*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

Şikayet - Fotokopi Almak Takipten Haberdar Olduğu Anlamına Gelir

İİK da 16.madde süreli şikayeti düzenlemektedirŞikayet icra işleri konusunda yetkili müdürlüklerde bulunan başta icra müdürü olmak üzere müdür yardımcısı,memurlar ve müstahdemlerin alacaklı, borçlu yada vekilllerinin yapmış oldukları işlemlere karşılık icra mahkemesine yapmış oldukları taleplerdir. Şüphesiz ki şikayet sadece icra dairelerini kapsamamaktadır ve aynı zamanda İİK 2.maddesinde iflas daireleri hakkında da icra dairelerinin tabii olduğu usul ve esaslar uygulanır denilmek suretiyle şikayetin kapsamına iflas dairelerini de almışlardır.Süreli şikayette öncelikle iki ana kategori altında incelemek gerekmektedir. İlk olarak kanunun lafzından anlaşıldığı kadarıyla kanuna muhalif olmasından denilmektedir.Kanuna muhalif olmak ne demektir?İ İK da lafzı yorumdan çok amaçsal yoruma ağırlık vermek daha önemlidir çünkü normun konuluş amacı bazen lafzından çok farklı olabilmektedir. Kanuna muhalif olmak aslında bütün mevzuata muhalif olmak olarak yorumlanmaktadır çünkü şikayet her nekadar İİK için getirilmiş bir özerklik olarak görünse de İİK'nuna atıfta bulunan çeşitli kanunlar ve yönetmelikle vardır ve tali olarak bu normlarda uygulama alanına sahiptir. Şikayeti sadece kanuna aykırı olarak sınırlandırmamak aksine bütün mevzuatı kapsayacak şekilde anlamak daha doğru olmaktadır. Örneğin bir çok konuda İİK'nunun atıfta bulunduğu Medeni Usul Kanunu bunların başında gelmektedir.Bu sebeple icra müdür ve memurlarının yada genel olarak çalışanlarının yapmış oldukları muameleler için kanuna aykırı işlemleri yerine mevzuata aykırı olan işlemleri olarak anlamak daha doğru ve sağlıklı olacaktır.Adalet bakanlığı tarafından icra dairelerine gönderilen genelgeler yada yönetmelikler yahut savcılıklar tarafından gönderilen talimatlar da bir bakıma şikayet için bir mevzuat olarak ifade edilmelidir. Şunu da unutmamak gerekir ki icra dairelerinin baş sorumlusu olarak icra müdürleri görev yapmaktadır ancak icra müdür yardımcısının yapmış oldukları işlemlerden eğer şikayet edilecekse aynı zamanda icra müdürlerinin de müteselsil olarak sorumlu olacakları gözardı edilmemelidir. Süreli şikayet açısından ikinci ana kategorimiz ise hadiseye uygun olmamaktır. Hadise denildiği zaman somut işlem olarak ifade etmemiz gerekmektedir. Somut işlem üzerinde icra memurlarının yapmış oldukları işlem yapılacak olan işlemden tamamen frklı ise o halde hadiseye uygun olmamaktadır örneğin haciz işlemi gerçekleştirme talebinde bulunan alacaklı vekilinin talebine karşılık muhafaza işlemi yapan memur açısından yapılan işlem hadiseye uygun bir işlem olarak ifade edilmemektedir.Uygulamada da sorun teşkil eden bu tür şikayetlerin öğrenmeden itibaren 7 gün içerisinde yapılmasıdır.Şikayetin iki önemli istisnası vardır.Bir hakkın yerine getirilmemesi yada sebepsiz sürüncemede bırakılması sebebiyle her zaman şikayet olunabilir.Bir hakkın yerine getirilmesi ile sebepsiz sürüncemede bırakılması arasında fark vardır.İcra müdürlüğünce haciz isteme yetkisi var olan alacaklı yada vekiline haciz işlemi uygulatmama yani hacze çıkmasını engelleme yahut siyasi sebeplerden yada vb sebeplerden dolayı haciz işlemini gerçekleştirmeme yahut icra dosyası ile alakalı olarak bir talebi yada evrakı imzalamama gibi durumlarda ilk durumda bir hakkın yerine getirilmemesi ikinci durumda ise sebepsiz sürüncemede bırakılması ile doğrudan ilgilidir.Süresiz şikayetin kanun koyucu tarafından getirilmesinin amacıda şudur.Bu gibi durumlar genellikle öğrenme ile ilgili olmadığından dolayı yada öğrenme olsa bile sürenin geçmesiyle hakkın yitirileceği yada düşmesi sebebiyle getirilen sınırlamalardır.Genellikle kamu düzeninden kaynaklanan bu durumlar ile alakalı olarak her zaman şikayet olunabilir.Süresiz şikayet için yargıtay içtihatları ile getirilen bir sınırlamada kamu düzeni ile ilgili olan durumlar süresiz şikayet durumuna haizdir ve her zaman şikayet olunabilir.Şu ana kadar yargıtay tarafından şikayet ile ilgili verilen kararlara bakarak konuyu daha iyi anlamamız mümkündür.Somut olayda davacı/borçlu vekilince 15.02.2016 tarihinde dosyadan fotokopi alarak iik 32 maddesince takipten haberdar olmuştur. Davacı/borçlu takipten haberdar olduktan sonra yeniden ödeme emri gönderilmesine gerek yoktur. İptali istenen icra işleminden davacı/borçlu 18.03.2016 tarihinde yeniden talepte bulunarak haberdar olmuştur. Şikayetçinin mahkememize 01.04.2016 tarihinde yapılan başvuru süresinde değildir. Şikayetin İİK 16/1. maddesi uyarınca talebin süre aşımı nedeniyle reddi gereklidir. ELAZIĞ 1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ ESAS NO : 2016/149 - KARAR NO :2016/300 YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2016/27904 KARAR NO : 2018/1226 ONAMA
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:34
  • DuraN
İİK da 16.madde süreli şikayeti düzenlemektedirŞikayet icra işleri konusunda yetkili müdürlüklerde bulunan başta icra müdürü olmak üzere müdür yardımcısı,memurlar ve müstahdemlerin alacaklı, borçlu yada vekilllerinin yapmış oldukları işlemlere karşılık icra mahkemesine yapmış oldukları taleplerdir. Şüphesiz ki şikayet sadece icra dairelerini kapsamamaktadır ve aynı zamanda İİK 2.maddesinde iflas daireleri hakkında da icra dairelerinin tabii olduğu usul ve esaslar uygulanır denilmek suretiyle şikayetin kapsamına iflas dairelerini de almışlardır.Süreli şikayette öncelikle iki ana kategori altında incelemek gerekmektedir. İlk olarak kanunun lafzından anlaşıldığı kadarıyla kanuna muhalif olmasından denilmektedir.Kanuna muhalif olmak ne demektir?İ İK da lafzı yorumdan çok amaçsal yoruma ağırlık vermek daha önemlidir çünkü normun konuluş amacı bazen lafzından çok farklı olabilmektedir. Kanuna muhalif olmak aslında bütün mevzuata muhalif olmak olarak yorumlanmaktadır çünkü şikayet her nekadar İİK için getirilmiş bir özerklik olarak görünse de İİK'nuna atıfta bulunan çeşitli kanunlar ve yönetmelikle vardır ve tali olarak bu normlarda uygulama alanına sahiptir. Şikayeti sadece kanuna aykırı olarak sınırlandırmamak aksine bütün mevzuatı kapsayacak şekilde anlamak daha doğru olmaktadır. Örneğin bir çok konuda İİK'nunun atıfta bulunduğu Medeni Usul Kanunu bunların başında gelmektedir.Bu sebeple icra müdür ve memurlarının yada genel olarak çalışanlarının yapmış oldukları muameleler için kanuna aykırı işlemleri yerine mevzuata aykırı olan işlemleri olarak anlamak daha doğru ve sağlıklı olacaktır.Adalet bakanlığı tarafından icra dairelerine gönderilen genelgeler yada yönetmelikler yahut savcılıklar tarafından gönderilen talimatlar da bir bakıma şikayet için bir mevzuat olarak ifade edilmelidir. Şunu da unutmamak gerekir ki icra dairelerinin baş sorumlusu olarak icra müdürleri görev yapmaktadır ancak icra müdür yardımcısının yapmış oldukları işlemlerden eğer şikayet edilecekse aynı zamanda icra müdürlerinin de müteselsil olarak sorumlu olacakları gözardı edilmemelidir. Süreli şikayet açısından ikinci ana kategorimiz ise hadiseye uygun olmamaktır. Hadise denildiği zaman somut işlem olarak ifade etmemiz gerekmektedir. Somut işlem üzerinde icra memurlarının yapmış oldukları işlem yapılacak olan işlemden tamamen frklı ise o halde hadiseye uygun olmamaktadır örneğin haciz işlemi gerçekleştirme talebinde bulunan alacaklı vekilinin talebine karşılık muhafaza işlemi yapan memur açısından yapılan işlem hadiseye uygun bir işlem olarak ifade edilmemektedir.Uygulamada da sorun teşkil eden bu tür şikayetlerin öğrenmeden itibaren 7 gün içerisinde yapılmasıdır.Şikayetin iki önemli istisnası vardır.Bir hakkın yerine getirilmemesi yada sebepsiz sürüncemede bırakılması sebebiyle her zaman şikayet olunabilir.Bir hakkın yerine getirilmesi ile sebepsiz sürüncemede bırakılması arasında fark vardır.İcra müdürlüğünce haciz isteme yetkisi var olan alacaklı yada vekiline haciz işlemi uygulatmama yani hacze çıkmasını engelleme yahut siyasi sebeplerden yada vb sebeplerden dolayı haciz işlemini gerçekleştirmeme yahut icra dosyası ile alakalı olarak bir talebi yada evrakı imzalamama gibi durumlarda ilk durumda bir hakkın yerine getirilmemesi ikinci durumda ise sebepsiz sürüncemede bırakılması ile doğrudan ilgilidir.Süresiz şikayetin kanun koyucu tarafından getirilmesinin amacıda şudur.Bu gibi durumlar genellikle öğrenme ile ilgili olmadığından dolayı yada öğrenme olsa bile sürenin geçmesiyle hakkın yitirileceği yada düşmesi sebebiyle getirilen sınırlamalardır.Genellikle kamu düzeninden kaynaklanan bu durumlar ile alakalı olarak her zaman şikayet olunabilir.Süresiz şikayet için yargıtay içtihatları ile getirilen bir sınırlamada kamu düzeni ile ilgili olan durumlar süresiz şikayet durumuna haizdir ve her zaman şikayet olunabilir.Şu ana kadar yargıtay tarafından şikayet ile ilgili verilen kararlara bakarak konuyu daha iyi anlamamız mümkündür.Somut olayda davacı/borçlu vekilince 15.02.2016 tarihinde dosyadan fotokopi alarak iik 32 maddesince takipten haberdar olmuştur. Davacı/borçlu takipten haberdar olduktan sonra yeniden ödeme emri gönderilmesine gerek yoktur. İptali istenen icra işleminden davacı/borçlu 18.03.2016 tarihinde yeniden talepte bulunarak haberdar olmuştur. Şikayetçinin mahkememize 01.04.2016 tarihinde yapılan başvuru süresinde değildir. Şikayetin İİK 16/1. maddesi uyarınca talebin süre aşımı nedeniyle reddi gereklidir. ELAZIĞ 1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ ESAS NO : 2016/149 - KARAR NO :2016/300 YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2016/27904 KARAR NO : 2018/1226 ONAMA

Belediye Başkanlığınca borçlunun iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatına işlenen şerh

Belediye Başkanlığınca borçlunun iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatına “Hibe Sözleşmesi kapsamında sağlanmış tesis, makine, teçhizat ve diğer malzemelerin mülkiyeti proje yatırımının bitiminin 3 yıl sonrasına kadar değiştirilemez, satılamaz ve devredilemez.” şeklinde şerh işlenmiştir.Bir malın veya hakkın haczedilmezliği İİK'nun 82/1. maddesine göre kanunla düzenlenmesi gerekir. Şikayete konu mahcuz malların haczedilemeyeceklerine ilişkin bir kanun hükmü bulunmamaktadır. 2008/19 nolu tebliğin 52. maddesinde ve Belediye Başkanlığı tarafından konulan şerhte “haczedilemez” ibaresi bulunmamakla birlikte, “satılamaz, devredilemez” şeklindeki ibareler de hacze konu malların cebri icra yolu ile satışına engel değildir. Yapılan düzenlemeler hibe sözleşmesinin taraflarını bağlamakta olup, takip alacaklısının menkullere haciz koydurmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2012/28381 KARAR NO: 2013/5228
  • Cevap Yok
  • 13-08-2020, Saat: 22:30
  • DuraN
Belediye Başkanlığınca borçlunun iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatına “Hibe Sözleşmesi kapsamında sağlanmış tesis, makine, teçhizat ve diğer malzemelerin mülkiyeti proje yatırımının bitiminin 3 yıl sonrasına kadar değiştirilemez, satılamaz ve devredilemez.” şeklinde şerh işlenmiştir.Bir malın veya hakkın haczedilmezliği İİK'nun 82/1. maddesine göre kanunla düzenlenmesi gerekir. Şikayete konu mahcuz malların haczedilemeyeceklerine ilişkin bir kanun hükmü bulunmamaktadır. 2008/19 nolu tebliğin 52. maddesinde ve Belediye Başkanlığı tarafından konulan şerhte “haczedilemez” ibaresi bulunmamakla birlikte, “satılamaz, devredilemez” şeklindeki ibareler de hacze konu malların cebri icra yolu ile satışına engel değildir. Yapılan düzenlemeler hibe sözleşmesinin taraflarını bağlamakta olup, takip alacaklısının menkullere haciz koydurmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2012/28381 KARAR NO: 2013/5228

Gerçek Kişiye Teb. Kan. 35 Maddesine Göre Tebligat

Gerçek kişiye TK'nun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için, ilgilinin adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve muhataba bu adreste daha önce usulüne uygun bir tebligatın yapılmasının zorunlu olduğu-
Mahkeme kararının temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Tebligat Kanunu’nda 6099 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, gerçek kişilere Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için ilgilinin adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve ayrıca muhataba bu adreste daha önce usulüne uygun bir tebligatın da yapılmış olması zorunludur.

Dosya kapsamından, alacaklı ...'a, Av. ... ve Av. ...'nin çekilme dilekçelerinin, mahkemenin gerekçeli kararının ve temyiz dilekçesinin, TK'nun 35. maddesine göre tebliğ edildiği, ancak muhataba bu adreste daha önce usulüne uygun bir tebligatın yapılmadığı görülmüş olup, tebligat bu haliyle usulsüzdür.

Bu durumda, alacaklı ...'a, Av. ... ve Av. ...'nin çekilme dilekçelerinin, mahkemenin gerekçeli kararının ve temyiz dilekçesinin, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca usulüne uygun tebliğ ettirilerek, temyiz süresi beklendikten sonra tebligat parçası (ve varsa temyiz dilekçesi) ile birlikte gönderilmesi için dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 16/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 16.04.2018 T. E: 2016/29797, K: 3151
  • Cevap Yok
  • 10-08-2020, Saat: 23:19
  • DuraN
Gerçek kişiye TK'nun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için, ilgilinin adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve muhataba bu adreste daha önce usulüne uygun bir tebligatın yapılmasının zorunlu olduğu-
Mahkeme kararının temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Tebligat Kanunu’nda 6099 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, gerçek kişilere Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılabilmesi için ilgilinin adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve ayrıca muhataba bu adreste daha önce usulüne uygun bir tebligatın da yapılmış olması zorunludur.

Dosya kapsamından, alacaklı ...'a, Av. ... ve Av. ...'nin çekilme dilekçelerinin, mahkemenin gerekçeli kararının ve temyiz dilekçesinin, TK'nun 35. maddesine göre tebliğ edildiği, ancak muhataba bu adreste daha önce usulüne uygun bir tebligatın yapılmadığı görülmüş olup, tebligat bu haliyle usulsüzdür.

Bu durumda, alacaklı ...'a, Av. ... ve Av. ...'nin çekilme dilekçelerinin, mahkemenin gerekçeli kararının ve temyiz dilekçesinin, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca usulüne uygun tebliğ ettirilerek, temyiz süresi beklendikten sonra tebligat parçası (ve varsa temyiz dilekçesi) ile birlikte gönderilmesi için dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 16/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. HD. 16.04.2018 T. E: 2016/29797, K: 3151

Menfi Tespit - İstirdat - İlamın Kesinleşmeden Takibe Konulabileceği

Takibin fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hükme ilişkin olması, yani, menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasına ilişkin olmaması halinde, ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilebileceği-

1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

[b]I. İNCELEME SÜRECİ[/b]

[b]Borçlu İstemi:[/b]

4. Borçlu vekili 02.09.2014 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın taraflarınca temyiz edildiğini ve temyiz incelemesinin hâlen devam ettiğini, menfi tespit ve istirdat davalarına konu ilamların kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

[b]Mahkeme Kararı:[/b]

5. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 05.09.2014 tarihli ve 2014/982 E., 2014/910 K. sayılı kararı ile; menfi tespit davalarının kabul veya reddine ilişkin kararların tefrik yapılmaksızın kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı, menfi tespitin istirdada dönüşmesi hâlinde dahi aynı kuralın geçerli olduğu, somut olayda takip dayanağı ilamın incelenmesinde davanın menfi tespit olarak açıldığı ve yargılama sırasında istirdada dönüştüğü, ancak korunması gereken hukuki menfaatin artık alacaklı lehine olduğu, bu nedenle ilamın kesinleşmeden icrasının mümkün olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

[b]Özel Daire Bozma Kararı:[/b]

6. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/27209 E., 2015/4020 K. sayılı kararı ile;

"...Şikâyetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Talep, İİK'nun 41. maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikâyete ilişkindir.

6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.),

Mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2),

Sayıştay kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. madde),

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1),

Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.

Somut olayda takip dayanağı ilamda davalıların, taksitli satış sözleşmesinden ve senetlerden dolayı davacılar aleyhine yaptıkları takibin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığından davacıların davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, menfi tespit hükmü içermektedir. Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Mahkemece şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

[b]Direnme Kararı:[/b]

8. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 01.07.2015 tarihli ve 2015/454 E., 2015/651 K. sayılı kararı ile; kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinin 5. fıkrasında ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, yalnızca İİK'nın 40. maddesine paralel olarak menfi tespit davasının borçlu lehine kesinleştiği takdirde icranın iadesi kurumunun uygulanacağının düzenlendiği, somut olayda İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrasının ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklinde bir yorum yapılamayacağı, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının, yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun davacının (şikâyetçinin) icra takibi yaparken sadece kambiyo senedine dayanması, davalının (şikâyet olunanın) ise mahkemece verilmiş bir karara dayanarak takip yapmasından dolayı davalının (şikâyet olunanın) daha üstün hak sahibi olduğu düşünülerek, elinde mahkeme kararı bulunan şahsın, kambiyo senedine dayanarak takip yapan şahsa rağmen üstün tutulması gereken yararı karşısında korunmasız kalmasının kabul edilemeyeceği, davalının (şikâyet olunanın) üstün hak sahibi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

[b]Direnme Kararının Temyizi:[/b]

9. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

[b]II. UYUŞMAZLIK[/b]

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; menfi tespit (istirdat) ilamının kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

[b]III. GEREKÇE[/b]

11. Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır...." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği "ilam mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

12. İlamların icrası ise İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 41 ve 16. maddeleri).

13. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinde belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir.

14. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilamlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, 3. Baskı, Ankara 1993, s. 2222). İlamın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tabi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 2224).

15. Somut olayda, alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine 07.08.2014 tarihinde Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın incelenmesinde; davacıların M.Ö ve ..., davalıların Tacirler Elektrik Tar. Tur. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. ve ... olduğu, davacıların borçlu olmadıklarının tespitini ve ödenen paraların istirdatını talep ettikleri, mahkemece davanın menfi tespit ve istirdat davası olarak nitelendirildiği, ilamın hüküm kısmında davacı ...'un adına asaleten açılan dava yönünden "...Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2007/3520 sayılı dosyasından dolayı takip konusu borcun ödenmekle sona erdiği bu nedenle borçlu olmadığının, dava tarihi itibariyle 6.548,03 TL fazla ödeme yapıldığının tespiti ile 6.548,03 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den tahsili ile davacı ...'a verilmesine..." karar verildiği, ilamda kesinleşme şerhinin bulunmadığı, şikâyet konusu ilamlı icra takibinde alacaklı ... tarafından 6.548,03TL asıl alacak ile işlemiş faizi ve 485,00TL yargılama gideri ile işlemiş faizinin tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

16. Yukarıda açıklandığı üzere ilamlı icra takibine dayanak ilam menfi tespit- istirdata ilişkin olduğundan uyuşmazlığın çözümünde İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiş olan menfi tespit ve istirdat davalarının açıklanması gerekmektedir.

17. Kendisine karşı ilâmsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

18. İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s. 803).

19. Kesinleşmeden icraya konulamayacak istisnai düzenlemelerden biri de İİK'nın 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında yer alan menfi tespit davasına ilişkindir. Menfi tespit davasının kabulü hâlinde icranın eski hâle getirilebilmesi için kararının kesinleşmesi gerekir. Menfi tespit davasının reddi hâlinde ise ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmünü içeren bir ilâm değildir. İİK'nın 72. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça belirtildiği gibi, alacaklının, lehine hükmedilen tazminatı borçlunun gösterdiği teminattan alabilmesi için, menfî tespit davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca ilam bir bütün olup, ilamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1990 tarihli ve 12-446 E., 1990/564 K. sayılı, 05.10.2005 tarihli ve 2005/12-534 E., 2005/554 K. sayılı kararları).

20. Borçlu, İİK'nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü kararının faiz, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü için ilâmlı icra yoluna başvurabilir; fakat, bunun için de, istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 391).

21. Borçlu, menfî tespit davası açmamış ve borcu cebrî icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre istirdat davası açabilir. Borçlu, istirdat davası sonucunda (lehine) almış olduğu ilâmı hemen icraya koyabilir (m. 32). Bunun için, ilâmın kesinleşmesi şart değildir; çünkü, ilâmın konusu bir para alacağıdır (HUMK m. 443,I; İİK m. 36). Fakat, İİK'nın 72/6. maddesi gereğince istirdat davasına dönüşen menfî tespit davasının (yeni hâli ile istirdat davasının) kabulüne ilişkin ilâmda yer alan alacak, ilâm kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (Kuru, s. 399).

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayda, her ne kadar takip dayanağı ilama konu dava menfi tespit-istirdat davası olarak açılmış ise de ilamın şikâyet konusu icra takibine dayanak olan hüküm bölümünde mahkemece, dava tarihi itibariyle fazla ödeme yapıldığı tespit edilmiş olduğundan ilam İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre açılan istirdat davasına ilişkindir.

23. Hâl böyle olunca ilamda dava tarihi itibariyle önceki takibe konu edilen alacak miktarından fazla ödendiği tespit edilen ve tahsiline hükmedilen 6.548,03TL para ve yargılama gideri için ilamlı takip yapıldığından, yapılan takip fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hüküm bölümüne ilişkin olup, başka bir anlatımla menfi tespit davasından dönüşen istirdat davası olmadığından, ilam kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilebileceğinden yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı onanması gerekmiştir.

24. Diğer taraftan, şikâyet konusu icra takibi alacaklı ... vasisi M.Ö tarafından başlatılmış olup, her ne kadar direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında vasi M.Ö gösterilmemiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

[b]IV. SONUÇ:[/b]

Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen “geçici madde 7” atfıyla uygulanması gereken aynı Kanunun 366. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde,

Karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HGK 11.02.2020 T. E: 2018/8-55, K: 130
Takibin fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hükme ilişkin olması, yani, menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasına ilişkin olmaması halinde, ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilebileceği-

1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

[b]I. İNCELEME SÜRECİ[/b]

[b]Borçlu İstemi:[/b]

4. Borçlu vekili 02.09.2014 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın taraflarınca temyiz edildiğini ve temyiz incelemesinin hâlen devam ettiğini, menfi tespit ve istirdat davalarına konu ilamların kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

[b]Mahkeme Kararı:[/b]

5. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 05.09.2014 tarihli ve 2014/982 E., 2014/910 K. sayılı kararı ile; menfi tespit davalarının kabul veya reddine ilişkin kararların tefrik yapılmaksızın kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı, menfi tespitin istirdada dönüşmesi hâlinde dahi aynı kuralın geçerli olduğu, somut olayda takip dayanağı ilamın incelenmesinde davanın menfi tespit olarak açıldığı ve yargılama sırasında istirdada dönüştüğü, ancak korunması gereken hukuki menfaatin artık alacaklı lehine olduğu, bu nedenle ilamın kesinleşmeden icrasının mümkün olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

[b]Özel Daire Bozma Kararı:[/b]

6. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/27209 E., 2015/4020 K. sayılı kararı ile;

"...Şikâyetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Talep, İİK'nun 41. maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikâyete ilişkindir.

6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.),

Mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2),

Sayıştay kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. madde),

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1),

Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.

Somut olayda takip dayanağı ilamda davalıların, taksitli satış sözleşmesinden ve senetlerden dolayı davacılar aleyhine yaptıkları takibin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığından davacıların davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, menfi tespit hükmü içermektedir. Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Mahkemece şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

[b]Direnme Kararı:[/b]

8. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 01.07.2015 tarihli ve 2015/454 E., 2015/651 K. sayılı kararı ile; kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinin 5. fıkrasında ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, yalnızca İİK'nın 40. maddesine paralel olarak menfi tespit davasının borçlu lehine kesinleştiği takdirde icranın iadesi kurumunun uygulanacağının düzenlendiği, somut olayda İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrasının ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklinde bir yorum yapılamayacağı, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının, yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun davacının (şikâyetçinin) icra takibi yaparken sadece kambiyo senedine dayanması, davalının (şikâyet olunanın) ise mahkemece verilmiş bir karara dayanarak takip yapmasından dolayı davalının (şikâyet olunanın) daha üstün hak sahibi olduğu düşünülerek, elinde mahkeme kararı bulunan şahsın, kambiyo senedine dayanarak takip yapan şahsa rağmen üstün tutulması gereken yararı karşısında korunmasız kalmasının kabul edilemeyeceği, davalının (şikâyet olunanın) üstün hak sahibi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

[b]Direnme Kararının Temyizi:[/b]

9. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

[b]II. UYUŞMAZLIK[/b]

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; menfi tespit (istirdat) ilamının kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

[b]III. GEREKÇE[/b]

11. Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır...." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği "ilam mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

12. İlamların icrası ise İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 41 ve 16. maddeleri).

13. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinde belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir.

14. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilamlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, 3. Baskı, Ankara 1993, s. 2222). İlamın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tabi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 2224).

15. Somut olayda, alacaklı ... tarafından borçlu ... aleyhine 07.08.2014 tarihinde Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7805 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın incelenmesinde; davacıların M.Ö ve ..., davalıların Tacirler Elektrik Tar. Tur. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. ve ... olduğu, davacıların borçlu olmadıklarının tespitini ve ödenen paraların istirdatını talep ettikleri, mahkemece davanın menfi tespit ve istirdat davası olarak nitelendirildiği, ilamın hüküm kısmında davacı ...'un adına asaleten açılan dava yönünden "...Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2007/3520 sayılı dosyasından dolayı takip konusu borcun ödenmekle sona erdiği bu nedenle borçlu olmadığının, dava tarihi itibariyle 6.548,03 TL fazla ödeme yapıldığının tespiti ile 6.548,03 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den tahsili ile davacı ...'a verilmesine..." karar verildiği, ilamda kesinleşme şerhinin bulunmadığı, şikâyet konusu ilamlı icra takibinde alacaklı ... tarafından 6.548,03TL asıl alacak ile işlemiş faizi ve 485,00TL yargılama gideri ile işlemiş faizinin tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

16. Yukarıda açıklandığı üzere ilamlı icra takibine dayanak ilam menfi tespit- istirdata ilişkin olduğundan uyuşmazlığın çözümünde İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiş olan menfi tespit ve istirdat davalarının açıklanması gerekmektedir.

17. Kendisine karşı ilâmsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

18. İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s. 803).

19. Kesinleşmeden icraya konulamayacak istisnai düzenlemelerden biri de İİK'nın 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında yer alan menfi tespit davasına ilişkindir. Menfi tespit davasının kabulü hâlinde icranın eski hâle getirilebilmesi için kararının kesinleşmesi gerekir. Menfi tespit davasının reddi hâlinde ise ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmünü içeren bir ilâm değildir. İİK'nın 72. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça belirtildiği gibi, alacaklının, lehine hükmedilen tazminatı borçlunun gösterdiği teminattan alabilmesi için, menfî tespit davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca ilam bir bütün olup, ilamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1990 tarihli ve 12-446 E., 1990/564 K. sayılı, 05.10.2005 tarihli ve 2005/12-534 E., 2005/554 K. sayılı kararları).

20. Borçlu, İİK'nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü kararının faiz, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü için ilâmlı icra yoluna başvurabilir; fakat, bunun için de, istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 391).

21. Borçlu, menfî tespit davası açmamış ve borcu cebrî icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre istirdat davası açabilir. Borçlu, istirdat davası sonucunda (lehine) almış olduğu ilâmı hemen icraya koyabilir (m. 32). Bunun için, ilâmın kesinleşmesi şart değildir; çünkü, ilâmın konusu bir para alacağıdır (HUMK m. 443,I; İİK m. 36). Fakat, İİK'nın 72/6. maddesi gereğince istirdat davasına dönüşen menfî tespit davasının (yeni hâli ile istirdat davasının) kabulüne ilişkin ilâmda yer alan alacak, ilâm kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (Kuru, s. 399).

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayda, her ne kadar takip dayanağı ilama konu dava menfi tespit-istirdat davası olarak açılmış ise de ilamın şikâyet konusu icra takibine dayanak olan hüküm bölümünde mahkemece, dava tarihi itibariyle fazla ödeme yapıldığı tespit edilmiş olduğundan ilam İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre açılan istirdat davasına ilişkindir.

23. Hâl böyle olunca ilamda dava tarihi itibariyle önceki takibe konu edilen alacak miktarından fazla ödendiği tespit edilen ve tahsiline hükmedilen 6.548,03TL para ve yargılama gideri için ilamlı takip yapıldığından, yapılan takip fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hüküm bölümüne ilişkin olup, başka bir anlatımla menfi tespit davasından dönüşen istirdat davası olmadığından, ilam kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilebileceğinden yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı onanması gerekmiştir.

24. Diğer taraftan, şikâyet konusu icra takibi alacaklı ... vasisi M.Ö tarafından başlatılmış olup, her ne kadar direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında vasi M.Ö gösterilmemiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

[b]IV. SONUÇ:[/b]

Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen “geçici madde 7” atfıyla uygulanması gereken aynı Kanunun 366. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde,

Karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HGK 11.02.2020 T. E: 2018/8-55, K: 130

İlamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı iddiası-

7176 sayılı Kanun’un 21. maddesi gereğince; anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin -kesinleşmiş mahkeme kararı icra dosyasına ibraz edilinceye kadar- durdurulmasına karar verilmesi gerekeceği-


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İlamlı icra takibinde borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvurusunda; sair iddialarının yanında takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı iddiası ile hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece davanın reddine karar verildiği başvuru üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu yanca temyiz edildiği görülmektedir.
7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 04/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Geçici 14. maddesinde; “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 04/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur. Aynı Kanunun 22/1-b maddesi gereğince Kanun yayımı tarihinde, yürürlüğe girer” düzenlemesinin yer aldığı, Kanun'un yürürlük tarihinin 12.06.2019 olduğu, istinaf incelemesi sonrası Kanun değişikliğinin yapıldığı ve yürürlüğe girdiği görülmüştür.
Buna göre; takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulduğu sabit olup, temyiz inceleme tarihi itibariyle de henüz kesinleşmediği dairemizin eksiklik talebi yazısına verilen 19.02.2020 tarihli cevabi yazı ve ekleri ile anlaşılmış olmakla 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesi gereğince; anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı icra dosyasına ibraz edilinceye kadar durdurulmasına karar verilmesi gerekeceğinden mahkemece, kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile; yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin 24/10/2018 tarih ve 2018/1175 E.-2018/1349 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 16.03.2018 tarih ve 2017/752 E. - 2018/170 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12/05/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 12.05.2020 T. E: 2019/246, K: 3176
  • Cevap Yok
  • 09-08-2020, Saat: 23:11
  • DuraN
7176 sayılı Kanun’un 21. maddesi gereğince; anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin -kesinleşmiş mahkeme kararı icra dosyasına ibraz edilinceye kadar- durdurulmasına karar verilmesi gerekeceği-


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İlamlı icra takibinde borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvurusunda; sair iddialarının yanında takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı iddiası ile hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece davanın reddine karar verildiği başvuru üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu yanca temyiz edildiği görülmektedir.
7176 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 04/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Geçici 14. maddesinde; “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 04/11/1983 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî el konulması veya hukuki el atılması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan taleplere dair bedel ve tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararları kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takipleri kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar durdurulur. Aynı Kanunun 22/1-b maddesi gereğince Kanun yayımı tarihinde, yürürlüğe girer” düzenlemesinin yer aldığı, Kanun'un yürürlük tarihinin 12.06.2019 olduğu, istinaf incelemesi sonrası Kanun değişikliğinin yapıldığı ve yürürlüğe girdiği görülmüştür.
Buna göre; takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulduğu sabit olup, temyiz inceleme tarihi itibariyle de henüz kesinleşmediği dairemizin eksiklik talebi yazısına verilen 19.02.2020 tarihli cevabi yazı ve ekleri ile anlaşılmış olmakla 7176 sayılı Kanun’un 21. maddesi gereğince; anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı icra dosyasına ibraz edilinceye kadar durdurulmasına karar verilmesi gerekeceğinden mahkemece, kesinleşmiş mahkeme kararı ibraz edilinceye kadar takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile; yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin 24/10/2018 tarih ve 2018/1175 E.-2018/1349 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 16.03.2018 tarih ve 2017/752 E. - 2018/170 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12/05/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 12.05.2020 T. E: 2019/246, K: 3176

Bloke- Emekli Maaşı- Ahde Vefa- Haksız Şart

28.02.2009 tarihinden sonra kullanılan kredilerde emekli maaşından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatlerin önceden verildiği gerekçesiyle geçersizliğinden ve haksız şart teşkil ettiğinden bahsedilemeyeceği- Blokenin kaldırılması/alacak davasına ilişkin uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık ve ahde vefa ilkesine çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği-


Taraflar arasındaki blokenin kaldırılması/alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı banka tarafından kullandığı tüketici kredisi ve kredi kartı borçları nedeniyle icra takibi yapılmadan emekli maaşına haciz konulduğunu ileri sürerek; emekli maaşına konulan usulsüz blokajın kaldırılmasına ve maaştan şimdiye kadar yapılan usulsüz kesintilerin hesaplanarak kesinti tarihlerinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyulmak suretiyle davanın kabulüne emekli maaşına konulan blokenin iptaline, 2.499,77 TL kesintinin tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının davalı bankadan kullandığı kredi borcunun muaccel hale gelmiş kredi taksitlerinin maaşından alınıp alınamayacağına ve bunu teminen kredi borcuyla sınırlı kalınarak hesabın bloke edilip edilmeyeceğine ilişkin olup, davanın kabulüne dair verilen karar Dairece, infazda tereddüte neden olacak şekilde karar verilmiş olması hususuna değinilerek bozulmuş, ayrıca davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının şu aşamada incelenmesine yer olmadığı hususuna bozma ilamında işaret edilmiştir. Bu kapsamda, davacı yararına usuli kazanılmış bir hakkın varlığından söz edilemeceği açıktır.
Bilindiği üzere 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı yasanın 56.maddesi ile değişik 5510 sayılı yasanın 93.maddesinde bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, ... hizmeti sunucularının Genel ... Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.” hükmü bulunmaktadır. İİK.nun 83/a maddesindeki ''İİK.nun 82 ve 83. maddelerinde yazılan mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir" hükmüne karşın, 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanunun 32.maddesi ile değişik 5510 Sayılı SGK.nun 93/1 .maddesinde, "bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin taleplerin, borçlunun muvafakati yok ise, icra müdürü tarafından reddedileceği" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükmün İİK.nun 83/a maddesine göre daha özel düzenleme içerdiği ve takip hukukuna göre icra takibinin kesinleşmiş olması şartıyla haciz sırasında veya hacizden sonra 5510 Sayılı Kanunun 93.maddesi kapsamındaki gelir, aylık ve ödeneklerin haczine ilişkin verilen muvafakatin geçerli olacağı, bu durumda borçlunun haciz sırasında veya haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlu haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebileceği, sözleşme hukukuna göre bu yasağın kesin olmadığı, yasanın tarafların iradesine ağırlık vererek muvafakat yoluyla emekli aylıklarına bloke konulmasına, borcun başka teminatlara başvurulmadan ödenmesine imkan sağladığı, böylece tarafların sözleşme ile belirledikleri hükmü ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı az yukarıda zikredilen yasal düzenlemeler yürürlükte iken davalı bankanın .../... şubesinden 08.11.2010 tarihinde 50.000,00 TL tutarlı, 26.05.2011 tarihinde 15.000,00 TL tutarlı Tüketici Kredisi kullandığı, maaşını ise kredi kullandığı davalı bankadan aldığı sabittir. Davacı tarafından imzalanan sözleşmelerin 15. maddesinde ve 21.02.2012 tarihli temliknamede kredi taksitlerinin emekli maaş hesabından ödenmesinin kararlaştırıldığı, bankaya ödenmeme halinde takas, virman ve mahsup yetkisinin verildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle davacının anılan temlikname ile SGK dan aldığı maaşının kesilmesine kredinin geri ödemelerinin maaşı üzerinden yapılmasına, bankanın takas, virman ve mahsup hakkını kullanmasına muvafakat etmiştir. Davacı sözleşmeden dönmediğine göre, borcu ne şekilde ödeyeceğini de açıklamamıştır. Banka da bu taahhüde inanarak başka teminat istemeden davacıya krediyi kullandırmıştır. Davalı banka, davacı ile arasında imzalanan sözleşme ve taahütname hükümlerine göre kesinti yapmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü mümkün değildir. Zira davacı yürürlükteki bu Yasaları bilerek sözleşmeyi imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin davalı bankadan aldığı emekli maaşından kesilmesi için taahhüt verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilerek kararlaştırılmadığı söylenemez. Ayrıca bankanın yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının bankadan kullandığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi zorunludur. Davacının taksitlerin maaşından ödenmesini ihtirazi kayıtsız kabul edip daha sonra dava açıp kesinti bedelini geri istemesi hakkın kötüye kullanılması olup iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz.(TMK m.2) Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimin tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde; kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Başka bir deyişle yeni yasanın yürürlük tarihi olan 28.02.2009 tarihinden sonra kullanılan kredilerde emekli maaşından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatlerin önceden verildiği gerekçesiyle geçersizliğinden ve haksız şart teşkil ettiğinden bahsedilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık ve ahde vefa ilkesine çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/03/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi
13. HD 02.03.2020 T. E: 2017/9355, K: 2974
  • Cevap Yok
  • 09-08-2020, Saat: 23:10
  • DuraN
28.02.2009 tarihinden sonra kullanılan kredilerde emekli maaşından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatlerin önceden verildiği gerekçesiyle geçersizliğinden ve haksız şart teşkil ettiğinden bahsedilemeyeceği- Blokenin kaldırılması/alacak davasına ilişkin uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık ve ahde vefa ilkesine çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği-


Taraflar arasındaki blokenin kaldırılması/alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı banka tarafından kullandığı tüketici kredisi ve kredi kartı borçları nedeniyle icra takibi yapılmadan emekli maaşına haciz konulduğunu ileri sürerek; emekli maaşına konulan usulsüz blokajın kaldırılmasına ve maaştan şimdiye kadar yapılan usulsüz kesintilerin hesaplanarak kesinti tarihlerinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyulmak suretiyle davanın kabulüne emekli maaşına konulan blokenin iptaline, 2.499,77 TL kesintinin tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının davalı bankadan kullandığı kredi borcunun muaccel hale gelmiş kredi taksitlerinin maaşından alınıp alınamayacağına ve bunu teminen kredi borcuyla sınırlı kalınarak hesabın bloke edilip edilmeyeceğine ilişkin olup, davanın kabulüne dair verilen karar Dairece, infazda tereddüte neden olacak şekilde karar verilmiş olması hususuna değinilerek bozulmuş, ayrıca davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının şu aşamada incelenmesine yer olmadığı hususuna bozma ilamında işaret edilmiştir. Bu kapsamda, davacı yararına usuli kazanılmış bir hakkın varlığından söz edilemeceği açıktır.
Bilindiği üzere 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı yasanın 56.maddesi ile değişik 5510 sayılı yasanın 93.maddesinde bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, ... hizmeti sunucularının Genel ... Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.” hükmü bulunmaktadır. İİK.nun 83/a maddesindeki ''İİK.nun 82 ve 83. maddelerinde yazılan mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir" hükmüne karşın, 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanunun 32.maddesi ile değişik 5510 Sayılı SGK.nun 93/1 .maddesinde, "bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin taleplerin, borçlunun muvafakati yok ise, icra müdürü tarafından reddedileceği" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükmün İİK.nun 83/a maddesine göre daha özel düzenleme içerdiği ve takip hukukuna göre icra takibinin kesinleşmiş olması şartıyla haciz sırasında veya hacizden sonra 5510 Sayılı Kanunun 93.maddesi kapsamındaki gelir, aylık ve ödeneklerin haczine ilişkin verilen muvafakatin geçerli olacağı, bu durumda borçlunun haciz sırasında veya haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlu haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebileceği, sözleşme hukukuna göre bu yasağın kesin olmadığı, yasanın tarafların iradesine ağırlık vererek muvafakat yoluyla emekli aylıklarına bloke konulmasına, borcun başka teminatlara başvurulmadan ödenmesine imkan sağladığı, böylece tarafların sözleşme ile belirledikleri hükmü ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı az yukarıda zikredilen yasal düzenlemeler yürürlükte iken davalı bankanın .../... şubesinden 08.11.2010 tarihinde 50.000,00 TL tutarlı, 26.05.2011 tarihinde 15.000,00 TL tutarlı Tüketici Kredisi kullandığı, maaşını ise kredi kullandığı davalı bankadan aldığı sabittir. Davacı tarafından imzalanan sözleşmelerin 15. maddesinde ve 21.02.2012 tarihli temliknamede kredi taksitlerinin emekli maaş hesabından ödenmesinin kararlaştırıldığı, bankaya ödenmeme halinde takas, virman ve mahsup yetkisinin verildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle davacının anılan temlikname ile SGK dan aldığı maaşının kesilmesine kredinin geri ödemelerinin maaşı üzerinden yapılmasına, bankanın takas, virman ve mahsup hakkını kullanmasına muvafakat etmiştir. Davacı sözleşmeden dönmediğine göre, borcu ne şekilde ödeyeceğini de açıklamamıştır. Banka da bu taahhüde inanarak başka teminat istemeden davacıya krediyi kullandırmıştır. Davalı banka, davacı ile arasında imzalanan sözleşme ve taahütname hükümlerine göre kesinti yapmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü mümkün değildir. Zira davacı yürürlükteki bu Yasaları bilerek sözleşmeyi imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin davalı bankadan aldığı emekli maaşından kesilmesi için taahhüt verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilerek kararlaştırılmadığı söylenemez. Ayrıca bankanın yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının bankadan kullandığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi zorunludur. Davacının taksitlerin maaşından ödenmesini ihtirazi kayıtsız kabul edip daha sonra dava açıp kesinti bedelini geri istemesi hakkın kötüye kullanılması olup iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz.(TMK m.2) Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimin tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde; kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Başka bir deyişle yeni yasanın yürürlük tarihi olan 28.02.2009 tarihinden sonra kullanılan kredilerde emekli maaşından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatlerin önceden verildiği gerekçesiyle geçersizliğinden ve haksız şart teşkil ettiğinden bahsedilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık ve ahde vefa ilkesine çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/03/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi
13. HD 02.03.2020 T. E: 2017/9355, K: 2974

İlamlı icra- Mükerrerlik şikayeti- Şikayet süresi-

İlamlı icra- Mükerrerlik şikayeti- Şikayet süresi-

İlamlı icra takibinde mükerrerlik şikayetinin süresiz olarak yapılabileceği, bu konudaki şikayetin duruşma açılarak incelenmesi gerektiği-


Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarih, 2015/568 E.-201/326 K. sayılı ilamına dayalı olarak ... 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/10382 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını; mahkemenin bozma öncesi ilamına dayanılarak asıl dava için, ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12423 Esas, birleşen dava için ise ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12424 Esas sayılı takip dosyaları ile daha önce takip başlatılmış olduğu, bu nedenle bozma sonrası başlatılan takibin mükerer olduğu, son yapılan takipte istenen vekalet ücreti, yargılama giderleri, ana para ve faizin fazla talep edildiği, davacı sayısı ile icra emrindeki alacaklı sayısının uyuşmadığı, 2011/12424 Esas sayılı icra dosyasına 59.861,00 TL ödeme yapıldığı ve mahsubu gerektiğini belirterek, takibin ilk açılan ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12423 Esas sayılı takip dosyası üzerinden devamını talep etmiş, mahkemece; şikayetin kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın borçlu idare vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Takibin mükerrer olduğu yönündeki şikayet ilamlı icra takibinde ilama aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle anılan başvuru İİK'nun 16/2. maddesine göre süresiz şikayete tabidir (HGK'nun 21.06.2000 tarih, 2000/12-1002 sayılı kararı).
Öte yandan İİK'nun 18. maddesine göre, icra mahkemesinde basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zapt ettirmek suretiyle de olur. Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasını ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder. Her ne kadar İİK'nun 18/3. maddesi gereğince aksine hüküm bulunmayan hallerde duruşma yapılmasına gerek olup olmadığı icra mahkemesi'nin takdirine bırakılmış ise de, anılan takdir yetkisi mutlak bir seçimlik hak olmayıp, halin icabına göre işin duruşmalı olarak incelenmesi gerektiği durumlarda mahkeme takdir yetkisini duruşma yapmaktan yana kullanmalıdır. Mahkeme duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir.
Somut olayda, ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarih, 2015/568 E.-201/326 K. ilamına dayalı olarak asıl dava için, ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12423 Esas, birleşen dava için ise ... 5. İcra Müdürlüğü' nün 2011/12424 Esas sayılı takip dosyaları ile takip başlatıldığı, kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 08.03.2012 tarih ve 2011/732 E.-2012/4373K. sayılı ilamı ile bozulduğu ve bozma sonrası aynı mahkemece yeniden yapılan yargılama neticesinde verilen 07.07.2015 tarih, 2012/568 E.-2015/326 K. sayılı ilam ile birleşen davada yönünden feragat nedeniyle davanın reddine ve asıl dava yönünden esas hakkında hüküm kurulduğu ve ilama dayalı olarak şikayet konusu ... 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/10382 Esas sayılı takip dosyası ile ikinci bir takip başlatıldığı, dolayısıyla ilk başlatılan takip dosyasında tahsili mümkün olan alacağın, makul bir neden olmaksızın yeni bir takip ile istendiği, mahkemece borçlunun mükerrer takip iddiası incelenmeksizin süre aşımı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece ilamlı icra takibinde mükerrerlik şikayetinin süresiz olarak yapılabileceği gözetilmek suretiyle İİK'nun 18. maddesi gereğince duruşma açılarak taraf beyanları alındıktan sonra, takibin mükerrer olup olmadığı tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile evrak üzerinden karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
12. HD. 16.03.2020 T. 9462/2696
  • Cevap Yok
  • 09-08-2020, Saat: 23:09
  • DuraN
İlamlı icra- Mükerrerlik şikayeti- Şikayet süresi-

İlamlı icra takibinde mükerrerlik şikayetinin süresiz olarak yapılabileceği, bu konudaki şikayetin duruşma açılarak incelenmesi gerektiği-


Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarih, 2015/568 E.-201/326 K. sayılı ilamına dayalı olarak ... 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/10382 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını; mahkemenin bozma öncesi ilamına dayanılarak asıl dava için, ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12423 Esas, birleşen dava için ise ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12424 Esas sayılı takip dosyaları ile daha önce takip başlatılmış olduğu, bu nedenle bozma sonrası başlatılan takibin mükerer olduğu, son yapılan takipte istenen vekalet ücreti, yargılama giderleri, ana para ve faizin fazla talep edildiği, davacı sayısı ile icra emrindeki alacaklı sayısının uyuşmadığı, 2011/12424 Esas sayılı icra dosyasına 59.861,00 TL ödeme yapıldığı ve mahsubu gerektiğini belirterek, takibin ilk açılan ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12423 Esas sayılı takip dosyası üzerinden devamını talep etmiş, mahkemece; şikayetin kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın borçlu idare vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Takibin mükerrer olduğu yönündeki şikayet ilamlı icra takibinde ilama aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle anılan başvuru İİK'nun 16/2. maddesine göre süresiz şikayete tabidir (HGK'nun 21.06.2000 tarih, 2000/12-1002 sayılı kararı).
Öte yandan İİK'nun 18. maddesine göre, icra mahkemesinde basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zapt ettirmek suretiyle de olur. Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasını ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder. Her ne kadar İİK'nun 18/3. maddesi gereğince aksine hüküm bulunmayan hallerde duruşma yapılmasına gerek olup olmadığı icra mahkemesi'nin takdirine bırakılmış ise de, anılan takdir yetkisi mutlak bir seçimlik hak olmayıp, halin icabına göre işin duruşmalı olarak incelenmesi gerektiği durumlarda mahkeme takdir yetkisini duruşma yapmaktan yana kullanmalıdır. Mahkeme duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir.
Somut olayda, ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarih, 2015/568 E.-201/326 K. ilamına dayalı olarak asıl dava için, ... 5. İcra Müdürlüğü'nün 2011/12423 Esas, birleşen dava için ise ... 5. İcra Müdürlüğü' nün 2011/12424 Esas sayılı takip dosyaları ile takip başlatıldığı, kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 08.03.2012 tarih ve 2011/732 E.-2012/4373K. sayılı ilamı ile bozulduğu ve bozma sonrası aynı mahkemece yeniden yapılan yargılama neticesinde verilen 07.07.2015 tarih, 2012/568 E.-2015/326 K. sayılı ilam ile birleşen davada yönünden feragat nedeniyle davanın reddine ve asıl dava yönünden esas hakkında hüküm kurulduğu ve ilama dayalı olarak şikayet konusu ... 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/10382 Esas sayılı takip dosyası ile ikinci bir takip başlatıldığı, dolayısıyla ilk başlatılan takip dosyasında tahsili mümkün olan alacağın, makul bir neden olmaksızın yeni bir takip ile istendiği, mahkemece borçlunun mükerrer takip iddiası incelenmeksizin süre aşımı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece ilamlı icra takibinde mükerrerlik şikayetinin süresiz olarak yapılabileceği gözetilmek suretiyle İİK'nun 18. maddesi gereğince duruşma açılarak taraf beyanları alındıktan sonra, takibin mükerrer olup olmadığı tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile evrak üzerinden karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
12. HD. 16.03.2020 T. 9462/2696

Mazeret dilekçesinde duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesi

Mazeret dilekçesinde duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmesi talebi hakkında-


Asıl ve birleşen davanın davacısı ... Pompa ve Makine San. Dış Tic. Ltd. Şti. vekili Av. ... ile asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalıları 1-... vekili Av. ... 2-... vekili Av. ... arasında görülen dava hakkında Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden verilen 2016/359 esas ve 2017/142 karar sayılı ve 09.02.2017 tarihli hükmün bozulmasına ilişkin Dairemizin 2017/3214 esas ve 2019/1995 karar sayılı ve 26.03.2019 tarihli ilamına karşı asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalısı ... vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- K A R A R -
Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalısı ... vekilinin karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, 20,80'er TL harç ve takdiren 450,00'şer TL para cezasının karar düzeltme isteyenler asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalısı ...'den alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 09.06.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili UYAP üzerinden Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderdiği 19.01.2017 tarihli mazeret dilekçesinde, mazeretli sayılmalarının kabulü ile duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece de bu yöndeki talep kabul edilmiştir. Dilekçenin UYAP'tan gönderilmesi ve vekilin talebinin içeriği birlikte değerlendirildiğinde yerel mahkemenin duruşma gününü UYAP'tan öğrenmesi şeklinde kurduğu ara kararında usulsüzlük bulunmamaktadır. Dolayısıyla yerel mahkemenin davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararı yerindedir. (Yargıtay 19. H.D. 17.09.2013 tarih, 2013/9259 E. 2013/14017 K., 26.02.2013 tarih, 2012/15131 E. 2013/3573 K., 19.12.2019, 2019/2554 E. 2019/971 K.) Aksi durum hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.
19. HD. 09.06.2020 T. E: 2019/2578, K: 913
  • Cevap Yok
  • 09-08-2020, Saat: 23:08
  • DuraN
Mazeret dilekçesinde duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmesi talebi hakkında-


Asıl ve birleşen davanın davacısı ... Pompa ve Makine San. Dış Tic. Ltd. Şti. vekili Av. ... ile asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalıları 1-... vekili Av. ... 2-... vekili Av. ... arasında görülen dava hakkında Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden verilen 2016/359 esas ve 2017/142 karar sayılı ve 09.02.2017 tarihli hükmün bozulmasına ilişkin Dairemizin 2017/3214 esas ve 2019/1995 karar sayılı ve 26.03.2019 tarihli ilamına karşı asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalısı ... vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- K A R A R -
Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalısı ... vekilinin karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, 20,80'er TL harç ve takdiren 450,00'şer TL para cezasının karar düzeltme isteyenler asıl davanın davalısı ... ve birleşen davanın davalısı ...'den alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 09.06.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili UYAP üzerinden Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderdiği 19.01.2017 tarihli mazeret dilekçesinde, mazeretli sayılmalarının kabulü ile duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece de bu yöndeki talep kabul edilmiştir. Dilekçenin UYAP'tan gönderilmesi ve vekilin talebinin içeriği birlikte değerlendirildiğinde yerel mahkemenin duruşma gününü UYAP'tan öğrenmesi şeklinde kurduğu ara kararında usulsüzlük bulunmamaktadır. Dolayısıyla yerel mahkemenin davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararı yerindedir. (Yargıtay 19. H.D. 17.09.2013 tarih, 2013/9259 E. 2013/14017 K., 26.02.2013 tarih, 2012/15131 E. 2013/3573 K., 19.12.2019, 2019/2554 E. 2019/971 K.) Aksi durum hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.
19. HD. 09.06.2020 T. E: 2019/2578, K: 913

İhalenin feshi- Satış ilanının amacı- İİK. mad. 150/e uyarınca satış isteme süresi-

Borçlunun takip dosyasından aldığı fotokopi ile altı gün sonra ihalenin gerçekleşeceğini öğrenmesi halinde, bu altı günlük sürenin, satış ilanının asıl amaçları olan satışa hazırlanma, duyuruları yapma, daha fazla müşteri bulma yönlerini borçlu bakımından sağlayacak makul bir süre olmadığı ve bu sebeple ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği- Borçluya tebliğ edilen ödeme emrinin üzerinden 1 yıl geçmesinin ardından bulunulan satış talebi İİK. mad. 150/e uyarınca yok hükmünde olduğundan, ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği-


Borçluların, sair iddialarının yanısıra yasal süresinde satış istenmediğinden İİK'nun 150/e maddesi gereğince takibin düştüğü ve borçlu şirkete yapılan satış ilanı tebligatının usulsüz olduğu iddiaları ile 17.05.2018 tarihli taşınmaz ihalelerinin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurdukları, ilk derece mahkemesince borçlu şirket yetkilisinin 11.05.2018 tarihinde takip dosyasından fotokopi aldığı, bu tarihte ihaleden haberdar olduğu ve satış talebinin süresinde olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
Satış ilanının borçluya, satışa hazırlanabilmesi, kendince gerekli duyuruları yapabilmesi ve daha fazla müşteri bulabilmesi için satıştan makul bir süre önce tebliği gerekmektedir. Somut olayda;borçlu şirket yetkilisinin takip dosyasından 11.05.2018 tarihinde fotokopi aldığı, ihalenin ise 17.05.2018 tarihinde yapıldığı görülmüştür. Buna göre dosyadan fotokopi alınan tarih ile ihale günü arasında makul bir süre olmadığından, borçlunun satışa hazırlık işlemlerine karşı şikayet hakkını kullanması ve satışa katılımı arttıracak çalışmalarda bulunması engellenmiş olup satış ilanından ve ihaleden makul süre önce haberdar olduğundan bahsedilemez. Bu durumda borçlu şirket yönünden bahsedilen gerekçe ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekir.
Öte yandan; takip ve ödeme emrinin tebliğ tarihi itibariyle uygulanması gereken İİK'nun 150/e maddesi gereğince taşınmaz rehninin satışının ödeme veya icra emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde istenmesi gereklidir. İİK'nun 150/e-2. maddesine göre bu süre içinde satışın istenmemesi veya talep geri alınıp da bu süre içinde yenilenmemesi halinde takibin düşeceği hüküm altına alınmıştır
Somut olayda, örnek 6 numaralı ödeme emrinin borçlu K'ya 24.01.2016 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklının 27.12.2017 tarihinde satış talebinde bulunulduğu dolayısıyla İİK’nun 150/e maddesindeki bir yıllık sürede satış istenmediği görülmektedir. Bu durumda takip düştüğünden ve takibin düştüğü tarihten sonra yapılan işlemler yok hükmünde olduğundan mahkemece borçlu ... yönünden de ihalenin feshi isteminin bu nedenle kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Borçluların temyiz istemlerinin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, istinaf talebinin esastan reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 30.12.2019 tarih ve 2018/1818 E.-2019/1824 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesi’nin 06.08.2019 tarih ve 2018/108 E.-2019/209 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 3.03.2020 T. 1688/2089
Borçlunun takip dosyasından aldığı fotokopi ile altı gün sonra ihalenin gerçekleşeceğini öğrenmesi halinde, bu altı günlük sürenin, satış ilanının asıl amaçları olan satışa hazırlanma, duyuruları yapma, daha fazla müşteri bulma yönlerini borçlu bakımından sağlayacak makul bir süre olmadığı ve bu sebeple ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği- Borçluya tebliğ edilen ödeme emrinin üzerinden 1 yıl geçmesinin ardından bulunulan satış talebi İİK. mad. 150/e uyarınca yok hükmünde olduğundan, ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği-


Borçluların, sair iddialarının yanısıra yasal süresinde satış istenmediğinden İİK'nun 150/e maddesi gereğince takibin düştüğü ve borçlu şirkete yapılan satış ilanı tebligatının usulsüz olduğu iddiaları ile 17.05.2018 tarihli taşınmaz ihalelerinin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurdukları, ilk derece mahkemesince borçlu şirket yetkilisinin 11.05.2018 tarihinde takip dosyasından fotokopi aldığı, bu tarihte ihaleden haberdar olduğu ve satış talebinin süresinde olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
Satış ilanının borçluya, satışa hazırlanabilmesi, kendince gerekli duyuruları yapabilmesi ve daha fazla müşteri bulabilmesi için satıştan makul bir süre önce tebliği gerekmektedir. Somut olayda;borçlu şirket yetkilisinin takip dosyasından 11.05.2018 tarihinde fotokopi aldığı, ihalenin ise 17.05.2018 tarihinde yapıldığı görülmüştür. Buna göre dosyadan fotokopi alınan tarih ile ihale günü arasında makul bir süre olmadığından, borçlunun satışa hazırlık işlemlerine karşı şikayet hakkını kullanması ve satışa katılımı arttıracak çalışmalarda bulunması engellenmiş olup satış ilanından ve ihaleden makul süre önce haberdar olduğundan bahsedilemez. Bu durumda borçlu şirket yönünden bahsedilen gerekçe ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekir.
Öte yandan; takip ve ödeme emrinin tebliğ tarihi itibariyle uygulanması gereken İİK'nun 150/e maddesi gereğince taşınmaz rehninin satışının ödeme veya icra emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde istenmesi gereklidir. İİK'nun 150/e-2. maddesine göre bu süre içinde satışın istenmemesi veya talep geri alınıp da bu süre içinde yenilenmemesi halinde takibin düşeceği hüküm altına alınmıştır
Somut olayda, örnek 6 numaralı ödeme emrinin borçlu K'ya 24.01.2016 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklının 27.12.2017 tarihinde satış talebinde bulunulduğu dolayısıyla İİK’nun 150/e maddesindeki bir yıllık sürede satış istenmediği görülmektedir. Bu durumda takip düştüğünden ve takibin düştüğü tarihten sonra yapılan işlemler yok hükmünde olduğundan mahkemece borçlu ... yönünden de ihalenin feshi isteminin bu nedenle kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Borçluların temyiz istemlerinin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, istinaf talebinin esastan reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 30.12.2019 tarih ve 2018/1818 E.-2019/1824 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesi’nin 06.08.2019 tarih ve 2018/108 E.-2019/209 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
12. HD. 3.03.2020 T. 1688/2089

Avukatın vekaletnamesini sonra ibraz etmek üzere ihaleye katılması mümkündür

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/9164 KARAR NO : 2016/14092 İçtihat
   
(Karar Tarihi : 12/05/2016)
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
1-İşin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılmasına, HUMK'nun 438. ve İİK'nun 366. maddeleri hükümleri müsait bulunmadığından bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendi:
2-Alacaklının icra mahkemesine başvurusunda; alacaklı banka vekilleri olan Av. ... ile Av. ...'un ihaleye katılmak için icra dairesine gittiklerini ve ihaleye katıldıklarını, ihalenin bitimine 5 - 6 dakika kala icra müdürünün vekaletname istemesi üzerine vekaletnamenin asıl icra dosyasında olduğunu beyan ettiklerini ve asıl icra dosyasında bilirkişi masrafını yatırdıklarına dair dekontu göstermelerine rağmen, icra müdürünün sürdükleri peyi ihale tutanağına yazmadığını ileri sürerek ihalenin feshini talep ettiği, mahkemece; alacaklı vekili olarak ihaleye katılmak isteyen avukatların vekaletname sunamadıkları ve isimlerinin talimat gönderme yazısında bulunmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği görülmektedir.
6100 sayılı HMK'nun 77/1. maddesinde; ".....Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir..." düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, alacaklı vekili olarak ihale katılıp pey sürmek isteyen Av. ...'nın, baro kimlik kartı ve alacaklı .... personeli olduğunu gösterir kartını icra müdürüne ibraz ettiği, icra dosyası kapsamında bulunan ve icra müdürlüğünce tutulan tutanaktan anlaşılmaktadır. Avukat tarafından ibraz edilen belgeler dikkate alındığında, yukarıda anılan düzenleme uyarınca, avukat, vekaletnamesini daha sonra sunmak üzere ihaleye katılıp pey sürebilir. Nitekim Av. ...'un ihale saatinden sonra icra dosyasına vekaletnamesini sunduğu görülmektedir. Sunulan ve .... Noterliğince düzenlenen 4.4.2014 tarihli ve 14999 yevmiye nolu vekaletnamenin incelenmesinde, Av. ... ile Av. ...'un alacaklı ....'nin vekilleri oldukları anlaşılmaktadır. İcra dosyası kapsamında bulunan icra müdürlüğünce tutulan tutanaktan, alacaklı banka vekillerinin pey sürmesinin engellendiği görülmüş olup, ihaleye katılımın engellenmesi ihaleye fesat niteliğindedir.
O halde, mahkemece ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
KARAR : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 01-08-2020, Saat: 23:24
  • DuraN
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2016/9164 KARAR NO : 2016/14092 İçtihat
   
(Karar Tarihi : 12/05/2016)
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
1-İşin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılmasına, HUMK'nun 438. ve İİK'nun 366. maddeleri hükümleri müsait bulunmadığından bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendi:
2-Alacaklının icra mahkemesine başvurusunda; alacaklı banka vekilleri olan Av. ... ile Av. ...'un ihaleye katılmak için icra dairesine gittiklerini ve ihaleye katıldıklarını, ihalenin bitimine 5 - 6 dakika kala icra müdürünün vekaletname istemesi üzerine vekaletnamenin asıl icra dosyasında olduğunu beyan ettiklerini ve asıl icra dosyasında bilirkişi masrafını yatırdıklarına dair dekontu göstermelerine rağmen, icra müdürünün sürdükleri peyi ihale tutanağına yazmadığını ileri sürerek ihalenin feshini talep ettiği, mahkemece; alacaklı vekili olarak ihaleye katılmak isteyen avukatların vekaletname sunamadıkları ve isimlerinin talimat gönderme yazısında bulunmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği görülmektedir.
6100 sayılı HMK'nun 77/1. maddesinde; ".....Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir..." düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, alacaklı vekili olarak ihale katılıp pey sürmek isteyen Av. ...'nın, baro kimlik kartı ve alacaklı .... personeli olduğunu gösterir kartını icra müdürüne ibraz ettiği, icra dosyası kapsamında bulunan ve icra müdürlüğünce tutulan tutanaktan anlaşılmaktadır. Avukat tarafından ibraz edilen belgeler dikkate alındığında, yukarıda anılan düzenleme uyarınca, avukat, vekaletnamesini daha sonra sunmak üzere ihaleye katılıp pey sürebilir. Nitekim Av. ...'un ihale saatinden sonra icra dosyasına vekaletnamesini sunduğu görülmektedir. Sunulan ve .... Noterliğince düzenlenen 4.4.2014 tarihli ve 14999 yevmiye nolu vekaletnamenin incelenmesinde, Av. ... ile Av. ...'un alacaklı ....'nin vekilleri oldukları anlaşılmaktadır. İcra dosyası kapsamında bulunan icra müdürlüğünce tutulan tutanaktan, alacaklı banka vekillerinin pey sürmesinin engellendiği görülmüş olup, ihaleye katılımın engellenmesi ihaleye fesat niteliğindedir.
O halde, mahkemece ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
KARAR : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Nafaka Ödemesinde Ödeme Açıklamasına Not Yazılması

Nafaka ödemesine açıklama olarak "haram olsun" şeklinde not yazılması, dava tarihinden sonra olduğundan, bu davranışın, tarafa kusur olarak yüklenemeyeceği- Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde erkeğin istinaf talebinin kusur belirlemesine yönelik talebi uyarınca kısmen kusur düzeltilmesi yapıldığı halde, kararın hüküm kısmında erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı, bu çelişkinin tek başına bozma sebebi oluşturduğu-


"Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen manevi tazminat ile tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise manevi tazminat ile iştirak ve yoksulluk nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar arasında görülen karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince boşanmaya ve ferilere ilişkin hüküm kurulmuş; ilk derece mahkemesinin kararına karşı taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesi, kadının kusur belirlemesi ve reddedilen manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne karar vererek kadın yararına manevi tazminata hükmetmiş ve erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde, ilk derece mahkemesi tarafından erkeğe kusur olarak yüklenen kadına ödediği nafakalara açıklama olarak "haram olsun" şeklinde not düştüğü yönündeki davranışın dava tarihinden sonra olması nedeniyle erkeğe kusur olarak yüklenmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde erkeğin istinaf talebinin kusur belirlemesine yönelik talebi uyarınca kısmen kusur düzeltilmesi yapıldığı halde, kararın hüküm kısmında erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında yaratılan bu çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine ver olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi." 
2. HD. 17.03.2020 T. 1117/2327
  • Cevap Yok
  • 22-07-2020, Saat: 21:40
  • DuraN
Nafaka ödemesine açıklama olarak "haram olsun" şeklinde not yazılması, dava tarihinden sonra olduğundan, bu davranışın, tarafa kusur olarak yüklenemeyeceği- Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde erkeğin istinaf talebinin kusur belirlemesine yönelik talebi uyarınca kısmen kusur düzeltilmesi yapıldığı halde, kararın hüküm kısmında erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı, bu çelişkinin tek başına bozma sebebi oluşturduğu-


"Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen manevi tazminat ile tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise manevi tazminat ile iştirak ve yoksulluk nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar arasında görülen karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince boşanmaya ve ferilere ilişkin hüküm kurulmuş; ilk derece mahkemesinin kararına karşı taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesi, kadının kusur belirlemesi ve reddedilen manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne karar vererek kadın yararına manevi tazminata hükmetmiş ve erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde, ilk derece mahkemesi tarafından erkeğe kusur olarak yüklenen kadına ödediği nafakalara açıklama olarak "haram olsun" şeklinde not düştüğü yönündeki davranışın dava tarihinden sonra olması nedeniyle erkeğe kusur olarak yüklenmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde erkeğin istinaf talebinin kusur belirlemesine yönelik talebi uyarınca kısmen kusur düzeltilmesi yapıldığı halde, kararın hüküm kısmında erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında yaratılan bu çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine ver olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi." 
2. HD. 17.03.2020 T. 1117/2327

Borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması-

Borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması-

Ödeme emrinin hiç tebliğ edilmemiş olması halinde, borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması durumunda itirazın geçerli olmadığı- Borçluya usule uygun olarak ödeme emri tebliğ edildiğinden ve ödeme emri tebliğ edilmekle de icra takip süreci devam edeceğinden, borçlunun tebliğden önce yaptığı itirazı geçerli olduğu- Mahkemece kira ilişkisini ve kira bedelini inkar etmemiş olan davalı borçlunun ödeme iddiası üzerinde durulup takibe konu alacağın ödenip ödenmediğinin tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği-


"...Alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, davalı borçlu itiraz dilekçesinde, alacaklıya hiçbir borcu olmadığını, 2015 yılında 44.840TL, 2016 yılında 25.000-TL olmak üzere toplam 69.840-TL ödeme yaptığını, kalan ana para kira borcunun 5.160-TL olduğunu, bu kira borcu karşılığı takibe konu kiralanan taşınmazlarda tadilat yaptırdığını, tadilat masrafının bakiye kira alacağından fazla olduğunu bildirerek borca itiraz etmiştir. Ödeme emrine davalı borçlu tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur.
Mahkemece; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, davacı ile davalı arasında imzalanan kira sözleşmesinin hata, hile sureti ile imzalandığı, bu nedenle kira sözleşmesini kabul etmediklerinin beyan edildiği, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde belirtilen ve davaya dayanak olarak gösterilen iddialarına ilişkin hususların genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle itirazın kaldırılması ve tahliye davasının reddine karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, ödeme emrinin davalı borçluya 20/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun tebliğden önce19/07/2018 tarihinde takibe itiraz ettiği, davalı borçluya usulüne uygun tahliye istemli ödeme emri tebliğ edilmeden, ödeme ve itiraz süreleri işlemeye başlamayacağı ve haricen öğrenmeye dayalı itirazın hukuki sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Borçlu aleyhine başlatılan icra takibinde her ne kadar alacaklı, dayanmış olduğu kira sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürmüşse de, davalı borçlu ödeme emrine itirazında taraflar arasındaki kira akdine ve kira bedeline karşı çıkmamış, kiracılık ilişkisini kabul ederek borcun ödendiğini ileri sürmüştür. Borçluya İİK'nın 269/1. maddesi gereğince usule uygun olarak ödeme emri tebliğ edildiğinden ve ödeme emri tebliğ edilmekle de icra takip süreci devam edeceğinden borçlunun tebliğden önce yaptığı itirazı geçerlidir ve geçerli olan itirazı sebebiyle icra takibi durdurulmuştur.
Ödeme emrinin hiç tebliğ edilmemiş olması hallerinde borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması durumunda itirazın geçerli olmadığı kabul edilir. Oysa davalı borçluya ödeme emri tebliği ile ilgili eksiklik tamamlanmış, icra takibinin durdurulmasına karar verilmiş olduğundan alacaklı tarafından itirazın kaldırılması ve tahliye istenmesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır.
Mahkemece kira ilişkisini ve kira bedelini inkar etmemiş olan davalı borçlunun ödeme iddiası üzerinde durulup takibe konu alacağın ödenip ödenmediğinin tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince farklı gerekçe ile esastan reddedilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir..."
12. HD. 19.03.2020 T. 1169/2965
  • Cevap Yok
  • 22-07-2020, Saat: 21:38
  • DuraN
Borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması-

Ödeme emrinin hiç tebliğ edilmemiş olması halinde, borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması durumunda itirazın geçerli olmadığı- Borçluya usule uygun olarak ödeme emri tebliğ edildiğinden ve ödeme emri tebliğ edilmekle de icra takip süreci devam edeceğinden, borçlunun tebliğden önce yaptığı itirazı geçerli olduğu- Mahkemece kira ilişkisini ve kira bedelini inkar etmemiş olan davalı borçlunun ödeme iddiası üzerinde durulup takibe konu alacağın ödenip ödenmediğinin tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği-


"...Alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, davalı borçlu itiraz dilekçesinde, alacaklıya hiçbir borcu olmadığını, 2015 yılında 44.840TL, 2016 yılında 25.000-TL olmak üzere toplam 69.840-TL ödeme yaptığını, kalan ana para kira borcunun 5.160-TL olduğunu, bu kira borcu karşılığı takibe konu kiralanan taşınmazlarda tadilat yaptırdığını, tadilat masrafının bakiye kira alacağından fazla olduğunu bildirerek borca itiraz etmiştir. Ödeme emrine davalı borçlu tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur.
Mahkemece; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, davacı ile davalı arasında imzalanan kira sözleşmesinin hata, hile sureti ile imzalandığı, bu nedenle kira sözleşmesini kabul etmediklerinin beyan edildiği, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde belirtilen ve davaya dayanak olarak gösterilen iddialarına ilişkin hususların genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle itirazın kaldırılması ve tahliye davasının reddine karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, ödeme emrinin davalı borçluya 20/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun tebliğden önce19/07/2018 tarihinde takibe itiraz ettiği, davalı borçluya usulüne uygun tahliye istemli ödeme emri tebliğ edilmeden, ödeme ve itiraz süreleri işlemeye başlamayacağı ve haricen öğrenmeye dayalı itirazın hukuki sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Borçlu aleyhine başlatılan icra takibinde her ne kadar alacaklı, dayanmış olduğu kira sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürmüşse de, davalı borçlu ödeme emrine itirazında taraflar arasındaki kira akdine ve kira bedeline karşı çıkmamış, kiracılık ilişkisini kabul ederek borcun ödendiğini ileri sürmüştür. Borçluya İİK'nın 269/1. maddesi gereğince usule uygun olarak ödeme emri tebliğ edildiğinden ve ödeme emri tebliğ edilmekle de icra takip süreci devam edeceğinden borçlunun tebliğden önce yaptığı itirazı geçerlidir ve geçerli olan itirazı sebebiyle icra takibi durdurulmuştur.
Ödeme emrinin hiç tebliğ edilmemiş olması hallerinde borçlunun takibi haricen öğrenerek itirazda bulunması durumunda itirazın geçerli olmadığı kabul edilir. Oysa davalı borçluya ödeme emri tebliği ile ilgili eksiklik tamamlanmış, icra takibinin durdurulmasına karar verilmiş olduğundan alacaklı tarafından itirazın kaldırılması ve tahliye istenmesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmamaktadır.
Mahkemece kira ilişkisini ve kira bedelini inkar etmemiş olan davalı borçlunun ödeme iddiası üzerinde durulup takibe konu alacağın ödenip ödenmediğinin tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince farklı gerekçe ile esastan reddedilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir..."
12. HD. 19.03.2020 T. 1169/2965

Mirastan Feragat Sözleşmesinin Türleri, Sonuçları ve Bu Konuda Yargıtay Uygulaması

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 528 ile 530 maddeleri arasında miras sözleşmesinin bir türü olarak düzenlenmiş olan mirastan feragat sözleşmesi, yasada açık biçimde tanımlanmamıştır. Bununla birlikte feragat sözleşmesi, miras bırakan ile gelecekteki muhtemel mirasçısı arasında yapılan, ileride doğacak miras hakkına ilişkin beklentiden bir karşılık alınarak veya karşılık alınmadan tamamen veya kısmen vazgeçmeyi bir amaçlayan bir sözleşmedir.[1] Mirastan feragat sözleşmesinin konusunun beklenen hakkın sahibinin hakkının tamamını kapsayabileceği gibi belirli bir kısmını da kapsaması mümkündür. Bu durumda tam veya kısmi feragatten bahsedilir. Feragatin tam olması halinde, hakkından feragat eden mirasçı, kural olarak mirasçılık sıfatını kaybetmekteyken (TMK md. 528/II), kısmi feragatte, feragat edenin mirasçılık sıfatı kural olarak devam eder, yalnızca terekedeki hak sahipliğinin feragat oranında azalması söz konusu olur.[2]
Medeni Kanunun 528. maddesine göre “Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir.” Bu düzenlemede de ifade edildiği gibi feragat sözleşmesinin her türlü mirasçı ile yapılması mümkündür. Feragat sözleşmesi saklı paylı olsun olmasın yasal mirasçılarla veya atanmış mirasçılarla da yapılabilir. Ancak miras bırakan, saklı paylı olmayan yasal mirasçıları ve vasiyetname ile atanmış mirasçıları, ölüme bağlı tasarrufu ile her zaman mirasçı olmaktan uzaklaştırabilme imkanına sahip olduğundan bu mirasçılarla feragat sözleşmesi yapmasına gerek yoktur.[3] Asıl önem taşıyan, saklı paylı mirasçılarla yapılan feragat sözleşmesidir.
Mirastan feragat sözleşmesi, feragat bakımından hükümlerini miras bırakanın ölümüyle birlikte doğurur.[4] Buna göre feragat eden, miras bırakanın ölümünde mirasçılık sıfatını kazanamaz.[5] Bu husus TMK md. 528/II’de, “Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder.” şeklinde ifade edilmiştir. Feragat edenin yasal veya saklı paylı mirasçı olması sözü edilen sonucu değiştirmez. Başka bir deyişle, feragat eden saklı paylı mirasçı olsa dahi mirastan feragat sözleşmesi hükümlerini doğurur ve feragat eden, saklı paylı mirasçı olma sıfatına sahip olmaz.[6]
[b]Feragat Sözleşmesinin Türleri[/b]
İvazlı veya İvazsız Olarak Yapılan Feragat Sözleşmeleri: Medeni Kanunun 528. maddesinin üçüncü fıkrasına göre “bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.” Bu düzenlemenin karşıt anlamına göre feragatin ivazsız olması durumunda feragat eden mirasçının altsoyu, mirasçılık sıfatını kaybetmez.[7]
Mirastan feragat sözleşmesi ivazlı olarak yapılmışsa, aksi kararlaştırılmış olmadıkça feragat eden mirasçının altsoyu da miras bırakana mirasçı olamaz. (TMK md. 528/3). Buna karşılık, ivazsız feragat altsoyu etkilemez; dolayısıyla feragat edenin altsoyu, mirasçılık sıfatını elde edebilir. Kural olarak mirastan tam feragat hâlinde, feragat eden, mirasçı mirasçılık sıfatını kaybedeceği için miras bırakanın borçlarından da sorumlu olmaz. Keza feragat eden, miras bırakan öldüğünde miras paylaşımı için çağrılmaz.
Mirasın Tamamı veya Bir Kısmı İçin Yapılan Feragat Sözleşmeleri: Mirastan feragat payın tamamı hakkında olabileceği gibi bir kısmı için de söz konusu olabilir. Kısmî feragatte, feragat eden mirastan daha az pay almakla ya da saklı payın korunmasından yoksun olmakla beraber mirasçılık sıfatı devam ettiği için onun diğer mirasçılarla birlikte miras bırakanın borçlarından şahsî ve müteselsil sorumluluğu devam eder.
[b]Feragat Sözleşmesinin Hüküm ve Sonuçları[/b]
Mirasçının mirastan feragat etmesi, ancak miras bırakan ile yapacağı feragat sözleşmesi ile mümkün olur. Mirasçının mirasın reddinde olduğu gibi tek taraflı bir hukuki işlemle, mirasta beklenen hakkından feragat etmesi mümkün değildir. Mirastan feragatin sözleşme niteliğinde olmasının bir sonucu da miras bırakan feragat sözleşmesinden yasada belirtilen bazı istisnalar hariç olmak üzere, borçlar hukuku sözleşmeleri gibi tek taraflı olarak sözleşmenin bağlayıcılığından kurtulunamamasıdır.[8]
Feragat sözleşmesi, miras bırakan için bir ölüme bağlı tasarruf niteliğindeyken karşı taraf için sağlar arası bir hukuki işlemdir. Zira bu sözleşmede ölüme bağlı tasarrufta bulunan taraf kural olarak miras bırakandır. Beklenen hakkı üzerinde tasarrufta bulunan kişi, feragat eden mirasçı olmakla birlikte yapılan sözleşme mirasçının ölümü anında değil, kural olarak miras bırakanın ölümü anında hüküm ifade etmektedir.[9]
Medeni Kanunun 529. maddesinin birinci fıkrasına göre “Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat hükümden düşer.” Aynı maddenin ikinci fıkrasında da “Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat yine hükümden düşer.” şeklinde bir düzenleme yer almaktadır.[10] Bu düzenlemelerden anlaşıldığı üzere feragat sözleşmesi, belli bir kişi lehine yapılabileceği gibi feragatten yararlanacak bir kişi belirlenmeksizin de yapılabilir.[11] Lehine feragat edilen kişi üçüncü bir kişi veya mirasçılardan biri ya da birkaçı da olabilir. Belirli bir kişi lehine yapılan feragat, aynı zamanda mirasçı atama tasarrufunu da içerir.[12]
Feragat sözleşmesi belirli bir kişi lehine yapıldığında bu kişinin mirasçı olmasını engelleyecek bir durum söz konusu ise sözleşme hükümden düşecektir. Eğer belirli bir kişi lehine yapılmamış ise kanuna göre en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılmaktadır. En yakın ortak kökün altsoyu herhangi bir sebeple mirasçı olmazsa feragat yine hükümden düşecektir.
Feragat sözleşmelerinde, feragat edenin aldığı ivazla, yasal mirasçıların saklı payları ihlal edilmişse bu takdirde bu kişilerin tenkis talebi hakkı vardır. Kanun gereğince tenkis yükümlülüğü karşısında mirastan feragat etmiş bulunan mirasçı bir seçim hakkına sahiptir. İsterse tenkisi gereken miktarı saklı paylı mirasçıya verir, isterse mirastan feragat dolayısıyla miras bırakandan daha önce almış olduğu ivazı tamamıyla iade eder ve sanki hiç feragat etmemiş gibi mirasın taksimine katılır.
Mirastan feragat sözleşmesinin iptali birtakım hallerde mümkün olabilmektedir. Bunları iradeyi sakatlayan durumların söz konusu olması, sözleşmenin şekil şartlarına uygun yapılmaması yahut hukuka ve ahlaka aykırı yapılması olarak belirtmek mümkündür. Ancak gabin yalnızca ivazlı feragatte olup ivazsız mirastan feragat sözleşmesinin iptali noktasında söz konusu olmayacaktır.
Mirastan feragat sözleşmesi ve kapsamı Türk Medeni Kanunu'nun 528 ve devamındaki maddelerinde düzenlemiş olup miras sözleşmesinin bir çeşididir. TMK'nın 545. maddesi uyarınca miras sözleşmesinin (mirastan feragat sözleşmesi de bu kapsama girmektedir.) geçerli olabilmesi için resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (Yargıtay İBK 11.02.1959 tarih 16/14 sayılı Kararı)
Türk Medeni Kanunu uyarınca hak edinebilmek ve borç altına girebilmek için fiil ehliyetine sahip olmak gereklidir. Fiil ehliyeti ise ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kimsede bulunmaktadır. Bu bağlamda ayırt etme gücüne sahip olmayan kimselerin yapmış oldukları fiillerin hukuki sonuç doğurmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla miras bırakanın ehliyetsizliği de mirastan feragat sözleşmesinin iptali için bir sebep oluşturabilmektedir. Mirastan feragat sözleşmesinin iptalinde görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleridir.
[b]Yargıtay Kararlarında Mirastan Feragat[/b]
Mirastan Feragat sözleşmesinin Resmi Şekilde Yapılma ve Tam Fiil Ehliyeti Zorunluluğu
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 29.6.2018 tarih ve 2016/6413E-2018/4434K sayılı kararında ‘’Davalılar ... ve müşterekleri ise, davacı ... ile murisleri ... arasında, ... Noterliğinden verilme 12.06.1973 tarih ve 3619 yevmiye numarasıyla mirastan feragat sözleşmesi yapıldığını, sözleşme uyarınca davacının dava konusu taşınmazlarda hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Davacı ise, sözleşmenin tanzim tarihinde nüfus kaydına göre 17, gerçekte ise 16 yaşında olduğunu, babası tarafından abisinin kendisiyle ikizmiş gibi aynı gün nüfusa kaydedildiğini, söz konusu sözleşmeyi babasının baskısı sonucunda imzalamak durumunda kaldığını ve sözleşme karşılığında herhangi bir bedel almadığını beyan etmiştir. Mahkemece, davalıların dayandığı mirastan ivazlı feragat sözleşmesinin resmi şekilde yapıldığı ve sözleşmenin tanzim edildiği tarihte davacının 18 yaşından büyük olduğu kabul edilmek suretiyle davanın reddine dair yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Mirastan feragat sözleşmesi (TMK'nın md. 528), miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (TMK'nın md. 545 ve Y. İç. B. K. 11.02.1959 tarih, 16/14 sayılı kararı) Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak gerekir. (TMK'nın md. 528) Davacının doğum tarihinin, dosya arasında bulunan nüfus kaydına göre 02.11.1955 olduğu ve miras sözleşmesinin yapıldığı tarih itibariyle davacı ... olmadığından (17 yaşında olduğu) söz konusu sözleşme yok hükmündedir.’’ denilmiştir. Somut olayda mirastan feragat sözleşmesinin tarafı olan ve feragat eden mirasçının 17 yaşında olduğundan tam ehliyetli olmadığı görülmektedir. Taraflar miras sözleşmesini İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi resmi vasiyetname şeklinde yapmış olmalarına rağmen ehliyet şartı sağlanmamıştır. Miras sözleşmesi yapabilmek için vasiyetname düzenlemekten farklı olarak tam ehliyetli olmak gerekir (vasiyetname düzenleyebilmek için 15 yaşını bitirmek ve ayırt etme gücüne sahip olmak yeterlidir). Taraflar arasında geçerli bir mirastan feragat sözleşmesi yapılmadığından mirasçının miras hakkının devam ettiğine karar verilmelidir.
Mirastan Feragat Sözleşmesinin Şekle Aykırılığının İleri Sürülmesinin Hakkın Kötüye Kullanımını Teşkil Edeceği Durum
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 27.3.2019 tarih ve 2016/8822E-2019/2813K sayılı kararında ‘’Mirastan feragat sözleşmesi (TMK. md. 528), miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (TMK. md. 545 ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kanunu 11.02.1959 tarih, 16/14 sayılı kararı ). Türk Medeni Kanunu m. 536’da yer alan miras bırakanın altsoy kan hısımlarının resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamayacağına ilişkin kural, mirastan feragat sözleşmesi için de geçerlidir. Miras bırakanın altsoyu olan davalı ..., davaya konu ... 1. Noterliğinin 25.02.2014 tarihli ve 04908 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mirastan feragat sözleşmesinde tanık olarak yer almıştır. Bu nedenle geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinden söz edilemez. Ancak, davacı aynı mirastan feragat sözleşmesinde bütün miras hisselerinin tamamından murisi ...’dan aldığı 20.000TL bedel karşılığında feragat ettiğini, feragat bedeli olan 20.000TL’yi murisi ...’dan nakden ve defaten noterliğin haricinde aldığını ifade etmiştir. Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK md. 2). Edimlerin ifasından sonra davacının şekil eksikliğini ileri sürerek gerçekleştirdiği hukuksal işlemin iptalini istemesi; Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesine aykırıdır. Bu bakımdan mahkemece şekil eksikliği nedeniyle iptal isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Bu kararda Yargıtay oy çokluğuyla miras sözleşmesinin resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunlu olduğu halde edimlerin ifasından sonra şekil eksikliğine dayanarak sözleşmenin iptal edilemeyeceğini belirtmiştir. Gerçekten de feragate karşılık olarak bir bedel alındıktan sonra bu sözleşmenin şekil eksikliği nedeniyle iptalinin talep edilmesi dürüstlük kuralına açıkça aykırıdır. Somut olayda resmi vasiyetname şeklinde yapılması gereken mirastan feragat sözleşmesinde tanık olarak altsoyun bulunamayacağı TMK’da açıkça yer almaktadır. Bu kurala aykırı olarak yapılan sözleşmenin şekle aykırılıktan geçersiz olduğu düşünülebilir, ancak karara konu olayda da görüldüğü gibi hukuk düzeni hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağından salt şekil eksikliğine dayalı olarak sözleşmenin iptal edilmemesi kararı yerindedir.
Miras Paylarının Belirlenmesinde Mirastan Feragat Sözleşmesinin İptali Davasının Bekletici Mesele Yapılması
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 17.9.2019 tarih ve 2016/10688E-2019/5333K sayılı kararında ‘’TMK'nın 598. maddesine göre düzenlenen mirasçılık belgeleri, aksi ispat edilinceye kadar geçerli olan, adına düzenlenmiş bulunan kişi ve kişilerin mirasçılığı lehine bir karine oluşturur. Bu belge, miras bırakanla mirasçıları arasındaki irs (soy) ilişkisini göstermesi yanında, mirasın (terekenin) mirasçılara intikalini de sağlayıcı bir işleve sahiptir. Tüm bu nedenlerle mirastan feragat eden (TMK md. 528) mirasçı veya mirasçılar varsa, düzenlenecek mirasçılık belgesinde, mirasçılık sıfatına sahip olan kişi veya kişiler ile miras paylarının gösterilmesi ve mirastan feragat durumuna işaret edilmekle yetinilmemesi, mirastan feragat nedeniyle, mirasçılık sıfatını kaybedenlerin ve bunların payının akıbetinin de (kime kalacağının) gösterilmesi gerekir. Somut olayda, iptali istenilen Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/472-396 E. K. sayılı mirasçılık belgesinde mirasçıların ve miras paylarının belirlendiği, davalının mirastan feragat sözleşmesi yaptığına dair bir açıklamaya dahi yer verilmediği görülmektedir. O halde mahkemece, davanın dayanağı olan mirastan feragat sözleşmesinin iptalinin konu edildiği Manisa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/14 Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılması, bu davanın sonucuna göre yukarıdaki bilgiler ışığında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.’’ denilmiştir. Karar incelendiğinde Yargıtay’ın mirasçılık belgesi düzenlenirken başka bir mahkemede devam eden mirastan feragat sözleşmesinin iptali ile ilgili dava bulunması halinde bu davanın bekletici mesele sayılıp sonuca göre karar verilmesini istediği görülmektedir. Bununla birlikte mirasçılık belgesi verilirken burada tüm mirasçıların paylarının belirlenmesi, mirastan feragat eden mirasçılar bulunmaktaysa bu kişilerin yazılması ve mirastan feragat eden mirasçıların paylarının kime geçtiğine dair açıklamaların yazılması gerektiği ifade edilmiştir. Hem mirastan feragat sözleşmesinin iptali davasının beklenilmemesi hem de mirasçılık belgesinde gerekli açıklamaların yapılmamış olması dolayısıyla Yargıtay’ın vermiş olduğu bozma kararının yerinde olduğu görülmektedir.
---------------------------------------------
[1] Escher, A., Kommentar Zum Schweizerischen Zivilgesetzbuch, Das Erbrecht, Erste Abteilung: Die Erben, Dritte Auflage, Zürich 1959, N.1-2 zu Art. 495, s. 351 ff; Piotet, P., Schweizerisches Privatrecht, Erbrecht, IV/I, Basel und Stuttgart, 1978 § 28, s. 182 ff.
[2] Piotet, § 28, s. 182 ff; Saymen, Ferit H.: Miras Hukuku Dersleri, 1955, s. 186; Escher, A., N.1-2 zu Art. 495, s. 351 ff; Kocayusufpaşaoğlu, Necip: Miras Hukukuna Giriş, İstanbul 1966, s. 205-206; İmre, Zahit: Türk Miras Hukuku, İstanbul 1972, s. 267-268; Ayiter, Nuşin/Kılıçoğlu, Ahmet: Miras Hukuku, Ankara 1991, s. 143-144; Đnan, Ali Naim/Ertaş, Şeref/Albaş, HAKAN: Miras Hukuku, Ankara 2006, s. 264; Dural, Mustafa/Öz, Turgut: Türk Özel Hukuku, C.IV, Miras Hukuku, İstanbul 2003, s. 189-190.
[3] Kocayusufpaşaoğlu, s. 205; Piotet, § 28, s. 184; Escher, A., N.2 zu Art. 495, s.351; İmre, s. 266; İnan/Ertaş/Albaş, s. 264; Ayiter/Kılıçoğlu, s. 144; Dural/Öz
[4] ANTALYA, Gökhan: Mirastan Feragat Sözleşmesi, Alkım Yayınevi, İstanbul 1999, s. 160; BUTTIKER, Arnold: Der Erbverzicht nach schweizerischem ZGB, Verlag von Stämpfli & Cie., Bern 1942, s. 85; WEIMAR, Peter: Das Erbrecht, Berner Kommentar, Band III, 1. Abteilung, Stämpfli Verlag AG, Bern 2009, s. 482; EREN, Fikret / YÜCER AKTÜRK, İpek: Türk Miras Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2019, s. 181; ÇABRİ, Sezer: Miras Hukuku Şerhi, C. 1, 1. Baskı, On İki Levha, İstanbul 2018, s. 480; SEROZAN, Rona / ENGİN, Baki İlkay: Miras Hukuku, Güncellenmiş 5. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2018, s. 409.
[5] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip: Miras Hukuku, Hiç Değiştirilmemiş 3. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1987, s. 301; OĞUZMAN, M. Kemal: Miras Hukuku, 5. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1991, s. 191; ANTALYA, s. 163; BUTTIKER, s. 86; WEIMAR, ZGB Art. 495, s. 482; İNAN, Ali Naim / ERTAŞ, Şeref / ALBAŞ, Hakan: Miras Hukuku, 10. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2019, s. 287; EREN / YÜCER AKTÜRK, s. 184; İŞGÜZAR, Hasan / DEMİR, Mehmet / YILMAZ, Süleyman: Miras Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2019, s. 81; ÇABRİ, TMK m. 528, s. 480; İMRE, Zahit / ERMAN, Hasan: Miras Hukuku, Gözden Geçirilmiş 9. Basım, Der Yayınları, İstanbul 2013, s. 199; SEROZAN / ENGİN, s. 409
[6] ANTALYA, s. 163; BUTTIKER, s. 88; Elbette feragatin sonuçları bakımından bu söylenenler tam feragatin söz konusu olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu yönde bkz. DURAL, Mustafa / ÖZ, Turgut: Türk Özel Hukuku Cilt IV Miras Hukuku, 13. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 2019, s. 196; ALBAŞ, Hakan: “Mirastan Feragat Sözleşmesi ve Hükümlerine İlişkin Bazı Sorunlar”, DEÜHFD, C. 9, Özel Sayı, 2007, s. 536; EREN / YÜCER AKTÜRK, s. 184; İŞGÜZAR / DEMİR / YILMAZ, s. 82; ÇABRİ, TMK m. 528, s. 482.
[7] Saymen, s. 191; Ayiter/Kılıçoğlu, s. 146; Kocayusufpaşaoğlu, s. 206-207; Oğuzman, s. 166; Dural/Öz, s. 192.
[8] Piotet, § 28, s. 174.
[9] Piotet, § 28, S. 173; Oğuzman, s. 136; Dural, s. 44; Antalya, s. 75-76
[10] Hakan ALBAŞ, MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİ VE HÜKÜMLERİNE İLİŞKĐN BAZI SORUNLAR, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 9, Özel Sayı, 2007, s. 535-552
[11] Saymen, feragatin hiç kimse lehine yapılmadığı durumlarda miras bırakanın tasarruf oranının çoğalacağını ifade etmektedir, bkz. S. 196-297.
[12] Oğuzman, s. 168:
  • Cevap Yok
  • 22-07-2020, Saat: 21:25
  • DuraN
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 528 ile 530 maddeleri arasında miras sözleşmesinin bir türü olarak düzenlenmiş olan mirastan feragat sözleşmesi, yasada açık biçimde tanımlanmamıştır. Bununla birlikte feragat sözleşmesi, miras bırakan ile gelecekteki muhtemel mirasçısı arasında yapılan, ileride doğacak miras hakkına ilişkin beklentiden bir karşılık alınarak veya karşılık alınmadan tamamen veya kısmen vazgeçmeyi bir amaçlayan bir sözleşmedir.[1] Mirastan feragat sözleşmesinin konusunun beklenen hakkın sahibinin hakkının tamamını kapsayabileceği gibi belirli bir kısmını da kapsaması mümkündür. Bu durumda tam veya kısmi feragatten bahsedilir. Feragatin tam olması halinde, hakkından feragat eden mirasçı, kural olarak mirasçılık sıfatını kaybetmekteyken (TMK md. 528/II), kısmi feragatte, feragat edenin mirasçılık sıfatı kural olarak devam eder, yalnızca terekedeki hak sahipliğinin feragat oranında azalması söz konusu olur.[2]
Medeni Kanunun 528. maddesine göre “Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir.” Bu düzenlemede de ifade edildiği gibi feragat sözleşmesinin her türlü mirasçı ile yapılması mümkündür. Feragat sözleşmesi saklı paylı olsun olmasın yasal mirasçılarla veya atanmış mirasçılarla da yapılabilir. Ancak miras bırakan, saklı paylı olmayan yasal mirasçıları ve vasiyetname ile atanmış mirasçıları, ölüme bağlı tasarrufu ile her zaman mirasçı olmaktan uzaklaştırabilme imkanına sahip olduğundan bu mirasçılarla feragat sözleşmesi yapmasına gerek yoktur.[3] Asıl önem taşıyan, saklı paylı mirasçılarla yapılan feragat sözleşmesidir.
Mirastan feragat sözleşmesi, feragat bakımından hükümlerini miras bırakanın ölümüyle birlikte doğurur.[4] Buna göre feragat eden, miras bırakanın ölümünde mirasçılık sıfatını kazanamaz.[5] Bu husus TMK md. 528/II’de, “Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder.” şeklinde ifade edilmiştir. Feragat edenin yasal veya saklı paylı mirasçı olması sözü edilen sonucu değiştirmez. Başka bir deyişle, feragat eden saklı paylı mirasçı olsa dahi mirastan feragat sözleşmesi hükümlerini doğurur ve feragat eden, saklı paylı mirasçı olma sıfatına sahip olmaz.[6]
[b]Feragat Sözleşmesinin Türleri[/b]
İvazlı veya İvazsız Olarak Yapılan Feragat Sözleşmeleri: Medeni Kanunun 528. maddesinin üçüncü fıkrasına göre “bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.” Bu düzenlemenin karşıt anlamına göre feragatin ivazsız olması durumunda feragat eden mirasçının altsoyu, mirasçılık sıfatını kaybetmez.[7]
Mirastan feragat sözleşmesi ivazlı olarak yapılmışsa, aksi kararlaştırılmış olmadıkça feragat eden mirasçının altsoyu da miras bırakana mirasçı olamaz. (TMK md. 528/3). Buna karşılık, ivazsız feragat altsoyu etkilemez; dolayısıyla feragat edenin altsoyu, mirasçılık sıfatını elde edebilir. Kural olarak mirastan tam feragat hâlinde, feragat eden, mirasçı mirasçılık sıfatını kaybedeceği için miras bırakanın borçlarından da sorumlu olmaz. Keza feragat eden, miras bırakan öldüğünde miras paylaşımı için çağrılmaz.
Mirasın Tamamı veya Bir Kısmı İçin Yapılan Feragat Sözleşmeleri: Mirastan feragat payın tamamı hakkında olabileceği gibi bir kısmı için de söz konusu olabilir. Kısmî feragatte, feragat eden mirastan daha az pay almakla ya da saklı payın korunmasından yoksun olmakla beraber mirasçılık sıfatı devam ettiği için onun diğer mirasçılarla birlikte miras bırakanın borçlarından şahsî ve müteselsil sorumluluğu devam eder.
[b]Feragat Sözleşmesinin Hüküm ve Sonuçları[/b]
Mirasçının mirastan feragat etmesi, ancak miras bırakan ile yapacağı feragat sözleşmesi ile mümkün olur. Mirasçının mirasın reddinde olduğu gibi tek taraflı bir hukuki işlemle, mirasta beklenen hakkından feragat etmesi mümkün değildir. Mirastan feragatin sözleşme niteliğinde olmasının bir sonucu da miras bırakan feragat sözleşmesinden yasada belirtilen bazı istisnalar hariç olmak üzere, borçlar hukuku sözleşmeleri gibi tek taraflı olarak sözleşmenin bağlayıcılığından kurtulunamamasıdır.[8]
Feragat sözleşmesi, miras bırakan için bir ölüme bağlı tasarruf niteliğindeyken karşı taraf için sağlar arası bir hukuki işlemdir. Zira bu sözleşmede ölüme bağlı tasarrufta bulunan taraf kural olarak miras bırakandır. Beklenen hakkı üzerinde tasarrufta bulunan kişi, feragat eden mirasçı olmakla birlikte yapılan sözleşme mirasçının ölümü anında değil, kural olarak miras bırakanın ölümü anında hüküm ifade etmektedir.[9]
Medeni Kanunun 529. maddesinin birinci fıkrasına göre “Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat hükümden düşer.” Aynı maddenin ikinci fıkrasında da “Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat yine hükümden düşer.” şeklinde bir düzenleme yer almaktadır.[10] Bu düzenlemelerden anlaşıldığı üzere feragat sözleşmesi, belli bir kişi lehine yapılabileceği gibi feragatten yararlanacak bir kişi belirlenmeksizin de yapılabilir.[11] Lehine feragat edilen kişi üçüncü bir kişi veya mirasçılardan biri ya da birkaçı da olabilir. Belirli bir kişi lehine yapılan feragat, aynı zamanda mirasçı atama tasarrufunu da içerir.[12]
Feragat sözleşmesi belirli bir kişi lehine yapıldığında bu kişinin mirasçı olmasını engelleyecek bir durum söz konusu ise sözleşme hükümden düşecektir. Eğer belirli bir kişi lehine yapılmamış ise kanuna göre en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılmaktadır. En yakın ortak kökün altsoyu herhangi bir sebeple mirasçı olmazsa feragat yine hükümden düşecektir.
Feragat sözleşmelerinde, feragat edenin aldığı ivazla, yasal mirasçıların saklı payları ihlal edilmişse bu takdirde bu kişilerin tenkis talebi hakkı vardır. Kanun gereğince tenkis yükümlülüğü karşısında mirastan feragat etmiş bulunan mirasçı bir seçim hakkına sahiptir. İsterse tenkisi gereken miktarı saklı paylı mirasçıya verir, isterse mirastan feragat dolayısıyla miras bırakandan daha önce almış olduğu ivazı tamamıyla iade eder ve sanki hiç feragat etmemiş gibi mirasın taksimine katılır.
Mirastan feragat sözleşmesinin iptali birtakım hallerde mümkün olabilmektedir. Bunları iradeyi sakatlayan durumların söz konusu olması, sözleşmenin şekil şartlarına uygun yapılmaması yahut hukuka ve ahlaka aykırı yapılması olarak belirtmek mümkündür. Ancak gabin yalnızca ivazlı feragatte olup ivazsız mirastan feragat sözleşmesinin iptali noktasında söz konusu olmayacaktır.
Mirastan feragat sözleşmesi ve kapsamı Türk Medeni Kanunu'nun 528 ve devamındaki maddelerinde düzenlemiş olup miras sözleşmesinin bir çeşididir. TMK'nın 545. maddesi uyarınca miras sözleşmesinin (mirastan feragat sözleşmesi de bu kapsama girmektedir.) geçerli olabilmesi için resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (Yargıtay İBK 11.02.1959 tarih 16/14 sayılı Kararı)
Türk Medeni Kanunu uyarınca hak edinebilmek ve borç altına girebilmek için fiil ehliyetine sahip olmak gereklidir. Fiil ehliyeti ise ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kimsede bulunmaktadır. Bu bağlamda ayırt etme gücüne sahip olmayan kimselerin yapmış oldukları fiillerin hukuki sonuç doğurmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla miras bırakanın ehliyetsizliği de mirastan feragat sözleşmesinin iptali için bir sebep oluşturabilmektedir. Mirastan feragat sözleşmesinin iptalinde görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleridir.
[b]Yargıtay Kararlarında Mirastan Feragat[/b]
Mirastan Feragat sözleşmesinin Resmi Şekilde Yapılma ve Tam Fiil Ehliyeti Zorunluluğu
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 29.6.2018 tarih ve 2016/6413E-2018/4434K sayılı kararında ‘’Davalılar ... ve müşterekleri ise, davacı ... ile murisleri ... arasında, ... Noterliğinden verilme 12.06.1973 tarih ve 3619 yevmiye numarasıyla mirastan feragat sözleşmesi yapıldığını, sözleşme uyarınca davacının dava konusu taşınmazlarda hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Davacı ise, sözleşmenin tanzim tarihinde nüfus kaydına göre 17, gerçekte ise 16 yaşında olduğunu, babası tarafından abisinin kendisiyle ikizmiş gibi aynı gün nüfusa kaydedildiğini, söz konusu sözleşmeyi babasının baskısı sonucunda imzalamak durumunda kaldığını ve sözleşme karşılığında herhangi bir bedel almadığını beyan etmiştir. Mahkemece, davalıların dayandığı mirastan ivazlı feragat sözleşmesinin resmi şekilde yapıldığı ve sözleşmenin tanzim edildiği tarihte davacının 18 yaşından büyük olduğu kabul edilmek suretiyle davanın reddine dair yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Mirastan feragat sözleşmesi (TMK'nın md. 528), miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (TMK'nın md. 545 ve Y. İç. B. K. 11.02.1959 tarih, 16/14 sayılı kararı) Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak gerekir. (TMK'nın md. 528) Davacının doğum tarihinin, dosya arasında bulunan nüfus kaydına göre 02.11.1955 olduğu ve miras sözleşmesinin yapıldığı tarih itibariyle davacı ... olmadığından (17 yaşında olduğu) söz konusu sözleşme yok hükmündedir.’’ denilmiştir. Somut olayda mirastan feragat sözleşmesinin tarafı olan ve feragat eden mirasçının 17 yaşında olduğundan tam ehliyetli olmadığı görülmektedir. Taraflar miras sözleşmesini İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi resmi vasiyetname şeklinde yapmış olmalarına rağmen ehliyet şartı sağlanmamıştır. Miras sözleşmesi yapabilmek için vasiyetname düzenlemekten farklı olarak tam ehliyetli olmak gerekir (vasiyetname düzenleyebilmek için 15 yaşını bitirmek ve ayırt etme gücüne sahip olmak yeterlidir). Taraflar arasında geçerli bir mirastan feragat sözleşmesi yapılmadığından mirasçının miras hakkının devam ettiğine karar verilmelidir.
Mirastan Feragat Sözleşmesinin Şekle Aykırılığının İleri Sürülmesinin Hakkın Kötüye Kullanımını Teşkil Edeceği Durum
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 27.3.2019 tarih ve 2016/8822E-2019/2813K sayılı kararında ‘’Mirastan feragat sözleşmesi (TMK. md. 528), miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. (TMK. md. 545 ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kanunu 11.02.1959 tarih, 16/14 sayılı kararı ). Türk Medeni Kanunu m. 536’da yer alan miras bırakanın altsoy kan hısımlarının resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamayacağına ilişkin kural, mirastan feragat sözleşmesi için de geçerlidir. Miras bırakanın altsoyu olan davalı ..., davaya konu ... 1. Noterliğinin 25.02.2014 tarihli ve 04908 yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mirastan feragat sözleşmesinde tanık olarak yer almıştır. Bu nedenle geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinden söz edilemez. Ancak, davacı aynı mirastan feragat sözleşmesinde bütün miras hisselerinin tamamından murisi ...’dan aldığı 20.000TL bedel karşılığında feragat ettiğini, feragat bedeli olan 20.000TL’yi murisi ...’dan nakden ve defaten noterliğin haricinde aldığını ifade etmiştir. Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK md. 2). Edimlerin ifasından sonra davacının şekil eksikliğini ileri sürerek gerçekleştirdiği hukuksal işlemin iptalini istemesi; Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesine aykırıdır. Bu bakımdan mahkemece şekil eksikliği nedeniyle iptal isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Bu kararda Yargıtay oy çokluğuyla miras sözleşmesinin resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunlu olduğu halde edimlerin ifasından sonra şekil eksikliğine dayanarak sözleşmenin iptal edilemeyeceğini belirtmiştir. Gerçekten de feragate karşılık olarak bir bedel alındıktan sonra bu sözleşmenin şekil eksikliği nedeniyle iptalinin talep edilmesi dürüstlük kuralına açıkça aykırıdır. Somut olayda resmi vasiyetname şeklinde yapılması gereken mirastan feragat sözleşmesinde tanık olarak altsoyun bulunamayacağı TMK’da açıkça yer almaktadır. Bu kurala aykırı olarak yapılan sözleşmenin şekle aykırılıktan geçersiz olduğu düşünülebilir, ancak karara konu olayda da görüldüğü gibi hukuk düzeni hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağından salt şekil eksikliğine dayalı olarak sözleşmenin iptal edilmemesi kararı yerindedir.
Miras Paylarının Belirlenmesinde Mirastan Feragat Sözleşmesinin İptali Davasının Bekletici Mesele Yapılması
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 17.9.2019 tarih ve 2016/10688E-2019/5333K sayılı kararında ‘’TMK'nın 598. maddesine göre düzenlenen mirasçılık belgeleri, aksi ispat edilinceye kadar geçerli olan, adına düzenlenmiş bulunan kişi ve kişilerin mirasçılığı lehine bir karine oluşturur. Bu belge, miras bırakanla mirasçıları arasındaki irs (soy) ilişkisini göstermesi yanında, mirasın (terekenin) mirasçılara intikalini de sağlayıcı bir işleve sahiptir. Tüm bu nedenlerle mirastan feragat eden (TMK md. 528) mirasçı veya mirasçılar varsa, düzenlenecek mirasçılık belgesinde, mirasçılık sıfatına sahip olan kişi veya kişiler ile miras paylarının gösterilmesi ve mirastan feragat durumuna işaret edilmekle yetinilmemesi, mirastan feragat nedeniyle, mirasçılık sıfatını kaybedenlerin ve bunların payının akıbetinin de (kime kalacağının) gösterilmesi gerekir. Somut olayda, iptali istenilen Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/472-396 E. K. sayılı mirasçılık belgesinde mirasçıların ve miras paylarının belirlendiği, davalının mirastan feragat sözleşmesi yaptığına dair bir açıklamaya dahi yer verilmediği görülmektedir. O halde mahkemece, davanın dayanağı olan mirastan feragat sözleşmesinin iptalinin konu edildiği Manisa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/14 Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılması, bu davanın sonucuna göre yukarıdaki bilgiler ışığında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.’’ denilmiştir. Karar incelendiğinde Yargıtay’ın mirasçılık belgesi düzenlenirken başka bir mahkemede devam eden mirastan feragat sözleşmesinin iptali ile ilgili dava bulunması halinde bu davanın bekletici mesele sayılıp sonuca göre karar verilmesini istediği görülmektedir. Bununla birlikte mirasçılık belgesi verilirken burada tüm mirasçıların paylarının belirlenmesi, mirastan feragat eden mirasçılar bulunmaktaysa bu kişilerin yazılması ve mirastan feragat eden mirasçıların paylarının kime geçtiğine dair açıklamaların yazılması gerektiği ifade edilmiştir. Hem mirastan feragat sözleşmesinin iptali davasının beklenilmemesi hem de mirasçılık belgesinde gerekli açıklamaların yapılmamış olması dolayısıyla Yargıtay’ın vermiş olduğu bozma kararının yerinde olduğu görülmektedir.
---------------------------------------------
[1] Escher, A., Kommentar Zum Schweizerischen Zivilgesetzbuch, Das Erbrecht, Erste Abteilung: Die Erben, Dritte Auflage, Zürich 1959, N.1-2 zu Art. 495, s. 351 ff; Piotet, P., Schweizerisches Privatrecht, Erbrecht, IV/I, Basel und Stuttgart, 1978 § 28, s. 182 ff.
[2] Piotet, § 28, s. 182 ff; Saymen, Ferit H.: Miras Hukuku Dersleri, 1955, s. 186; Escher, A., N.1-2 zu Art. 495, s. 351 ff; Kocayusufpaşaoğlu, Necip: Miras Hukukuna Giriş, İstanbul 1966, s. 205-206; İmre, Zahit: Türk Miras Hukuku, İstanbul 1972, s. 267-268; Ayiter, Nuşin/Kılıçoğlu, Ahmet: Miras Hukuku, Ankara 1991, s. 143-144; Đnan, Ali Naim/Ertaş, Şeref/Albaş, HAKAN: Miras Hukuku, Ankara 2006, s. 264; Dural, Mustafa/Öz, Turgut: Türk Özel Hukuku, C.IV, Miras Hukuku, İstanbul 2003, s. 189-190.
[3] Kocayusufpaşaoğlu, s. 205; Piotet, § 28, s. 184; Escher, A., N.2 zu Art. 495, s.351; İmre, s. 266; İnan/Ertaş/Albaş, s. 264; Ayiter/Kılıçoğlu, s. 144; Dural/Öz
[4] ANTALYA, Gökhan: Mirastan Feragat Sözleşmesi, Alkım Yayınevi, İstanbul 1999, s. 160; BUTTIKER, Arnold: Der Erbverzicht nach schweizerischem ZGB, Verlag von Stämpfli & Cie., Bern 1942, s. 85; WEIMAR, Peter: Das Erbrecht, Berner Kommentar, Band III, 1. Abteilung, Stämpfli Verlag AG, Bern 2009, s. 482; EREN, Fikret / YÜCER AKTÜRK, İpek: Türk Miras Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2019, s. 181; ÇABRİ, Sezer: Miras Hukuku Şerhi, C. 1, 1. Baskı, On İki Levha, İstanbul 2018, s. 480; SEROZAN, Rona / ENGİN, Baki İlkay: Miras Hukuku, Güncellenmiş 5. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2018, s. 409.
[5] KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip: Miras Hukuku, Hiç Değiştirilmemiş 3. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1987, s. 301; OĞUZMAN, M. Kemal: Miras Hukuku, 5. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 1991, s. 191; ANTALYA, s. 163; BUTTIKER, s. 86; WEIMAR, ZGB Art. 495, s. 482; İNAN, Ali Naim / ERTAŞ, Şeref / ALBAŞ, Hakan: Miras Hukuku, 10. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2019, s. 287; EREN / YÜCER AKTÜRK, s. 184; İŞGÜZAR, Hasan / DEMİR, Mehmet / YILMAZ, Süleyman: Miras Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2019, s. 81; ÇABRİ, TMK m. 528, s. 480; İMRE, Zahit / ERMAN, Hasan: Miras Hukuku, Gözden Geçirilmiş 9. Basım, Der Yayınları, İstanbul 2013, s. 199; SEROZAN / ENGİN, s. 409
[6] ANTALYA, s. 163; BUTTIKER, s. 88; Elbette feragatin sonuçları bakımından bu söylenenler tam feragatin söz konusu olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu yönde bkz. DURAL, Mustafa / ÖZ, Turgut: Türk Özel Hukuku Cilt IV Miras Hukuku, 13. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul 2019, s. 196; ALBAŞ, Hakan: “Mirastan Feragat Sözleşmesi ve Hükümlerine İlişkin Bazı Sorunlar”, DEÜHFD, C. 9, Özel Sayı, 2007, s. 536; EREN / YÜCER AKTÜRK, s. 184; İŞGÜZAR / DEMİR / YILMAZ, s. 82; ÇABRİ, TMK m. 528, s. 482.
[7] Saymen, s. 191; Ayiter/Kılıçoğlu, s. 146; Kocayusufpaşaoğlu, s. 206-207; Oğuzman, s. 166; Dural/Öz, s. 192.
[8] Piotet, § 28, s. 174.
[9] Piotet, § 28, S. 173; Oğuzman, s. 136; Dural, s. 44; Antalya, s. 75-76
[10] Hakan ALBAŞ, MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİ VE HÜKÜMLERİNE İLİŞKĐN BAZI SORUNLAR, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 9, Özel Sayı, 2007, s. 535-552
[11] Saymen, feragatin hiç kimse lehine yapılmadığı durumlarda miras bırakanın tasarruf oranının çoğalacağını ifade etmektedir, bkz. S. 196-297.
[12] Oğuzman, s. 168:

Takibin İptali İstemi-Geçerli Olmayan Vekaletname ile İşlem Yapılması

[b]T.C.
[b]YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/566
K. 2020/714
T. 3.2.2020[/b][/b]

[b][b]TAKİBİN İPTALİ İSTEMİ[/b][/b] ( Davacı Borçlu Donatanı Temsilen Sunulan Vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Makamlarınca Düzenlenmiş Vekaletname Olduğu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Resmi Olarak Tanınmadığı - Bu Nedenle Vekaletnamenin Türk Yasalarına Göre Geçerli Olmadığı/Mahkemece Vekâletnamesiz Dava Açılması ve İşlem Yapılmasına İlişkin Hükümler Gereğince İşlem Yapması Gerekirken İşin Esasına Girilerek Hüküm Tesisinin Hatalı Olduğu )
[b]TÜRK YASALARINA GÖRE [b]GEÇERLİ OLMAYAN VEKALETNAME İLE İŞLEM YAPILMASI [/b][/b]( Takibin İptali İstemi - Davacı Borçlu Donatanı Temsilen Sunulan Vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Makamlarınca Düzenlenmiş Vekaletname Olduğu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Resmi Olarak Tanınmadığından Vekaletnamenin Türk Yasalarına Göre Geçerli Olmadığı/Mahkemece Vekâletnamesiz Dava Açılması ve İşlem Yapılmasına İlişkin Hükümler Gereğince Değerlendirme Yapması Gerekirken İşin Esasına Girilerek Hüküm Tesisinin Hatalı Olduğu )
[b][b]ŞİKAYETÇİNİN TEMİNATTAN MUAF OLMASI[/b][/b] ( Bu Husus İlgili Bakanlıktan Sorularak Alınacak Yazı Cevabına Göre Şikayetçinin Teminat Göstermesi Gerektiği Sonucuna Varılırsa Teminatın Yatırılması İçin Şikayetçiye Kesin Süre Verilmesi Gerektiği - Anılan Sürede Belirtilen Teminatın Yatırılmaması Halinde İstemin Usulden Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )
[b][b]TEMİNAT YATIRILMASI[/b][/b] ( Bu Halde Dava Şartı Eksikliği Süresinde Giderilmiş Olacağından İşin Esasına Girilerek Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği - Eksik İnceleme ile Hüküm Tesisi Hatalı Olup Açıklanan Nedenlerle Kararın Bozulması Gerektiği )
5718/m. 48/1
6100/m. 77, 244
[b]ÖZET : [/b]Dava, takibin iptali istemine ilişkindir. Olayda; davacı borçlu donatanı temsilen sunulan vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum yönetimi makamlarınca düzenlenmiş vekaletname olduğu; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmi olarak tanınmadığı, bu nedenle vekaletnamenin Türk yasalarına göre geçerli olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece vekâletnamesiz dava açılması ve işlem yapılmasına ilişkin hükümler gereğince işlem yapması gerekirken işin esasına girilerek hüküm tesisi hatalıdır.
Şikayetçinin teminattan muaf olup olmadığı hususunun Bakanlıktan sorularak alınacak yazı cevabına göre, şikayetçinin teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için şikayetçiye kesin süre verilmesi ve anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine karar verilmesi gerekir.
Teminat yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.
[b]DAVA :[/b] Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
[b]KARAR :[/b] İlamsız icra takibinde, borçlu donatanın icra mahkemesine başvurusunda; ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğunu, tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak belirlenmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin kabulüyle ödeme emri tebliğ tarihinin 24/10/2017 tarihi olduğunun tespitine karar verildiği, alacaklı tarafından, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
Yurt dışında düzenlenen vekaletnamelerin Türkiye'de geçerli olabilmesi belirli şartlara bağlıdır.
HMK 244 şu hükümleri ihtiva etmektedir. "(1) Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmî belgelerin, Türkiye'de bu vasfı taşıması, belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır.
(2) Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmî belgelerin tasdiki ile ilgili hükümleri saklıdır." ayrıca konu ile ilgili Noterlik Kanununun 195. maddesinde ise şu düzenleme mevcuttur: "Yabancı memleketlerde usulü uyarınca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleketin yetkili merciinin imza ve mühürü, konsolos tarafından onanır. Özel kanun hükümleri saklıdır." anılan hükümlere göre yabancı bir ülkede, o ülkenin yetkili makamı tarafından düzenlenen resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması için belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk Konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır.
Türkiye 1961 tarihli "yabancı resmi belgelerin tasdiki mecburiyetinin kaldırılması hakkımdaki La Haye Sözleşmesi"ni 1984 yılında onaylamış ve bu sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girmiştir.
Yabancı ülke noterlerince kendi mevzuatlarına uygun olarak düzenlenen vekaletnameler, belgenin hazırlandığı ülkenin yetkili makamınca 1961 tarihli lahey sözleşmesine göre tasdik edilip tasdik şerhi ülke lisanı yanına Fransızca "Apostille (Convertion De La Haye Du Octobre 1961" ibaresini de taşıması halinde bu tür belgeler ve vekaletnameler ile Türkçe tercümelerinde ayrıca o yerdeki Türk Konsolosluğunun tasdiki aranmadan işlem yapılmaktadır
Apostille şerhi olmayan yani 1961 tarihli Lahey sözleşmesine taraf olmayan yabancı ülke noterlerince kendi mevzuatlarına uygun olarak düzenlenen vekaletnamelerde ilgili noterin bağlı bulunduğu resmi makam tarafından bu mercinin imza ve mührünün o yerdeki Türk Konsolosluğunca tasdik edilmesinden sonra bu vekaletnamelerle işlem yapılabilinmektedir.
HMK'nun "Vekaletnamenin İbrazı" başlıklı 76/1. maddesinde; "Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır" hükmü düzenlemiş olup, "Vekâletnamesiz Dava Açılması Ve İşlem Yapılması" başlıklı 77/1. maddesine göre ise, "vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf, yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır" hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, bir avukatın vekaletnamesiz işlem yapması olanaklı değildir (YHGK. 2011/11-779 Esas, 2011/786 Karar, 14.12.2011 Tarih).
Kıbrıs Cumhuriyeti, Ada'daki Kıbrıs Rum ve Türk Halkları arasında ortaklık temeline dayandırılan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960 yılında kurulmuştur. Söz konusu ortaklık Kıbrıs Rum tarafının 1963 yılında Kıbrıs Türk tarafını tüm devlet organlarından zorla uzakta tutarak devleti hukuka aykırı şekilde ele geçirmesiyle ortadan kalkmıştır. böylelikle 1963 yılından itibaren Ortaklık Devlet'inden dışlanan Kıbrıslı Türkler, kendi hudutları içerisinde örgütlenerek, devlet otoritesini ve egemenliğini icra etmektedirler. Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı Rumları ortaklaşa ve dolayısıyla Kıbrıs'ı bir bütün olarak hukuken ve fiilen temsil etmeye yetkili tek bir makam mevcut değildir.
Güney Kıbrıs Rum yönetimi ülkemiz tarafından tanınmamakta ve dolayısıyla diplomatik, siyasi, hukuki ve ekonomik herhangi bir ilişkimiz bulunmamaktadır.
Somut olayda; davacı borçlu donatanı temsilen sunulan vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum yönetimi makamlarınca düzenlenmiş vekaletname olduğu; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmi olarak tanınmadığı, bu nedenle vekaletnamenin Türk yasalarına göre geçerli olmadığı anlaşılmıştır.
O halde, yukarıda açıklanan usul hükümleri gereğince, mahkemece HMK'nun 77. maddesi gereğince işlem yapması gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Diğer yandan;
Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür (cauta judicatum solvi).
Alacaklının takipte haksız çıkması halinde borçlunun uğrayacağı muhtemel zararların istenebilmesinin zor veya imkansız olacağı zannedilen bazı özel durumlarda kanun koyucu tarafından teminat gösterilmesi gerekli görülmüştür.
5718 Sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK'ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir
MÖHUK madde 48/2'de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.
Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
İlk derece mahkemesine şikayet yoluyla başvuran donatan şirketin marshall adalarında kurulu olduğu belirtilmiş olmakla, mahkemece şikayetçinin teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, şikayetçinin teminattan muaf olup olmadığı hususunun ... Bakanlığından sorularak alınacak yazı cevabına göre, şikayetçinin teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için şikayetçiye kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
[b]SONUÇ :[/b] Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle yukarıda yazılı nedenlerle 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 24/10/2018 tarihli ve 2018/1447 Esas-2018/1932 Karar sayılı istinaf talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve ... 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 03/04/2018 tarihli ve 2018/53 Esas-2018/271 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın, kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.02.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 22-07-2020, Saat: 21:23
  • DuraN
[b]T.C.
[b]YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/566
K. 2020/714
T. 3.2.2020[/b][/b]

[b][b]TAKİBİN İPTALİ İSTEMİ[/b][/b] ( Davacı Borçlu Donatanı Temsilen Sunulan Vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Makamlarınca Düzenlenmiş Vekaletname Olduğu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Resmi Olarak Tanınmadığı - Bu Nedenle Vekaletnamenin Türk Yasalarına Göre Geçerli Olmadığı/Mahkemece Vekâletnamesiz Dava Açılması ve İşlem Yapılmasına İlişkin Hükümler Gereğince İşlem Yapması Gerekirken İşin Esasına Girilerek Hüküm Tesisinin Hatalı Olduğu )
[b]TÜRK YASALARINA GÖRE [b]GEÇERLİ OLMAYAN VEKALETNAME İLE İŞLEM YAPILMASI [/b][/b]( Takibin İptali İstemi - Davacı Borçlu Donatanı Temsilen Sunulan Vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Makamlarınca Düzenlenmiş Vekaletname Olduğu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Resmi Olarak Tanınmadığından Vekaletnamenin Türk Yasalarına Göre Geçerli Olmadığı/Mahkemece Vekâletnamesiz Dava Açılması ve İşlem Yapılmasına İlişkin Hükümler Gereğince Değerlendirme Yapması Gerekirken İşin Esasına Girilerek Hüküm Tesisinin Hatalı Olduğu )
[b][b]ŞİKAYETÇİNİN TEMİNATTAN MUAF OLMASI[/b][/b] ( Bu Husus İlgili Bakanlıktan Sorularak Alınacak Yazı Cevabına Göre Şikayetçinin Teminat Göstermesi Gerektiği Sonucuna Varılırsa Teminatın Yatırılması İçin Şikayetçiye Kesin Süre Verilmesi Gerektiği - Anılan Sürede Belirtilen Teminatın Yatırılmaması Halinde İstemin Usulden Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )
[b][b]TEMİNAT YATIRILMASI[/b][/b] ( Bu Halde Dava Şartı Eksikliği Süresinde Giderilmiş Olacağından İşin Esasına Girilerek Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği - Eksik İnceleme ile Hüküm Tesisi Hatalı Olup Açıklanan Nedenlerle Kararın Bozulması Gerektiği )
5718/m. 48/1
6100/m. 77, 244
[b]ÖZET : [/b]Dava, takibin iptali istemine ilişkindir. Olayda; davacı borçlu donatanı temsilen sunulan vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum yönetimi makamlarınca düzenlenmiş vekaletname olduğu; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmi olarak tanınmadığı, bu nedenle vekaletnamenin Türk yasalarına göre geçerli olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece vekâletnamesiz dava açılması ve işlem yapılmasına ilişkin hükümler gereğince işlem yapması gerekirken işin esasına girilerek hüküm tesisi hatalıdır.
Şikayetçinin teminattan muaf olup olmadığı hususunun Bakanlıktan sorularak alınacak yazı cevabına göre, şikayetçinin teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için şikayetçiye kesin süre verilmesi ve anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine karar verilmesi gerekir.
Teminat yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.
[b]DAVA :[/b] Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
[b]KARAR :[/b] İlamsız icra takibinde, borçlu donatanın icra mahkemesine başvurusunda; ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğunu, tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak belirlenmesini talep ettiği, mahkemece şikayetin kabulüyle ödeme emri tebliğ tarihinin 24/10/2017 tarihi olduğunun tespitine karar verildiği, alacaklı tarafından, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
Yurt dışında düzenlenen vekaletnamelerin Türkiye'de geçerli olabilmesi belirli şartlara bağlıdır.
HMK 244 şu hükümleri ihtiva etmektedir. "(1) Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmî belgelerin, Türkiye'de bu vasfı taşıması, belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır.
(2) Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin yabancı resmî belgelerin tasdiki ile ilgili hükümleri saklıdır." ayrıca konu ile ilgili Noterlik Kanununun 195. maddesinde ise şu düzenleme mevcuttur: "Yabancı memleketlerde usulü uyarınca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleketin yetkili merciinin imza ve mühürü, konsolos tarafından onanır. Özel kanun hükümleri saklıdır." anılan hükümlere göre yabancı bir ülkede, o ülkenin yetkili makamı tarafından düzenlenen resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması için belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk Konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır.
Türkiye 1961 tarihli "yabancı resmi belgelerin tasdiki mecburiyetinin kaldırılması hakkımdaki La Haye Sözleşmesi"ni 1984 yılında onaylamış ve bu sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girmiştir.
Yabancı ülke noterlerince kendi mevzuatlarına uygun olarak düzenlenen vekaletnameler, belgenin hazırlandığı ülkenin yetkili makamınca 1961 tarihli lahey sözleşmesine göre tasdik edilip tasdik şerhi ülke lisanı yanına Fransızca "Apostille (Convertion De La Haye Du Octobre 1961" ibaresini de taşıması halinde bu tür belgeler ve vekaletnameler ile Türkçe tercümelerinde ayrıca o yerdeki Türk Konsolosluğunun tasdiki aranmadan işlem yapılmaktadır
Apostille şerhi olmayan yani 1961 tarihli Lahey sözleşmesine taraf olmayan yabancı ülke noterlerince kendi mevzuatlarına uygun olarak düzenlenen vekaletnamelerde ilgili noterin bağlı bulunduğu resmi makam tarafından bu mercinin imza ve mührünün o yerdeki Türk Konsolosluğunca tasdik edilmesinden sonra bu vekaletnamelerle işlem yapılabilinmektedir.
HMK'nun "Vekaletnamenin İbrazı" başlıklı 76/1. maddesinde; "Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır" hükmü düzenlemiş olup, "Vekâletnamesiz Dava Açılması Ve İşlem Yapılması" başlıklı 77/1. maddesine göre ise, "vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf, yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır" hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, bir avukatın vekaletnamesiz işlem yapması olanaklı değildir (YHGK. 2011/11-779 Esas, 2011/786 Karar, 14.12.2011 Tarih).
Kıbrıs Cumhuriyeti, Ada'daki Kıbrıs Rum ve Türk Halkları arasında ortaklık temeline dayandırılan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960 yılında kurulmuştur. Söz konusu ortaklık Kıbrıs Rum tarafının 1963 yılında Kıbrıs Türk tarafını tüm devlet organlarından zorla uzakta tutarak devleti hukuka aykırı şekilde ele geçirmesiyle ortadan kalkmıştır. böylelikle 1963 yılından itibaren Ortaklık Devlet'inden dışlanan Kıbrıslı Türkler, kendi hudutları içerisinde örgütlenerek, devlet otoritesini ve egemenliğini icra etmektedirler. Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı Rumları ortaklaşa ve dolayısıyla Kıbrıs'ı bir bütün olarak hukuken ve fiilen temsil etmeye yetkili tek bir makam mevcut değildir.
Güney Kıbrıs Rum yönetimi ülkemiz tarafından tanınmamakta ve dolayısıyla diplomatik, siyasi, hukuki ve ekonomik herhangi bir ilişkimiz bulunmamaktadır.
Somut olayda; davacı borçlu donatanı temsilen sunulan vekaletnamenin Güney Kıbrıs Rum yönetimi makamlarınca düzenlenmiş vekaletname olduğu; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmi olarak tanınmadığı, bu nedenle vekaletnamenin Türk yasalarına göre geçerli olmadığı anlaşılmıştır.
O halde, yukarıda açıklanan usul hükümleri gereğince, mahkemece HMK'nun 77. maddesi gereğince işlem yapması gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Diğer yandan;
Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür (cauta judicatum solvi).
Alacaklının takipte haksız çıkması halinde borçlunun uğrayacağı muhtemel zararların istenebilmesinin zor veya imkansız olacağı zannedilen bazı özel durumlarda kanun koyucu tarafından teminat gösterilmesi gerekli görülmüştür.
5718 Sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK'ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir
MÖHUK madde 48/2'de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.
Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
İlk derece mahkemesine şikayet yoluyla başvuran donatan şirketin marshall adalarında kurulu olduğu belirtilmiş olmakla, mahkemece şikayetçinin teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, şikayetçinin teminattan muaf olup olmadığı hususunun ... Bakanlığından sorularak alınacak yazı cevabına göre, şikayetçinin teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için şikayetçiye kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
[b]SONUÇ :[/b] Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle yukarıda yazılı nedenlerle 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 24/10/2018 tarihli ve 2018/1447 Esas-2018/1932 Karar sayılı istinaf talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve ... 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 03/04/2018 tarihli ve 2018/53 Esas-2018/271 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın, kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.02.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Vadesi Gelmeyen Bonolar için Kambiyo Sen. Özgü Haciz Yoluyla Takip

İİK. 257/II gereğince verilen «ihtiyati haciz kararı»na dayanılarak henüz vadesi gelmeyen bonolar için kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılabileceği—


Taraflar arasındaki «icra takibinin iptali» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. İcra Tetkik Merciince itirazın kabulüne, takibin iptaline, tazminat isteminin reddine dair verilen 01.04.2003 gün ve 2003/103 E. 441 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 06.10.2003 gün ve 2003/16724-19233 sayılı ilamı ile; (...«Mer-sin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2002 tarih ve 2002/427 D. İş sayılı ihtiyati haciz kararı ile ilgili dosyanın incelenmesinde, takip dayanağı ve henüz vadesi gelmeyen bonolar yüzünden İİK’nun 257/2. maddesi gereğince ihtiyati haciz kararı ver-ildiği anlaşıldığından ve bu kararın kaldırıldığı da iddia ve ispat edilmediğinden, alacaklının anılan kararı da ekleyerek başlattığı takipte yasaya aykırılık yoktur. Yukarıda sözü edilen karar kaldırılmadığı sürece Mercii Hakimliğinde karar içeriğine aykırı bir sonu-ca ulaşılması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda «itirazın reddine» karar veril-mesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki ka-rarda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
HGK. 13.10.2004 T. E: 12-454, K: 544
İİK. 257/II gereğince verilen «ihtiyati haciz kararı»na dayanılarak henüz vadesi gelmeyen bonolar için kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılabileceği—


Taraflar arasındaki «icra takibinin iptali» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. İcra Tetkik Merciince itirazın kabulüne, takibin iptaline, tazminat isteminin reddine dair verilen 01.04.2003 gün ve 2003/103 E. 441 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 06.10.2003 gün ve 2003/16724-19233 sayılı ilamı ile; (...«Mer-sin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2002 tarih ve 2002/427 D. İş sayılı ihtiyati haciz kararı ile ilgili dosyanın incelenmesinde, takip dayanağı ve henüz vadesi gelmeyen bonolar yüzünden İİK’nun 257/2. maddesi gereğince ihtiyati haciz kararı ver-ildiği anlaşıldığından ve bu kararın kaldırıldığı da iddia ve ispat edilmediğinden, alacaklının anılan kararı da ekleyerek başlattığı takipte yasaya aykırılık yoktur. Yukarıda sözü edilen karar kaldırılmadığı sürece Mercii Hakimliğinde karar içeriğine aykırı bir sonu-ca ulaşılması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda «itirazın reddine» karar veril-mesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki ka-rarda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
HGK. 13.10.2004 T. E: 12-454, K: 544