hukuksuzluk örnekleri.halbuki bir büyüğümüzün dediği gibi kolaylaştırın,zorlaştırmayın.hukuk herkese lazım.herkesin hakkı da değerlidir.
6183 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin “Amme idarelerinin bu kanunu tatbike selahiyetli memurlarının vazifelerini teşkilat ve vazife kanunları veya bu konu ile ilgili diğer kanun veya nizamname ve talimatnameler, mesuliyetlerini de; mesuliyeti tesis eden kanunlar tayin eder.” hükmü uyarınca amme alacağının cebren takip ve tahsiline yetkili ve mesuliyetli kılınan vergi idaresi idareci ve çalışanlarınca da ihtimam gösterilmesi gerekmektedir
 
Kaynak: www.MuhasebeTR.com 
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır .)
 

Yargıtay Kararları Işığında Paylı Mülkiyete Konu Eşyanın Kiralanması

Paylı mülkiyette; birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir malın tamamına, belli paylarla maliktir. Bu mülkiyet türünde; önemli tasarruf işlemleri, TMK gereğince, kural olarak, ancak pay ve paydaş çoğunluğu ile gerçekleştirilebilecektir.

Paylı mülkiyete tabi bir eşyanın kiraya verilmesi; Yargıtay  İBK’da ifade edildiği üzere, “Müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır.” “Ortak mülkiyete tabi taşınmazlar bakımından geçerli bir kira sözleşmesinin oluşturulması pay ve paydaş çoğunluğunun bulunması koşuluna bağlıdır.”

Gerekli pay ve paydaş çoğunluğuyla karar alınmaksızın, paylı mal kiraya verilmişse; kira sözleşmesinin tarafı olmayan paydaş, Borçlar Kanunu anlamında sözleşmeye icazet verdiği takdirde, sözleşme kendilerini de bağlayacaktır. Bu durumda pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanıp sağlanmadığı tekrar gözden geçirilecektir. Sağlamıyorsa geçerli bir kira sözleşmesinden bahsedilemez. İcazet Borçlar Kanunu uyarınca açık veya örtülü olabilecektir. Pay ve paydaş çoğunluğu arandığından, iki paydaşlı taşınmazlarda, bir paydaşın taşınmazı üçüncü kişiye vermesi durumunda; hiçbir zaman paydaş çoğunluğu sağlanamayacağından, oybirliğinin gerek olacağı kuşkusuzdur.

Kira sözleşmesi bir vekil aracılığıyla yapılmışsa; vekilin paydaşın birisi tarafından sözleşme sonrası azlinin aranan çoğunluğa etkisinin incelendiği bir dosyada Yargıtay, “Davacı tarafından vekil kılınan A.S.N. Çaykara Noterliği’nin 20.09.2005 tarih, 1…yevmiye azilnamesiyle azledilmiş ise de kira sözleşmesinin geçerliliği için gerekli pay ve paydaş çoğunluğunun sağlandığı…davacı tarafından azledilmiş olmasının sözleşmenin bağlayıcılığına engel teşkil etmeyeceği tartışmasızdır.” demiştir. (Y. 2013/17337 E. 2014/925 K.)

Paylı mülkiyete tabi malda; paydaşlardan biri kendi içinde elbirliği mülkiyete sahip ise, elbirliği mülkiyette birlikte hareket etmek durumunda olduklarından paydaş hesabında tek kişi olarak değerlendirilecekleri, Yargıtay 1. HD.’nin 2004/2636 E. 2004/3322 K. sayılı kararında ifade edilmiştir.

Kira sözleşmesi, pay ve paydaş çoğunluğunu sağlamadığı takdirde; sözleşmesinin tarafı olmayan ve icazet vermeyen paydaşlar, kiracıya karşı elatmanın önlenmesi davası, istihkak davası açabilecekler, şartları varsa ecrimisil talep edebileceklerdir.

Elatmanın önlenmesi davalarında; davalı kiracının, öncelikle kira sözleşmesini kanıtlaması ve ardından da bu sözleşmesinin geçerli bir sözleşme, yani pay ve paydaş çoğunluğu ile kurulan bir sözleşme olduğunu ispatlaması gerekecektir. Yargıtay, 1. HD. 2012/3423 E. 2012/4001 K. sayılı kararında, “ Davalı kiracılık ilişkisini kanıtlayamamıştır. Kaldı ki, bir an için kira ilişkisinin varlığı kabul edilse bile, olayda pay ve paydaş çoğunluğunun gerçekleştiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Geçerli bir kira akdinin varlığından söz edilemez.” demiştir.

Elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talepli bir davada; Yargıtay 1. HD. 2003/556 E. 2003/1237 K. sayılı kararında paydaşın payına düşen kira bedelini almasını, kira bedeli için icra takibi yapmasını, “Kira sözleşmesinde yer almayan paydaş ya da paydaşların BK 248.maddesinde yazılı olan ve kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedelden paylarına düşen miktarı sonradan aldıklarının anlaşılması durumunda anılan kanunun 38.maddesi uyarınca sözleşmeye icazetin gerçekleştiği kuşkusuzdur.” şeklinde değerlendirerek sözleşmeye icazet verildiğinden bahisle, taleplerin reddine karar vermiştir. Burada önemli nokta; icazetin Borçlar Kanunu uyarınca örtülü de olabileceğidir.

Kiracıya karşı açılacak elatmanın önlenmesi davalarında, mutlak olarak elatmanın önlenmesine hükmedilmeyecektir. Şöyle ki; Yargıtay kat irtifakının kurulduğu, davalı tarafça usulüne uygun bir kiraya sözleşmesi olmadan ve icazet de verilmeden 3. Kişiye kiraya verilen taşınmazla ilgili bir dosyada  “Anılan taşınmazın paylı mülkiyete konu olduğu ve davalının da kayden paydaş bulunduğu gözetilerek davacının payı oranında elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle mutlak elatmanın önlenmesine hükmedilmiş olması doğru değildir.” demektedir. (Y. 2011/7619 E. 2011/10534 K.) Görüldüğü üzere, ortada geçerli bir kira sözleşmesi olmasa dahi, paylı mülkiyete konu eşyanın tamamı üzerinde mutlak olarak değil de, davacı paydaşın payı oranında elatmanın önlenmesi kararı verilecektir.

Kiracıya karşı ecrimisil talepli, davalının babası ile kira sözleşmesi yaparak kullandığını iddia ettiği, sözleşmede pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanamadığı bir dosyada; Yargıtay, “Davacının payına isabet eden oranda ecrimisil belirlenerek bu miktarın hüküm altına alınması gerekirken, davalı Levent’in babasının taşınmazdaki payının davalının kullandığı alandan mahsup edilmek suretiyle ecrimisil hesabının yapılması doğru değildir.” demektedir. (Y. 1. HD. 2014/17532 E. 2014/18060 K.)

Bilgiler ışığında, gerekli pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanmadığı bu kira sözleşmeleri geçersiz olsa bile; kiralayan paydaş, sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmediği için, sözleşme uyarınca kiracıya karşı sorumludur.  Kiralayan paydaş, diğer paydaşlara karşı da sorumludur, bu kapsamda; Yargıtay önüne gelen bir uyuşmazlıkta,  elde ettiği kira bedellerinden, diğer paydaşların payına düşen kısımları vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca ödemesi gerektiğine karar vermiştir. (Y. 13. HD. 1998/1404 E. 1998/2030 K.) Yargıtay bir kararında; kiralayan paydaş, diğer paydaşların paylı maldan yararlanmalarını engelleyerek zarara uğramalarına sebep olduğundan dolayı, intifadan men koşulu aramaksızın tazminat davası açılabileceğini belirtmiştir.

Paylı mülkiyete tabi taşınmazda yararlanma, kullanma, yönetime ilişkin kararların; sonradan paydaş olan veya pay üzerinde ayni hak kazanan kimseleri bağlaması için, bu hakların tapuya şerh edilmesi gerekmektedir.

Kira sözleşmesini feshetmek, tahliye etmek de önemli tasarruf işlemlerinden olduğundan, yine pay ve paydaş çoğunluğu aranacaktır. Kira bedellerini ödemeyen kiracıya gönderilecek ihtarnamede de pay ve paydaş çoğunluğunun aranması gerektiği yönünde Yargıtay kararları vardır.

Stj. Av. Emine NALÇACI
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:27
  • DuraN
Paylı mülkiyette; birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir malın tamamına, belli paylarla maliktir. Bu mülkiyet türünde; önemli tasarruf işlemleri, TMK gereğince, kural olarak, ancak pay ve paydaş çoğunluğu ile gerçekleştirilebilecektir.

Paylı mülkiyete tabi bir eşyanın kiraya verilmesi; Yargıtay  İBK’da ifade edildiği üzere, “Müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır.” “Ortak mülkiyete tabi taşınmazlar bakımından geçerli bir kira sözleşmesinin oluşturulması pay ve paydaş çoğunluğunun bulunması koşuluna bağlıdır.”

Gerekli pay ve paydaş çoğunluğuyla karar alınmaksızın, paylı mal kiraya verilmişse; kira sözleşmesinin tarafı olmayan paydaş, Borçlar Kanunu anlamında sözleşmeye icazet verdiği takdirde, sözleşme kendilerini de bağlayacaktır. Bu durumda pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanıp sağlanmadığı tekrar gözden geçirilecektir. Sağlamıyorsa geçerli bir kira sözleşmesinden bahsedilemez. İcazet Borçlar Kanunu uyarınca açık veya örtülü olabilecektir. Pay ve paydaş çoğunluğu arandığından, iki paydaşlı taşınmazlarda, bir paydaşın taşınmazı üçüncü kişiye vermesi durumunda; hiçbir zaman paydaş çoğunluğu sağlanamayacağından, oybirliğinin gerek olacağı kuşkusuzdur.

Kira sözleşmesi bir vekil aracılığıyla yapılmışsa; vekilin paydaşın birisi tarafından sözleşme sonrası azlinin aranan çoğunluğa etkisinin incelendiği bir dosyada Yargıtay, “Davacı tarafından vekil kılınan A.S.N. Çaykara Noterliği’nin 20.09.2005 tarih, 1…yevmiye azilnamesiyle azledilmiş ise de kira sözleşmesinin geçerliliği için gerekli pay ve paydaş çoğunluğunun sağlandığı…davacı tarafından azledilmiş olmasının sözleşmenin bağlayıcılığına engel teşkil etmeyeceği tartışmasızdır.” demiştir. (Y. 2013/17337 E. 2014/925 K.)

Paylı mülkiyete tabi malda; paydaşlardan biri kendi içinde elbirliği mülkiyete sahip ise, elbirliği mülkiyette birlikte hareket etmek durumunda olduklarından paydaş hesabında tek kişi olarak değerlendirilecekleri, Yargıtay 1. HD.’nin 2004/2636 E. 2004/3322 K. sayılı kararında ifade edilmiştir.

Kira sözleşmesi, pay ve paydaş çoğunluğunu sağlamadığı takdirde; sözleşmesinin tarafı olmayan ve icazet vermeyen paydaşlar, kiracıya karşı elatmanın önlenmesi davası, istihkak davası açabilecekler, şartları varsa ecrimisil talep edebileceklerdir.

Elatmanın önlenmesi davalarında; davalı kiracının, öncelikle kira sözleşmesini kanıtlaması ve ardından da bu sözleşmesinin geçerli bir sözleşme, yani pay ve paydaş çoğunluğu ile kurulan bir sözleşme olduğunu ispatlaması gerekecektir. Yargıtay, 1. HD. 2012/3423 E. 2012/4001 K. sayılı kararında, “ Davalı kiracılık ilişkisini kanıtlayamamıştır. Kaldı ki, bir an için kira ilişkisinin varlığı kabul edilse bile, olayda pay ve paydaş çoğunluğunun gerçekleştiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Geçerli bir kira akdinin varlığından söz edilemez.” demiştir.

Elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talepli bir davada; Yargıtay 1. HD. 2003/556 E. 2003/1237 K. sayılı kararında paydaşın payına düşen kira bedelini almasını, kira bedeli için icra takibi yapmasını, “Kira sözleşmesinde yer almayan paydaş ya da paydaşların BK 248.maddesinde yazılı olan ve kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedelden paylarına düşen miktarı sonradan aldıklarının anlaşılması durumunda anılan kanunun 38.maddesi uyarınca sözleşmeye icazetin gerçekleştiği kuşkusuzdur.” şeklinde değerlendirerek sözleşmeye icazet verildiğinden bahisle, taleplerin reddine karar vermiştir. Burada önemli nokta; icazetin Borçlar Kanunu uyarınca örtülü de olabileceğidir.

Kiracıya karşı açılacak elatmanın önlenmesi davalarında, mutlak olarak elatmanın önlenmesine hükmedilmeyecektir. Şöyle ki; Yargıtay kat irtifakının kurulduğu, davalı tarafça usulüne uygun bir kiraya sözleşmesi olmadan ve icazet de verilmeden 3. Kişiye kiraya verilen taşınmazla ilgili bir dosyada  “Anılan taşınmazın paylı mülkiyete konu olduğu ve davalının da kayden paydaş bulunduğu gözetilerek davacının payı oranında elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle mutlak elatmanın önlenmesine hükmedilmiş olması doğru değildir.” demektedir. (Y. 2011/7619 E. 2011/10534 K.) Görüldüğü üzere, ortada geçerli bir kira sözleşmesi olmasa dahi, paylı mülkiyete konu eşyanın tamamı üzerinde mutlak olarak değil de, davacı paydaşın payı oranında elatmanın önlenmesi kararı verilecektir.

Kiracıya karşı ecrimisil talepli, davalının babası ile kira sözleşmesi yaparak kullandığını iddia ettiği, sözleşmede pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanamadığı bir dosyada; Yargıtay, “Davacının payına isabet eden oranda ecrimisil belirlenerek bu miktarın hüküm altına alınması gerekirken, davalı Levent’in babasının taşınmazdaki payının davalının kullandığı alandan mahsup edilmek suretiyle ecrimisil hesabının yapılması doğru değildir.” demektedir. (Y. 1. HD. 2014/17532 E. 2014/18060 K.)

Bilgiler ışığında, gerekli pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanmadığı bu kira sözleşmeleri geçersiz olsa bile; kiralayan paydaş, sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmediği için, sözleşme uyarınca kiracıya karşı sorumludur.  Kiralayan paydaş, diğer paydaşlara karşı da sorumludur, bu kapsamda; Yargıtay önüne gelen bir uyuşmazlıkta,  elde ettiği kira bedellerinden, diğer paydaşların payına düşen kısımları vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca ödemesi gerektiğine karar vermiştir. (Y. 13. HD. 1998/1404 E. 1998/2030 K.) Yargıtay bir kararında; kiralayan paydaş, diğer paydaşların paylı maldan yararlanmalarını engelleyerek zarara uğramalarına sebep olduğundan dolayı, intifadan men koşulu aramaksızın tazminat davası açılabileceğini belirtmiştir.

Paylı mülkiyete tabi taşınmazda yararlanma, kullanma, yönetime ilişkin kararların; sonradan paydaş olan veya pay üzerinde ayni hak kazanan kimseleri bağlaması için, bu hakların tapuya şerh edilmesi gerekmektedir.

Kira sözleşmesini feshetmek, tahliye etmek de önemli tasarruf işlemlerinden olduğundan, yine pay ve paydaş çoğunluğu aranacaktır. Kira bedellerini ödemeyen kiracıya gönderilecek ihtarnamede de pay ve paydaş çoğunluğunun aranması gerektiği yönünde Yargıtay kararları vardır.

Stj. Av. Emine NALÇACI

İCRA VE İFLAS HUKUKUNDA HARÇLAR VE GİDERLER

İCRA VE İFLAS HUKUKUNDA HARÇLAR VE GİDERLER

10.02.2004
Av. Talih UYAR
www.talihuyar.com

a)İcra ve İflas Harçları:

H a r ç; özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir.[1] Başka bir ifade ile, “takip hukukunda harçlar, devletin, icra ve iflas muamelelerini ifa etmek suretiyle gördüğü hususi hizmet dolayısı ile ilgililerden, harç pulu yapıştırmak suretiyle aldığı para”dır.[2] Kural olarak, devletin gördüğü kamu hizmetleri parasızdır. Ancak, devlet kendisi için oldukça külfetli ve masraflı bir faaliyet olan icra ve iflas hukuku sahasındaki hizmetleri için bu hizmetlerden yararlananlardan -yaptığı masrafların tam karşılığı olmamak üzere- harç adı altında cüzi bir para tahsil eder. Bu para; ilgili kişilerden harç pulu yapıştırılmak suretiyle tahsil edilir.

I-Devletin, icra ve iflas hukuku sahasında alabileceği harçları kanun tayin eder. Halen bu harçlar, 492 sayılı Harçlar Kanununda[3] düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu kanuna -3239 sayılı kanunla eklenen- mükerrer -4369 ve 5035 sayılı kanunlarla değişik- 138. maddede “her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan maktu harçlar (maktu ve nisbi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) o yıl için tesbit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında arttırılır. Bu şekilde hesaplanan maktu harç ve tutarların % 5’ini aşmayan kesirleri dikkate alınmaz” denilmiş olduğundan harç miktarları her yıl başında yeniden belirlenecektir… Harçlar Kanununun, konumuzla ilgili hükümlerini;

A-İcra Harçları,

B-İflas Harçları,

C-Tetkik Mercii Harçları,

olmak üzere üç grupta incelemek mümkündür.

Bunlardan icra ve iflas harçları Harçlar Kanununun (1) sayılı Tarifesinin ([Resim: cool.png] bölümünde düzenlenmiştir.

II- A) İCRA HARÇLARI:

a)İcraya başvurma harcı: Gerek i l a m l ı gerekse i l a m s ı z icra takiplerinde, takip talebinde bulunan alacaklıdan alınır. Bu harç maktu olup[4] alacaklı neticede haklı çıkarsa, harç borçluya yüklenir.

b)Peşin harç: İ l a m s ı z takiplerde, takip talebinde bulunan alacaklıdan, alacağın binde beşi oranında tahsil edilir. Bu harç, takip sonunda, alınacak asıl harca mahsup edilir. Alacaklı mahkemeye başvurarak dava -“alacak davası” veya “itirazın iptali davası”- açmaya mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade olunur veya alacaklının isteği üzerine mahkeme harçlarına mahsup edilir (Harçlar Kanunu mad. 29)[5]. Başlangıçta alacaklıdan alınan bu harç da, neticede haklı çıkarsa, borçluya yüklenir.

Peşin harcın, sadece “ilamsız takipler”de alınmasından maksat, ilama dayalı olmayan takiplerin ciddiyetini temin etmek ve asılsız takip taleplerine engel olmaktır.[6] Aynı zamanda, ilama dayanan takiplerde, o safhaya gelinceye kadar, mahkemeden ilamın alınması sırasında gerekli harçlar alınmış olduğundan, ayrıca, takip safhasında peşin harç alınmasına gerek görülmemiştir....[7]

Takip borçlularından birisi hakkında icra takibi yapıldıktan sonra, takibin -kefil, ciranta, müşterek/müteselsil borçlu gibi- diğer borçlularına yöneltilerek onlara ödeme emri gönderilebilmesi için, alacaklının yeniden peşin harç ödemesi gerekir.[8]

İ l a m l ı takiplerde peşin harç alınmaz.[9]

Yüksek mahkeme[10], “İİK.nun 149. maddesine dayalı, borçluya örnek 151 icra emri gönderilerek yapılan ipotekli takiplerden de peşin harç alınamayacağını” belirtmiştir...

Takip, mahkeme ilamına değil de, ilam niteliğindeki bir belgeye (İİK. mad. 38) -örneğin; re’sen düzenlenmiş bir noter senedine- dayanmakta ise, p e ş i n h a r ç alınacak mıdır? Bu durumda, Harçlar Kanununun 29. maddesindeki “ilama dayanmayan takip” deyiminin dar tesir edip, takip konusu yapılan “mahkeme ilamı” olmadıkça peşin harcın alınması gerektiği sonucuna varmak gerekir. Keza yukarıdaki ikinci gerekçe de, “sadece mahkeme ilamına dayanan icra takiplerinden peşin harç alınmayacağını” haklı göstermektedir. Bu itibarla, mahkeme huzurunda yapılan s u l h, k a b u l, f e r a g a t hallerinde “karar ve ilam harcı” alınacağından (Harçlar Kanunu mad. 22) ve bu üç hali belgeleyen mahkeme kararı teknik manada bir “mahkeme ilamı” sayılacağından (HUMK. mad. 95/1) bu üç halde, “icra takibinin ilama dayandığı” gerekçesi ile, peşin harç alınmamalıdır.[11] [12] Noterlikçe re’sen düzenlenmiş senetler gibi, hakkında daha önce ilam harcı ödenmemiş diğer ilam niteliğindeki belgelere (temyiz kefaletnameleri, icra dairesindeki kefaletler ve özel kanunlara göre ve ilam niteliğinde sayılan belgelere) dayanan ilamlı icra takiplerinde, Harçlar Kanununun 29. maddesine göre, -binde beş- peşin harç ödenmelidir.[13]

c)Tahsil harcı ve icranın yerine getirilmesi harcı:

aa)Tahsil harcı:[14] Konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bir şey olan icra takiplerinden, icra takibinin değeri üzerinden n i s b i olarak alınır. Harç oranı takibin uzaması ile artmaktadır:

aaa-Ödeme veya icra emrinin tebliği üzerine hacizden önce ödenen paralardan % 3,6[15]

bbb-Hacizden sonra ve satıştan önce ödenen paralardan % 7,2

ccc-Haczedilen malların satılıp paraya çevrilmesi suretiyle yani satıştan sonra tahsil olunan paralardan % 9 n i s b e t i n d e “tahsil harcı” alınır.

Tahsil harcı, takip masrafları çıkarıldıktan sonra geri kalan miktar üzerinden hesaplanarak, alacakldan alınır.[16] Ayrıca belirtelim ki, harcın yükümlüsü ilgili kişi (borçlu/alacaklı “cezaevi harcından”) olduğundan, tahsil harcı, borçlu vekilinden değil, borçludan istenebilir.[17]

Bu harç, “konusu para olan icra takiplerinde” alacağın ödenmesi sırasında, “konusu paradan başka bir şey olan icra takiplerinde -örneğin; menkul teslimlerinde (İİK. mad. 24), çocuk teslimlerinde (İİK. mad. 25)-” icranın yerine getirilmesinden itibaren 15 gün içinde ödenir (Harçlar Kanunu mad. 28/b).

ddd-Memur ve hizmetlilerin, maaş, ücret, gündelik ve sair hizmet gelirlerinin haczi suretiyle tahsil olunan paralardan % 3,6

eee-Gayrımenkul ve gemilerin tahliye ve tesliminde; tahliye ve teslim icra marifetiyle olmuşsa % 3,6, icra marifetiyle olmamışsa % 1,8

fff-Menkul teslimlerinde, teslim icra marifetiyle olmuşsa % 3,6, icra marifetiyle olmamışsa % 1,8 oranında tahsil edilir.

Nisbi harç para tahsil edilirken alınır. Maktu harç ise, ilam icraya konulunca peşin olarak alınır.

Yüksek mahkeme, yeni oluşturduğu içtihatlarında “tahsil harcının yükümlüsünün -İİK. mad. 15/I uyarınca- borçlu olduğunu, bu nedenle, alacaklıya ödeme yapılırken, tahsil harcının düşülmeyeceğini (kesilemeyeceğini)” belirtmektedir.[18]

bb)İcranın yerine getirilmesi harcı:[19] Konusu, para ile değerlendirilmesi mümkün olmayan icra takiplerinde -çocuk teslimi gibi (İİK. mad. 25)- icra takibinin sonunda maktu olarak alınır.

d)Cezaevleri harcı: Bu harç 2548 sayılı kanuna[20] göre;

aa)Miktar ve kıymeti muayyen olan ilamlı ve ilamsız alacaklardan, tahsil olunan paranın % 2’si,

bb)Kıymeti muayyen olmayan ilamların icrasından, tahsil olunan harcın yarısı nisbetinde alınır.

Bu harcın, diğer harçlardan farklı olan en önemli özelliği, borçluya yükletilmemesindedir. Yani bu harca alacaklı katlanır. Bu suretle İİK. mad. 15/1’de ifade edilmiş bulunan “… bütün harçların borçluya ait olduğu” kuralına 2548 sayılı kanunun bahsedilen maddesi ile bir istisna getirilmiştir.[21] [22]

e)Feragat harcı: “Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır.[23] Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra takipten vazgeçilirse, tahsil harcı tam olarak alınır” (Harçlar Kanunu, mad. 23). Ayrıca belirtelim ki; ödeme emrinin tebliğe çıkarılmasından sonra fakat borçluya tebliğinden önce takipten feragat edilmesi halinde -bu aşamada tahsil harcı alınmadığından (bknz: yuk. dipn. 15)- feragat harcı alınmaz.[24] Yüksek mahkeme[25], bu konudaki içtihatlarında “bu harçtan alacaklının sorumlu olduğunu” belirtmiştir.

III-Harcın ödenme zamanı: Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, herhangi bir icra takip işleminin yapılmasını isteyen kişi, o işlemin yapılması için kanunda öngörülen harcın tamamını peşin alarak ödemek zorundadır. Harcın tamamı ödenmedikçe, harca konu işlem yapılamaz (Harçlar Kanunu, mad. 127). Gerekli harcı almadan o işlemi yapan memur, yükümlü ile birlikte, harcın ödenmesinden müteselsilen sorumlu olur (Harçlar Kanunu, mad. 128). Eğer takip talebi, başka bir icra dairesi vasıtasıyla yetkili icra dairesine gönderilmek istenirse, aracılığı istenen icra dairesi tarafından gerekli başvurma harcı ile peşin harç alacaklıdan alınarak, takip talebi ile birlikte yetkili icra dairesine gönderilir (Harçlar Kanunu, mad. 35).

IV-Bazı icra muameleleri harçtan muaftır:

a)Değeri 2500 lirayı geçmeyen takipler (ticari senetlere ait takipler hariç) (Harçlar Kanunu, mad. 13/a).

b)Ayda 5000 lirayı geçmeyen nafakaya ait takipler (birden fazla kişi lehine nafakaya hükmedilmesine dair ilamlarda, her kişi lehine hükmedilen miktar, müstakil olarak nazara alınır) (Harçlar Kanunu, mad. 13/c).

c)İcra ve iflas dairelerinin kusuru yüzünden yanlış yapılmış olan işlemlerin ı s l a h ı ve i p t a l i n e dair kararları ile,[26] bu iptal veya ıslah dolayısı ile yeniden yapılacak işlemler (Harçlar Kanunu, mad. 13/d)

d)Erler ve ihtiyaçları devlet tarafından deruhte ve temin olunan onbaşı ve çavuşların yapacakları takipler (Harçlar Kanunu, mad. 14)

e)İş mahkemeleri tarafından işçiler lehine hükme bağlanmış olan hak ve alacakların takibinde, işçilerden hiçbir harç alınmaz (Harçlar Kanunu, mad. 33)

f)İcra tetkik mercilerinin cezaya dair kararları,

g)İcra ve İflas Kanununun 270. maddesine göre yapılacak defter tutma işlemleri,

h)Genel bütçeye dahil idarelerin bu kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemleri (örneğin; üniversiteler[27] “2547 sayılı K. mad. 56/b”, Hazine[28], Milli eğitim Bakanlığı[29] ile ilgili takiplerde, bu kurumlardan harç alınmaz ve aleyhlerine tahsil harcı tahakkuk ettirilmez…)

U y g u l a m a için çok önem taşıyan, şu husus hemen belirtelim ki, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, kuruluş yasasında o kurumun “her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu”nun belirtilmiş olmasının, yargı ve icra harçlarından muafiyeti kapsamadığını, bu nedenle, böyle bir kurumun açacağı dava ve yapacağı takiplerden harç alınması gerekeceğini ötedenberi belirtmiştir. Örneğin; 6200 sayılı Devlet Su İşleri Kanununun 49. maddesindeki “Umum Müdürlüğün varidatı kurumlar vergisinden ve muameleleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” şeklindeki hükmün[30] 2813 sayılı Telsiz Kanununun 5. maddesindeki “… Kurumun gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” şeklindeki hükmün[31] bu kurumların açtığı dava ve yaptıkları icra takiplerinden harç alınmamasını gerektirmeyeceğini, buna karşın 4389 sayılı Bankalar Kanununun 4743 sayılı kanun ile değişik 14/5-c maddesindeki “…Fona intikal eden bankaların, dava ve icra takiplerinde her türlü vergi, resim, harç, cezaevleri harcı ödenmez ve diğer kesintiler yapılmaz…” şeklindeki hükmün,[32] 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 4/II maddesindeki “…yeniden yapılandırma süreci içinde, bankalarca kredi alacaklarının tahsili amacıyla açılmış veya açılacak dava veya takipler sonuçlandırılıncaya kadar, 492 sayılı Harçlar Kanununun 2, 23 ve 29. maddeleri ve 2548 sayılı Cezaevi Harcı Kanununun 1. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı” şeklindeki hükmün,[33] 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun, 24/c maddesindeki “Kurum tarafından açılan ve Kurumun taraf olduğu davalar ve icra kovuşturmaları ile ilamları … her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” şeklindeki hükmün[34] bu kurumların açacağı dava ve yapacağı icra takiplerinden harç alınmamasını gerektireceğini belirtmiştir…

Bunlardan başka, gerek Harçlar Kanununda (mad. 123/II, 124), gerekse İcra ve İflas Kanununda (mad. 43/11, 58, III, 62/VI, 78/III vb.) ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinde (mad. 36, 37/II) harçtan muaf olan işlemler belirtilmiştir…

V-İcra takiplerinde, takipten sonra işleyecek faizler harcın hesaplanmasında nazara alınmaz (Harçlar Kanunu, mad. 20). Bu itibarla, t a h s i l h a r c ı n ı n, takip tarihine kadar işleyen faiz, esas alacağa ilave edildikten sonra elde edilen tutarın binde beşi oranında tahakkuk ettirilmesi gerekir.[35]

VI-İcra takibinde, hem alacaklı hem de borçlu kısmen h a k l ı çıktığı takdirde, bunların sorumlu olduğu harç ve giderler, tetkik merciinin takdir ettiği esaslar dairesinde, her ikisi arasında paylaştırılır.[36]

VII-Harç konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, harcın yasaya aykırı olarak hesaplanmış olması, ilgililerin süresiz şikayet yoluyla tetkik merciine başvurmasına neden olur.[37]

[Resim: cool.png]İFLAS HARÇLARI:

Bu harçlar da, 492 sayılı Harçlar Kanununda[38] düzenlenmiştir. Ancak, Harçlar Kanunu, iflas harçlarını, iflasın açılmasından sonraki devre için düzenlemiş olduğundan, bundan önceki devrede alınması gereken harçların miktar ve nisbeti hakkında -mecburen- icra harçları ile ilgili hükümlerin uygulanması gerekecektir.

a-İflas takip talebinde bulunan alacaklıdan da maktu başvurma harcı ve binde beş (nisbi) peşin harç alınır.

b-Borçlu, “iflasına karar verilmeden önce” borcunu öderse, iflas takibi, tıpkı bir icra takibi gibi son bulmuş olacağından, borçludan -ödeme emrinin tebliği üzerine, hacizden evvel ödenen paralardan alınan tahsil harcı gibi- tahsil harcı alınması gerekir. aynı şekilde, iflas kararı verilmeden önce borcun ödenmesi halinde, iflas takibi, icra takibi gibi sonuçlandığından, alacaklıdan -% 2 oranında- cezaevi harcı alınmalıdır.[39]

c-İflas ödeme emrini alan borçlu, takip konusu borcunu ödemez ve alacaklı ticaret mahkemesinde iflas davası açarsa, takip açarken yatırdığı binde 5 peşin harç, iflas davası için ödenmesi gerekecek 1/4 nisbi karar ve ilam harcına mahsup edilir (Harçlar K. mad. 29/III). İflasın açılmasından sonra da; “iflasın açılması harcı” (maktu), “masaya katılma harcı” (maktu), “iflasta paylaştırılan para üzerinden” (nisbi), “konkordato isteğinden” (maktu) ve “konkordatoda; alacaklılara verilmesi kararlaştırılan para üzerinden” (nisbi) harç alınır.

Gerek i f l a s’ ta ve gerekse k o n k o r d a t o’ da “icra dairesi tarafından tahsil edilmiş” bir para sözkonusu olmadığından, alacaklıdan “cezaevi harcı” alınmaz.[40]

C)TETKİK MERCİİNDE ALINACAK HARÇLAR:

a)Başvurma harcı: Tetkik merciine -istihkak davası, itirazın kaldırılması, şikayet vs. yoluyla yapılan- başvurulardan maktu olarak başvurma harcı alınır.

b)Karar ve ilam harcı: Kural olarak, tetkik mercii tarafından verilen -itirazın kaldırılmasına, şikayete, kambiyo senedine dayalı takiplerde borca itiraza, imzaya itiraza ilişkin vb.- kararlardan maktu karar ve ilam harcı alınır (Harçlar Kanunu, (1) sayılı Tarife, A, III-2, a). Ancak istisnaen, istihkak davalarında, nisbi karar ve ilam harcı alınır (Harçlar Kanunu, mad. 16, 1 sayılı Tarife, A, 3-1)[41].

VIII-İİK. mad. 15/son gereğince, adli yardım hakkındaki genel hükümler (HUMK. mad. 465-472) icra takiplerinde de uygulanır. Ancak burada, adli yardım kararını takibin yapıldığı icra dairesinin bağlı bulunduğu icra tetkik mercii verir. Bu suretle, lehine adli yardım kararı verilen taraf, HUMK. mad. 466’nın sağladığı menfaatlerden istifade eder.

b)İcra ve İflas Giderleri

aa-İcra giderleri:

B

u giderler, icra organlarının icra takibini tam ve doğru olarak yürütebilmeleri için yaptıkları harcamalardır. İcra dosyasına ilişkin bir hizmet veya işi yapmış olan kişi veya kişilere ödenir. Örneğin; haciz veya satış yerine götüren araç şöförüne ödenen ücret, icra memuruna ödenen harcırah, yediemine ödenen ücret, satış giderleri, bilirkişi ücreti, posta giderleri “icra giderleri” kapsamında yer alırlar.

İcra vekalet ücreti de, icra giderleri arasında önemli bir miktar oluşturur. Bu konu ayrıca ve özel olarak hem İİK. 138/III ve hem de Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinde (mad. 2/II, 11) düzenlenmiştir.

İcra giderleri de -harçlar gibi- alacaklı tarafından peşin olara ödenir ve takibin sonunda haksız çıkarsa, borçluya yükletilir (İİK. mad. 15/I, 59/ı). Alacaklı ilk ödenen paradan, yaptığı giderleri alır (İİK. mad. 138/II). Eğer, alacaklı takibini satış aşamasına götürmez ve terk ederse veya açıkça takibinden feragat ederse, borçlu o aşamaya kadar yapılmış olan takip giderlerinden sorumlu olmaz. Keza, borçlu hal ve durumu ile kendisine karşı icra takibi yapılmasına sebebiyet vermemiş ve itiraz (ödeme) süresi içinde borcunu ödemişse, icra giderlerinden (ve harçlarından) sorumlu tutulamaz (HUMK. mad. 94/II kıyasen).[42]

“Alacaklı tarafından gideri ödenerek icra dairesine yaptırılmış olan işlemin, onun kusuru olmaksızın borçlunun şikayeti sonucunda tetkik merciince iptal edilmiş olması halinde bile yapılan giderlerden yine borçlunun sorumlu olacağı” doktrinde[43] belirtilmiştir…

bb-İflas giderleri:

İflas takibi, iflas davası ve iflasın tasfiyesi için yapılan giderlerin tümü, “iflas gideleri”ni oluşturur.[44] İflas kararı verilmesi aşamasına kadarki giderler, tamamen icra giderleri gibidir.

İflas davasındaki giderler; iflas davası açarken yatırılan harç, iflas davası sırasında yaptırılan bilirkişi incelemesi için ödenen ücret, ilan giderleri, iflas kararında hükmedilen harç ve vekalet ücretinden oluşur.

İflasın tasfiyesi için yapılan giderler ise; iflas dairesince yapılan ilan ve tebliğ giderleri, iflas idaresinin iflasın tasfiyesi için yaptığı -tebliğ, ilan giderleri, iflas idare memurlarının ücretleri, defter tutma, malların muhafaza ve satış giderleri gibi- giderleri kapsar.

Belirtilen iflas giderlerinin tümünden, iflas takip ve davasında haksız çıkmış olan borçlu sorumludur (İİK. mad. 15/I, 59).

Alacaklı, iflas takip ve davasının gerektirdiği giderlerle, “birinci alacaklılar toplantısına kadar gerekli olan giderleri ve iflas kararının kanun yolları için gerekli bütün tebliğ masraflarını” (İİK. mad. 160) peşin öder. Bu giderleri alacaklı, ileride tasfiye sonunda öncelikli olarak alır (İİK. mad. 248).

-BİBLİYOĞRAFYA-

BERKİN, N. M. : - İflas Hukuku Bakımından Harç ve Masraflar (Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, 1964) -Takip Harçları (İHFM. 1955/1-4)

KARMIŞ, E. : -İcra ve İflas Kanunu Işığında Harçlar Yasası Uygulaması (İzmir Bar. D. 2003/4 – Legal Huk. D. 2003/2)

KURU, B. : -İcra Hukuku, 1965 -İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1 KURU, B. / ARSLAN, R. /

YILMAZ, E. : -İcra Hukuku (Ders Kitabı), 2003

POSTACIOĞLU, İ. : -İcra Hukuku Esasları, 1982

ÜSTÜNDAĞ, S. : -İcra Hukukunun Esasları, 2004

[1] Bknz: 7.12.1964 T. ve 1964/3-5 sayılı İçt. Bir. Kararı gerekçesi (RG. 12.12.1964 T. ve 11880 sayılı)

[2] BERKİN, N. M. İflas Hukuku Bakımından Harç ve Masraflar (Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, 1964, s:325) – KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1, s:107

[3] RG. 7.7.1964 T. 11756 sayı, Ayrıca bknz: Harçlar Kanunu Genel Tebliği, Seri no:1, RG. 13.10.1964 T. ve 11831 sayı

[4] Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarife; B, I, 1

[5] Ancak hemen belirtelim ki; tetkik mercii kararıyla “takibin iptali” halinde, Harçlar Kanununda özel bir hüküm bulunmadığından, icra takibinde bulunurken yatırmış olduğu peşin harç alacaklıya iade edilmez… Başka bir deyişle bu durumda Harçlar Kanununun 29/III ve 31. maddeleri uygulanmaz (Aynı görüşte KARMIŞ, E. İcra ve İflas Kanunu Işığında Harçlar Yasası Uygulaması “İzmir Bar. D. 2003/4, s:58 – Legal Huk. D. 2003/2, s:348 vd.”)

[6] BERKİN, N. M. age. s:332

[7] 5887 sayılı eski Harçlar Kanununun -yeni 492 sayılı Harçlar Kanunundaki 29. maddeye tekabül eden- 40. maddesi hakkında gerekçeden naklen: KURU, B. İcra Hukuku, 1965, s:47, dipn. 7

[8] Bknz: 12. HD. 31.10.2000 T. 15560/16264; 27.10.1997 T. 11226/11511; 14.2.1996 T. 1500/2232

[9] Bknz: 12. HD. 1.11.2000 T. 15401/16393; 4.3.1991 T. 9713/2697

[10] Bknz: 12. HD. 1.11.2000 T. 15401/16393

[11] KURU, B. İcra Hukuku, s:37, dipn. 7

[12] Aksi fikir: BERKİN, N. M. Takip Harçları (İHFM. 1955/1-4, s:195 vd.) – KARMIŞ, E. agm. (İzmir Bar. D. s:40 – Legal Huk. D. s:332 vd.)

[13] KURU, B. İcra Hukuku, s:361, dipn. 2 - KARMIŞ, E. agm. (İzmir Bar. D. s:40 – Legal Huk. D. s:332 vd.)

[14] Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarife; B, I, 3

[15] Buna karşın ödeme (veya icra) emrinin tebliğinden önce yatırılan paralardan tahsil harcı alınamaz. Bknz: 12. HD. 10.3.2003 T. 1505/4760; 20.12.1993 T. 15840/19886

[16] Bknz: 12. HD. 28.3.2000 T. 3995/4707

[17] Bknz: 12. HD. 3.7.2000 T. 10354/11260

[18] Bknz: 12. HD. 29.5.2003 T. 10116/12273; 14.11.2002 T. 21384/23476; 1.7.2002 T. 13721/14206

[19] Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarife; B, I, 2

[20] 30.6.1934 T. ve 2548 sayılı Cezaevleri İle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, (RG. 9.7.1934 T. 2747 sayılı)

[21] 12. HD. 3.5.1994 T. 5730/5818 – 19.3.1991 T. 10258/3429; 3.11.1983 T. 3793/4749

[22] Doktrinde -haklı olarak- “cezaevi harcının borçluya yükletilemeyeceğine ilişkin bu hükmün menfaatler dengesine aykırı düştüğü, yapılacak kanun bakımından bu harcın da borçluya yükletilmesi gerekeceği” belirtilmiştir. (KURU, B. age. C:1, s:112, dipn. 10).

[23] Bknz: 12. HD. 3.6.2003 T. 9868/12870

[24] KARMIŞ, E. agm. (İzmir Bar. D. s:59 – Legal Huk. s:349)

[25] Bknz: 12. HD. 3.6.2003 T. 9787/12871; 2.5.2002 T. 8464/9172 vb.

[26] Bknz: 12. HD. 27.11.2000 T. 17810/18429; 16.2.1990 T. 7046/1342

[27] Bknz: 12. HD. 28.3.1996 T. 4044/430

[28] Bknz: 12. HD. 6.11.1992 T. 5786/13350; 6.11.1992 T. 5786/13356

[29] Bknz: 12. HD. 28.9.1992 T. 3686/10899

[30] Bknz: 12. HD. 27.5.2003 T. 9034/12219; 17.4.2003 T. 5413/8621; 24.12.2002 T. 26303/27448

[31] Bknz: 12. HD. 13.12.2002 T. 24841/26391

[32] Bknz: 12. HD. 27.1.2003 T. 28809/1208

[33] Bknz: 12. HD. 26.12.2002 T. 26506/27686

[34] Bknz: 12. HD. 9.4.2002 T. 6577/7384; 20.1.1992 T. 12414/192

[35] BERKİN, N. M. agm. (S. Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, s:332)

[36] Bknz: İİD. 4.6.1943 tarihli karar Naklen: BERKİN, N. M. agm. (S. Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, s:335)

[37] Bknz: 12. HD. 18.11.1996 T. 14108/14421

[38] Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarife, B, II

[39] KURU, B. age. 1993, C:3, s:2609

[40] KURU, B. age. C:3, s:2610

[41] Bknz. 21. HD. 10.7.2001 T. 5122/5467; 9.7.2001 T. 5134/5430

[42] KURU, B. age. C.1, s:111 – KURU, B. / ARSLAN, R. / YILMAZ, E. İcra Hukuku (Ders Kitabı), 2003, s:3

[43] POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:85 – ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s:58

[44] KURU, B. age. C:1, s:2610 vd.
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:26
  • DuraN
İCRA VE İFLAS HUKUKUNDA HARÇLAR VE GİDERLER

10.02.2004
Av. Talih UYAR
www.talihuyar.com

a)İcra ve İflas Harçları:

H a r ç; özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir.[1] Başka bir ifade ile, “takip hukukunda harçlar, devletin, icra ve iflas muamelelerini ifa etmek suretiyle gördüğü hususi hizmet dolayısı ile ilgililerden, harç pulu yapıştırmak suretiyle aldığı para”dır.[2] Kural olarak, devletin gördüğü kamu hizmetleri parasızdır. Ancak, devlet kendisi için oldukça külfetli ve masraflı bir faaliyet olan icra ve iflas hukuku sahasındaki hizmetleri için bu hizmetlerden yararlananlardan -yaptığı masrafların tam karşılığı olmamak üzere- harç adı altında cüzi bir para tahsil eder. Bu para; ilgili kişilerden harç pulu yapıştırılmak suretiyle tahsil edilir.

I-Devletin, icra ve iflas hukuku sahasında alabileceği harçları kanun tayin eder. Halen bu harçlar, 492 sayılı Harçlar Kanununda[3] düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu kanuna -3239 sayılı kanunla eklenen- mükerrer -4369 ve 5035 sayılı kanunlarla değişik- 138. maddede “her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan maktu harçlar (maktu ve nisbi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) o yıl için tesbit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında arttırılır. Bu şekilde hesaplanan maktu harç ve tutarların % 5’ini aşmayan kesirleri dikkate alınmaz” denilmiş olduğundan harç miktarları her yıl başında yeniden belirlenecektir… Harçlar Kanununun, konumuzla ilgili hükümlerini;

A-İcra Harçları,

B-İflas Harçları,

C-Tetkik Mercii Harçları,

olmak üzere üç grupta incelemek mümkündür.

Bunlardan icra ve iflas harçları Harçlar Kanununun (1) sayılı Tarifesinin ([Resim: cool.png] bölümünde düzenlenmiştir.

II- A) İCRA HARÇLARI:

a)İcraya başvurma harcı: Gerek i l a m l ı gerekse i l a m s ı z icra takiplerinde, takip talebinde bulunan alacaklıdan alınır. Bu harç maktu olup[4] alacaklı neticede haklı çıkarsa, harç borçluya yüklenir.

b)Peşin harç: İ l a m s ı z takiplerde, takip talebinde bulunan alacaklıdan, alacağın binde beşi oranında tahsil edilir. Bu harç, takip sonunda, alınacak asıl harca mahsup edilir. Alacaklı mahkemeye başvurarak dava -“alacak davası” veya “itirazın iptali davası”- açmaya mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade olunur veya alacaklının isteği üzerine mahkeme harçlarına mahsup edilir (Harçlar Kanunu mad. 29)[5]. Başlangıçta alacaklıdan alınan bu harç da, neticede haklı çıkarsa, borçluya yüklenir.

Peşin harcın, sadece “ilamsız takipler”de alınmasından maksat, ilama dayalı olmayan takiplerin ciddiyetini temin etmek ve asılsız takip taleplerine engel olmaktır.[6] Aynı zamanda, ilama dayanan takiplerde, o safhaya gelinceye kadar, mahkemeden ilamın alınması sırasında gerekli harçlar alınmış olduğundan, ayrıca, takip safhasında peşin harç alınmasına gerek görülmemiştir....[7]

Takip borçlularından birisi hakkında icra takibi yapıldıktan sonra, takibin -kefil, ciranta, müşterek/müteselsil borçlu gibi- diğer borçlularına yöneltilerek onlara ödeme emri gönderilebilmesi için, alacaklının yeniden peşin harç ödemesi gerekir.[8]

İ l a m l ı takiplerde peşin harç alınmaz.[9]

Yüksek mahkeme[10], “İİK.nun 149. maddesine dayalı, borçluya örnek 151 icra emri gönderilerek yapılan ipotekli takiplerden de peşin harç alınamayacağını” belirtmiştir...

Takip, mahkeme ilamına değil de, ilam niteliğindeki bir belgeye (İİK. mad. 38) -örneğin; re’sen düzenlenmiş bir noter senedine- dayanmakta ise, p e ş i n h a r ç alınacak mıdır? Bu durumda, Harçlar Kanununun 29. maddesindeki “ilama dayanmayan takip” deyiminin dar tesir edip, takip konusu yapılan “mahkeme ilamı” olmadıkça peşin harcın alınması gerektiği sonucuna varmak gerekir. Keza yukarıdaki ikinci gerekçe de, “sadece mahkeme ilamına dayanan icra takiplerinden peşin harç alınmayacağını” haklı göstermektedir. Bu itibarla, mahkeme huzurunda yapılan s u l h, k a b u l, f e r a g a t hallerinde “karar ve ilam harcı” alınacağından (Harçlar Kanunu mad. 22) ve bu üç hali belgeleyen mahkeme kararı teknik manada bir “mahkeme ilamı” sayılacağından (HUMK. mad. 95/1) bu üç halde, “icra takibinin ilama dayandığı” gerekçesi ile, peşin harç alınmamalıdır.[11] [12] Noterlikçe re’sen düzenlenmiş senetler gibi, hakkında daha önce ilam harcı ödenmemiş diğer ilam niteliğindeki belgelere (temyiz kefaletnameleri, icra dairesindeki kefaletler ve özel kanunlara göre ve ilam niteliğinde sayılan belgelere) dayanan ilamlı icra takiplerinde, Harçlar Kanununun 29. maddesine göre, -binde beş- peşin harç ödenmelidir.[13]

c)Tahsil harcı ve icranın yerine getirilmesi harcı:

aa)Tahsil harcı:[14] Konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bir şey olan icra takiplerinden, icra takibinin değeri üzerinden n i s b i olarak alınır. Harç oranı takibin uzaması ile artmaktadır:

aaa-Ödeme veya icra emrinin tebliği üzerine hacizden önce ödenen paralardan % 3,6[15]

bbb-Hacizden sonra ve satıştan önce ödenen paralardan % 7,2

ccc-Haczedilen malların satılıp paraya çevrilmesi suretiyle yani satıştan sonra tahsil olunan paralardan % 9 n i s b e t i n d e “tahsil harcı” alınır.

Tahsil harcı, takip masrafları çıkarıldıktan sonra geri kalan miktar üzerinden hesaplanarak, alacakldan alınır.[16] Ayrıca belirtelim ki, harcın yükümlüsü ilgili kişi (borçlu/alacaklı “cezaevi harcından”) olduğundan, tahsil harcı, borçlu vekilinden değil, borçludan istenebilir.[17]

Bu harç, “konusu para olan icra takiplerinde” alacağın ödenmesi sırasında, “konusu paradan başka bir şey olan icra takiplerinde -örneğin; menkul teslimlerinde (İİK. mad. 24), çocuk teslimlerinde (İİK. mad. 25)-” icranın yerine getirilmesinden itibaren 15 gün içinde ödenir (Harçlar Kanunu mad. 28/b).

ddd-Memur ve hizmetlilerin, maaş, ücret, gündelik ve sair hizmet gelirlerinin haczi suretiyle tahsil olunan paralardan % 3,6

eee-Gayrımenkul ve gemilerin tahliye ve tesliminde; tahliye ve teslim icra marifetiyle olmuşsa % 3,6, icra marifetiyle olmamışsa % 1,8

fff-Menkul teslimlerinde, teslim icra marifetiyle olmuşsa % 3,6, icra marifetiyle olmamışsa % 1,8 oranında tahsil edilir.

Nisbi harç para tahsil edilirken alınır. Maktu harç ise, ilam icraya konulunca peşin olarak alınır.

Yüksek mahkeme, yeni oluşturduğu içtihatlarında “tahsil harcının yükümlüsünün -İİK. mad. 15/I uyarınca- borçlu olduğunu, bu nedenle, alacaklıya ödeme yapılırken, tahsil harcının düşülmeyeceğini (kesilemeyeceğini)” belirtmektedir.[18]

bb)İcranın yerine getirilmesi harcı:[19] Konusu, para ile değerlendirilmesi mümkün olmayan icra takiplerinde -çocuk teslimi gibi (İİK. mad. 25)- icra takibinin sonunda maktu olarak alınır.

d)Cezaevleri harcı: Bu harç 2548 sayılı kanuna[20] göre;

aa)Miktar ve kıymeti muayyen olan ilamlı ve ilamsız alacaklardan, tahsil olunan paranın % 2’si,

bb)Kıymeti muayyen olmayan ilamların icrasından, tahsil olunan harcın yarısı nisbetinde alınır.

Bu harcın, diğer harçlardan farklı olan en önemli özelliği, borçluya yükletilmemesindedir. Yani bu harca alacaklı katlanır. Bu suretle İİK. mad. 15/1’de ifade edilmiş bulunan “… bütün harçların borçluya ait olduğu” kuralına 2548 sayılı kanunun bahsedilen maddesi ile bir istisna getirilmiştir.[21] [22]

e)Feragat harcı: “Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır.[23] Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra takipten vazgeçilirse, tahsil harcı tam olarak alınır” (Harçlar Kanunu, mad. 23). Ayrıca belirtelim ki; ödeme emrinin tebliğe çıkarılmasından sonra fakat borçluya tebliğinden önce takipten feragat edilmesi halinde -bu aşamada tahsil harcı alınmadığından (bknz: yuk. dipn. 15)- feragat harcı alınmaz.[24] Yüksek mahkeme[25], bu konudaki içtihatlarında “bu harçtan alacaklının sorumlu olduğunu” belirtmiştir.

III-Harcın ödenme zamanı: Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, herhangi bir icra takip işleminin yapılmasını isteyen kişi, o işlemin yapılması için kanunda öngörülen harcın tamamını peşin alarak ödemek zorundadır. Harcın tamamı ödenmedikçe, harca konu işlem yapılamaz (Harçlar Kanunu, mad. 127). Gerekli harcı almadan o işlemi yapan memur, yükümlü ile birlikte, harcın ödenmesinden müteselsilen sorumlu olur (Harçlar Kanunu, mad. 128). Eğer takip talebi, başka bir icra dairesi vasıtasıyla yetkili icra dairesine gönderilmek istenirse, aracılığı istenen icra dairesi tarafından gerekli başvurma harcı ile peşin harç alacaklıdan alınarak, takip talebi ile birlikte yetkili icra dairesine gönderilir (Harçlar Kanunu, mad. 35).

IV-Bazı icra muameleleri harçtan muaftır:

a)Değeri 2500 lirayı geçmeyen takipler (ticari senetlere ait takipler hariç) (Harçlar Kanunu, mad. 13/a).

b)Ayda 5000 lirayı geçmeyen nafakaya ait takipler (birden fazla kişi lehine nafakaya hükmedilmesine dair ilamlarda, her kişi lehine hükmedilen miktar, müstakil olarak nazara alınır) (Harçlar Kanunu, mad. 13/c).

c)İcra ve iflas dairelerinin kusuru yüzünden yanlış yapılmış olan işlemlerin ı s l a h ı ve i p t a l i n e dair kararları ile,[26] bu iptal veya ıslah dolayısı ile yeniden yapılacak işlemler (Harçlar Kanunu, mad. 13/d)

d)Erler ve ihtiyaçları devlet tarafından deruhte ve temin olunan onbaşı ve çavuşların yapacakları takipler (Harçlar Kanunu, mad. 14)

e)İş mahkemeleri tarafından işçiler lehine hükme bağlanmış olan hak ve alacakların takibinde, işçilerden hiçbir harç alınmaz (Harçlar Kanunu, mad. 33)

f)İcra tetkik mercilerinin cezaya dair kararları,

g)İcra ve İflas Kanununun 270. maddesine göre yapılacak defter tutma işlemleri,

h)Genel bütçeye dahil idarelerin bu kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemleri (örneğin; üniversiteler[27] “2547 sayılı K. mad. 56/b”, Hazine[28], Milli eğitim Bakanlığı[29] ile ilgili takiplerde, bu kurumlardan harç alınmaz ve aleyhlerine tahsil harcı tahakkuk ettirilmez…)

U y g u l a m a için çok önem taşıyan, şu husus hemen belirtelim ki, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, kuruluş yasasında o kurumun “her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu”nun belirtilmiş olmasının, yargı ve icra harçlarından muafiyeti kapsamadığını, bu nedenle, böyle bir kurumun açacağı dava ve yapacağı takiplerden harç alınması gerekeceğini ötedenberi belirtmiştir. Örneğin; 6200 sayılı Devlet Su İşleri Kanununun 49. maddesindeki “Umum Müdürlüğün varidatı kurumlar vergisinden ve muameleleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” şeklindeki hükmün[30] 2813 sayılı Telsiz Kanununun 5. maddesindeki “… Kurumun gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” şeklindeki hükmün[31] bu kurumların açtığı dava ve yaptıkları icra takiplerinden harç alınmamasını gerektirmeyeceğini, buna karşın 4389 sayılı Bankalar Kanununun 4743 sayılı kanun ile değişik 14/5-c maddesindeki “…Fona intikal eden bankaların, dava ve icra takiplerinde her türlü vergi, resim, harç, cezaevleri harcı ödenmez ve diğer kesintiler yapılmaz…” şeklindeki hükmün,[32] 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 4/II maddesindeki “…yeniden yapılandırma süreci içinde, bankalarca kredi alacaklarının tahsili amacıyla açılmış veya açılacak dava veya takipler sonuçlandırılıncaya kadar, 492 sayılı Harçlar Kanununun 2, 23 ve 29. maddeleri ve 2548 sayılı Cezaevi Harcı Kanununun 1. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı” şeklindeki hükmün,[33] 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun, 24/c maddesindeki “Kurum tarafından açılan ve Kurumun taraf olduğu davalar ve icra kovuşturmaları ile ilamları … her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır” şeklindeki hükmün[34] bu kurumların açacağı dava ve yapacağı icra takiplerinden harç alınmamasını gerektireceğini belirtmiştir…

Bunlardan başka, gerek Harçlar Kanununda (mad. 123/II, 124), gerekse İcra ve İflas Kanununda (mad. 43/11, 58, III, 62/VI, 78/III vb.) ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinde (mad. 36, 37/II) harçtan muaf olan işlemler belirtilmiştir…

V-İcra takiplerinde, takipten sonra işleyecek faizler harcın hesaplanmasında nazara alınmaz (Harçlar Kanunu, mad. 20). Bu itibarla, t a h s i l h a r c ı n ı n, takip tarihine kadar işleyen faiz, esas alacağa ilave edildikten sonra elde edilen tutarın binde beşi oranında tahakkuk ettirilmesi gerekir.[35]

VI-İcra takibinde, hem alacaklı hem de borçlu kısmen h a k l ı çıktığı takdirde, bunların sorumlu olduğu harç ve giderler, tetkik merciinin takdir ettiği esaslar dairesinde, her ikisi arasında paylaştırılır.[36]

VII-Harç konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, harcın yasaya aykırı olarak hesaplanmış olması, ilgililerin süresiz şikayet yoluyla tetkik merciine başvurmasına neden olur.[37]

[Resim: cool.png]İFLAS HARÇLARI:

Bu harçlar da, 492 sayılı Harçlar Kanununda[38] düzenlenmiştir. Ancak, Harçlar Kanunu, iflas harçlarını, iflasın açılmasından sonraki devre için düzenlemiş olduğundan, bundan önceki devrede alınması gereken harçların miktar ve nisbeti hakkında -mecburen- icra harçları ile ilgili hükümlerin uygulanması gerekecektir.

a-İflas takip talebinde bulunan alacaklıdan da maktu başvurma harcı ve binde beş (nisbi) peşin harç alınır.

b-Borçlu, “iflasına karar verilmeden önce” borcunu öderse, iflas takibi, tıpkı bir icra takibi gibi son bulmuş olacağından, borçludan -ödeme emrinin tebliği üzerine, hacizden evvel ödenen paralardan alınan tahsil harcı gibi- tahsil harcı alınması gerekir. aynı şekilde, iflas kararı verilmeden önce borcun ödenmesi halinde, iflas takibi, icra takibi gibi sonuçlandığından, alacaklıdan -% 2 oranında- cezaevi harcı alınmalıdır.[39]

c-İflas ödeme emrini alan borçlu, takip konusu borcunu ödemez ve alacaklı ticaret mahkemesinde iflas davası açarsa, takip açarken yatırdığı binde 5 peşin harç, iflas davası için ödenmesi gerekecek 1/4 nisbi karar ve ilam harcına mahsup edilir (Harçlar K. mad. 29/III). İflasın açılmasından sonra da; “iflasın açılması harcı” (maktu), “masaya katılma harcı” (maktu), “iflasta paylaştırılan para üzerinden” (nisbi), “konkordato isteğinden” (maktu) ve “konkordatoda; alacaklılara verilmesi kararlaştırılan para üzerinden” (nisbi) harç alınır.

Gerek i f l a s’ ta ve gerekse k o n k o r d a t o’ da “icra dairesi tarafından tahsil edilmiş” bir para sözkonusu olmadığından, alacaklıdan “cezaevi harcı” alınmaz.[40]

C)TETKİK MERCİİNDE ALINACAK HARÇLAR:

a)Başvurma harcı: Tetkik merciine -istihkak davası, itirazın kaldırılması, şikayet vs. yoluyla yapılan- başvurulardan maktu olarak başvurma harcı alınır.

b)Karar ve ilam harcı: Kural olarak, tetkik mercii tarafından verilen -itirazın kaldırılmasına, şikayete, kambiyo senedine dayalı takiplerde borca itiraza, imzaya itiraza ilişkin vb.- kararlardan maktu karar ve ilam harcı alınır (Harçlar Kanunu, (1) sayılı Tarife, A, III-2, a). Ancak istisnaen, istihkak davalarında, nisbi karar ve ilam harcı alınır (Harçlar Kanunu, mad. 16, 1 sayılı Tarife, A, 3-1)[41].

VIII-İİK. mad. 15/son gereğince, adli yardım hakkındaki genel hükümler (HUMK. mad. 465-472) icra takiplerinde de uygulanır. Ancak burada, adli yardım kararını takibin yapıldığı icra dairesinin bağlı bulunduğu icra tetkik mercii verir. Bu suretle, lehine adli yardım kararı verilen taraf, HUMK. mad. 466’nın sağladığı menfaatlerden istifade eder.

b)İcra ve İflas Giderleri

aa-İcra giderleri:

B

u giderler, icra organlarının icra takibini tam ve doğru olarak yürütebilmeleri için yaptıkları harcamalardır. İcra dosyasına ilişkin bir hizmet veya işi yapmış olan kişi veya kişilere ödenir. Örneğin; haciz veya satış yerine götüren araç şöförüne ödenen ücret, icra memuruna ödenen harcırah, yediemine ödenen ücret, satış giderleri, bilirkişi ücreti, posta giderleri “icra giderleri” kapsamında yer alırlar.

İcra vekalet ücreti de, icra giderleri arasında önemli bir miktar oluşturur. Bu konu ayrıca ve özel olarak hem İİK. 138/III ve hem de Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinde (mad. 2/II, 11) düzenlenmiştir.

İcra giderleri de -harçlar gibi- alacaklı tarafından peşin olara ödenir ve takibin sonunda haksız çıkarsa, borçluya yükletilir (İİK. mad. 15/I, 59/ı). Alacaklı ilk ödenen paradan, yaptığı giderleri alır (İİK. mad. 138/II). Eğer, alacaklı takibini satış aşamasına götürmez ve terk ederse veya açıkça takibinden feragat ederse, borçlu o aşamaya kadar yapılmış olan takip giderlerinden sorumlu olmaz. Keza, borçlu hal ve durumu ile kendisine karşı icra takibi yapılmasına sebebiyet vermemiş ve itiraz (ödeme) süresi içinde borcunu ödemişse, icra giderlerinden (ve harçlarından) sorumlu tutulamaz (HUMK. mad. 94/II kıyasen).[42]

“Alacaklı tarafından gideri ödenerek icra dairesine yaptırılmış olan işlemin, onun kusuru olmaksızın borçlunun şikayeti sonucunda tetkik merciince iptal edilmiş olması halinde bile yapılan giderlerden yine borçlunun sorumlu olacağı” doktrinde[43] belirtilmiştir…

bb-İflas giderleri:

İflas takibi, iflas davası ve iflasın tasfiyesi için yapılan giderlerin tümü, “iflas gideleri”ni oluşturur.[44] İflas kararı verilmesi aşamasına kadarki giderler, tamamen icra giderleri gibidir.

İflas davasındaki giderler; iflas davası açarken yatırılan harç, iflas davası sırasında yaptırılan bilirkişi incelemesi için ödenen ücret, ilan giderleri, iflas kararında hükmedilen harç ve vekalet ücretinden oluşur.

İflasın tasfiyesi için yapılan giderler ise; iflas dairesince yapılan ilan ve tebliğ giderleri, iflas idaresinin iflasın tasfiyesi için yaptığı -tebliğ, ilan giderleri, iflas idare memurlarının ücretleri, defter tutma, malların muhafaza ve satış giderleri gibi- giderleri kapsar.

Belirtilen iflas giderlerinin tümünden, iflas takip ve davasında haksız çıkmış olan borçlu sorumludur (İİK. mad. 15/I, 59).

Alacaklı, iflas takip ve davasının gerektirdiği giderlerle, “birinci alacaklılar toplantısına kadar gerekli olan giderleri ve iflas kararının kanun yolları için gerekli bütün tebliğ masraflarını” (İİK. mad. 160) peşin öder. Bu giderleri alacaklı, ileride tasfiye sonunda öncelikli olarak alır (İİK. mad. 248).

-BİBLİYOĞRAFYA-

BERKİN, N. M. : - İflas Hukuku Bakımından Harç ve Masraflar (Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, 1964) -Takip Harçları (İHFM. 1955/1-4)

KARMIŞ, E. : -İcra ve İflas Kanunu Işığında Harçlar Yasası Uygulaması (İzmir Bar. D. 2003/4 – Legal Huk. D. 2003/2)

KURU, B. : -İcra Hukuku, 1965 -İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1 KURU, B. / ARSLAN, R. /

YILMAZ, E. : -İcra Hukuku (Ders Kitabı), 2003

POSTACIOĞLU, İ. : -İcra Hukuku Esasları, 1982

ÜSTÜNDAĞ, S. : -İcra Hukukunun Esasları, 2004

[1] Bknz: 7.12.1964 T. ve 1964/3-5 sayılı İçt. Bir. Kararı gerekçesi (RG. 12.12.1964 T. ve 11880 sayılı)

[2] BERKİN, N. M. İflas Hukuku Bakımından Harç ve Masraflar (Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, 1964, s:325) – KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1, s:107

[3] RG. 7.7.1964 T. 11756 sayı, Ayrıca bknz: Harçlar Kanunu Genel Tebliği, Seri no:1, RG. 13.10.1964 T. ve 11831 sayı

[4] Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarife; B, I, 1

[5] Ancak hemen belirtelim ki; tetkik mercii kararıyla “takibin iptali” halinde, Harçlar Kanununda özel bir hüküm bulunmadığından, icra takibinde bulunurken yatırmış olduğu peşin harç alacaklıya iade edilmez… Başka bir deyişle bu durumda Harçlar Kanununun 29/III ve 31. maddeleri uygulanmaz (Aynı görüşte KARMIŞ, E. İcra ve İflas Kanunu Işığında Harçlar Yasası Uygulaması “İzmir Bar. D. 2003/4, s:58 – Legal Huk. D. 2003/2, s:348 vd.”)

[6] BERKİN, N. M. age. s:332

[7] 5887 sayılı eski Harçlar Kanununun -yeni 492 sayılı Harçlar Kanunundaki 29. maddeye tekabül eden- 40. maddesi hakkında gerekçeden naklen: KURU, B. İcra Hukuku, 1965, s:47, dipn. 7

[8] Bknz: 12. HD. 31.10.2000 T. 15560/16264; 27.10.1997 T. 11226/11511; 14.2.1996 T. 1500/2232

[9] Bknz: 12. HD. 1.11.2000 T. 15401/16393; 4.3.1991 T. 9713/2697

[10] Bknz: 12. HD. 1.11.2000 T. 15401/16393

[11] KURU, B. İcra Hukuku, s:37, dipn. 7

[12] Aksi fikir: BERKİN, N. M. Takip Harçları (İHFM. 1955/1-4, s:195 vd.) – KARMIŞ, E. agm. (İzmir Bar. D. s:40 – Legal Huk. D. s:332 vd.)

[13] KURU, B. İcra Hukuku, s:361, dipn. 2 - KARMIŞ, E. agm. (İzmir Bar. D. s:40 – Legal Huk. D. s:332 vd.)

[14] Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarife; B, I, 3

[15] Buna karşın ödeme (veya icra) emrinin tebliğinden önce yatırılan paralardan tahsil harcı alınamaz. Bknz: 12. HD. 10.3.2003 T. 1505/4760; 20.12.1993 T. 15840/19886

[16] Bknz: 12. HD. 28.3.2000 T. 3995/4707

[17] Bknz: 12. HD. 3.7.2000 T. 10354/11260

[18] Bknz: 12. HD. 29.5.2003 T. 10116/12273; 14.11.2002 T. 21384/23476; 1.7.2002 T. 13721/14206

[19] Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarife; B, I, 2

[20] 30.6.1934 T. ve 2548 sayılı Cezaevleri İle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, (RG. 9.7.1934 T. 2747 sayılı)

[21] 12. HD. 3.5.1994 T. 5730/5818 – 19.3.1991 T. 10258/3429; 3.11.1983 T. 3793/4749

[22] Doktrinde -haklı olarak- “cezaevi harcının borçluya yükletilemeyeceğine ilişkin bu hükmün menfaatler dengesine aykırı düştüğü, yapılacak kanun bakımından bu harcın da borçluya yükletilmesi gerekeceği” belirtilmiştir. (KURU, B. age. C:1, s:112, dipn. 10).

[23] Bknz: 12. HD. 3.6.2003 T. 9868/12870

[24] KARMIŞ, E. agm. (İzmir Bar. D. s:59 – Legal Huk. s:349)

[25] Bknz: 12. HD. 3.6.2003 T. 9787/12871; 2.5.2002 T. 8464/9172 vb.

[26] Bknz: 12. HD. 27.11.2000 T. 17810/18429; 16.2.1990 T. 7046/1342

[27] Bknz: 12. HD. 28.3.1996 T. 4044/430

[28] Bknz: 12. HD. 6.11.1992 T. 5786/13350; 6.11.1992 T. 5786/13356

[29] Bknz: 12. HD. 28.9.1992 T. 3686/10899

[30] Bknz: 12. HD. 27.5.2003 T. 9034/12219; 17.4.2003 T. 5413/8621; 24.12.2002 T. 26303/27448

[31] Bknz: 12. HD. 13.12.2002 T. 24841/26391

[32] Bknz: 12. HD. 27.1.2003 T. 28809/1208

[33] Bknz: 12. HD. 26.12.2002 T. 26506/27686

[34] Bknz: 12. HD. 9.4.2002 T. 6577/7384; 20.1.1992 T. 12414/192

[35] BERKİN, N. M. agm. (S. Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, s:332)

[36] Bknz: İİD. 4.6.1943 tarihli karar Naklen: BERKİN, N. M. agm. (S. Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, s:335)

[37] Bknz: 12. HD. 18.11.1996 T. 14108/14421

[38] Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarife, B, II

[39] KURU, B. age. 1993, C:3, s:2609

[40] KURU, B. age. C:3, s:2610

[41] Bknz. 21. HD. 10.7.2001 T. 5122/5467; 9.7.2001 T. 5134/5430

[42] KURU, B. age. C.1, s:111 – KURU, B. / ARSLAN, R. / YILMAZ, E. İcra Hukuku (Ders Kitabı), 2003, s:3

[43] POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:85 – ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s:58

[44] KURU, B. age. C:1, s:2610 vd.

İcra İşleri Daire Başkanlığı Görüş Yazıları

Yediemin ücretinin tahsili için yapılan icra takiplerinde dikkat edilecek hususlar
Vergi daireleri ile yapılan yazışmalar
Yediemin ücretinin tahsili için yapılan icra takiplerinde dikkat edilecek hususlar
Vergi daireleri ile yapılan yazışmalar

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11/4 maddesinin İle İlgili Bakanlık Yazısı

TC
ADALET BAKANLIĞI

PERSONEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
SAYI:82084579/2827/1399 - 13/01/2016
KONU:Avukatlık Ücret Tarifesi
                           SAKARYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA
İLGİ:24/12/2015  tarih ve B.M.2015/10040  Sayılı Yazınız.
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı  tarafından hazırlanan  ve 21 Aralık
2015 tarih ve 29569 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
Avukatlık  Asgari Ücret Tarifesinin 11 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında
yer verilen ‘’İcra ve iflas müdürlüklerinin yaptığı işlemler nedeniyle
icra mahkemesine yapılan şikayetlerde ,hukuka aykırılığın icra ve iflas
memurunun hatasında kaynaklanması nedeniyle verilecek şikayetin kabülü
kararlarlarında ,Hazine aleyhine maktu ücrete hükmolunur.’’ Şeklindeki
düzenlemenin açıkça hukuka aykırı olduğu ,hem de icra müdür ve
yardımcılarının mesleki güvenliği,hem de kamu yararı için söz konusu
tarifenin ilgili hükmünün yürütülmesinin durdurulması ve iptali hususunda
dava açılması gerektiği belirtilerek ,konuya ilişkin Bakanlığımızca
yapılan işlemler hakkında bilgi verilmesi ilgi sayılı yazınızla
istenmiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168 inci maddesi gereğince Türkiye
Barolar Birliği tarafından hazırlanan ve 21/12/2015 tarihli 29569 sayılı
Resmi Gazete ‘ de yayımlanarak yürürlüğe giren  Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi’nin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrasının iptali için dava
açılması hususu 24/12/2015  tarih ve 8394/50261 sayılı yazımız ile Hukuk
İşleri Genel Müdürlüğünden istenilmiş olup Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
tarafından Danıştay 8 inci Dairesinin 2015/15049 sayılı dosyası ile
yürütmenin durdurulması talepli olarak söz konusu maddenin iptali
hususunda dava açılmıştır.
Bilgi edinilmesi ile keyfiyetin Sakarya 2 nci İcra Dairesine
bildirilmesini rica ederim.
                                                                                           AHMET
KAR
                                                                                              HAKİM
                                                                                             Bakan
a.
                                                                                       Daire
Başkanı
TC
ADALET BAKANLIĞI

PERSONEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
SAYI:82084579/2827/1399 - 13/01/2016
KONU:Avukatlık Ücret Tarifesi
                           SAKARYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA
İLGİ:24/12/2015  tarih ve B.M.2015/10040  Sayılı Yazınız.
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı  tarafından hazırlanan  ve 21 Aralık
2015 tarih ve 29569 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
Avukatlık  Asgari Ücret Tarifesinin 11 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında
yer verilen ‘’İcra ve iflas müdürlüklerinin yaptığı işlemler nedeniyle
icra mahkemesine yapılan şikayetlerde ,hukuka aykırılığın icra ve iflas
memurunun hatasında kaynaklanması nedeniyle verilecek şikayetin kabülü
kararlarlarında ,Hazine aleyhine maktu ücrete hükmolunur.’’ Şeklindeki
düzenlemenin açıkça hukuka aykırı olduğu ,hem de icra müdür ve
yardımcılarının mesleki güvenliği,hem de kamu yararı için söz konusu
tarifenin ilgili hükmünün yürütülmesinin durdurulması ve iptali hususunda
dava açılması gerektiği belirtilerek ,konuya ilişkin Bakanlığımızca
yapılan işlemler hakkında bilgi verilmesi ilgi sayılı yazınızla
istenmiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168 inci maddesi gereğince Türkiye
Barolar Birliği tarafından hazırlanan ve 21/12/2015 tarihli 29569 sayılı
Resmi Gazete ‘ de yayımlanarak yürürlüğe giren  Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi’nin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrasının iptali için dava
açılması hususu 24/12/2015  tarih ve 8394/50261 sayılı yazımız ile Hukuk
İşleri Genel Müdürlüğünden istenilmiş olup Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
tarafından Danıştay 8 inci Dairesinin 2015/15049 sayılı dosyası ile
yürütmenin durdurulması talepli olarak söz konusu maddenin iptali
hususunda dava açılmıştır.
Bilgi edinilmesi ile keyfiyetin Sakarya 2 nci İcra Dairesine
bildirilmesini rica ederim.
                                                                                           AHMET
KAR
                                                                                              HAKİM
                                                                                             Bakan
a.
                                                                                       Daire
Başkanı

Yediemin Ücreti Hesaplama Aracı (2019)

1. Bölge, 2. Bölge ve 3. Bölge için farklı araçlar mevcuttur.

Tabloda yer alan ücretler tarifede verilenin %80'inin hesaplanmış hâlidir. Lisanslı yediemin deposu bulunmayan yerlere göre hazırlanmıştır. Doğrudan hesap yapıp sonuç elde edebilirsiniz.

Faydalı olması dileğimle...
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:02
  • DuraN
1. Bölge, 2. Bölge ve 3. Bölge için farklı araçlar mevcuttur.

Tabloda yer alan ücretler tarifede verilenin %80'inin hesaplanmış hâlidir. Lisanslı yediemin deposu bulunmayan yerlere göre hazırlanmıştır. Doğrudan hesap yapıp sonuç elde edebilirsiniz.

Faydalı olması dileğimle...

İcra Dosya Hesabı Yapma Aracı (2019)

Güncel harç ve masraf bilgisi içermektedir.

Libre Office ve Microsoft Office versiyonları mevcuttur.

Özellikle de .xls uzantılı olan akıllı telefonlarda çalıştırılıp kullanılabildiği için haciz mahallinde pratik bir şekilde dosya hesabı yapılabilir. 

İyi çalışmalar.
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 01:00
  • DuraN
Güncel harç ve masraf bilgisi içermektedir.

Libre Office ve Microsoft Office versiyonları mevcuttur.

Özellikle de .xls uzantılı olan akıllı telefonlarda çalıştırılıp kullanılabildiği için haciz mahallinde pratik bir şekilde dosya hesabı yapılabilir. 

İyi çalışmalar.

İcra Daireleri İban Numaraları

İcra Müdürlüklerine ait iban numaralarını ekteki listeden ulaşabilirsiniz.

.pdf   Tüm Türkiye İcra Daireleri Emanet Kasa Hesapları.pdf (Boyut: 382.57 KB / İndirilme: 4)
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 00:51
  • DuraN
İcra Müdürlüklerine ait iban numaralarını ekteki listeden ulaşabilirsiniz.

.pdf   Tüm Türkiye İcra Daireleri Emanet Kasa Hesapları.pdf (Boyut: 382.57 KB / İndirilme: 4)

2020 Yargı Harçları Tarifesi

27 Aralık 2019 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 30991 (2. Mükerrer)
TEBLİĞ
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:
HARÇLAR KANUNU GENEL TEBLİĞİ
(SERİ NO: 84)
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarifelerde yer alan maktu harçların (maktu ve nispî harçların asgarî ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında hesaplanarak tespit ve ilan edilmesidir.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 492 sayılı Kanunun mükerrer 138 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.
Harç miktarlarının hesaplanması
MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2019 yılı için yeniden değerleme oranı %22,58 (yirmiiki virgül ellisekiz) olarak tespit edilmiş ve 23/12/2019 tarihli ve 30987 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 512) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.
(2) 492 sayılı Kanuna bağlı tarifelerde yer alan ve 2019 yılında uygulanan maktu harçlar (maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında artırılmıştır. Artırılan bu tutarlar 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere Tebliğ ekindeki tarifelerde gösterilmiştir.
(3) 492 sayılı Kanuna bağlı 2, 5 ve 7 sayılı tarifelerin bazı pozisyonlarında beher rüsum tonilatosundan gibi birim değer üzerinden alınacak maktu harç tutarları yer almaktadır. Sözü edilen maktu harç tutarlarının, birim değerler toplamına tatbiki sonucu bulunacak olan ve asgari ve azami hadler arasında kalan harcın 10 Kuruşa kadarki kesirleri de tahsil edilmeyecektir.
Yürürlük
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.
 
 
  • Cevap Yok
  • 01-01-2020, Saat: 00:36
  • DuraN
27 Aralık 2019 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 30991 (2. Mükerrer)
TEBLİĞ
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:
HARÇLAR KANUNU GENEL TEBLİĞİ
(SERİ NO: 84)
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarifelerde yer alan maktu harçların (maktu ve nispî harçların asgarî ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında hesaplanarak tespit ve ilan edilmesidir.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 492 sayılı Kanunun mükerrer 138 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.
Harç miktarlarının hesaplanması
MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2019 yılı için yeniden değerleme oranı %22,58 (yirmiiki virgül ellisekiz) olarak tespit edilmiş ve 23/12/2019 tarihli ve 30987 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 512) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.
(2) 492 sayılı Kanuna bağlı tarifelerde yer alan ve 2019 yılında uygulanan maktu harçlar (maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında artırılmıştır. Artırılan bu tutarlar 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanmak üzere Tebliğ ekindeki tarifelerde gösterilmiştir.
(3) 492 sayılı Kanuna bağlı 2, 5 ve 7 sayılı tarifelerin bazı pozisyonlarında beher rüsum tonilatosundan gibi birim değer üzerinden alınacak maktu harç tutarları yer almaktadır. Sözü edilen maktu harç tutarlarının, birim değerler toplamına tatbiki sonucu bulunacak olan ve asgari ve azami hadler arasında kalan harcın 10 Kuruşa kadarki kesirleri de tahsil edilmeyecektir.
Yürürlük
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.