*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Bankaların Harçtan Muafiyeti

TC.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı     : B.03.0.HİG.0.00.00.03-622.01-456-2010/4731/32998                                                                              23/12/2010
Konu   : Görüş
 
 
                                                      Sayın ……………………………….
 
 
            16/12/2010 tarihli dilekçe ile 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/3. maddesinde düzenlenen, bankaların harçtan muafiyeti ile ilgili olarak görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.
 
            Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/3 maddesinde “(Ek fıkra: 20/6/2001-4684/23 md; Değişik: 25/12/2003 - 5035/31 md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev’i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.” hükmüne yer verilmiştir.
 
            Kanunun 123/3. maddesi, 04/06/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesi ile yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan “harca tabi tutulmaz.” ibaresi “bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.” şeklinde değiştirilmiştir.
 
            Bankalar tarafından genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredilerin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinde, icra harçlarının yasaya aykırı olarak alındığı şikâyetinde bulunan bankaların bu şikâyetini değerlendiren mahkemeler, itiraz konusu ibarenin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
 
            Başvuruları inceleyen Anayasa Mahkemesi;
 
            “Madde metninden de anlaşıldığı üzere harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasakoyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendiportföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.
 
            İtiraz yoluna başvuran mahkemelerde şikâyete konu olan işlemlerin kaynağında genel kredi sözleşmesine dayanılarak davalı şirketlere kullandırılan krediler bulunmaktadır. Alacaklı banka ile müşterisi olan şirket arasında yapılan ve genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredinin ödenmemesi üzerine alacaklı banka, borçlu şirket hakkında ilamsız icra takibinde bulunmuş, icra müdürlüğü icra takip talebinde bulunan alacaklı bankadan, tüm yargı harçlarını tahsil etmiştir.
 
            İtiraz yoluna başvuran her iki mahkemeye ait davada harcın konusunu oluşturan işlem genel kredi sözleşmesi uyarınca bankaların müşterilerine kullandırdıkları kredilerin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinden kaynaklanmaktadır.Yasakoyucu itiraz konusu kuralda bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları, itiraz konusu kural kapsamında değerlendirilemez.”
 
            Gerekçesiyle, 14/01/2010 tarihli ve Esas: 2008/81, Karar: 2010/8 sayılı kararı ile itirazların reddine karar vermiştir.
 
            Konuyla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06/10/2010 tarihli ve Esas: 2010/12-443, Karar: 2010/471 sayılı kararında da;
 
            “… Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikayetçi bankanın, 492 sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanıp faydalanamayacağı, dolayısıyla başvuru harcı ve peşin harçtan müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
 
            “…Madde metninden de anlaşıldığı üzere harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasakoyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendiportföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.
 
            Yasakoyucu anılan maddede; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları halinde 492 sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanmaları olanaklı değildir.
 
            Nitekim aynı ilkeler Anayasa Mahkemesinin 14/01/2010 tarih ve 2008/81 E. - 2010/8 K. Sayılı kararında da benimsenmiştir.
 
            Somut olayda, harcın konusunu oluşturan işlem, şikayetçi bankanın genel kredi sözleşmesi uyarınca müşterilerine kullandırdığı kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinden kaynaklanmaktadır.
 
            Yukarıda belirtildiği üzere bankaların, Harçlar Kanununun 123/son fıkrasında yer alan yargı harçların istisna tutulma keyfiyeti dar tutulmuş olup, bu kapsama bankaların genel kredi sözleşmesi ile müşterilerine kullandırdıkları kredilerin ödenmemesi nedeniyle açtıkları dava ve icra takiplerinde ödenmesi gereken yargı harçlarının girmediği belirgindir.
 
            O halde icra memurunun, harç tahsiline ilişkin işlemlerinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ortadadır.”
 
            Denilmek suretiyle yerel mahkemenin aksi yöndeki direnme kararı bozulmuştur.
 
            Dilekçenizde belirtildiği üzere, Genel Müdürlüğümüzce Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 02/11/2010 tarihli ve B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-38-2010/4254/28644 sayılı yazımızda “Belirtilen hükümler ışığında; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin "keşif harcı, haciz, teslim ve satış harcı" dışında Harçlar Kanununda belirtilen her türlü yargı harcından muaf olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, konunun yargıya intikal etmesi halinde yargı mercilerince verilecek kararın asıl olacağı şüphesizdir.” şeklinde görüş bildirilmiş ise de;
 
            Yazımızda da belirtildiği gibi bu bir görüş olup yargı mercileri için bağlayıcı değildir.
 
            Nitekim, uyuşmazlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun görüşleri emsal kararlarla ortaya konulmuş olup, Bakanlığımızın yargı organlarınca karara bağlanmış bir hususta görüş bildirmesi de mümkün değildir.
           
            Bilgi edinilmesini rica ederim.
           
Nazım KARA
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı
TC.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı     : B.03.0.HİG.0.00.00.03-622.01-456-2010/4731/32998                                                                              23/12/2010
Konu   : Görüş
 
 
                                                      Sayın ……………………………….
 
 
            16/12/2010 tarihli dilekçe ile 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/3. maddesinde düzenlenen, bankaların harçtan muafiyeti ile ilgili olarak görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.
 
            Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/3 maddesinde “(Ek fıkra: 20/6/2001-4684/23 md; Değişik: 25/12/2003 - 5035/31 md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev’i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.” hükmüne yer verilmiştir.
 
            Kanunun 123/3. maddesi, 04/06/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesi ile yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan “harca tabi tutulmaz.” ibaresi “bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.” şeklinde değiştirilmiştir.
 
            Bankalar tarafından genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredilerin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinde, icra harçlarının yasaya aykırı olarak alındığı şikâyetinde bulunan bankaların bu şikâyetini değerlendiren mahkemeler, itiraz konusu ibarenin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
 
            Başvuruları inceleyen Anayasa Mahkemesi;
 
            “Madde metninden de anlaşıldığı üzere harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasakoyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendiportföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.
 
            İtiraz yoluna başvuran mahkemelerde şikâyete konu olan işlemlerin kaynağında genel kredi sözleşmesine dayanılarak davalı şirketlere kullandırılan krediler bulunmaktadır. Alacaklı banka ile müşterisi olan şirket arasında yapılan ve genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredinin ödenmemesi üzerine alacaklı banka, borçlu şirket hakkında ilamsız icra takibinde bulunmuş, icra müdürlüğü icra takip talebinde bulunan alacaklı bankadan, tüm yargı harçlarını tahsil etmiştir.
 
            İtiraz yoluna başvuran her iki mahkemeye ait davada harcın konusunu oluşturan işlem genel kredi sözleşmesi uyarınca bankaların müşterilerine kullandırdıkları kredilerin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinden kaynaklanmaktadır.Yasakoyucu itiraz konusu kuralda bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları, itiraz konusu kural kapsamında değerlendirilemez.”
 
            Gerekçesiyle, 14/01/2010 tarihli ve Esas: 2008/81, Karar: 2010/8 sayılı kararı ile itirazların reddine karar vermiştir.
 
            Konuyla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06/10/2010 tarihli ve Esas: 2010/12-443, Karar: 2010/471 sayılı kararında da;
 
            “… Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikayetçi bankanın, 492 sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanıp faydalanamayacağı, dolayısıyla başvuru harcı ve peşin harçtan müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
 
            “…Madde metninden de anlaşıldığı üzere harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasakoyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendiportföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.
 
            Yasakoyucu anılan maddede; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları halinde 492 sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanmaları olanaklı değildir.
 
            Nitekim aynı ilkeler Anayasa Mahkemesinin 14/01/2010 tarih ve 2008/81 E. - 2010/8 K. Sayılı kararında da benimsenmiştir.
 
            Somut olayda, harcın konusunu oluşturan işlem, şikayetçi bankanın genel kredi sözleşmesi uyarınca müşterilerine kullandırdığı kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinden kaynaklanmaktadır.
 
            Yukarıda belirtildiği üzere bankaların, Harçlar Kanununun 123/son fıkrasında yer alan yargı harçların istisna tutulma keyfiyeti dar tutulmuş olup, bu kapsama bankaların genel kredi sözleşmesi ile müşterilerine kullandırdıkları kredilerin ödenmemesi nedeniyle açtıkları dava ve icra takiplerinde ödenmesi gereken yargı harçlarının girmediği belirgindir.
 
            O halde icra memurunun, harç tahsiline ilişkin işlemlerinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ortadadır.”
 
            Denilmek suretiyle yerel mahkemenin aksi yöndeki direnme kararı bozulmuştur.
 
            Dilekçenizde belirtildiği üzere, Genel Müdürlüğümüzce Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 02/11/2010 tarihli ve B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-38-2010/4254/28644 sayılı yazımızda “Belirtilen hükümler ışığında; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin "keşif harcı, haciz, teslim ve satış harcı" dışında Harçlar Kanununda belirtilen her türlü yargı harcından muaf olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, konunun yargıya intikal etmesi halinde yargı mercilerince verilecek kararın asıl olacağı şüphesizdir.” şeklinde görüş bildirilmiş ise de;
 
            Yazımızda da belirtildiği gibi bu bir görüş olup yargı mercileri için bağlayıcı değildir.
 
            Nitekim, uyuşmazlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun görüşleri emsal kararlarla ortaya konulmuş olup, Bakanlığımızın yargı organlarınca karara bağlanmış bir hususta görüş bildirmesi de mümkün değildir.
           
            Bilgi edinilmesini rica ederim.
           
Nazım KARA
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı

Satış Dosyalarında Bankaya Hesap Açılması

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 
 
Sayı    :B030HİG000000-3-261-2005                                                                     ..../..../2005  
Konu  :Satış dosyalarında Bankaya
             Hesap açılması                  

 
......................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA 
 
 
İlgi   :  06/06/2005 tarih ve 2005/3165 sayılı yazınız. 
 
            İlgi yazınız ekinde alınan Çanakkale Sulh Hukuk Mahkemesinin, satıştan elde edilen paranın kimliği tespit edilemeyen hissedarlar adına bankaya yatırılması sırasında kimlik bilgilerinin bulunamaması yüzünden banka tarafından hesap açılmadığını bildirerek bu hususta görüş talebini içeren 02/06/2005 tarih ve 2005/9 Satış sayılı yazısı ve ekleri ile konu incelendi.
 
            Hak sahipleri adına hesap açılması esnasında kimlik bilgilerinin talep edilmesi, hak sahibi olmayan kişilere ödeme yapılmamasını temin içindir. Bu nedenle kimliği tespit edilen ancak özlük bilgilerinde eksiklik bulunan hissedarlar adına hesap açılmadan önce ilgili mercilerden eksik bilgilerin tamamlanması; tapu kaydında hissedar olarak gözüken ancak kimliği hiç tespit edilemeyen ve 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tâyin Edilmesine Dair Kanun uyarınca kendisine kayyım tâyin edilen şahıslar adına hesap açılması gereken hallerde, mahkeme adı ve ilave olarak hak sahibi şahsın adı belirtilmek suretiyle  hesap açılması ve bu hesaptan mahkeme hâkiminin yazılı talimatı olmaksızın hiç kimseye ödeme yapılmaması konusunda bankanın bilgilendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
 
            Bilgi edinilmesi ve keyfiyetin  Çanakkale Sulh Hukuk Mahkemesine iletilmesini rica ederim.
 
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 
 
Sayı    :B030HİG000000-3-261-2005                                                                     ..../..../2005  
Konu  :Satış dosyalarında Bankaya
             Hesap açılması                  

 
......................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA 
 
 
İlgi   :  06/06/2005 tarih ve 2005/3165 sayılı yazınız. 
 
            İlgi yazınız ekinde alınan Çanakkale Sulh Hukuk Mahkemesinin, satıştan elde edilen paranın kimliği tespit edilemeyen hissedarlar adına bankaya yatırılması sırasında kimlik bilgilerinin bulunamaması yüzünden banka tarafından hesap açılmadığını bildirerek bu hususta görüş talebini içeren 02/06/2005 tarih ve 2005/9 Satış sayılı yazısı ve ekleri ile konu incelendi.
 
            Hak sahipleri adına hesap açılması esnasında kimlik bilgilerinin talep edilmesi, hak sahibi olmayan kişilere ödeme yapılmamasını temin içindir. Bu nedenle kimliği tespit edilen ancak özlük bilgilerinde eksiklik bulunan hissedarlar adına hesap açılmadan önce ilgili mercilerden eksik bilgilerin tamamlanması; tapu kaydında hissedar olarak gözüken ancak kimliği hiç tespit edilemeyen ve 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tâyin Edilmesine Dair Kanun uyarınca kendisine kayyım tâyin edilen şahıslar adına hesap açılması gereken hallerde, mahkeme adı ve ilave olarak hak sahibi şahsın adı belirtilmek suretiyle  hesap açılması ve bu hesaptan mahkeme hâkiminin yazılı talimatı olmaksızın hiç kimseye ödeme yapılmaması konusunda bankanın bilgilendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
 
            Bilgi edinilmesi ve keyfiyetin  Çanakkale Sulh Hukuk Mahkemesine iletilmesini rica ederim.
 

Kesinleşmiş mahkeme kararı ve ihale suretiyle satış kararı

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü


Sayı   :B.03.0.HİG.0.00.00.03-647.03.02-14-2006-7282                                                               23/03/2006   
Konu :Kesinleşmiş mahkeme kararı ve ihale suretiyle satış kararı                                                                                                       
        
BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞINA
(Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Dairesi Başkanlığı) 


 
İlgi   :  20/02/2006 tarihli ve 1038-556 sayılı yazınız.


İlgi yazınız ve eklerinden,


            Ankara İli,  İlçesi, Mahallesi, 2987 ada, 21 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın 38/508 arsa payına isabet eden 3. kat 15 nolu bağımsız bölümün tamamının  adına kayıtlı olduğu;


            Tapu kaydının şerhler hanesinde Ankara 24. İcra Müdürlüğünce konulan 21/06/2001 tarih ve 5082 yevmiyeli haciz şerhi; Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünce konulan 24/09/2001 tarih ve 7962 yevmiyeli haciz şerhi; Ankara 1. İcra Müdürlüğünce konulan 02/11/2001 tarih ve 9435 yevmiyeli haciz şerhi ile Turan Aslan lehine 12/11/2001 tarih ve 9693 yevmiyeli satış vaadi şerhinin; beyanlar hanesinde ise “Tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme kararı vardır. Konu: Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2004 tarih, 2001/847 S.Y. ile ’a satışı yapılmasını belirtir kesinleşmiş mahkeme kararı mevcuttur.” şeklinde 14/10/2004 tarih ve 12095 yevmiyeli belirtmenin bulunduğu;


            Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünün 22/08/2005 tarih ve 2001/803 sayılı yazısıyla söz konusu taşınmazın ihale suretiyle İzzettin Alkur’a satışının yapılıp kesinleşmesi nedeniyle tapu kaydı üzerindeki haciz, ipotek ve tedbir gibi tüm takyidatlar kaldırılarak ilişiksiz olarak ihale alıcısı adına tescil edilmesinin bildirildiği; bunun üzerine Çankaya 3. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünce Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğüne Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2004 tarihinde kesinleşmiş olan 2001/847 Esas, 2002/174 Karar sayılı hükmü gereğince taşınmazın öncelikle TuranArslan adına tapuya tescilinin temini, ardından İzzettin Alkur adına cebri satış suretiyle tescil işleminin sonuçlandırılabileceğinin bildirilmesine rağmen anılan İcra Müdürlüğünün 21/11/2005 tarih ve 2001/803 sayılı yazısı ile tescilin yapılması hususunda ısrar edildiği;



            Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde mahkeme kararı gereğince mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı ifade edilmekte ise de aynı Kanunun 1022. ve Tapu Sicil Tüzüğünün 22/8. maddelerine göre aynî hakların kütüğe tescil ile doğacağı, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alacağı, tapu sicili üzerinde kayıtlı hakların birbirine üstünlüğünün yevmiye defterine yazım tarihi ve sıra numarasına göre belirleneceği, bu nedenle söz konusu mahkeme kararının kesinleşme tarihinin ihale kararının kesinleşme tarihinden önce olmasına rağmen, sözü edilen taşınmazın ihale yoluyla satışına esas olan Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünce konulan 24/09/2001 tarih ve 7962 yevmiyeli haciz şerhinin, anılan hükmün dayanağı olan Turan Arslanlehine konulan 12/11/2001 tarih ve 9693 yevmiyeli satış vaadi şerhinin tarih ve yevmiye sayısından önce olması nedeniyle ihale alıcısı İzzettin Alkur adına tescilin yapılması ve beyanlar hanesindeki tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme kararına ilişkin belirtme dışındaki tüm takyidatların terkin edilmesi ve sonucundan tüm hak sahiplerine duyuruda bulunulması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek konu hakkında Bakanlığımızdan görüş isteminde bulunulduğu,
            Anlaşılmaktadır.       
Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde:
“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”
            Hükmü yer almaktadır.  
            Anılan hüküm uyarınca, Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/847 Esas, 2002/174 Karar sayılı hükmünün 11/10/2004 tarihinde kesinleşmesi üzerine davacı  söz konusu taşınmazın mülkiyetini tescilden önce kazanmış ve bu durum İcra ve İflâs  Kanununun 28. maddesinde yer alan “Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu ve gemi sicili dairelerine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmaz veya geminin kaydına şerh verir.” hükmü gereğince tapu sicil müdürlüğüne bildirilmiştir. Hükme konu olan taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine bu hususa ilişkin belirtmenin 14/10/2004 tarihinde konulduğu görülmüş olup, tescil işleminin ihale tarihinden önce yapılamamasının nedeni anlaşılamamıştır.
             Söz konusu hacizli taşınmazın mülkiyeti, Turan Arslan tarafından ilâmın kesinleşme tarihi olan 11/10/2004 tarihinde kazanılmış olduğundan Anayasanın 138. maddesi uyarınca taşınmazın öncelikle adı geçen adına tescilinin sağlanması;
            Daha sonra,
            İcra ve İflâs  Kanununun 91. maddesinde yer alan:
“Taşınmazın haczi ile tasarruf hakkı Medeni Kanunun 920 nci maddesi anlamında tahdide uğrar. Sicile kaydedilmek üzere haciz keyfiyeti, ne miktar meblağ için yapıldığı ve alacaklının adı ile tebliğe yarar adresi icra dairesi tarafından tapuya ve mahcuz gemi ise kayıtlı bulunduğu daireye bildirilir.”
Hükmü ile,
Bu hükümde değinilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 920. maddesinin karşılığı olan ve 01/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren  4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1010. maddesinde yer alan:
“Aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne şerh verilebilir:
1. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları,
2. Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre,
3. Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler.
Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.”
            Hükmü birlikte değerlendirildiğinde, hacizli taşınmaz üzerinde sonradan aynî hak kazanan kişilerin bu haklarının, haciz alacaklısının hacizli taşınmazın bedeli üzerindeki hakkından sonra geleceği sonucuna ulaşılmakla, Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünce konulan 24/09/2001 tarih ve 7962 yevmiyeli haciz şerhinin, söz konusu satış vaadi şerhi ve mahkeme kararının kesinleşme tarihinden önce olduğu nazara alınarak ihalenin kesinleşmesi üzerine mülkiyeti kazanmış olan ihale alıcısı İzzettin Alkur adına tescil işleminin yapılması,
Gerektiği düşünülmekle birlikte,
Konunun yargıya intikal etmesi halinde görevli ve yetkili yargı organlarınca verilecek kararların esas alınacağı şüphesizdir.
Bilgilerinize arz ederim.     
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü


Sayı   :B.03.0.HİG.0.00.00.03-647.03.02-14-2006-7282                                                               23/03/2006   
Konu :Kesinleşmiş mahkeme kararı ve ihale suretiyle satış kararı                                                                                                       
        
BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞINA
(Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Dairesi Başkanlığı) 


 
İlgi   :  20/02/2006 tarihli ve 1038-556 sayılı yazınız.


İlgi yazınız ve eklerinden,


            Ankara İli,  İlçesi, Mahallesi, 2987 ada, 21 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın 38/508 arsa payına isabet eden 3. kat 15 nolu bağımsız bölümün tamamının  adına kayıtlı olduğu;


            Tapu kaydının şerhler hanesinde Ankara 24. İcra Müdürlüğünce konulan 21/06/2001 tarih ve 5082 yevmiyeli haciz şerhi; Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünce konulan 24/09/2001 tarih ve 7962 yevmiyeli haciz şerhi; Ankara 1. İcra Müdürlüğünce konulan 02/11/2001 tarih ve 9435 yevmiyeli haciz şerhi ile Turan Aslan lehine 12/11/2001 tarih ve 9693 yevmiyeli satış vaadi şerhinin; beyanlar hanesinde ise “Tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme kararı vardır. Konu: Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2004 tarih, 2001/847 S.Y. ile ’a satışı yapılmasını belirtir kesinleşmiş mahkeme kararı mevcuttur.” şeklinde 14/10/2004 tarih ve 12095 yevmiyeli belirtmenin bulunduğu;


            Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünün 22/08/2005 tarih ve 2001/803 sayılı yazısıyla söz konusu taşınmazın ihale suretiyle İzzettin Alkur’a satışının yapılıp kesinleşmesi nedeniyle tapu kaydı üzerindeki haciz, ipotek ve tedbir gibi tüm takyidatlar kaldırılarak ilişiksiz olarak ihale alıcısı adına tescil edilmesinin bildirildiği; bunun üzerine Çankaya 3. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünce Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğüne Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2004 tarihinde kesinleşmiş olan 2001/847 Esas, 2002/174 Karar sayılı hükmü gereğince taşınmazın öncelikle TuranArslan adına tapuya tescilinin temini, ardından İzzettin Alkur adına cebri satış suretiyle tescil işleminin sonuçlandırılabileceğinin bildirilmesine rağmen anılan İcra Müdürlüğünün 21/11/2005 tarih ve 2001/803 sayılı yazısı ile tescilin yapılması hususunda ısrar edildiği;



            Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde mahkeme kararı gereğince mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı ifade edilmekte ise de aynı Kanunun 1022. ve Tapu Sicil Tüzüğünün 22/8. maddelerine göre aynî hakların kütüğe tescil ile doğacağı, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alacağı, tapu sicili üzerinde kayıtlı hakların birbirine üstünlüğünün yevmiye defterine yazım tarihi ve sıra numarasına göre belirleneceği, bu nedenle söz konusu mahkeme kararının kesinleşme tarihinin ihale kararının kesinleşme tarihinden önce olmasına rağmen, sözü edilen taşınmazın ihale yoluyla satışına esas olan Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünce konulan 24/09/2001 tarih ve 7962 yevmiyeli haciz şerhinin, anılan hükmün dayanağı olan Turan Arslanlehine konulan 12/11/2001 tarih ve 9693 yevmiyeli satış vaadi şerhinin tarih ve yevmiye sayısından önce olması nedeniyle ihale alıcısı İzzettin Alkur adına tescilin yapılması ve beyanlar hanesindeki tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme kararına ilişkin belirtme dışındaki tüm takyidatların terkin edilmesi ve sonucundan tüm hak sahiplerine duyuruda bulunulması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek konu hakkında Bakanlığımızdan görüş isteminde bulunulduğu,
            Anlaşılmaktadır.       
Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde:
“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”
            Hükmü yer almaktadır.  
            Anılan hüküm uyarınca, Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/847 Esas, 2002/174 Karar sayılı hükmünün 11/10/2004 tarihinde kesinleşmesi üzerine davacı  söz konusu taşınmazın mülkiyetini tescilden önce kazanmış ve bu durum İcra ve İflâs  Kanununun 28. maddesinde yer alan “Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu ve gemi sicili dairelerine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmaz veya geminin kaydına şerh verir.” hükmü gereğince tapu sicil müdürlüğüne bildirilmiştir. Hükme konu olan taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine bu hususa ilişkin belirtmenin 14/10/2004 tarihinde konulduğu görülmüş olup, tescil işleminin ihale tarihinden önce yapılamamasının nedeni anlaşılamamıştır.
             Söz konusu hacizli taşınmazın mülkiyeti, Turan Arslan tarafından ilâmın kesinleşme tarihi olan 11/10/2004 tarihinde kazanılmış olduğundan Anayasanın 138. maddesi uyarınca taşınmazın öncelikle adı geçen adına tescilinin sağlanması;
            Daha sonra,
            İcra ve İflâs  Kanununun 91. maddesinde yer alan:
“Taşınmazın haczi ile tasarruf hakkı Medeni Kanunun 920 nci maddesi anlamında tahdide uğrar. Sicile kaydedilmek üzere haciz keyfiyeti, ne miktar meblağ için yapıldığı ve alacaklının adı ile tebliğe yarar adresi icra dairesi tarafından tapuya ve mahcuz gemi ise kayıtlı bulunduğu daireye bildirilir.”
Hükmü ile,
Bu hükümde değinilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 920. maddesinin karşılığı olan ve 01/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren  4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1010. maddesinde yer alan:
“Aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne şerh verilebilir:
1. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları,
2. Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre,
3. Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler.
Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.”
            Hükmü birlikte değerlendirildiğinde, hacizli taşınmaz üzerinde sonradan aynî hak kazanan kişilerin bu haklarının, haciz alacaklısının hacizli taşınmazın bedeli üzerindeki hakkından sonra geleceği sonucuna ulaşılmakla, Ankara Gayrimenkul Satış 22. İcra Müdürlüğünce konulan 24/09/2001 tarih ve 7962 yevmiyeli haciz şerhinin, söz konusu satış vaadi şerhi ve mahkeme kararının kesinleşme tarihinden önce olduğu nazara alınarak ihalenin kesinleşmesi üzerine mülkiyeti kazanmış olan ihale alıcısı İzzettin Alkur adına tescil işleminin yapılması,
Gerektiği düşünülmekle birlikte,
Konunun yargıya intikal etmesi halinde görevli ve yetkili yargı organlarınca verilecek kararların esas alınacağı şüphesizdir.
Bilgilerinize arz ederim.     

UYAP Kapsamında tutulması Gereken defterler

T.C.
ADALET BAKANLIĞI

Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

 

Sayı     :B030HİG0000003-424-2005                                                                                        ..../..../2005
Konu   :UYAP Kapsamında tutulması Gereken defterler
 
................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

 

İlgi  :  14/09/2005 tarihli ve 2005/4-2836 sayılı yazınız.
 
            İlgi yazınız ve konu incelendi.
            Genel Müdürlüğümüze intikal eden bilgilerden UYAP II-C projesi test uygulaması başlanan yerlerdeki icra ve iflas dairelerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13. maddesi hükmü uyarınca Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacak denetimlerinde nelere dikkat edilmesi gerektiği tahsilat, reddiyat ve cezaevi yapı pulu harcı makbuzlarına ait önceki uygulamada şeritli makinada yapılan hesaplamaların ne şekilde yapılacağı, bilgisayar kayıtlarının tümünün dökümünün yapılıp yapılamayacağı konularında tereddüt edildiğinin anlaşılması üzerine, farklı uygulamaların önüne geçilebilmesi ve uygulamada birliğin sağlanabilmesi amacıyla UYAP II-C projesi test ve pilot birim olarak seçilen yerlerdeki icra dairelerinin adalet müfettişleri tarafından yapılan denetimlerinde benimsenen teftiş uygulaması hususunda Bakanlığımız Teftiş Kurulu Başkanlığından 20/04/2005 tarihli ve 867 sayılı yazımızla bilgi verilmesi istenilmiş olup; verilen 28/04/2005 tarihli ve 3226 sayılı cevabi yazının ilgi yazınızda sorulan hususu da açıklığa kavuşturduğu anlaşılmakla, bu yazının ilgili kısmı aşağıya çıkarılmıştır. 
            “....... Bilindiği üzere; Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 10 uncu maddesi gereğince; adalet müfettişleri tarafından yapılacak denetimlerde, kasa hesaplarının incelenmesinin, iki denetim tarihi arasındaki tahsilât ve reddiyat makbuzlarının defter kayıtları ile tek tek karşılaştırılması ve sayfa toplamlarının hesap makinesi ile yeniden alınması suretiyle yapılacağı; bu incelemenin, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca daha önce yapılmış olup da tutanağa bağlanan şeritlerinin kontrolü sonucunda farklılığa rastlanmaz ise, hesap çekimi ve makbuz karşılaştırılması işleminden vazgeçileceği; yapılmamışsa bu görevin ilgililerce yerine getirilmesinin sağlanacağı; kasa mevcudunun Cumhuriyet savcılarıyla, hâkimler tarafından aralıklarla tespit ve Bakanlıkça gösterilen bankalara eksiksiz yatırıldığına ilişkin tutanakların varlığının araştırılacağı ve genelge doğrultusunda hareket edilmesinin sağlanacağı, 
            Makbuzların seri ve sıra numaralarının teselsülüne itina gösterilip gösterilmediğine, muhteviyatının eksiksiz şekilde kasa defterine dercolunup olunmadığına, reddiyatın tahsilât sayfalarındaki özel hanelere zamanında işlenip işlenmediğine, devirlerinyılsonlarında yapılarak tahsilât ve reddiyat bakiyelerini doğrulayıp doğrulamadığına, makbuzların mevzuatın emredici hükümlerine uygun düzenlenip düzenlenmediğine, memur ve taraf imzalarını taşıyıp taşımadığına, makbuz asıl ve dipkoçanları arasında farklılık bulunup bulunmadığına dikkate edileceği; ayrıca, sondaj suretiyle makbuz nüshalarının, dosyalarında saklanıp saklanmadığına, icra dairelerinde takip tutanaklarına geçirilip geçirilmediğine bakılacağı, kasa defteri reddiyat bölümündeki meblağların, tahsilâttakileri doğrulayıp doğrulamadığı, bir tahsilâttan mükerrer veya fazla para reddolunup reddolunmadığıhususlarının inceleneceği; gerektiğinde bankalardan hesap özeti getirilerek kullanma zimmeti hususunun da araştırılacağı;suistimal tespiti halinde incelemenin önceki dönemlerde de teşmil edileceği, 
            Kasa hesabının incelenmesi neticesinde, makbuz ve kayıt hataları yüzünden noksanlık veya fazlalığa rastlanıldığında İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 105 inci maddesi uyarınca kasa defterinin son tahsilât ve reddiyat toplamlarının hakiki duruma göre düzeltildikten sonra kasa fazlası hakkında gereken işlemin yapılacağı ve kasa noksanının ikmal ettirileceği, zamanaşımına uğrayan para bulunduğunda, 492 sayılı Harçlar Kanununun 36 ncı maddesi gereğince işlem yapılıp yapılmadığının araştırılacağı, 
            Mahkeme veznelerine teslim edilen kıymetli evrak ve eşya üzerinde durularak, bunların kabulünde makbuz ve 135 örnek numaralı defterin Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinin Yazı İşleri Yönetmeliği hükümlerine uygun şekilde kullanılıp kullanılmadığı ve mevcudun kayıtlara uygunluğunun tetkik edileceği, kıymetli evrak ve eşyada noksanlık bulunup bulunmadığı veya bunlar üzerinde yolsuzluk yapılıp yapılmadığı hususunun, ilgili kayıtlar ile dosya karşılaştırılmak suretiyle kontrol edileceği,
            Belirtilmiştir. 
            Buna göre; icra iflas dairelerinin Cumhuriyet Başsavcılıkların sürekli denetim ve gözetimi altında olmaları nedeniyle, yukarıdaki esasların Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacak kontrollerde de dikkate alınmasının, 
            UYAP II-C projesi kapsamında uygulamaya geçen yerlerdeki birimlerde kasa defteri bilgisayar tarafından tutulduğundan, şeritli hesap makinesi ile çekimine gerek bulunmadığı, ancak kasa defteri çıktılarının günlük olarak alınarak, kasa defteri yerine geçmek üzere buna mahsus kartonlarda muhafaza edilmelerinin, 
            Uygun olacağı düşünülmüştür.” 
            Bilgilerini ve gereğini rica ederim.

 

Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI

Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

 

Sayı     :B030HİG0000003-424-2005                                                                                        ..../..../2005
Konu   :UYAP Kapsamında tutulması Gereken defterler
 
................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

 

İlgi  :  14/09/2005 tarihli ve 2005/4-2836 sayılı yazınız.
 
            İlgi yazınız ve konu incelendi.
            Genel Müdürlüğümüze intikal eden bilgilerden UYAP II-C projesi test uygulaması başlanan yerlerdeki icra ve iflas dairelerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13. maddesi hükmü uyarınca Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacak denetimlerinde nelere dikkat edilmesi gerektiği tahsilat, reddiyat ve cezaevi yapı pulu harcı makbuzlarına ait önceki uygulamada şeritli makinada yapılan hesaplamaların ne şekilde yapılacağı, bilgisayar kayıtlarının tümünün dökümünün yapılıp yapılamayacağı konularında tereddüt edildiğinin anlaşılması üzerine, farklı uygulamaların önüne geçilebilmesi ve uygulamada birliğin sağlanabilmesi amacıyla UYAP II-C projesi test ve pilot birim olarak seçilen yerlerdeki icra dairelerinin adalet müfettişleri tarafından yapılan denetimlerinde benimsenen teftiş uygulaması hususunda Bakanlığımız Teftiş Kurulu Başkanlığından 20/04/2005 tarihli ve 867 sayılı yazımızla bilgi verilmesi istenilmiş olup; verilen 28/04/2005 tarihli ve 3226 sayılı cevabi yazının ilgi yazınızda sorulan hususu da açıklığa kavuşturduğu anlaşılmakla, bu yazının ilgili kısmı aşağıya çıkarılmıştır. 
            “....... Bilindiği üzere; Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 10 uncu maddesi gereğince; adalet müfettişleri tarafından yapılacak denetimlerde, kasa hesaplarının incelenmesinin, iki denetim tarihi arasındaki tahsilât ve reddiyat makbuzlarının defter kayıtları ile tek tek karşılaştırılması ve sayfa toplamlarının hesap makinesi ile yeniden alınması suretiyle yapılacağı; bu incelemenin, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca daha önce yapılmış olup da tutanağa bağlanan şeritlerinin kontrolü sonucunda farklılığa rastlanmaz ise, hesap çekimi ve makbuz karşılaştırılması işleminden vazgeçileceği; yapılmamışsa bu görevin ilgililerce yerine getirilmesinin sağlanacağı; kasa mevcudunun Cumhuriyet savcılarıyla, hâkimler tarafından aralıklarla tespit ve Bakanlıkça gösterilen bankalara eksiksiz yatırıldığına ilişkin tutanakların varlığının araştırılacağı ve genelge doğrultusunda hareket edilmesinin sağlanacağı, 
            Makbuzların seri ve sıra numaralarının teselsülüne itina gösterilip gösterilmediğine, muhteviyatının eksiksiz şekilde kasa defterine dercolunup olunmadığına, reddiyatın tahsilât sayfalarındaki özel hanelere zamanında işlenip işlenmediğine, devirlerinyılsonlarında yapılarak tahsilât ve reddiyat bakiyelerini doğrulayıp doğrulamadığına, makbuzların mevzuatın emredici hükümlerine uygun düzenlenip düzenlenmediğine, memur ve taraf imzalarını taşıyıp taşımadığına, makbuz asıl ve dipkoçanları arasında farklılık bulunup bulunmadığına dikkate edileceği; ayrıca, sondaj suretiyle makbuz nüshalarının, dosyalarında saklanıp saklanmadığına, icra dairelerinde takip tutanaklarına geçirilip geçirilmediğine bakılacağı, kasa defteri reddiyat bölümündeki meblağların, tahsilâttakileri doğrulayıp doğrulamadığı, bir tahsilâttan mükerrer veya fazla para reddolunup reddolunmadığıhususlarının inceleneceği; gerektiğinde bankalardan hesap özeti getirilerek kullanma zimmeti hususunun da araştırılacağı;suistimal tespiti halinde incelemenin önceki dönemlerde de teşmil edileceği, 
            Kasa hesabının incelenmesi neticesinde, makbuz ve kayıt hataları yüzünden noksanlık veya fazlalığa rastlanıldığında İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 105 inci maddesi uyarınca kasa defterinin son tahsilât ve reddiyat toplamlarının hakiki duruma göre düzeltildikten sonra kasa fazlası hakkında gereken işlemin yapılacağı ve kasa noksanının ikmal ettirileceği, zamanaşımına uğrayan para bulunduğunda, 492 sayılı Harçlar Kanununun 36 ncı maddesi gereğince işlem yapılıp yapılmadığının araştırılacağı, 
            Mahkeme veznelerine teslim edilen kıymetli evrak ve eşya üzerinde durularak, bunların kabulünde makbuz ve 135 örnek numaralı defterin Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinin Yazı İşleri Yönetmeliği hükümlerine uygun şekilde kullanılıp kullanılmadığı ve mevcudun kayıtlara uygunluğunun tetkik edileceği, kıymetli evrak ve eşyada noksanlık bulunup bulunmadığı veya bunlar üzerinde yolsuzluk yapılıp yapılmadığı hususunun, ilgili kayıtlar ile dosya karşılaştırılmak suretiyle kontrol edileceği,
            Belirtilmiştir. 
            Buna göre; icra iflas dairelerinin Cumhuriyet Başsavcılıkların sürekli denetim ve gözetimi altında olmaları nedeniyle, yukarıdaki esasların Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacak kontrollerde de dikkate alınmasının, 
            UYAP II-C projesi kapsamında uygulamaya geçen yerlerdeki birimlerde kasa defteri bilgisayar tarafından tutulduğundan, şeritli hesap makinesi ile çekimine gerek bulunmadığı, ancak kasa defteri çıktılarının günlük olarak alınarak, kasa defteri yerine geçmek üzere buna mahsus kartonlarda muhafaza edilmelerinin, 
            Uygun olacağı düşünülmüştür.” 
            Bilgilerini ve gereğini rica ederim.

 

Genel Müdür

Serbest meslek makbuzu

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     : 49453461/045.02[02]-235-2012555/2390                                                                                      29/01/2013
Konu : Serbest meslek makbuzu
 
MALİYE BAKANLIĞINA
(Gelir İdaresi Başkanlığına)
 
 İlgi  :   14/11/2012 tarih ve 115511 sayılı yazınız.
           
           İcra dairelerince, avukatlara yapılan vekalet ücreti ödemelerinde avukatlar tarafından düzenlenmesi gereken fatura veya serbest meslek makbuzunun icra dosyalarına konulması ile ilgili ilgi yazınız 11/01/2013 tarihli ve 871 sayılı yazımız ekinde tüm icra müdürlüklerine duyurulmuştur.
 
Ancak,
 
Konuya ilişkin olarak, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19/10/2010 tarihli Esas No:2010/11306 Karar No:2010/23811 ilamı ile "23.02.2006 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanan 356 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ ile icra dairelerince borçludan alınarak müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen avukatlık (vekalet) ücretinin avukata ödendiği anda avukat tarafından borçlu adına en az 2 nüsha serbest meslek makbuzu düzenleneceği ve makbuzun avukatta kalan nüshasına da icra dairesince ödemenin yapılmış olduğuna dair bir şerh düşülerek, ödemeyi yapan memur tarafından (sicil numarası da yazılarak) imzalanacağı belirtilen şekilde yetkili memura imzalattırılmadığı tespit edilen her bir serbest meslek makbuzu için ayrıayrı Vergi Usul Kanunu'nun 352-II/7 nci maddesine göre söz konusu avukat adına usulsüzlük cezası kesileceği ilan edilmiştir. Bu tebliğ, icra dosyasında mevcut paranın alacaklı vekiline ödenmesine engel olabilecek nitelikte olmayıp gereğinin yerine getirilmemesi ancak alacaklı vekilinin vergi dairesinde usulsüzlük cezası ile cezalandırılması sonucunu doğurabilir.     Bu nedenle alacaklı vekilinin dosyada mevcut paranın kendisine ödenmesi talebinin reddine ilişkin memurluk kararının yasal dayanağı bulunmayıp mahkemece şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir. Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenler ile İİK 366 ve HUMK'nun 428. addeleri uyarınca bozulmasına" karar verilmiştir.
 
Diğer yandan, bilindiği üzere 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesiyle değiştirilen ve 6 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 9 uncu maddesinde:
"İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır..."
 
"İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdî ödeme, ilgilisinin gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere, icra müdürü tarafından resen bankaya verilecek talimat gereği yapılır. Talimat, paranın icra ve iflas dairesi hesabına yatırılmasını takip eden en geç üç iş günü sonuna kadar verilir."
 
 hükmü yer almaktadır.
 
Bu itibarla, gerek Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı, gerekse 6352 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu icra müdürlüklerinin bundan böyle hiçbir şekilde avukatlara elden ödeme yapamayacak olması ve dosyaya yatırılan paraların 3 gün içerisinde alacaklı vekilinin banka hesabına yatırılması zorunluluğu karşısında, avukatlardan serbest meslek makbuzu alınması ile ilgili  11/09/2007 tarih ve 26640 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 375 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin uygulanabilirliğini tartışmalı hale getirmiştir.
 
Kaldı ki, serbest meslek makbuzu veya fatura düzenlenmesinde asıl sorumluluk vergi yükümlüsü olan avukat ait olup, yeni sistemde avukatlara yapılacak her türlü ödeme banka hesabına yapılabileceği için artık vergi denetiminin de bu yoldan çok daha kolay yapılabileceği düşünülmektedir.
 
Bu itibarla, icra dairelerince avukatlardan serbest meslek makbuzu alınmasına ilişkin sözü edilen Genel Tebliğin yeniden değerlendirilmesi ve konuya ilişkin görüşlerinizin bildirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.
 
Bilgi ve gereğini takdirlerine arz ederim.
 
 
 
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     : 49453461/045.02[02]-235-2012555/2390                                                                                      29/01/2013
Konu : Serbest meslek makbuzu
 
MALİYE BAKANLIĞINA
(Gelir İdaresi Başkanlığına)
 
 İlgi  :   14/11/2012 tarih ve 115511 sayılı yazınız.
           
           İcra dairelerince, avukatlara yapılan vekalet ücreti ödemelerinde avukatlar tarafından düzenlenmesi gereken fatura veya serbest meslek makbuzunun icra dosyalarına konulması ile ilgili ilgi yazınız 11/01/2013 tarihli ve 871 sayılı yazımız ekinde tüm icra müdürlüklerine duyurulmuştur.
 
Ancak,
 
Konuya ilişkin olarak, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19/10/2010 tarihli Esas No:2010/11306 Karar No:2010/23811 ilamı ile "23.02.2006 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanan 356 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ ile icra dairelerince borçludan alınarak müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen avukatlık (vekalet) ücretinin avukata ödendiği anda avukat tarafından borçlu adına en az 2 nüsha serbest meslek makbuzu düzenleneceği ve makbuzun avukatta kalan nüshasına da icra dairesince ödemenin yapılmış olduğuna dair bir şerh düşülerek, ödemeyi yapan memur tarafından (sicil numarası da yazılarak) imzalanacağı belirtilen şekilde yetkili memura imzalattırılmadığı tespit edilen her bir serbest meslek makbuzu için ayrıayrı Vergi Usul Kanunu'nun 352-II/7 nci maddesine göre söz konusu avukat adına usulsüzlük cezası kesileceği ilan edilmiştir. Bu tebliğ, icra dosyasında mevcut paranın alacaklı vekiline ödenmesine engel olabilecek nitelikte olmayıp gereğinin yerine getirilmemesi ancak alacaklı vekilinin vergi dairesinde usulsüzlük cezası ile cezalandırılması sonucunu doğurabilir.     Bu nedenle alacaklı vekilinin dosyada mevcut paranın kendisine ödenmesi talebinin reddine ilişkin memurluk kararının yasal dayanağı bulunmayıp mahkemece şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir. Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenler ile İİK 366 ve HUMK'nun 428. addeleri uyarınca bozulmasına" karar verilmiştir.
 
Diğer yandan, bilindiği üzere 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesiyle değiştirilen ve 6 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 9 uncu maddesinde:
"İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır..."
 
"İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdî ödeme, ilgilisinin gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere, icra müdürü tarafından resen bankaya verilecek talimat gereği yapılır. Talimat, paranın icra ve iflas dairesi hesabına yatırılmasını takip eden en geç üç iş günü sonuna kadar verilir."
 
 hükmü yer almaktadır.
 
Bu itibarla, gerek Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı, gerekse 6352 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu icra müdürlüklerinin bundan böyle hiçbir şekilde avukatlara elden ödeme yapamayacak olması ve dosyaya yatırılan paraların 3 gün içerisinde alacaklı vekilinin banka hesabına yatırılması zorunluluğu karşısında, avukatlardan serbest meslek makbuzu alınması ile ilgili  11/09/2007 tarih ve 26640 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 375 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin uygulanabilirliğini tartışmalı hale getirmiştir.
 
Kaldı ki, serbest meslek makbuzu veya fatura düzenlenmesinde asıl sorumluluk vergi yükümlüsü olan avukat ait olup, yeni sistemde avukatlara yapılacak her türlü ödeme banka hesabına yapılabileceği için artık vergi denetiminin de bu yoldan çok daha kolay yapılabileceği düşünülmektedir.
 
Bu itibarla, icra dairelerince avukatlardan serbest meslek makbuzu alınmasına ilişkin sözü edilen Genel Tebliğin yeniden değerlendirilmesi ve konuya ilişkin görüşlerinizin bildirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.
 
Bilgi ve gereğini takdirlerine arz ederim.
 
 
 
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür

Yakalanan Araçların Teslimi

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-504-2013/57/238                                                          04/01/2013
Konu   :Yakalanan araçların teslimi
 
 
.………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
Bilindiği üzere, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun 5 Temmuz 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
 
Anılan Kanunun 5 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girecek olan 17 nci maddesinin 7. fıkrası ile yeni hükümler getirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin son fıkrasında "İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçlar, en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslim edilir. Aracı teslim alan icra müdürlüğü, aracın yakalanmasını isteyen icra müdürlüğüne bildirimde bulunur."
 
hükmü yer almaktadır.
 
Bu itibarla, icra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların icra müdürlüklerine teslimi ve teslim usulünün düzenlenmesi gerekli görüldüğünden, icra dairelerince;
 
1) Öncelikle, İcra ve İflas Kanununun 59 uncu maddesi uyarınca alacaklının takip masraflarını peşin olarak yatırması zorunluluğu, 88 inci maddesindeki resen harekete geçme yükümlülüğü ve 110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen alacaklının sorumluluğu dikkate alınarak fiili haciz, kıymet takdiri, çekici, gerektiğinde bilirkişi ücreti ile öngörülecek yediemin ücretinin yatırılması halinde muhafaza işlemlerinin yerine getirilmesi, bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde yakalama ve muhafaza taleplerinin kesinlikle yerine getirilmemesi, aksine davranışın mali, cezai ve hukuki sorumluluğu gerektirebileceğinin hatırdan çıkarılmaması, 
 
2) Kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların mesai saatleri içerisinde icra müdürlüğüne; birden fazla icra müdürlüğü olan yerlerde ise tevzi icra müdürlüğünce tespit edilecek icra müdürlüğüne, yakalama tutanağı ve araç geçici olarak bir yere teslim edilmişse (UKAME, resmi ya da özel otopark gibi) teslim tesellüm tutanağı ile birlikte teslim edilmesi, icra müdürlüğüne aracın teslimi sırasında kolluk ve icra müdürlüğü personelinin bizzat hazır bulunması,
 
3) Kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan aracın en yakın icra müdürlüğüne teslimine kadar geçici muhafaza işlemlerinin kolluk görevlilerince yerine getirilmesi,
 
4) Aracı teslim alan icra müdürlüğü tarafından yakalama talep eden yetkili icra müdürlüğü ile irtibata geçilerek fiili haciz için en kısa sürede talimat yazılması ve muhafaza masrafları için alınan avansın gönderilmesinin istenmesi,
 
5) Yakalama talebi üzerine aracın yakalandığının bildirdiği yetkili icra müdürlüğü tarafından ise en kısa sürede fiili haciz için talimat yazılması ve peşin olarak alınan avansın talimat icra müdürlüğüne gönderilmesi,
 
6) Talimatı alan icra müdürlüğü tarafından kolluk kuvvetlerince yakalanıp teslimi yapılan araç üzerinde fiili haczin uygulanması ve muhafaza işleminin yapılması,
 
7) Talimat icra müdürlüğünce öncelikli olarak teslim alınan yakalamalı aracın çekici ve  depo masraflarının peşin avanstan karşılanması,
 
8) Daha önce yakalanıp da kolluk güçlerinin otoparklarında veya hizmet binalarının bahçelerinde beklemekte olan araçlarla ilgili olarak da; önceki genel yazılarımızda belirtildiği gibi yakalama isteyen yetkili icra müdürlükleri tarafından araçların teslim alınması için gereğinin en kısa sürede yerine getirilmesi, yasal zorunluluğa rağmen avans alınmadan yakalama istemi yapılan dosyaların ele alınarak gereken avansın yatırılması talebini ve yatırılmamasının yasal sonuçlarını içerecek şekilde alacaklı tarafa muhtıra çıkarılması,
 
9) Hukuken muhafazasına gerek kalmayan araçlar hakkında ise 21/12/2012 tarihli ve B.03.0.HİG.0.00.00.03/5406/29577 sayılı genel yazımızda belirtildiği şekilde İcra ve İflas Kanununun 88/6 ve 6352 sayılı Kanunun geçici 11 inci maddeleri uyarınca satış ve tasfiye işlemlerinin yapılması,
 
hususlarında bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.           
 
                                  
 
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     : 49453461-045.02[02]-504-2013/556/2392                                                                              29/01/2013
Konu   : Yakalanan araçların teslimi
 
 
.………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
İlgi :  04/01/2013 tarihli ve B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-504-2013/57/238 sayılı genel yazımız.
 
 
İlgi yazımızla, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 17nci maddesinin 7. fıkrası ile İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin son fıkrasına eklenen "İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçlar, en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslim edilir. Aracı teslim alan icra müdürlüğü, aracın yakalanmasını isteyen icra müdürlüğüne bildirimde bulunur." hükmü uyarınca icra müdürlükleri tarafından yapılacak işlemlerle ilgili dikkat edilecek hususlar tüm icra müdürlüklerine duyurulmuştu.
 
Anılan genel yazının (1) nolu bölümünde aynen "Öncelikle, İcra ve İflas Kanununun 59 uncu maddesi uyarınca alacaklının takip masraflarını peşin olarak yatırması zorunluluğu, 88 inci maddesindeki resen harekete geçme yükümlülüğü ve 110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen alacaklının sorumluluğu dikkate alınarak fiili haciz, kıymet takdiri, çekici, gerektiğinde bilirkişi ücreti ile öngörülecek yediemin ücretinin yatırılması halinde muhafaza işlemlerinin yerine getirilmesi, bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde yakalama ve muhafaza  taleplerinin kesinlikle yerine getirilmemesi, aksine davranışın mali, cezai ve hukuki sorumluluğu gerektirebileceğinin hatırdan çıkarılmaması.." denilmektedir.
 
Genel Müdürlüğümüze intikal eden bilgilerden, bazı icra müdürlüklerince yukarıda belirtilen hatırlatmanın tamamen yanlış yorumlanarak araç yakalaması isteyen alacaklı veya vekilinden 4.000 - 6.000 TL'yi aşan avansların talep edildiği anlaşılmıştır.
 
Bilindiği üzere, icra ve iflas daireleri icra hakiminin daimi gözetimi ve denetimi altındadır. Diğer yandan, icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemin kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı ilgililerin şikayet konusu işlemleri öğrenmelerinden itibaren  yedi gün içerisinde  İcra ve İflas Kanununun 16. maddesi uyarınca icra mahkemesine müracaat edebilmeleri imkanı dışında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun22/01/2003 tarihli ve Esas:2003/12-17, Karar: 2003/29 sayılı kararına göre kamu düzenini korumak için konulan amir hükme aykırılık durumunda süresiz bir şekilde mahkemeye şikayet yoluna başvurulması mümkündür.
 
Dolayısıyla, yargı denetimine tabi olan işlemleri ile ilgili olarak icra ve iflas dairelerine talimat verilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte, 2992 sayılı Kanunda düzenlenen Genel Müdürlüğümüzün görev ve yetkileri arasında, yargı yetkisinin kullanılması kapsamına girmemek koşuluyla mevzuatın yeterince açık olmamasından kaynaklanan tereddütlerin giderilmesi, genel olarak uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik olarak görüş bildirmek görevi bulunmaktadır.
 
Bu itibarla,
 
Alacaklı tarafından araç yakalaması istendiği durumlarda alınacak avansla ilgili olarak İcra ve İflas Kanununun ilgili hükümleri uyarınca bu konuda bir tarife belirleme imkanı bulunmamaktadır. Ancak, avans belirlenirken işin mahiyeti ve daha sonra talep edilecek satış gibi işlemler için ayrıca masraf yatırılabileceği ya da bu aşamalara hiç geçilmeyebileceği hususlarının dikkate alınması ve buna göre makul bir avans belirlenmesi gerekmektedir.
 
Sonuç olarak, yakalama taleplerinde aracın kolluk kuvvetlerince en yakın icra dairesine teslimine kadarki süreç ve işlemler göz önüne alınarak aracın kollukta bekleyebileceği süre için otopark ücreti, çekici masrafı ve fiili haciz için makul bir avans alınması, yukarıda belirtildiği şekilde 4.000-6.000 TL gibi fahiş miktarlarda avans talep edilmemesi gerektiği düşünülmektedir.
 
İcra müdürlüklerince avans belirlenirken yukarıda açıklanan hususlara dikkat edilmesi, sistemin işleyişini tıkayacak tarzda uygulamalardan kaçınılması, aksi davranışların ise sorumluluğu gerektirebileceği değerlendirilmektedir.
 
Yine, yukarıda açıklandığı üzere bu bir görüş olup, konunun yargı mercilerine intikali halinde görevli ve yetkili yargı organlarının vereceği kararın asıl olacağı şüphesizdir.
 
Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki tüm icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.
 
 
 
                                  
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 49453461-045.02[02]-504-2013/676/3186 06/02/2013
Konu :Yakalanan araçların teslimi


.………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


İlgi : a) 04/01/2013 tarihli ve 2013/57/238 sayılı genel yazımız.
b) 29/01/2013 tarihli ve 2013/556/2392 sayılı genel yazımız.


Kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların en yakın icra müdürlüğüne teslimi ile ilgili olarak teşkilata duyurulan ilgi (a) ve (b) genel yazılarımızda belirtilen hususlar hakkında uygulamada bir kısım tereddütler yaşandığı, bazı icra müdürlüklerinden görüş talep edildiği anlaşılmakla konu tekrar incelenmiştir.

İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslimi ile ilgili olarak kolluk görevlileri, aracın teslim edileceği en yakın icra müdürlüğü (talimat icra müdürlüğü) ve yakalama talep eden esas icra müdürlüğü tarafından sırasıyla;

1) İcra müdürlüklerinin talebi üzerine aracı yakalayan kolluk görevlilerinin ilk olarak mesai saatleri içinde yakalama tutanağı ile şayet araç geçici olarak bir yere teslim edilmişse (UKAME, resmi ya da özel otopark gibi) buralara teslim edildiğine dair teslim tesellüm tutanağını icra müdürlüğüne; birden fazla icra müdürlüğü olan yerlerde ise tevzi icra müdürlüğünce tespit edilecek icra müdürlüğüne teslim etmeleri, (ilk aşamada araç fiilen teslim edilmeyecek evrak teslim edilecektir.)

2) Kolluk görevlilerinin, icra müdürlüğünce aracın üç iş günü içinde teslim alınarak fiili haciz uygulanması aşamasına kadar geçici muhafaza işlemlerini yerine getirmeleri,

3) Yakalama tutanağı ile birlikte aracın yakalandığı bilgisini alan talimat icra müdürlüğünün, en kısa sürede yakalama talep eden yetkili icra müdürlüğü ile irtibata geçerek fiili haciz için derhal talimat yazılmasını, haciz harç ve masrafı ile muhafaza masraflarının gönderilmesini istemesi,

4) Yakalama talebi üzerine aracın yakalandığının bildirdiği yetkili icra müdürlüğünün ise en kısa sürede fiili haciz için talimat yazarak gerekli masraf ve harcı talimat icra müdürlüğüne göndermesi,

5) Talimatı alan icra müdürlüğünün araç üzerinde fiili haczin uygulanması ve muhafaza işlemini yapması, fiili haciz ve teslim sırasında kolluk görevlilerinin de hazır bulunması,

6) Talimat icra müdürlüğünün öncelikli olarak teslim alınan yakalamalı aracın çekici ve otopark masraflarının peşin avanstan karşılanması,

7) Kolluk tarafından yakalanan araçların teslim alınmasında sorun yaşanmaması bakımından, ilgi (a) yazımızda da belirtildiği üzere, daha önce yakalama talep edilen dosyaların gözden geçirilerek şayet yasal zorunluluğa rağmen avans alınmadan yakalama istemi yapılmış ise gereken avansın yatırılması, aksi halde yakalama şerhinin kaldırılacağı konusunda alacaklı tarafa muhtıra çıkarılmasının,

Uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte, icra dairelerinin işlem ve uygulamalarına karşı şikayet yoluna başvurulabileceğinden, konunun yargıya intikal etmesi halinde görevli ve yetkili yargı merciinin vereceği kararın asıl olacağı kuşkusuzdur.

Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.




Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     :B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-504-2013/57/238                                                          04/01/2013
Konu   :Yakalanan araçların teslimi
 
 
.………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
Bilindiği üzere, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun 5 Temmuz 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
 
Anılan Kanunun 5 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girecek olan 17 nci maddesinin 7. fıkrası ile yeni hükümler getirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin son fıkrasında "İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçlar, en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslim edilir. Aracı teslim alan icra müdürlüğü, aracın yakalanmasını isteyen icra müdürlüğüne bildirimde bulunur."
 
hükmü yer almaktadır.
 
Bu itibarla, icra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların icra müdürlüklerine teslimi ve teslim usulünün düzenlenmesi gerekli görüldüğünden, icra dairelerince;
 
1) Öncelikle, İcra ve İflas Kanununun 59 uncu maddesi uyarınca alacaklının takip masraflarını peşin olarak yatırması zorunluluğu, 88 inci maddesindeki resen harekete geçme yükümlülüğü ve 110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen alacaklının sorumluluğu dikkate alınarak fiili haciz, kıymet takdiri, çekici, gerektiğinde bilirkişi ücreti ile öngörülecek yediemin ücretinin yatırılması halinde muhafaza işlemlerinin yerine getirilmesi, bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde yakalama ve muhafaza taleplerinin kesinlikle yerine getirilmemesi, aksine davranışın mali, cezai ve hukuki sorumluluğu gerektirebileceğinin hatırdan çıkarılmaması, 
 
2) Kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların mesai saatleri içerisinde icra müdürlüğüne; birden fazla icra müdürlüğü olan yerlerde ise tevzi icra müdürlüğünce tespit edilecek icra müdürlüğüne, yakalama tutanağı ve araç geçici olarak bir yere teslim edilmişse (UKAME, resmi ya da özel otopark gibi) teslim tesellüm tutanağı ile birlikte teslim edilmesi, icra müdürlüğüne aracın teslimi sırasında kolluk ve icra müdürlüğü personelinin bizzat hazır bulunması,
 
3) Kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan aracın en yakın icra müdürlüğüne teslimine kadar geçici muhafaza işlemlerinin kolluk görevlilerince yerine getirilmesi,
 
4) Aracı teslim alan icra müdürlüğü tarafından yakalama talep eden yetkili icra müdürlüğü ile irtibata geçilerek fiili haciz için en kısa sürede talimat yazılması ve muhafaza masrafları için alınan avansın gönderilmesinin istenmesi,
 
5) Yakalama talebi üzerine aracın yakalandığının bildirdiği yetkili icra müdürlüğü tarafından ise en kısa sürede fiili haciz için talimat yazılması ve peşin olarak alınan avansın talimat icra müdürlüğüne gönderilmesi,
 
6) Talimatı alan icra müdürlüğü tarafından kolluk kuvvetlerince yakalanıp teslimi yapılan araç üzerinde fiili haczin uygulanması ve muhafaza işleminin yapılması,
 
7) Talimat icra müdürlüğünce öncelikli olarak teslim alınan yakalamalı aracın çekici ve  depo masraflarının peşin avanstan karşılanması,
 
8) Daha önce yakalanıp da kolluk güçlerinin otoparklarında veya hizmet binalarının bahçelerinde beklemekte olan araçlarla ilgili olarak da; önceki genel yazılarımızda belirtildiği gibi yakalama isteyen yetkili icra müdürlükleri tarafından araçların teslim alınması için gereğinin en kısa sürede yerine getirilmesi, yasal zorunluluğa rağmen avans alınmadan yakalama istemi yapılan dosyaların ele alınarak gereken avansın yatırılması talebini ve yatırılmamasının yasal sonuçlarını içerecek şekilde alacaklı tarafa muhtıra çıkarılması,
 
9) Hukuken muhafazasına gerek kalmayan araçlar hakkında ise 21/12/2012 tarihli ve B.03.0.HİG.0.00.00.03/5406/29577 sayılı genel yazımızda belirtildiği şekilde İcra ve İflas Kanununun 88/6 ve 6352 sayılı Kanunun geçici 11 inci maddeleri uyarınca satış ve tasfiye işlemlerinin yapılması,
 
hususlarında bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.           
 
                                  
 
 
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
 
Sayı     : 49453461-045.02[02]-504-2013/556/2392                                                                              29/01/2013
Konu   : Yakalanan araçların teslimi
 
 
.………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
İlgi :  04/01/2013 tarihli ve B.03.0.HİG.0.00.00.03-045.02[02]-504-2013/57/238 sayılı genel yazımız.
 
 
İlgi yazımızla, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 17nci maddesinin 7. fıkrası ile İcra ve İflas Kanununun 88 inci maddesinin son fıkrasına eklenen "İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçlar, en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslim edilir. Aracı teslim alan icra müdürlüğü, aracın yakalanmasını isteyen icra müdürlüğüne bildirimde bulunur." hükmü uyarınca icra müdürlükleri tarafından yapılacak işlemlerle ilgili dikkat edilecek hususlar tüm icra müdürlüklerine duyurulmuştu.
 
Anılan genel yazının (1) nolu bölümünde aynen "Öncelikle, İcra ve İflas Kanununun 59 uncu maddesi uyarınca alacaklının takip masraflarını peşin olarak yatırması zorunluluğu, 88 inci maddesindeki resen harekete geçme yükümlülüğü ve 110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen alacaklının sorumluluğu dikkate alınarak fiili haciz, kıymet takdiri, çekici, gerektiğinde bilirkişi ücreti ile öngörülecek yediemin ücretinin yatırılması halinde muhafaza işlemlerinin yerine getirilmesi, bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde yakalama ve muhafaza  taleplerinin kesinlikle yerine getirilmemesi, aksine davranışın mali, cezai ve hukuki sorumluluğu gerektirebileceğinin hatırdan çıkarılmaması.." denilmektedir.
 
Genel Müdürlüğümüze intikal eden bilgilerden, bazı icra müdürlüklerince yukarıda belirtilen hatırlatmanın tamamen yanlış yorumlanarak araç yakalaması isteyen alacaklı veya vekilinden 4.000 - 6.000 TL'yi aşan avansların talep edildiği anlaşılmıştır.
 
Bilindiği üzere, icra ve iflas daireleri icra hakiminin daimi gözetimi ve denetimi altındadır. Diğer yandan, icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemin kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı ilgililerin şikayet konusu işlemleri öğrenmelerinden itibaren  yedi gün içerisinde  İcra ve İflas Kanununun 16. maddesi uyarınca icra mahkemesine müracaat edebilmeleri imkanı dışında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun22/01/2003 tarihli ve Esas:2003/12-17, Karar: 2003/29 sayılı kararına göre kamu düzenini korumak için konulan amir hükme aykırılık durumunda süresiz bir şekilde mahkemeye şikayet yoluna başvurulması mümkündür.
 
Dolayısıyla, yargı denetimine tabi olan işlemleri ile ilgili olarak icra ve iflas dairelerine talimat verilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte, 2992 sayılı Kanunda düzenlenen Genel Müdürlüğümüzün görev ve yetkileri arasında, yargı yetkisinin kullanılması kapsamına girmemek koşuluyla mevzuatın yeterince açık olmamasından kaynaklanan tereddütlerin giderilmesi, genel olarak uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik olarak görüş bildirmek görevi bulunmaktadır.
 
Bu itibarla,
 
Alacaklı tarafından araç yakalaması istendiği durumlarda alınacak avansla ilgili olarak İcra ve İflas Kanununun ilgili hükümleri uyarınca bu konuda bir tarife belirleme imkanı bulunmamaktadır. Ancak, avans belirlenirken işin mahiyeti ve daha sonra talep edilecek satış gibi işlemler için ayrıca masraf yatırılabileceği ya da bu aşamalara hiç geçilmeyebileceği hususlarının dikkate alınması ve buna göre makul bir avans belirlenmesi gerekmektedir.
 
Sonuç olarak, yakalama taleplerinde aracın kolluk kuvvetlerince en yakın icra dairesine teslimine kadarki süreç ve işlemler göz önüne alınarak aracın kollukta bekleyebileceği süre için otopark ücreti, çekici masrafı ve fiili haciz için makul bir avans alınması, yukarıda belirtildiği şekilde 4.000-6.000 TL gibi fahiş miktarlarda avans talep edilmemesi gerektiği düşünülmektedir.
 
İcra müdürlüklerince avans belirlenirken yukarıda açıklanan hususlara dikkat edilmesi, sistemin işleyişini tıkayacak tarzda uygulamalardan kaçınılması, aksi davranışların ise sorumluluğu gerektirebileceği değerlendirilmektedir.
 
Yine, yukarıda açıklandığı üzere bu bir görüş olup, konunun yargı mercilerine intikali halinde görevli ve yetkili yargı organlarının vereceği kararın asıl olacağı şüphesizdir.
 
Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki tüm icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.
 
 
 
                                  
Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 49453461-045.02[02]-504-2013/676/3186 06/02/2013
Konu :Yakalanan araçların teslimi


.………….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


İlgi : a) 04/01/2013 tarihli ve 2013/57/238 sayılı genel yazımız.
b) 29/01/2013 tarihli ve 2013/556/2392 sayılı genel yazımız.


Kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların en yakın icra müdürlüğüne teslimi ile ilgili olarak teşkilata duyurulan ilgi (a) ve (b) genel yazılarımızda belirtilen hususlar hakkında uygulamada bir kısım tereddütler yaşandığı, bazı icra müdürlüklerinden görüş talep edildiği anlaşılmakla konu tekrar incelenmiştir.

İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslimi ile ilgili olarak kolluk görevlileri, aracın teslim edileceği en yakın icra müdürlüğü (talimat icra müdürlüğü) ve yakalama talep eden esas icra müdürlüğü tarafından sırasıyla;

1) İcra müdürlüklerinin talebi üzerine aracı yakalayan kolluk görevlilerinin ilk olarak mesai saatleri içinde yakalama tutanağı ile şayet araç geçici olarak bir yere teslim edilmişse (UKAME, resmi ya da özel otopark gibi) buralara teslim edildiğine dair teslim tesellüm tutanağını icra müdürlüğüne; birden fazla icra müdürlüğü olan yerlerde ise tevzi icra müdürlüğünce tespit edilecek icra müdürlüğüne teslim etmeleri, (ilk aşamada araç fiilen teslim edilmeyecek evrak teslim edilecektir.)

2) Kolluk görevlilerinin, icra müdürlüğünce aracın üç iş günü içinde teslim alınarak fiili haciz uygulanması aşamasına kadar geçici muhafaza işlemlerini yerine getirmeleri,

3) Yakalama tutanağı ile birlikte aracın yakalandığı bilgisini alan talimat icra müdürlüğünün, en kısa sürede yakalama talep eden yetkili icra müdürlüğü ile irtibata geçerek fiili haciz için derhal talimat yazılmasını, haciz harç ve masrafı ile muhafaza masraflarının gönderilmesini istemesi,

4) Yakalama talebi üzerine aracın yakalandığının bildirdiği yetkili icra müdürlüğünün ise en kısa sürede fiili haciz için talimat yazarak gerekli masraf ve harcı talimat icra müdürlüğüne göndermesi,

5) Talimatı alan icra müdürlüğünün araç üzerinde fiili haczin uygulanması ve muhafaza işlemini yapması, fiili haciz ve teslim sırasında kolluk görevlilerinin de hazır bulunması,

6) Talimat icra müdürlüğünün öncelikli olarak teslim alınan yakalamalı aracın çekici ve otopark masraflarının peşin avanstan karşılanması,

7) Kolluk tarafından yakalanan araçların teslim alınmasında sorun yaşanmaması bakımından, ilgi (a) yazımızda da belirtildiği üzere, daha önce yakalama talep edilen dosyaların gözden geçirilerek şayet yasal zorunluluğa rağmen avans alınmadan yakalama istemi yapılmış ise gereken avansın yatırılması, aksi halde yakalama şerhinin kaldırılacağı konusunda alacaklı tarafa muhtıra çıkarılmasının,

Uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte, icra dairelerinin işlem ve uygulamalarına karşı şikayet yoluna başvurulabileceğinden, konunun yargıya intikal etmesi halinde görevli ve yetkili yargı merciinin vereceği kararın asıl olacağı kuşkusuzdur.

Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine ve bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.




Ayhan TOSUN
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür

Belediye Mallarının Haczine İlişkin Bakanlık Görüş Yazısı

Belediye Mallarının Haczine ilişkin yasal düzenlemenin bazı kısımlarının Anayasa Mahkemesince iptali sonrasında kanunun yeni halinin uygulanmasına yönelik PGM tarafından yazı yayınlanmış olup, metne ulaşmak için eklentiye tıklayınız.
Belediye Mallarının Haczine ilişkin yasal düzenlemenin bazı kısımlarının Anayasa Mahkemesince iptali sonrasında kanunun yeni halinin uygulanmasına yönelik PGM tarafından yazı yayınlanmış olup, metne ulaşmak için eklentiye tıklayınız.

Cebri İcra Yoluyla Satışta İhtiyati Tedbirin Mahiyet

Cebri İcra Yoluyla satışlarda ihtiyati tedbirin mahiyeti ve cebri icra yoluyla satılmasına engel olup olmadığı, satışa hazırlık aşamasında Mahkemeye bu hususun sorulması, Mahkemelerce verilecek cevap ile tescil müzekkeresine bu cevabın eklenmesi gerektiğiyle ilgili Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün yazısı ve ihtiyati tedbirin mahiyeti başlıklı ekini yükledim.
Konu uygulamada çok sık karşılaşılan bir durum olduğu için tüm grup üyelerine Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün yazısı ve ekini okumalarını tavsiye ederim.
T.C
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
Sayı : 73640249-045.02[02]-105-2014-53/1770 27/01/2015
Konu : İhtiyati Tedbirin Mahiyeti
...................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
İlgi : a) Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2014 tarih ve 29194 sayılı yazısı. Kuruluna hitaben 30.04.2014 tarih ve 4706 sayılı yazısı,
b) Bakırköy 18. İcra Müdürlüğünün 29.12.2014 tarih ve 2014/674 Muh sayılı yazısı. sayılı yazısı.
Üzerinde ihtiyati tebdir şerhi bulunan taşınır veya taşınmaz malların icra yolu ile satışı sırasında söz konusu şerhlerin satışı engelleyip engellemediği hususlarında ilgili mahkemelerden yeterli cevap verilmediği ve tedbirin mahiyeti ile satışa engel olup olmadığının bildirilmemesi sebebiyle yapılan ihalelerin yargı mercilerince feshine karar verildiğinden bahisle icra dairelerinden mahkemelere bu hususta sorulan sorulara eksiksiz cevap verilmesi hususunda genel bir duyuru yapılması talepli ilgi (b) yazı incelendi.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve devamı maddelerinde ihtiyati tedbir kurumu düzenlenmiş, hukuki mahiyet ve sonuçları ile tedbire muhalefetin cezası hüküm altına alınmıştır. Yüksek Seçim Kurulunun ilgi yazıları ve yazılar içeriğinde bahsedilen 05.10.2013 tarih ve 2013/415 sayılı kararı ek-3'te gönderilmiştir.
2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 144 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında taşınmazı paraya çeviren icra dairesinin o taşınmaz üzerindeki irtifak haklarına, taşınmaz mükellefiyetlerine ve taşınmaz rehin haklarına dair kayıtların tapu sicilinden terkin ve nakillerini de yaptıracağı hüküm altına alınmıştır.
Personel Genel Müdürlüğününün 08.06.2014 tarih ve 82084579/3839/20585 sayılı genel yazısında; üzerinde ihtiyati tedbir kararı bulunan taşınır veya taşınmaz malların satışında bu malların üzerinde bulunan ihtiyati tedbir şerhlerinin satışa engel olup olmadığının tam olarak tespit edilmeden yapılan satışların sonradan ihalenin feshi ile geçersiz hale gelip tazminat taleplerine konu olabileceği belirtilmiştir.
Bu itibarla;
İhtiyati tebdir kararı verilen taşınır veya taşınmaz malların satışına esas olmak üzere, icra müdürlüklerince tedbir kararının satışa engel olup olmadığı ve tedbirin mahiyetine ilişkin görüş isteyen yazılara zamanında eksiksiz olarak ve cevap verilerek ilerde yaşanabilecek bir takım mağduriyetlerin önüne geçilmesi konularında,
Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki mahkemelere duyurulmasını rica ederim.
Feyzullah TAŞKIN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür V.
e-imzalıdır.
Cebri İcra Yoluyla satışlarda ihtiyati tedbirin mahiyeti ve cebri icra yoluyla satılmasına engel olup olmadığı, satışa hazırlık aşamasında Mahkemeye bu hususun sorulması, Mahkemelerce verilecek cevap ile tescil müzekkeresine bu cevabın eklenmesi gerektiğiyle ilgili Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün yazısı ve ihtiyati tedbirin mahiyeti başlıklı ekini yükledim.
Konu uygulamada çok sık karşılaşılan bir durum olduğu için tüm grup üyelerine Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün yazısı ve ekini okumalarını tavsiye ederim.
T.C
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
Sayı : 73640249-045.02[02]-105-2014-53/1770 27/01/2015
Konu : İhtiyati Tedbirin Mahiyeti
...................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
İlgi : a) Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 30/12/2014 tarih ve 29194 sayılı yazısı. Kuruluna hitaben 30.04.2014 tarih ve 4706 sayılı yazısı,
b) Bakırköy 18. İcra Müdürlüğünün 29.12.2014 tarih ve 2014/674 Muh sayılı yazısı. sayılı yazısı.
Üzerinde ihtiyati tebdir şerhi bulunan taşınır veya taşınmaz malların icra yolu ile satışı sırasında söz konusu şerhlerin satışı engelleyip engellemediği hususlarında ilgili mahkemelerden yeterli cevap verilmediği ve tedbirin mahiyeti ile satışa engel olup olmadığının bildirilmemesi sebebiyle yapılan ihalelerin yargı mercilerince feshine karar verildiğinden bahisle icra dairelerinden mahkemelere bu hususta sorulan sorulara eksiksiz cevap verilmesi hususunda genel bir duyuru yapılması talepli ilgi (b) yazı incelendi.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve devamı maddelerinde ihtiyati tedbir kurumu düzenlenmiş, hukuki mahiyet ve sonuçları ile tedbire muhalefetin cezası hüküm altına alınmıştır. Yüksek Seçim Kurulunun ilgi yazıları ve yazılar içeriğinde bahsedilen 05.10.2013 tarih ve 2013/415 sayılı kararı ek-3'te gönderilmiştir.
2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 144 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında taşınmazı paraya çeviren icra dairesinin o taşınmaz üzerindeki irtifak haklarına, taşınmaz mükellefiyetlerine ve taşınmaz rehin haklarına dair kayıtların tapu sicilinden terkin ve nakillerini de yaptıracağı hüküm altına alınmıştır.
Personel Genel Müdürlüğününün 08.06.2014 tarih ve 82084579/3839/20585 sayılı genel yazısında; üzerinde ihtiyati tedbir kararı bulunan taşınır veya taşınmaz malların satışında bu malların üzerinde bulunan ihtiyati tedbir şerhlerinin satışa engel olup olmadığının tam olarak tespit edilmeden yapılan satışların sonradan ihalenin feshi ile geçersiz hale gelip tazminat taleplerine konu olabileceği belirtilmiştir.
Bu itibarla;
İhtiyati tebdir kararı verilen taşınır veya taşınmaz malların satışına esas olmak üzere, icra müdürlüklerince tedbir kararının satışa engel olup olmadığı ve tedbirin mahiyetine ilişkin görüş isteyen yazılara zamanında eksiksiz olarak ve cevap verilerek ilerde yaşanabilecek bir takım mağduriyetlerin önüne geçilmesi konularında,
Bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki mahkemelere duyurulmasını rica ederim.
Feyzullah TAŞKIN
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür V.
e-imzalıdır.

Takip dışı idarenin koyduğu kamu haczi dolayısıyla yapılacak ödemelerde tahsil harcı

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü
Sayı          : 82084579/6587/41521                               03/11/2015
Konu        : Hukuki Görüş Talebi
İSKENDERUN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
İlgi        : 04/06/2014 tarih ve B.M. 2014/3242 sayılı yazınız.
       5502 sayılı Kanun hükümlerine tabi Sosyal Güvenlik Kurumunun, 2004 sayılı
İcra ve İflas Kanunu gereğince alacaklı sıfatıyla başlattığı icra takibi
sonucu tahsil edilen paraların alacaklıya ödenmesi aşamasında 2548 sayılı
Kanun gereğince cezaevi yapı harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince
harç kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususu ile; özel hukuk hükümlerine
tabi gerçek veya tüzel kişiler tarafından İcra ve İflas Kanunu gereğince
başlatılan icra takiplerinde tahsil edilen paraların, takipte taraf
olmayan ve 6183 sayılı Kanun gereğince haciz koyan vergi dairesi,
belediye başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu gibi idarelere  ödenmesi
gerektiğinde cezaevi yapı harcı ve tahsil harcı ile damga vergisi
kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususlarında görüş bildirilmesi ilgi yazı
ile istenilmiştir.
       2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun “Harçlar” başlıklı 15
inci maddesinin birinci fıkrası “İcra ve iflas harçlarını kanun
tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar
borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın
tahsil olunur.” hükmünü,
       Aynı Kanunun 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Taşınmaz rehinle
temin edilmiş muaccel borçlar, müşteriye devredilmeyip satış bedelinden
tercihen ödenir.” hükmünü,
       492 sayılı Harçlar Kanunun Yargı Harçları bölümü 1 sayılı tarifesinin (B)
icra harçları I/3-a maddesi “Takip talebi bulunmayan alacaklılara
İcra ve İflas Kanununun 125 inci maddesinin 3 üncü fıkrası gereğince
ödenen paralardan (Yüzde 2,27)” hükmünü,
       5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun “Muafiyetler”
başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrası “Kurum, bu Kanun
kapsamındaki faaliyetleri dolayısıyla yapılan işlemler yönünden ilgili
kanunlarında yer almamış olsa dahi 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar
Kanununa göre alınan harçlardan, elektrik ve havagazı tüketim vergisi ve
yangın sigortası vergisi hariç olmak üzere 26/5/1981 tarihli ve 2464
sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan vergi, harç, katılma
payı ile tasdik ücretlerinden, düzenleyeceği kağıtlar nedeniyle damga
vergisinden, sahip olduğu taşınmazlar dolayısıyla emlak vergisinden,
satın alınan ve satılan taşınmazlar ile ilgili olarak tapu ve kadastro
döner sermaye bedellerinden ve her türlü dava ve icra işlemlerinde
teminat yatırma mükellefiyetinden muaftır.” hükmünü,
       488 sayılı Damga Vergisi Kanunun “İstisnalar” başlıklı 9 uncu
maddesi  “Bu Kanuna ekli (2) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga
Vergisinden müstesnadır.” hükmünü,
       Aynı Kanunun “Damga vergisinden istisna edilen kağıtlar”
başlıklı “I. Resmi işlerle ilgili kağıtlar” bölümünün
“1.Resmi daireler arasındaki işlemleri kapsıyan her türlü
kağıtlarla bu dairelerin soruları üzerine kişiler tarafından yazılan
cevaplar ve ekleri.” hükmünü amirdir.
       Diğer taraftan, ekli Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/12-545 E.
2009/617 K. sayılı 09/02/2011 tarihli, 2011/12-847 E. 2012/143 K. sayılı
14.03.2012 tarihli kararları ile Yargıtay 12 nci Hukuk Dairesinin
2015/2163 E. 2015/4530 K. sayılı 03.03.2015 tarihli kararında,  bir takip
işleminin 2548 sayılı Kanun ile belirlenen harçtan muaf veya istisna
tutulması için mutlaka özel düzenleme bulunması gerektiği, yasalarda harç
ve vergilerden muafiyete yönelik genel düzenlemelerin söz konusu harcı
kapsamayacağına karar verildiği anlaşılmaktadır.
       Bu itibarla;
       1) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine
göre yapılan takipler nedeniyle takip dışı idarenin koyduğu kamu haczi
dolayısıyla yapılacak ödemelerde tahsil harcı alınmaması gerektiği,
       2) 11/09/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6552 sayılı İş Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanunun 38 inci maddesi ile
değişik 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun "Muafiyetler”
başlıklı 36 ncı maddesindeki "müstesna”  ibaresi "muaf”
olarak değiştirildiğinden, Sosyal Güvenlik Kurumunun alacaklı olduğu icra
takiplerinde takip başlangıcında harç alınmaması, takip harç ve
masraflarından borçlunun sorumlu olması ve değişiklikten sonra tarafın
muaf tutulması nedeniyle alacaklıya yönelik muafiyet hükmünün borçluyu
kapsamaması nedeniyle, takip başlangıcında alınmayan harçların tahsil
harcı ile birlikte borca ilave edilmesi ile alacaklıya ödeme anında
kesilmesi gerektiği,
       3) Kanunlarda harç ve vergilerden muafiyete yönelik genel düzenlemeler
cezaevi yapı pulu harcını kapsamadığından, bu harçtan muafiyete yönelik
özel düzenleme bulunmadığı sürece tüm ödemelerde cezaevi yapı pulu
harcının alınması gerektiği,
       4) Resmi daireler arasındaki işlemleri kapsayan her türlü kağıtlar damga
vergisinden istisna olduğundan, icra takibi kapsamında borçludan tahsil
edilen paraların 6183 sayılı Kanun gereğince takip yapan kamu haczi
alacaklısı kurumlara ödenmesi sırasında damga vergisi alınmaması
gerektiği,
       Değerlendirilmektedir.
       Bilgi edinilmesi ile keyfiyetin İskenderun 2 nci İcra Dairesine
bildirilmesini rica ederim.
Ahmet KAR
Hâkim
Bakan a.
Daire Başkanı
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü
Sayı          : 82084579/6587/41521                               03/11/2015
Konu        : Hukuki Görüş Talebi
İSKENDERUN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
İlgi        : 04/06/2014 tarih ve B.M. 2014/3242 sayılı yazınız.
       5502 sayılı Kanun hükümlerine tabi Sosyal Güvenlik Kurumunun, 2004 sayılı
İcra ve İflas Kanunu gereğince alacaklı sıfatıyla başlattığı icra takibi
sonucu tahsil edilen paraların alacaklıya ödenmesi aşamasında 2548 sayılı
Kanun gereğince cezaevi yapı harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince
harç kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususu ile; özel hukuk hükümlerine
tabi gerçek veya tüzel kişiler tarafından İcra ve İflas Kanunu gereğince
başlatılan icra takiplerinde tahsil edilen paraların, takipte taraf
olmayan ve 6183 sayılı Kanun gereğince haciz koyan vergi dairesi,
belediye başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu gibi idarelere  ödenmesi
gerektiğinde cezaevi yapı harcı ve tahsil harcı ile damga vergisi
kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususlarında görüş bildirilmesi ilgi yazı
ile istenilmiştir.
       2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun “Harçlar” başlıklı 15
inci maddesinin birinci fıkrası “İcra ve iflas harçlarını kanun
tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar
borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın
tahsil olunur.” hükmünü,
       Aynı Kanunun 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Taşınmaz rehinle
temin edilmiş muaccel borçlar, müşteriye devredilmeyip satış bedelinden
tercihen ödenir.” hükmünü,
       492 sayılı Harçlar Kanunun Yargı Harçları bölümü 1 sayılı tarifesinin (B)
icra harçları I/3-a maddesi “Takip talebi bulunmayan alacaklılara
İcra ve İflas Kanununun 125 inci maddesinin 3 üncü fıkrası gereğince
ödenen paralardan (Yüzde 2,27)” hükmünü,
       5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun “Muafiyetler”
başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrası “Kurum, bu Kanun
kapsamındaki faaliyetleri dolayısıyla yapılan işlemler yönünden ilgili
kanunlarında yer almamış olsa dahi 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar
Kanununa göre alınan harçlardan, elektrik ve havagazı tüketim vergisi ve
yangın sigortası vergisi hariç olmak üzere 26/5/1981 tarihli ve 2464
sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan vergi, harç, katılma
payı ile tasdik ücretlerinden, düzenleyeceği kağıtlar nedeniyle damga
vergisinden, sahip olduğu taşınmazlar dolayısıyla emlak vergisinden,
satın alınan ve satılan taşınmazlar ile ilgili olarak tapu ve kadastro
döner sermaye bedellerinden ve her türlü dava ve icra işlemlerinde
teminat yatırma mükellefiyetinden muaftır.” hükmünü,
       488 sayılı Damga Vergisi Kanunun “İstisnalar” başlıklı 9 uncu
maddesi  “Bu Kanuna ekli (2) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga
Vergisinden müstesnadır.” hükmünü,
       Aynı Kanunun “Damga vergisinden istisna edilen kağıtlar”
başlıklı “I. Resmi işlerle ilgili kağıtlar” bölümünün
“1.Resmi daireler arasındaki işlemleri kapsıyan her türlü
kağıtlarla bu dairelerin soruları üzerine kişiler tarafından yazılan
cevaplar ve ekleri.” hükmünü amirdir.
       Diğer taraftan, ekli Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/12-545 E.
2009/617 K. sayılı 09/02/2011 tarihli, 2011/12-847 E. 2012/143 K. sayılı
14.03.2012 tarihli kararları ile Yargıtay 12 nci Hukuk Dairesinin
2015/2163 E. 2015/4530 K. sayılı 03.03.2015 tarihli kararında,  bir takip
işleminin 2548 sayılı Kanun ile belirlenen harçtan muaf veya istisna
tutulması için mutlaka özel düzenleme bulunması gerektiği, yasalarda harç
ve vergilerden muafiyete yönelik genel düzenlemelerin söz konusu harcı
kapsamayacağına karar verildiği anlaşılmaktadır.
       Bu itibarla;
       1) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine
göre yapılan takipler nedeniyle takip dışı idarenin koyduğu kamu haczi
dolayısıyla yapılacak ödemelerde tahsil harcı alınmaması gerektiği,
       2) 11/09/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6552 sayılı İş Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanunun 38 inci maddesi ile
değişik 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun "Muafiyetler”
başlıklı 36 ncı maddesindeki "müstesna”  ibaresi "muaf”
olarak değiştirildiğinden, Sosyal Güvenlik Kurumunun alacaklı olduğu icra
takiplerinde takip başlangıcında harç alınmaması, takip harç ve
masraflarından borçlunun sorumlu olması ve değişiklikten sonra tarafın
muaf tutulması nedeniyle alacaklıya yönelik muafiyet hükmünün borçluyu
kapsamaması nedeniyle, takip başlangıcında alınmayan harçların tahsil
harcı ile birlikte borca ilave edilmesi ile alacaklıya ödeme anında
kesilmesi gerektiği,
       3) Kanunlarda harç ve vergilerden muafiyete yönelik genel düzenlemeler
cezaevi yapı pulu harcını kapsamadığından, bu harçtan muafiyete yönelik
özel düzenleme bulunmadığı sürece tüm ödemelerde cezaevi yapı pulu
harcının alınması gerektiği,
       4) Resmi daireler arasındaki işlemleri kapsayan her türlü kağıtlar damga
vergisinden istisna olduğundan, icra takibi kapsamında borçludan tahsil
edilen paraların 6183 sayılı Kanun gereğince takip yapan kamu haczi
alacaklısı kurumlara ödenmesi sırasında damga vergisi alınmaması
gerektiği,
       Değerlendirilmektedir.
       Bilgi edinilmesi ile keyfiyetin İskenderun 2 nci İcra Dairesine
bildirilmesini rica ederim.
Ahmet KAR
Hâkim
Bakan a.
Daire Başkanı

İcra Memur İşleminin Şikayetinde Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti

T.C.
ADALET BAKANLIĞI

Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 73640249-045.02[02]-534-2014-176/13572 23/06/2014
Konu : İcra Memur İşleminin Şikayetinde Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA
İlgi : 09/04/2014 tarihli ve 4737 sayılı yazınız
2004 sayılı icra iflas Kanununun (IIK) 16 mcı maddesi uyarınca icra işlemlerinin, şikayet yoluyla incelenmesi için İcra Hukuk Mahkemelerine yapılan başvurularda; şikayetçi lehine karar verilmesine rağmen yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakıldığı ve şikayetçinin kendisini vekille temsil ettirmesi durumunda dahi lehe vekalet ücretine hükmedilmediği, Yargıtay 12 inci Hukuk Dairesinin de anılan hususta çelişik kararlarının bulunduğu, uygulamada işbu konuda hukuki birliğin sağlanamadığı belirtilerek avukatların mağduriyetinin giderilmesi ve konuya ilişkin hukuksal bir zeminin oluşturulması için yasal bir düzenleme yapılması talebini içeren ilgi yazı, 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun gereğince Genel Müdürlüğümüzün görevleri kapsamında incelendi.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 323 üncü maddesinde davadaki hangi masrafların yargılama giderleri olarak kabul edildiği ayrı ayrı sayılmak suretiyle belirlenmiş olup, anılan maddenin (ğ) bendinde de belirtildiği üzere vekalet ücreti bir yargılama gideridir. Diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. HMK'nun 326 ıncı maddesi hükmünde, kural olarak yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınacağı, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi halinde ise yargılama giderlerinin davada haklılık oranına göre taraflar arasında paylaştırılacağı açıklanmıştır. Bu genel hükmün istisnası olan aynı kanunun 327 nci maddesi hükmünde de, davanın esası hakkında lehine hüküm verilmiş olan tarafın davayı uzatması, gereksiz masraf yapması ya da kendi elinde olup da verilecek hükme etkisi bulunan belgeleri zamanında karşı tarafa bildirmemesi halinde yargılama giderlerinin tamamı veya bir kısmı ile sorumlu tutulabileceği, aynı kanunun 312 inci maddesi hükmünde ise feragat veya kabul eden tarafın aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mecbur olduğu, davalının hal ve
vaziyeti ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması ve ilk duruşma oturumuna kadar davayı kabul etmiş olması halinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir.
Şikayet, bir dava türü olmayıp, icra ve iflas dairelerinin hukuka aykırı olan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Bu kanun yolu usul hukukundaki (temyiz, karar düzeltmedeki gibi) kanun yollarına benzemeyip, icra iflas hukukuna özgü bir kanun yoludur. Şikayette şikayet eden ve şikayet edilen olmak üzere iki taraf bulunmakta olup, şikayet eden; bir icra işleminden zarar gören ilgilidir.
Şikayet edilen ise doktrin ve uygulamaya göre şikayet konusu işlem lehine olan kimsedir. Şikayetin konusu da icra ve iflas dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir.
UYAP Bilişim Sisteminde yer alan bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden MIj/o4 1 - uhTgcy X - 8yuAy0 d - ZIrQIc = kodu ile erişebilirsiniz.
Uygulamada şikayet için yapılan başvurularda; şikayetin konusuna göre ya hesap tablosundaki hesap hatalarında ve faiz miktarına ilişkin şikayetlerde olduğu gibi sadece icra müdürlüğü ya da kıymet takdirinde, haczedilmezlikte ve ihalenin bozulmasına ilişkin şikayetlerde olduğu gibi şikayet konusu işlemin lehine yapıldığı taraf karşı taraf olarak gösterilmektedir.
Şikâyette kural olarak evrak üzerinde inceleme yapılmakta, ancak hâkimin gerekli görmesi halinde duruşmalı yapılmaktadır. Duruşma açılıp taraflara tebligat yapılmasına rağmen taraflarca takip edilmemesi durumunda HMK hükümleri uyarmca işlemden kaldıramayacaktır. Hâkim, taraflar gelmese de İİK'nun 18 inci maddesi uyarmca gereken kararı verecektir. HMK'nm hükümleri şikâyetlerde ve icra takiplerinde ancak uygun düştüğü ölçüde uygulanmaktadır. Diğer taraftan gider avansının şikâyetlerde alınması gerekli olmasada taraflara tebliğ gibi gereken hususlarda masraf alınmalıdır.
Şikâyetin kabulü ya da reddi halinde yargılama giderleri ve vekâlet ücreti takdiri konusunda Yargıtay'm en son uygulamaları ile kabul edilen ise münhasıran icra müdürünün kusurundan kaynaklanan, karşı tarafa yüklenebilecek bir kusur bulunmaması ve yine karşı tarafın şikâyete karşı durmaması hallerinde karşı taraf aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücreti verilmemesi, bunun yanında şikayete konu işlemin niteliğine göre şikayet edilenin yani alacaklının yapılan işlemin gerçekleşmesinde bir kusuru var ise yargılama giderinden ve tâbi vekalet ücretinden sorumlu tutulması yönündedir. Nitekim, uygulamada mahkemelerce yaygın olarak bu doğrultuda bir uygulama benimsendiği bilinmektedir.
Bu itibarla;
Şikayete konu işlemin münhasıran icra müdürünün hatasından kaynaklanması halinde karşı tarafm avukatlık ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulamayacağı, Buna karşın, şikayete konu işlemin gerçekleşmesinde alacaklıya atfedilebilecek bir kusur olması durumunda avukatlık ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulabileceği değerlendirilmektedir.
Ayrıca talebiniz mevzuat çalışmalarında değerlendirilmek üzere not alınmıştır.
Bilgilerine rica ederim.
Omer KERKEZ
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür V.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI

Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 73640249-045.02[02]-534-2014-176/13572 23/06/2014
Konu : İcra Memur İşleminin Şikayetinde Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA
İlgi : 09/04/2014 tarihli ve 4737 sayılı yazınız
2004 sayılı icra iflas Kanununun (IIK) 16 mcı maddesi uyarınca icra işlemlerinin, şikayet yoluyla incelenmesi için İcra Hukuk Mahkemelerine yapılan başvurularda; şikayetçi lehine karar verilmesine rağmen yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakıldığı ve şikayetçinin kendisini vekille temsil ettirmesi durumunda dahi lehe vekalet ücretine hükmedilmediği, Yargıtay 12 inci Hukuk Dairesinin de anılan hususta çelişik kararlarının bulunduğu, uygulamada işbu konuda hukuki birliğin sağlanamadığı belirtilerek avukatların mağduriyetinin giderilmesi ve konuya ilişkin hukuksal bir zeminin oluşturulması için yasal bir düzenleme yapılması talebini içeren ilgi yazı, 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun gereğince Genel Müdürlüğümüzün görevleri kapsamında incelendi.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 323 üncü maddesinde davadaki hangi masrafların yargılama giderleri olarak kabul edildiği ayrı ayrı sayılmak suretiyle belirlenmiş olup, anılan maddenin (ğ) bendinde de belirtildiği üzere vekalet ücreti bir yargılama gideridir. Diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. HMK'nun 326 ıncı maddesi hükmünde, kural olarak yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınacağı, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi halinde ise yargılama giderlerinin davada haklılık oranına göre taraflar arasında paylaştırılacağı açıklanmıştır. Bu genel hükmün istisnası olan aynı kanunun 327 nci maddesi hükmünde de, davanın esası hakkında lehine hüküm verilmiş olan tarafın davayı uzatması, gereksiz masraf yapması ya da kendi elinde olup da verilecek hükme etkisi bulunan belgeleri zamanında karşı tarafa bildirmemesi halinde yargılama giderlerinin tamamı veya bir kısmı ile sorumlu tutulabileceği, aynı kanunun 312 inci maddesi hükmünde ise feragat veya kabul eden tarafın aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mecbur olduğu, davalının hal ve
vaziyeti ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması ve ilk duruşma oturumuna kadar davayı kabul etmiş olması halinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir.
Şikayet, bir dava türü olmayıp, icra ve iflas dairelerinin hukuka aykırı olan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Bu kanun yolu usul hukukundaki (temyiz, karar düzeltmedeki gibi) kanun yollarına benzemeyip, icra iflas hukukuna özgü bir kanun yoludur. Şikayette şikayet eden ve şikayet edilen olmak üzere iki taraf bulunmakta olup, şikayet eden; bir icra işleminden zarar gören ilgilidir.
Şikayet edilen ise doktrin ve uygulamaya göre şikayet konusu işlem lehine olan kimsedir. Şikayetin konusu da icra ve iflas dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir.
UYAP Bilişim Sisteminde yer alan bu dokümana http://vatandas.uyap.gov.tr adresinden MIj/o4 1 - uhTgcy X - 8yuAy0 d - ZIrQIc = kodu ile erişebilirsiniz.
Uygulamada şikayet için yapılan başvurularda; şikayetin konusuna göre ya hesap tablosundaki hesap hatalarında ve faiz miktarına ilişkin şikayetlerde olduğu gibi sadece icra müdürlüğü ya da kıymet takdirinde, haczedilmezlikte ve ihalenin bozulmasına ilişkin şikayetlerde olduğu gibi şikayet konusu işlemin lehine yapıldığı taraf karşı taraf olarak gösterilmektedir.
Şikâyette kural olarak evrak üzerinde inceleme yapılmakta, ancak hâkimin gerekli görmesi halinde duruşmalı yapılmaktadır. Duruşma açılıp taraflara tebligat yapılmasına rağmen taraflarca takip edilmemesi durumunda HMK hükümleri uyarmca işlemden kaldıramayacaktır. Hâkim, taraflar gelmese de İİK'nun 18 inci maddesi uyarmca gereken kararı verecektir. HMK'nm hükümleri şikâyetlerde ve icra takiplerinde ancak uygun düştüğü ölçüde uygulanmaktadır. Diğer taraftan gider avansının şikâyetlerde alınması gerekli olmasada taraflara tebliğ gibi gereken hususlarda masraf alınmalıdır.
Şikâyetin kabulü ya da reddi halinde yargılama giderleri ve vekâlet ücreti takdiri konusunda Yargıtay'm en son uygulamaları ile kabul edilen ise münhasıran icra müdürünün kusurundan kaynaklanan, karşı tarafa yüklenebilecek bir kusur bulunmaması ve yine karşı tarafın şikâyete karşı durmaması hallerinde karşı taraf aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücreti verilmemesi, bunun yanında şikayete konu işlemin niteliğine göre şikayet edilenin yani alacaklının yapılan işlemin gerçekleşmesinde bir kusuru var ise yargılama giderinden ve tâbi vekalet ücretinden sorumlu tutulması yönündedir. Nitekim, uygulamada mahkemelerce yaygın olarak bu doğrultuda bir uygulama benimsendiği bilinmektedir.
Bu itibarla;
Şikayete konu işlemin münhasıran icra müdürünün hatasından kaynaklanması halinde karşı tarafm avukatlık ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulamayacağı, Buna karşın, şikayete konu işlemin gerçekleşmesinde alacaklıya atfedilebilecek bir kusur olması durumunda avukatlık ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulabileceği değerlendirilmektedir.
Ayrıca talebiniz mevzuat çalışmalarında değerlendirilmek üzere not alınmıştır.
Bilgilerine rica ederim.
Omer KERKEZ
Hâkim
Bakan a
Genel Müdür V.

İcra Dairelerinin ve Avukatların Noterliklerden Bilgi İstemeleri Hakkında Görüş

Bilgi Edinme Hakkı Kanununun çıkmasının ardından, kamu kurumlarının da diğer kurumlardan bilgi edinme hakkı çerçevesinde talepte bulunup bulunamayacağı konusunda sorular gelmektedir. Bu konuya ilişkin olarak Adalet Bakanlığınca, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulundan görüş talep edilmiştir. Avukatların noterlerden isteyecekleri bilgilerin sınırlarına ilişkin de görüşler içeren kararı aşağıdadır.


T.C.
BİLGİ EDİNME DEĞERLENDİRME KURULU

Karar Tarihi : 19/07/2004
Karar Sayısı : 2004/30

Başvuru Sahibi Kurum veya Kuruluş : Adalet Bakanlığı

Kurula Başvuru Tarihi : 30/06/2004

K A R A R

Adalet Bakanlığı'nca Kurulun görüşü talep edilen,

a) 4982 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereği bu Kanunun noterlik dairelerinin faaliyetlerinde uygulanıp uygulanamayacağı,
b) Kişi adına hareket eden avukatlar ile talep üzerine icra müdürlüklerinin 4982 sayılı Kanun kapsamında başvuru sahibi olarak kabul edilip edilmeyeceği,
c) İcra müdürü ve avukatların ilgisine tebligat yaptıracakları adresin tespiti bakımından belli bir işlem belirterek kimlik bilgileri ve adres istemlerinin 4982 sayılı Kanun çerçevesinde noterliklerce cevaplandırılması gereken hususlardan olup olmadığı, istenen bilgilerin Kanunun 21 inci maddesinde ifade edilen özel hayatın gizliliği kapsamı içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği,
d) 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 55 ve 94 üncü maddelerinin Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde ne şekilde uygulanabileceği,

sorularına cevaben;

1- (a) işaretli soruya; 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 1 inci maddesindeki "Noterlik bir kamu hizmetidir." ve 40 ıncı maddesindeki " Noterlik dairesi, resmi daire sayılır." hükümleri gereğince, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun noterlik dairelerinin faaliyetlerine uygulanacağı; ancak, noterliklerin görev alanının genelde gerçek ya da tüzel kişilerin birbirleriyle olan özel hukuk kaynaklı ilişkilerinin düzenlemeleriyle ilgili olup, kamu kurumu olarak noterliğin etkinliği bunların hukuksal sağlıklarını ve geçerliliklerini sağlamaya dönük olduğu; sözleşmenin içeriğinin hemen her zaman iki kişi arasındaki kişisel ya da ticari, özel hukuk alanına giren hukuksal ilişkilerin tarafların özgür iradeleri ile düzenlenmesine ilişkin olduğu husuları göz önünde tutulduğunda iki özel hukuk kişisinin aralarında düzenlemiş oldukları sözleşme içeriğinin bu yönüyle 4982 sayılı Kanunun kapsamında bulunmadığı,

2- (b) işaretli soruya; 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun amacının 1 inci maddesine göre, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olduğu, bir başka deyişle kişilerin kamu kurum ve kuruluşlarının sahip olduğu bilgi ve belgelere erişimin sağlanmasının amaçlandığı, yoksa kurum ve kuruluşların birbirlerinden bilgi ve belge alış verişlerini düzenlemediği, bu bakımdan kendi adına ya da müvekkilleri adına hareket eden avukatlar ile kendi adına birey olarak müracaatta bulunacak icra müdürü ünvanına sahip kişilerin bu ünvanlarından bağımsız olarak 4982 sayılı Kanun çerçevesinde "başvuru sahibi" olarak kabul edileceği; ancak "icra müdürü" ünvanı ile kurumu adına hareket ederek noterliklere resmi yazıyla müracaat edilmesi halinde, bu müracaatlara 4982 sayılı Kanun çerçevesinde değil, ilgili mevzuat çerçevesinde gereğinin yapılmasının doğru olacağı,

3- © işaretli soruya; avukatlar ve icra müdürlerince kişilere ait kimlik ve adres bilgisi istenmesi bakımından 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Adli soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler" başlıklı 20 nci maddesinin son fıkrasındaki "?.. diğer özel kanun hükümleri saklıdır." hükmü gereğince, avukatlar ve icra müdürlerinin bu alanı düzenleyen özel kanunlara tabi olmasının gerektiği; bu çerçevede avukatlar ile icra müdürlerinin noterlikten talep ettiği ve içeriğinde bir şahsa ait kimlik bilgileri ile adres bilgisi bulunan belge nedeniyle 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Noterler tarafından yapılan işlemlerin örnekleri, ancak ilgililerine, kanuni mümessil veya vekillerine yahut da mirasçılarına verilir." hükmü kapsamına girmesi halinde söz konusu bilgi edinme talebinin yerine getirileceği, ancak avukat ya da icra müdürünün söz konusu fıkra kapsamına girmemesi halinde, aynı Kanunun 95 inci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak noterliğin bağlı bulunduğu asliye hukuk veya münferit sulh hakiminin izine bağlı olarak talep edilen belgeye erişiminin sağlanmasının gerektiği; bu talebin 4982 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde yer alan, özel hayatın gizliliği kapsamında olup olmadığına ise başvurulan hakimin karar vermesinin uygun olacağı,

4- (d) işaretli soruya ise; 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun evrak ve defterlerin gizliliğini düzenleyen 55 inci maddesi ile kimlere örnek verilebileceğini düzenleyen 94 üncü maddesini belli bir alanı özel düzenleyici hükümler olduğundun 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'na göre yapılarak başvurulara 1512 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde işlem yapılmasının uygun olacağı,

görüşünün Adalet Bakanlığı'na bildirilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
Bilgi Edinme Hakkı Kanununun çıkmasının ardından, kamu kurumlarının da diğer kurumlardan bilgi edinme hakkı çerçevesinde talepte bulunup bulunamayacağı konusunda sorular gelmektedir. Bu konuya ilişkin olarak Adalet Bakanlığınca, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulundan görüş talep edilmiştir. Avukatların noterlerden isteyecekleri bilgilerin sınırlarına ilişkin de görüşler içeren kararı aşağıdadır.


T.C.
BİLGİ EDİNME DEĞERLENDİRME KURULU

Karar Tarihi : 19/07/2004
Karar Sayısı : 2004/30

Başvuru Sahibi Kurum veya Kuruluş : Adalet Bakanlığı

Kurula Başvuru Tarihi : 30/06/2004

K A R A R

Adalet Bakanlığı'nca Kurulun görüşü talep edilen,

a) 4982 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereği bu Kanunun noterlik dairelerinin faaliyetlerinde uygulanıp uygulanamayacağı,
b) Kişi adına hareket eden avukatlar ile talep üzerine icra müdürlüklerinin 4982 sayılı Kanun kapsamında başvuru sahibi olarak kabul edilip edilmeyeceği,
c) İcra müdürü ve avukatların ilgisine tebligat yaptıracakları adresin tespiti bakımından belli bir işlem belirterek kimlik bilgileri ve adres istemlerinin 4982 sayılı Kanun çerçevesinde noterliklerce cevaplandırılması gereken hususlardan olup olmadığı, istenen bilgilerin Kanunun 21 inci maddesinde ifade edilen özel hayatın gizliliği kapsamı içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği,
d) 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 55 ve 94 üncü maddelerinin Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde ne şekilde uygulanabileceği,

sorularına cevaben;

1- (a) işaretli soruya; 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 1 inci maddesindeki "Noterlik bir kamu hizmetidir." ve 40 ıncı maddesindeki " Noterlik dairesi, resmi daire sayılır." hükümleri gereğince, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun noterlik dairelerinin faaliyetlerine uygulanacağı; ancak, noterliklerin görev alanının genelde gerçek ya da tüzel kişilerin birbirleriyle olan özel hukuk kaynaklı ilişkilerinin düzenlemeleriyle ilgili olup, kamu kurumu olarak noterliğin etkinliği bunların hukuksal sağlıklarını ve geçerliliklerini sağlamaya dönük olduğu; sözleşmenin içeriğinin hemen her zaman iki kişi arasındaki kişisel ya da ticari, özel hukuk alanına giren hukuksal ilişkilerin tarafların özgür iradeleri ile düzenlenmesine ilişkin olduğu husuları göz önünde tutulduğunda iki özel hukuk kişisinin aralarında düzenlemiş oldukları sözleşme içeriğinin bu yönüyle 4982 sayılı Kanunun kapsamında bulunmadığı,

2- (b) işaretli soruya; 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun amacının 1 inci maddesine göre, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olduğu, bir başka deyişle kişilerin kamu kurum ve kuruluşlarının sahip olduğu bilgi ve belgelere erişimin sağlanmasının amaçlandığı, yoksa kurum ve kuruluşların birbirlerinden bilgi ve belge alış verişlerini düzenlemediği, bu bakımdan kendi adına ya da müvekkilleri adına hareket eden avukatlar ile kendi adına birey olarak müracaatta bulunacak icra müdürü ünvanına sahip kişilerin bu ünvanlarından bağımsız olarak 4982 sayılı Kanun çerçevesinde "başvuru sahibi" olarak kabul edileceği; ancak "icra müdürü" ünvanı ile kurumu adına hareket ederek noterliklere resmi yazıyla müracaat edilmesi halinde, bu müracaatlara 4982 sayılı Kanun çerçevesinde değil, ilgili mevzuat çerçevesinde gereğinin yapılmasının doğru olacağı,

3- © işaretli soruya; avukatlar ve icra müdürlerince kişilere ait kimlik ve adres bilgisi istenmesi bakımından 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Adli soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler" başlıklı 20 nci maddesinin son fıkrasındaki "?.. diğer özel kanun hükümleri saklıdır." hükmü gereğince, avukatlar ve icra müdürlerinin bu alanı düzenleyen özel kanunlara tabi olmasının gerektiği; bu çerçevede avukatlar ile icra müdürlerinin noterlikten talep ettiği ve içeriğinde bir şahsa ait kimlik bilgileri ile adres bilgisi bulunan belge nedeniyle 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Noterler tarafından yapılan işlemlerin örnekleri, ancak ilgililerine, kanuni mümessil veya vekillerine yahut da mirasçılarına verilir." hükmü kapsamına girmesi halinde söz konusu bilgi edinme talebinin yerine getirileceği, ancak avukat ya da icra müdürünün söz konusu fıkra kapsamına girmemesi halinde, aynı Kanunun 95 inci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak noterliğin bağlı bulunduğu asliye hukuk veya münferit sulh hakiminin izine bağlı olarak talep edilen belgeye erişiminin sağlanmasının gerektiği; bu talebin 4982 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde yer alan, özel hayatın gizliliği kapsamında olup olmadığına ise başvurulan hakimin karar vermesinin uygun olacağı,

4- (d) işaretli soruya ise; 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun evrak ve defterlerin gizliliğini düzenleyen 55 inci maddesi ile kimlere örnek verilebileceğini düzenleyen 94 üncü maddesini belli bir alanı özel düzenleyici hükümler olduğundun 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'na göre yapılarak başvurulara 1512 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde işlem yapılmasının uygun olacağı,

görüşünün Adalet Bakanlığı'na bildirilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

İcra Dairesi KDV Mükellefi olmadığı, İcra Dairesinin Hesaplarına Haciz konulamayacağı

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü
Sayı  : 82084579/1950/11592                       11/03/2016
Konu : Bazı Vergilerin Tahsilinde Yaşanan
  Sorunların Önlenmesi
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞINA
(Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığı 71 ve 75 inci Şube)
İcra ve İflâs daireleri tarafından, müzayede mahallerinde yapılan satışlarda alınması gereken katma değer vergisi oranının belirlenmesi, beyannamesinin verilmesi, tahsili ve ödenmesi işlemleri ile iflâs kararları gereğince tasfiye işlemleri devam eden müflis gerçek ve tüzel kişi adına beyanname verme mükellefiyetinin iflâs idaresi veya iflâs dairesine ait olduğu şeklindeki uygulamalar nedeniyle icra ve iflâs daireleri çalışanları ile vergi daireleri arasında çok sayıda ihtilaf yaşandığı, ayrıca Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi ile bu maddeye istinaden düzenlenen 456 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel tebliği gereğince, icra ve iflâs dairelerinden bildirimde bulunulmasına esas olmak üzere elektronik tebligat adresi edinilmesinin istenildiği, bu ihtilaflar neticesinde vergi dairelerince icra daireleri hakkında usulsüzlük cezası tahakkuk ettirilerek ceza ihbarnamesi tebliğ edildiği, bu cezalarının iptali için işlemin yargıya taşındığı, vergi mahkemelerinin genellikle bu cezaların iptaline karar verdiği, kimi zaman ise  usulü işlem veya farklı yorumlamalar sonucu davaların reddine de karar verildiği, böylece kesinleşen cezaların icra dairesi tarafından ödenmesinin istenildiği, hatta bir kısım vergi daireleri tarafından yapılan takipler sonucu, icra ve iflâs dairelerinin bankalardaki alacaklılara ait olan paraların muhafaza edildiği emanet hesaplarına haciz konulduğu, yaşanan bu süreçlerin kamu kurumları arasındaki arzulanan işbirliği ve ahengin oluşmasına engel olduğu, ayrıca çalışanların motivasyonunun bozulmasına sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır. 
Yaşanan bu sorunları dört ana başlık altında özetlemek mümkündür:
- Cebri icra satışlarında KDV mükellefiyetinin kime ait olduğu ve ne zaman ödenmesi gerektiği,
- İflâs masasını yönetmekle görevli olan iflâs idaresi ile iflâs dairesinin vergi mevzuatı açısından müflisi temsil yetkisinin olmadığı gibi müflis adına beyanname verme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı,
- İcra ve iflâs daireleri kurumlar vergisi ve gelir vergisi mükellefi olmadığından, Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi ile bu maddeye istinaden düzenlenen 456 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel tebliğinin 10 uncu maddesi gereğince elektronik tebligat adresi bildirme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı,
- İcra  ve  iflâs  daireleri  adına  kesilen  cezaların  tahsili  amacıyla  vergi  daireleri tarafından başlatılan icra takipleri kapsamında, takibin taraflarına ait paraların muhafaza edildiği icra ve iflâs dairelerinin banka hesaplarına haciz konulması hukuken mümkün bulunup bulunmadığı.
Bu konularda yaşanan sorunların mevzuat açısından değerlendirilmesinde:
1) Müzayede mahallerinde yapılan satışlardan doğan KDV mükellefiyeti ve ödeme zamanı:
Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “Satış bedelinin ödenmemesi, ihale farklarının tahsili sureti” başlıklı 118 inci maddesinin birinci fıkrası “Satış peşin para ile yapılır. Ancak icra memuru müşteriye yedi günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. Daire dışında tahsil edilen paralar en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere, icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir. Satılan mal ihale kesinleşmeden teslim olunmaz.” hükmünü,
“Ödeme usulü” başlıklı 130 uncu maddesi“Satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.” hükmünü,
“İhalenin neticesi ve feshi” başlıklı 134 üncü maddesinin beşinci fıkrası “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhâl veya 130 uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar. İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikâyet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikâyetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir.” hükmünü,
“Tescil için tapuya tebliğ ve zorla çıkarma” başlıklı 135 inci maddesinin birinci fıkrası  “Taşınmaz alıcıya ihale edilip bedeli alındıktan sonra alıcı namına tescil edilmesi için 134 üncü maddede yazılı müddete riayet edilerek tapuya müzekkere yazılır.” hükmünü,
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi  “Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar ile 10/02/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununa göre düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi,” hükmünü,
Aynı kanunun“Teslim” başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası “Teslim, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdii teslim hükmündedir. Malın alıcıya veya onun adına hareket edenlere gönderilmesi halinde, malın nakliyesinin başlatılması veya nakliyeci veya sürücüye tevdi edilmesi de mal teslimidir.” hükmünü,
Maddenin Yasama gerekçesi ise “Tasarının 1 inci maddesinde verginin konusu açıklanırken, ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslimlerden söz edilmiştir. Bu hali ile «teslim» vergiyi doğuran olaylardan ilki olmaktadır.  Teslim deyiminden anlaşılması gerekenin ne olduğu maddenin 1 inci fıkrasında açıklanmıştır. Buna göre teslim, bir mal üzerindeki tasarruf etme hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya onun adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına yetkili olanların gösterdiği yere veya kişilere tevdii de teslim hükmündedir. Bu hükme göre, teslimde ana unsur mal üzerindeki tasarruf etme hakkının yani mülkiyet hakkının devredilmesi olmaktadır. Bu nedenle bir malın ödünç olarak verilmesi teslim - sayılmamaktadır. Buna karşılık, aynı şeyin, doğrudan doğruya alıcıya verilmemekle birlikte, mülkiyetini de intikal ettirecek şekilde alıcı adına hareket edenlere verilmesi, alıcının veya alıcı adına yetkili olanların gösterdiği bir yere veya kişilere tevdii veya gönderilmesi teslim sayılmaktadır.”,
Söz konusu Kanunun “Mükellef” başlıklı sekizinci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi “Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar,” hükmünü,
Aynı Kanunun 23 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (d) bendi “Gümrük depolarında ve müzayede mahallerinde yapılan satışlarda kesin satış bedeli ile 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara tesliminde, senedin en son işlem gördüğü borsada oluşan değeri.” hükmünü amirdir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 2013/250 E.  2013/651 K. sayılı 13.05.2013 tarihli kararında özetle “ İcra müdürlüğü tarafından yürütülen takibe ilişkin olarak yapılan ihale sonucunda alınan taşınmaza ilişkin icra müdürlüğünce verilen % 18 oranında KDV ödenmesine dair kararın, kanuna aykırılık iddiasının şikâyet yolu ile icra mahkemesinde çözümleneceği, anılan işlemin kanuna uygun olup olmadığı hususunda karar vereceği, işlem icra müdürlüğünün tesis ettiği bir işlemden kaynaklandığı gözetildiğinde, bu işlemin yasaya uygun olup olmadığının adli yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde karar vermiş olup bu karara göre görevli yargı yerinin adli yargı olduğu görülmektedir.
Verginin matrahı ve ödeme zamanının belirlenmesine yönelik Yargıtay’ın ekli müstakar kararlarına göre, “KDV’ye ilişkin uyuşmazlığın kaynağı icra müdürlüğünün tesis ettiği işlemden kaynaklandığı için bunun çözüm yerinin icra mahkemesi olduğu, ihale kesinleşmeden vergi matrahının belli olmayacağı, ihalenin feshi davası açılmış ise icra müdürlüğü KDV’nin tahsiline karar veremeyeceği, KDV ödeme yükümlülüğünün ihalenin kesinleşmesi ile doğacağının” hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, ekli Danıştay 9 uncu Dairesinin 2003/1255 E. 2005/102 K. sayılı 02.02.2005 tarihli kararı ile  “katma değer vergisinin yansıtmalı bir vergi olduğu, verginin yükümlüsü başlangıçta satışı yapan icra müdürlüğü ise de, verginin yansıtılabilirlik özelliği nedeniyle vergi yükü, açık artırma ile yapılan satış sonucunda taşınmazı satın alan davacının üzerinde bırakılmaktadır. Bu durumda kesin satış bedeli üzerinden tahakkuk ettirilen katma değer vergisini yüklenen davacı mükellef durumundadır.” şeklinde söz konusu verginin mükellefinin ihale alıcısı olduğuna hükmetmiştir.
İcra ve iflâs daireleri tarafından yapılan satışlar İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır. İhalenin tabi olacağı hükümler, ihalenin kesinleşmesi, mülkiyetin geçişi ve mahcuzun teslimi, ihalenin feshi, ihale bedelinin ödenme zamanı gibi hususlar söz konusu Kanunda yer almaktadır. Buna karşılık cebri satışların tabi olacağı harç ve vergiler, bunların oranı, mükellefiyeti, sorumlusu, muafiyetleri ve istisnaları, ödeme zamanı gibi hususlar ise ilgili vergi kanunlarında düzenlenmiş olmakla beraber, icra ve iflâs dairelerinin cebri satışlarda katma değer vergisinin tahsiline yönelik işlemelerinden doğan ihtilafların adli yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği Uyuşmazlık Mahkemesinin verdiği karardan anlaşılmaktadır.
Yargıtay kararları ve mevzuat ışığında, ihalenin tamamlanmasını müteakip ihale bedelinin ödenmesi için talebi halinde alıcıya  süre verilebilmektedir. İhalenin feshi davası açılmış olsa bile ihale bedeli verilen süre içinde tahsil edilmektedir. İhalenin kesinleşmesini müteakip mahcuz alıcısına teslim ve tescil edileceği anda yani bir başka ifade ile mevzuat uyarınca katma değer vergisinin ödeme zamanının geldiği anda icra müdürü tarafından düzenlenen örnek 5 nolu beyanname ile katma değer vergisinin ihale alıcısı tarafından ilgili vergi dairesine yatırılması sağlanmaktadır. İhalenin feshi davası açılması halinde teslim ve tescil gerçekleşmediğinden söz konusu verginin yatırılması işlemi davanın sonuçlanması ve kararın kesinleşmesi üzerine gerçekleştirilmektedir. Diğer bir ifade ile Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde belirtildiği üzere, her iki durumda da tahakkuk eden katma değer vergisi ihale bedeli ile aynı sürede icra dairesi tarafından tahsil edilmemekte olup ihalenin kesinleşmesini müteakip icra müdürünün hazırladığı 5 nolu beyanname ile ihale alıcısı tarafından doğrudan vergi dairesine yatırılması gerekmektedir. Beyannameyi alan vergi dairesi, beyannamedeki ihale tarihi ve ihale bedelinin tahsili tarihi ile beyanname tarihinin farklı olduğunu, bu nedenle verginin süresinde yatırılmadığı gerekçesiyle gecikme faizi yanında usulsüzlük cezası tahakkuk ettirerek ilgili icra dairesine tebliğ etmektedir.
Mevzuat, ihale bedelinin tahsili zamanı ile katma değer vergisinin tahsili zamanlarını farklı kılmıştır. Şöyle ki, İcra ve İflâs Kanununa göre ihalenin feshi davası açılmış olsa bile alıcının ihale bedelini taşınırlarda 7 gün taşınmazlarda 10 içinde yatırması gerekmektedir. Katma değer vergisinin ödenmesi zamanı konusunda ise Yargıtay kararlarına göre verginin teslim ile doğacağı, ihale kesinleşmeden söz konusu verginin tahsil edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. İcra ve iflas daireleri, Yargıtay’ın müstakar kararlarına uygun işlem yapmakla yükümlü olup aksi takdirde işlemin şikayet yasa yolu ile icra mahkemesine taşınması durumunda ise KDV'nin ihale kesinleşmeden alınması nedeniyle ilgili işlem iptal edilecek ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Hazine aleyhine avukatlık ücreti takdir edilecektir. Ayrıca bu durumda ihale alıcısı tarafından Maliye Bakanlığına ve Bakanlığımıza kusurlu eylem nedeniyle tazminat davası açılması ihtimali doğacak ve olası bir kamu zararı da ortaya çıkacaktır.
Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına göre satışlarda alınması gereken katma değer vergisinin ihalenin kesinleşmesi ile tahsil edilmesi gerekmekte olup, bu kararlara göre işlem tesis eden icra ve iflas müdürlüğü adına katma değer vergisinin ihale tarihinde veya ihale bedelinin tahsili tarihinde ödenmediği gerekçesi ile usulsüzlük cezası ve gecikme cezası tahakkuk ettirilerek ihbarname tebliğ edilmesinin yasal dayanağı bulunmamaktadır.
Önemli bir diğer husus ise ihale alıcısının KDV muafiyetinden veya indiriminden yararlandığı  durumlarda, icra dairesinin KDV mükellefi kabul edilmesi halinde, ilgili alıcının bu muafiyet ve indirimden yararlanması hususunda da sorunlar meydana gelmektedir.
2) İflâs kararını yerine getiren iflâs dairesi ve iflâs idaresinin müflis adına beyanname verme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı hususu:
Bilindiği üzere; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “İflas idaresinin vazifesi” başlıklı 226 ncı maddesinin birinci fıkrası “Masanın kanuni mümessili iflas idaresidir. İdare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükelleftir.” hükmünü,
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun “İflas hâlinde tasfiye” başlıklı 534 üncü maddesi “İflas hâlinde tasfiye, iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şirket organları temsil yetkilerini, ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için korurlar.” hükmünü,
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Muhtasar beyanname verilmiyecek haller” başlıklı 100 üncü maddesi “Genel bütçeye dahil idare ve müesseseler yaptıkları vergi tevkifatı için beyanname vermezler.” hükmünü,
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Muhtasar beyanname” başlıklı 31 inci maddesi “Kanunun 30 uncu maddesi gereğince vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar, bu vergileri ödeme veya tahakkukun yapıldığı yer itibarıyla bağlı oldukları vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirmek zorundadırlar. Muhtasar beyanname konusunda Gelir Vergisi Kanununda belirlenen usûl ve esaslar, bu maddeye göre verilecek muhtasar beyannameler hakkında da uygulanır.” hükmünü amirdir.
Ayrıca, iflâs idaresinin masayı yönetmek, masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla görevli olduğu, bu hükmün vergi mevzuatı açısından müflisi temsil mükellefiyeti yüklemediği ekli Danıştay 9 uncu Dairesinin 2011/7889 E. 2012/3054 K. sayılı 28.05.2012 tarihli kararı ile hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu düzenlemeler ile Danıştay ve vergi mahkemeleri kararlarından anlaşılacağı üzere, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre iflâs tasfiyesini yürüten iflâs idare memurları veya tasfiyenin basit usule göre yapılması halinde iflâs dairesi, müflisin değil masanın kanuni mümessilidir. Sadece masanın malvarlığı yönetimi ile sınırlı bulunan bu temsil yetkisi, Türk Ticaret Kanununun 534 üncü maddesinde tanımlandığı üzere müflisin masa malları dışındaki hususları kapsamamaktadır. İflâs idaresinin sadece masa mal varlığının yönetiminden sorumlu olduğu, şirket adına imza atmaya, vergi mevzuatı açısından şirketi temsil etmeye yetkilerinin olmadığı, dolayısıyla müflisin temsilcisi olarak algılanamayacağı bu durumda beyanname verme açısından şirketi temsil yetkisinin müfliste kalacağı anlaşılmaktadır.
İcra ve iflâs dairelerinin muhtasar beyanname verme mükellefiyeti de bulunmamaktadır. Zira iflas dâiresinin, dar mükellefiyet kapsamındaki kurumlara kaynakta kesintiye tabi herhangi bir ödeme yapması da söz konusu değildir.
3) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayan icra ve iflâs dairesinin 456 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğindeki elektronik tebligat adresi bildirme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı hususu:
Yukarıda ikinci maddede düzenlendiği üzere icra ve iflâs dairesinin müflis adına beyanname verme mükellefiyeti bulunmadığından, 456 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğindeki elektronik tebligat adresi bildirme mükellefiyetinin de bulunmadığı değerlendirilmektedir.
4) İcra ve iflâs dairelerine ait banka hesapları üzerine haciz konulması hususu:
İcra ve iflâs dairelerinin tahsil ederek bankada muhafaza ettiği paraların önemli bir  kısmı takibin taraflarına ait olup kalan kısmı ise ödemelerden kesilerek saymanlıklara aktarılan harç ve cezaevi yapı harcına aittir.  Devletin sorumluluğunda bulunan söz konusu paralar kamu malı olup bunların haczedilmesi de hukuken mümkün değildir. 
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, ihtilafların mevzuatın farklı yorumlanması ve uygulanmasından kaynaklandığı, bu durumda  icra ve iflâs dairesi çalışanlarının gerçek anlamda vergi zıyaına sebebiyet verme kastı ve iradesinden bahsedilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde mevcut tebliğ ve uygulamaların yeniden gözden geçirilerek;
1) İcra dairelerince  yapılan  satışlarda  tahakkuk  eden KDV mükellefinin ihale alıcısı olduğu, icra dairesinin mükellefiyetinin satışın kesinleştiğini ihale alıcısına ve vergi dairesine bildirmek ile sınırlı bulunduğu, alıcının, ihalenin kesinleşmesinden sonra KDV'nin vergi dairesine ödemesi gerektiği, ihale alıcısının vergiyi öngörülen süre içerisinde ödememesi halinde yaptırım hükümlerinin söz konusu verginin mükellefi olan ihale alıcısı hakkında uygulanması gerektiği,
2) İflâs tasfiyesini gerçekleştiren iflâs idaresi  ile  iflâs  dairesinin  müflis  adına beyanname verme mükellefiyetinin bulunmadığı, bu beyannamenin müflis tarafından verilmesi gerektiği,
3) İcra ve iflâs dairelerinin, gelir vergisi ve kurumlar vergisi mükellefi olmadığından elektronik tebligat adresi göstermesinin gerekmediği,
4) Her ne sebeple olursa olsun icra ve iflâs dairelerine kesilen cezalar nedeniyle icra dairelerinin kullandığı banka hesaplarına haciz konulmaması gerektiği,
Yönünde gerekli düzenlemelerin yapılması ve bu konularda uygulama birliğinin sağlanması amacıyla teşkilatınızın bilgilendirilmesi  hususunda,
Bilgi ve gereğini arz ederim.
  
Altan Fatih MEHAN
          Hâkim
         Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü
Sayı  : 82084579/1950/11592                       11/03/2016
Konu : Bazı Vergilerin Tahsilinde Yaşanan
  Sorunların Önlenmesi
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞINA
(Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığı 71 ve 75 inci Şube)
İcra ve İflâs daireleri tarafından, müzayede mahallerinde yapılan satışlarda alınması gereken katma değer vergisi oranının belirlenmesi, beyannamesinin verilmesi, tahsili ve ödenmesi işlemleri ile iflâs kararları gereğince tasfiye işlemleri devam eden müflis gerçek ve tüzel kişi adına beyanname verme mükellefiyetinin iflâs idaresi veya iflâs dairesine ait olduğu şeklindeki uygulamalar nedeniyle icra ve iflâs daireleri çalışanları ile vergi daireleri arasında çok sayıda ihtilaf yaşandığı, ayrıca Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi ile bu maddeye istinaden düzenlenen 456 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel tebliği gereğince, icra ve iflâs dairelerinden bildirimde bulunulmasına esas olmak üzere elektronik tebligat adresi edinilmesinin istenildiği, bu ihtilaflar neticesinde vergi dairelerince icra daireleri hakkında usulsüzlük cezası tahakkuk ettirilerek ceza ihbarnamesi tebliğ edildiği, bu cezalarının iptali için işlemin yargıya taşındığı, vergi mahkemelerinin genellikle bu cezaların iptaline karar verdiği, kimi zaman ise  usulü işlem veya farklı yorumlamalar sonucu davaların reddine de karar verildiği, böylece kesinleşen cezaların icra dairesi tarafından ödenmesinin istenildiği, hatta bir kısım vergi daireleri tarafından yapılan takipler sonucu, icra ve iflâs dairelerinin bankalardaki alacaklılara ait olan paraların muhafaza edildiği emanet hesaplarına haciz konulduğu, yaşanan bu süreçlerin kamu kurumları arasındaki arzulanan işbirliği ve ahengin oluşmasına engel olduğu, ayrıca çalışanların motivasyonunun bozulmasına sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır. 
Yaşanan bu sorunları dört ana başlık altında özetlemek mümkündür:
- Cebri icra satışlarında KDV mükellefiyetinin kime ait olduğu ve ne zaman ödenmesi gerektiği,
- İflâs masasını yönetmekle görevli olan iflâs idaresi ile iflâs dairesinin vergi mevzuatı açısından müflisi temsil yetkisinin olmadığı gibi müflis adına beyanname verme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı,
- İcra ve iflâs daireleri kurumlar vergisi ve gelir vergisi mükellefi olmadığından, Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi ile bu maddeye istinaden düzenlenen 456 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel tebliğinin 10 uncu maddesi gereğince elektronik tebligat adresi bildirme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı,
- İcra  ve  iflâs  daireleri  adına  kesilen  cezaların  tahsili  amacıyla  vergi  daireleri tarafından başlatılan icra takipleri kapsamında, takibin taraflarına ait paraların muhafaza edildiği icra ve iflâs dairelerinin banka hesaplarına haciz konulması hukuken mümkün bulunup bulunmadığı.
Bu konularda yaşanan sorunların mevzuat açısından değerlendirilmesinde:
1) Müzayede mahallerinde yapılan satışlardan doğan KDV mükellefiyeti ve ödeme zamanı:
Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “Satış bedelinin ödenmemesi, ihale farklarının tahsili sureti” başlıklı 118 inci maddesinin birinci fıkrası “Satış peşin para ile yapılır. Ancak icra memuru müşteriye yedi günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. Daire dışında tahsil edilen paralar en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere, icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir. Satılan mal ihale kesinleşmeden teslim olunmaz.” hükmünü,
“Ödeme usulü” başlıklı 130 uncu maddesi“Satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.” hükmünü,
“İhalenin neticesi ve feshi” başlıklı 134 üncü maddesinin beşinci fıkrası “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhâl veya 130 uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar. İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikâyet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikâyetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir.” hükmünü,
“Tescil için tapuya tebliğ ve zorla çıkarma” başlıklı 135 inci maddesinin birinci fıkrası  “Taşınmaz alıcıya ihale edilip bedeli alındıktan sonra alıcı namına tescil edilmesi için 134 üncü maddede yazılı müddete riayet edilerek tapuya müzekkere yazılır.” hükmünü,
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi  “Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar ile 10/02/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununa göre düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi,” hükmünü,
Aynı kanunun“Teslim” başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası “Teslim, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdii teslim hükmündedir. Malın alıcıya veya onun adına hareket edenlere gönderilmesi halinde, malın nakliyesinin başlatılması veya nakliyeci veya sürücüye tevdi edilmesi de mal teslimidir.” hükmünü,
Maddenin Yasama gerekçesi ise “Tasarının 1 inci maddesinde verginin konusu açıklanırken, ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslimlerden söz edilmiştir. Bu hali ile «teslim» vergiyi doğuran olaylardan ilki olmaktadır.  Teslim deyiminden anlaşılması gerekenin ne olduğu maddenin 1 inci fıkrasında açıklanmıştır. Buna göre teslim, bir mal üzerindeki tasarruf etme hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya onun adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına yetkili olanların gösterdiği yere veya kişilere tevdii de teslim hükmündedir. Bu hükme göre, teslimde ana unsur mal üzerindeki tasarruf etme hakkının yani mülkiyet hakkının devredilmesi olmaktadır. Bu nedenle bir malın ödünç olarak verilmesi teslim - sayılmamaktadır. Buna karşılık, aynı şeyin, doğrudan doğruya alıcıya verilmemekle birlikte, mülkiyetini de intikal ettirecek şekilde alıcı adına hareket edenlere verilmesi, alıcının veya alıcı adına yetkili olanların gösterdiği bir yere veya kişilere tevdii veya gönderilmesi teslim sayılmaktadır.”,
Söz konusu Kanunun “Mükellef” başlıklı sekizinci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi “Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar,” hükmünü,
Aynı Kanunun 23 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (d) bendi “Gümrük depolarında ve müzayede mahallerinde yapılan satışlarda kesin satış bedeli ile 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara tesliminde, senedin en son işlem gördüğü borsada oluşan değeri.” hükmünü amirdir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 2013/250 E.  2013/651 K. sayılı 13.05.2013 tarihli kararında özetle “ İcra müdürlüğü tarafından yürütülen takibe ilişkin olarak yapılan ihale sonucunda alınan taşınmaza ilişkin icra müdürlüğünce verilen % 18 oranında KDV ödenmesine dair kararın, kanuna aykırılık iddiasının şikâyet yolu ile icra mahkemesinde çözümleneceği, anılan işlemin kanuna uygun olup olmadığı hususunda karar vereceği, işlem icra müdürlüğünün tesis ettiği bir işlemden kaynaklandığı gözetildiğinde, bu işlemin yasaya uygun olup olmadığının adli yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde karar vermiş olup bu karara göre görevli yargı yerinin adli yargı olduğu görülmektedir.
Verginin matrahı ve ödeme zamanının belirlenmesine yönelik Yargıtay’ın ekli müstakar kararlarına göre, “KDV’ye ilişkin uyuşmazlığın kaynağı icra müdürlüğünün tesis ettiği işlemden kaynaklandığı için bunun çözüm yerinin icra mahkemesi olduğu, ihale kesinleşmeden vergi matrahının belli olmayacağı, ihalenin feshi davası açılmış ise icra müdürlüğü KDV’nin tahsiline karar veremeyeceği, KDV ödeme yükümlülüğünün ihalenin kesinleşmesi ile doğacağının” hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, ekli Danıştay 9 uncu Dairesinin 2003/1255 E. 2005/102 K. sayılı 02.02.2005 tarihli kararı ile  “katma değer vergisinin yansıtmalı bir vergi olduğu, verginin yükümlüsü başlangıçta satışı yapan icra müdürlüğü ise de, verginin yansıtılabilirlik özelliği nedeniyle vergi yükü, açık artırma ile yapılan satış sonucunda taşınmazı satın alan davacının üzerinde bırakılmaktadır. Bu durumda kesin satış bedeli üzerinden tahakkuk ettirilen katma değer vergisini yüklenen davacı mükellef durumundadır.” şeklinde söz konusu verginin mükellefinin ihale alıcısı olduğuna hükmetmiştir.
İcra ve iflâs daireleri tarafından yapılan satışlar İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır. İhalenin tabi olacağı hükümler, ihalenin kesinleşmesi, mülkiyetin geçişi ve mahcuzun teslimi, ihalenin feshi, ihale bedelinin ödenme zamanı gibi hususlar söz konusu Kanunda yer almaktadır. Buna karşılık cebri satışların tabi olacağı harç ve vergiler, bunların oranı, mükellefiyeti, sorumlusu, muafiyetleri ve istisnaları, ödeme zamanı gibi hususlar ise ilgili vergi kanunlarında düzenlenmiş olmakla beraber, icra ve iflâs dairelerinin cebri satışlarda katma değer vergisinin tahsiline yönelik işlemelerinden doğan ihtilafların adli yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği Uyuşmazlık Mahkemesinin verdiği karardan anlaşılmaktadır.
Yargıtay kararları ve mevzuat ışığında, ihalenin tamamlanmasını müteakip ihale bedelinin ödenmesi için talebi halinde alıcıya  süre verilebilmektedir. İhalenin feshi davası açılmış olsa bile ihale bedeli verilen süre içinde tahsil edilmektedir. İhalenin kesinleşmesini müteakip mahcuz alıcısına teslim ve tescil edileceği anda yani bir başka ifade ile mevzuat uyarınca katma değer vergisinin ödeme zamanının geldiği anda icra müdürü tarafından düzenlenen örnek 5 nolu beyanname ile katma değer vergisinin ihale alıcısı tarafından ilgili vergi dairesine yatırılması sağlanmaktadır. İhalenin feshi davası açılması halinde teslim ve tescil gerçekleşmediğinden söz konusu verginin yatırılması işlemi davanın sonuçlanması ve kararın kesinleşmesi üzerine gerçekleştirilmektedir. Diğer bir ifade ile Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde belirtildiği üzere, her iki durumda da tahakkuk eden katma değer vergisi ihale bedeli ile aynı sürede icra dairesi tarafından tahsil edilmemekte olup ihalenin kesinleşmesini müteakip icra müdürünün hazırladığı 5 nolu beyanname ile ihale alıcısı tarafından doğrudan vergi dairesine yatırılması gerekmektedir. Beyannameyi alan vergi dairesi, beyannamedeki ihale tarihi ve ihale bedelinin tahsili tarihi ile beyanname tarihinin farklı olduğunu, bu nedenle verginin süresinde yatırılmadığı gerekçesiyle gecikme faizi yanında usulsüzlük cezası tahakkuk ettirerek ilgili icra dairesine tebliğ etmektedir.
Mevzuat, ihale bedelinin tahsili zamanı ile katma değer vergisinin tahsili zamanlarını farklı kılmıştır. Şöyle ki, İcra ve İflâs Kanununa göre ihalenin feshi davası açılmış olsa bile alıcının ihale bedelini taşınırlarda 7 gün taşınmazlarda 10 içinde yatırması gerekmektedir. Katma değer vergisinin ödenmesi zamanı konusunda ise Yargıtay kararlarına göre verginin teslim ile doğacağı, ihale kesinleşmeden söz konusu verginin tahsil edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. İcra ve iflas daireleri, Yargıtay’ın müstakar kararlarına uygun işlem yapmakla yükümlü olup aksi takdirde işlemin şikayet yasa yolu ile icra mahkemesine taşınması durumunda ise KDV'nin ihale kesinleşmeden alınması nedeniyle ilgili işlem iptal edilecek ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Hazine aleyhine avukatlık ücreti takdir edilecektir. Ayrıca bu durumda ihale alıcısı tarafından Maliye Bakanlığına ve Bakanlığımıza kusurlu eylem nedeniyle tazminat davası açılması ihtimali doğacak ve olası bir kamu zararı da ortaya çıkacaktır.
Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına göre satışlarda alınması gereken katma değer vergisinin ihalenin kesinleşmesi ile tahsil edilmesi gerekmekte olup, bu kararlara göre işlem tesis eden icra ve iflas müdürlüğü adına katma değer vergisinin ihale tarihinde veya ihale bedelinin tahsili tarihinde ödenmediği gerekçesi ile usulsüzlük cezası ve gecikme cezası tahakkuk ettirilerek ihbarname tebliğ edilmesinin yasal dayanağı bulunmamaktadır.
Önemli bir diğer husus ise ihale alıcısının KDV muafiyetinden veya indiriminden yararlandığı  durumlarda, icra dairesinin KDV mükellefi kabul edilmesi halinde, ilgili alıcının bu muafiyet ve indirimden yararlanması hususunda da sorunlar meydana gelmektedir.
2) İflâs kararını yerine getiren iflâs dairesi ve iflâs idaresinin müflis adına beyanname verme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı hususu:
Bilindiği üzere; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “İflas idaresinin vazifesi” başlıklı 226 ncı maddesinin birinci fıkrası “Masanın kanuni mümessili iflas idaresidir. İdare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükelleftir.” hükmünü,
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun “İflas hâlinde tasfiye” başlıklı 534 üncü maddesi “İflas hâlinde tasfiye, iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şirket organları temsil yetkilerini, ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için korurlar.” hükmünü,
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Muhtasar beyanname verilmiyecek haller” başlıklı 100 üncü maddesi “Genel bütçeye dahil idare ve müesseseler yaptıkları vergi tevkifatı için beyanname vermezler.” hükmünü,
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Muhtasar beyanname” başlıklı 31 inci maddesi “Kanunun 30 uncu maddesi gereğince vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar, bu vergileri ödeme veya tahakkukun yapıldığı yer itibarıyla bağlı oldukları vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirmek zorundadırlar. Muhtasar beyanname konusunda Gelir Vergisi Kanununda belirlenen usûl ve esaslar, bu maddeye göre verilecek muhtasar beyannameler hakkında da uygulanır.” hükmünü amirdir.
Ayrıca, iflâs idaresinin masayı yönetmek, masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla görevli olduğu, bu hükmün vergi mevzuatı açısından müflisi temsil mükellefiyeti yüklemediği ekli Danıştay 9 uncu Dairesinin 2011/7889 E. 2012/3054 K. sayılı 28.05.2012 tarihli kararı ile hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu düzenlemeler ile Danıştay ve vergi mahkemeleri kararlarından anlaşılacağı üzere, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre iflâs tasfiyesini yürüten iflâs idare memurları veya tasfiyenin basit usule göre yapılması halinde iflâs dairesi, müflisin değil masanın kanuni mümessilidir. Sadece masanın malvarlığı yönetimi ile sınırlı bulunan bu temsil yetkisi, Türk Ticaret Kanununun 534 üncü maddesinde tanımlandığı üzere müflisin masa malları dışındaki hususları kapsamamaktadır. İflâs idaresinin sadece masa mal varlığının yönetiminden sorumlu olduğu, şirket adına imza atmaya, vergi mevzuatı açısından şirketi temsil etmeye yetkilerinin olmadığı, dolayısıyla müflisin temsilcisi olarak algılanamayacağı bu durumda beyanname verme açısından şirketi temsil yetkisinin müfliste kalacağı anlaşılmaktadır.
İcra ve iflâs dairelerinin muhtasar beyanname verme mükellefiyeti de bulunmamaktadır. Zira iflas dâiresinin, dar mükellefiyet kapsamındaki kurumlara kaynakta kesintiye tabi herhangi bir ödeme yapması da söz konusu değildir.
3) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayan icra ve iflâs dairesinin 456 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğindeki elektronik tebligat adresi bildirme mükellefiyetinin bulunup bulunmadığı hususu:
Yukarıda ikinci maddede düzenlendiği üzere icra ve iflâs dairesinin müflis adına beyanname verme mükellefiyeti bulunmadığından, 456 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğindeki elektronik tebligat adresi bildirme mükellefiyetinin de bulunmadığı değerlendirilmektedir.
4) İcra ve iflâs dairelerine ait banka hesapları üzerine haciz konulması hususu:
İcra ve iflâs dairelerinin tahsil ederek bankada muhafaza ettiği paraların önemli bir  kısmı takibin taraflarına ait olup kalan kısmı ise ödemelerden kesilerek saymanlıklara aktarılan harç ve cezaevi yapı harcına aittir.  Devletin sorumluluğunda bulunan söz konusu paralar kamu malı olup bunların haczedilmesi de hukuken mümkün değildir. 
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, ihtilafların mevzuatın farklı yorumlanması ve uygulanmasından kaynaklandığı, bu durumda  icra ve iflâs dairesi çalışanlarının gerçek anlamda vergi zıyaına sebebiyet verme kastı ve iradesinden bahsedilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde mevcut tebliğ ve uygulamaların yeniden gözden geçirilerek;
1) İcra dairelerince  yapılan  satışlarda  tahakkuk  eden KDV mükellefinin ihale alıcısı olduğu, icra dairesinin mükellefiyetinin satışın kesinleştiğini ihale alıcısına ve vergi dairesine bildirmek ile sınırlı bulunduğu, alıcının, ihalenin kesinleşmesinden sonra KDV'nin vergi dairesine ödemesi gerektiği, ihale alıcısının vergiyi öngörülen süre içerisinde ödememesi halinde yaptırım hükümlerinin söz konusu verginin mükellefi olan ihale alıcısı hakkında uygulanması gerektiği,
2) İflâs tasfiyesini gerçekleştiren iflâs idaresi  ile  iflâs  dairesinin  müflis  adına beyanname verme mükellefiyetinin bulunmadığı, bu beyannamenin müflis tarafından verilmesi gerektiği,
3) İcra ve iflâs dairelerinin, gelir vergisi ve kurumlar vergisi mükellefi olmadığından elektronik tebligat adresi göstermesinin gerekmediği,
4) Her ne sebeple olursa olsun icra ve iflâs dairelerine kesilen cezalar nedeniyle icra dairelerinin kullandığı banka hesaplarına haciz konulmaması gerektiği,
Yönünde gerekli düzenlemelerin yapılması ve bu konularda uygulama birliğinin sağlanması amacıyla teşkilatınızın bilgilendirilmesi  hususunda,
Bilgi ve gereğini arz ederim.
  
Altan Fatih MEHAN
          Hâkim
         Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı

Hacze Çıkılacak Araçlarını Seçme Yetkisi İcra Müdürüne Aittir

SAKARYA 2. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

İlgi              : 25/05/2016 tarih 2016/642 Muh. sayılı yazınız


İlgi sayılı yazınız ekinde gönderilen Sakarya 2. İcra Müdürlüğünün
25/05/2016 tarih 2016/291 Muh. sayılı yazısı ile "hacze çıkılacak araç
seçiminin kimin yetkisinde olduğu" hususunda görüş istenilmesine ilişkin
olarak Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 27/06/2016 tarih 26266
sayılı cevabi yazısı ve ekleri(Yargıtay İlamı,Mahkeme kararları ve,Rekabet
Kurulu kararı ekleri  müzekkeremiz ilişiğinde sunulmuştur.
Bilgi edinilmesi rica olunur.




T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü


Sayı        : 82084579/4742/26266        27/06/2016
Konu        : Hacze Çıkılacak Araç
Seçiminin Yetkisi


SAKARYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


İlgi        : 30/05/2016 tarihli ve B.M. 2016/4249 sayılı yazınız.

İcra dairelerinde hacze çıkılacak araç seçiminde icra müdürünün yetkisi
olup olmadığı hususunda görüş bildirilmesi ilgi yazı ile istenilmiştir.
Bilindiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun “Şikayet ve şartlar”
başlıklı 16 ncı maddesi “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar
müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler
hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından
dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin
öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.Bir hakkın yerine
getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her
zaman şikayet olunabilir.” hükmünü,
Aynı Kanunun "Haciz yapan memurun yetkisi" başlıklı 80 inci maddesinin
birinci fıkrası "İcra memuru haczi kendi yapabileceği gibi yardımcı veya
katiplerinden birine de yaptırabilir." hükmünü,
Söz konusu Kanunun "Taşınır ve taşınmaz malların haczi" başlıklı 85 inci
maddesinin son fıkrası "Haczi koyan memur borçlu ile alacaklının
menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle mükelleftir." hükmünü
amirdir.
Ayrıca, ekli Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2007/9319 E. 2008/12199 K.
sayılı, 03.11.2008 tarihli kararı ile Rekabet Kurumu Başkanlığının
2010-4-330 dosya 11-16/292-94 karar sayılı 17.03.2011 tarihli
kararlarında, ATGV araçlarının keşif ve haciz işlerinde çalıştırılmasının
haksız rekabet oluşturmadığına, rekabet ortamında belirlenen ücretlerin
aşırılığı iddiasının kabulüne olanak bulunmadığına karar verilmiştir.
Yukarıda geçen Kanun hükümleri ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ilgili
kararı dikkate alındığında, icra müdürünün İcra ve İflâs Kanunu kapsamında
taraf menfaatlerini telif etme, haczin güvenli ortamda yapılmasını ve bu
kapsamda yapılacak ulaşımın güvenliğini sağlama açısından takdir yetkisine
sahip olduğu, tercihini bu gereksinimleri karşıladığı anlaşılan ATGV
araçlarını tercih etme yönünde kullanmasının hukuka aykırı olmadığı
düşünülmektedir.
Bilgi ve gereğini rica ederim.


Ahmet KAR
Hâkim
Bakan a.
Daire Başkanı
SAKARYA 2. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

İlgi              : 25/05/2016 tarih 2016/642 Muh. sayılı yazınız


İlgi sayılı yazınız ekinde gönderilen Sakarya 2. İcra Müdürlüğünün
25/05/2016 tarih 2016/291 Muh. sayılı yazısı ile "hacze çıkılacak araç
seçiminin kimin yetkisinde olduğu" hususunda görüş istenilmesine ilişkin
olarak Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 27/06/2016 tarih 26266
sayılı cevabi yazısı ve ekleri(Yargıtay İlamı,Mahkeme kararları ve,Rekabet
Kurulu kararı ekleri  müzekkeremiz ilişiğinde sunulmuştur.
Bilgi edinilmesi rica olunur.




T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü


Sayı        : 82084579/4742/26266        27/06/2016
Konu        : Hacze Çıkılacak Araç
Seçiminin Yetkisi


SAKARYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA


İlgi        : 30/05/2016 tarihli ve B.M. 2016/4249 sayılı yazınız.

İcra dairelerinde hacze çıkılacak araç seçiminde icra müdürünün yetkisi
olup olmadığı hususunda görüş bildirilmesi ilgi yazı ile istenilmiştir.
Bilindiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun “Şikayet ve şartlar”
başlıklı 16 ncı maddesi “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar
müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler
hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından
dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin
öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.Bir hakkın yerine
getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her
zaman şikayet olunabilir.” hükmünü,
Aynı Kanunun "Haciz yapan memurun yetkisi" başlıklı 80 inci maddesinin
birinci fıkrası "İcra memuru haczi kendi yapabileceği gibi yardımcı veya
katiplerinden birine de yaptırabilir." hükmünü,
Söz konusu Kanunun "Taşınır ve taşınmaz malların haczi" başlıklı 85 inci
maddesinin son fıkrası "Haczi koyan memur borçlu ile alacaklının
menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle mükelleftir." hükmünü
amirdir.
Ayrıca, ekli Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2007/9319 E. 2008/12199 K.
sayılı, 03.11.2008 tarihli kararı ile Rekabet Kurumu Başkanlığının
2010-4-330 dosya 11-16/292-94 karar sayılı 17.03.2011 tarihli
kararlarında, ATGV araçlarının keşif ve haciz işlerinde çalıştırılmasının
haksız rekabet oluşturmadığına, rekabet ortamında belirlenen ücretlerin
aşırılığı iddiasının kabulüne olanak bulunmadığına karar verilmiştir.
Yukarıda geçen Kanun hükümleri ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ilgili
kararı dikkate alındığında, icra müdürünün İcra ve İflâs Kanunu kapsamında
taraf menfaatlerini telif etme, haczin güvenli ortamda yapılmasını ve bu
kapsamda yapılacak ulaşımın güvenliğini sağlama açısından takdir yetkisine
sahip olduğu, tercihini bu gereksinimleri karşıladığı anlaşılan ATGV
araçlarını tercih etme yönünde kullanmasının hukuka aykırı olmadığı
düşünülmektedir.
Bilgi ve gereğini rica ederim.


Ahmet KAR
Hâkim
Bakan a.
Daire Başkanı

Zayi Olan Dosyaların Yenilenmesi

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı    : B.03.0.HİG.0.00.00.03/010.06.02/7                                                                        30/06/2006
Konu  : Zayi olan dosyaların
              yenilenmesi
 
 
GENELGE
No: 107
 
 
            4473 sayılı Yangın, Yer Sarsıntısı, Seylâp ve Heyelân Sebebiyle Mahkeme ve Adliye Dairelerinde Ziyaa Uğrayan Dosyalar Hakkında Yapılacak Muamelelere Dair Kanun hükümleri gereğince, zayi olan dosyaların ihyasına ilişkin Bakanlığımıza intikal eden taleplerde eksikliklerin bulunması nedeniyle yazışmalar yapıldığı ve bu durumun yenileme sürecini uzattığı anlaşılmıştır.
 
4473 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde yangın, yer sarsıntısı, seylâp ve heyelân gibi hallerde bu Kanunun Adalet Bakanlığı kararı üzerine tatbik edilebileceği ve bu gibi kararların Resmî Gazete ve ayrıca mahallinde mutat vasıtalarla neşir ve ilân olunacağı belirtilmiştir.
 
Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair 7269 sayılı Kanunun 1051 sayılı Kanunla değişik 4 üncü maddesine istinaden 8 Mayıs 1988 gün ve 19808 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 56 ncı maddesinde afet bölgesindeki adliye dairelerinde zayi olan dosyaların yenilenmesi yönünden gerekli tedbirlerin Adalet Bakanlığınca alınacağı hükme bağlanmıştır.
 
Anılan Kanun ve Yönetmelik hükümleri gereğince adliye dairelerinde zayi olan dosyaların yenilenmesi işlemlerinde;
 
1- Öncelikle zayi olduğu ileri sürülen dosyanın ilgili mahkeme veya icra dairelerinin kalem ve arşivinde titizlikle aranması, bulunamadığı takdirde düzenlenecek tutanağın onaylı bir suretinin Bakanlığımıza gönderilmesi,
 
2- Dosyanın kaybolmasında ihmali olan kişilerin tespit edilerek, haklarında ceza ve disiplin yönünden gereğinin takdir ve ifasıyla yapılan işlemlerle ilgili Bakanlığımıza bilgi verilmesi,
 
3- Bakanlığımızca dosyanın yenilenmesine karar verilmesi halinde bu kararın bir an önce mahallinde mutat vasıtalarla neşir ve ilân edilmesinin sağlanması,
 
4- Dosyanın yenilenmesine ilişkin kararın Bakanlığımızca yaptırılacak Resmî  Gazete ilânı ve mahallinde yapılacak olan ilândan sonra:   
 
 a) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesi hükmünün uygulanabileceği dava dosyaları ile icra dosyalarının zayi olması durumunda 4473 sayılı  Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen kişilerin dosyanın ihyası talebi üzerine;
 
b) Taraflarca takip edilmese dahi HUMK 409 uncu maddesi gereğince işlemden kaldırılamayan ve karara çıkmış dava dosyalarının zayi olması durumunda ise, ilgililerin talebi aranmaksızın re’sen,
 
Ziyaa uğrayan dosyaların yenilenmesi için gereken işlemlerin yapılmasının temini,
 
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
 
Sayı    : B.03.0.HİG.0.00.00.03/010.06.02/7                                                                        30/06/2006
Konu  : Zayi olan dosyaların
              yenilenmesi
 
 
GENELGE
No: 107
 
 
            4473 sayılı Yangın, Yer Sarsıntısı, Seylâp ve Heyelân Sebebiyle Mahkeme ve Adliye Dairelerinde Ziyaa Uğrayan Dosyalar Hakkında Yapılacak Muamelelere Dair Kanun hükümleri gereğince, zayi olan dosyaların ihyasına ilişkin Bakanlığımıza intikal eden taleplerde eksikliklerin bulunması nedeniyle yazışmalar yapıldığı ve bu durumun yenileme sürecini uzattığı anlaşılmıştır.
 
4473 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde yangın, yer sarsıntısı, seylâp ve heyelân gibi hallerde bu Kanunun Adalet Bakanlığı kararı üzerine tatbik edilebileceği ve bu gibi kararların Resmî Gazete ve ayrıca mahallinde mutat vasıtalarla neşir ve ilân olunacağı belirtilmiştir.
 
Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair 7269 sayılı Kanunun 1051 sayılı Kanunla değişik 4 üncü maddesine istinaden 8 Mayıs 1988 gün ve 19808 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 56 ncı maddesinde afet bölgesindeki adliye dairelerinde zayi olan dosyaların yenilenmesi yönünden gerekli tedbirlerin Adalet Bakanlığınca alınacağı hükme bağlanmıştır.
 
Anılan Kanun ve Yönetmelik hükümleri gereğince adliye dairelerinde zayi olan dosyaların yenilenmesi işlemlerinde;
 
1- Öncelikle zayi olduğu ileri sürülen dosyanın ilgili mahkeme veya icra dairelerinin kalem ve arşivinde titizlikle aranması, bulunamadığı takdirde düzenlenecek tutanağın onaylı bir suretinin Bakanlığımıza gönderilmesi,
 
2- Dosyanın kaybolmasında ihmali olan kişilerin tespit edilerek, haklarında ceza ve disiplin yönünden gereğinin takdir ve ifasıyla yapılan işlemlerle ilgili Bakanlığımıza bilgi verilmesi,
 
3- Bakanlığımızca dosyanın yenilenmesine karar verilmesi halinde bu kararın bir an önce mahallinde mutat vasıtalarla neşir ve ilân edilmesinin sağlanması,
 
4- Dosyanın yenilenmesine ilişkin kararın Bakanlığımızca yaptırılacak Resmî  Gazete ilânı ve mahallinde yapılacak olan ilândan sonra:   
 
 a) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesi hükmünün uygulanabileceği dava dosyaları ile icra dosyalarının zayi olması durumunda 4473 sayılı  Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen kişilerin dosyanın ihyası talebi üzerine;
 
b) Taraflarca takip edilmese dahi HUMK 409 uncu maddesi gereğince işlemden kaldırılamayan ve karara çıkmış dava dosyalarının zayi olması durumunda ise, ilgililerin talebi aranmaksızın re’sen,
 
Ziyaa uğrayan dosyaların yenilenmesi için gereken işlemlerin yapılmasının temini,
 
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.

Yazışmaların UYAP Üzerinden Yapılması Zorunluluğuna İlişkin Genelge

T.C. ADALET BAKANLIĞI
Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı
Sayı : B.03.0.BİD.0.00.00.08-10.06/940
10/11/2011
Konu : UYAP uygulamaları 
GENELGE No : 124/1 
Yargı birimlerinde, Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatında, bağlı ve ilgili kuruluşlarında UYAP Bilişim Sisteminin etkin ve verimli şekilde kullanılmasını sağlamak, iş süreçlerini hızlandırmak ve elektronik arşivin oluşturulmasını gerçekleştirmek üzere Bakanlığımızın 09/02/2006 tarih ve 124 sayılı Genelgesi tüm teşkilata duyurulmuştu.
Günümüzde, bilişim ve iletişim teknolojileri, hayatın birçok alanına girmiş bulunmaktadır. Öte yandan, çağdaş devletlerde katılımcı demokrasi ve yönetim, saydamlık, hesap verebilirlik, açıklık, etkinlik, basitlik, az bürokrasi, kaynakların etkin kullanımı, kamu mal ve hizmet sunumlarında hız ve verimliliğin sağlanması gibi amaç ve ilkeler vazgeçilmez esaslar olarak benimsenmiştir. Bilişim ve iletişim teknolojileri de, bu esasların hayata geçirilmesinde en etkili araç olarak görülmüştür.
Bütün bunların bir sonucu olarak, Avrupa Birliği tarafından aday ülkeleri de kapsayan "e-Avrupa" projesi çalışmaları yürütülürken, Ülkemizde de, "e-Devlet" uygulamaları hayata geçirilmiş; Kalkınma Plânı, Ulusal Program ve Hükûmet Programlarında kamu kurum ve kuruluşlarında bilgi sistemlerinin kurulmasını hedefleyen "e-Devlet" çalışmalarına özel önem atfedilmiştir. Bunların yanında, e-Dönüşüm Türkiye ve e-Devlet kapsamında, UYAP Bilişim Sistemi uygulamaya geçirilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." hükmü gereğince, UYAP ile hızlı, etkin, güvenilir, verimli, şeffaf ve etik değerlere uygun bir yargılama mekanizmasının oluşturulması, kurum, avukat ve vatandaşlara İnternet üzerinden yargı hizmeti sunulması hedeflenmiştir.
Konuyla ilgili olarak, 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin sekizinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 445 inci maddesi, İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 115 inci maddesi, Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 88 inci maddesi, Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinin Yazı İşleri Yönetmeliğinin 13/a ve 18/A maddeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin İdari İşleri ile Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 46/a maddesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 51 inci maddesi ile bazı maddelerinde UYAP'ın kullanımı ile ilgili çeşitli düzenlemeler yer almaktadır. Ayrıca, UYAP'ın işletim ve idamesinden sorumlu Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının görevleri, 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 22/A maddesinde düzenlenmiştir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun "Güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanı" kenar başlıklı 5 inci maddesinde de; "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tâbi tuttuğu hukukî işlemler ile teminat sözleşmeleri güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez." denilmek suretiyle elektronik imza ile elle atılan imza eş değer hâle getirilmiş, gerek kurum içi ve gerek kurum dışı yazışmaların e-imza ile yapılabilmesine imkân sağlanmıştır. Söz konusu Kanunun Genel Gerekçesinde; bu Kanunun, elektronik ticaret ve kamu alanında yürütülecek "e-Devlet" olarak adlandırılan yapının aslî unsuru olan elektronik imzanın hukukî ve teknik yapısını, elektronik imzayla ilgili işlemler ile elektronik sertifika hizmet sağlayıcılarının faaliyetlerini düzenlemek amacıyla hazırlandığı belirtilmiştir. Bunun yanında, Resmî Yazışmalarda Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte de elektronik ortamda yazışmaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Yukarıda sayılan hususlar karşısında, Bakanlığımız tarafından çıkartılan 09/02/2006 tarihli 124 sayılı Genelgenin, günümüzün değişen koşullarına uygun olarak güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur.
Bu itibarla; UYAP Bilişim Sistemi kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile diğer adlî ve idarî işlemlerin etkin, verimli, hızlı, düzenli, şeffaf ve usul ekonomisine uygun biçimde yürütülmesi amacıyla;
1- Her türlü işlem ve faaliyetin, UYAP üzerinden gerçekleştirilmesine imkân bulunmayan istisnai hâller saklı olmak koşuluyla, UYAP ortamında, zamanında, eksiksiz ve doğru bir biçimde gerçekleştirilmesi,
2- Her türlü kalem hizmetlerinin UYAP üzerinden yürütülmesi,
3- Tüm birimlerde her türlü veri girişinin eksiksiz ve doğru biçimde yapılması, 
4- Her adliyede ihtiyacı karşılayacak nispette tarama biriminin oluşturulması, 
5- Zorunluluk sebebiyle haricen oluşturulan belgeler ile Sistem haricinde gelen belgelerin ekleriyle birlikte taranarak UYAP ortamına aktarılması, 
6- Kamu kurum ve kuruluşlarından intikal eden bilgi ve belgelerin mümkün olduğu nispette elektronik ortamda istenilmesi, 
7- UYAP üzerinden sağlanan, nüfus, adres, tapu, sabıka kaydı, yurt dışı adres bilgisi gibi, bilgi ve belgelerin temini için ayrıca fizikî yazışma yapılmaması, 
8- Araç şerhi, kayıp veya çalıntı telefonların kullanıma açılıp kapatılması, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı gibi kanunen ilgili mercilere bildirim yapılması gereken işlemlerin ayrıca fizikî yazışma yapılmaksızın UYAP üzerinden gerçekleştirilmesi, 
9- UYAP kapsamındaki bilgiler ile fizikî ortamdaki bilgiler arasında çelişkiye mahal verilmemesi, bir çelişki olması hâlinde UYAP kayıtlarına itibar edilmesi, 
10- UYAP ortamında düzenlenen her türlü belge ve kararın güvenli elektronik imza kullanılmak suretiyle imzalanması, 
11- Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde, belgenin çıktısı üzerine "Elektronik imzalı aslı ile aynıdır" kaşesi vurulduktan sonra ilgisine göre hâkim, savcı veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanarak mühürlenmesi, 
12- UYAP kapsamında güvenli elektronik imzalı belge ile aynı konuda elle atılan imzalı belge arasında çelişki olması durumunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 205 inci maddesi uyarınca güvenli elektronik imzalı belgeye itibar edilmesi, 
13- Güvenli elektronik imza ile imzalanarak UYAP üzerinden gönderilen belgelerin ayrıca elle atılan imza ile imzalanmış aslının istenmemesi, 
14- Elektronik imza sertifikalarının geçerlilik süresinin takibinin yapılarak süresinde temin edilmesi için önceden gerekli başvurularda bulunulması, 
15- Bilgi güvenliği, elektronik imza ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine azamî dikkat gösterilmesi, özellikle elektronik imza cihazı veya erişim kodu ile her türlü kullanıcı adı ve parolasının başkalarına verilmemesi, 
16- UYAP üzerinde iş listelerinin kontrol edilerek teraküme sebebiyet verilmemesi, varsa biriken işlerin ivedilikle yerine getirilmesi, 
17- Görevi veya görev yeri değişen, emekli olan veya diğer sebeplerle meslekle ilişiği kesilen kullanıcıların biriminden ayrılmadan önce iş listelerindeki işlerini bitirmeleri, 
18- Yargı birimleri tarafından yapılan ilânların ayrıca UYAP sisteminde yer alan elektronik ilan sistemine aktarılması, 
19- Her türlü bilirkişilik işlemlerinin, UYAP Bilirkişi Bilgi Sistemi üzerinden yapılması 
20- Kurumlar ile avukat ve vatandaşların adalete erişimini kolaylaştırma çerçevesinde UYAP kapsamında hazırlanmış uygulamaların ilgililere tanıtımlarının yapılması ve kullanılmasının teşvik edilmesi, 
21- UYAP Sisteminin etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi için tüm hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile personelin, kendi alanlarına göre atanan uzaktan eğitimlerini takip ederek tamamlaması, 
22- Yargının şeffaflığı ile vatandaşların adalete erişmesinde kolaylık ve kendileriyle ilgili yargılama faaliyetlerinden haberdar edilmesine olanak sağlayan UYAP SMS sisteminin etkin bir şekilde kullanılmasının sağlanması, 
23- UYAP uygulamalarının etkin ve verimli kullanımını sağlamak, UYAP'la ilgili teknik işlemleri takip etmek ve ilgili birimlerle işbirliği ve koordinasyonu sağlamak üzere o yerin iş durumu ve yoğunluğuna göre yeteri kadar; a) Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılıkları ile ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılıklarında Cumhuriyet savcısının; b) Bölge idare mahkemesi başkanlıklarında, idarî yargı hâkiminin; "UYAP Birim Sorumlusu" olarak görevlendirilmesi, sorumluların iş durumlarının buna göre düzenlenmesi, yokluklarında aksamalara meydan verilmemesi bakımından birim sorumlusu yardımcılarının da belirlenmesi, 
24- UYAP'ın geliştirilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması açısından öneri ve değişiklik taleplerinin UYAP birim sorumluları vasıtasıyla Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığına bildirilmesi, 
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.
T.C. ADALET BAKANLIĞI
Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı
Sayı : B.03.0.BİD.0.00.00.08-10.06/940
10/11/2011
Konu : UYAP uygulamaları 
GENELGE No : 124/1 
Yargı birimlerinde, Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatında, bağlı ve ilgili kuruluşlarında UYAP Bilişim Sisteminin etkin ve verimli şekilde kullanılmasını sağlamak, iş süreçlerini hızlandırmak ve elektronik arşivin oluşturulmasını gerçekleştirmek üzere Bakanlığımızın 09/02/2006 tarih ve 124 sayılı Genelgesi tüm teşkilata duyurulmuştu.
Günümüzde, bilişim ve iletişim teknolojileri, hayatın birçok alanına girmiş bulunmaktadır. Öte yandan, çağdaş devletlerde katılımcı demokrasi ve yönetim, saydamlık, hesap verebilirlik, açıklık, etkinlik, basitlik, az bürokrasi, kaynakların etkin kullanımı, kamu mal ve hizmet sunumlarında hız ve verimliliğin sağlanması gibi amaç ve ilkeler vazgeçilmez esaslar olarak benimsenmiştir. Bilişim ve iletişim teknolojileri de, bu esasların hayata geçirilmesinde en etkili araç olarak görülmüştür.
Bütün bunların bir sonucu olarak, Avrupa Birliği tarafından aday ülkeleri de kapsayan "e-Avrupa" projesi çalışmaları yürütülürken, Ülkemizde de, "e-Devlet" uygulamaları hayata geçirilmiş; Kalkınma Plânı, Ulusal Program ve Hükûmet Programlarında kamu kurum ve kuruluşlarında bilgi sistemlerinin kurulmasını hedefleyen "e-Devlet" çalışmalarına özel önem atfedilmiştir. Bunların yanında, e-Dönüşüm Türkiye ve e-Devlet kapsamında, UYAP Bilişim Sistemi uygulamaya geçirilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." hükmü gereğince, UYAP ile hızlı, etkin, güvenilir, verimli, şeffaf ve etik değerlere uygun bir yargılama mekanizmasının oluşturulması, kurum, avukat ve vatandaşlara İnternet üzerinden yargı hizmeti sunulması hedeflenmiştir.
Konuyla ilgili olarak, 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin sekizinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 445 inci maddesi, İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 115 inci maddesi, Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 88 inci maddesi, Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinin Yazı İşleri Yönetmeliğinin 13/a ve 18/A maddeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin İdari İşleri ile Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 46/a maddesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 51 inci maddesi ile bazı maddelerinde UYAP'ın kullanımı ile ilgili çeşitli düzenlemeler yer almaktadır. Ayrıca, UYAP'ın işletim ve idamesinden sorumlu Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının görevleri, 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 22/A maddesinde düzenlenmiştir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun "Güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanı" kenar başlıklı 5 inci maddesinde de; "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tâbi tuttuğu hukukî işlemler ile teminat sözleşmeleri güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez." denilmek suretiyle elektronik imza ile elle atılan imza eş değer hâle getirilmiş, gerek kurum içi ve gerek kurum dışı yazışmaların e-imza ile yapılabilmesine imkân sağlanmıştır. Söz konusu Kanunun Genel Gerekçesinde; bu Kanunun, elektronik ticaret ve kamu alanında yürütülecek "e-Devlet" olarak adlandırılan yapının aslî unsuru olan elektronik imzanın hukukî ve teknik yapısını, elektronik imzayla ilgili işlemler ile elektronik sertifika hizmet sağlayıcılarının faaliyetlerini düzenlemek amacıyla hazırlandığı belirtilmiştir. Bunun yanında, Resmî Yazışmalarda Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte de elektronik ortamda yazışmaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Yukarıda sayılan hususlar karşısında, Bakanlığımız tarafından çıkartılan 09/02/2006 tarihli 124 sayılı Genelgenin, günümüzün değişen koşullarına uygun olarak güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur.
Bu itibarla; UYAP Bilişim Sistemi kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile diğer adlî ve idarî işlemlerin etkin, verimli, hızlı, düzenli, şeffaf ve usul ekonomisine uygun biçimde yürütülmesi amacıyla;
1- Her türlü işlem ve faaliyetin, UYAP üzerinden gerçekleştirilmesine imkân bulunmayan istisnai hâller saklı olmak koşuluyla, UYAP ortamında, zamanında, eksiksiz ve doğru bir biçimde gerçekleştirilmesi,
2- Her türlü kalem hizmetlerinin UYAP üzerinden yürütülmesi,
3- Tüm birimlerde her türlü veri girişinin eksiksiz ve doğru biçimde yapılması, 
4- Her adliyede ihtiyacı karşılayacak nispette tarama biriminin oluşturulması, 
5- Zorunluluk sebebiyle haricen oluşturulan belgeler ile Sistem haricinde gelen belgelerin ekleriyle birlikte taranarak UYAP ortamına aktarılması, 
6- Kamu kurum ve kuruluşlarından intikal eden bilgi ve belgelerin mümkün olduğu nispette elektronik ortamda istenilmesi, 
7- UYAP üzerinden sağlanan, nüfus, adres, tapu, sabıka kaydı, yurt dışı adres bilgisi gibi, bilgi ve belgelerin temini için ayrıca fizikî yazışma yapılmaması, 
8- Araç şerhi, kayıp veya çalıntı telefonların kullanıma açılıp kapatılması, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı gibi kanunen ilgili mercilere bildirim yapılması gereken işlemlerin ayrıca fizikî yazışma yapılmaksızın UYAP üzerinden gerçekleştirilmesi, 
9- UYAP kapsamındaki bilgiler ile fizikî ortamdaki bilgiler arasında çelişkiye mahal verilmemesi, bir çelişki olması hâlinde UYAP kayıtlarına itibar edilmesi, 
10- UYAP ortamında düzenlenen her türlü belge ve kararın güvenli elektronik imza kullanılmak suretiyle imzalanması, 
11- Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde, belgenin çıktısı üzerine "Elektronik imzalı aslı ile aynıdır" kaşesi vurulduktan sonra ilgisine göre hâkim, savcı veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanarak mühürlenmesi, 
12- UYAP kapsamında güvenli elektronik imzalı belge ile aynı konuda elle atılan imzalı belge arasında çelişki olması durumunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 205 inci maddesi uyarınca güvenli elektronik imzalı belgeye itibar edilmesi, 
13- Güvenli elektronik imza ile imzalanarak UYAP üzerinden gönderilen belgelerin ayrıca elle atılan imza ile imzalanmış aslının istenmemesi, 
14- Elektronik imza sertifikalarının geçerlilik süresinin takibinin yapılarak süresinde temin edilmesi için önceden gerekli başvurularda bulunulması, 
15- Bilgi güvenliği, elektronik imza ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine azamî dikkat gösterilmesi, özellikle elektronik imza cihazı veya erişim kodu ile her türlü kullanıcı adı ve parolasının başkalarına verilmemesi, 
16- UYAP üzerinde iş listelerinin kontrol edilerek teraküme sebebiyet verilmemesi, varsa biriken işlerin ivedilikle yerine getirilmesi, 
17- Görevi veya görev yeri değişen, emekli olan veya diğer sebeplerle meslekle ilişiği kesilen kullanıcıların biriminden ayrılmadan önce iş listelerindeki işlerini bitirmeleri, 
18- Yargı birimleri tarafından yapılan ilânların ayrıca UYAP sisteminde yer alan elektronik ilan sistemine aktarılması, 
19- Her türlü bilirkişilik işlemlerinin, UYAP Bilirkişi Bilgi Sistemi üzerinden yapılması 
20- Kurumlar ile avukat ve vatandaşların adalete erişimini kolaylaştırma çerçevesinde UYAP kapsamında hazırlanmış uygulamaların ilgililere tanıtımlarının yapılması ve kullanılmasının teşvik edilmesi, 
21- UYAP Sisteminin etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi için tüm hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile personelin, kendi alanlarına göre atanan uzaktan eğitimlerini takip ederek tamamlaması, 
22- Yargının şeffaflığı ile vatandaşların adalete erişmesinde kolaylık ve kendileriyle ilgili yargılama faaliyetlerinden haberdar edilmesine olanak sağlayan UYAP SMS sisteminin etkin bir şekilde kullanılmasının sağlanması, 
23- UYAP uygulamalarının etkin ve verimli kullanımını sağlamak, UYAP'la ilgili teknik işlemleri takip etmek ve ilgili birimlerle işbirliği ve koordinasyonu sağlamak üzere o yerin iş durumu ve yoğunluğuna göre yeteri kadar; a) Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılıkları ile ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılıklarında Cumhuriyet savcısının; b) Bölge idare mahkemesi başkanlıklarında, idarî yargı hâkiminin; "UYAP Birim Sorumlusu" olarak görevlendirilmesi, sorumluların iş durumlarının buna göre düzenlenmesi, yokluklarında aksamalara meydan verilmemesi bakımından birim sorumlusu yardımcılarının da belirlenmesi, 
24- UYAP'ın geliştirilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması açısından öneri ve değişiklik taleplerinin UYAP birim sorumluları vasıtasıyla Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığına bildirilmesi, 
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.