*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Vekalet Akdinin Sona Ermesi

Vekalet sözleşmesinin kural olarak, vekilin veya vekalet verenin ölümü ile kendiliğinden sona ereceği- Vekalet veren kişinin ölüm tarihi itibariyle, dosya henüz sonuçlanmamış yani derdest ise ve işbu ölen kişinin mirasçıları, avukata vekaletname vermiyor hatta derdest olan dosyanın takibini başka bir avukata vekaletname vererek sürdürüyor iseler davacı avukatın, bu dosya bakımından sarf etmiş olduğu emek ve mesaiye, hak ve nesafete göre belirlenecek bir ücrete hak kazandığının kabulü gerektiği-


Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, dava dışı ... ile avukatlık sözleşmesi yaptığını, sözleşme gereği takip ettiği dava sırasında ...'nin vefat ettiğini, vefatından sonra tek mirasçısı olarak kızı ...un kaldığını, ...u davalıların evlatlık olarak aldıklarını, çocuğu evlatlık aldıktan sonra mirası reddetmediklerini, devam eden dava için ise vekaletnameyi kendisine vermeyeceklerini söylediklerini, bunun üzerine vekalet sözleşmesinden dolayı alacağının olduğunu davalılara söylediğini, davalıların bu alacağını vermediklerini, alacağın tahsili için takip başlattığını, davalıların da bu takibe itiraz etmeleri sonucunda takibin durduğunu beyan ederek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2013/4102 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile, takibin 4.150,90 TL üzerinden aynen devamına, iş bu dava yönünden açılan miktar dikkate alınarak, fazlaya ilişkin kısmın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Davacının temyiz itirazları yönünden; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalının temyiz itirazları yönünden; davacı avukat, dava dışı ...'nin yapmış olduğu trafik kazasındaki maluliyeti nedeniyle ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/161 Esas sayılı dosyası ile tazminat davasında vekil olarak görev yaptığını, dava sürerken ...'nin 13.06.2011 tarihinde vefat ettiğini, tek mirasçısı olarak ...un kaldığını, davalıların ...u evlat edinmeleri nedeniyle asıl dava sahibi ... ile yapılan 13.04.2009 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi nedeniyle ilgili tazminat davasındaki vekalet ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, ... Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 04.12.2014 tarihli raporuna göre belirtilen avukatlık sözleşmesindeki ...'ye ait imzanın kendisinin eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiğini, yazılı bir biçimde yapılan anlaşmaların ispat ve şekil şartının davacı tarafça TMK 6 ve HMK 190. maddeleri gereğince yöntemine uygun biçimde ispatlanmadığını, bu şekilde oluşu kabul edilen taraflar arasındaki vekalet ücret sözleşmesinin yazılı olarak kararlaştırılmadığı kabul edilmesi nedeniyle somut olayda uygulanması gereken Avukatlık Kanunu’nun 164/4. fıkrası gereğince, tazminat davasındaki toplam 40.000,00 TL davacı avukatın talep edebileceği müddeabih kabul edilerek bu miktarın %10'u karşılığı 4.000,00 TL vekalet ücreti alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 513. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 397.) maddesi gereğince, kural olarak vekalet sözleşmesi, vekilin veya vekalet verenin ölümü ile kendiliğinden sona erer. Dava konusu olayda da davacı avukat, ...’nin vekili iken, adı geçenin 13.06.2011 tarihinde ölümü üzerine, davacı ile ... arasındaki vekalet sözleşmesi kendiliğinden sona ermiştir. Murisin ölüm tarihi itibariyle dosya henüz sonuçlanmamış olup derdest olduğu, davalılar tarafından davacı avukata vekaletname verilmediği, derdest olan dosyanın başka bir avukata vekalet verilmek suretiyle takip edildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı ile davalılar arasında vekalet ilişkisi kurulmamışsa da, davalılar, murisin borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, murisin davacıya karşı ödemekle yükümlü olduğu vekalet ücretlerinden de müteselsilen sorumludurlar. Bu itibarla davacı avukatın, murisin ölüm tarihi itibariyle devam edip henüz kesinleşmeyen dosyalar bakımından ise, sarf etmiş olduğu emek ve mesaiye, hak ve nesafete göre belirlenecek bir ücrete hak kazandığı kabul edilmelidir.
Dava konusu olayda; mahkemece, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. fıkrası gereğince tazminat davasındaki toplam 40.000,00 TL (20.000,00 TL maddi +20.000,00 TL manevi) davacı avukatın talep edebileceği müddeabih kabul edilerek bu miktarın %10'u karşılığı 4.000,00 TL vekalet ücreti alacağının bulunduğu kabul edilmiş ise de, sarf edilen emek ve mesai ile hak ve nesafete göre belirlenecek olan ücrete karar verilmesi gerekeceği gözardı edilmiştir. O halde mahkemece, davacı avukatın hak ve nesafete göre kazanmış olduğu ücret belirlenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, açıklanan bu husus gözardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, aşağıdaki yazılı olan 25,20 TL. kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan 71,00 TL. harcın istek halinde davalılara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu davacı için açık, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu davalılar yönünden kapalı olmak üzere, 15/01/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. HD. 15.01.2020 T. E: 2019/6580  K: 205


  • Cevap Yok
  • 16-08-2020, Saat: 07:58
  • DuraN
Vekalet sözleşmesinin kural olarak, vekilin veya vekalet verenin ölümü ile kendiliğinden sona ereceği- Vekalet veren kişinin ölüm tarihi itibariyle, dosya henüz sonuçlanmamış yani derdest ise ve işbu ölen kişinin mirasçıları, avukata vekaletname vermiyor hatta derdest olan dosyanın takibini başka bir avukata vekaletname vererek sürdürüyor iseler davacı avukatın, bu dosya bakımından sarf etmiş olduğu emek ve mesaiye, hak ve nesafete göre belirlenecek bir ücrete hak kazandığının kabulü gerektiği-


Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, dava dışı ... ile avukatlık sözleşmesi yaptığını, sözleşme gereği takip ettiği dava sırasında ...'nin vefat ettiğini, vefatından sonra tek mirasçısı olarak kızı ...un kaldığını, ...u davalıların evlatlık olarak aldıklarını, çocuğu evlatlık aldıktan sonra mirası reddetmediklerini, devam eden dava için ise vekaletnameyi kendisine vermeyeceklerini söylediklerini, bunun üzerine vekalet sözleşmesinden dolayı alacağının olduğunu davalılara söylediğini, davalıların bu alacağını vermediklerini, alacağın tahsili için takip başlattığını, davalıların da bu takibe itiraz etmeleri sonucunda takibin durduğunu beyan ederek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2013/4102 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile, takibin 4.150,90 TL üzerinden aynen devamına, iş bu dava yönünden açılan miktar dikkate alınarak, fazlaya ilişkin kısmın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Davacının temyiz itirazları yönünden; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalının temyiz itirazları yönünden; davacı avukat, dava dışı ...'nin yapmış olduğu trafik kazasındaki maluliyeti nedeniyle ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/161 Esas sayılı dosyası ile tazminat davasında vekil olarak görev yaptığını, dava sürerken ...'nin 13.06.2011 tarihinde vefat ettiğini, tek mirasçısı olarak ...un kaldığını, davalıların ...u evlat edinmeleri nedeniyle asıl dava sahibi ... ile yapılan 13.04.2009 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi nedeniyle ilgili tazminat davasındaki vekalet ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, ... Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 04.12.2014 tarihli raporuna göre belirtilen avukatlık sözleşmesindeki ...'ye ait imzanın kendisinin eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiğini, yazılı bir biçimde yapılan anlaşmaların ispat ve şekil şartının davacı tarafça TMK 6 ve HMK 190. maddeleri gereğince yöntemine uygun biçimde ispatlanmadığını, bu şekilde oluşu kabul edilen taraflar arasındaki vekalet ücret sözleşmesinin yazılı olarak kararlaştırılmadığı kabul edilmesi nedeniyle somut olayda uygulanması gereken Avukatlık Kanunu’nun 164/4. fıkrası gereğince, tazminat davasındaki toplam 40.000,00 TL davacı avukatın talep edebileceği müddeabih kabul edilerek bu miktarın %10'u karşılığı 4.000,00 TL vekalet ücreti alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 513. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 397.) maddesi gereğince, kural olarak vekalet sözleşmesi, vekilin veya vekalet verenin ölümü ile kendiliğinden sona erer. Dava konusu olayda da davacı avukat, ...’nin vekili iken, adı geçenin 13.06.2011 tarihinde ölümü üzerine, davacı ile ... arasındaki vekalet sözleşmesi kendiliğinden sona ermiştir. Murisin ölüm tarihi itibariyle dosya henüz sonuçlanmamış olup derdest olduğu, davalılar tarafından davacı avukata vekaletname verilmediği, derdest olan dosyanın başka bir avukata vekalet verilmek suretiyle takip edildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı ile davalılar arasında vekalet ilişkisi kurulmamışsa da, davalılar, murisin borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, murisin davacıya karşı ödemekle yükümlü olduğu vekalet ücretlerinden de müteselsilen sorumludurlar. Bu itibarla davacı avukatın, murisin ölüm tarihi itibariyle devam edip henüz kesinleşmeyen dosyalar bakımından ise, sarf etmiş olduğu emek ve mesaiye, hak ve nesafete göre belirlenecek bir ücrete hak kazandığı kabul edilmelidir.
Dava konusu olayda; mahkemece, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. fıkrası gereğince tazminat davasındaki toplam 40.000,00 TL (20.000,00 TL maddi +20.000,00 TL manevi) davacı avukatın talep edebileceği müddeabih kabul edilerek bu miktarın %10'u karşılığı 4.000,00 TL vekalet ücreti alacağının bulunduğu kabul edilmiş ise de, sarf edilen emek ve mesai ile hak ve nesafete göre belirlenecek olan ücrete karar verilmesi gerekeceği gözardı edilmiştir. O halde mahkemece, davacı avukatın hak ve nesafete göre kazanmış olduğu ücret belirlenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, açıklanan bu husus gözardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, aşağıdaki yazılı olan 25,20 TL. kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan 71,00 TL. harcın istek halinde davalılara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu davacı için açık, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu davalılar yönünden kapalı olmak üzere, 15/01/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. HD. 15.01.2020 T. E: 2019/6580  K: 205


Haczedilmesi Mümkün Olmayan Mal ve Haklar ile ilgili verilen Muvafakatten Vazgeçme

Haciz sırasında ya da haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde, borçlunun “haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak” bu hakkından vazgeçilebileceği–
 
Taraflar arasındaki “şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 18. İcra Tetkik Hakimliğince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.3.2003 gün ve 2003/140 E., 86 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 3.6.2003 gün ve 2003/10206-12983 sayılı ilamı ile; (…Alacaklı S. Arıcan vekili tarafından borçlu Firdevs Ş. hakkında genel haciz yolu ile icra takibine geçilmiş ve örnek 49 numaralı ödeme emri adı geçene 25.1.2003 tarihinde tebliğ edilmiştir. Takibin kesinleşmesinden sonra 21.2.2003 tarihindeki haciz sırasında adı geçenin emekli maaşının tamamına haciz konulmasına muvafakat ettiği görülmektedir.
İİK. 83-a maddesi gereğince “borçlunun, hacizden önceki bir dönemde haczi mümkün olmayan bir mal veya hakkın haczedilebileceğine dair alacaklıya yapmış olduğu anlaşma” geçerli değildir. A.an maddenin amacını açıklayan gerekçesinde de “…borçlunun, hacizden önce sonuçlarını tahmin edemeyeceği cihetle, bir mal veya maaş yahut ücretin haczedilemeyeceği yolunda şikayette bulunmayacağını bildirmesinin, lehine olan yasa hükmünün uygulanmasından feragat etmesinin hükümsüz sayılacağı, zira, bir malın ne derece haczedilmez olduğunun, borçlunun ve ailesinin haciz anındaki durumlarına göre saptanabileceği” ifade olunmuştur. Bu durumda haciz sırasında ya da haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlu, haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebilir.
Somut olayda borçlu Firdevs Ş.’un muvafakatı haciz sırasında olduğuna ve yukarıda açıklanan kurala uygun bulunduğuna göre, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
 HUKUK GENEL KURULU KARARI
Dava (şikayet) borçlu şikayetçinin muvafakatiyle, emekli maaşının tamamına haciz konulmasına ilişkin haciz işleminin iptali ve takibin durdurulması istemine ilişkindir.
Şikayetçi Firdes Ş. vekili, “davalı S. Arıcan tarafından şikayetçi aleyhine 4.224.450.000 TL alacağın tahsili için icra takibine başlandığını, 21.2.2003 tarihinde haciz işlemi yapıldığını, Emekli Sandığından almakta olduğu emekli maaşının tamamı üzerine haciz konulması için 24.2.2003 tarihinde müzekkere yazılmasının davalı tarafça talep edildiğini, bu talebe binaen icra müdürlüğünün, davacının almakta olduğu dul ve yetim maaşının tamamının haczedilerek dosyaya gönderilmesi için Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazdığını, oysa, davacının maaşının tamamının haczine açık bir muvafakat vermediğini, vermesine imkan da bulunmadığını, zira bu maaşından başka hiçbir gelirinin olmadığını, bu işlemin, davacının rızası dışında zaptı okumadan imzalamasından yararlanılarak yapıldığını, esasen davacının okuma ve yazma bilmediğini, çok yaşlı olduğunu, yasaya göre dul ve yetim maaşının haczedilemeyeceğini” ileri sürerek; “haciz işleminin iptaline, takibin durdurulmasına karar verilmesini” istemiştir.
İcra tetkik mercii; icra müdürünün, borçlu ve ailesinin geçinmesi için gereken miktarı araştırıp saptadıktan sonra, haczedilecek azami miktarı belirlemek zorunda olduğu, salt muvafakate dayalı olarak “maaşın tamamının haczine ilişkin işlemin bu nedenle yasaya uygun bulunmadığı” gerekçesiyle, “şikayetçi borçlunun Emekli Sandığından almakta olduğu maaşın dörtte birinden fazla kısmı üzerindeki haczin kaldırılmasına, fazlaya ait istemlerin reddine” karar vermiş; hüküm Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
12. HD. 31.3.2004 T. E:12-167, K:185
Haciz sırasında ya da haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde, borçlunun “haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak” bu hakkından vazgeçilebileceği–
 
Taraflar arasındaki “şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 18. İcra Tetkik Hakimliğince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.3.2003 gün ve 2003/140 E., 86 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 3.6.2003 gün ve 2003/10206-12983 sayılı ilamı ile; (…Alacaklı S. Arıcan vekili tarafından borçlu Firdevs Ş. hakkında genel haciz yolu ile icra takibine geçilmiş ve örnek 49 numaralı ödeme emri adı geçene 25.1.2003 tarihinde tebliğ edilmiştir. Takibin kesinleşmesinden sonra 21.2.2003 tarihindeki haciz sırasında adı geçenin emekli maaşının tamamına haciz konulmasına muvafakat ettiği görülmektedir.
İİK. 83-a maddesi gereğince “borçlunun, hacizden önceki bir dönemde haczi mümkün olmayan bir mal veya hakkın haczedilebileceğine dair alacaklıya yapmış olduğu anlaşma” geçerli değildir. A.an maddenin amacını açıklayan gerekçesinde de “…borçlunun, hacizden önce sonuçlarını tahmin edemeyeceği cihetle, bir mal veya maaş yahut ücretin haczedilemeyeceği yolunda şikayette bulunmayacağını bildirmesinin, lehine olan yasa hükmünün uygulanmasından feragat etmesinin hükümsüz sayılacağı, zira, bir malın ne derece haczedilmez olduğunun, borçlunun ve ailesinin haciz anındaki durumlarına göre saptanabileceği” ifade olunmuştur. Bu durumda haciz sırasında ya da haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlu, haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebilir.
Somut olayda borçlu Firdevs Ş.’un muvafakatı haciz sırasında olduğuna ve yukarıda açıklanan kurala uygun bulunduğuna göre, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
 HUKUK GENEL KURULU KARARI
Dava (şikayet) borçlu şikayetçinin muvafakatiyle, emekli maaşının tamamına haciz konulmasına ilişkin haciz işleminin iptali ve takibin durdurulması istemine ilişkindir.
Şikayetçi Firdes Ş. vekili, “davalı S. Arıcan tarafından şikayetçi aleyhine 4.224.450.000 TL alacağın tahsili için icra takibine başlandığını, 21.2.2003 tarihinde haciz işlemi yapıldığını, Emekli Sandığından almakta olduğu emekli maaşının tamamı üzerine haciz konulması için 24.2.2003 tarihinde müzekkere yazılmasının davalı tarafça talep edildiğini, bu talebe binaen icra müdürlüğünün, davacının almakta olduğu dul ve yetim maaşının tamamının haczedilerek dosyaya gönderilmesi için Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazdığını, oysa, davacının maaşının tamamının haczine açık bir muvafakat vermediğini, vermesine imkan da bulunmadığını, zira bu maaşından başka hiçbir gelirinin olmadığını, bu işlemin, davacının rızası dışında zaptı okumadan imzalamasından yararlanılarak yapıldığını, esasen davacının okuma ve yazma bilmediğini, çok yaşlı olduğunu, yasaya göre dul ve yetim maaşının haczedilemeyeceğini” ileri sürerek; “haciz işleminin iptaline, takibin durdurulmasına karar verilmesini” istemiştir.
İcra tetkik mercii; icra müdürünün, borçlu ve ailesinin geçinmesi için gereken miktarı araştırıp saptadıktan sonra, haczedilecek azami miktarı belirlemek zorunda olduğu, salt muvafakate dayalı olarak “maaşın tamamının haczine ilişkin işlemin bu nedenle yasaya uygun bulunmadığı” gerekçesiyle, “şikayetçi borçlunun Emekli Sandığından almakta olduğu maaşın dörtte birinden fazla kısmı üzerindeki haczin kaldırılmasına, fazlaya ait istemlerin reddine” karar vermiş; hüküm Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
12. HD. 31.3.2004 T. E:12-167, K:185

Engelliye Ait Araçların Haczedilebileceği

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2010/13026
KARAR NO   : 2010/25770   
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu, icra mahkemesine başvuru dilekçesinde, trafikte adına kayıtlı bulunan 06 *** 4322 plaka sayılı aracının haczedildiğini, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden aldığı 27.09.2007 ve 27.10.2008  tarihli hipertansiyon ve böbrek rahatsızlığını belirleyen raporlara dayanarak aracına ihtiyacı bulunduğundan bahisle aracının üzerindeki haczin kaldırılmasını istemiş, mahkemece, şikayetçinin böbrek yetmezliği rahatsızlığı olduğu, üzerine kayıtlı 60 *** 4322 plaka sayılı aracın özürlü aracı olduğu, bu aracın kullanılış amacı göz önüne alındığında, şikayetçi için zaruri olup, haczedilemeyeceğinden söz edilerek şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Söz konusu araç sakatların yer değiştirebilmesi ya da adı geçenlere hareket olanağı sağlamak için zorunlu olan, hareketli sandalye niteliğinde değildir. Sermaye unsurunun ağırlık kazandığı ve lüks sayılan bir kara nakil vasıtası olup, bu nitelikteki bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez. Diğer taraftan araç, İİK.nun 82/2.maddesinde öngörülen bir eşya niteliğinde de değildir. O halde şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin kabulü isabetsizdir.   
SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02/11/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2009/11386
KARAR NO   : 2009/20199
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi borçlu K. Şahin adına kayıtlı 06 *** 615 plaka sayılı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Dosyadaki borçlu K. Şahin'e ait ruhsatname örneğinden aracın sakat aracı olduğu ve sahibi dışında kimsenin kullanamayacağı belirtilmiştir.  Gümrük müsteşarlığı Ankara Gümrükleri Başmüdürlüğünün 13.6.2007 tarih ve 501-10790 sayılı yazısında, mahcuz aracın sakat otomobili olarak kat'i girişinin yapıldığı, otomobilin araç sahibi malul ve sakat kişi tarafından kullanılması zorunlu olup, başkasına devrinin ve satışının mümkün olmadığı belirtilmiş ise de, bu hususun, aracın cebri icra yolu ile haczedilmesine engel teşkil etmesi sözkonusu olamaz. Diğer taraftan mahcuz araç, sakatların yer değiştirebilmesi için zorunlu olan hareketli sandalye niteliğinde sayılamayacağı gibi, sermaye unsurunun da ağır bastığı lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Böyle bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.
Şikayetçi borçlunun haczedilmezlik yönünden ileri sürdüğü neden, Gümrük Yönetmeliği’nin 12.maddesi olup bu hükmün bedelsiz ithal edilen sakat araçlarının vergi ve resim ödenmeden el değiştirmesini önlemeyi amaçladığı gözönünde tutulmadan, borçlunun yaşamını sürdürmesinde kara nakil vasıtası olan ve sermaye unsurunun ağır bastığı lüks sayılan bu otomobilin, hangi yasal nedenle haczinin kabil olmadığı açıkça belirlenmeksizin haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 22.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2006/22276
KARAR NO   : 2007/487
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayete borçlu M. Ören adına kayıtlı 06 *** 9714 plaka sayılı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Dosyadaki borçlu M. Ören’e ait ruhsatname örneğinden sakat aracı olduğu ve sahibi dışında kimsenin kullanamayacağı belirtilmiştir. Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün yazılarında bedelsiz olarak ithal edilen mahcuz aracın Yönetmeliğin 12.maddesi uyarınca 5 yıl geçmeden başkasına satış ve devrinin mümkün olmadığı belirtilmiş ise de bu hususun hacze konu edilerek cebri icra yolu ile haczedilmesine engel teşkil etmesi sözkonusu olamaz. Diğer taraftan mahcuz araç, sakatların yer değiştirebilmesi için zorunlu olan hareketli sandalye niteliğinde sayılamayacağından da kuşku bulunmadığı gibi, sermaye unsurunun ağır bastığı lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Böyle bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.
Şikayetçi borçlunun haczedilmezlik yönünden ileri sürdüğü neden Gümrük Yönetmeliği’nin 12.maddesi olduğu ve hükmün bedelsiz ithal edilen sakat araçlarının vergi ve resim ödenmeden el değiştirmesini önlemeyi amaçladığı gözönünde tutulmadan, borçlunun yaşamını sürdürmede kara vasıtası sayılan bu otomobilin ne derece zaruri olduğu açıkça belirlenmeksizin haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.   
SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.01.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2005/25927
KARAR NO   : 2006/2717   
 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayete borçlu A. Fazıl Arı adına kayıtlı 42 ** 7040 plaka sayılı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Dosyadaki borçlu A. Fazıl Arı’ya ait ruhsatname örneğinden sakat aracı olduğu ve sahibi dışında kimsenin kullanamayacağı belirtilmiştir. Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 4.11.2000 günlü yazılarında bedelsiz olarak ithal edilen mahcuz aracın Yönetmeliğin 12.maddesi uyarınca 5 yıl geçmeden başkasına satış ve devrinin mümkün olmadığı belirtilmiş ise de bu hususun hacze konu edilerek cebri icra yolu ile haczedilmesine engel teşkil etmesi sözkonusu olamaz. Diğer taraftan mahcuz araç, sakatların yer değiştirebilmesi için zorunlu olan hareketli sandalye niteliğinde sayılamayacağından da kuşku bulunmadığı gibi, sermaye unsurunun ağır bastığı lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Böyle bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.
Şikayetçi borçlunun haczedilmezlik yönünden ileri sürdüğü neden Gümrük Yönetmeliği’nin 12.maddesi olup bu hükmün bedelsiz ithal edilen sakat araçlarının vergi ve resim ödenmeden el değiştirmesini önlemeyi amaçladığı haczedilmezlik şikayetinin ise İİK'nun 82/2. maddesinden kaynaklanıp bu maddede öngörülen kurallara göre değerlendirilmesi zorunludur. Vergi muafiyeti ile ilgili kurallar, örneğin sakat olmayanların muafiyetten istifade edip edemeyeceği hususları hacizden sonra ihale aşamasında tartışılıp değerlendirilecektir. O halde, şikayetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 16.02.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 15-08-2020, Saat: 11:08
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2010/13026
KARAR NO   : 2010/25770   
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu, icra mahkemesine başvuru dilekçesinde, trafikte adına kayıtlı bulunan 06 *** 4322 plaka sayılı aracının haczedildiğini, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden aldığı 27.09.2007 ve 27.10.2008  tarihli hipertansiyon ve böbrek rahatsızlığını belirleyen raporlara dayanarak aracına ihtiyacı bulunduğundan bahisle aracının üzerindeki haczin kaldırılmasını istemiş, mahkemece, şikayetçinin böbrek yetmezliği rahatsızlığı olduğu, üzerine kayıtlı 60 *** 4322 plaka sayılı aracın özürlü aracı olduğu, bu aracın kullanılış amacı göz önüne alındığında, şikayetçi için zaruri olup, haczedilemeyeceğinden söz edilerek şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Söz konusu araç sakatların yer değiştirebilmesi ya da adı geçenlere hareket olanağı sağlamak için zorunlu olan, hareketli sandalye niteliğinde değildir. Sermaye unsurunun ağırlık kazandığı ve lüks sayılan bir kara nakil vasıtası olup, bu nitelikteki bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez. Diğer taraftan araç, İİK.nun 82/2.maddesinde öngörülen bir eşya niteliğinde de değildir. O halde şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin kabulü isabetsizdir.   
SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02/11/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2009/11386
KARAR NO   : 2009/20199
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi borçlu K. Şahin adına kayıtlı 06 *** 615 plaka sayılı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Dosyadaki borçlu K. Şahin'e ait ruhsatname örneğinden aracın sakat aracı olduğu ve sahibi dışında kimsenin kullanamayacağı belirtilmiştir.  Gümrük müsteşarlığı Ankara Gümrükleri Başmüdürlüğünün 13.6.2007 tarih ve 501-10790 sayılı yazısında, mahcuz aracın sakat otomobili olarak kat'i girişinin yapıldığı, otomobilin araç sahibi malul ve sakat kişi tarafından kullanılması zorunlu olup, başkasına devrinin ve satışının mümkün olmadığı belirtilmiş ise de, bu hususun, aracın cebri icra yolu ile haczedilmesine engel teşkil etmesi sözkonusu olamaz. Diğer taraftan mahcuz araç, sakatların yer değiştirebilmesi için zorunlu olan hareketli sandalye niteliğinde sayılamayacağı gibi, sermaye unsurunun da ağır bastığı lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Böyle bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.
Şikayetçi borçlunun haczedilmezlik yönünden ileri sürdüğü neden, Gümrük Yönetmeliği’nin 12.maddesi olup bu hükmün bedelsiz ithal edilen sakat araçlarının vergi ve resim ödenmeden el değiştirmesini önlemeyi amaçladığı gözönünde tutulmadan, borçlunun yaşamını sürdürmesinde kara nakil vasıtası olan ve sermaye unsurunun ağır bastığı lüks sayılan bu otomobilin, hangi yasal nedenle haczinin kabil olmadığı açıkça belirlenmeksizin haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 22.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2006/22276
KARAR NO   : 2007/487
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayete borçlu M. Ören adına kayıtlı 06 *** 9714 plaka sayılı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Dosyadaki borçlu M. Ören’e ait ruhsatname örneğinden sakat aracı olduğu ve sahibi dışında kimsenin kullanamayacağı belirtilmiştir. Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün yazılarında bedelsiz olarak ithal edilen mahcuz aracın Yönetmeliğin 12.maddesi uyarınca 5 yıl geçmeden başkasına satış ve devrinin mümkün olmadığı belirtilmiş ise de bu hususun hacze konu edilerek cebri icra yolu ile haczedilmesine engel teşkil etmesi sözkonusu olamaz. Diğer taraftan mahcuz araç, sakatların yer değiştirebilmesi için zorunlu olan hareketli sandalye niteliğinde sayılamayacağından da kuşku bulunmadığı gibi, sermaye unsurunun ağır bastığı lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Böyle bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.
Şikayetçi borçlunun haczedilmezlik yönünden ileri sürdüğü neden Gümrük Yönetmeliği’nin 12.maddesi olduğu ve hükmün bedelsiz ithal edilen sakat araçlarının vergi ve resim ödenmeden el değiştirmesini önlemeyi amaçladığı gözönünde tutulmadan, borçlunun yaşamını sürdürmede kara vasıtası sayılan bu otomobilin ne derece zaruri olduğu açıkça belirlenmeksizin haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.   
SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.01.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2005/25927
KARAR NO   : 2006/2717   
 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayete borçlu A. Fazıl Arı adına kayıtlı 42 ** 7040 plaka sayılı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Dosyadaki borçlu A. Fazıl Arı’ya ait ruhsatname örneğinden sakat aracı olduğu ve sahibi dışında kimsenin kullanamayacağı belirtilmiştir. Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 4.11.2000 günlü yazılarında bedelsiz olarak ithal edilen mahcuz aracın Yönetmeliğin 12.maddesi uyarınca 5 yıl geçmeden başkasına satış ve devrinin mümkün olmadığı belirtilmiş ise de bu hususun hacze konu edilerek cebri icra yolu ile haczedilmesine engel teşkil etmesi sözkonusu olamaz. Diğer taraftan mahcuz araç, sakatların yer değiştirebilmesi için zorunlu olan hareketli sandalye niteliğinde sayılamayacağından da kuşku bulunmadığı gibi, sermaye unsurunun ağır bastığı lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Böyle bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.
Şikayetçi borçlunun haczedilmezlik yönünden ileri sürdüğü neden Gümrük Yönetmeliği’nin 12.maddesi olup bu hükmün bedelsiz ithal edilen sakat araçlarının vergi ve resim ödenmeden el değiştirmesini önlemeyi amaçladığı haczedilmezlik şikayetinin ise İİK'nun 82/2. maddesinden kaynaklanıp bu maddede öngörülen kurallara göre değerlendirilmesi zorunludur. Vergi muafiyeti ile ilgili kurallar, örneğin sakat olmayanların muafiyetten istifade edip edemeyeceği hususları hacizden sonra ihale aşamasında tartışılıp değerlendirilecektir. O halde, şikayetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.
SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 16.02.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İhalenin Feshi Halinde Tellaliye Harcı iade Edilmez

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

ESAS NO   : 2011/21434
KARAR NO: 2012/8100   



Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Tellaliye harcı, 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; Gerçek veya tüzel kişiler tarafından her ne suretle olursa olsun her çeşit menkul ve gayrimenkul mal ve mahsul satışı tellallık harcına tabidir. Aynı yasanın 68. maddesinde ise, "tellallik harcını, mal ve mahsullerini satan gerçek veya tüzel kişilerin ödemekle mükellef olduklarını" hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda ihalenin feshedilmesi halinde, tellaliye harcının iade edileceği konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

Somut olayda, [b]ihale sırasında tellaliye hizmeti verilmiş ve bu hizmetinin gereği olarak da tellaliye harcı alınmıştır. İhalenin feshedilmiş olması bu hizmetin yapılmadığı sonucunu doğurmayacağından yapılan hizmet karşılığı olarak tellaliye harcının ödenmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. İhalenin feshi halinde iadesi gerekmeyen harcın, tahsili için ihalenin kesinleşmesine de gerek bulunmadığı izahtan varestedir.[/b]

Açıklanan nedenlerle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken ihalenin kesinleşmesinden önce istenemeyeceğinden bahisle tellaliye harcının iptaline dair karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ  : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15/03/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

ESAS NO   : 2011/21434
KARAR NO: 2012/8100   



Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Tellaliye harcı, 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; Gerçek veya tüzel kişiler tarafından her ne suretle olursa olsun her çeşit menkul ve gayrimenkul mal ve mahsul satışı tellallık harcına tabidir. Aynı yasanın 68. maddesinde ise, "tellallik harcını, mal ve mahsullerini satan gerçek veya tüzel kişilerin ödemekle mükellef olduklarını" hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda ihalenin feshedilmesi halinde, tellaliye harcının iade edileceği konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

Somut olayda, [b]ihale sırasında tellaliye hizmeti verilmiş ve bu hizmetinin gereği olarak da tellaliye harcı alınmıştır. İhalenin feshedilmiş olması bu hizmetin yapılmadığı sonucunu doğurmayacağından yapılan hizmet karşılığı olarak tellaliye harcının ödenmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. İhalenin feshi halinde iadesi gerekmeyen harcın, tahsili için ihalenin kesinleşmesine de gerek bulunmadığı izahtan varestedir.[/b]

Açıklanan nedenlerle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken ihalenin kesinleşmesinden önce istenemeyeceğinden bahisle tellaliye harcının iptaline dair karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ  : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15/03/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Ara Karar ile Hükmedilen Tedbir Nafakasının Devamına Karar Verilse Dahi Karar Kesinleşince

T.C
YARGITAY
19.Ceza Dairesi

Esas: 2017 / 3263
Karar: 2017 / 5197
Karar Tarihi: 01.06.2017

Dosya kapsamına göre, davacı ... ile davalı ... arasında görülmekte olan [b]boşanma davasının 16/04/2014 tarihli ara kararı ile davacı ve müşterek çocuklar lehine tedbir nafakasına hükmedildiği[/b], yapılan yargılama sonucunda nafaka alacağının dayanağını oluşturan Ayvalık 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/712 esas sayılı dosyasının [b]boşanma ile sonuçlanarak anılan nafakaların iştirak ve yoksulluk nafakası olarak devamına ilişkin Ayvalık 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02/10/2014 tarihli ve 2013/712 esas, 2014/383 sayılı kararının 27/11/2015 tarihinde kesinleştiği[/b], incelemeye konu dosyada suç tarihinin ise 2016 yılı mart ayı olduğu, benzer bir konuya ilişkin olarak Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18/02/2013 tarihli ve 2012/14143 esas, 2013/1624 sayılı kararında da değinildiği üzere, [b]şikayet tarihi itibariyle boşanma ilamı ve bununla hükmedilen iştirak nafakasına dair ilamın kesinleşmiş olduğunun, eşe ve çocuklara önceki ilamla verilmiş olan tedbir nafakasının boşanma ilamının kesinleşmesi ile son bulacağının (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 197-169. maddeleri), bu ilama dayanılarak yapılmış ek bir talep ve gönderilmiş yeni bir icra emri bulunmadığının, iştirak ve yoksulluk nafakasına dönüşen tedbir nafakasının İcra Müdürlüğünce tahsilinin ise ancak kesinleşen kararın ayrıca takibe konulması veya aynı dosya üzerinden yeni talep açılarak buna ilişkin icra emrinin tebliğiyle mümkün olacağının anlaşılması karşısında[/b], sanığa isnat edilen suçun oluşmadığı nazara alınmadan, beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Ayvalık İcra Ceza Mahkemesinin 10/06/2016 tarihli ve 2016/49 esas, 2016/110 sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında nafaka hükümlerine uymamak eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 01/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 15-08-2020, Saat: 11:05
  • DuraN
T.C
YARGITAY
19.Ceza Dairesi

Esas: 2017 / 3263
Karar: 2017 / 5197
Karar Tarihi: 01.06.2017

Dosya kapsamına göre, davacı ... ile davalı ... arasında görülmekte olan [b]boşanma davasının 16/04/2014 tarihli ara kararı ile davacı ve müşterek çocuklar lehine tedbir nafakasına hükmedildiği[/b], yapılan yargılama sonucunda nafaka alacağının dayanağını oluşturan Ayvalık 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/712 esas sayılı dosyasının [b]boşanma ile sonuçlanarak anılan nafakaların iştirak ve yoksulluk nafakası olarak devamına ilişkin Ayvalık 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02/10/2014 tarihli ve 2013/712 esas, 2014/383 sayılı kararının 27/11/2015 tarihinde kesinleştiği[/b], incelemeye konu dosyada suç tarihinin ise 2016 yılı mart ayı olduğu, benzer bir konuya ilişkin olarak Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18/02/2013 tarihli ve 2012/14143 esas, 2013/1624 sayılı kararında da değinildiği üzere, [b]şikayet tarihi itibariyle boşanma ilamı ve bununla hükmedilen iştirak nafakasına dair ilamın kesinleşmiş olduğunun, eşe ve çocuklara önceki ilamla verilmiş olan tedbir nafakasının boşanma ilamının kesinleşmesi ile son bulacağının (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 197-169. maddeleri), bu ilama dayanılarak yapılmış ek bir talep ve gönderilmiş yeni bir icra emri bulunmadığının, iştirak ve yoksulluk nafakasına dönüşen tedbir nafakasının İcra Müdürlüğünce tahsilinin ise ancak kesinleşen kararın ayrıca takibe konulması veya aynı dosya üzerinden yeni talep açılarak buna ilişkin icra emrinin tebliğiyle mümkün olacağının anlaşılması karşısında[/b], sanığa isnat edilen suçun oluşmadığı nazara alınmadan, beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Ayvalık İcra Ceza Mahkemesinin 10/06/2016 tarihli ve 2016/49 esas, 2016/110 sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında nafaka hükümlerine uymamak eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 01/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

OSB Tahsis Hakkının Hazci ve Kıymet Takdiri

Takip dosyasında sadece arsa tahsis hakkı haczedilmiş olup, haciz asıl İcra Müdürlüğü'nce doğrudan OSB Müdürlüğü'ne haciz müzekkeresi yazılarak gerçekleştirilmiştir. Arsa tahsis hakkının haczedilemeyeceğine dair 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nda bir hüküm bulunmamaktadır. (Nitekim bu hususa ilişkin Malatya 1. OSB Müdürlüğü'nün şikayeti Adana 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/80 E. 2016/91 K. sayılı kararı ile reddedilmiş ve Yargıtay 12. HD.nin 2016/ 28952 E. 2018/1644 K.sayılı kararı ile onanmıştır.)Arsa tahsis hakkına ilişkin kıymet takdiri de 16.11.2016 tarihli nokta talimat ile gerçekleştirilmiş olup talimatta taşınmazın değerininde hesaplanması istenmiştir. Şikayetçinin kıymet takdirinin iptali istemi MK.nun 684. maddesine dayalıdır.MK.nun 684.maddesi hükmüne göre mütemmim cüz niteliğindeki şeyler, bütünden ayrı haczedilemez. Somut olayda; taşınmaz tapuda takip dışı 1. Organize Sanayi Bölgesi adına kayıtlı olduğundan haczedilemez. Dolayısıyla haczedilemeyen taşınmazın değeri “arsa tahsis hakkının” kıymetini belirlemede esas alınamaz. Diğer taraftan %80’i tamamlanan, betonarme ve prefabrik yapı elamanlarından oluşan fabrika inşaatı üzerinde bir haciz yoktur. Bu nedenle ve fabrika inşaatı mütemmim cüz olup ana taşınmazdan ayrı haczedilemeyeceğinden fabrika inşaatının değeri de kıymet takdirinde esas alınamaz. Anılan hususlar kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete tabidir. Bu durumda ilk derece mahkemesince kıymet takdirinin iptaline ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi isabetsizdir.ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/1089 KARAR NO: 2018/1310 YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/549 KARAR NO: 2020/549
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:53
  • DuraN
Takip dosyasında sadece arsa tahsis hakkı haczedilmiş olup, haciz asıl İcra Müdürlüğü'nce doğrudan OSB Müdürlüğü'ne haciz müzekkeresi yazılarak gerçekleştirilmiştir. Arsa tahsis hakkının haczedilemeyeceğine dair 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nda bir hüküm bulunmamaktadır. (Nitekim bu hususa ilişkin Malatya 1. OSB Müdürlüğü'nün şikayeti Adana 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/80 E. 2016/91 K. sayılı kararı ile reddedilmiş ve Yargıtay 12. HD.nin 2016/ 28952 E. 2018/1644 K.sayılı kararı ile onanmıştır.)Arsa tahsis hakkına ilişkin kıymet takdiri de 16.11.2016 tarihli nokta talimat ile gerçekleştirilmiş olup talimatta taşınmazın değerininde hesaplanması istenmiştir. Şikayetçinin kıymet takdirinin iptali istemi MK.nun 684. maddesine dayalıdır.MK.nun 684.maddesi hükmüne göre mütemmim cüz niteliğindeki şeyler, bütünden ayrı haczedilemez. Somut olayda; taşınmaz tapuda takip dışı 1. Organize Sanayi Bölgesi adına kayıtlı olduğundan haczedilemez. Dolayısıyla haczedilemeyen taşınmazın değeri “arsa tahsis hakkının” kıymetini belirlemede esas alınamaz. Diğer taraftan %80’i tamamlanan, betonarme ve prefabrik yapı elamanlarından oluşan fabrika inşaatı üzerinde bir haciz yoktur. Bu nedenle ve fabrika inşaatı mütemmim cüz olup ana taşınmazdan ayrı haczedilemeyeceğinden fabrika inşaatının değeri de kıymet takdirinde esas alınamaz. Anılan hususlar kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete tabidir. Bu durumda ilk derece mahkemesince kıymet takdirinin iptaline ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi isabetsizdir.ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/1089 KARAR NO: 2018/1310 YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/549 KARAR NO: 2020/549

İtirazın İptali Davasından Önce Yapılan Ödeme Düşüldükten Sonra Kalan Miktar

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/19-532
K. 2011/640
T. 19.10.2011

[b]• İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ ( Dava Açılmadan Önce Borçlu Tarafından Ödeme Yapılması Halinde Yapılan Bu Ödeme Düşüldükten Sonra Kalan Miktar Üzerinden Dava Açılması Gerektiği )
• HUKUKİ YARAR ( İtirazın İptali - Takipten Sonra Ancak Dava Açılmadan Önce Yapılmış Olan Ödemeler Yönünden Dava Açılmasında Hukuki Yarar Bulunmadığı )
• ÖDEME YAPILMASI ( İtirazın İptali İstemi - Dava Açılmadan Önce Borçlu Tarafından Ödeme Yapılması Halinde Yapılan Bu Ödeme Düşüldükten Sonra Kalan Miktar Üzerinden Dava Açılması Gerektiği )
[/b]

2004/m.67,84

ÖZET : Dava, İcra ve İflas Kanununun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. İtirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.12.2008 gün ve 2007/210-2008/584 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 10.03.2010 gün ve 2009/4360-2010/2159 sayılı ilamı ile;


( ... Davacı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan müvekkilinin 4.611,66 USD cari hesap bakiyesi alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının malların konsinye verildiğini, borcunun 2.286,08 USD olduğunu iddia ederek takipte talep ettikleri alacağın tamamına itiraz ettiğini belirterek davalının 4.611.65 USD ( x1.4020=6.465,55 YTL )asıl alacak yönünden yaptığı itirazın iptaline ve inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı temsilcisi, davacının satılması için, kendilerinin istemedikleri değişik ürünleri fatura ederek gönderdiğini, kendi sipariş ettikleri malların bedellerini ödediklerini, konsinye ürünlerin ise davacı yanca iade alınmadığını, bu ürünlerin 2007 yılına kadar satılmadığı için ödenmediğini, kendisinin icra takibinden sonra ödemeler yaptığını, 14.4.2007 tarihi itibariyle 625,20 USD borçları kaldığını, davacının son hesap ekstresinde ise kalan borun 50 USD.olduğunu bildirmiştir.

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının 12.6.2007 havale tarihli dilekçesiyle davasını 4.961,06 USD üzerinden ıslah ettiği, davalının kapanış tasdiki olmayan defterlerinde takip tarihi itibariyle borcunun 4.961,06 USD olduğu, takipten sonra yapılan ödemelerin icra müdürlüğünce dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle ıslah edilmiş davanın kabulüne, davalının itirazının 4.961,06 USD asıl alacak için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, 4.961,06 USD asıl alacağa takipten itibaren devlet bankalarınca bir yıllık USD mevduatına uygulanan en yüksek oranda faiz işletilmesine, davalının takipten sonra davacıya haricen yaptığı ödemelerin BK.nun 84.maddesi de dikkate alınarak hükmün icrası sırasında nazara alınmasına, davalının hüküm altına alınan USD alacağının takip tarihindeki YTL kuru üzerinden belirlenen 6.924.19 YTL’nin %40’ı oranında hesaplanan 2.769,66 YTL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.


İtirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2003 gün 2003/19-589 esas, 2003/645 karar sayılı kararında da açıkça belirtilmiştir. Mahkemece bu yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir... ),

Gerekçesiyle davalı yararına bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, İcra ve İflas Kanununun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemenin, davanın kabulüne dair verdiği karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.


Taraflar arasındaki ticari ilişki sonucu düzenlenen faturalar bedelinin ödenmemesi üzerine davacı/alacaklı, 20.03.2007 tarihinde davalı/borçlu aleyhine ilamsız icra takibine girişmiş; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, 7.600.19-USD ( x 1,4020=10.655,47-YTL )asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Ödeme emri 21.03.2007 tarihinde takip borçlusu/davalı şirkete tebliğ edilmiş; davalı şirket temsilcisinin 28.03.2007 tarihinde borca itirazı üzerine de 09.04.2007 tarihinde eldeki dava açılmıştır. Davalı/borçlu tarafından, davacı/alacaklıya haricen; takip tarihinden sonra olmak üzere 21.03.2007 günü 348,57-USD, 27.03.2007 günü 2.326,41 USD, 31.03.2007 günü 717,88-USD ödemeler yapıldığı; yine eldeki davanın açılmasından sonra, 14.04.2007 günü 882,82-USD, 20.04.2007 günü 185,38-USD, 14.05.2007 günü 200,00-USD, 21.05.007 günü 100,62-USD, 29.05.2007 günü 149,38-USD ve 26.06.2007 günü 50,00-USD ödemede bulunulduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık;icra takibinden sonra ancak itirazın iptali davası açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönüyle davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden;davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ( İİK )’nun 67.maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nun 66.maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ( İİK.m.67/1 ). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. [b]Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla , burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur.[/b] Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkar tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.


[b]Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamış iken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır.[/b] Zira, itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç ( alacağın tahsili ), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır. [b]Bunun gibi, takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da, ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın mevcut olmayacağı kuşkusuzdur[/b] ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2004 gün, E:2004/9-508 K:2004/562; 30.03.2005 gün, E:2005/19-200 K:2005/210; 08.06.2005 gün, E:2005/19-270 K:2005/365; 18.04.2007 gün, E:2007/19-159 K:2007/220; 04.07.2007 gün ve E:2007/13-453 K:2007/453; 09.02.2011 gün ve E:2011/13-29, K:56 sayılı kararları ).

[b]Sonuç itibariyle; icra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla, takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararı bulunmamaktadır. Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2003 gün ve E:2003/19-589, K:2003/645 sayılı ilamında da benimsenmiştir.[/b]

Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmede bir kısım üyelerce “takipten sonra, ancak dava açılmadan önce borçlu tarafından yapılmış olan ödemelerin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 84.maddesi gereğince, öncelikle işlemiş faiz ve masraflara mahsup edileceğinden, asıl alacak ödense bile, faiz ve masraflar yönüyle dava açmakta davacının hukuki yararının bulunduğu” belirtilmiş ise de; [b]çoğunluk tarafından, “takipten sonra, ancak davadan önce yapılan kısmi ödeme miktarı bakımından dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığından dava reddedilse -veya kısmi ödeme miktarınca dava açılmasa- bile, kısmi ödemenin yapıldığı icra takibinin kendi yasal prosedürü içerisinde devam edeceği, hatta asıl borç kalksa bile faiz ve ferileri yönünden takibin süreceği, salt bu nedenle icra dosyasının kapanmasından söz edilemeyeceği;[/b]” gerekçesiyle bu görüş benimsenmemiştir.


Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, takipten sonra ancak dava açılmadan önce yapılmış kısmi ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığına işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken;yanılgılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı şirket temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 19.10 2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.


[b]KARŞI OY :[/b] Genel hükümlere göre açılan davalarda kural olarak haklılık durumu dava tarihine göre belirlenir. İtirazın iptali davasının amacı itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamaktır. Bu nedenle davada haklılık durumu takip tarihi itibariyle belirlenmelidir ( HGK. 16.10.1996, 19-601/711 ). İtirazın iptali davasında takipten önce, takipten sonra ancak ödeme emrine itiraz süresi bitmeden yapılan ödemeler gözetilir. Ancak ödeme emrine itiraz süresinin geçmesinden sonra yapılan ödemeler dikkate alınmaz. Bu tür ödemeler kararın infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınıp borçtan mahsup edilmelidir. Aksi halde ödeme tarihleri itibariyle takip konusu alacağa faiz yürütülüp, ödemenin öncelikle faize mahsup edilmesinden sonra kalan alacak saptanarak hüküm kurulmalıdır. Bu şekilde yapılacak işlem sonucu bulunan meblağ üzerinden hüküm kurulması infazda tereddüt yaratır. Davacının davadan önce yapılan ödemeler yönünden tüm borç ödenip, infaz edilmediği sürece hukuki yararı bulunmaktadır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi yerinde olup, hükmün direnmeye uygun daireye gönderilmesi gerekir. Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüş ve gerekçesine katılmıyorum.”
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/19-532
K. 2011/640
T. 19.10.2011

[b]• İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ ( Dava Açılmadan Önce Borçlu Tarafından Ödeme Yapılması Halinde Yapılan Bu Ödeme Düşüldükten Sonra Kalan Miktar Üzerinden Dava Açılması Gerektiği )
• HUKUKİ YARAR ( İtirazın İptali - Takipten Sonra Ancak Dava Açılmadan Önce Yapılmış Olan Ödemeler Yönünden Dava Açılmasında Hukuki Yarar Bulunmadığı )
• ÖDEME YAPILMASI ( İtirazın İptali İstemi - Dava Açılmadan Önce Borçlu Tarafından Ödeme Yapılması Halinde Yapılan Bu Ödeme Düşüldükten Sonra Kalan Miktar Üzerinden Dava Açılması Gerektiği )
[/b]

2004/m.67,84

ÖZET : Dava, İcra ve İflas Kanununun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. İtirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.12.2008 gün ve 2007/210-2008/584 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 10.03.2010 gün ve 2009/4360-2010/2159 sayılı ilamı ile;


( ... Davacı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan müvekkilinin 4.611,66 USD cari hesap bakiyesi alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının malların konsinye verildiğini, borcunun 2.286,08 USD olduğunu iddia ederek takipte talep ettikleri alacağın tamamına itiraz ettiğini belirterek davalının 4.611.65 USD ( x1.4020=6.465,55 YTL )asıl alacak yönünden yaptığı itirazın iptaline ve inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı temsilcisi, davacının satılması için, kendilerinin istemedikleri değişik ürünleri fatura ederek gönderdiğini, kendi sipariş ettikleri malların bedellerini ödediklerini, konsinye ürünlerin ise davacı yanca iade alınmadığını, bu ürünlerin 2007 yılına kadar satılmadığı için ödenmediğini, kendisinin icra takibinden sonra ödemeler yaptığını, 14.4.2007 tarihi itibariyle 625,20 USD borçları kaldığını, davacının son hesap ekstresinde ise kalan borun 50 USD.olduğunu bildirmiştir.

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının 12.6.2007 havale tarihli dilekçesiyle davasını 4.961,06 USD üzerinden ıslah ettiği, davalının kapanış tasdiki olmayan defterlerinde takip tarihi itibariyle borcunun 4.961,06 USD olduğu, takipten sonra yapılan ödemelerin icra müdürlüğünce dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle ıslah edilmiş davanın kabulüne, davalının itirazının 4.961,06 USD asıl alacak için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, 4.961,06 USD asıl alacağa takipten itibaren devlet bankalarınca bir yıllık USD mevduatına uygulanan en yüksek oranda faiz işletilmesine, davalının takipten sonra davacıya haricen yaptığı ödemelerin BK.nun 84.maddesi de dikkate alınarak hükmün icrası sırasında nazara alınmasına, davalının hüküm altına alınan USD alacağının takip tarihindeki YTL kuru üzerinden belirlenen 6.924.19 YTL’nin %40’ı oranında hesaplanan 2.769,66 YTL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.


İtirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2003 gün 2003/19-589 esas, 2003/645 karar sayılı kararında da açıkça belirtilmiştir. Mahkemece bu yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir... ),

Gerekçesiyle davalı yararına bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, İcra ve İflas Kanununun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemenin, davanın kabulüne dair verdiği karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.


Taraflar arasındaki ticari ilişki sonucu düzenlenen faturalar bedelinin ödenmemesi üzerine davacı/alacaklı, 20.03.2007 tarihinde davalı/borçlu aleyhine ilamsız icra takibine girişmiş; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, 7.600.19-USD ( x 1,4020=10.655,47-YTL )asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Ödeme emri 21.03.2007 tarihinde takip borçlusu/davalı şirkete tebliğ edilmiş; davalı şirket temsilcisinin 28.03.2007 tarihinde borca itirazı üzerine de 09.04.2007 tarihinde eldeki dava açılmıştır. Davalı/borçlu tarafından, davacı/alacaklıya haricen; takip tarihinden sonra olmak üzere 21.03.2007 günü 348,57-USD, 27.03.2007 günü 2.326,41 USD, 31.03.2007 günü 717,88-USD ödemeler yapıldığı; yine eldeki davanın açılmasından sonra, 14.04.2007 günü 882,82-USD, 20.04.2007 günü 185,38-USD, 14.05.2007 günü 200,00-USD, 21.05.007 günü 100,62-USD, 29.05.2007 günü 149,38-USD ve 26.06.2007 günü 50,00-USD ödemede bulunulduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık;icra takibinden sonra ancak itirazın iptali davası açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönüyle davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden;davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ( İİK )’nun 67.maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nun 66.maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ( İİK.m.67/1 ). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. [b]Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla , burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur.[/b] Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkar tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.


[b]Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamış iken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır.[/b] Zira, itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç ( alacağın tahsili ), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır. [b]Bunun gibi, takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da, ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın mevcut olmayacağı kuşkusuzdur[/b] ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2004 gün, E:2004/9-508 K:2004/562; 30.03.2005 gün, E:2005/19-200 K:2005/210; 08.06.2005 gün, E:2005/19-270 K:2005/365; 18.04.2007 gün, E:2007/19-159 K:2007/220; 04.07.2007 gün ve E:2007/13-453 K:2007/453; 09.02.2011 gün ve E:2011/13-29, K:56 sayılı kararları ).

[b]Sonuç itibariyle; icra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması halinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla, takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararı bulunmamaktadır. Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2003 gün ve E:2003/19-589, K:2003/645 sayılı ilamında da benimsenmiştir.[/b]

Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmede bir kısım üyelerce “takipten sonra, ancak dava açılmadan önce borçlu tarafından yapılmış olan ödemelerin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 84.maddesi gereğince, öncelikle işlemiş faiz ve masraflara mahsup edileceğinden, asıl alacak ödense bile, faiz ve masraflar yönüyle dava açmakta davacının hukuki yararının bulunduğu” belirtilmiş ise de; [b]çoğunluk tarafından, “takipten sonra, ancak davadan önce yapılan kısmi ödeme miktarı bakımından dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığından dava reddedilse -veya kısmi ödeme miktarınca dava açılmasa- bile, kısmi ödemenin yapıldığı icra takibinin kendi yasal prosedürü içerisinde devam edeceği, hatta asıl borç kalksa bile faiz ve ferileri yönünden takibin süreceği, salt bu nedenle icra dosyasının kapanmasından söz edilemeyeceği;[/b]” gerekçesiyle bu görüş benimsenmemiştir.


Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, takipten sonra ancak dava açılmadan önce yapılmış kısmi ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığına işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken;yanılgılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı şirket temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 19.10 2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.


[b]KARŞI OY :[/b] Genel hükümlere göre açılan davalarda kural olarak haklılık durumu dava tarihine göre belirlenir. İtirazın iptali davasının amacı itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamaktır. Bu nedenle davada haklılık durumu takip tarihi itibariyle belirlenmelidir ( HGK. 16.10.1996, 19-601/711 ). İtirazın iptali davasında takipten önce, takipten sonra ancak ödeme emrine itiraz süresi bitmeden yapılan ödemeler gözetilir. Ancak ödeme emrine itiraz süresinin geçmesinden sonra yapılan ödemeler dikkate alınmaz. Bu tür ödemeler kararın infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınıp borçtan mahsup edilmelidir. Aksi halde ödeme tarihleri itibariyle takip konusu alacağa faiz yürütülüp, ödemenin öncelikle faize mahsup edilmesinden sonra kalan alacak saptanarak hüküm kurulmalıdır. Bu şekilde yapılacak işlem sonucu bulunan meblağ üzerinden hüküm kurulması infazda tereddüt yaratır. Davacının davadan önce yapılan ödemeler yönünden tüm borç ödenip, infaz edilmediği sürece hukuki yararı bulunmaktadır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi yerinde olup, hükmün direnmeye uygun daireye gönderilmesi gerekir. Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüş ve gerekçesine katılmıyorum.”

Fona Devredilen Alacakların Zamanaşımı

…Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan genel haciz yoluyla ilamsız icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; icra takip dosyasında son işlem tarihinden itibaren on yıldan fazla zaman geçtiğini, takibin zamanaşımına uğradığını ileri sürerek zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Takip dayanağı taşıt kredisi sözleşmesidir. Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtildiği üzere kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Somut olayda da alacağın niteliği itibarıyla zamanaşımı süresi on yıl olup ödeme emrinin 17/03/2004 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, ödeme emrine itiraz edilmeyerek takibin kesinleştiği, alacaklı vekilinin haciz talep etmesi üzerine esas icra müdürlüğü tarafından talimat yazıldığı ve talimat icra dairesinin 22.10.2005 tarihinde borçlunun menkul mallarının haczi için işlem yaptığı, şikayet tarihi 18/06/2015 olup on yıllık sürenin geçmediği ve zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken istemin kabulü ile icranın geri bırakılması yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. 12. Hukuk Dairesi 2015/31946 E.,2016/9808 K. Alacaklı vekili tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlu vekilinin, takibin işlemsiz bırakılması nedeniyle zamanaşımının oluştuğunu ileri sürerek icranın geri bırakılmasını istediği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere takip dayanağı çekin ibraz süresinin bitim tarihi 03/02/2012 tarihinden önce olduğundan 6 aylık zamanaşımı süresine tabidir. Somut olayda, örnek 10 ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ve takibin kesinleştiği, takibin kesinleşmesinden sonra alacaklı vekilinin şikayetçi borçlu hakkında, 23/05/2012-07/05/2013 ile 07/02/2014-16/09/2014 tarihleri arasında zamanaşımını kesen bir takip işlemi bulunmadığından takip dayanağı çeke ilişkin 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmıştır. O halde mahkemece İİK’nun 71/son maddesi göndermesiyle uygulanması gereken aynı Kanun’un 33/a maddesi gereğince icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. 12. Hukuk Dairesi 2016/2375 E. , 2016/7141 K. Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinin kesinleşmesinden sonra borçlunun zamanaşımı nedeniyle İİK.’nun 71. ve 33-a maddeleri uyarınca icranın geri bırakılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır. Takip dayanağı bono olup takip tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK.’nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında uygulanması gereken aynı Kanun’un 661/l. maddesi gereğince, keşideciye karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır. Öte yandan, 12.12.2003 günlü 5020 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanunu’na eklenen ve 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak öngörülmüştür. Aynı kural, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesinde de benimsenmiş olup; anılan maddede “Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır.” hükmüne yer verilmiştir. Nitekim, 5411 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesinde; “Bu kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir.” düzenlemesi yer almakta iken; anılan maddede yer alan ”zamanaşımı” sözcüğü Anayasa Mahkemesi’nin 04.06.2014 tarih ve 2014/85-103 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve söz konusu kararın, 12.09.2014 tarihinde 29117 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen kararıyla TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına yönelik düzenleme iptal edilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen geçici 16. maddenin yürürlük tarihi olan 01.11.2005 tarihinden önce bonoyu düzenleyen keşideci hakkında uygulanması öngörülen üç yıllık zamanaşımı süresinin dolması halinde Fon lehine getirilen zamanaşımı düzenlemesinin uygulanma olanağı kalmadığından zamanaşımının yirmi yıl olduğunun kabulü de mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, Anayasa’nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümese de, 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere, iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, takibe konu bonoda keşideci konumunda olan borçlu hakkında 18.02.2000 tarihinde takibe başlandığı, 22.02.2000 tarihinde ödeme emri tebliğ edilerek takibin kesinleştiği, alacaklı tarafça 24.04.2000 tarihinden 07.05.2003 tarihine kadar borçlu ile ilgili zamanaşımını kesen bir işlem yapılmadığı görülmektedir. Öyleyse, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde belirtilen tarihler arasında keşideci konumunda olan borçlu hakkında üç yıllık zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmakta olup; esasen, bu husus mahkemenin de kabulündedir. O halde, mahkemece, istemin açıklanan nedenle kabulüne karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle hüküm tesisi yerinde değil ise de; sonuçta istem kabul edildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması gerekmiştir. 12. Hukuk Dairesi 2015/23416 E. , 2016/5011 K.
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:48
  • DuraN
…Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan genel haciz yoluyla ilamsız icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; icra takip dosyasında son işlem tarihinden itibaren on yıldan fazla zaman geçtiğini, takibin zamanaşımına uğradığını ileri sürerek zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Takip dayanağı taşıt kredisi sözleşmesidir. Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtildiği üzere kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Somut olayda da alacağın niteliği itibarıyla zamanaşımı süresi on yıl olup ödeme emrinin 17/03/2004 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, ödeme emrine itiraz edilmeyerek takibin kesinleştiği, alacaklı vekilinin haciz talep etmesi üzerine esas icra müdürlüğü tarafından talimat yazıldığı ve talimat icra dairesinin 22.10.2005 tarihinde borçlunun menkul mallarının haczi için işlem yaptığı, şikayet tarihi 18/06/2015 olup on yıllık sürenin geçmediği ve zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken istemin kabulü ile icranın geri bırakılması yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. 12. Hukuk Dairesi 2015/31946 E.,2016/9808 K. Alacaklı vekili tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlu vekilinin, takibin işlemsiz bırakılması nedeniyle zamanaşımının oluştuğunu ileri sürerek icranın geri bırakılmasını istediği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere takip dayanağı çekin ibraz süresinin bitim tarihi 03/02/2012 tarihinden önce olduğundan 6 aylık zamanaşımı süresine tabidir. Somut olayda, örnek 10 ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ve takibin kesinleştiği, takibin kesinleşmesinden sonra alacaklı vekilinin şikayetçi borçlu hakkında, 23/05/2012-07/05/2013 ile 07/02/2014-16/09/2014 tarihleri arasında zamanaşımını kesen bir takip işlemi bulunmadığından takip dayanağı çeke ilişkin 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmıştır. O halde mahkemece İİK’nun 71/son maddesi göndermesiyle uygulanması gereken aynı Kanun’un 33/a maddesi gereğince icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. 12. Hukuk Dairesi 2016/2375 E. , 2016/7141 K. Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinin kesinleşmesinden sonra borçlunun zamanaşımı nedeniyle İİK.’nun 71. ve 33-a maddeleri uyarınca icranın geri bırakılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır. Takip dayanağı bono olup takip tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK.’nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında uygulanması gereken aynı Kanun’un 661/l. maddesi gereğince, keşideciye karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır. Öte yandan, 12.12.2003 günlü 5020 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanunu’na eklenen ve 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak öngörülmüştür. Aynı kural, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesinde de benimsenmiş olup; anılan maddede “Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır.” hükmüne yer verilmiştir. Nitekim, 5411 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesinde; “Bu kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir.” düzenlemesi yer almakta iken; anılan maddede yer alan ”zamanaşımı” sözcüğü Anayasa Mahkemesi’nin 04.06.2014 tarih ve 2014/85-103 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve söz konusu kararın, 12.09.2014 tarihinde 29117 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen kararıyla TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına yönelik düzenleme iptal edilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen geçici 16. maddenin yürürlük tarihi olan 01.11.2005 tarihinden önce bonoyu düzenleyen keşideci hakkında uygulanması öngörülen üç yıllık zamanaşımı süresinin dolması halinde Fon lehine getirilen zamanaşımı düzenlemesinin uygulanma olanağı kalmadığından zamanaşımının yirmi yıl olduğunun kabulü de mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, Anayasa’nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümese de, 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere, iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, takibe konu bonoda keşideci konumunda olan borçlu hakkında 18.02.2000 tarihinde takibe başlandığı, 22.02.2000 tarihinde ödeme emri tebliğ edilerek takibin kesinleştiği, alacaklı tarafça 24.04.2000 tarihinden 07.05.2003 tarihine kadar borçlu ile ilgili zamanaşımını kesen bir işlem yapılmadığı görülmektedir. Öyleyse, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde belirtilen tarihler arasında keşideci konumunda olan borçlu hakkında üç yıllık zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmakta olup; esasen, bu husus mahkemenin de kabulündedir. O halde, mahkemece, istemin açıklanan nedenle kabulüne karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle hüküm tesisi yerinde değil ise de; sonuçta istem kabul edildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması gerekmiştir. 12. Hukuk Dairesi 2015/23416 E. , 2016/5011 K.

13 Örnek - Takip Talebinde "Haciz ve Tahliye" Yazılmazsa Tahliye İstenemez

[b]T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
[/b]


[b]ESAS NO.[/b] 2017/13162
[b]KARAR NO.[/b] 2017/10909
[b]KARAR TARİHİ.[/b] 18.09.2017

[b]DAVA[/b]

Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

[b]KARAR[/b]

Dava davalı kefillerin itirazlarının kaldırılması ve kiracı Melissa Tarım ve Tarım Ürünleri Hayvancılık ... Ticaret Limited Şirketinin tahliyesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Tüm davalıların, 02.03.2015 tarihli kararı temyiz ettiklerine dair dilekçe ibraz etmelerinden sonra, davalı kefiller tarafından ibraz olunan 13.04.2015 tarihli feragat dilekçesi ile işbu temyiz taleplerinden feragat ettiklerini bildirmişler ve aynı gün başka bir dilekçeyle de bu defa; temyizden feragat taleplerinden feragat ettiklerini beyan etmişlerdir. Davalıların temyizden feragat etmeleri tek taraflı bir irade beyanı olup, bu feragatten vazgeçmeleri mümkün olmadığından vaki feragat sebebiyle davalı kefillertemyiz dilekçelerinin reddine,


2-)Davalı kiracı Şirket temsilcinin temyizine gelince;
Davacı alacaklı vekili, ödenmediği iddia olunan kira bedellerinin tahsili amacıyla 23.06.2014 tarihinde başlatmış olduğu icra takibi sebebiyle düzenlenen ödeme emrine, davalı kiracının itiraz etmemesi sebebiyle, kesinleşen takibe dayalı olarak İcra Mahkemesinden, davalı kiracının tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlara, takip talebinin şartları denir. Kiralayan alacaklı, ilamsız tahliye takip talebinde kiranın ödenmesinden başka, kiracının tahliyesini İ.İ.K.nun 269/1. maddesi gereğince istemek zorundadır. Böylece kiralayan kira bedeli için genel haciz yolu ile takiple tahliye takibini birleştirir. Takip talebi örneğinin 7 numaralı bölümünün karşısındaki boşyere tahliye talebinin yazılması gerekir. Ayrıca 9 numaralı bölümde de bu talebin yeniden haciz ve tahliye şeklinde tekrarlanması gerekir.

Dosyada mevcut, örnek icra takip dosyasındaki takip talepnamesinin incelenmesinden talepte tahliye isteğinin yer almadığı görülmektedir. Tahliye talebi olmayan takibe dayalı olarak, icra müdürlüğünce borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilemez. Alacaklı, böyle bir ödeme emrine dayanarak İcra Mahkemesinden taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda mahkemece, tahliye talebi bulunmayan takip talepnamesine dayalı olarak açılan tahliye davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tahliye kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

[b]SONUÇ[/b]

Yukarıda (2) numaralı bentte yazılı sebeplerle davalı kiracı temsilcisinin temyiz taleplerinin kabulüyle kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:48
  • DuraN
[b]T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
[/b]


[b]ESAS NO.[/b] 2017/13162
[b]KARAR NO.[/b] 2017/10909
[b]KARAR TARİHİ.[/b] 18.09.2017

[b]DAVA[/b]

Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

[b]KARAR[/b]

Dava davalı kefillerin itirazlarının kaldırılması ve kiracı Melissa Tarım ve Tarım Ürünleri Hayvancılık ... Ticaret Limited Şirketinin tahliyesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Tüm davalıların, 02.03.2015 tarihli kararı temyiz ettiklerine dair dilekçe ibraz etmelerinden sonra, davalı kefiller tarafından ibraz olunan 13.04.2015 tarihli feragat dilekçesi ile işbu temyiz taleplerinden feragat ettiklerini bildirmişler ve aynı gün başka bir dilekçeyle de bu defa; temyizden feragat taleplerinden feragat ettiklerini beyan etmişlerdir. Davalıların temyizden feragat etmeleri tek taraflı bir irade beyanı olup, bu feragatten vazgeçmeleri mümkün olmadığından vaki feragat sebebiyle davalı kefillertemyiz dilekçelerinin reddine,


2-)Davalı kiracı Şirket temsilcinin temyizine gelince;
Davacı alacaklı vekili, ödenmediği iddia olunan kira bedellerinin tahsili amacıyla 23.06.2014 tarihinde başlatmış olduğu icra takibi sebebiyle düzenlenen ödeme emrine, davalı kiracının itiraz etmemesi sebebiyle, kesinleşen takibe dayalı olarak İcra Mahkemesinden, davalı kiracının tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlara, takip talebinin şartları denir. Kiralayan alacaklı, ilamsız tahliye takip talebinde kiranın ödenmesinden başka, kiracının tahliyesini İ.İ.K.nun 269/1. maddesi gereğince istemek zorundadır. Böylece kiralayan kira bedeli için genel haciz yolu ile takiple tahliye takibini birleştirir. Takip talebi örneğinin 7 numaralı bölümünün karşısındaki boşyere tahliye talebinin yazılması gerekir. Ayrıca 9 numaralı bölümde de bu talebin yeniden haciz ve tahliye şeklinde tekrarlanması gerekir.

Dosyada mevcut, örnek icra takip dosyasındaki takip talepnamesinin incelenmesinden talepte tahliye isteğinin yer almadığı görülmektedir. Tahliye talebi olmayan takibe dayalı olarak, icra müdürlüğünce borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilemez. Alacaklı, böyle bir ödeme emrine dayanarak İcra Mahkemesinden taşınmazın tahliyesini isteyemez. Bu durumda mahkemece, tahliye talebi bulunmayan takip talepnamesine dayalı olarak açılan tahliye davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tahliye kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

[b]SONUÇ[/b]

Yukarıda (2) numaralı bentte yazılı sebeplerle davalı kiracı temsilcisinin temyiz taleplerinin kabulüyle kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Talep Görüldü Alınmadan Geçerli Bir Talep Değildir.

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/5911

K. 2017/11275

T. 25.9.2017

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Alacaklı tarafından (altı adet) bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde sair itirazı yanında senetlerin zamanaşımına uğradığını da ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, davanın reddine karar verildiği görülmektedir.


Takip dayanağı bononun tanzim tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 Sayılı TTK'nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 661/1. maddesi gereğince, poliçeyi kabul eden muhataba (bonoyu düzenleyen keşideciye) karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır.

818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan ve TTK'nun 690. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 662. maddesinde, zamanaşımını kesen sebepler; "dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi" şeklinde sınırlı olarak sayılmış olup, bu maddede öngörülen sebepler dışında zamanaşımı kesilmez. Yine, aynı Kanunun 663/2. maddesi gereğince, zamanaşımı kesilince, son işlem tarihinden itibaren, müddeti aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar. Ayrıca, alacaklının, takibin devamını sağlayıcı nitelikteki her icra takip işlemi ile de zamanaşımı kesilir ve yeni bir süre işlemeye başlar.

Diğer taraftan, İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır.


Somut olayda; alacaklı tarafından 12/02/1999 tarihinde takibe geçildiği, 16/02/1999 tarihinde ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ve takibin kesinleşmesi üzerine haciz talebinde bulunulduğu, icra takibinin devamına yönelik son talebin, 03/08/2007 tarihli borçlunun adına kayıtlı menkul ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulması amacıyla Ümraniye İcra Müdürlüğüne talimat yazılmasına yönelik talep olduğu, daha sonra takipsiz bırakılan dosyanın 21/12/2010 tarihinde yenilendiği ve yenilemeden sonra yapılan icra takibinin devamına yönelik ilk talebin ise 29/12/2010 tarihli borçlunun araç ve gayrimenkullerinin haczine yönelik talep olduğu, dolayısıyla 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında 3 yıldan fazla zamanın geçtiği ve bu dönemde icra takibinin devamına yönelik icra takip işlemi yapılmadığı, her ne kadar dosya içerisinde, 07/04/2008 tarihli “adına I. Haciz İhbarnamesi gönderilen ve bila tebliğ iade edilen Belgin GÜVEN'in adresinin araştırılmasına” yönelik alacaklı vekili tarafından imzalanmış bir talep mevcut olsa da, İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, söz konusu talebin icra müdürlüğünce kabul edildiğine veya görüldüğüne dair herhangi bir kaydın mevcut olmaması dikkate alındığında, bu talebin yapıldığı kabul edilemeyeceği gibi, söz konusu talep, icra takibinin devamına yönelik talep olarak da dikkate alınamaz.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ve mevzuat hükümleri ışığında, mahkemece takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde, borçlu hakkında 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında üç yıldan fazla bir süreyle herhangi bir icra takip işlemi yapılmaması nedeniyle, İİK'nun 71. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 33/a maddesi uyarınca istemin kabulüyle şikayetçi borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:47
  • DuraN
T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/5911

K. 2017/11275

T. 25.9.2017

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Alacaklı tarafından (altı adet) bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde sair itirazı yanında senetlerin zamanaşımına uğradığını da ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, davanın reddine karar verildiği görülmektedir.


Takip dayanağı bononun tanzim tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 Sayılı TTK'nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 661/1. maddesi gereğince, poliçeyi kabul eden muhataba (bonoyu düzenleyen keşideciye) karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır.

818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan ve TTK'nun 690. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 662. maddesinde, zamanaşımını kesen sebepler; "dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi" şeklinde sınırlı olarak sayılmış olup, bu maddede öngörülen sebepler dışında zamanaşımı kesilmez. Yine, aynı Kanunun 663/2. maddesi gereğince, zamanaşımı kesilince, son işlem tarihinden itibaren, müddeti aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar. Ayrıca, alacaklının, takibin devamını sağlayıcı nitelikteki her icra takip işlemi ile de zamanaşımı kesilir ve yeni bir süre işlemeye başlar.

Diğer taraftan, İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır.


Somut olayda; alacaklı tarafından 12/02/1999 tarihinde takibe geçildiği, 16/02/1999 tarihinde ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ve takibin kesinleşmesi üzerine haciz talebinde bulunulduğu, icra takibinin devamına yönelik son talebin, 03/08/2007 tarihli borçlunun adına kayıtlı menkul ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulması amacıyla Ümraniye İcra Müdürlüğüne talimat yazılmasına yönelik talep olduğu, daha sonra takipsiz bırakılan dosyanın 21/12/2010 tarihinde yenilendiği ve yenilemeden sonra yapılan icra takibinin devamına yönelik ilk talebin ise 29/12/2010 tarihli borçlunun araç ve gayrimenkullerinin haczine yönelik talep olduğu, dolayısıyla 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında 3 yıldan fazla zamanın geçtiği ve bu dönemde icra takibinin devamına yönelik icra takip işlemi yapılmadığı, her ne kadar dosya içerisinde, 07/04/2008 tarihli “adına I. Haciz İhbarnamesi gönderilen ve bila tebliğ iade edilen Belgin GÜVEN'in adresinin araştırılmasına” yönelik alacaklı vekili tarafından imzalanmış bir talep mevcut olsa da, İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, söz konusu talebin icra müdürlüğünce kabul edildiğine veya görüldüğüne dair herhangi bir kaydın mevcut olmaması dikkate alındığında, bu talebin yapıldığı kabul edilemeyeceği gibi, söz konusu talep, icra takibinin devamına yönelik talep olarak da dikkate alınamaz.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ve mevzuat hükümleri ışığında, mahkemece takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde, borçlu hakkında 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında üç yıldan fazla bir süreyle herhangi bir icra takip işlemi yapılmaması nedeniyle, İİK'nun 71. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 33/a maddesi uyarınca istemin kabulüyle şikayetçi borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ADI ORTAKLIK TASFİYE USULÜ VE TASFİYE PAYI HACZI

3. Hukuk Dairesi 2014/2575 E. , 2014/4756 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İZMİR 11.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/06/2012
NUMARASI : 2012/164-2012/116

Taraflar arasında görülen adi ortaklığın tasfiyesi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin, davalılardan... İnşaat Ltd.Şti. aleyhine icra takibi yaptığını; borçlu şirketin diğer davalı ... İnşaat A.Ş. ile birlikte iş ortaklığı kurarak İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdinde metro ve .... inşaat işleri yapımını üstlendiğini öğrendiklerinden, takibin kesinleşmesinden sonra,.... İnş.A.Ş.-... İnş.Ltd.Şti. iş ortaklığına, “İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdinde yapmakta oldukları metro ve sair işleri nedeni ile borçlu şirkete düşecek kar payı ve tasfiye halinde tasfiye hissesi üzerine haciz konulması için 1.haciz ihbarnamesi gönderildiğini; 3.şahıs iş ortaklığı tarafından, icra dosyasına verilen cevapta; borçlunun kar payı olmadığı gibi ortaklığın tasfiyeye girmediği, ancak kar payı dağıtıldığında veya ortaklığın tasfiyeye girmesi halinde borçlunun hissesine düşecek miktarın icra dosyasına gönderileceğinin bildirildiğini; BK.nun 535.maddesinin 3.fıkrasına göre, adi şirketin sona erme sebepleri arasında ortaklardan birinin alacaklısı tarafından tasfiye hissesi hakkında cebri icraya başvurulması gösterildiğinden ve adi şirket tarafından borçlunun tasfiye hissesi üzerine haciz konulmasına karşın, iş ortaklığının tasfiyesine gidilmediğinden; İzmir 9.İcra Mahkemesinin 2009/1585 E.-2010/64 K.sayılı dosyasından adi şirketin tasfiyesi için yetki alındığını belirterek; .. İnşaat A.Ş.-... İnş.Taah.Ltd.Şti. Adi Ortaklığının feshi ile tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Adi Ortaklığın sona erme sebeplerini sayan BK.nun 535.maddesinin 3.fıkrasında ortaklardan birinin tasfiye payı hakkında sadece icra takibi başvurusu yapmak değil, cebri icra (haciz) uygulanması şartı arandığını; şartları bulunmayan ve yerinde olmayan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; “davacının, borçlusunun ortak olduğu adi ortaklığın tasfiyesi davası açabilmesi için İİK.nun 121.maddesi gereğince yetki aldığının görüldüğünü; alınan bilirkişi raporunda, gerçek borç ve alacak durumlarının tasfiye memuru tarafından belirlenebileceği bildirildiğinden; aşağıdaki hüküm kurulmuştur, gerekçesiyle” davacının davasının kabulü ile, ... İnşaat Sanayi A.Ş.-.. İnşaat Ldt.Şti. Ortak girişimi (adi şirket ortaklığının) fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak Mali Müşavir F.. Ç..in atanmasına, tasfiye giderlerinin tasfiye avansı olarak yatırılacak gider avansından karşılanmasına, tasfiye memuruna 1.200 TL ücret takdirine, ücretin davacı tarafından karşılanmasına karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davada; davacı alacaklının, şeriklerden birinin borcu nedeniyle ortağın tasfiye payı üzerine koydurttuğu hacze dayanarak, İcra Mahkemesinden aldığı yetki gereğince; adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi talep edilmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.

Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilânço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.".
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise " Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.)
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilânçosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilânço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Bütün bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin bulunduğu kabul edilerek, uyuşmazlığın; yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde işlem yapılarak, ortaklığın tasfiyesinin yargılama sürecinde gerçekleştirilmesi ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın hükümle sonlandırılması gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu, ileride tekrar uyuşmazlık yaratacak şekilde işin tasfiye memuruna bırakılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:46
  • DuraN
3. Hukuk Dairesi 2014/2575 E. , 2014/4756 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İZMİR 11.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/06/2012
NUMARASI : 2012/164-2012/116

Taraflar arasında görülen adi ortaklığın tasfiyesi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin, davalılardan... İnşaat Ltd.Şti. aleyhine icra takibi yaptığını; borçlu şirketin diğer davalı ... İnşaat A.Ş. ile birlikte iş ortaklığı kurarak İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdinde metro ve .... inşaat işleri yapımını üstlendiğini öğrendiklerinden, takibin kesinleşmesinden sonra,.... İnş.A.Ş.-... İnş.Ltd.Şti. iş ortaklığına, “İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdinde yapmakta oldukları metro ve sair işleri nedeni ile borçlu şirkete düşecek kar payı ve tasfiye halinde tasfiye hissesi üzerine haciz konulması için 1.haciz ihbarnamesi gönderildiğini; 3.şahıs iş ortaklığı tarafından, icra dosyasına verilen cevapta; borçlunun kar payı olmadığı gibi ortaklığın tasfiyeye girmediği, ancak kar payı dağıtıldığında veya ortaklığın tasfiyeye girmesi halinde borçlunun hissesine düşecek miktarın icra dosyasına gönderileceğinin bildirildiğini; BK.nun 535.maddesinin 3.fıkrasına göre, adi şirketin sona erme sebepleri arasında ortaklardan birinin alacaklısı tarafından tasfiye hissesi hakkında cebri icraya başvurulması gösterildiğinden ve adi şirket tarafından borçlunun tasfiye hissesi üzerine haciz konulmasına karşın, iş ortaklığının tasfiyesine gidilmediğinden; İzmir 9.İcra Mahkemesinin 2009/1585 E.-2010/64 K.sayılı dosyasından adi şirketin tasfiyesi için yetki alındığını belirterek; .. İnşaat A.Ş.-... İnş.Taah.Ltd.Şti. Adi Ortaklığının feshi ile tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Adi Ortaklığın sona erme sebeplerini sayan BK.nun 535.maddesinin 3.fıkrasında ortaklardan birinin tasfiye payı hakkında sadece icra takibi başvurusu yapmak değil, cebri icra (haciz) uygulanması şartı arandığını; şartları bulunmayan ve yerinde olmayan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; “davacının, borçlusunun ortak olduğu adi ortaklığın tasfiyesi davası açabilmesi için İİK.nun 121.maddesi gereğince yetki aldığının görüldüğünü; alınan bilirkişi raporunda, gerçek borç ve alacak durumlarının tasfiye memuru tarafından belirlenebileceği bildirildiğinden; aşağıdaki hüküm kurulmuştur, gerekçesiyle” davacının davasının kabulü ile, ... İnşaat Sanayi A.Ş.-.. İnşaat Ldt.Şti. Ortak girişimi (adi şirket ortaklığının) fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak Mali Müşavir F.. Ç..in atanmasına, tasfiye giderlerinin tasfiye avansı olarak yatırılacak gider avansından karşılanmasına, tasfiye memuruna 1.200 TL ücret takdirine, ücretin davacı tarafından karşılanmasına karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davada; davacı alacaklının, şeriklerden birinin borcu nedeniyle ortağın tasfiye payı üzerine koydurttuğu hacze dayanarak, İcra Mahkemesinden aldığı yetki gereğince; adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi talep edilmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.

Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilânço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.".
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise " Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.)
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilânçosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilânço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Bütün bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin bulunduğu kabul edilerek, uyuşmazlığın; yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde işlem yapılarak, ortaklığın tasfiyesinin yargılama sürecinde gerçekleştirilmesi ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın hükümle sonlandırılması gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu, ileride tekrar uyuşmazlık yaratacak şekilde işin tasfiye memuruna bırakılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İhalenin Feshine Sebebiyet Veren Alıcının İİK 133.Md.ne Göre Yapılan İhaleye Katılımı

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2020/143
KARAR NO   : 2020/1432   
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı .... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçinin, 28.06.2018 tarihinde yapılan ihalede taşınmazı satın alıp ihale bedelini ödememesi nedeni ile ihalenin feshine sebep olduğu gerekçesi ile 08.01.2019 tarihinde İİK 133. maddesine göre yapılan tamamlayıcı ihaleye katılma talebinin icra müdürlüğünce %20 teminat yatırması şartına bağlandığı, bu nedenle ihaleye katılımının engellendiği, satışa konu taşınmazdaki miras payının %20 teminat bedelini karşıladığı halde ihaleye katılımının engellenmesinin yasal olmadığı iddiası ile ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, davanın reddi ile %10 para cezasına hükmedildiği, şikayetçi tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemi kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince ortadan kaldırılarak davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Satış dosyasının incelenmesinde; ortaklığın giderilmesi sureti ile 28.06.2018 tarihinde yapılan ihalede hissedarlardan şikayetçi V. Tekin’in en yüksek pey sürerek ihalede taşınmazı satın aldığı,ihale bedelini yatırmaması üzerine 2. en yüksek pey sürene muhtıra tebliğ edildiği, kabul edilmemesi üzerine İİK’nın 133. maddesine göre yapılan ihale öncesi  satış memurluğunca şikayetçinin %20 teminatla ihaleye girmesi yönünde karar verildiği anlaşılmıştır.[b] İcra dairesi, süresinde satış bedelini ödemediği için ihalenin feshine sebebiyet veren birinci alıcının bu ihaleye katılmamasına karar verebileceği gibi birinci alıcının ihaleye peşin para ile girebileceğine de karar verebilir.[/b] İcra dairesi, birinci alıcının ihaleye katılmasına karar verirse birinci alıcının bu ihaleye katılabilmesi için yeniden teminat göstermesi gerekir. Çünkü birinci alıcının daha önce göstermiş olduğu teminat İİK’nun 133/2. maddesi gereğince sorumlu bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulmuştur. Bu durumda 08.01.2019 tarihli satış memuru kararında yasaya aykırılık bulunmadığı ve ihalenin usulüne uygun olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan İİK'nun 133. maddesine göre yapılan ihalelerde, fesih isteminin reddi halinde para cezası öngörülmemiş olup, bu hususta para cezasının uygulandığı aynı Kanun'un 134. maddesine yapılan bir atıf da bulunmamaktadır.
Bu durumda;  başkaca fesih nedeni de olmadığından  ilk derece mahkemesinin fesih isteminin reddine dair kararı yerinde olmakla birlikte şikayetçinin para cezasına mahkûmiyeti isabetsiz  olduğundan, Bölge  Adliye  Mahkemesince  %10  para  cezası çıkarılmak  sureti  ile davanın  reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Davalının temyiz itirazlarını  kabulü ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nin 21.10.2019 Tarih 2019/2382 E.- 2628 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.18.02.2020
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO   : 2020/143
KARAR NO   : 2020/1432   
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı .... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçinin, 28.06.2018 tarihinde yapılan ihalede taşınmazı satın alıp ihale bedelini ödememesi nedeni ile ihalenin feshine sebep olduğu gerekçesi ile 08.01.2019 tarihinde İİK 133. maddesine göre yapılan tamamlayıcı ihaleye katılma talebinin icra müdürlüğünce %20 teminat yatırması şartına bağlandığı, bu nedenle ihaleye katılımının engellendiği, satışa konu taşınmazdaki miras payının %20 teminat bedelini karşıladığı halde ihaleye katılımının engellenmesinin yasal olmadığı iddiası ile ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, davanın reddi ile %10 para cezasına hükmedildiği, şikayetçi tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemi kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince ortadan kaldırılarak davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Satış dosyasının incelenmesinde; ortaklığın giderilmesi sureti ile 28.06.2018 tarihinde yapılan ihalede hissedarlardan şikayetçi V. Tekin’in en yüksek pey sürerek ihalede taşınmazı satın aldığı,ihale bedelini yatırmaması üzerine 2. en yüksek pey sürene muhtıra tebliğ edildiği, kabul edilmemesi üzerine İİK’nın 133. maddesine göre yapılan ihale öncesi  satış memurluğunca şikayetçinin %20 teminatla ihaleye girmesi yönünde karar verildiği anlaşılmıştır.[b] İcra dairesi, süresinde satış bedelini ödemediği için ihalenin feshine sebebiyet veren birinci alıcının bu ihaleye katılmamasına karar verebileceği gibi birinci alıcının ihaleye peşin para ile girebileceğine de karar verebilir.[/b] İcra dairesi, birinci alıcının ihaleye katılmasına karar verirse birinci alıcının bu ihaleye katılabilmesi için yeniden teminat göstermesi gerekir. Çünkü birinci alıcının daha önce göstermiş olduğu teminat İİK’nun 133/2. maddesi gereğince sorumlu bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulmuştur. Bu durumda 08.01.2019 tarihli satış memuru kararında yasaya aykırılık bulunmadığı ve ihalenin usulüne uygun olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan İİK'nun 133. maddesine göre yapılan ihalelerde, fesih isteminin reddi halinde para cezası öngörülmemiş olup, bu hususta para cezasının uygulandığı aynı Kanun'un 134. maddesine yapılan bir atıf da bulunmamaktadır.
Bu durumda;  başkaca fesih nedeni de olmadığından  ilk derece mahkemesinin fesih isteminin reddine dair kararı yerinde olmakla birlikte şikayetçinin para cezasına mahkûmiyeti isabetsiz  olduğundan, Bölge  Adliye  Mahkemesince  %10  para  cezası çıkarılmak  sureti  ile davanın  reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Davalının temyiz itirazlarını  kabulü ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nin 21.10.2019 Tarih 2019/2382 E.- 2628 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/02/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.18.02.2020

Takibin İptaline Karar Verilmesi Halinde Mehil Vesikası İçin Sunulan Teminat Mektubunun iadesi

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi


ESAS NO   : 2018/15550
KARAR NO   : 2019/3312   

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ   : İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ           : 09/06/2015
NUMARASI           : 2015/443-2015/381


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 25/06/2018 tarihli ve 2018/8310  Esas - 2018/6606  Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkikinin davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Düzeltilmesi istenen Yargıtay ilamıyla bunda atıf yapılan mahkeme kararında yazılı gerekçeler ve dosyada mevcut belgeler karşısında istek yerinde görülmediği gibi, HUMK'nin 440. maddesinde yazılı dört halden hiç birine de uymadığından [b]karar düzeltme isteminin İİK'nin 366. ve HUMK'nin 442. maddeleri uyarınca REDDİNE[/b], takdiren 370,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına, 92,50 TL karar düzeltme harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın karar düzeltme isteyenden tahsiline, 28/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.




T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi


ESAS NO   : 2018/8310
KARAR NO   : 2018/6606   

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ   : İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ           : 09/06/2015
NUMARASI           : 2015/443-2015/381

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının [b]İİK.nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA)[/b], alınması gereken 35,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/06/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.




T.C.
İSTANBUL
7. İCRA HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO   : 2015/443 Esas
KARAR NO   : 2015/381


DAVA   : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)

DAVA TARİHİ   : 13/05/2015
KARAR TARİHİ   : 09/06/2015


Mahkememizce yapılan dosya incelemesi sonunda :


GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

***********
***********
***********

İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/*** esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklı tarafından, borçlunun da aralarında bulunduğu bir kısım borçlular hakkında , İstanbul 30.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2014 tarih ve 2012/164 esas, 2014/92 karar sayılı kararına dayanılarak, ilamlı icra takibinde bulunulduğu, davacı borçlu tarafından, takibe konu ilamın tehiri icra talepli olarak temyiz edildiği ve İİK.'nun 36. madde prosedürünün uygulandığı, dosyaya teminat mektubu sunulduğu, icra müdürlüğünce 07/08/2014 tarihinde borçluya mehil vesikası verildiği, borçlu vekili tarafından Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 08/10/2014 tarih, 2014/12679 E.ve 2014/1642 K. sayılı icrayı geri bıraktırma kararı sunulduğu, İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 25/12/2014 tarih, 2014/805 E., 2014/1085 K. sayılı kararı ile davacı borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verildiği, hakkındaki takibin iptaline karar verilen borçlu vekili tarafından, 24/04/2015 tarihinde teminat mektubunun artık mevcut bir dayanağı kalmadığından kendilerine iadesinin talep edildiği, icra müdürlüğünce takibin iptaline dair verilen karar kesinleşmediğinden , ayrıca İİK.'nun 36/5 maddesi gereğince teminat mektubunun iadesine ilgili mahkemece karar verilmesi gerektiğinden , müdürlüğün yetkisi olmadığından, talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Alacaklı tarafından, İstanbul 30.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2014 tarih, 2012/164 E.2014/92 K. sayılı ilamına dayanılarak, İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/*** esas sayılı dosyası ile icra inkar tazminatı, peşin harç, vekalet ücreti, yargılama gideri ve bu alacak kalemlerinin faizinin tahsilinin talep edildiği,  [b]İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/805 esas sayılı dosyası ile takibin iptali talebi ile açılan davanın kabulüne ve davacı aleyhine başlatılan takibin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili , müvekkili hakkındaki takibin iptali kararına dayanılarak, icra müdürlüğüne sundukları teminat mektubunun iadesini talep ettiğini, ancak icra müdürlüğünce takibin iptaline dair verilen kararın kesinleşmediği, ayrıca İİK'nun 36/5 maddesi gereğince teminat mektubunun iadesine ilgili mahkemece karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile reddedildiğini belirterek, müdürlük kararının iptalini istemiştir.

İİK.'nun 363. maddesi ve devamı maddelerinde, İcra Mahkemesince verilecek kararlardan temyizi kabil olanlar belirlenmiş , bunların infaz edilebilmesi için kesinleşmesi gerektiğine dair bir hükme yer verilmemiştir. İcra Mahkemesinin kararlarının infazı için kesinleşmesi zorunlu bulunmamaktadır. İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/805 E., 2014/1085 K. sayılı kararı ile davacı Sarper Akın hakkındaki takibin iptaline karar verildiğinden , şikayetin kabulü ile 24/04/2015 tarihli müdürlük kararının iptaline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur:
[/b] 

HÜKÜM:
Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda izah edildiği üzere ;
1-[b]Şikayetin kabulü ile 24/04/2015 tarihli müdürlük kararının iptaline[/b],

2-Peşin harcın mahsubuna , ayrıca harç alınmasına yer olmadığına ,
3-Şikayetin niteliği itibariyle yapılan yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına,
Mahkememizce , dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda , tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde , temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. 09/06/2015
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:39
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi


ESAS NO   : 2018/15550
KARAR NO   : 2019/3312   

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ   : İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ           : 09/06/2015
NUMARASI           : 2015/443-2015/381


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 25/06/2018 tarihli ve 2018/8310  Esas - 2018/6606  Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkikinin davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Düzeltilmesi istenen Yargıtay ilamıyla bunda atıf yapılan mahkeme kararında yazılı gerekçeler ve dosyada mevcut belgeler karşısında istek yerinde görülmediği gibi, HUMK'nin 440. maddesinde yazılı dört halden hiç birine de uymadığından [b]karar düzeltme isteminin İİK'nin 366. ve HUMK'nin 442. maddeleri uyarınca REDDİNE[/b], takdiren 370,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına, 92,50 TL karar düzeltme harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın karar düzeltme isteyenden tahsiline, 28/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.




T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi


ESAS NO   : 2018/8310
KARAR NO   : 2018/6606   

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ   : İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ           : 09/06/2015
NUMARASI           : 2015/443-2015/381

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının [b]İİK.nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA)[/b], alınması gereken 35,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/06/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.




T.C.
İSTANBUL
7. İCRA HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO   : 2015/443 Esas
KARAR NO   : 2015/381


DAVA   : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)

DAVA TARİHİ   : 13/05/2015
KARAR TARİHİ   : 09/06/2015


Mahkememizce yapılan dosya incelemesi sonunda :


GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

***********
***********
***********

İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/*** esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklı tarafından, borçlunun da aralarında bulunduğu bir kısım borçlular hakkında , İstanbul 30.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2014 tarih ve 2012/164 esas, 2014/92 karar sayılı kararına dayanılarak, ilamlı icra takibinde bulunulduğu, davacı borçlu tarafından, takibe konu ilamın tehiri icra talepli olarak temyiz edildiği ve İİK.'nun 36. madde prosedürünün uygulandığı, dosyaya teminat mektubu sunulduğu, icra müdürlüğünce 07/08/2014 tarihinde borçluya mehil vesikası verildiği, borçlu vekili tarafından Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 08/10/2014 tarih, 2014/12679 E.ve 2014/1642 K. sayılı icrayı geri bıraktırma kararı sunulduğu, İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 25/12/2014 tarih, 2014/805 E., 2014/1085 K. sayılı kararı ile davacı borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verildiği, hakkındaki takibin iptaline karar verilen borçlu vekili tarafından, 24/04/2015 tarihinde teminat mektubunun artık mevcut bir dayanağı kalmadığından kendilerine iadesinin talep edildiği, icra müdürlüğünce takibin iptaline dair verilen karar kesinleşmediğinden , ayrıca İİK.'nun 36/5 maddesi gereğince teminat mektubunun iadesine ilgili mahkemece karar verilmesi gerektiğinden , müdürlüğün yetkisi olmadığından, talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Alacaklı tarafından, İstanbul 30.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/04/2014 tarih, 2012/164 E.2014/92 K. sayılı ilamına dayanılarak, İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/*** esas sayılı dosyası ile icra inkar tazminatı, peşin harç, vekalet ücreti, yargılama gideri ve bu alacak kalemlerinin faizinin tahsilinin talep edildiği,  [b]İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/805 esas sayılı dosyası ile takibin iptali talebi ile açılan davanın kabulüne ve davacı aleyhine başlatılan takibin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili , müvekkili hakkındaki takibin iptali kararına dayanılarak, icra müdürlüğüne sundukları teminat mektubunun iadesini talep ettiğini, ancak icra müdürlüğünce takibin iptaline dair verilen kararın kesinleşmediği, ayrıca İİK'nun 36/5 maddesi gereğince teminat mektubunun iadesine ilgili mahkemece karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile reddedildiğini belirterek, müdürlük kararının iptalini istemiştir.

İİK.'nun 363. maddesi ve devamı maddelerinde, İcra Mahkemesince verilecek kararlardan temyizi kabil olanlar belirlenmiş , bunların infaz edilebilmesi için kesinleşmesi gerektiğine dair bir hükme yer verilmemiştir. İcra Mahkemesinin kararlarının infazı için kesinleşmesi zorunlu bulunmamaktadır. İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/805 E., 2014/1085 K. sayılı kararı ile davacı Sarper Akın hakkındaki takibin iptaline karar verildiğinden , şikayetin kabulü ile 24/04/2015 tarihli müdürlük kararının iptaline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur:
[/b] 

HÜKÜM:
Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda izah edildiği üzere ;
1-[b]Şikayetin kabulü ile 24/04/2015 tarihli müdürlük kararının iptaline[/b],

2-Peşin harcın mahsubuna , ayrıca harç alınmasına yer olmadığına ,
3-Şikayetin niteliği itibariyle yapılan yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına,
Mahkememizce , dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda , tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde , temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. 09/06/2015

Şahıs İşletmesinin Tüzel Kişiliği Bulunmadığından Takip Ehliyeti

Takip talebinde borçluların 1- M. Arpacı, 2- Sembol 24 Ticaret ve Tedarik olarak yer aldığı görülmüştür. 2Nolu borçlu olarak yer alan Sembol 24 Ticaret ve Tedarikin 1 nolu borçlu olarak gösterilen M. Arpacı'nın şahıs işletmesinin ünvanı olduğu anlaşılmıştır. Sembol 24 Ticaret ve Tedarikin tüzel kişiliği olmadığından bu husus kamu düzenine ilişkin olup, ayrıca ödeme emrinde ve takip talebinde borçlu olarak yer alması usul ve yasaya uygun bulunmadığı..İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/1078 Esas KARAR NO: 2018/2070 Karar YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/540 KARAR NO: 2020/543
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:37
  • DuraN
Takip talebinde borçluların 1- M. Arpacı, 2- Sembol 24 Ticaret ve Tedarik olarak yer aldığı görülmüştür. 2Nolu borçlu olarak yer alan Sembol 24 Ticaret ve Tedarikin 1 nolu borçlu olarak gösterilen M. Arpacı'nın şahıs işletmesinin ünvanı olduğu anlaşılmıştır. Sembol 24 Ticaret ve Tedarikin tüzel kişiliği olmadığından bu husus kamu düzenine ilişkin olup, ayrıca ödeme emrinde ve takip talebinde borçlu olarak yer alması usul ve yasaya uygun bulunmadığı..İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2018/1078 Esas KARAR NO: 2018/2070 Karar YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2019/540 KARAR NO: 2020/543

itirazın iptali kararında ilk defa hükme bağlanan alacakların tahsili

İtirazın iptali kararı ile birlikte itirazla duran takibe devam edilir. Takibin devamı için ayrıca icra emri gönderilmesine gerek yoktur. Ancak, itirazın iptali kararında ilk defa hükme bağlanan alacakların tahsili için ilamlı icra takiplerinde çıkarılması gereken örnek 4-5 icra emrinin borçluya gönderilmesi gerekir. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2016/27969KARAR NO: 2018/1263
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:35
  • DuraN
İtirazın iptali kararı ile birlikte itirazla duran takibe devam edilir. Takibin devamı için ayrıca icra emri gönderilmesine gerek yoktur. Ancak, itirazın iptali kararında ilk defa hükme bağlanan alacakların tahsili için ilamlı icra takiplerinde çıkarılması gereken örnek 4-5 icra emrinin borçluya gönderilmesi gerekir. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2016/27969KARAR NO: 2018/1263