*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 59,30.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 8,50.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 139,20.TL
2021 Yolluk Miktarı : 3.145,71.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 45,59.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:97,70 TL
İCRA DAİRELERİNİN YILLIK ve 3'er AYLIK DÖNEMLERİNE ilişkin TEFTİŞ İŞLEMLERİ ÖRNEKLERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Şirkete Teb.Kan. 35 Maddesine Göre Tebligat Yapılma Şartları.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  23. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2019/401 
KARAR NO : 2019/2447

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 23. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/12/2018
NUMARASI : 2018/1083 Esas - 2018/1172 Karar
DAVANIN KONUSU : Şikayet
KARAR TARİHİ : 09/12/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/12/2019
Yukarıda ayrıntıları belirtilen mahkeme kararının süresi içinde istinafen incelenmesi davalı tarafından talep edilmekle, görevlendirilen Üye Hakim tarafından hazırlanan rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra heyetçe yapılan müzakere sonucunda duruşma açılmaksızın gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı/borçlu dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında başlatılan ilamsız takipte müvekkili şirkete yapılan ilk tebligatın muhatabın adreste tanınmadığından bahisle iade edildiğini, iade edilen tebligatta apartman görevlisinin kim olduğunun belirtilmediğini ve imzası alınmadığını, tebligatın muhatabı şirket olduğundan işyerinin açık olup olmadığı, tebliğe yetkili kişilerin araştırılıp araştırılmadığının belirtilmediğini, apartman yönetiminden sorulmadığını, tebliğ mazbatasında adreste tabela bulunmadığı şeklindeki açıklamanın hukuki bir yönü bulunmadığını, ilk çıkartılan ve iade gelen tebligattan sonra müvekkili şirketin Ticaret Odasından adresi sorulmadan alacaklının tek taraflı talebi ile resmi adres araştırması yapılmadan doğrudan TK'nın 35. maddesine göre tebligat yapıldığını, müvekkilinin ödeme emri ve dosyadan 12.12.2018 tarihinde haberdar olduğunu belirterek ödeme emrinin 12.12.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda; ilk çıkartılan tebligatta adresin kapalı olup olmadığının tespit edilmediği, muhatabın tanınmadığı beyanında bulunan bina görevlisinin isminin tebliğ mazbatasında yazılı olmadığı ve muhtarın tebliğ evrakını almaması, isim ve imzadan imtina etmesinin ise yasaya uygun olmadığı, bu nedenle tebliğ işleminin usulsüz olduğu, Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne borçlunun adresinin bildirilmesi hususunda bir müzekkere yazılmadığı ve ticaret sicil adresinin icra müdürlüğünce araştırılmadığı, alacaklı beyanı doğrultusunda TK'nın 35. maddesine göre tebligat gönderildiği ve tebliğ işleminin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulüne, usulsüz olarak yapılan tebligatın iptaline, şikayetçi/borçlunun ödeme emrinden 12/12/2018 tarihinde haberdar olmuş sayılmasına, icra dosyasına yapılan itirazın süresinde olduğunun tespitine karar vermiştir.
Davalı/alacaklı vekilinin istinaf dilekçesinde; tebliğ işleminin TK'nın 35. maddesine uygun olduğunu, muhatabın adreste tanınmadığının tespit edildiğini, adresin muhatabın halen ticaret sicilde kayıtlı adresi olduğunu, mahkemenin TK'nın 21/1. maddeye göre yaptığı değerlendirmenin hatalı olduğunu, davacı tarafın ticaret sicilde kayıtlı adreste kasıtlı ve kötüniyetli olarak bulunmadığını, lehine olan hususlarda adreste varmış gibi hareket ettiğini, davacının yıllardır bu adreste bulunmaması nedeniye ihtirnameler ve tebligatlar konusunda sorunlar yaşandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmişir.
Tüzel kişi şirketin ticaret sicil adresine TK'nın 35. maddesi gereğince tebliğ yapılabilmesi için, bu adrese gönderilen tebligatın  "adresin kapalı olması" ya da "muhatabın adresten taşınmış olması" şerhi ile tebliğ edilemeden iade edilmesi zorunludur. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2016 tarih, 2015/26045 esas ve 2016/4278 karar sayılı ilamı ve 23/11/2015 tarih, 2015/19103 esas ve 2015/29079 karar sayılı ilamı)
Somut olayda; davacı/borçlunun ticaret sicilde kayıt olduğu anlaşılan adresine çıkartılan ödeme emri tebligatının 27/04/2018 tarihinde muhatabın gösterilen adreste "tanınmıyor" şerhi ile bila tebliğ iade edildiği, bunun üzerine aynı adrese TK'nın 35. maddesine göre tebligat gönderildiği anlaşıldığından, "tanınmıyor" şerhi esas alınarak TK'nın 35/4. maddesi uyarınca yapılan tebliğ işlemi usulsüzdür. Mahkemece bu nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, TK'nın 21/1. maddesine göre değerlendirme yapılarak şikayetin kabulüne karar verilmesi yerinde değil ise de sonuçta şikayet kabul edildiğinden ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle isabetlidir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılan inceleme neticesinde, ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle hukuka uygun olduğundan davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M   : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli olan 44,40-TL istinaf karar harcından peşin alınan 35,90-TL'nin mahsubuna ve 8,50-TL bakiye harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-Davalı tarafça yapılan istinaf giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ve müzakere neticesinde HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/12/2019
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  23. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2019/401 
KARAR NO : 2019/2447

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 23. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/12/2018
NUMARASI : 2018/1083 Esas - 2018/1172 Karar
DAVANIN KONUSU : Şikayet
KARAR TARİHİ : 09/12/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/12/2019
Yukarıda ayrıntıları belirtilen mahkeme kararının süresi içinde istinafen incelenmesi davalı tarafından talep edilmekle, görevlendirilen Üye Hakim tarafından hazırlanan rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra heyetçe yapılan müzakere sonucunda duruşma açılmaksızın gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı/borçlu dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında başlatılan ilamsız takipte müvekkili şirkete yapılan ilk tebligatın muhatabın adreste tanınmadığından bahisle iade edildiğini, iade edilen tebligatta apartman görevlisinin kim olduğunun belirtilmediğini ve imzası alınmadığını, tebligatın muhatabı şirket olduğundan işyerinin açık olup olmadığı, tebliğe yetkili kişilerin araştırılıp araştırılmadığının belirtilmediğini, apartman yönetiminden sorulmadığını, tebliğ mazbatasında adreste tabela bulunmadığı şeklindeki açıklamanın hukuki bir yönü bulunmadığını, ilk çıkartılan ve iade gelen tebligattan sonra müvekkili şirketin Ticaret Odasından adresi sorulmadan alacaklının tek taraflı talebi ile resmi adres araştırması yapılmadan doğrudan TK'nın 35. maddesine göre tebligat yapıldığını, müvekkilinin ödeme emri ve dosyadan 12.12.2018 tarihinde haberdar olduğunu belirterek ödeme emrinin 12.12.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda; ilk çıkartılan tebligatta adresin kapalı olup olmadığının tespit edilmediği, muhatabın tanınmadığı beyanında bulunan bina görevlisinin isminin tebliğ mazbatasında yazılı olmadığı ve muhtarın tebliğ evrakını almaması, isim ve imzadan imtina etmesinin ise yasaya uygun olmadığı, bu nedenle tebliğ işleminin usulsüz olduğu, Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne borçlunun adresinin bildirilmesi hususunda bir müzekkere yazılmadığı ve ticaret sicil adresinin icra müdürlüğünce araştırılmadığı, alacaklı beyanı doğrultusunda TK'nın 35. maddesine göre tebligat gönderildiği ve tebliğ işleminin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulüne, usulsüz olarak yapılan tebligatın iptaline, şikayetçi/borçlunun ödeme emrinden 12/12/2018 tarihinde haberdar olmuş sayılmasına, icra dosyasına yapılan itirazın süresinde olduğunun tespitine karar vermiştir.
Davalı/alacaklı vekilinin istinaf dilekçesinde; tebliğ işleminin TK'nın 35. maddesine uygun olduğunu, muhatabın adreste tanınmadığının tespit edildiğini, adresin muhatabın halen ticaret sicilde kayıtlı adresi olduğunu, mahkemenin TK'nın 21/1. maddeye göre yaptığı değerlendirmenin hatalı olduğunu, davacı tarafın ticaret sicilde kayıtlı adreste kasıtlı ve kötüniyetli olarak bulunmadığını, lehine olan hususlarda adreste varmış gibi hareket ettiğini, davacının yıllardır bu adreste bulunmaması nedeniye ihtirnameler ve tebligatlar konusunda sorunlar yaşandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmişir.
Tüzel kişi şirketin ticaret sicil adresine TK'nın 35. maddesi gereğince tebliğ yapılabilmesi için, bu adrese gönderilen tebligatın  "adresin kapalı olması" ya da "muhatabın adresten taşınmış olması" şerhi ile tebliğ edilemeden iade edilmesi zorunludur. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2016 tarih, 2015/26045 esas ve 2016/4278 karar sayılı ilamı ve 23/11/2015 tarih, 2015/19103 esas ve 2015/29079 karar sayılı ilamı)
Somut olayda; davacı/borçlunun ticaret sicilde kayıt olduğu anlaşılan adresine çıkartılan ödeme emri tebligatının 27/04/2018 tarihinde muhatabın gösterilen adreste "tanınmıyor" şerhi ile bila tebliğ iade edildiği, bunun üzerine aynı adrese TK'nın 35. maddesine göre tebligat gönderildiği anlaşıldığından, "tanınmıyor" şerhi esas alınarak TK'nın 35/4. maddesi uyarınca yapılan tebliğ işlemi usulsüzdür. Mahkemece bu nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, TK'nın 21/1. maddesine göre değerlendirme yapılarak şikayetin kabulüne karar verilmesi yerinde değil ise de sonuçta şikayet kabul edildiğinden ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle isabetlidir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılan inceleme neticesinde, ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle hukuka uygun olduğundan davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M   : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli olan 44,40-TL istinaf karar harcından peşin alınan 35,90-TL'nin mahsubuna ve 8,50-TL bakiye harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-Davalı tarafça yapılan istinaf giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ve müzakere neticesinde HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/12/2019

İş Mahkemesi Kararlarının İnfazı için Kesinleşmeye Gerek Yoktur.

İlamlı icra takibi başlatıldığı, borçlunun başvurusu üzerine teminat karşılığı tehiri icra kararı verildiği bilahare ilamın alacaklı lehine bozulması üzerine alacaklının teminatın paraya çevrilmesi, fazla çalışma ücreti için muhtıra çıkartılması talebinin icra müdürlüğünce reddi üzerine; icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurulduğu, mahkemece şikayete konu kararda bozma konusu yapılmayan hususlar yönünden teminatın paraya çevrilmesi ile fazla mesai ücreti yönünden ise de ek takip talebinde bulunulmadığından talebin reddine karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddedildiği, iş mahkemesince verilen yeni kararın kesinleşmesi gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verilmişse de, iş mahkemesi kararlarının infazı için kararın kesinleşmesi gerekmediği gibi bozma dışında kalan kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti alacağı yönünden teminatın paraya çevrilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği-Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde; alacaklı, takibe dayanak ilamın lehe bozulduğunu dolayısıyla bakiye kısım için muhtıra çıkartılması ve teminatın paraya çevrilmesi talebinin reddine ilişkin icra memur muamelesine karşı icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurduğu, mahkemece İİK‘nin 40. maddesi uyarınca şikayetin reddine karar verildiği, karara karşı alacaklının temyiz yoluna başvurduğu görülmüştür.

6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi hükmü gereğince uygulanması gerekli 1086 sayılı HUMK'nin 429 vd. maddeleri kapsamında; hükmün temyizi üzerine Yargıtay'ca kısmen onanıp kısmen bozulması ve mahkemece bozmaya uyulması halinde, sadece hükmün bozulan kısımları ile ilgili yargılama yapılarak yeniden karar verilebilir, onanan kısmı ile ilgili yargılama yapılarak yeni hüküm kurulamaz, önceki ilam onanan kısımlar yönünden ayaktadır, taraflar yönünden usuli kazanılmış hak oluşturur ve bu kısımlar yönünden icra kabiliyetini taşır. Bu nedenle hükmün bozulan kısmı yönünden icra işlemleri olduğu yerde durur ise de onanan kısmı yönünden icra işlemlerine devam edilir. (HGK'nun 23.10.2002 tarih ve 2002/11-663 E, 2002/847 K.)

Somut olayda, İstanbul 3. İş Mahkemesi’nin 2011/872 Esas - 2013/543 Karar sayılı kararından kaynaklanan kıdem tazminat, ihbar tazminatı ve izin ücreti alacağına yönelik ilamlı icra takibi başlatıldığı, borçlunun başvurusu üzerine teminat karşılığı tehiri icra kararı verildiği bilahare Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2013/11659 Esas - 2015/8661 Karar sayılı ilamı ile sair temyiz itirazları yönünden değilse de fazla çalışma alacağı yönünden ilamın alacaklı lehine bozulması üzerine alacaklının teminatın paraya çevrilmesi, fazla çalışma ücreti için muhtıra çıkartılması talebinin icra müdürlüğünce reddi üzerine; icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurulduğu mahkemece şikayete konu kararda bozma konusu yapılmayan hususlar yönünden teminatın paraya çevrilmesi ile fazla mesai ücreti yönünden ise de ek takip talebinde bulunulmadığından talebin reddine karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddedildiği, iş mahkemesince verilen yeni kararın kesinleşmesi gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verilmişse de, iş mahkemesi kararlarının infazı için kararın kesinleşmesi gerekmediği gibi bozma dışında kalan kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti alacağı yönünden teminatın paraya çevrilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 21.01.2019 T. E: 2018/4856, K: 577
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 12:16
  • DuraN
İlamlı icra takibi başlatıldığı, borçlunun başvurusu üzerine teminat karşılığı tehiri icra kararı verildiği bilahare ilamın alacaklı lehine bozulması üzerine alacaklının teminatın paraya çevrilmesi, fazla çalışma ücreti için muhtıra çıkartılması talebinin icra müdürlüğünce reddi üzerine; icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurulduğu, mahkemece şikayete konu kararda bozma konusu yapılmayan hususlar yönünden teminatın paraya çevrilmesi ile fazla mesai ücreti yönünden ise de ek takip talebinde bulunulmadığından talebin reddine karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddedildiği, iş mahkemesince verilen yeni kararın kesinleşmesi gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verilmişse de, iş mahkemesi kararlarının infazı için kararın kesinleşmesi gerekmediği gibi bozma dışında kalan kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti alacağı yönünden teminatın paraya çevrilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği-Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde; alacaklı, takibe dayanak ilamın lehe bozulduğunu dolayısıyla bakiye kısım için muhtıra çıkartılması ve teminatın paraya çevrilmesi talebinin reddine ilişkin icra memur muamelesine karşı icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurduğu, mahkemece İİK‘nin 40. maddesi uyarınca şikayetin reddine karar verildiği, karara karşı alacaklının temyiz yoluna başvurduğu görülmüştür.

6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi hükmü gereğince uygulanması gerekli 1086 sayılı HUMK'nin 429 vd. maddeleri kapsamında; hükmün temyizi üzerine Yargıtay'ca kısmen onanıp kısmen bozulması ve mahkemece bozmaya uyulması halinde, sadece hükmün bozulan kısımları ile ilgili yargılama yapılarak yeniden karar verilebilir, onanan kısmı ile ilgili yargılama yapılarak yeni hüküm kurulamaz, önceki ilam onanan kısımlar yönünden ayaktadır, taraflar yönünden usuli kazanılmış hak oluşturur ve bu kısımlar yönünden icra kabiliyetini taşır. Bu nedenle hükmün bozulan kısmı yönünden icra işlemleri olduğu yerde durur ise de onanan kısmı yönünden icra işlemlerine devam edilir. (HGK'nun 23.10.2002 tarih ve 2002/11-663 E, 2002/847 K.)

Somut olayda, İstanbul 3. İş Mahkemesi’nin 2011/872 Esas - 2013/543 Karar sayılı kararından kaynaklanan kıdem tazminat, ihbar tazminatı ve izin ücreti alacağına yönelik ilamlı icra takibi başlatıldığı, borçlunun başvurusu üzerine teminat karşılığı tehiri icra kararı verildiği bilahare Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2013/11659 Esas - 2015/8661 Karar sayılı ilamı ile sair temyiz itirazları yönünden değilse de fazla çalışma alacağı yönünden ilamın alacaklı lehine bozulması üzerine alacaklının teminatın paraya çevrilmesi, fazla çalışma ücreti için muhtıra çıkartılması talebinin icra müdürlüğünce reddi üzerine; icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurulduğu mahkemece şikayete konu kararda bozma konusu yapılmayan hususlar yönünden teminatın paraya çevrilmesi ile fazla mesai ücreti yönünden ise de ek takip talebinde bulunulmadığından talebin reddine karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddedildiği, iş mahkemesince verilen yeni kararın kesinleşmesi gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verilmişse de, iş mahkemesi kararlarının infazı için kararın kesinleşmesi gerekmediği gibi bozma dışında kalan kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti alacağı yönünden teminatın paraya çevrilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 21.01.2019 T. E: 2018/4856, K: 577

Tehiri İcra Teminat Nedeniyle Aşkın Haciz

Yargıtay'dan tehiri icra kararı almak üzere icra müdürlüğü tarafından mehil verilebilmesi için ibraz edilen teminat mektubu veya yatırılan nakdi teminat, ödeme yerine geçmez ise de, borçlu tarafından yatırılan teminatın, yatırıldığı tarih itibari ile icra takip dosyası alacağını tüm fer’ileri ile birlikte karşılaması halinde, mevcut hacizlerin aşkın hale geleceği-Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde borçlunun borca itirazı üzerine takibin durdurulduğu, alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davası üzerine verilen ve takibin 43.557,74 TL. üzerinden devamına ilişkin kısmen kabul kararının icra müdürlüğüne sunularak, borçlu adına kayıtlı taşınmaz ile borçlunun almakta olduğu maaş ve ikramiyelerinin haczinin talep edildiği, müdürlükçe talebin kabul edildiği, borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvuruda; itirazın iptali kararının tehiri icra talepli olarak temyizi sonucu 43.557,74 TL tutarında nakdi teminatın depo edilmiş olması nedeniyle, dosyadan konulan hacizlerin aşkın hale geldiğini ve borçluya örnek 4-5 icra emri gönderilmeden haciz işlemlerine devam edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek hacizlerin kaldırılması ve borçluya örnek 4-5 icra emri gönderilmesine ilişkin talebinin icra müdürlüğünün 04/04/2016 ve 06/04/2016 tarihli kararlarıyla reddedildiğinden bahisle söz konusu müdürlük kararlarının iptalini talep ettiği, mahkemece; itirazın iptali davasında hükmedilen alacak kalemlerinin borçluya örnek 4-5 icra emri gönderilmeden talep edilmesi ve bu alacak yönünden borçlunun mallarına haciz konulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile 06/04/2016 tarihli müdürlük kararının iptaline karar verildiği, kararın dairemizin 06/11/2017 tarihli 2016/22120 Esas - 2017/13655 Karar sayılı kararı ile 6100 sayılı kanunun 297/2 maddesi uyarınca, taleplerin her biri hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak şikayete konu 06/04/2016 ve 04/04/2016 tarihli müdürlük işlemlerinin iptaline karar verildiği karara karşı alacaklı vekilinin itirazın iptali kararı üzerine ilamsız takipte icra emri gönderilmesi gerekmediği ve asıl alacak/ferilerinden az miktarda dosyaya yatırılan para için hacizlerin kaldırılamayacağı beyan edilerek temyiz isteminde bulunduğu görülmüştür.

Alacaklının sair temyiz itirazları yerinde değilse de;

İİK'nun 36. maddesi gereğince; ilâmı temyiz eden borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehin veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehin veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise, icranın geri bırakılması için Yargıtay’dan karar almak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Öte yandan İİK'nun 85. maddesi uyarınca; borçlunun mal ve haklarından, alacaklının ana para, faiz ve masraflar dahil tüm alacağına yetecek miktarı haczolunur. Buna göre, dosya alacağının tamamının icra müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi, hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağından kaldırılmaları gerekir.

Yargıtay'dan tehiri icra kararı almak üzere icra müdürlüğü tarafından mehil verilebilmesi için ibraz edilen teminat mektubu veya yatırılan nakdi teminat, ödeme yerine geçmez ise de, borçlu tarafından yatırılan teminatın, yatırıldığı tarih itibari ile icra takip dosyası alacağını tüm fer’ileri ile birlikte karşılaması halinde, mevcut hacizlerin aşkın hale geleceği kuşkusuz olduğu gibi, hacizlerin devam etmesi İİK'nun 85/son maddesiyle de bağdaşmayacaktır.

Somut olayda, 04.04.2016 tarihli dosya hesabında tespit edilen borç miktarının 50.090,03 TL olduğu, icra dairesine teminat olarak yatırılan miktarın 43.557,74 TL olduğu dolayısıyla dosya alacağının tüm ferileriyle karşılanmadığı görülmekte olup mahkemece bu bakımdan hacizlerin kaldırılması yönündeki talebin reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerekli kılmıştır.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 13.05.2019 T. E: 5848, K: 7903
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 12:09
  • DuraN
Yargıtay'dan tehiri icra kararı almak üzere icra müdürlüğü tarafından mehil verilebilmesi için ibraz edilen teminat mektubu veya yatırılan nakdi teminat, ödeme yerine geçmez ise de, borçlu tarafından yatırılan teminatın, yatırıldığı tarih itibari ile icra takip dosyası alacağını tüm fer’ileri ile birlikte karşılaması halinde, mevcut hacizlerin aşkın hale geleceği-Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde borçlunun borca itirazı üzerine takibin durdurulduğu, alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davası üzerine verilen ve takibin 43.557,74 TL. üzerinden devamına ilişkin kısmen kabul kararının icra müdürlüğüne sunularak, borçlu adına kayıtlı taşınmaz ile borçlunun almakta olduğu maaş ve ikramiyelerinin haczinin talep edildiği, müdürlükçe talebin kabul edildiği, borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvuruda; itirazın iptali kararının tehiri icra talepli olarak temyizi sonucu 43.557,74 TL tutarında nakdi teminatın depo edilmiş olması nedeniyle, dosyadan konulan hacizlerin aşkın hale geldiğini ve borçluya örnek 4-5 icra emri gönderilmeden haciz işlemlerine devam edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek hacizlerin kaldırılması ve borçluya örnek 4-5 icra emri gönderilmesine ilişkin talebinin icra müdürlüğünün 04/04/2016 ve 06/04/2016 tarihli kararlarıyla reddedildiğinden bahisle söz konusu müdürlük kararlarının iptalini talep ettiği, mahkemece; itirazın iptali davasında hükmedilen alacak kalemlerinin borçluya örnek 4-5 icra emri gönderilmeden talep edilmesi ve bu alacak yönünden borçlunun mallarına haciz konulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile 06/04/2016 tarihli müdürlük kararının iptaline karar verildiği, kararın dairemizin 06/11/2017 tarihli 2016/22120 Esas - 2017/13655 Karar sayılı kararı ile 6100 sayılı kanunun 297/2 maddesi uyarınca, taleplerin her biri hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak şikayete konu 06/04/2016 ve 04/04/2016 tarihli müdürlük işlemlerinin iptaline karar verildiği karara karşı alacaklı vekilinin itirazın iptali kararı üzerine ilamsız takipte icra emri gönderilmesi gerekmediği ve asıl alacak/ferilerinden az miktarda dosyaya yatırılan para için hacizlerin kaldırılamayacağı beyan edilerek temyiz isteminde bulunduğu görülmüştür.

Alacaklının sair temyiz itirazları yerinde değilse de;

İİK'nun 36. maddesi gereğince; ilâmı temyiz eden borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehin veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehin veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise, icranın geri bırakılması için Yargıtay’dan karar almak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Öte yandan İİK'nun 85. maddesi uyarınca; borçlunun mal ve haklarından, alacaklının ana para, faiz ve masraflar dahil tüm alacağına yetecek miktarı haczolunur. Buna göre, dosya alacağının tamamının icra müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi, hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağından kaldırılmaları gerekir.

Yargıtay'dan tehiri icra kararı almak üzere icra müdürlüğü tarafından mehil verilebilmesi için ibraz edilen teminat mektubu veya yatırılan nakdi teminat, ödeme yerine geçmez ise de, borçlu tarafından yatırılan teminatın, yatırıldığı tarih itibari ile icra takip dosyası alacağını tüm fer’ileri ile birlikte karşılaması halinde, mevcut hacizlerin aşkın hale geleceği kuşkusuz olduğu gibi, hacizlerin devam etmesi İİK'nun 85/son maddesiyle de bağdaşmayacaktır.

Somut olayda, 04.04.2016 tarihli dosya hesabında tespit edilen borç miktarının 50.090,03 TL olduğu, icra dairesine teminat olarak yatırılan miktarın 43.557,74 TL olduğu dolayısıyla dosya alacağının tüm ferileriyle karşılanmadığı görülmekte olup mahkemece bu bakımdan hacizlerin kaldırılması yönündeki talebin reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerekli kılmıştır.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 13.05.2019 T. E: 5848, K: 7903

İstinaf Sonrası Temyiz Aşamasında Tehiri İcra Talebi

İlk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması sırasında tehiri icra talep edilmesi ve icra müdürlüğüne başvurularak gerekli teminatın yatırılması halinde icra müdürlüğünce Bölge Adliye Mahkemesinden tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesinin gerektiği, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, bu karara karşı temyiz yolunun açık olması ve tehiri icra talepli temyiz dilekçesi verilmesi halinde de, icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesi gerektiği (Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın Yargıtay 12. HD.'nce giderilmesine dair karar)-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİNİN KESİN KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR YARGITAY İLAMI

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 11/10/2019 tarih ve 2019/18 Esas sayılı başvurusunda; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin benzer olayda verdikleri kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunduğundan bahisle bu uyuşmazlığın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar Kurulunun Görevleri” başlıklı 35/1-3 maddesi kapsamında giderilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21 . Hukuk Dairesi’nin 2017/1959 E.- 2017/2039 K. sayılı dosyasının incelenmesinde;

Şikayetçi tarafından hakkında iş Mahkemesinin ilamına dayanılarak icra takibinde bulunulduğu, takibe dayanak ilama karşı tehir-i icra talepli olarak istinaf yoluna başvurduğu ve dosya borcunu karşılar teminat mektubu sunularak 90 günlük mehil vesikası alındığı, takibe dayanak ilama ilişkin olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu ilam ile istinaf talebinin esastan reddedildiği, istinaf hükmüne dayanılarak davalı-alacaklı vekilince dosyada mevcut teminat mektubunun tazmininin talep edildiği, ancak takibe dayanak kararın miktar itibariyle temyizi kabil bir karar olduğu ve süresi içinde taraflarınca tehir-i icra talepli olarak temyiz yoluna başvurulduğu ve yeniden mehil vesikası talep etmiş olmalarına rağmen İcra Müdürlüğünce taleplerin reddedildiği, red kararının İcra İflas Kanunu’nun 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürelerek şikayette bulunulduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince; İİK’nun 36. maddesinde tehiri icra kararı sonrasında Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi halinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceği düzenlendiğinden ve takibe konu karara ilişkin olarak istinaf incelemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından başvurunun esastan reddine karar verildiğinden icra müdürlüğü tarafından yapılan işlemin İİK’nın 36. maddesine uygun bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine, “kesin” olarak karar verildiği görülmüştür.

Benzer konuya ilişkin olarak, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2017/3301 E.- 2017/2642 K. sayılı dosyasının incelenmesinde;

Takibe dayanak gösterilen ilama dair istinaf talebinin reddine ilişkin kararın temyiz edilmesi nedeniyle mehil vesikası talep ettikleri, icra müdürünce bu talebin haksız olarak reddine karar verildiği ileri sürülerek şikayette bulunulduğu ilk derece mahkemesince; şikayetin reddine karar verildiği işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmında; İcra İflas Yasasının 36. maddesindeki düzenleme ile 6100 sayılı HMK’nun 350. ve 367. maddesindeki düzenlemenin birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, HMK’da yapılan düzenlemenin İcra İflas Yasasındaki düzenlemeye göre daha yeni tarihi içermesi nedeniyle öncelikle yeni tarihli düzenlemenin dikkate alınmasının zorunluluk olduğu, ayrıca HMK düzenlemesinde istinaf için 350. maddede, temyiz için de 367. maddede ayrı düzenleme bulunduğu dikkate alındığında, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın istinaf edilmesi halinde borçlu tarafın teminat yatırarak İİK. 36. maddeden faydalanabileceği gibi, istinaf mahkemesi tarafından istinaf isteminin esastan reddine ilişkin kararın temyiz yolu açık olması halinde de borçlu tarafın HMK’nun 367. maddesi gereğince de bu karara karşı İİK’nun 36. maddedeki düzenleme içeriğine göre teminat yatırarak icranın geri bırakılmasını isteme hakkının bulunduğu, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nun 367. maddesine aykırı olduğu ibarelerine yer verilmekle birlikte ilk derece mahkemesi kararının İİK.’nun 363. maddesi gereğince kesin olduğu ve istinaf yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

Bahsi geçen Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlık, takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, işbu karara karşı temyiz yolunun açık olması halinde icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İcranın geri bırakılması için verilecek süre(2)” başlıklı 36. maddesinin 1.,5. ve 6. fıkrasında “..İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir.

Bölge adliye mahkemesince başvurunun haklı görülmesi hâlinde teminatın geri verilip verilmeyeceğine karar verilir. Yargıtayca hükmün bozulması hâlinde borçlunun başvurusu üzerine, bozmanın mahiyetine göre teminatın geri verilip verilmeyeceğine mahkemece kesin olarak karar verilir.

Bölge adliye mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmesi veya Yargıtayca hükmün onanması hâlinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenir. Mal ve haklar ise, malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilir. İlâm alacaklısının teminat üzerinde rüçhan hakkı vardır.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre; ilâmı istinaf veya temyiz eden borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehin veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehin veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise, icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan karar almak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir.

Kanun koyucu bahsi geçen maddenin 5. fıkrasında; istinaf başvurusunun haklı görülmesi halinde veya Yargıtayca hükmün bozulması halinde teminatın iade edilip edilmeyeceğini takdire bağlamıştır.

Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddetmesi halinde teminata konu paranın alacaklıya ödenip ödenmeyeceği, mal veya hakların malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilip çevrilmeyeceği hususuna gelince; kanun koyucu maddenin son fıkrasında yer verdiği “veya” ibaresi ile belli bir sıranın takip edilmesi gerektiğini diğer bir ifadeyle ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar nedeniyle yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi halinde temyiz yoluna başvurulmaması durumunda teminata konu paranın alacaklıya ödeneceğini, mal ve hakların malın türüne göre icra dairesince paraya çevrileceğini; takibe dayanak ilama ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararına karşı temyiz yolunun açık olması ve verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulması halinde ise ancak Yargıtayca kararın onanması durumunda teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceğini, mal ve hakların malın türüne göre icra dairesince paraya çevrileceğini öngörmüştür.

Bu durumda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması sırasında tehiri icra talep edilmesi ve icra müdürlüğüne başvurularak gerekli teminatın yatırılması halinde icra müdürlüğünce Bölge Adliye Mahkemesinden tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesinin gerektiği, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, işbu karara karşı temyiz yolunun açık olması ve tehiri icra talepli temyiz dilekçesi verilmesi halinde de icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesi gerekmekte olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; “Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, işbu karara karşı temyiz yolunun açık olması ve tehiri icra talepli temyiz dilekçesi verilmesi halinde icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesi gerektiği” nin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, oy birliği ile kesin olarak 02/12/2019 tarihinde karar verildi.

12. HD. 02.12.2019 T. HD. E: 12672, K: 17345
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 12:09
  • DuraN
İlk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması sırasında tehiri icra talep edilmesi ve icra müdürlüğüne başvurularak gerekli teminatın yatırılması halinde icra müdürlüğünce Bölge Adliye Mahkemesinden tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesinin gerektiği, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, bu karara karşı temyiz yolunun açık olması ve tehiri icra talepli temyiz dilekçesi verilmesi halinde de, icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesi gerektiği (Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın Yargıtay 12. HD.'nce giderilmesine dair karar)-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİNİN KESİN KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR YARGITAY İLAMI

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 11/10/2019 tarih ve 2019/18 Esas sayılı başvurusunda; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin benzer olayda verdikleri kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunduğundan bahisle bu uyuşmazlığın 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar Kurulunun Görevleri” başlıklı 35/1-3 maddesi kapsamında giderilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21 . Hukuk Dairesi’nin 2017/1959 E.- 2017/2039 K. sayılı dosyasının incelenmesinde;

Şikayetçi tarafından hakkında iş Mahkemesinin ilamına dayanılarak icra takibinde bulunulduğu, takibe dayanak ilama karşı tehir-i icra talepli olarak istinaf yoluna başvurduğu ve dosya borcunu karşılar teminat mektubu sunularak 90 günlük mehil vesikası alındığı, takibe dayanak ilama ilişkin olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu ilam ile istinaf talebinin esastan reddedildiği, istinaf hükmüne dayanılarak davalı-alacaklı vekilince dosyada mevcut teminat mektubunun tazmininin talep edildiği, ancak takibe dayanak kararın miktar itibariyle temyizi kabil bir karar olduğu ve süresi içinde taraflarınca tehir-i icra talepli olarak temyiz yoluna başvurulduğu ve yeniden mehil vesikası talep etmiş olmalarına rağmen İcra Müdürlüğünce taleplerin reddedildiği, red kararının İcra İflas Kanunu’nun 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürelerek şikayette bulunulduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince; İİK’nun 36. maddesinde tehiri icra kararı sonrasında Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi halinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceği düzenlendiğinden ve takibe konu karara ilişkin olarak istinaf incelemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından başvurunun esastan reddine karar verildiğinden icra müdürlüğü tarafından yapılan işlemin İİK’nın 36. maddesine uygun bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine, “kesin” olarak karar verildiği görülmüştür.

Benzer konuya ilişkin olarak, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2017/3301 E.- 2017/2642 K. sayılı dosyasının incelenmesinde;

Takibe dayanak gösterilen ilama dair istinaf talebinin reddine ilişkin kararın temyiz edilmesi nedeniyle mehil vesikası talep ettikleri, icra müdürünce bu talebin haksız olarak reddine karar verildiği ileri sürülerek şikayette bulunulduğu ilk derece mahkemesince; şikayetin reddine karar verildiği işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmında; İcra İflas Yasasının 36. maddesindeki düzenleme ile 6100 sayılı HMK’nun 350. ve 367. maddesindeki düzenlemenin birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, HMK’da yapılan düzenlemenin İcra İflas Yasasındaki düzenlemeye göre daha yeni tarihi içermesi nedeniyle öncelikle yeni tarihli düzenlemenin dikkate alınmasının zorunluluk olduğu, ayrıca HMK düzenlemesinde istinaf için 350. maddede, temyiz için de 367. maddede ayrı düzenleme bulunduğu dikkate alındığında, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın istinaf edilmesi halinde borçlu tarafın teminat yatırarak İİK. 36. maddeden faydalanabileceği gibi, istinaf mahkemesi tarafından istinaf isteminin esastan reddine ilişkin kararın temyiz yolu açık olması halinde de borçlu tarafın HMK’nun 367. maddesi gereğince de bu karara karşı İİK’nun 36. maddedeki düzenleme içeriğine göre teminat yatırarak icranın geri bırakılmasını isteme hakkının bulunduğu, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nun 367. maddesine aykırı olduğu ibarelerine yer verilmekle birlikte ilk derece mahkemesi kararının İİK.’nun 363. maddesi gereğince kesin olduğu ve istinaf yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

Bahsi geçen Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlık, takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, işbu karara karşı temyiz yolunun açık olması halinde icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İcranın geri bırakılması için verilecek süre(2)” başlıklı 36. maddesinin 1.,5. ve 6. fıkrasında “..İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir.

Bölge adliye mahkemesince başvurunun haklı görülmesi hâlinde teminatın geri verilip verilmeyeceğine karar verilir. Yargıtayca hükmün bozulması hâlinde borçlunun başvurusu üzerine, bozmanın mahiyetine göre teminatın geri verilip verilmeyeceğine mahkemece kesin olarak karar verilir.

Bölge adliye mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmesi veya Yargıtayca hükmün onanması hâlinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenir. Mal ve haklar ise, malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilir. İlâm alacaklısının teminat üzerinde rüçhan hakkı vardır.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre; ilâmı istinaf veya temyiz eden borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehin veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehin veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise, icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan karar almak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir.

Kanun koyucu bahsi geçen maddenin 5. fıkrasında; istinaf başvurusunun haklı görülmesi halinde veya Yargıtayca hükmün bozulması halinde teminatın iade edilip edilmeyeceğini takdire bağlamıştır.

Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddetmesi halinde teminata konu paranın alacaklıya ödenip ödenmeyeceği, mal veya hakların malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilip çevrilmeyeceği hususuna gelince; kanun koyucu maddenin son fıkrasında yer verdiği “veya” ibaresi ile belli bir sıranın takip edilmesi gerektiğini diğer bir ifadeyle ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar nedeniyle yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi halinde temyiz yoluna başvurulmaması durumunda teminata konu paranın alacaklıya ödeneceğini, mal ve hakların malın türüne göre icra dairesince paraya çevrileceğini; takibe dayanak ilama ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararına karşı temyiz yolunun açık olması ve verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulması halinde ise ancak Yargıtayca kararın onanması durumunda teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceğini, mal ve hakların malın türüne göre icra dairesince paraya çevrileceğini öngörmüştür.

Bu durumda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması sırasında tehiri icra talep edilmesi ve icra müdürlüğüne başvurularak gerekli teminatın yatırılması halinde icra müdürlüğünce Bölge Adliye Mahkemesinden tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesinin gerektiği, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, işbu karara karşı temyiz yolunun açık olması ve tehiri icra talepli temyiz dilekçesi verilmesi halinde de icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesi gerekmekte olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; “Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takibe dayanak ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi durumunda, işbu karara karşı temyiz yolunun açık olması ve tehiri icra talepli temyiz dilekçesi verilmesi halinde icra müdürlüğünce Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek için süre (mehil vesikası) verilmesi gerektiği” nin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, oy birliği ile kesin olarak 02/12/2019 tarihinde karar verildi.

12. HD. 02.12.2019 T. HD. E: 12672, K: 17345

Usulsüz Tebliğ - Vekalet Sunulmasıyla Tebliğ İşlemini Öğrenmiş Sayılma

 
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
   Y A R G I T A Y   İ L A M I
ESAS NO : 2019/11629 
KARAR NO : 2020/3376
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 03/04/2019
NUMARASI : 2019/258-2019/708

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :  
1-Borçluların temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının REDDİNE;
2-Alacaklının temyiz itirazlarına gelince; 
Alacaklı tarafından, borçlular aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçluların icra mahkemesine başvurusunda; ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek, ödeme emri tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 11.06.2018 olarak düzeltilmesini talep ettikleri, mahkemece; tebliğ işlemlerinin usulüne uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince, istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, borçlu şirketin usulsüz tebligata yönelik şikayetin reddine; borçlu 'ye yapılan ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu gerekçesi ile bu borçlu yönüyle ödeme emri tebliğ tarihinin 11.06.2018 tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
7201 sayılı Kanun'un 32.maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğ işleminden haberdar olmuş ise geçerli sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Görüldüğü üzere, usulsüz yapılan tebliğ, mutlaka batıl olmayıp, muhatap tarafından öğrenildiği tarihte geçerli olacaktır (HGK'nun 05.06.1991 tarih, 1991/12-258 E.-1991/344 K. sayılı kararı). Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için ise usulsüz de olsa bir tebligatın varlığı ön koşuldur.
Öte yandan, tebliğ işleminin usulsüzlüğü iddiasının yasal dayanağı İİK'nun 16. maddesi olup, bu yöndeki şikayetin, aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra mahkemesine yapılması zorunludur.
Öğrenme tarihinin belirlenmesi açısından şikayetçi borçlunun bildirdiği tarih esas olup, bu tarihin aksi karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere beyan edilen öğrenme tarihinin aksi tanık beyanıyla ispat edilemez.
Somut olayda, borçlulardan gönderilen ve 20.03.2018 tarihinde tebliğ edilen ödeme emri tebliğ mazbatasının incelenmesinde; haber bırakılan komşunun kim olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Söz konusu tebligat bu hali ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesi ile Tebligat Yönetmeliği hükümlerine uygun yapılmadığından usulsüzdür. UYAP sorgu sisteminden yapılan incelemede ise; borçlu vekili Av. E 04.05.2018 tarihinde takip dosyasına vekaletname sunduğu, vekaletnameyi aynı tarihte harçlandırdığı, icra müdürlüğü tarafından vekaletnamenin 07.05.2018 tarihinde onaylandığı, bu tarihten itibaren borçlu vekilinin Uyap sorgu sisteminde bulunan tüm evraklara erişim imkanı elde ettiği, itirazın ise yasal 7 günlük itiraz süresinden sonra, yani 11.06.2018  tarihinde yapıldığı görülmektedir.
O halde, bölge adliye mahkemesince, ıttıla tarihinin, borçlu vekili tarafından sunulan vekaletnamenin onaylanma tarihi olan 07.05.2018 olarak kabulü ile ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik 11.06.2018 tarihli şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 371. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 09:44
  • DuraN
 
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
   Y A R G I T A Y   İ L A M I
ESAS NO : 2019/11629 
KARAR NO : 2020/3376
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 03/04/2019
NUMARASI : 2019/258-2019/708

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :  
1-Borçluların temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının REDDİNE;
2-Alacaklının temyiz itirazlarına gelince; 
Alacaklı tarafından, borçlular aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçluların icra mahkemesine başvurusunda; ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek, ödeme emri tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 11.06.2018 olarak düzeltilmesini talep ettikleri, mahkemece; tebliğ işlemlerinin usulüne uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince, istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, borçlu şirketin usulsüz tebligata yönelik şikayetin reddine; borçlu 'ye yapılan ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu gerekçesi ile bu borçlu yönüyle ödeme emri tebliğ tarihinin 11.06.2018 tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
7201 sayılı Kanun'un 32.maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğ işleminden haberdar olmuş ise geçerli sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Görüldüğü üzere, usulsüz yapılan tebliğ, mutlaka batıl olmayıp, muhatap tarafından öğrenildiği tarihte geçerli olacaktır (HGK'nun 05.06.1991 tarih, 1991/12-258 E.-1991/344 K. sayılı kararı). Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için ise usulsüz de olsa bir tebligatın varlığı ön koşuldur.
Öte yandan, tebliğ işleminin usulsüzlüğü iddiasının yasal dayanağı İİK'nun 16. maddesi olup, bu yöndeki şikayetin, aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra mahkemesine yapılması zorunludur.
Öğrenme tarihinin belirlenmesi açısından şikayetçi borçlunun bildirdiği tarih esas olup, bu tarihin aksi karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere beyan edilen öğrenme tarihinin aksi tanık beyanıyla ispat edilemez.
Somut olayda, borçlulardan gönderilen ve 20.03.2018 tarihinde tebliğ edilen ödeme emri tebliğ mazbatasının incelenmesinde; haber bırakılan komşunun kim olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Söz konusu tebligat bu hali ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesi ile Tebligat Yönetmeliği hükümlerine uygun yapılmadığından usulsüzdür. UYAP sorgu sisteminden yapılan incelemede ise; borçlu vekili Av. E 04.05.2018 tarihinde takip dosyasına vekaletname sunduğu, vekaletnameyi aynı tarihte harçlandırdığı, icra müdürlüğü tarafından vekaletnamenin 07.05.2018 tarihinde onaylandığı, bu tarihten itibaren borçlu vekilinin Uyap sorgu sisteminde bulunan tüm evraklara erişim imkanı elde ettiği, itirazın ise yasal 7 günlük itiraz süresinden sonra, yani 11.06.2018  tarihinde yapıldığı görülmektedir.
O halde, bölge adliye mahkemesince, ıttıla tarihinin, borçlu vekili tarafından sunulan vekaletnamenin onaylanma tarihi olan 07.05.2018 olarak kabulü ile ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik 11.06.2018 tarihli şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 371. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Menfi Tespit Davasının İstirdat'a Dönüşmesi Halinde İlamın İcraya Konu Edilebilmesi

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
 ESAS NO : 2018/8-55 KARAR NO : 2020/130           
 T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A   
      Y A R G I T A Y   İ L A M I
 İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : Antalya 2. İcra Hukuk MahkemesiTARİHİ : 01/07/2015NUMARASI : 2015/454-2015/651 Takibin fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hükme ilişkin olması, yani, menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasına ilişkin olmaması halinde, ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilebileceği-
1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Borçlu İstemi:

4. Borçlu vekili 02.09.2014 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın taraflarınca temyiz edildiğini ve temyiz incelemesinin hâlen devam ettiğini, menfi tespit ve istirdat davalarına konu ilamların kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararı:

5. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 05.09.2014 tarihli ve 2014/982 E., 2014/910 K. sayılı kararı ile; menfi tespit davalarının kabul veya reddine ilişkin kararların tefrik yapılmaksızın kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı, menfi tespitin istirdada dönüşmesi hâlinde dahi aynı kuralın geçerli olduğu, somut olayda takip dayanağı ilamın incelenmesinde davanın menfi tespit olarak açıldığı ve yargılama sırasında istirdada dönüştüğü, ancak korunması gereken hukuki menfaatin artık alacaklı lehine olduğu, bu nedenle ilamın kesinleşmeden icrasının mümkün olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

6. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/27209 E., 2015/4020 K. sayılı kararı ile;

"...Şikâyetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Talep, İİK'nun 41. maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikâyete ilişkindir.

6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.),

Mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2),

Sayıştay kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. madde),

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1),

Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.

Somut olayda takip dayanağı ilamda davalıların, taksitli satış sözleşmesinden ve senetlerden dolayı davacılar aleyhine yaptıkları takibin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığından davacıların davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, menfi tespit hükmü içermektedir. Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Mahkemece şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

8. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 01.07.2015 tarihli ve 2015/454 E., 2015/651 K. sayılı kararı ile; kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinin 5. fıkrasında ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, yalnızca İİK'nın 40. maddesine paralel olarak menfi tespit davasının borçlu lehine kesinleştiği takdirde icranın iadesi kurumunun uygulanacağının düzenlendiği, somut olayda İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrasının ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklinde bir yorum yapılamayacağı, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının, yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun davacının (şikâyetçinin) icra takibi yaparken sadece kambiyo senedine dayanması, davalının (şikâyet olunanın) ise mahkemece verilmiş bir karara dayanarak takip yapmasından dolayı davalının (şikâyet olunanın) daha üstün hak sahibi olduğu düşünülerek, elinde mahkeme kararı bulunan şahsın, kambiyo senedine dayanarak takip yapan şahsa rağmen üstün tutulması gereken yararı karşısında korunmasız kalmasının kabul edilemeyeceği, davalının (şikâyet olunanın) üstün hak sahibi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

9. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; menfi tespit (istirdat) ilamının kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

11. Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır...." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği "ilam mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

12. İlamların icrası ise İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 41 ve 16. maddeleri).

13. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinde belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir.

14. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilamlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, 3. Baskı, Ankara 1993, s. 2222). İlamın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tabi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 2224).

15. Somut olayda, alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine 07.08.2014 tarihinde Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın incelenmesinde; davacıların M.Ö ve ..., davalıların Tacirler Elektrik Tar. Tur. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. ve ... olduğu, davacıların borçlu olmadıklarının tespitini ve ödenen paraların istirdatını talep ettikleri, mahkemece davanın menfi tespit ve istirdat davası olarak nitelendirildiği, ilamın hüküm kısmında davacı ...'un adına asaleten açılan dava yönünden "...Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2007/3520 sayılı dosyasından dolayı takip konusu borcun ödenmekle sona erdiği bu nedenle borçlu olmadığının, dava tarihi itibariyle 6.548,03 TL fazla ödeme yapıldığının tespiti ile 6.548,03 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den tahsili ile davacı ...'a verilmesine..." karar verildiği, ilamda kesinleşme şerhinin bulunmadığı, şikâyet konusu ilamlı icra takibinde alacaklı ... tarafından 6.548,03TL asıl alacak ile işlemiş faizi ve 485,00TL yargılama gideri ile işlemiş faizinin tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

16. Yukarıda açıklandığı üzere ilamlı icra takibine dayanak ilam menfi tespit- istirdata ilişkin olduğundan uyuşmazlığın çözümünde İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiş olan menfi tespit ve istirdat davalarının açıklanması gerekmektedir.

17. Kendisine karşı ilâmsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

18. İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s. 803).

19. Kesinleşmeden icraya konulamayacak istisnai düzenlemelerden biri de İİK'nın 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında yer alan menfi tespit davasına ilişkindir. Menfi tespit davasının kabulü hâlinde icranın eski hâle getirilebilmesi için kararının kesinleşmesi gerekir. Menfi tespit davasının reddi hâlinde ise ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmünü içeren bir ilâm değildir. İİK'nın 72. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça belirtildiği gibi, alacaklının, lehine hükmedilen tazminatı borçlunun gösterdiği teminattan alabilmesi için, menfî tespit davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca ilam bir bütün olup, ilamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1990 tarihli ve 12-446 E., 1990/564 K. sayılı, 05.10.2005 tarihli ve 2005/12-534 E., 2005/554 K. sayılı kararları).

20. Borçlu, İİK'nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü kararının faiz, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü için ilâmlı icra yoluna başvurabilir; fakat, bunun için de, istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 391).

21. Borçlu, menfî tespit davası açmamış ve borcu cebrî icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre istirdat davası açabilir. Borçlu, istirdat davası sonucunda (lehine) almış olduğu ilâmı hemen icraya koyabilir (m. 32). Bunun için, ilâmın kesinleşmesi şart değildir; çünkü, ilâmın konusu bir para alacağıdır (HUMK m. 443,I; İİK m. 36). Fakat, İİK'nın 72/6. maddesi gereğince istirdat davasına dönüşen menfî tespit davasının (yeni hâli ile istirdat davasının) kabulüne ilişkin ilâmda yer alan alacak, ilâm kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (Kuru, s. 399).

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayda, her ne kadar takip dayanağı ilama konu dava menfi tespit-istirdat davası olarak açılmış ise de ilamın şikâyet konusu icra takibine dayanak olan hüküm bölümünde mahkemece, dava tarihi itibariyle fazla ödeme yapıldığı tespit edilmiş olduğundan ilam İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre açılan istirdat davasına ilişkindir.

23. Hâl böyle olunca ilamda dava tarihi itibariyle önceki takibe konu edilen alacak miktarından fazla ödendiği tespit edilen ve tahsiline hükmedilen 6.548,03TL para ve yargılama gideri için ilamlı takip yapıldığından, yapılan takip fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hüküm bölümüne ilişkin olup, başka bir anlatımla menfi tespit davasından dönüşen istirdat davası olmadığından, ilam kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilebileceğinden yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı onanması gerekmiştir.

24. Diğer taraftan, şikâyet konusu icra takibi alacaklı ... vasisi M.Ö tarafından başlatılmış olup, her ne kadar direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında vasi M.Ö gösterilmemiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen “geçici madde 7” atfıyla uygulanması gereken aynı Kanunun 366. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde,

Karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HGK 11.02.2020 T. E: 2018/8-55, K: 130
  • Cevap Yok
  • 29-12-2020, Saat: 09:33
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
 ESAS NO : 2018/8-55 KARAR NO : 2020/130           
 T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A   
      Y A R G I T A Y   İ L A M I
 İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : Antalya 2. İcra Hukuk MahkemesiTARİHİ : 01/07/2015NUMARASI : 2015/454-2015/651 Takibin fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hükme ilişkin olması, yani, menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasına ilişkin olmaması halinde, ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilebileceği-
1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Borçlu İstemi:

4. Borçlu vekili 02.09.2014 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın taraflarınca temyiz edildiğini ve temyiz incelemesinin hâlen devam ettiğini, menfi tespit ve istirdat davalarına konu ilamların kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararı:

5. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 05.09.2014 tarihli ve 2014/982 E., 2014/910 K. sayılı kararı ile; menfi tespit davalarının kabul veya reddine ilişkin kararların tefrik yapılmaksızın kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı, menfi tespitin istirdada dönüşmesi hâlinde dahi aynı kuralın geçerli olduğu, somut olayda takip dayanağı ilamın incelenmesinde davanın menfi tespit olarak açıldığı ve yargılama sırasında istirdada dönüştüğü, ancak korunması gereken hukuki menfaatin artık alacaklı lehine olduğu, bu nedenle ilamın kesinleşmeden icrasının mümkün olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

6. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/27209 E., 2015/4020 K. sayılı kararı ile;

"...Şikâyetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Talep, İİK'nun 41. maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikâyete ilişkindir.

6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.),

Mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2),

Sayıştay kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. madde),

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1),

Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.

Somut olayda takip dayanağı ilamda davalıların, taksitli satış sözleşmesinden ve senetlerden dolayı davacılar aleyhine yaptıkları takibin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığından davacıların davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, menfi tespit hükmü içermektedir. Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Mahkemece şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

8. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 01.07.2015 tarihli ve 2015/454 E., 2015/651 K. sayılı kararı ile; kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinin 5. fıkrasında ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, yalnızca İİK'nın 40. maddesine paralel olarak menfi tespit davasının borçlu lehine kesinleştiği takdirde icranın iadesi kurumunun uygulanacağının düzenlendiği, somut olayda İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrasının ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklinde bir yorum yapılamayacağı, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının, yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun davacının (şikâyetçinin) icra takibi yaparken sadece kambiyo senedine dayanması, davalının (şikâyet olunanın) ise mahkemece verilmiş bir karara dayanarak takip yapmasından dolayı davalının (şikâyet olunanın) daha üstün hak sahibi olduğu düşünülerek, elinde mahkeme kararı bulunan şahsın, kambiyo senedine dayanarak takip yapan şahsa rağmen üstün tutulması gereken yararı karşısında korunmasız kalmasının kabul edilemeyeceği, davalının (şikâyet olunanın) üstün hak sahibi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

9. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; menfi tespit (istirdat) ilamının kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

11. Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır...." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği "ilam mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

12. İlamların icrası ise İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 41 ve 16. maddeleri).

13. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinde belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir.

14. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilamlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, 3. Baskı, Ankara 1993, s. 2222). İlamın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tabi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 2224).

15. Somut olayda, alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine 07.08.2014 tarihinde Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın incelenmesinde; davacıların M.Ö ve ..., davalıların Tacirler Elektrik Tar. Tur. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. ve ... olduğu, davacıların borçlu olmadıklarının tespitini ve ödenen paraların istirdatını talep ettikleri, mahkemece davanın menfi tespit ve istirdat davası olarak nitelendirildiği, ilamın hüküm kısmında davacı ...'un adına asaleten açılan dava yönünden "...Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2007/3520 sayılı dosyasından dolayı takip konusu borcun ödenmekle sona erdiği bu nedenle borçlu olmadığının, dava tarihi itibariyle 6.548,03 TL fazla ödeme yapıldığının tespiti ile 6.548,03 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den tahsili ile davacı ...'a verilmesine..." karar verildiği, ilamda kesinleşme şerhinin bulunmadığı, şikâyet konusu ilamlı icra takibinde alacaklı ... tarafından 6.548,03TL asıl alacak ile işlemiş faizi ve 485,00TL yargılama gideri ile işlemiş faizinin tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

16. Yukarıda açıklandığı üzere ilamlı icra takibine dayanak ilam menfi tespit- istirdata ilişkin olduğundan uyuşmazlığın çözümünde İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiş olan menfi tespit ve istirdat davalarının açıklanması gerekmektedir.

17. Kendisine karşı ilâmsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

18. İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s. 803).

19. Kesinleşmeden icraya konulamayacak istisnai düzenlemelerden biri de İİK'nın 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında yer alan menfi tespit davasına ilişkindir. Menfi tespit davasının kabulü hâlinde icranın eski hâle getirilebilmesi için kararının kesinleşmesi gerekir. Menfi tespit davasının reddi hâlinde ise ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmünü içeren bir ilâm değildir. İİK'nın 72. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça belirtildiği gibi, alacaklının, lehine hükmedilen tazminatı borçlunun gösterdiği teminattan alabilmesi için, menfî tespit davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca ilam bir bütün olup, ilamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1990 tarihli ve 12-446 E., 1990/564 K. sayılı, 05.10.2005 tarihli ve 2005/12-534 E., 2005/554 K. sayılı kararları).

20. Borçlu, İİK'nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü kararının faiz, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü için ilâmlı icra yoluna başvurabilir; fakat, bunun için de, istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 391).

21. Borçlu, menfî tespit davası açmamış ve borcu cebrî icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre istirdat davası açabilir. Borçlu, istirdat davası sonucunda (lehine) almış olduğu ilâmı hemen icraya koyabilir (m. 32). Bunun için, ilâmın kesinleşmesi şart değildir; çünkü, ilâmın konusu bir para alacağıdır (HUMK m. 443,I; İİK m. 36). Fakat, İİK'nın 72/6. maddesi gereğince istirdat davasına dönüşen menfî tespit davasının (yeni hâli ile istirdat davasının) kabulüne ilişkin ilâmda yer alan alacak, ilâm kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (Kuru, s. 399).

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayda, her ne kadar takip dayanağı ilama konu dava menfi tespit-istirdat davası olarak açılmış ise de ilamın şikâyet konusu icra takibine dayanak olan hüküm bölümünde mahkemece, dava tarihi itibariyle fazla ödeme yapıldığı tespit edilmiş olduğundan ilam İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre açılan istirdat davasına ilişkindir.

23. Hâl böyle olunca ilamda dava tarihi itibariyle önceki takibe konu edilen alacak miktarından fazla ödendiği tespit edilen ve tahsiline hükmedilen 6.548,03TL para ve yargılama gideri için ilamlı takip yapıldığından, yapılan takip fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hüküm bölümüne ilişkin olup, başka bir anlatımla menfi tespit davasından dönüşen istirdat davası olmadığından, ilam kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilebileceğinden yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı onanması gerekmiştir.

24. Diğer taraftan, şikâyet konusu icra takibi alacaklı ... vasisi M.Ö tarafından başlatılmış olup, her ne kadar direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında vasi M.Ö gösterilmemiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen “geçici madde 7” atfıyla uygulanması gereken aynı Kanunun 366. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde,

Karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HGK 11.02.2020 T. E: 2018/8-55, K: 130

İcra Müdürünün İİK.nun 82.Mad. Haciz Konusundaki Takdir Yetkisinin Kullanımı

 
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2019/2135 
KARAR NO : 2019/2475
TÜRK  MİLLETİ  ADINA
İSTİNAF   KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ORHANGAZİ İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/05/2019
NUMARASI : 2018/155 esas 2019/69 karar 

DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 27/11/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 03/12/2019
Yukarıdaki mahal esas ve karar numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararının süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya müdericatına tüm bilgi ve belgeler okunup tetkik edildikten sonra heyetçe yapılan müzakere sonunda duruşma açılmasına gerek görülmeksizin gereği görüşülüp düşünüldü. 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : 
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Orhangazi İcra Dairesi'nin 2018/620 E sayılı dosyasından borçlu Belediyenin bankalardaki hesaplarına İİK 89 maddesi uyarınca haczi mümkün olmayan belediye gelirleri belirtilerek haciz işleminin yapılmasının talep edildiğini, İcra Müdürlüğü'nce talep kabul edilerek borçlunun Vakıfbank Orhangazi Şubesi'ne 1.Haciz İhbarnamesi tebliğ edildiğini, banka şubesi tarafından verilen cevabi yazıda bazı hesaplara haciz kaydının kamuya tahsisli hesaplar olduğundan haciz kaydı işlenmediğinin belirtildiğini, haczedilebilirlik konusunda bankanın karar veremeyeceğini, ancak buna rağmen icra müdürlüğünün bankanın kararını onaylar şekilde kendi kararından dönerek ilk verdiği haciz kararının kamuya tahsisli gerekçesiyle kaldırdığını, icra müdürlüğünün verdiği karardan dönemeyeceğini beyan ederek, icra müdürlüğünün haczin kaldırılmasına dair kararının iptaline, havuz hesap mahiyetindeki borçlu mevduatı üzerindeki haczin devamına karar verilmesini talep etmiştir. 
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şikayetin 7 günlük süre içinde yapılmadığını, Vakıflar Bankasındaki kamuya tahsisli hesapların "vergi hesabı-İller Bankası hesabı"olması nedeniyle kanun hükümleri ve encümen kararı dikkate alınarak haciz ve bloke işlemi yapılamayacağını, davaya konu  memur işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını beyan ederek, davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :  İlk derece mahkemesi kararına karşı,  davalı vekili yasal süresi içerisinde istinaf talebinde bulunmuş, gerekli harçlar yasal süresinde yatırılmıştır.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın şikayetinin süresinde olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, toplum yararı kişisel yararın üzerindedir anlayışı ile belediyelerin haczedilmezlik kanunu gereği belediyenin kamu bankasındaki gelirleri hesaplarına haciz ve bloke işlemi yapılamayacağını, bu nedenle uygulamanın kanunsuz olduğunu beyan ederek, bu nedenle ve re'sen göz önünde bulundurulacak nedenler ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
Şikayet,  11/10/2018 tarihli memur işleminin iptali istemine ilişkindir. 
İlgili takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafça, davalı borçlu aleyhine başlatılan ilamsız icra takibinde, alacaklının talebi üzerine borçlunun mevduatlarının haczine karar veren icra müdürlüğünün, bankanın haciz yazısı sonrası borçlu tarafın talebi üzerine hacizlerin kaldırılması yönünde karar verdiği anlaşılmıştır.
İİK 82 son fıkrasında "İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir." şeklinde düzenleme mevcuttur. İcra müdürü haczedilemeyecek bir malı haczettiği takdirde borçlu bu karara karşı şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurabilir. Aynı şekilde icra müdürü malın haczedilemeyecek bir mal olduğuna karar verdiğinde alacaklı bu karar karşı şikayet yoluna başvurabilir. 
Bu açıklamalara göre icra müdürlüğünce, haciz konusundaki söz konusu takdir hakkı haciz kararı verilmeden önce kullanılıp, gerekirse bu husus haciz müzekkeresinde belirtilmelidir. Haciz kararı verilip uygulandıktan sonra borçlu tarafından şikayet yoluyla ileri sürülmediği sürece icra müdürlüğünce borçlu tarafın talebi kabul edilip ilk verilen haciz kararından kendiliğinden dönerek haczin kaldırılmasına karar verilemez. Bu husus süresiz şikayet yoluyla alacaklı tarafça ileri sürülebilir.
Bu itibarla, 11/10/2018 tarihli memur işlemi hukuken isabetli olmadığından, açıklanan nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir ki, ilk derece mahkemesinin kararı da bu cihettedir. 
 HMK'nun 355. Maddesi kapsamında dairemizce resen dikkate alınması gereken herhangi bir kamu düzenine aykırılık da bulunmamaktadır. 
Dolayısı ile tarafımızca izah olunan bu gerekçelerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine oy birliği ile karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda İzah Edildiği Üzere,
1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
 2-Gerekli istinaf başvuru ile karar ve ilam harçları peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 
3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi nedeniyle duruşma açılmadığından, davacı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Dosyadaki gider avansından artan kısmın ilk derece mahkemesince ilgilisine iadesine,
6-Gerekçeli kararın taraflara tebliğine,   
Dair yapılan inceleme sonunda İİK'nun 364. ve 7035 Sayılı Kanunun 31. Maddesi ile değişik HMK'nun 361/1 Maddeleri gereğince kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içersinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/11/2019
 
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2019/2135 
KARAR NO : 2019/2475
TÜRK  MİLLETİ  ADINA
İSTİNAF   KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ORHANGAZİ İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/05/2019
NUMARASI : 2018/155 esas 2019/69 karar 

DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 27/11/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 03/12/2019
Yukarıdaki mahal esas ve karar numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararının süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya müdericatına tüm bilgi ve belgeler okunup tetkik edildikten sonra heyetçe yapılan müzakere sonunda duruşma açılmasına gerek görülmeksizin gereği görüşülüp düşünüldü. 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : 
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Orhangazi İcra Dairesi'nin 2018/620 E sayılı dosyasından borçlu Belediyenin bankalardaki hesaplarına İİK 89 maddesi uyarınca haczi mümkün olmayan belediye gelirleri belirtilerek haciz işleminin yapılmasının talep edildiğini, İcra Müdürlüğü'nce talep kabul edilerek borçlunun Vakıfbank Orhangazi Şubesi'ne 1.Haciz İhbarnamesi tebliğ edildiğini, banka şubesi tarafından verilen cevabi yazıda bazı hesaplara haciz kaydının kamuya tahsisli hesaplar olduğundan haciz kaydı işlenmediğinin belirtildiğini, haczedilebilirlik konusunda bankanın karar veremeyeceğini, ancak buna rağmen icra müdürlüğünün bankanın kararını onaylar şekilde kendi kararından dönerek ilk verdiği haciz kararının kamuya tahsisli gerekçesiyle kaldırdığını, icra müdürlüğünün verdiği karardan dönemeyeceğini beyan ederek, icra müdürlüğünün haczin kaldırılmasına dair kararının iptaline, havuz hesap mahiyetindeki borçlu mevduatı üzerindeki haczin devamına karar verilmesini talep etmiştir. 
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şikayetin 7 günlük süre içinde yapılmadığını, Vakıflar Bankasındaki kamuya tahsisli hesapların "vergi hesabı-İller Bankası hesabı"olması nedeniyle kanun hükümleri ve encümen kararı dikkate alınarak haciz ve bloke işlemi yapılamayacağını, davaya konu  memur işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını beyan ederek, davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :  İlk derece mahkemesi kararına karşı,  davalı vekili yasal süresi içerisinde istinaf talebinde bulunmuş, gerekli harçlar yasal süresinde yatırılmıştır.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın şikayetinin süresinde olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, toplum yararı kişisel yararın üzerindedir anlayışı ile belediyelerin haczedilmezlik kanunu gereği belediyenin kamu bankasındaki gelirleri hesaplarına haciz ve bloke işlemi yapılamayacağını, bu nedenle uygulamanın kanunsuz olduğunu beyan ederek, bu nedenle ve re'sen göz önünde bulundurulacak nedenler ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
Şikayet,  11/10/2018 tarihli memur işleminin iptali istemine ilişkindir. 
İlgili takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafça, davalı borçlu aleyhine başlatılan ilamsız icra takibinde, alacaklının talebi üzerine borçlunun mevduatlarının haczine karar veren icra müdürlüğünün, bankanın haciz yazısı sonrası borçlu tarafın talebi üzerine hacizlerin kaldırılması yönünde karar verdiği anlaşılmıştır.
İİK 82 son fıkrasında "İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir." şeklinde düzenleme mevcuttur. İcra müdürü haczedilemeyecek bir malı haczettiği takdirde borçlu bu karara karşı şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurabilir. Aynı şekilde icra müdürü malın haczedilemeyecek bir mal olduğuna karar verdiğinde alacaklı bu karar karşı şikayet yoluna başvurabilir. 
Bu açıklamalara göre icra müdürlüğünce, haciz konusundaki söz konusu takdir hakkı haciz kararı verilmeden önce kullanılıp, gerekirse bu husus haciz müzekkeresinde belirtilmelidir. Haciz kararı verilip uygulandıktan sonra borçlu tarafından şikayet yoluyla ileri sürülmediği sürece icra müdürlüğünce borçlu tarafın talebi kabul edilip ilk verilen haciz kararından kendiliğinden dönerek haczin kaldırılmasına karar verilemez. Bu husus süresiz şikayet yoluyla alacaklı tarafça ileri sürülebilir.
Bu itibarla, 11/10/2018 tarihli memur işlemi hukuken isabetli olmadığından, açıklanan nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir ki, ilk derece mahkemesinin kararı da bu cihettedir. 
 HMK'nun 355. Maddesi kapsamında dairemizce resen dikkate alınması gereken herhangi bir kamu düzenine aykırılık da bulunmamaktadır. 
Dolayısı ile tarafımızca izah olunan bu gerekçelerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine oy birliği ile karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda İzah Edildiği Üzere,
1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
 2-Gerekli istinaf başvuru ile karar ve ilam harçları peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 
3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi nedeniyle duruşma açılmadığından, davacı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Dosyadaki gider avansından artan kısmın ilk derece mahkemesince ilgilisine iadesine,
6-Gerekçeli kararın taraflara tebliğine,   
Dair yapılan inceleme sonunda İİK'nun 364. ve 7035 Sayılı Kanunun 31. Maddesi ile değişik HMK'nun 361/1 Maddeleri gereğince kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içersinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/11/2019

Hukuk sistemimizde terekenin tasfiyesi için, Medenî K. ve İİK'ya göre olmak üzere iki prosedür

 
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2019/562 
KARAR NO : 2019/2182
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23.10.2018
NUMARASI : 2018/23 Esas 2018/831 Karar

DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 11.12.2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 12.12.2019
Yukarıda mahal tarih ve numarası açıklanan ilk derece mahkeme kararı aleyhine süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmakla, HMK'nun 352. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme ve heyetçe yapılan müzakere sonunda, gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerine İstanbul 22. İcra müdürlüğünün 2017/41838 esas sayılı dosyasından ödeme emri tebliğ edildiğini, müvekkillerinin borçlu  mirasını reddettiklerini, alacaklının açtığı mirasın reddinin iptaline ilişkin dava sonucu verilen kararın bir tespit ilamı olduğunu, bu kararın kesinleşmeden icra edilemeyeceğini ve mirasın reddi kararının geçerliliğini koruması sebebiyle müvekkilleri hakkında takip yapılamayacağını, talep edilen faizin fahiş olduğunu, takibe konu çeklerin zamanaşımına uğradığını; takibe 04/02/2014 tarihinde başlanmış ise de o tarihte müvekkilleri adına ödeme emri gönderilmediği gibi, müvekkilleri hakkında zamanaşımını kesen herhangi bir işlem yapılmaması sebebiyle takibin bu sebeple de iptali gerektiğini iddia ederek takibe ve borca itirazlarının kabul edilerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiş, İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/23 E. sayılı dosyası üzerinden açtığı diğer bir davada ise, mirasın reddinin iptaline ilişkin kararın bir tespit davası olduğu için kesinleşmeden infaz edilemeyeceğini, mirasın reddine ilişkin karar geçerliliğini koruduğu için karar kesinleşmeden müvekkilleri hakkında takip yapılmaması gerekmesine rağmen takip yapılmasından dolayı takibin iptalinin gerekeceğini takibe konu çeklerin zaman aşımını uğramış olduğunu icra takibini müvekkilleri hakkında 04/02/2014 tarihinde yapılmasına rağmen, müvekkillerine dosyadan ödeme emri bile gönderilmediği gibi müvekkilleri hakkında zamanaşımını kesen bir işlem olmaması sebebiyle kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılamayacağını, ödeme emrine dayanak belgelerin birer örneğinin eklenmemiş olması sebebiyle ödeme emrinin iptalinin gerekeceğini, İcra müdürlüğünce düzenlenen ve müvekkilleri adına tebliğ edilen ödeme emrine "borcunuzu itiraz süresi içerisinde öderseniz " şeklindeki kapak hesabına ilişkin bilgilerin yazılmasının ödeme emrinin iptalini gerektirdiğini iddia ederek, ödeme emirlerinin ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının daha önce borca itiraz ve takibin/ödeme emrinin iptali için dava açtığını, iki dava açmasının kötü niyetini gösterdiğini, mirasın reddinin iptali kararının tespit davası olmadığını, bu kararın mirasın reddine ilişkin kararı ortadan kaldıran iptal davası niteliğinde olduğunu ve dosya borçlularının avalist  yasal mirasçıları olduğunu gösterdiğini, kesinleşmeden icraya konulamayacak olan ilamların HMK.nun 367. maddesinde sınırlı sayıda gösterildiğini, mirasın reddinin iptaline ilişkin davanın tespit davası olmayıp bir inşai dava olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığı iddiasının da doğru olmadığını, davacı- borçlulara ödeme emri tebliğ edilmemesi sebebinin mirasın reddinin iptali davası sonucunun beklenilmesi olduğunu, mirasın reddinin iptali davasının zamanaşımı sürelerini kestiğini ve zamanaşımı sürelerinin işlemesini durdurduğunu, davanın kabul edilmesi ile takibin yenilenmek suretiyle ödeme emrinin tebliğ edildiğini, tebligat zarfları üzerinde yazılı olduğu gibi, çek suretlerinin de tebliğ edildiğini, davacı taleplerinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; "... İstanbul 22. İcra Müdürlüğü 2017/41838 esas sayılı dosyasında M mirasçısı H hakkında 04/02/2014 tarihinde takip başlatıldığı, M mirasçılarının Kahramanmaraş 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1696 E 2013/1783 Karar sayılı ilamı ile mirası reddettikleri, alacaklı tarafından M mirasçıları aleyhine Mirasının Reddinin İptali davası açtığı, 09/11/2017 tarihinde davanın kabulü ile mirasın reddi işleminin iptaline karar verildiği ancak kesinleşmediği görülmüştür. İş bu karar tarihinden sonra alacaklının talebi üzerine borçlu M mirasçılarına ödeme emri gönderildiği, ancak kararın kesinleşmeden ödeme emrinin gönderilmeyeceği anlaşıldığından takibin iptali gerekmemiş olup, ödeme emrinin iptaline karar vermek gerekmiştir. Davacılar tarafından mahkememize yek diğerinden farklı 5 taleple gelinmiştir, somut olayda öncelikle usulünce ödeme emri tebliğinden sonra diğer itirazların değerlendirilmesi gerekeceğinden ..." şeklinde açıklanan gerekçeleriyle, davanın kabulü ile İstanbul 22. İcra müdürlüğünün 2017/41838 esas sayılı dosyasında borçlular yönelik ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir.
Davacılar vekili istinaf başvurusunda özetle; Mirasın reddinin iptaline yönelik davanın tespit davası olduğu ve kesinleşmeden icra edilemeyeceği Yargıtay içtihatları ile sabit iken ödeme emrinin iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, takibe konu çeklerin zamanaşımına uğradığını, takibin iptali sebepleri bulunmakta iken eksik inceleme yapılarak ödeme emrinin iptaline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının bozulmasına ve takibin iptaline karar verilmesini istediğini bildirmiştir.
Gerekçe: Davalı alacaklı tarafından borçlular Tic. Ltd. Şti., M mirasçıları aleyhine bankaya 16.12.2013 tarihinde ibraz edilen İstanbul 16.12.2013 keşide yer ve tarihli 18.250,00 TL, 19.650,00 TL, 17.350,00 TL, 17.650,00 TL, 17.750,00 TL, 20.450,00 TL, 20.450,00 TL, 19.650,00 TL bedelli çeklere dayanarak kambiyo takibi yapılmış, Hale Kurtul'a 29.12.2017, M.K. ve H. İ. K. vekiline 03.01.2018 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş, 03.01.2018 tarihinde açılan 2018/15 ve 23 esas nolu davalar ile takibin ve ödeme emrinin iptali istenilmiş, mahkemece Kahramanmaraş 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1696 esas 2013/1783 karar sayılı ilamı ile mirasın reddedildiği, alacaklı tarafından mirasın reddinin iptali davası açıldığı, 09.11.2017 tarihinde davanın kabulü ile mirasın reddi işleminin iptaline karar verildiği ancak kararın kesinleşmediği, bu karar tarihinden sonra ödeme emri gönderilmiş ise de karar kesinleşmeden ödeme emri gönderilemeyeceği belirtilerek, ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
TMK'nun 617/1-2. maddesinde; "Mal varlığı borcuna yetmeyen mirasçılar, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse, alacaklıları veya iflas idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler. Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Hukuk sistemimizde terekenin tasfiyesi için, Medenî Kanun ve İcra ve İflâs Kanunu’na göre olmak üzere iki prosedür mevcuttur. Kural olarak ölen kimsenin terekesinin tasfiyesi Medenî Kanuna göre yapılır. Ancak kanunumuz istisnaî bazı durumların varlığı halinde, terekeye ilişkin tasfiyenin Medenî Kanun hükümlerine göre değil de, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yapılacağını belirtmiştir. Ayrıca, İcra ve İflâs Kanunu içerisinde de bu tasfiye biçimine işaret edilmiştir. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesini gerektiren bu istisnaî durumlar, mirasın en yakın yasal mirasçılar tarafından açıkça reddedilmiş olması ile mirasın hükmen reddi, diğer bir adıyla mirasbırakanın borca batık olması durumudur.
Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesinde, doğrudan doğruya iflâs hükümleri uygulanır. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesi İcra ve İflâs Kanununun 180-183 maddelerinde düzenlenmiştir. Terekenin tasfiye edilmesinde, adi iflâs yolundakine benzer bir takip aşaması ve bir yıl içinde iflâs davası açmasındaki gibi bir süre mevcut değildir. Burada ticaret mahkemesi ve icra mahkemesi yerine, sulh hukuk mahkemesi yetkili olduğundan, tasfiye memurlarının yaptığı işlemlere karşı başvuruda bulunmak; sıra cetveline karşı yapılan itirazları incelemek, iflâs usulü ile tasfiyenin son bulduğuna karar vermek konusunda yetkili mercii sulh hukuk mahkemesidir.
Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesi, prensip olarak çekişmesiz yargı işlemidir. Şikayet yoluna gidecek olanlar sadece alacaklılardır. İcra iflas prosedüründe olduğu gibi iflas sürecini ticaret mahkemesi değil sulh hukuk mahkemesi yürütecektir. Bu sürecin odak noktası mirasbırakanın alacaklılarını alacakları bakımından tatmin etmektir.
Mirasın reddi kararının iptalinden sonra mirasın resmen tasfiyesi gerektiğinden takibe mirasçılar aleyhine devam edilemez. Bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile, HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi 2018/23 Esas 2018/831 Karar sayılı  kararının KALDIRILMASINA; yeniden esas hakkında;
Davacıların davasının kabulüne, davacılar yönünden takibin iptaline, 
2- İlk derece yargılaması nedeniyle;
-Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubuna, bakiye 8,50 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 
-Hüküm tarihinde geçerli AAÜT gereğince davacılar lehine takdir edilen 906,00 TL vekalet ücreti ile davacılar tarafından yapılan 57,60 TL harç, 98,00 TL tebligat ücreti, 200,00 TL bilirkişi ücretinden oluşan 355,60 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 
-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 
-Davacılar tarafından yatırılan sarf edilmeyen gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle;
-Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubuna, bakiye 8,50 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına
-İstinaf başvurusunda bulunan davacılar tarafından yapılan 134,00 TL istinaf harcı, 14,00 TL tebligat ücreti, 15,00 TL icra dosya fotokopi ücreti ve 23,50 TL dosya gidiş-dönüş ücreti toplamı 186,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacılar lehine istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 
-Davacılar tarafından yatırılan sarf edilmeyen gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme ve müzakere neticesinde, H.M.K'nun 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 11.12.2019
 
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2019/562 
KARAR NO : 2019/2182
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23.10.2018
NUMARASI : 2018/23 Esas 2018/831 Karar

DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 11.12.2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 12.12.2019
Yukarıda mahal tarih ve numarası açıklanan ilk derece mahkeme kararı aleyhine süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmakla, HMK'nun 352. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme ve heyetçe yapılan müzakere sonunda, gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerine İstanbul 22. İcra müdürlüğünün 2017/41838 esas sayılı dosyasından ödeme emri tebliğ edildiğini, müvekkillerinin borçlu  mirasını reddettiklerini, alacaklının açtığı mirasın reddinin iptaline ilişkin dava sonucu verilen kararın bir tespit ilamı olduğunu, bu kararın kesinleşmeden icra edilemeyeceğini ve mirasın reddi kararının geçerliliğini koruması sebebiyle müvekkilleri hakkında takip yapılamayacağını, talep edilen faizin fahiş olduğunu, takibe konu çeklerin zamanaşımına uğradığını; takibe 04/02/2014 tarihinde başlanmış ise de o tarihte müvekkilleri adına ödeme emri gönderilmediği gibi, müvekkilleri hakkında zamanaşımını kesen herhangi bir işlem yapılmaması sebebiyle takibin bu sebeple de iptali gerektiğini iddia ederek takibe ve borca itirazlarının kabul edilerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiş, İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/23 E. sayılı dosyası üzerinden açtığı diğer bir davada ise, mirasın reddinin iptaline ilişkin kararın bir tespit davası olduğu için kesinleşmeden infaz edilemeyeceğini, mirasın reddine ilişkin karar geçerliliğini koruduğu için karar kesinleşmeden müvekkilleri hakkında takip yapılmaması gerekmesine rağmen takip yapılmasından dolayı takibin iptalinin gerekeceğini takibe konu çeklerin zaman aşımını uğramış olduğunu icra takibini müvekkilleri hakkında 04/02/2014 tarihinde yapılmasına rağmen, müvekkillerine dosyadan ödeme emri bile gönderilmediği gibi müvekkilleri hakkında zamanaşımını kesen bir işlem olmaması sebebiyle kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılamayacağını, ödeme emrine dayanak belgelerin birer örneğinin eklenmemiş olması sebebiyle ödeme emrinin iptalinin gerekeceğini, İcra müdürlüğünce düzenlenen ve müvekkilleri adına tebliğ edilen ödeme emrine "borcunuzu itiraz süresi içerisinde öderseniz " şeklindeki kapak hesabına ilişkin bilgilerin yazılmasının ödeme emrinin iptalini gerektirdiğini iddia ederek, ödeme emirlerinin ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının daha önce borca itiraz ve takibin/ödeme emrinin iptali için dava açtığını, iki dava açmasının kötü niyetini gösterdiğini, mirasın reddinin iptali kararının tespit davası olmadığını, bu kararın mirasın reddine ilişkin kararı ortadan kaldıran iptal davası niteliğinde olduğunu ve dosya borçlularının avalist  yasal mirasçıları olduğunu gösterdiğini, kesinleşmeden icraya konulamayacak olan ilamların HMK.nun 367. maddesinde sınırlı sayıda gösterildiğini, mirasın reddinin iptaline ilişkin davanın tespit davası olmayıp bir inşai dava olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığı iddiasının da doğru olmadığını, davacı- borçlulara ödeme emri tebliğ edilmemesi sebebinin mirasın reddinin iptali davası sonucunun beklenilmesi olduğunu, mirasın reddinin iptali davasının zamanaşımı sürelerini kestiğini ve zamanaşımı sürelerinin işlemesini durdurduğunu, davanın kabul edilmesi ile takibin yenilenmek suretiyle ödeme emrinin tebliğ edildiğini, tebligat zarfları üzerinde yazılı olduğu gibi, çek suretlerinin de tebliğ edildiğini, davacı taleplerinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; "... İstanbul 22. İcra Müdürlüğü 2017/41838 esas sayılı dosyasında M mirasçısı H hakkında 04/02/2014 tarihinde takip başlatıldığı, M mirasçılarının Kahramanmaraş 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1696 E 2013/1783 Karar sayılı ilamı ile mirası reddettikleri, alacaklı tarafından M mirasçıları aleyhine Mirasının Reddinin İptali davası açtığı, 09/11/2017 tarihinde davanın kabulü ile mirasın reddi işleminin iptaline karar verildiği ancak kesinleşmediği görülmüştür. İş bu karar tarihinden sonra alacaklının talebi üzerine borçlu M mirasçılarına ödeme emri gönderildiği, ancak kararın kesinleşmeden ödeme emrinin gönderilmeyeceği anlaşıldığından takibin iptali gerekmemiş olup, ödeme emrinin iptaline karar vermek gerekmiştir. Davacılar tarafından mahkememize yek diğerinden farklı 5 taleple gelinmiştir, somut olayda öncelikle usulünce ödeme emri tebliğinden sonra diğer itirazların değerlendirilmesi gerekeceğinden ..." şeklinde açıklanan gerekçeleriyle, davanın kabulü ile İstanbul 22. İcra müdürlüğünün 2017/41838 esas sayılı dosyasında borçlular yönelik ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir.
Davacılar vekili istinaf başvurusunda özetle; Mirasın reddinin iptaline yönelik davanın tespit davası olduğu ve kesinleşmeden icra edilemeyeceği Yargıtay içtihatları ile sabit iken ödeme emrinin iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, takibe konu çeklerin zamanaşımına uğradığını, takibin iptali sebepleri bulunmakta iken eksik inceleme yapılarak ödeme emrinin iptaline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının bozulmasına ve takibin iptaline karar verilmesini istediğini bildirmiştir.
Gerekçe: Davalı alacaklı tarafından borçlular Tic. Ltd. Şti., M mirasçıları aleyhine bankaya 16.12.2013 tarihinde ibraz edilen İstanbul 16.12.2013 keşide yer ve tarihli 18.250,00 TL, 19.650,00 TL, 17.350,00 TL, 17.650,00 TL, 17.750,00 TL, 20.450,00 TL, 20.450,00 TL, 19.650,00 TL bedelli çeklere dayanarak kambiyo takibi yapılmış, Hale Kurtul'a 29.12.2017, M.K. ve H. İ. K. vekiline 03.01.2018 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş, 03.01.2018 tarihinde açılan 2018/15 ve 23 esas nolu davalar ile takibin ve ödeme emrinin iptali istenilmiş, mahkemece Kahramanmaraş 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1696 esas 2013/1783 karar sayılı ilamı ile mirasın reddedildiği, alacaklı tarafından mirasın reddinin iptali davası açıldığı, 09.11.2017 tarihinde davanın kabulü ile mirasın reddi işleminin iptaline karar verildiği ancak kararın kesinleşmediği, bu karar tarihinden sonra ödeme emri gönderilmiş ise de karar kesinleşmeden ödeme emri gönderilemeyeceği belirtilerek, ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
TMK'nun 617/1-2. maddesinde; "Mal varlığı borcuna yetmeyen mirasçılar, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse, alacaklıları veya iflas idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler. Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Hukuk sistemimizde terekenin tasfiyesi için, Medenî Kanun ve İcra ve İflâs Kanunu’na göre olmak üzere iki prosedür mevcuttur. Kural olarak ölen kimsenin terekesinin tasfiyesi Medenî Kanuna göre yapılır. Ancak kanunumuz istisnaî bazı durumların varlığı halinde, terekeye ilişkin tasfiyenin Medenî Kanun hükümlerine göre değil de, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yapılacağını belirtmiştir. Ayrıca, İcra ve İflâs Kanunu içerisinde de bu tasfiye biçimine işaret edilmiştir. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesini gerektiren bu istisnaî durumlar, mirasın en yakın yasal mirasçılar tarafından açıkça reddedilmiş olması ile mirasın hükmen reddi, diğer bir adıyla mirasbırakanın borca batık olması durumudur.
Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesinde, doğrudan doğruya iflâs hükümleri uygulanır. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesi İcra ve İflâs Kanununun 180-183 maddelerinde düzenlenmiştir. Terekenin tasfiye edilmesinde, adi iflâs yolundakine benzer bir takip aşaması ve bir yıl içinde iflâs davası açmasındaki gibi bir süre mevcut değildir. Burada ticaret mahkemesi ve icra mahkemesi yerine, sulh hukuk mahkemesi yetkili olduğundan, tasfiye memurlarının yaptığı işlemlere karşı başvuruda bulunmak; sıra cetveline karşı yapılan itirazları incelemek, iflâs usulü ile tasfiyenin son bulduğuna karar vermek konusunda yetkili mercii sulh hukuk mahkemesidir.
Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesi, prensip olarak çekişmesiz yargı işlemidir. Şikayet yoluna gidecek olanlar sadece alacaklılardır. İcra iflas prosedüründe olduğu gibi iflas sürecini ticaret mahkemesi değil sulh hukuk mahkemesi yürütecektir. Bu sürecin odak noktası mirasbırakanın alacaklılarını alacakları bakımından tatmin etmektir.
Mirasın reddi kararının iptalinden sonra mirasın resmen tasfiyesi gerektiğinden takibe mirasçılar aleyhine devam edilemez. Bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Davacılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile, HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi 2018/23 Esas 2018/831 Karar sayılı  kararının KALDIRILMASINA; yeniden esas hakkında;
Davacıların davasının kabulüne, davacılar yönünden takibin iptaline, 
2- İlk derece yargılaması nedeniyle;
-Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubuna, bakiye 8,50 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 
-Hüküm tarihinde geçerli AAÜT gereğince davacılar lehine takdir edilen 906,00 TL vekalet ücreti ile davacılar tarafından yapılan 57,60 TL harç, 98,00 TL tebligat ücreti, 200,00 TL bilirkişi ücretinden oluşan 355,60 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 
-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 
-Davacılar tarafından yatırılan sarf edilmeyen gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle;
-Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubuna, bakiye 8,50 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına
-İstinaf başvurusunda bulunan davacılar tarafından yapılan 134,00 TL istinaf harcı, 14,00 TL tebligat ücreti, 15,00 TL icra dosya fotokopi ücreti ve 23,50 TL dosya gidiş-dönüş ücreti toplamı 186,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacılar lehine istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 
-Davacılar tarafından yatırılan sarf edilmeyen gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme ve müzakere neticesinde, H.M.K'nun 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 11.12.2019

89/1'de Doğmuş Bir Alacak Olmadığından Teminata Yapılan İtiraz

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  20. HUKUK DAİRESİ
 
DOSYA NO : 2019/548 
KARAR NO : 2019/2310
 
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
 
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/12/2018
NUMARASI : 2018/724 Esas 2018/1115 Karar 
 
DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 19/12/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 20/12/2019
 
Yukarıdaki mahal tarih ve numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararı aleyhine süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK'nun 352.maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme ve  heyetçe yapılan müzakere sonunda gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı  vekili  dava dilekçesinde özetle; İstanbul anadolu 13. İcra müdürlüğü'nün 2018/21634 takip sayılı takip dosyası üzerinden üçüncü  şahıs sıfatı ile müvekkili üniversiteye gönderilen birinci haciz ihbarnamesinin 15/08/2018 tarihinde tebliğ edildiğini, ilgili icra müdürlüğü tarafından şikayete konu birinci haciz ihbarnamesinde, dosya alacaklısının, dosya borçlusu T. Üretim Merkezi San.ve Tic. A.Ş.'den olan alacağına ilişkin borçlu şirketin müvekkil üniversite nezdinde doğmuş ve doğacak hak ve alacakları ile teminatlarının haczedildiğine ilişkin karar oluşturulduğunu ve 89/1 haciz ihbarnamesinde, "Yukarıda adı yazılı borçluların nezdindeki hakediş, istihkak, teminatları başta olmak üzere doğmuş ve doğacak tüm hak ve alacaklarının 107.049,47 TL'lik kısmına 13/08/2018 tarihinde Haciz konulmuştur." şeklinde belirtildiğini haciz ihbarnamesinde tek borçlu belirtildiğini ve  icra müdürlüğünce "borçlular" yazıldığını bunun düzeltilmesi gerektiğini, akabinde kanunen teminat haczi mümkün olmadığından bu kısım yönünden karar ve haciz ihbarnamesinin iptali gerektiğini zira teminatlar yalnızca muhatap tarafları ilgilendirdiğinden hangi iş için verilmişse o işin teminatını teşkil edip o nedenle haczedilebilecek olup veriliş amacı dışında başka nedenle haczedilemeyeceğini beyanla davanın kabulü ile müvekkile gönderilen birinci haciz ihbarnamesindeki kararın teminat haczi kısmı yönünden kısmen iptali ile kaldırılmasının talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İşbu davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, doğmuş ve doğacak hakediş bedellerinden yapılacak teminat kesintilerinin haczinin hukuka uygun olduğunu beyanla şikayetin reddini talep etmiştir.
Mahkemece İİK.nun 18/3  ve HMK 320/1 maddelerine göre, şikayet konusu nedeniyle açıklama yapılmasına ve duruşma açılmasına gerek olmadığı takdir edilerek evrak üzerinde yargılama yapılarak hüküm kurulmuştur. 
İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararında özetle: "... davacı 3.şahısın borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur. Davacı 3.şahısa tebliğ edilen  haciz ihbarnamesinde 3. kişinin yapması gereken; borçlunun bir alacağı veya hakkı mevcut ise bunlar üzerine haciz uygulayarak icra müdürlüğüne bildirmek, yukarıdaki maddede öngörüldüğü şekli ile alacak veya hakkının bulunmadığının anlaşılması halinde ise usulüne uygun olarak icra müdürlüğüne müracaat ederek bu yönde itirazlarını bildirmekten ibarettir. Alacaklının, borçlu  T. Üretim Merkezi San.ve Tic. A.Ş. hakkında başlattığı genel haciz yolu ile icra takibinde;  adı geçen borçlunun  şikayetçi 3. kişi Üniversitesi nezdindeki her türlü hak ve alacakları üzerine haciz konduğuna dair 89/1 haciz ihbarnamesinin gönderildiği görülmektedir. Somut olayda şikayetçi üçüncü kişinin, borçluya ait hak ve alacaklarla ilgili haczedilmezlik şikayetinde bulunmasında hukuki yarar bulunmadığından bahisle,
Davanın reddine, .." karar verildiği görülmüştür. 
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İcra dosyasında 3.kişi konumunda olan müvekkilinin teminatın haczi yönündeki icra memuru kararının kaldırılmasını istemekte hukuki yararının ve aktif husumet ehliyetinin bulunduğunu, teminatların hangi iş için verilmişse o işin teminatında kullanılacağını haczedilemeyeceğini, yerleşik Yargıtay uygulamalarında aynı doğrultuda olduğunu,  beyanla  istinaf başvurularının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını  davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 
Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe : Alacaklı tarafından borçlu şirket T. Üretim Merkezi San.ve Tic. A.Ş.'den  aleyhine ihtiyati haciz kararı ile  kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatılmış, borçlu şirketin 3.kişilerdeki alacaklarının ihtiyaten haczi için şikayetçi üçüncü kişiye İİK'nun 89. maddesi gereğince  1. haciz ihbarnamesi gönderildiği, ihbarnamenin 15/08/2018 tarihinde şikayetçi/3. kişiye tebliğ edildiği, şikayetçinin süresi içerisinde 16/08/2018 tarihinde icra müdürlüğüne sundukları dilekçeleri ile haciz ihbarnamesine itiraz ettikleri  anlaşılmıştır.
 Şikayetçi 3.kişi şirket, icra mahkemesine başvurusunda; İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine karşı süresinde itiraz ettiğini beyanla kanunen teminat haczi mümkün olmadığından  bu kısım yönünden icra müdürlüğü kararı ve haciz ihbarnamesinin iptalini talep etmiştir.
Kendisine haciz ihbarnamesi tebliğ edilen 3. kişinin yapması gereken; borçlunun bir alacağı veya hakkı mevcut ise, bunlar üzerine haciz uygulayarak icra müdürlüğüne bildirmek, yukarıdaki maddede öngörüldüğü şekli ile borçlunun alacak veya hakkının bulunmadığının anlaşılması halinde ise, usulüne uygun olarak icra müdürlüğüne müracaat ederek bu yönde itirazlarını bildirmekten ibarettir.
Uyuşmazlıkta; şikayetçi/3.kişinin, 1.haciz ihbarnamesine karşı vermiş olduğu itiraz dilekçesinde, kendi şirketleri nezdinde kesin kabuller yapılmadığından hali hazırda borçlu şirkete ödenebilir nitelikte bir borç olmadığını, doğmuş bir alacak olmadığını, teminatların haczedilemeyeceği ileri sürmesi açıkça 1.haciz ihbarnamesine itiraz niteliğinde olup, bu durumda üçüncü şahsa 2. ve 3.  haciz ihbarnamesi çıkarılamaz.
 Diğer taraftan; haciz konulan bir mal veya hakkın haczedilmezliğine yönelik iddia, ancak borçlu tarafından ileri sürülmesi halinde icra mahkemesince incelenebilecek bir husustur. Bu konuda 3. kişinin, borçluya ait bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğini ileri sürerek, 89/1 ihbarnamesine dayalı haczin kaldırılması ve ihbarnamenin iptali istemi ile yaptığı şikayetin dinlenilmesi olanağı yoktur. 
6100 sayılı HMK.nun 114. maddesinde dava şartlarının neler olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 115. maddesinde ise dava şartlarının incelenmesine ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. 6100 sayılı HMK.nun 115. maddesinin 1. fıkrasının gerekçesi; “Maddenin birinci fıkrasında, dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususunun, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilebileceği; taraflarca da bu bağlamdaki eksikliğin her zaman ileri sürülebileceği açıkça vurgulanmıştır. Genel dava şartlarının inceleme sırasının ne olacağı hususu ise pozitif bir düzenlemeye elverişli bir nitelik taşımaması sebebiyle, tümüyle doktrin ve yargı uygulamasına bırakılmıştır.” şeklinde olup, bu doğrultuda dava şartlarının hangi sıraya göre inceleneceğine dair bir düzenleme bulunmamakla birlikte, somut olay nazara alındığında, dava ehliyetine dair incelemenin, hukuki menfaatin olup olmadığına yönelik dava şartından önce incelenmesi gerektiği söylenebilir. Zira, dava ehliyetinin bulunmadığı durumlarda davacının davayı açmakta hukuki menfaatinin olup olmadığının tartışılmasına da gerek kalmayacaktır. ( 12 HD esas no: 2016/2149 karar no: 2016/15096) 
Tüm bu açıklamalara ve belirtilen yargısal içtihatlara göre, Mahkemece, istemin, aktif husumet ehliyeti bulunmadığından, reddine karar verilmesi gerekirken, istemin  hukuki menfaat yokluğundan reddine karar verilmesi isabetsiz ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesinin yeniden yargılama yapılmasını  gerektirmediği anlaşıldığından, HMK'nun 355. maddesi gereğince resen yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince İlk Derece  Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 
1-Davacının istinaf başvurusunun REDDİNE,
 2-HMK'nun 355.maddesi gereğince resen yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-b.2. maddesi gereğince İstanbul Anadolu 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/724 esas 2018/1115 karar sayılı 26/12/2018 tarihli kararı KALDIRILMASINA
Yeniden esas hakkında,
-Davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile REDDİNE,
3-İlk derece yargılaması nedeni ile; 
-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 44,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubuna bakiye 8,50 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
  -Hüküm tarihinde geçerli AAÜT gereğince davalı lehine 550,00 TL maktu vekalet ücreti takdirine, davacıdan  alınarak davalıya verilmesine,
-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 
-Davacı tarafından yatırılan sarf edilmeyen gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya  iadesine,
 
4-İstinaf başvurusu nedeniyle;
-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 44,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından, yeniden tahsiline yer olmadığına, 
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, davalı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 
-Davacı tarafından yatırılan sarf edilmeyen istinaf gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
 
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme ve müzakere neticesinde, H.M.K'nun 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.19/12/2019
 
AZLIK OYU: Şikayetçi, kendisine gönderilen haciz ihbarnamesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, haciz ihbarnamesinin iptaline karar verilmesini talep etmiş olup, bu haliyle şikayetçi, kendisi yönünden yapılan işlemlere karşı şikayet yoluna başvurabileceğinden, açılan iş bu davada aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, ancak ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere açılan iş bu davada hukuki yararının bulunmadığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatiyle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.  
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  20. HUKUK DAİRESİ
 
DOSYA NO : 2019/548 
KARAR NO : 2019/2310
 
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
 
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/12/2018
NUMARASI : 2018/724 Esas 2018/1115 Karar 
 
DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 19/12/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 20/12/2019
 
Yukarıdaki mahal tarih ve numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararı aleyhine süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK'nun 352.maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme ve  heyetçe yapılan müzakere sonunda gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı  vekili  dava dilekçesinde özetle; İstanbul anadolu 13. İcra müdürlüğü'nün 2018/21634 takip sayılı takip dosyası üzerinden üçüncü  şahıs sıfatı ile müvekkili üniversiteye gönderilen birinci haciz ihbarnamesinin 15/08/2018 tarihinde tebliğ edildiğini, ilgili icra müdürlüğü tarafından şikayete konu birinci haciz ihbarnamesinde, dosya alacaklısının, dosya borçlusu T. Üretim Merkezi San.ve Tic. A.Ş.'den olan alacağına ilişkin borçlu şirketin müvekkil üniversite nezdinde doğmuş ve doğacak hak ve alacakları ile teminatlarının haczedildiğine ilişkin karar oluşturulduğunu ve 89/1 haciz ihbarnamesinde, "Yukarıda adı yazılı borçluların nezdindeki hakediş, istihkak, teminatları başta olmak üzere doğmuş ve doğacak tüm hak ve alacaklarının 107.049,47 TL'lik kısmına 13/08/2018 tarihinde Haciz konulmuştur." şeklinde belirtildiğini haciz ihbarnamesinde tek borçlu belirtildiğini ve  icra müdürlüğünce "borçlular" yazıldığını bunun düzeltilmesi gerektiğini, akabinde kanunen teminat haczi mümkün olmadığından bu kısım yönünden karar ve haciz ihbarnamesinin iptali gerektiğini zira teminatlar yalnızca muhatap tarafları ilgilendirdiğinden hangi iş için verilmişse o işin teminatını teşkil edip o nedenle haczedilebilecek olup veriliş amacı dışında başka nedenle haczedilemeyeceğini beyanla davanın kabulü ile müvekkile gönderilen birinci haciz ihbarnamesindeki kararın teminat haczi kısmı yönünden kısmen iptali ile kaldırılmasının talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İşbu davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, doğmuş ve doğacak hakediş bedellerinden yapılacak teminat kesintilerinin haczinin hukuka uygun olduğunu beyanla şikayetin reddini talep etmiştir.
Mahkemece İİK.nun 18/3  ve HMK 320/1 maddelerine göre, şikayet konusu nedeniyle açıklama yapılmasına ve duruşma açılmasına gerek olmadığı takdir edilerek evrak üzerinde yargılama yapılarak hüküm kurulmuştur. 
İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararında özetle: "... davacı 3.şahısın borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur. Davacı 3.şahısa tebliğ edilen  haciz ihbarnamesinde 3. kişinin yapması gereken; borçlunun bir alacağı veya hakkı mevcut ise bunlar üzerine haciz uygulayarak icra müdürlüğüne bildirmek, yukarıdaki maddede öngörüldüğü şekli ile alacak veya hakkının bulunmadığının anlaşılması halinde ise usulüne uygun olarak icra müdürlüğüne müracaat ederek bu yönde itirazlarını bildirmekten ibarettir. Alacaklının, borçlu  T. Üretim Merkezi San.ve Tic. A.Ş. hakkında başlattığı genel haciz yolu ile icra takibinde;  adı geçen borçlunun  şikayetçi 3. kişi Üniversitesi nezdindeki her türlü hak ve alacakları üzerine haciz konduğuna dair 89/1 haciz ihbarnamesinin gönderildiği görülmektedir. Somut olayda şikayetçi üçüncü kişinin, borçluya ait hak ve alacaklarla ilgili haczedilmezlik şikayetinde bulunmasında hukuki yarar bulunmadığından bahisle,
Davanın reddine, .." karar verildiği görülmüştür. 
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İcra dosyasında 3.kişi konumunda olan müvekkilinin teminatın haczi yönündeki icra memuru kararının kaldırılmasını istemekte hukuki yararının ve aktif husumet ehliyetinin bulunduğunu, teminatların hangi iş için verilmişse o işin teminatında kullanılacağını haczedilemeyeceğini, yerleşik Yargıtay uygulamalarında aynı doğrultuda olduğunu,  beyanla  istinaf başvurularının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını  davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 
Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe : Alacaklı tarafından borçlu şirket T. Üretim Merkezi San.ve Tic. A.Ş.'den  aleyhine ihtiyati haciz kararı ile  kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatılmış, borçlu şirketin 3.kişilerdeki alacaklarının ihtiyaten haczi için şikayetçi üçüncü kişiye İİK'nun 89. maddesi gereğince  1. haciz ihbarnamesi gönderildiği, ihbarnamenin 15/08/2018 tarihinde şikayetçi/3. kişiye tebliğ edildiği, şikayetçinin süresi içerisinde 16/08/2018 tarihinde icra müdürlüğüne sundukları dilekçeleri ile haciz ihbarnamesine itiraz ettikleri  anlaşılmıştır.
 Şikayetçi 3.kişi şirket, icra mahkemesine başvurusunda; İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine karşı süresinde itiraz ettiğini beyanla kanunen teminat haczi mümkün olmadığından  bu kısım yönünden icra müdürlüğü kararı ve haciz ihbarnamesinin iptalini talep etmiştir.
Kendisine haciz ihbarnamesi tebliğ edilen 3. kişinin yapması gereken; borçlunun bir alacağı veya hakkı mevcut ise, bunlar üzerine haciz uygulayarak icra müdürlüğüne bildirmek, yukarıdaki maddede öngörüldüğü şekli ile borçlunun alacak veya hakkının bulunmadığının anlaşılması halinde ise, usulüne uygun olarak icra müdürlüğüne müracaat ederek bu yönde itirazlarını bildirmekten ibarettir.
Uyuşmazlıkta; şikayetçi/3.kişinin, 1.haciz ihbarnamesine karşı vermiş olduğu itiraz dilekçesinde, kendi şirketleri nezdinde kesin kabuller yapılmadığından hali hazırda borçlu şirkete ödenebilir nitelikte bir borç olmadığını, doğmuş bir alacak olmadığını, teminatların haczedilemeyeceği ileri sürmesi açıkça 1.haciz ihbarnamesine itiraz niteliğinde olup, bu durumda üçüncü şahsa 2. ve 3.  haciz ihbarnamesi çıkarılamaz.
 Diğer taraftan; haciz konulan bir mal veya hakkın haczedilmezliğine yönelik iddia, ancak borçlu tarafından ileri sürülmesi halinde icra mahkemesince incelenebilecek bir husustur. Bu konuda 3. kişinin, borçluya ait bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğini ileri sürerek, 89/1 ihbarnamesine dayalı haczin kaldırılması ve ihbarnamenin iptali istemi ile yaptığı şikayetin dinlenilmesi olanağı yoktur. 
6100 sayılı HMK.nun 114. maddesinde dava şartlarının neler olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 115. maddesinde ise dava şartlarının incelenmesine ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. 6100 sayılı HMK.nun 115. maddesinin 1. fıkrasının gerekçesi; “Maddenin birinci fıkrasında, dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususunun, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilebileceği; taraflarca da bu bağlamdaki eksikliğin her zaman ileri sürülebileceği açıkça vurgulanmıştır. Genel dava şartlarının inceleme sırasının ne olacağı hususu ise pozitif bir düzenlemeye elverişli bir nitelik taşımaması sebebiyle, tümüyle doktrin ve yargı uygulamasına bırakılmıştır.” şeklinde olup, bu doğrultuda dava şartlarının hangi sıraya göre inceleneceğine dair bir düzenleme bulunmamakla birlikte, somut olay nazara alındığında, dava ehliyetine dair incelemenin, hukuki menfaatin olup olmadığına yönelik dava şartından önce incelenmesi gerektiği söylenebilir. Zira, dava ehliyetinin bulunmadığı durumlarda davacının davayı açmakta hukuki menfaatinin olup olmadığının tartışılmasına da gerek kalmayacaktır. ( 12 HD esas no: 2016/2149 karar no: 2016/15096) 
Tüm bu açıklamalara ve belirtilen yargısal içtihatlara göre, Mahkemece, istemin, aktif husumet ehliyeti bulunmadığından, reddine karar verilmesi gerekirken, istemin  hukuki menfaat yokluğundan reddine karar verilmesi isabetsiz ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesinin yeniden yargılama yapılmasını  gerektirmediği anlaşıldığından, HMK'nun 355. maddesi gereğince resen yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince İlk Derece  Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 
1-Davacının istinaf başvurusunun REDDİNE,
 2-HMK'nun 355.maddesi gereğince resen yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-b.2. maddesi gereğince İstanbul Anadolu 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/724 esas 2018/1115 karar sayılı 26/12/2018 tarihli kararı KALDIRILMASINA
Yeniden esas hakkında,
-Davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile REDDİNE,
3-İlk derece yargılaması nedeni ile; 
-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 44,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 35,90 TL'nin mahsubuna bakiye 8,50 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
  -Hüküm tarihinde geçerli AAÜT gereğince davalı lehine 550,00 TL maktu vekalet ücreti takdirine, davacıdan  alınarak davalıya verilmesine,
-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 
-Davacı tarafından yatırılan sarf edilmeyen gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya  iadesine,
 
4-İstinaf başvurusu nedeniyle;
-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 44,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından, yeniden tahsiline yer olmadığına, 
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, davalı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 
-Davacı tarafından yatırılan sarf edilmeyen istinaf gider avansı artığının karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
 
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme ve müzakere neticesinde, H.M.K'nun 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.19/12/2019
 
AZLIK OYU: Şikayetçi, kendisine gönderilen haciz ihbarnamesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, haciz ihbarnamesinin iptaline karar verilmesini talep etmiş olup, bu haliyle şikayetçi, kendisi yönünden yapılan işlemlere karşı şikayet yoluna başvurabileceğinden, açılan iş bu davada aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, ancak ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere açılan iş bu davada hukuki yararının bulunmadığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatiyle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.  

Avukatlara Posta Yoluyla Yapılan Tebligat Yok Hükmündedir.

 
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
   Y A R G I T A Y   İ L A M I
ESAS NO : 2020/7291 
KARAR NO : 2020/9666
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 24/06/2020
NUMARASI : 2019/2859-2020/1006

   Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :  
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Şikayetçi borçlunun, sair iddiaları ile birlikte ve satış ilanının tebliğ  edilmediğini, yapılan tebligatların da usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek 15/04/2019 tarihli taşınmaz ihalesinin feshini talep ettiği, ilk derece mahkemesince; şikayetin reddi ile  % 10 para cezasına hükmedildiği,  borçlunun istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11 ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunludur.
 Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrasında;  “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.” Yine aynı maddenin 1/9. fıkrasına göre de; baro levhasına yazılı avukatların bu kapsamda olduğu, 3.fıkrasında; birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlemeleri yer almaktadır.
Borçlu vekili Av.E.E. gönderilen satış ilânının; " muhatap iş takibinde olduğundan daimi çalışan işçisine tebliğ edildi" açıklaması ile 07.03.2019 tarihinde Filiz Çalışır'a tebliğ edildiği, görülmüştür.
  Ancak yukarıda yazılı yasal düzenlemelere göre; tebligat yapılan kişinin avukat olduğu nazara alındığında, satış ilanının tebliği tarihi itibariyle uygulanması gereken Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin birinci fıkrası, tebligatın elektronik yolla yapılmasını zorunlu kılıp posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmündedir.
   İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya (varsa vekiline) tebliğ edilmelidir. Borçluya (varsa vekiline) satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi, Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, şikayetin  reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 24/06/2020 tarih, 2019/2859 E. 2020/1006 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 28/06/2029 tarih ve 2019/781 E. - 2019/856 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.11.2020  tarihinde oybirliği ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 27-12-2020, Saat: 23:32
  • DuraN
 
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
   Y A R G I T A Y   İ L A M I
ESAS NO : 2020/7291 
KARAR NO : 2020/9666
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 24/06/2020
NUMARASI : 2019/2859-2020/1006

   Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :  
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Şikayetçi borçlunun, sair iddiaları ile birlikte ve satış ilanının tebliğ  edilmediğini, yapılan tebligatların da usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek 15/04/2019 tarihli taşınmaz ihalesinin feshini talep ettiği, ilk derece mahkemesince; şikayetin reddi ile  % 10 para cezasına hükmedildiği,  borçlunun istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11 ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunludur.
 Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrasında;  “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.” Yine aynı maddenin 1/9. fıkrasına göre de; baro levhasına yazılı avukatların bu kapsamda olduğu, 3.fıkrasında; birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlemeleri yer almaktadır.
Borçlu vekili Av.E.E. gönderilen satış ilânının; " muhatap iş takibinde olduğundan daimi çalışan işçisine tebliğ edildi" açıklaması ile 07.03.2019 tarihinde Filiz Çalışır'a tebliğ edildiği, görülmüştür.
  Ancak yukarıda yazılı yasal düzenlemelere göre; tebligat yapılan kişinin avukat olduğu nazara alındığında, satış ilanının tebliği tarihi itibariyle uygulanması gereken Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin birinci fıkrası, tebligatın elektronik yolla yapılmasını zorunlu kılıp posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmündedir.
   İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya (varsa vekiline) tebliğ edilmelidir. Borçluya (varsa vekiline) satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi, Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, şikayetin  reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 24/06/2020 tarih, 2019/2859 E. 2020/1006 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İstanbul 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 28/06/2029 tarih ve 2019/781 E. - 2019/856 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.11.2020  tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Birikmiş Nafaka Alacağının Haczi Mümkün Değildir

12. Hukuk Dairesi         2018/4928 E.  ,  2019/242 K.
"İçtihat Metni".........
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı, borçlu hakkınd......17.09.2013 tarihli, 2012/557 Esas-2013/619 Karar sayılı ilamına dayalı olarak......... Esas sayılı takip dosyası ile nafaka alacağına dayalı ilamlı icra takip başlattığını.......sayılı takip dosyası ile de alacaklı hakkında icra takibi başlatıldığını, söz konusu takip dosyasından alacaklı olduğu takip dosyasına gönderilen müzekkere ile alacaklı olduğu dosyadaki birikmiş nafaka alacağı üzerine haciz konulduğunu ancak birikmiş nafaka alacağına haciz uygulanmasının mümkün olmayacağını belirterek....... 2014/11705 E. sayılı takip dosyasında müdürlükçe verilen 28.01.2016 tarihli haciz kararının kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, birikmiş nafaka alacağının alelade alacak olduğundan bahisle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Niteliği itibari ile nafaka kişinin yaşamını sürdürmek için öncelikli ve zaruri olarak hükmedilen bir para olup, nafaka alacaklısının her ay hükmedilen nafakayı talep etmeyip birikmiş nafakayı tahsil etmesi bu paranın "alelade alacak niteliğine" dönüşmesi anlamım kazandırmaz. Çünkü, nafaka alacaklısı istediği an, hükmedilen nafakayı alma olanağına sahip olmalıdır.
O halde, mahkemece birikmiş nafaka alacaklarının da haczi mümkün olmadığından şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünden hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 27-12-2020, Saat: 23:16
  • DuraN
12. Hukuk Dairesi         2018/4928 E.  ,  2019/242 K.
"İçtihat Metni".........
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı, borçlu hakkınd......17.09.2013 tarihli, 2012/557 Esas-2013/619 Karar sayılı ilamına dayalı olarak......... Esas sayılı takip dosyası ile nafaka alacağına dayalı ilamlı icra takip başlattığını.......sayılı takip dosyası ile de alacaklı hakkında icra takibi başlatıldığını, söz konusu takip dosyasından alacaklı olduğu takip dosyasına gönderilen müzekkere ile alacaklı olduğu dosyadaki birikmiş nafaka alacağı üzerine haciz konulduğunu ancak birikmiş nafaka alacağına haciz uygulanmasının mümkün olmayacağını belirterek....... 2014/11705 E. sayılı takip dosyasında müdürlükçe verilen 28.01.2016 tarihli haciz kararının kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, birikmiş nafaka alacağının alelade alacak olduğundan bahisle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Niteliği itibari ile nafaka kişinin yaşamını sürdürmek için öncelikli ve zaruri olarak hükmedilen bir para olup, nafaka alacaklısının her ay hükmedilen nafakayı talep etmeyip birikmiş nafakayı tahsil etmesi bu paranın "alelade alacak niteliğine" dönüşmesi anlamım kazandırmaz. Çünkü, nafaka alacaklısı istediği an, hükmedilen nafakayı alma olanağına sahip olmalıdır.
O halde, mahkemece birikmiş nafaka alacaklarının da haczi mümkün olmadığından şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünden hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Taşınmaz Maliki 3.Kişinin Haciz Kaldırma Talebi

12. Hukuk Dairesi         2016/29220 E.  ,  2017/3961 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi 3. kişinin icra mahkemesine başvurarak, borçlunun borcundan dolayı şikayetçi adına kayıtlı taşınmazların tapu kayıtlarına konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin reddine karar verildiği görülmektedir.
Somut olayda; borçlu şirket ile şikayetçi arasında düzenlenen ... 11. Noterliği'nin 04.07.2013 tarih ve 9117 yevmiye nolu "Düzenleme Şeklinde Toplantı Tutanağı ve 04.07.2013 tarihli sözleşme" ile borçlu ... Ltd. Şti ile şikayetçi arasında düzenlenen Sözleşmeye dayalı olarak, şikayetçinin ... İli ... İlçesi ... Mahallesi 7201 ada 2 parselde M1 Kentsel Dönüşüm projesi kapsamında yapılmış ve yapılacak inşaatlardan dolayı müteahhit payı olan %54 oranındaki inşaat payı gereğince borçlu adına tescil olunacak taşınmazların tapu kaydına 11.05.2015 tarihinde haciz konulduğu anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.2004 tarih ve 2004/12-210 E., 2004/208 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olması zorunludur. Takipte borçlu sıfatı bulunmayan üçüncü kişinin, mülkiyeti kendisine ait taşınmaza konulan haczin kaldırılmasını icra mahkemesinden şikayet yolu ile isteme hakkı vardır.
O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile haciz tarihinde şikayetçi adına kayıtlı olan taşınmazlardaki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi         2016/29220 E.  ,  2017/3961 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi 3. kişinin icra mahkemesine başvurarak, borçlunun borcundan dolayı şikayetçi adına kayıtlı taşınmazların tapu kayıtlarına konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin reddine karar verildiği görülmektedir.
Somut olayda; borçlu şirket ile şikayetçi arasında düzenlenen ... 11. Noterliği'nin 04.07.2013 tarih ve 9117 yevmiye nolu "Düzenleme Şeklinde Toplantı Tutanağı ve 04.07.2013 tarihli sözleşme" ile borçlu ... Ltd. Şti ile şikayetçi arasında düzenlenen Sözleşmeye dayalı olarak, şikayetçinin ... İli ... İlçesi ... Mahallesi 7201 ada 2 parselde M1 Kentsel Dönüşüm projesi kapsamında yapılmış ve yapılacak inşaatlardan dolayı müteahhit payı olan %54 oranındaki inşaat payı gereğince borçlu adına tescil olunacak taşınmazların tapu kaydına 11.05.2015 tarihinde haciz konulduğu anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.2004 tarih ve 2004/12-210 E., 2004/208 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olması zorunludur. Takipte borçlu sıfatı bulunmayan üçüncü kişinin, mülkiyeti kendisine ait taşınmaza konulan haczin kaldırılmasını icra mahkemesinden şikayet yolu ile isteme hakkı vardır.
O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile haciz tarihinde şikayetçi adına kayıtlı olan taşınmazlardaki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Vekaletnamesinin Aslı ya da Onayla Örneğini İbraz Edemeyen Vekilin İşlemleri

Vekaletnamesinin Aslı ya da Onayla Örneğini İbraz Edemeyen Vekilin Noterlik Dairesinde Bulunan Nüshadan Örnek Alıp Alamayacağı ve Nüshanın Bulunduğu Noterlikte Müvekkili Adına Hukuki İşlem Yapıp Yapamayacağına ilişkin makaleye ulaşmak için TIKLAYINIZ
  • Cevap Yok
  • 27-12-2020, Saat: 10:53
  • DuraN
Vekaletnamesinin Aslı ya da Onayla Örneğini İbraz Edemeyen Vekilin Noterlik Dairesinde Bulunan Nüshadan Örnek Alıp Alamayacağı ve Nüshanın Bulunduğu Noterlikte Müvekkili Adına Hukuki İşlem Yapıp Yapamayacağına ilişkin makaleye ulaşmak için TIKLAYINIZ

Türk Medeni Kanunu Işığında Alacak Rehni

Türk Medeni Kanunu Işığında Alacak Rehnine ilişkin makaleye ulaşmak için TIKLAYINIZ
Türk Medeni Kanunu Işığında Alacak Rehnine ilişkin makaleye ulaşmak için TIKLAYINIZ

TTK 5 Mad. Kapsamında Menfi Tespit Davaları

TTK 5 Mad. Kapsamında Menfi Tespit Davalarına ilişkin makaleye indirmek için TIKLAYINIZ 
  • Cevap Yok
  • 27-12-2020, Saat: 10:45
  • DuraN
TTK 5 Mad. Kapsamında Menfi Tespit Davalarına ilişkin makaleye indirmek için TIKLAYINIZ