*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 54,40.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 7,80.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 127,60.TL
2020 Yolluk Miktarı : 2.775,16.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 40,16.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:89,60 TL

İcra İflas Dairelerince Tahsil Olunan Paraların Yatırılacağı Bankalar

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
                                                                                                            
Sayı   :B.03.0.HİG.0.00.00.03/010.06.02-28                                                                                      06/05/2008              
Konu :Mahkeme Emanet Paraları İle İcra-İflâs
           Dairelerince  Tahsil  Olunan   Paraların
           Yatırılacağı Bankalar ve İcmal Cetvelleri
 
 
 
GENELGE
No:104/1
 
 
            Bilindiği üzere, mahkemeler ve diğer adalet dairelerince adlî işlemler sebebiyle tahsil olunan emanet paraların hangi bankalara yatırılacağı ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde Bakanlığımızca belirlenmektedir. Bu çerçevede yeniden yapılan değerlendirme sonucunda, Bakanlığımızın “Mahkeme Emanet Paraları ile İcra-İflâs Dairelerince  Tahsil  Olunan  Paraların Yatırılacağı Bankalar ve İcmal Cetvelleri” konulu olan 20/01/2006  tarihli ve 104 sayılı Genelgesi yürürlükten kaldırılmıştır.
 
Bu itibarla;
 
1- Halen diğer bankalara yatırılmakta olan;
           
            a) Tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla  vesayet  altında
    bulunan  kişilere  ait paralar  ve  tüm  adlî  yargı  yerlerinde  elde  edilen sair        
    mahkeme emanet paralarının, 
 
b) İcra ve iflâs dairelerince tahsil olunan emanet paralarının,
 
c) Noter emanet paralarının,
 
d) İdarî yargı yerlerinde tahsil olunan mahkeme emanet paralarının,
 
Bundan böyle, Türkiye Vakıflar Bankası şubesinin bulunduğu yerlerde işlerin en kolay şekilde yürütülecek ve Banka ile mutabık kalınacak bir şubesinde beş gün içerisinde açtırılacak olan hesaplara yatırılması,
 
aa) 02/06/2008  tarihine  kadar söz konusu paralarla ilgili reddiyat işlemlerinin,  
hesap miktarları yeterli olduğu takdirde diğer  bankalarda  bulunan  vadesiz    
hesaplardan yapılması ve diğer bankalarda mevcut olan hesapların belirtilen tarihte kapatılması suretiyle anılan paraların Türkiye Vakıflar Bankası’nda  açılan hesaba aktarılması,
 
            bb) Vadeli  hesaplarda  bulunan  paraların  tamamının  ise vadelerin bitiminden                                                
                  itibaren   beş   gün   içerisinde  hesapların   kapatılması   suretiyle   Türkiye
                  Vakıflar Bankası’nda açılacak hesaplara aktarılması,
 
 
Türkiye Vakıflar Bankası şubesinin olmadığı yerlerde ise diğer bankalardaki halen mevcut hesapların muhafaza edilmesi ve söz konusu paraların bu hesaplara yatırılmasına devam edilmesi,
 
2-Her ağır ceza veya bölge idare mahkemesine bağlı yerlerin Cumhuriyet başsavcılığı veya idari yargı mahkemesi başkanlığı tarafından, o yerde bankalara yatırılan her türlü emanet paraların miktarları ile bulundukları bankaları gösteren cetvellerin her yıl 30 Haziran ve 31 Aralık tarihlerindeki miktarlar esas alınarak takip eden Ocak ve Temmuz aylarının 5 inci gününe kadar düzenlenip bağlı olduğu ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığına veya bölge idare mahkemesi başkanlığına gönderilmesi, merkez ve mülhakattan gelecek bu cetvellere göre düzenlenecek icmal cetvellerinin de ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı veya bölge idare mahkemesi başkanlığınca bu ayların 15 inci gününde Bakanlığımız Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünde  bulunacak şekilde gönderilmesi ya da 0 312 418 76 07 numaraya faks çekilmesi, döviz ve altın hesabının bulunması halinde cinsi de belirtilmek suretiyle ayrı bir cetvelde gösterilmesi,
 
3-Ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları ile bölge idare mahkemesi başkanlarınca, yukarıdaki hususların yanlışsız, eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesi bakımından  ilgili mahkeme veya dairelerin hesap ve işlemlerine yönelik yerinde yapılacak bir denetim söz konusu olmaksızın, yazışma ve görüşmelerle durumun yakından gözetilmesi,
 
4-Mahkeme emanet paraları ve icra iflâs dairelerince tahsil olunan paraların, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 41 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “resmî kuruluşlara ait mevduat” kapsamı dışında bulunduğu mütalaa edildiğinden söz konusu paraların yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde sözü edilen banka şubelerine yatırılması,
 
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü



Sayı :B030HİG000000-3-352-2005 ..../..../2005

Konu : Bankada hesap açılması




...................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA 




İlgi : 06/07/2005 tarihli ve 2005/2369 H.M. sayılı yazınız. 


İlgi yazınız ekinde Genel Müdürlüğümüze intikal ettirilen ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 92/2. maddesine aykırı bir biçimde izin alınmadan açılan vadeli hesaplarla ilgili olarak tereddüte düşüldüğünden bahisle görüş istemini içeren İstanbul 3. İcra Hukuk Mahkemesine ait 21/06/2005 tarihli ve 2005/238 Muh. sayılı yazı, ekleri ve konu incelenmiştir. 


Bilindiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 ncü maddesinin 4 ncü fıkrasında “..... İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikayet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikayetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir.....” hükmü yer almaktadır. 


Bu hüküm gözetildiğinde de, İ.İ.K.nun 134/4. maddesi gereğince açılmış vadeli hesaptaki ihale bedeline ilişkin paranın ihalenin feshine yönelik şikayet olması halinde, şikayet sonucunda verilecek kararın kesinleşmesine kadar icra müdürünce tayin ve tesbit edilecek şekilde nemalandırılmasının gerektiği, nemalandırılma işleminin vadeli hesaba yatırma şeklinde tayini halinde ise, İ.İ.K Yönetmeliğinin 92. maddesi uyarınca Bakanlığımızdan izin alınmasına gerek olmadığı, İ.İ.K 134/4 de yazılı şartın gerçekleşmesi durumunda da ihale bedeliyle birlikte nemanın da hak sahibine ödenmesinin gerekeceği, 


Bakanlıktan izin alınmadan açılan diğer vadeli hesaptaki paraya gelince, 20/06/2005 tarihli ve 2005/621 Muh. sayılı “İstanbul 3. İcra Mahkemesi Sayın Hakimliğine” ifadeli yazıdaki, bu hesabın, satış parasının dairece sıra cetveli tanziminden sonra nemalandırılması için açıldığına ilişkin ifade gözetildiğinde, hesaptaki paranın sözü edilen durumda nemalandırılacağına ilişkin Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı, icra müdürüne verilen nemalandırma yetkisinin, İ.İ.K.nun 134. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen duruma münhasır olması nedeniyle İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 92. maddesinde yazılı olduğu biçimde hareket edilmesi gerektiği, sözü edilen yasal zorunluluk yerine getirilmeden İ.İ.K ve Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak açılan vadeli hesaptaki bu paranın Bakanlığın 12/05/2005 tarihli ve 13-9871 sayılı ve 18/05/2005 tarihli ve 3-16-10379 sayılı Genelge hükümleri de gözönünde tutulmak suretiyle, ana paranın Bakanlığın öngördüğü Bankaya yatırılmasının, nemayı oluşturan paranın ise kasa fazlası olarak işleme tabi tutularak, ilgililerce açılabilecek bir istirdat davasına konu olabileceği gözönüne alınmak suretiyle zamanaşımına kadar muhafaza edilmesinin, bu süre zarfında iadesine yönelik kesinleşmiş bir ilâm ibraz edilememesi halinde Maliye’ye yatırılmasının uygun olacağı düşünülmekte olup, bilgileri ile keyfiyetin ve bundan böyle İcra ve İflas Kanununun 92. maddesi uyarınca vadeli hesap açılması için Bakanlıktan izin alınmasını gerektiren durumlarda bu yasal zorunluluğa uyulmasında gerekli titizliğin gösterilmesi gereğinin İstanbul 3. İcra Hukuk Mahkemesi aracılığıyla ilgililere duyurulmasını rica ederim. 
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
                                                                                                            
Sayı   :B.03.0.HİG.0.00.00.03/010.06.02-28                                                                                      06/05/2008              
Konu :Mahkeme Emanet Paraları İle İcra-İflâs
           Dairelerince  Tahsil  Olunan   Paraların
           Yatırılacağı Bankalar ve İcmal Cetvelleri
 
 
 
GENELGE
No:104/1
 
 
            Bilindiği üzere, mahkemeler ve diğer adalet dairelerince adlî işlemler sebebiyle tahsil olunan emanet paraların hangi bankalara yatırılacağı ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde Bakanlığımızca belirlenmektedir. Bu çerçevede yeniden yapılan değerlendirme sonucunda, Bakanlığımızın “Mahkeme Emanet Paraları ile İcra-İflâs Dairelerince  Tahsil  Olunan  Paraların Yatırılacağı Bankalar ve İcmal Cetvelleri” konulu olan 20/01/2006  tarihli ve 104 sayılı Genelgesi yürürlükten kaldırılmıştır.
 
Bu itibarla;
 
1- Halen diğer bankalara yatırılmakta olan;
           
            a) Tereke ve ortaklığın giderilmesinden elde edilecek paralarla  vesayet  altında
    bulunan  kişilere  ait paralar  ve  tüm  adlî  yargı  yerlerinde  elde  edilen sair        
    mahkeme emanet paralarının, 
 
b) İcra ve iflâs dairelerince tahsil olunan emanet paralarının,
 
c) Noter emanet paralarının,
 
d) İdarî yargı yerlerinde tahsil olunan mahkeme emanet paralarının,
 
Bundan böyle, Türkiye Vakıflar Bankası şubesinin bulunduğu yerlerde işlerin en kolay şekilde yürütülecek ve Banka ile mutabık kalınacak bir şubesinde beş gün içerisinde açtırılacak olan hesaplara yatırılması,
 
aa) 02/06/2008  tarihine  kadar söz konusu paralarla ilgili reddiyat işlemlerinin,  
hesap miktarları yeterli olduğu takdirde diğer  bankalarda  bulunan  vadesiz    
hesaplardan yapılması ve diğer bankalarda mevcut olan hesapların belirtilen tarihte kapatılması suretiyle anılan paraların Türkiye Vakıflar Bankası’nda  açılan hesaba aktarılması,
 
            bb) Vadeli  hesaplarda  bulunan  paraların  tamamının  ise vadelerin bitiminden                                                
                  itibaren   beş   gün   içerisinde  hesapların   kapatılması   suretiyle   Türkiye
                  Vakıflar Bankası’nda açılacak hesaplara aktarılması,
 
 
Türkiye Vakıflar Bankası şubesinin olmadığı yerlerde ise diğer bankalardaki halen mevcut hesapların muhafaza edilmesi ve söz konusu paraların bu hesaplara yatırılmasına devam edilmesi,
 
2-Her ağır ceza veya bölge idare mahkemesine bağlı yerlerin Cumhuriyet başsavcılığı veya idari yargı mahkemesi başkanlığı tarafından, o yerde bankalara yatırılan her türlü emanet paraların miktarları ile bulundukları bankaları gösteren cetvellerin her yıl 30 Haziran ve 31 Aralık tarihlerindeki miktarlar esas alınarak takip eden Ocak ve Temmuz aylarının 5 inci gününe kadar düzenlenip bağlı olduğu ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığına veya bölge idare mahkemesi başkanlığına gönderilmesi, merkez ve mülhakattan gelecek bu cetvellere göre düzenlenecek icmal cetvellerinin de ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı veya bölge idare mahkemesi başkanlığınca bu ayların 15 inci gününde Bakanlığımız Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünde  bulunacak şekilde gönderilmesi ya da 0 312 418 76 07 numaraya faks çekilmesi, döviz ve altın hesabının bulunması halinde cinsi de belirtilmek suretiyle ayrı bir cetvelde gösterilmesi,
 
3-Ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları ile bölge idare mahkemesi başkanlarınca, yukarıdaki hususların yanlışsız, eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesi bakımından  ilgili mahkeme veya dairelerin hesap ve işlemlerine yönelik yerinde yapılacak bir denetim söz konusu olmaksızın, yazışma ve görüşmelerle durumun yakından gözetilmesi,
 
4-Mahkeme emanet paraları ve icra iflâs dairelerince tahsil olunan paraların, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 41 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “resmî kuruluşlara ait mevduat” kapsamı dışında bulunduğu mütalaa edildiğinden söz konusu paraların yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde sözü edilen banka şubelerine yatırılması,
 
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü



Sayı :B030HİG000000-3-352-2005 ..../..../2005

Konu : Bankada hesap açılması




...................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA 




İlgi : 06/07/2005 tarihli ve 2005/2369 H.M. sayılı yazınız. 


İlgi yazınız ekinde Genel Müdürlüğümüze intikal ettirilen ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 92/2. maddesine aykırı bir biçimde izin alınmadan açılan vadeli hesaplarla ilgili olarak tereddüte düşüldüğünden bahisle görüş istemini içeren İstanbul 3. İcra Hukuk Mahkemesine ait 21/06/2005 tarihli ve 2005/238 Muh. sayılı yazı, ekleri ve konu incelenmiştir. 


Bilindiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 ncü maddesinin 4 ncü fıkrasında “..... İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikayet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikayetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir.....” hükmü yer almaktadır. 


Bu hüküm gözetildiğinde de, İ.İ.K.nun 134/4. maddesi gereğince açılmış vadeli hesaptaki ihale bedeline ilişkin paranın ihalenin feshine yönelik şikayet olması halinde, şikayet sonucunda verilecek kararın kesinleşmesine kadar icra müdürünce tayin ve tesbit edilecek şekilde nemalandırılmasının gerektiği, nemalandırılma işleminin vadeli hesaba yatırma şeklinde tayini halinde ise, İ.İ.K Yönetmeliğinin 92. maddesi uyarınca Bakanlığımızdan izin alınmasına gerek olmadığı, İ.İ.K 134/4 de yazılı şartın gerçekleşmesi durumunda da ihale bedeliyle birlikte nemanın da hak sahibine ödenmesinin gerekeceği, 


Bakanlıktan izin alınmadan açılan diğer vadeli hesaptaki paraya gelince, 20/06/2005 tarihli ve 2005/621 Muh. sayılı “İstanbul 3. İcra Mahkemesi Sayın Hakimliğine” ifadeli yazıdaki, bu hesabın, satış parasının dairece sıra cetveli tanziminden sonra nemalandırılması için açıldığına ilişkin ifade gözetildiğinde, hesaptaki paranın sözü edilen durumda nemalandırılacağına ilişkin Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı, icra müdürüne verilen nemalandırma yetkisinin, İ.İ.K.nun 134. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen duruma münhasır olması nedeniyle İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 92. maddesinde yazılı olduğu biçimde hareket edilmesi gerektiği, sözü edilen yasal zorunluluk yerine getirilmeden İ.İ.K ve Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak açılan vadeli hesaptaki bu paranın Bakanlığın 12/05/2005 tarihli ve 13-9871 sayılı ve 18/05/2005 tarihli ve 3-16-10379 sayılı Genelge hükümleri de gözönünde tutulmak suretiyle, ana paranın Bakanlığın öngördüğü Bankaya yatırılmasının, nemayı oluşturan paranın ise kasa fazlası olarak işleme tabi tutularak, ilgililerce açılabilecek bir istirdat davasına konu olabileceği gözönüne alınmak suretiyle zamanaşımına kadar muhafaza edilmesinin, bu süre zarfında iadesine yönelik kesinleşmiş bir ilâm ibraz edilememesi halinde Maliye’ye yatırılmasının uygun olacağı düşünülmekte olup, bilgileri ile keyfiyetin ve bundan böyle İcra ve İflas Kanununun 92. maddesi uyarınca vadeli hesap açılması için Bakanlıktan izin alınmasını gerektiren durumlarda bu yasal zorunluluğa uyulmasında gerekli titizliğin gösterilmesi gereğinin İstanbul 3. İcra Hukuk Mahkemesi aracılığıyla ilgililere duyurulmasını rica ederim. 

İcra ve İflas Dairelerince Yapılan Tekne Satışları Hakkında

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü
Sayı   : 82084579/6581/41492                        21/10/2015
Konu : İcra ve İflâs Dairelerince Satışı
   Yapılan Tekneler
......................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 İcra ve iflâs daireleri tarafından satışı yapılan teknelerin ihale alıcısı adına tescili işlemlerinde, mahcuzun haciz aşamasında tespit edilen ve şartname ile satış ilanında yer alan kullanım şeklinin aksine “özel tekne” olarak tescil edilmesi hususunda liman başkanlıklarına başvurulduğu, ancak gezi teknelerinin özel tekne olarak tescil edilebilmesi için teknik mevzuatına uygun olması gerektiği, satılan teknelerin bu nitelikleri taşımadığı hallerde söz konusu deniz araçları malikleri hakkında piyasa gözetimi ve denetimi hakkındaki mevzuat kapsamında bazı yaptırımların uygulanmasının yanı sıra, noksanlıkların giderilmesi suretiyle ürünün güvenli hale getirilmesinin istenildiği, fakat satışın kamu kurumu olan icra dairesi tarafından yapılması nedeniyle yaptırımların ya da ürünün güvenli hale getirilmesine yönelik işlemlerin kim hakkında uygulanacağı hususunda tereddüt yaşandığı Bakanlığımıza yapılan başvurudan anlaşılmıştır.
 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Zapttan ve ayıptan sorumluluk” başlıklı 280 inci maddesinin ikinci fıkrası “Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu siciline veya satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları ve yükleri ile birlikte malik olur.” hükmünü,
 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun “Kıymet takdiri “ başlıklı 87 nci maddesi “ Haczi yapan memur, haczettiği malın kıymetini takdir eder. İcabında ehli vukufa müracaat edebilir.” hükmünü,
 Aynı Kanunun “İhalenin neticesi ve feshi” başlıklı 134 üncü maddesinin yedinci fıkrası “Satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Şu kadar ki, bu müddet ihaleden itibaren bir seneyi geçemez.” hükmünü amirdir.
 Diğer taraftan, bu hükümlere ve yerleşik Yargıtay kararlarına göre,  şartnamede taşınmazın yüzölçümünün veya imar durumunun yanlış gösterilmesi, taşınmazın ihaleden önce kamulaştırılması gibi alıcının satılan malın niteliklerinde esaslı hataya düşürülmesinin ihalenin feshi sebebi kabul edilmektedir.
 Bu çerçevede, haczi yapan memurun uzmanlık alanı dışında kalan ve nitelikleri itibarıyla özellik arz eden tekne gibi deniz araçlarının, hali hazır durumu, kullanım şekli ve diğer tüm özelliklerinin tespiti ve kıymet takdiri işlemleri ile 28.12.2006 tarihli 26390 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gezi Tekneleri Yönetmeliğine göre uygunluk kriterlerini taşıyıp taşımadığı hususlarının bilirkişi aracılığıyla belirlenmesinin, bu tespitlerin şartnamede ve ilanda gösterilmesi suretiyle haciz aşamasındaki kullanım şekline uygun şekilde tescil ettirilmesinin cebri icra satışlarına katılımın ve güvenin artırılmasında faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
 Bilgi edinilmesi ile keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra ve iflâs dairelerine tebliğini, bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.  
Ahmet KAR
Hâkim
 Bakan a.
Daire Başkanı
T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Personel Genel Müdürlüğü
Sayı   : 82084579/6581/41492                        21/10/2015
Konu : İcra ve İflâs Dairelerince Satışı
   Yapılan Tekneler
......................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 İcra ve iflâs daireleri tarafından satışı yapılan teknelerin ihale alıcısı adına tescili işlemlerinde, mahcuzun haciz aşamasında tespit edilen ve şartname ile satış ilanında yer alan kullanım şeklinin aksine “özel tekne” olarak tescil edilmesi hususunda liman başkanlıklarına başvurulduğu, ancak gezi teknelerinin özel tekne olarak tescil edilebilmesi için teknik mevzuatına uygun olması gerektiği, satılan teknelerin bu nitelikleri taşımadığı hallerde söz konusu deniz araçları malikleri hakkında piyasa gözetimi ve denetimi hakkındaki mevzuat kapsamında bazı yaptırımların uygulanmasının yanı sıra, noksanlıkların giderilmesi suretiyle ürünün güvenli hale getirilmesinin istenildiği, fakat satışın kamu kurumu olan icra dairesi tarafından yapılması nedeniyle yaptırımların ya da ürünün güvenli hale getirilmesine yönelik işlemlerin kim hakkında uygulanacağı hususunda tereddüt yaşandığı Bakanlığımıza yapılan başvurudan anlaşılmıştır.
 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Zapttan ve ayıptan sorumluluk” başlıklı 280 inci maddesinin ikinci fıkrası “Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu siciline veya satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları ve yükleri ile birlikte malik olur.” hükmünü,
 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun “Kıymet takdiri “ başlıklı 87 nci maddesi “ Haczi yapan memur, haczettiği malın kıymetini takdir eder. İcabında ehli vukufa müracaat edebilir.” hükmünü,
 Aynı Kanunun “İhalenin neticesi ve feshi” başlıklı 134 üncü maddesinin yedinci fıkrası “Satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Şu kadar ki, bu müddet ihaleden itibaren bir seneyi geçemez.” hükmünü amirdir.
 Diğer taraftan, bu hükümlere ve yerleşik Yargıtay kararlarına göre,  şartnamede taşınmazın yüzölçümünün veya imar durumunun yanlış gösterilmesi, taşınmazın ihaleden önce kamulaştırılması gibi alıcının satılan malın niteliklerinde esaslı hataya düşürülmesinin ihalenin feshi sebebi kabul edilmektedir.
 Bu çerçevede, haczi yapan memurun uzmanlık alanı dışında kalan ve nitelikleri itibarıyla özellik arz eden tekne gibi deniz araçlarının, hali hazır durumu, kullanım şekli ve diğer tüm özelliklerinin tespiti ve kıymet takdiri işlemleri ile 28.12.2006 tarihli 26390 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gezi Tekneleri Yönetmeliğine göre uygunluk kriterlerini taşıyıp taşımadığı hususlarının bilirkişi aracılığıyla belirlenmesinin, bu tespitlerin şartnamede ve ilanda gösterilmesi suretiyle haciz aşamasındaki kullanım şekline uygun şekilde tescil ettirilmesinin cebri icra satışlarına katılımın ve güvenin artırılmasında faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
 Bilgi edinilmesi ile keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra ve iflâs dairelerine tebliğini, bilgileri bakımından icra mahkemelerine duyurulmasını rica ederim.  
Ahmet KAR
Hâkim
 Bakan a.
Daire Başkanı

Elektronik Tebligat Adresi Olan Avukata Normal Çıkartılan Tebligat Yok Hükmündedir

Elektronik tebligat adresi mevcut olan avukata normal yolla yapılan tebligat yok hükmündedir.
T.C.

YARGITAY

12. Hukuk Dairesi

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

Y A R G I T A Y İ L A M I

ESAS NO : 2019/13554

KARAR NO : 2019/18558

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi

TARİHİ : 25/09/2019

NUMARASI : 2019/1804-2019/1803

DAVACI : Borçlu : Nimet.....

DAVALILAR : Alacaklılar: İkbal ........, Servet ......

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlunun satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, 103 davetiyesi çıkartılmadığını, ihale yapılıncaya kadar hiç bir aşamadan haberdar edilmediğini belirterek ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekiline posta yolu ile gönderilen gerekçeli kararın 08.05.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, yasal süresi içerisinde istinaf sebeplerini bildirmediği, Tebligat Kanunu 7/a maddesi uyarınca elektronik tebligat zorunlu olsa da, davacı vekilinin 23.05.2019 tarihli istinaf sebeplerini bildirdiği dilekçesinde gerekçeli karar tebliğinin usulsüzlüğünü iddia etmediğinden bahisle, borçlunun süre tutum dilekçesi dikkate alınarak yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden inceleme yapılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrasında; “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.” Yine aynı maddenin 1/9. fıkrasına göre de; baro levhasına yazılı avukatların bu kapsamda olduğu, 3.fıkrasında; birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlemeleri yer almaktadır.

İlk derece mahkemesince; 28/03/2019 tarihinde borçlu vekilinin yüzüne karşı tefhimden itibaren 10 gün içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği, 02/04/2019 tarihinde borçlu vekili tarafından süre tutum dilekçesi sunulduğu, gerekçeli kararın borçlu vekiline posta yolu ile 08/05/2019 tarihinde tebliğ edildiği, gerekçeli istinaf dilekçesinin, posta yolu ile yapılan tebliğe göre 10 günlük süre geçtikten sonra 23/05/2019 tarihinde sunulduğu görülmüştür. Ancak yukarıda yazılı yasal düzenlemelere göre; tebligat yapılan kişinin avukat olduğu nazara alındığında, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin birinci fıkrası tebligatın elektronik yolla yapılmasını zorunlu kılıp posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmünde olduğundan borçlu vekilinin gerekçeli istinaf isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekir.

O halde; Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun gerekçeli istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar incelenmek suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden incelenerek karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 25/9/2019 tarih ve 2019/1804 E. ve 2019/1803 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 08-02-2020, Saat: 22:07
  • DuraN
Elektronik tebligat adresi mevcut olan avukata normal yolla yapılan tebligat yok hükmündedir.
T.C.

YARGITAY

12. Hukuk Dairesi

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

Y A R G I T A Y İ L A M I

ESAS NO : 2019/13554

KARAR NO : 2019/18558

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi

TARİHİ : 25/09/2019

NUMARASI : 2019/1804-2019/1803

DAVACI : Borçlu : Nimet.....

DAVALILAR : Alacaklılar: İkbal ........, Servet ......

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlunun satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, 103 davetiyesi çıkartılmadığını, ihale yapılıncaya kadar hiç bir aşamadan haberdar edilmediğini belirterek ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekiline posta yolu ile gönderilen gerekçeli kararın 08.05.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, yasal süresi içerisinde istinaf sebeplerini bildirmediği, Tebligat Kanunu 7/a maddesi uyarınca elektronik tebligat zorunlu olsa da, davacı vekilinin 23.05.2019 tarihli istinaf sebeplerini bildirdiği dilekçesinde gerekçeli karar tebliğinin usulsüzlüğünü iddia etmediğinden bahisle, borçlunun süre tutum dilekçesi dikkate alınarak yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden inceleme yapılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrasında; “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.” Yine aynı maddenin 1/9. fıkrasına göre de; baro levhasına yazılı avukatların bu kapsamda olduğu, 3.fıkrasında; birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlemeleri yer almaktadır.

İlk derece mahkemesince; 28/03/2019 tarihinde borçlu vekilinin yüzüne karşı tefhimden itibaren 10 gün içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği, 02/04/2019 tarihinde borçlu vekili tarafından süre tutum dilekçesi sunulduğu, gerekçeli kararın borçlu vekiline posta yolu ile 08/05/2019 tarihinde tebliğ edildiği, gerekçeli istinaf dilekçesinin, posta yolu ile yapılan tebliğe göre 10 günlük süre geçtikten sonra 23/05/2019 tarihinde sunulduğu görülmüştür. Ancak yukarıda yazılı yasal düzenlemelere göre; tebligat yapılan kişinin avukat olduğu nazara alındığında, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin birinci fıkrası tebligatın elektronik yolla yapılmasını zorunlu kılıp posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmünde olduğundan borçlu vekilinin gerekçeli istinaf isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekir.

O halde; Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun gerekçeli istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar incelenmek suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden incelenerek karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 25/9/2019 tarih ve 2019/1804 E. ve 2019/1803 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İcra

Polis olmayı isteyen çocuk çoktur. Dik yürüyen gururlu bir doktor olmayı isterler, futbolcu, avukat falan… Onlar daha çocuktular, ben değildim. İcra memuru olacaktım. Çok defa icra memurlarıyla karşılaşmış bir çocuk olarak, asıl kralın icra memuru olduğunu biliyordum. Bir defa, her an her yerden çıkabiliyorlardı. Aniden. Yoktan var olabilen, uçabilen bir kahraman gibiydiler. Kapı duvar nafile! Durulamıyordu karşılarında. “Baban evde mi?” ile başlayan, sonra sadece rakam konuşan gizemli tiplerdi:”Yaz, 80 TL!”


Nereden çıkıp geldiklerini bilmiyordum. Kapıyı çalıyorlardı. Merdiveni kullanıyorlardı. Yüzlerce ayak ve etten oluşan bir bizon sürüsü gibi, gürültülü homurdanışlar ve sert adımlarla kapının ardında belirliyorlardı. Ama başka dünyadan gibiydiler. Bu dünyanın kurallarına ait olmayan halleri vardı. Duygulardan etkilenmiyorlardı. Salya sümük ağlaşan zırlaşan konu komşunun içinden geçip hedefe ilerliyorlardı. Rahatlardı. Bir tarzları vardı. “Bu tablo orijinal mi?” “Hayır orijinal değil ama manevi değeri var yazmayın onu lütfen” “Yaz 120 TL”


Üslerini merak ediyordum. Nerede birikip dağılıyorlardı. İnsanın aklı almıyor! “Yaz 200 TL!” para mesele değildi, neyi istiyorsa alabilirlerdi sadece oturup konuşmak istiyordum onlarla. Ben tavuk severdim. Onların yemek yer gibi halleri yoktu. Özellikle bu sonuncu! En iyisi! Temiz giyiniyordu. Jilet gibi! Bıyıkları vardı. Çok bıyık gördüm. Onunki konuşurken oynamıyordu! “Bu kapı kapalı mı? Açalım lütfen” Işıklar onun üstündeydi. Olayın merkezindeydi. İlgi odağıydı! Işıl ışıl! Sahne… Şarkılar… Ve şimdi! Oyununu oynuyor, hareketini çekiyordu! Gururlu! Seri! Emin! Ne tavır! Ortalarda dolanıyor, aniden bir ıvır zıvırın önünde duruyor. Bir zaman, kısa bir zaman… Dik… Kıpırtısız… Öylece bakıyor. O an zırlaşmalar kesiliyor. Etraftakilerin nefes alışverişlerini duyuyorum. Duvarların ardındaki hayatı… Ortamdaki bir iki duruş değişikliğini… Ve ıvır zıvıra uzanan dik kolu veriyor kararını…. Ağzı bildiriyor… Bıyıklar sabit! “Yaz 20 Lira!”


Çevresindeki güruhtan homurtular, cıvıldamalar, “ama yapmayın”lar, ağlayışlar, “bırak onu”lar, “Ayağım!” “Çekiştirme”ler. Enteresan bir havaydı. Ondan nefret ediyor gibi bakıyorlardı. Başka bir açıdan bakıldığında onunla gurur duyuyor gibiydiler. Aşk ve nefret! Şiddet ve merhamet! Öfke ve dinginlik! Kalabalık karışıyordu, yoğruluyordu! “Yaz 240 TL!” Tekerlek gibi dönüyorduk. Apartman sakinleri, sakin duramayanlar, meraklılar, daha iyi bir işi olmayanlar, işi olmayanlar! Toplumdan hariç yeni bir toplum kuruluyor gibiydi! Farklı algıları olan yeni bir toplum! Yeni bir düzen! Yeni bir din! “Dolabın arkasındaki nedir?” Bir tufan! Bir kasırga! Kavga… gürültü… küfür…itiş kakış… Bir doğa olayı! Evin içinde dolanan bir hortum! Oradan oraya çarpıp duruyordu. Tüm evi talan edip bomboş bırakana kadar, çatal, bıçak, klozet örtüsü, bir şeyin kumandası, buz dolabı ne varsa içine çeken bir hortum! Yaşamın yok olduğu ve yeniden var olacağı bir toz bulutu! Bir yok oluş ve yaratılış destanı! Neyim var neyim yok gidiyor! Arada sağa sola sıkışıp kaybolmuş eşyalar ortaya çıkıyor! “Aa ordaymış!” sırlarımız ortaya saçılıyor! Kendimi çıplak hissediyorum. Arkası görünüyor gibi. Ne varsa toplanılıyor. Onca yıllık istif! Ayak bağı! Tozunu al dur! Hortum gevezelikle dönüp duruyor: “Yaz 350 TL!” Daha yüksek rakamlar söylenince kalabalıktaki homurtu yükseliyor. Gururlanıyoruz. “onu 480 TL’ye aldım, lütfen!” “Yaz 60 TL!” Fiyatı alanın belirlediği bir ticaret! Bir çılgınlık! Batan, yanan, patlayan ne kadar felaket varsa yaşamış bir geminin malları bunlar! Bir bilgin! Her şeyin değerini biçebilen bir guru! 3. icradan sonra tüm hukuki terimleri, uygulamayı biliyordum. Ama avukat olmayacağım! Ne hâkimi! “yaz 10 TL!” Hortumun hızı kesiliyordu. Eşya kalmamıştı artık. Değer biçilemeyen birkaç yırtık, dökük kırık eski… Hortum bir iki duvarda sektikten sonra kapıya yöneldi. Kapının girişinde sarı bisikletim ve hemen onun biraz uzağında, kapının dışında, apartman duvarına yaslı kardeşimin kırmızı bisikleti. “Seni seviyorum, ama o olmaz!” demedim icra memuruna. “Yaz 50 TL!” Bıyıkları kıpırdamıyordu gerçekten. Kolu bu defa kırmızı bisiklete uzandı. Sessizlik vardı tekrar ama “onu alamazsın, komşunun o” dedi birden annem. Homurtu “evin dışında o” dedi birlikte. İcra memuru dikti. Ama titriyordu! İnsan olabilir miydi? Kolu büküldü. Bisikletin uzağındaki bir noktaya dikildi gözleri. Birileriyle haberleşiyor olabilir miydi? Bisiklete baktı tekrar. Bir fiyat söylemedi. Bizon sürüsü olarak merdivenleri inmeye başladılar. Hortum kesildi. Bir iki kötü gün sever takıldı biraz daha. Annem eve girdi. Ben kardeşimin kırmızı bisikletini ve kardeşimi alıp karşıdaki okulun bahçesine gittim. Hala binmeyi öğrenememişti.


Boş evlerde yaşamak zordur. Ama kısmen eğlencelidir. Babanız sizden uzağa, o odadan o odaya kaçamaz mesela. Eşyasız evde varlık ve yokluk çabuk fark ediliyor. İnsan saklayamıyor elini kolunu gövdesini bir yerlere. Bir de Beşiktaş maçlarını takip etmek zor. Allah’tan sokağın solumuzdaki tarafı Beşiktaşlıydı da balkonda bağırışlarından takip edebiliyordum skoru.


Sonraları çok yıllar geçti. Borçlu ve alacaklı oldum. Borçlu olduğum daha çoktur. İcra memurları… Sonraları daha çok memur tanıdım. Elbette işini yapıyorlar ama sizin için oldukça duygusal bir zamanda meseleyi iplemeden, kafa olarak orada olmayan o memurlar gözümde her zaman tanrı gibiydiler. Yakınlarınızın saçma sapan bir kazada öldüğünü bildiren o memurlar, hayatınızı bitirecek bir vergi cezasını sıkıntısız ileten memurlar, ceza kesen, para tahsil eden, yürüyen, alıp veren, söyleyip giden memurlar… Olayı bir yerden bir yere taşıyan memurlar… Hayatı akıtan memurlar… Asıl meseleyle pek ilgisi olamayan ama mutlaka lazım memurlar… Tornavidadaki lastik sap, kapıdaki menteşeler… Arabanın motoru… En lazım parça! Ve icra memurları… Devletin ve hayat denilen bu oyunun gerçekliğini sağlayan memurlar…


Ve insanlar… Çoğunun icra memurlarından bir farkı yoktu! Ne zaman çok şeye sahip olduğumu düşünsem aniden çekip giden ve neyin varsa almayı deneyen çoktur… Biraz da bunun iyi bir şey oluğunu fark ettim. Bu sayede rahatladım. İçim boşaldı. Bana geniş bir alan bırakıyorlardı gidenler. İcra memurlarıyla büyümüş bir çocuğu yokluğunuzla korkutamazsınız. Sıfırı tüketmeyi bilen birine varlığınızdan bahsetmeyin. Neye sahip olduğunuzu ve neye hakkınız olduğunu düşünüyorsanız alıp gidin. Değerini biçin, yazın çizin, hesaplar yapın ve toplanıp gidin. Tersini becermeleri pek mümkün olmuyor. Giderken yalnızca kendini götüren inanları sevmeye devam etmeli… Her şeyi alıp gidebilir diğerleri. Ne varsa! Eldivenler… Elbiseler… Umutlandıran anlar… Kumandalar… gülümsemeler falan… Yalnız bazen düşünüyorum da her icrada bir çocuğun eşyası kurtulmalı sanırım. Alınıp gidenlerin ardında bir çocuk bisikleti kalmalı mesela… Her şeyi alıp giden icra memurları, sevgililer, dostlar, bitmeyen o kasırgalar, insanda gülümseyen bir çocuk bırakmalı…


Bu öykü Koray Biber tarafından kaleme alınmıştır.


Kaynak : Kitap Dergisi
Polis olmayı isteyen çocuk çoktur. Dik yürüyen gururlu bir doktor olmayı isterler, futbolcu, avukat falan… Onlar daha çocuktular, ben değildim. İcra memuru olacaktım. Çok defa icra memurlarıyla karşılaşmış bir çocuk olarak, asıl kralın icra memuru olduğunu biliyordum. Bir defa, her an her yerden çıkabiliyorlardı. Aniden. Yoktan var olabilen, uçabilen bir kahraman gibiydiler. Kapı duvar nafile! Durulamıyordu karşılarında. “Baban evde mi?” ile başlayan, sonra sadece rakam konuşan gizemli tiplerdi:”Yaz, 80 TL!”


Nereden çıkıp geldiklerini bilmiyordum. Kapıyı çalıyorlardı. Merdiveni kullanıyorlardı. Yüzlerce ayak ve etten oluşan bir bizon sürüsü gibi, gürültülü homurdanışlar ve sert adımlarla kapının ardında belirliyorlardı. Ama başka dünyadan gibiydiler. Bu dünyanın kurallarına ait olmayan halleri vardı. Duygulardan etkilenmiyorlardı. Salya sümük ağlaşan zırlaşan konu komşunun içinden geçip hedefe ilerliyorlardı. Rahatlardı. Bir tarzları vardı. “Bu tablo orijinal mi?” “Hayır orijinal değil ama manevi değeri var yazmayın onu lütfen” “Yaz 120 TL”


Üslerini merak ediyordum. Nerede birikip dağılıyorlardı. İnsanın aklı almıyor! “Yaz 200 TL!” para mesele değildi, neyi istiyorsa alabilirlerdi sadece oturup konuşmak istiyordum onlarla. Ben tavuk severdim. Onların yemek yer gibi halleri yoktu. Özellikle bu sonuncu! En iyisi! Temiz giyiniyordu. Jilet gibi! Bıyıkları vardı. Çok bıyık gördüm. Onunki konuşurken oynamıyordu! “Bu kapı kapalı mı? Açalım lütfen” Işıklar onun üstündeydi. Olayın merkezindeydi. İlgi odağıydı! Işıl ışıl! Sahne… Şarkılar… Ve şimdi! Oyununu oynuyor, hareketini çekiyordu! Gururlu! Seri! Emin! Ne tavır! Ortalarda dolanıyor, aniden bir ıvır zıvırın önünde duruyor. Bir zaman, kısa bir zaman… Dik… Kıpırtısız… Öylece bakıyor. O an zırlaşmalar kesiliyor. Etraftakilerin nefes alışverişlerini duyuyorum. Duvarların ardındaki hayatı… Ortamdaki bir iki duruş değişikliğini… Ve ıvır zıvıra uzanan dik kolu veriyor kararını…. Ağzı bildiriyor… Bıyıklar sabit! “Yaz 20 Lira!”


Çevresindeki güruhtan homurtular, cıvıldamalar, “ama yapmayın”lar, ağlayışlar, “bırak onu”lar, “Ayağım!” “Çekiştirme”ler. Enteresan bir havaydı. Ondan nefret ediyor gibi bakıyorlardı. Başka bir açıdan bakıldığında onunla gurur duyuyor gibiydiler. Aşk ve nefret! Şiddet ve merhamet! Öfke ve dinginlik! Kalabalık karışıyordu, yoğruluyordu! “Yaz 240 TL!” Tekerlek gibi dönüyorduk. Apartman sakinleri, sakin duramayanlar, meraklılar, daha iyi bir işi olmayanlar, işi olmayanlar! Toplumdan hariç yeni bir toplum kuruluyor gibiydi! Farklı algıları olan yeni bir toplum! Yeni bir düzen! Yeni bir din! “Dolabın arkasındaki nedir?” Bir tufan! Bir kasırga! Kavga… gürültü… küfür…itiş kakış… Bir doğa olayı! Evin içinde dolanan bir hortum! Oradan oraya çarpıp duruyordu. Tüm evi talan edip bomboş bırakana kadar, çatal, bıçak, klozet örtüsü, bir şeyin kumandası, buz dolabı ne varsa içine çeken bir hortum! Yaşamın yok olduğu ve yeniden var olacağı bir toz bulutu! Bir yok oluş ve yaratılış destanı! Neyim var neyim yok gidiyor! Arada sağa sola sıkışıp kaybolmuş eşyalar ortaya çıkıyor! “Aa ordaymış!” sırlarımız ortaya saçılıyor! Kendimi çıplak hissediyorum. Arkası görünüyor gibi. Ne varsa toplanılıyor. Onca yıllık istif! Ayak bağı! Tozunu al dur! Hortum gevezelikle dönüp duruyor: “Yaz 350 TL!” Daha yüksek rakamlar söylenince kalabalıktaki homurtu yükseliyor. Gururlanıyoruz. “onu 480 TL’ye aldım, lütfen!” “Yaz 60 TL!” Fiyatı alanın belirlediği bir ticaret! Bir çılgınlık! Batan, yanan, patlayan ne kadar felaket varsa yaşamış bir geminin malları bunlar! Bir bilgin! Her şeyin değerini biçebilen bir guru! 3. icradan sonra tüm hukuki terimleri, uygulamayı biliyordum. Ama avukat olmayacağım! Ne hâkimi! “yaz 10 TL!” Hortumun hızı kesiliyordu. Eşya kalmamıştı artık. Değer biçilemeyen birkaç yırtık, dökük kırık eski… Hortum bir iki duvarda sektikten sonra kapıya yöneldi. Kapının girişinde sarı bisikletim ve hemen onun biraz uzağında, kapının dışında, apartman duvarına yaslı kardeşimin kırmızı bisikleti. “Seni seviyorum, ama o olmaz!” demedim icra memuruna. “Yaz 50 TL!” Bıyıkları kıpırdamıyordu gerçekten. Kolu bu defa kırmızı bisiklete uzandı. Sessizlik vardı tekrar ama “onu alamazsın, komşunun o” dedi birden annem. Homurtu “evin dışında o” dedi birlikte. İcra memuru dikti. Ama titriyordu! İnsan olabilir miydi? Kolu büküldü. Bisikletin uzağındaki bir noktaya dikildi gözleri. Birileriyle haberleşiyor olabilir miydi? Bisiklete baktı tekrar. Bir fiyat söylemedi. Bizon sürüsü olarak merdivenleri inmeye başladılar. Hortum kesildi. Bir iki kötü gün sever takıldı biraz daha. Annem eve girdi. Ben kardeşimin kırmızı bisikletini ve kardeşimi alıp karşıdaki okulun bahçesine gittim. Hala binmeyi öğrenememişti.


Boş evlerde yaşamak zordur. Ama kısmen eğlencelidir. Babanız sizden uzağa, o odadan o odaya kaçamaz mesela. Eşyasız evde varlık ve yokluk çabuk fark ediliyor. İnsan saklayamıyor elini kolunu gövdesini bir yerlere. Bir de Beşiktaş maçlarını takip etmek zor. Allah’tan sokağın solumuzdaki tarafı Beşiktaşlıydı da balkonda bağırışlarından takip edebiliyordum skoru.


Sonraları çok yıllar geçti. Borçlu ve alacaklı oldum. Borçlu olduğum daha çoktur. İcra memurları… Sonraları daha çok memur tanıdım. Elbette işini yapıyorlar ama sizin için oldukça duygusal bir zamanda meseleyi iplemeden, kafa olarak orada olmayan o memurlar gözümde her zaman tanrı gibiydiler. Yakınlarınızın saçma sapan bir kazada öldüğünü bildiren o memurlar, hayatınızı bitirecek bir vergi cezasını sıkıntısız ileten memurlar, ceza kesen, para tahsil eden, yürüyen, alıp veren, söyleyip giden memurlar… Olayı bir yerden bir yere taşıyan memurlar… Hayatı akıtan memurlar… Asıl meseleyle pek ilgisi olamayan ama mutlaka lazım memurlar… Tornavidadaki lastik sap, kapıdaki menteşeler… Arabanın motoru… En lazım parça! Ve icra memurları… Devletin ve hayat denilen bu oyunun gerçekliğini sağlayan memurlar…


Ve insanlar… Çoğunun icra memurlarından bir farkı yoktu! Ne zaman çok şeye sahip olduğumu düşünsem aniden çekip giden ve neyin varsa almayı deneyen çoktur… Biraz da bunun iyi bir şey oluğunu fark ettim. Bu sayede rahatladım. İçim boşaldı. Bana geniş bir alan bırakıyorlardı gidenler. İcra memurlarıyla büyümüş bir çocuğu yokluğunuzla korkutamazsınız. Sıfırı tüketmeyi bilen birine varlığınızdan bahsetmeyin. Neye sahip olduğunuzu ve neye hakkınız olduğunu düşünüyorsanız alıp gidin. Değerini biçin, yazın çizin, hesaplar yapın ve toplanıp gidin. Tersini becermeleri pek mümkün olmuyor. Giderken yalnızca kendini götüren inanları sevmeye devam etmeli… Her şeyi alıp gidebilir diğerleri. Ne varsa! Eldivenler… Elbiseler… Umutlandıran anlar… Kumandalar… gülümsemeler falan… Yalnız bazen düşünüyorum da her icrada bir çocuğun eşyası kurtulmalı sanırım. Alınıp gidenlerin ardında bir çocuk bisikleti kalmalı mesela… Her şeyi alıp giden icra memurları, sevgililer, dostlar, bitmeyen o kasırgalar, insanda gülümseyen bir çocuk bırakmalı…


Bu öykü Koray Biber tarafından kaleme alınmıştır.


Kaynak : Kitap Dergisi

Limited Şirketlerin Tasfiyesi ve Tasfiye İşlemleri

LİMİTED ŞİRKETLERİN TASFİYESİ VE İŞLEMLERİ
 
TASFİYE
Limited şirketlerin tasfiyesi ve işlemleri başlıklı yazımızın konusu ; tasfiye süresince tasfiyenin başlangıcında ve bitişinde yapılacak işlemler, limited şirketler esas alınmak suretiyle açıklanmıştır. Tasfiye işlemlerinin yalnızca ticaret siciline tescille değil; Vergi idaresi, Bağ-kur, SSK gibi kurum ve kuruluşlara da bir takım yükümlülüklerin var olduğu ve bu yükümlülüklerin fazlaca teferruata girmeden olabildiğince işlemlerin neler olduğu ve nelere dikkat edilmesi yazımızdaki asıl amaç olup uygulayıcılara ve meslek mensuplarına yardımcı olmaktır.
 Tasfiye, kelime anlamı arıtma, ayıklama, temizleme, hesabı kapatmak anlamındadır.Tasfiye, herhangi bir nedenle faaliyetine son veren, şirketin tüm hesaplarının kapatılmasıdır. Limited şirketler kanun ve şirket ana sözleşmesinde yazılı hallerin meydana gelmesi veya ortaklar kurulu kararı ile sona erer. Sermaye şirketleri, iflastan başka bir nedenle infisah ettiklerinde, durum ortaklar kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir. İnfisahın ticaret siciline tescil ettirildiği tarih, tasfiyenin başladığı tarih sayılır. Tasfiye süreci, fesih veya infisah edilme halinin meydana gelmesinden başlar, tasfiye işlemlerinin tamamlanmasını müteakip şirket kaydının ticaret sicilinden sildirilmesine kadar devam eder.Tasfiye işlemlerini müteakip ticaret sicilinden kaydının silinmesi ile tüzel kişilik sona bulur.
Limited Şirket aşağıdaki nedenlerden birinin gerçekleşmesi ile sonlanır;
  1. Esas sözleşmede belirlenmiş ise belirlenen şirket süresinin bitmesi

  2. Şirket sermayesinin üçte ikisinin eksilmesine rağmen ortaklar kurulunca kalan kısımla yetinilmesine veya sermayenin eksilen kısmının tamamlanmasına ilişkin karar alınmaması,

  3. Şirketin iflasına karar verilmesi,

  4. Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi,

  5. Şirketin mahkeme kararı ile feshinin istenmesi,

  6. Şirket amacının elde edilmiş olması yahut elde edilmesinin imkansız hale gelmesi,

  7. Ortak sayısının bire düşmesi veya 50’yi aşması

  8. Ortaklar kurulunca şirketin tasfiyesine karar verilmesi, hallerinde şirket tasfiye haline girer.
Kurumlar Vergisi Kanunu'nda tasfiyenin tanımı yer almamaktadır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin büyük bölümünü oluşturan sermaye şirketlerinde tasfiyeye ilişkin esaslar Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu nedenle kurumları tasfiyesi Türk Ticaret Kanununa göre yürütülmektedir.Bununla beraber kurumların ana sözleşmelerinde tasfiyenin ne şekilde yapılacağı hakkında hükümler mevcuttur.
Hesap dönemi normal olarak bir yıllık süreyi kapsar. Tasfiyeye giren kurumlarda “hesap dönemi” yerine “tasfiye dönemi” esas alınır. Bu dönem kurumun tasfiyeye girdiği tarihten başlar, bu tarihten aynı takvim yılı sonuna kadar olan dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı müstakil bir tasfiye dönemi sayılır . Tasfiyenin aynı takvim yılı içinde sona ermesi halinde tasfiye dönemi kurumun tasfiye haline girdiği tarihten başlar ve tasfiyenin bittiği tarihe kadar devam eder. Tasfiyenin nihayet bulduğu dönemin sonunda, tasfiye kar veya zararı kati olarak tespit edilir.
Kurumlar Vergisi Kanunu'nda kurumun tasfiyeye girdiği tarih ile tasfiyenin nihayet bulduğu tarih konusunda bir belirleme yapılmamıştır. İnfisahın Ticaret Siciline tescil ettirildiği tarih, tasfiyenin başlangıç tarihi olarak kabul edilir, iflas halinde, tasfiyenin başlangıcı ilgili mahkemenin iflas kararına göre belirlenir. Tasfiyenin son bulduğu tarih ise, son bilanço ve hesap durumunun onaylanıp, tasfiye memurlarının ibra edildiği genel kurul kararı tarihidir. (Tasfiyenin son bulduğu tarih; şirketin ticaret ünvanının ticaret sicilinden terkinin tescil edildiği tarih değildir.)  Konuya ilişkin olarak İstanbul Defterdarlığı'nın B.07.4.DEF.0.34.11/KVK-30- sayılı muktezasında  "... tasfiyenin son bulduğu tarih son bilanço ve hesap durumunun onaylanıp, tasfiye memurlarının ibra edildiği genel kurul tarihidir.Tasfiye Beyannamesinin  verilme süresi bakımından bu tarihin dikkate alınması Ticaret Siciline tescilin aranılmaması gerekir. Mükellefiyet kayıtlarının kapatılması ise ayrı bir husus olup bunun için Ticaret Siciline  tescil tarihi esas alınacaktır."
Tasfiyenin sonuçlanması ile kesin bilanço ve hesap durumu kurumların yetkili organlarının onayına sunulur.Yetkili organların son bilanço veya hesap durumunu tasdik tarihi, vergi uygulaması açısından, her hal ve durumda, tasfiyenin sonu olarak kabul edilmektedir.
LİMİTED ŞİRKETLERİN TASFİYE İŞLEMLERİ
1-TASFİYEYE GİRİŞ
A) LİMİTED ŞİRKET TASFİYE ÖNCESİ HAZIRLIKLAR
Tasfiye sürecine başlamadan önce yapılması tavsiye edilen konular:
1-       Tasfiye Süresi Türk Ticaret Kanunu'na göre 1 (bir) yıldır.
2-       Tasfiyeye girmeden önce hesap planlarınızdaki borç ve alacakları mümkün olduğu kadar tasfiye ediniz.
3-       Tasfiyeye girmeden önce mümkünse demirbaşlarınızı satınız.
4-       Tasfiyeye giriş bilançosu hazırlayınız.
5-       Tasfiye işlemlerini yürütecek tasfiye memurunuzu seçiniz.(Tasfiye memuru tasfiye döneminin sorumlusudur.)
 B) TİCARET SİCİLİ KAYIT İŞLEMLERİ 
  1. Dilekçe (yetkililer tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

  2. Ortaklar kurulu kararı (noter onaylı - 2 nüsha)
 
 
TASFİYEYE GİRİŞ KARAR ÖRNEĞİ
1.        Şirketin faaliyetine devam etmesinde fayda görülmediğinden  tasfiye haline girmesine;
2.        Şirket Müdürü …………........ ' ın tasfiyeye girinceye kadar yaptığı işlemlerden dolayı ibra edilmesine,
Tasfiye işlemlerini yürütmek üzere TC Uyruklu …………. adresinde ikamet eden …………  'ın Tasfiye Memuru olarak atanmasına ve tasfiye ile ilgili olarak münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine  oy birliği ile karar verilmiştir.
 
  1. Tasfiye memurlarının “Tasfiye Halinde” ibaresi ile başlayan şirket unvanı altında düzenlenmiş imza beyannamesi (1 nüsha) Noterden

  2. Tasfiye girişinin tescili sonrasında Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde alacaklılara çağrıya ait ilanın yapılması gereklidir. Bu yapılmadığı takdirde tasfiye süresinin uzaması durumu ortaya çıkmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’na göre bir yıllık bekleme süresi üçüncü ilanın yayımlanma tarihinden itibaren başlar. Ticaret Sicil Memurluğunda bulunan ilan formları kaşe ve tasfiye memurunun imzası ile ilana verilmelidir
 
 
ALACAKLILARA ÇAĞRI İLANI ÖRNEĞİ
TASFİYE HALİNDE .................. LİMİTED ŞİRKETİ TASFİYE MEMURLUĞUNDAN
                ……… Ticaret Sicil Memurluğunda ........ /....... sicil numarası ile kayıtlı şirketimiz; ..... / ..... / ....... tarihinde tasfiyeye girmiş ve tasfiye kararı .... / ..... / ........ tarihinde tescil edilmiştir.
                Şirketimizin borçlu ve alacaklılarının, ellerindeki belgelerle birlikte; bu ilanın üçüncü defa yayınlanmasından  itibaren en geç bir yıl  içinde .................... adresinde bulunan tasfiye memurluğuna müracaatları ilan olunur.
 
Tasfiye Memuru
                                                                              Kaşe ve İmza
  1. Tasfiye işlemleri şirket merkezinden farklı bir adreste yürütülecek ise merkez bu adrese nakledilmelidir.
 C) VERGİ DAİRESİ MÜRACAAT İŞLEMLERİ
  1. Dilekçe ( Dilekçede tasfiye memurlarının kim olduğu ve tasfiye adresi yazılacak.)

  2. Sicil tasdikli ortaklar kurul kararı ( 1 adet)

  3. İmza sirküleri (Tasfiye Memuruna ait)

  4. Üç defa yayınlanmak üzere alacaklılara davet ilanı

  5. Tasfiyeye giriş sicil gazetesi

  6. Tasfiye giriş bilançosu
Ayrıca şu hususlara dikkat edilmeli;
a)       Bir yıllık tasfiye sürecinde tüm beyannamelerinizi (KDV varsa Muhtasar) veriniz.
b)       Tasfiye döneminde tasfiye işlemleri ile alakalı geçici vergi beyannamesi verilmez.
c)       Tasfiye'ye girdiğiniz tarihten itibaren;tasfiyeye giriş tarihini takip eden dördüncü ayın 15’ine kadar bağlı bulunulan vergi dairesine, Tasfiye öncesi döneme ait kurumlar vergisi beyannamesi vereceksiniz.
d)      Tasfiye işlemlerine başlamadan önce aynı yıl içerisinde olsa bile tasfiye dönemi için yeni bir defter (yevmiye+kebir+envanter)tasdik ediniz veya o yılın defterine ara tasdik yapıp tasfiye dönemi kayıtlarınızı buraya işleyiniz.
e)       Tasfiye tarihinden itibaren en geç 1 ay içersinde tüm resmi ve özel kurumlara şirketin tasfiyeye girdiği bildiriniz ( SSK, TİCARET ODASI, BÖLGE ÇALIŞMA V.B.)
f)         Alacaklılara yapılan davet ilanının yanlandığı üçüncü gazetenin yayın tarihinden itibaren en erken bir yıl sonra ve tüm alacak ve borçlar sıfırlandıktan sonra "Kapanış Ortaklar Kurulu"  yapılır ve şirket kapatılır.
g)       İflasına karar verilmiş olan tasfiye halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarının, özel işletmenin veya şirketin mahkemece tasfiyesine karar verildiği tarihten itibaren, şirket ortaklarının ve şirket müdürünün Bağ-kur kaydı sona erdiğinden; şirket ortaklarının ve şirket müdürünün Bağ-kur kaydını Bağ-kur’dan İB formu ile sildiriniz.
h)       Tasfiye süresi sona erdiğinde, bilançonun veya nihai hesabın kesinleşmesinden itibaren 15 gün içerisinde son kurumlar vergisi beyannamesini vereceksiniz.
 D) TASFİYE KAYIT DÜZENİ  
      a)       Tasfiye edilecek varlıklar bilançodaki yazılı değerleriyle tasfiye hesabına devredilerek kapatılır.
b)       Bilançoda yer alan Aktif ve Pasifi düzenleyici hesaplarda tasfiye hesabına alınarak kapatılır.
c)       Bilançolarda yer alan varlıklar tasfiye dönemi değeri ile ya paraya çevrilir ya da devredilir.
d)       Borçlar tasfiye dönemindeki değeriyle ya ödenir veya devredilir.
e)       Tasfiye dönemi içerisinde yapılan giderler, sağlanan gelirler doğrudan doğruya tasfiye hesabına kaydolunur.
f)         Bu kayıtlardan sonra tasfiye sonu bilançosu düzenlenir. Bu bilançoda tasfiye edilmemiş hesaplar ile tasfiye anında borç veya alacak kalanı veren hesaplar yer alır.
g)       Tasfiye sonu bilançosunda yer alan hesaplar şöyle kapatılır.
·         Sermaye, sermaye unsurları Kar ve zararlar ortakların cari hesabına devredilir. Sözleşme şartlarına göre.
·         Cari hesap kalanları ortakların borç veya alacaklarını gösterecektir. Ortaklar borçları varsa ödeyecekler, alacakları varsa tahsil edeceklerdir.
2-TASFİYENİN KALDIRILMASI
Tasfiye haline giren şirketin ehliyeti tasfiye gayesiyle sınırlandırılmıştır. Tasfiye haline giren şirkette organlar varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler. Ancak organların yetki ve görevlerine sınırlandırılma getirilmektedir. Bu sınırlandırma esas olarak kazanç sağlama amacına yöneliktir. Dolayısıyla kazanç sağlama amacına yönelik olmayan iş ve işlemler açısından bir sınırlama söz konusu değildir.
Şirketin tasfiye durumundan çıkarılması ve varlığını devam ettirmesi kazanç sağlamaya yönelik iş ve işlem olmadığından şirketin karar organları (Ortaklar kurulu ve genel kurul) bu yönde karar almaya hak ve yetkileri mevcuttur.  Limitet şirketlerin, gerekli şartların yerine getirilmiş olması kaydıyla, kanunda ön görülen karar alma nisapları ile tasfiye halinin kaldırılması yönünde karar alınması mümkündür.
A) TİCARET SİCİLİ KAYIT İŞLEMLERİ
  1. Dilekçe (yetkililer tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

  2. Ortaklar kurulu kararı (Noter onaylı - 2 nüsha)
 
 
TASFİYENİN KALDIRILMASI KARAR ÖRNEĞİ
 
1- ……….. tarihinde tasfiyesine başlamış olduğumuz şirketimizin ………. tarihinde tasfiyesinin durdurulmasına,
2- Şirket müdürlüğüne beş yıl süreyle ….. …….. şirket müdürü olarak seçilmiştir. Şirket müdürü …. …… münferit imzası ile şirketi her konuda temsil ve ilzam etmesine,
oybirliği ile karar verilmiştir.
 
3)      Sermayenin 2/3’nün korunduğuna dair   Mahkeme kararı ve bilirkişi raporu  veya YMM raporu ve müşavire ait  faaliyet belgesi aslı
4)      Müdüre ait  İmza beyannamesi (1 nüsha) Noterden
 B) VERGİ DAİRESİ MÜRACAAT İŞLEMLERİ
      1)      Dilekçe ( Dilekçede tasfiyeden vaz geçildiği yazılacak)
2)      Sicil tasdikli Ortaklar kurulu kararı (Noter onaylı - 1 nüsha)
3)      İmza sirküleri (Müdüre ait)
 
3-TASFİYE SONU
 A) LİMİTED ŞİRKET TASFİYE SONU HAZIRLIKLARI
Tasfiyenin bitiminden önce yapılmasını tavsiye ettiğimiz konular:
Tasfiye dönemi olan bir yıl dolduğunda, karar defterine aşağıdaki şekilde karar alarak tasfiye döneminin sona erdiğini tescil ettirmeniz ve sicil gazetesinde yayınlatmanız gerekmektedir.
Bu kararda Tasfiyenin ve alacaklılara davet ilanın T.Ticaret Sicil Gazetesinin hangi tarih ve sayısında yayınlandığı ve şirket defter ve belgelerinin kime teslim edildiği ve hangi adreste saklanacağı belirtilecek.
Tasfiye sonuç gazetenizi vergi dairenize ve ticaret odasına götürünüz kaydınızı sildiriniz.
30 gün içerisinde Vergi dairenize müracaat ederek tasfiyenin incelenmesi için talepnamede bulununuz.
Tasfiyenin veya iflasın kapandığını; vergi dairesine ve diğer resmi kurumlara 15 gün içinde bildirmelisiniz.
 
B) TİCARET SİCİLİ KAYIT İŞLEMLERİ
1)      Dilekçe (yetkililer tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)
2)      Ortaklar kurulu kararı (2 nüsha)
 
TASFİYEYE SONU KARAR ÖRNEĞİ
Şirketimiz ……….  tarihinde tasfiyeye girmiş olup, tasfiye kararı, ………..  tarihinde tescil edilmiştir.
alacaklılara çağrı ilanları (…… tarih ve …… ) (……….  tarih ve ……. ),(…….  tarih ve ……. ) sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetelerinde yayınlanmıştır.
 
1- Üçüncü ilanın yayınlanmasının üzerinden 1 yıl süre geçtiğinden , tasfiyenin sonuçlandırılması, tasfiye
bilançosunun kabulü ile  tasfiye memurunun ibra edilmesine,
 
2- Defter ve belgelerinin ……… ili ……. İlçesi  ………………… ……… ….. adresinde mukim ……….  'e teslim edilmesine oy birliği ile karar verildi.
 
3)      İ.İ.K.nun 44.maddesine istinaden düzenlenmiş mal beyanı (2 nüsha - Şirket kaşesi ile tasfiye memuru tarafından imzalanmış olmalıdır)
4)      Tasfiye bilançosunun kabulü ile tasfiye sonuna ait ortaklar kurulu  TTK.nun 347.maddesi gereğince alacaklıları 3.defa davetten itibaren 1 yıl sonra toplanabilir.
 
C) VERGİ DAİRESİ MÜRACAAT İŞLEMLERİ 
1)      Dilekçe (Tasfiyenin bitimi ve mükellefiyet terkini) Ayrıca bu dilekçede Defter ve belgelerin hangi adres ve kimde saklanacağı belirtilecek.
2)      Sicil tasdikli ortaklar kurul kararı ( 1 adet)
3)      Tasfiye muamelelerinin vergi bakımından incelenmesi için “talepname“ verilecek.
4)      Ortaklara dağıtılan değerlerin cetveli (Tasfiye sonunda kalan değerlerin ortaklara ne şekilde dağıtıldığını gösterir cetvel, dilekçe ekinde verilecek)
5)      Kapanış ortaklar kurulunun tescilinden itibaren 15 gün içersinde Kurumlar Beyannamesi verilecek.
6)      Kapanış aşamasında kullanılmayan tüm fatura, sevk irsaliyesi, gider pusulası v.b. iptal ettirilir. Ayrıca Kapanış dilekçesine vergi levhası varsa yazar kasa tutanak ve levhası’da eklenir.
D) DİĞER KAYIT İŞLEMLERİ
Şirket tasfiyesi sona erdiği tarihten itibaren 15 gün içersinde kurumlar beyannamesi'ni ilgili vergi dairesine verecek
Tasfiye tarihinden itibaren en geç bir ay çersinde tüm resmi ve özel kurumlara şirketin tasfiyesinin sona erdiği bildirilecek. ( SSK, TİCARET ODASI, BÖLGE ÇALIŞMA V.B.)
Tasfiyenin sonunda, şirketin evrak ve defterleri ile tasfiye işlemlerine ilişkin evrak ve defterler şirket merkezinin bulunduğu yerdeki yetkili mahkeme tarafından on yıl saklanmak üzere notere tevdi olunur. Noter harç ve ücreti şirketin mevcudundan ödenir.
 
Erol Akgül
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
  • Cevap Yok
  • 05-02-2020, Saat: 21:11
  • DuraN
LİMİTED ŞİRKETLERİN TASFİYESİ VE İŞLEMLERİ
 
TASFİYE
Limited şirketlerin tasfiyesi ve işlemleri başlıklı yazımızın konusu ; tasfiye süresince tasfiyenin başlangıcında ve bitişinde yapılacak işlemler, limited şirketler esas alınmak suretiyle açıklanmıştır. Tasfiye işlemlerinin yalnızca ticaret siciline tescille değil; Vergi idaresi, Bağ-kur, SSK gibi kurum ve kuruluşlara da bir takım yükümlülüklerin var olduğu ve bu yükümlülüklerin fazlaca teferruata girmeden olabildiğince işlemlerin neler olduğu ve nelere dikkat edilmesi yazımızdaki asıl amaç olup uygulayıcılara ve meslek mensuplarına yardımcı olmaktır.
 Tasfiye, kelime anlamı arıtma, ayıklama, temizleme, hesabı kapatmak anlamındadır.Tasfiye, herhangi bir nedenle faaliyetine son veren, şirketin tüm hesaplarının kapatılmasıdır. Limited şirketler kanun ve şirket ana sözleşmesinde yazılı hallerin meydana gelmesi veya ortaklar kurulu kararı ile sona erer. Sermaye şirketleri, iflastan başka bir nedenle infisah ettiklerinde, durum ortaklar kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir. İnfisahın ticaret siciline tescil ettirildiği tarih, tasfiyenin başladığı tarih sayılır. Tasfiye süreci, fesih veya infisah edilme halinin meydana gelmesinden başlar, tasfiye işlemlerinin tamamlanmasını müteakip şirket kaydının ticaret sicilinden sildirilmesine kadar devam eder.Tasfiye işlemlerini müteakip ticaret sicilinden kaydının silinmesi ile tüzel kişilik sona bulur.
Limited Şirket aşağıdaki nedenlerden birinin gerçekleşmesi ile sonlanır;
  1. Esas sözleşmede belirlenmiş ise belirlenen şirket süresinin bitmesi

  2. Şirket sermayesinin üçte ikisinin eksilmesine rağmen ortaklar kurulunca kalan kısımla yetinilmesine veya sermayenin eksilen kısmının tamamlanmasına ilişkin karar alınmaması,

  3. Şirketin iflasına karar verilmesi,

  4. Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi,

  5. Şirketin mahkeme kararı ile feshinin istenmesi,

  6. Şirket amacının elde edilmiş olması yahut elde edilmesinin imkansız hale gelmesi,

  7. Ortak sayısının bire düşmesi veya 50’yi aşması

  8. Ortaklar kurulunca şirketin tasfiyesine karar verilmesi, hallerinde şirket tasfiye haline girer.
Kurumlar Vergisi Kanunu'nda tasfiyenin tanımı yer almamaktadır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin büyük bölümünü oluşturan sermaye şirketlerinde tasfiyeye ilişkin esaslar Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu nedenle kurumları tasfiyesi Türk Ticaret Kanununa göre yürütülmektedir.Bununla beraber kurumların ana sözleşmelerinde tasfiyenin ne şekilde yapılacağı hakkında hükümler mevcuttur.
Hesap dönemi normal olarak bir yıllık süreyi kapsar. Tasfiyeye giren kurumlarda “hesap dönemi” yerine “tasfiye dönemi” esas alınır. Bu dönem kurumun tasfiyeye girdiği tarihten başlar, bu tarihten aynı takvim yılı sonuna kadar olan dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı müstakil bir tasfiye dönemi sayılır . Tasfiyenin aynı takvim yılı içinde sona ermesi halinde tasfiye dönemi kurumun tasfiye haline girdiği tarihten başlar ve tasfiyenin bittiği tarihe kadar devam eder. Tasfiyenin nihayet bulduğu dönemin sonunda, tasfiye kar veya zararı kati olarak tespit edilir.
Kurumlar Vergisi Kanunu'nda kurumun tasfiyeye girdiği tarih ile tasfiyenin nihayet bulduğu tarih konusunda bir belirleme yapılmamıştır. İnfisahın Ticaret Siciline tescil ettirildiği tarih, tasfiyenin başlangıç tarihi olarak kabul edilir, iflas halinde, tasfiyenin başlangıcı ilgili mahkemenin iflas kararına göre belirlenir. Tasfiyenin son bulduğu tarih ise, son bilanço ve hesap durumunun onaylanıp, tasfiye memurlarının ibra edildiği genel kurul kararı tarihidir. (Tasfiyenin son bulduğu tarih; şirketin ticaret ünvanının ticaret sicilinden terkinin tescil edildiği tarih değildir.)  Konuya ilişkin olarak İstanbul Defterdarlığı'nın B.07.4.DEF.0.34.11/KVK-30- sayılı muktezasında  "... tasfiyenin son bulduğu tarih son bilanço ve hesap durumunun onaylanıp, tasfiye memurlarının ibra edildiği genel kurul tarihidir.Tasfiye Beyannamesinin  verilme süresi bakımından bu tarihin dikkate alınması Ticaret Siciline tescilin aranılmaması gerekir. Mükellefiyet kayıtlarının kapatılması ise ayrı bir husus olup bunun için Ticaret Siciline  tescil tarihi esas alınacaktır."
Tasfiyenin sonuçlanması ile kesin bilanço ve hesap durumu kurumların yetkili organlarının onayına sunulur.Yetkili organların son bilanço veya hesap durumunu tasdik tarihi, vergi uygulaması açısından, her hal ve durumda, tasfiyenin sonu olarak kabul edilmektedir.
LİMİTED ŞİRKETLERİN TASFİYE İŞLEMLERİ
1-TASFİYEYE GİRİŞ
A) LİMİTED ŞİRKET TASFİYE ÖNCESİ HAZIRLIKLAR
Tasfiye sürecine başlamadan önce yapılması tavsiye edilen konular:
1-       Tasfiye Süresi Türk Ticaret Kanunu'na göre 1 (bir) yıldır.
2-       Tasfiyeye girmeden önce hesap planlarınızdaki borç ve alacakları mümkün olduğu kadar tasfiye ediniz.
3-       Tasfiyeye girmeden önce mümkünse demirbaşlarınızı satınız.
4-       Tasfiyeye giriş bilançosu hazırlayınız.
5-       Tasfiye işlemlerini yürütecek tasfiye memurunuzu seçiniz.(Tasfiye memuru tasfiye döneminin sorumlusudur.)
 B) TİCARET SİCİLİ KAYIT İŞLEMLERİ 
  1. Dilekçe (yetkililer tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

  2. Ortaklar kurulu kararı (noter onaylı - 2 nüsha)
 
 
TASFİYEYE GİRİŞ KARAR ÖRNEĞİ
1.        Şirketin faaliyetine devam etmesinde fayda görülmediğinden  tasfiye haline girmesine;
2.        Şirket Müdürü …………........ ' ın tasfiyeye girinceye kadar yaptığı işlemlerden dolayı ibra edilmesine,
Tasfiye işlemlerini yürütmek üzere TC Uyruklu …………. adresinde ikamet eden …………  'ın Tasfiye Memuru olarak atanmasına ve tasfiye ile ilgili olarak münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine  oy birliği ile karar verilmiştir.
 
  1. Tasfiye memurlarının “Tasfiye Halinde” ibaresi ile başlayan şirket unvanı altında düzenlenmiş imza beyannamesi (1 nüsha) Noterden

  2. Tasfiye girişinin tescili sonrasında Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde alacaklılara çağrıya ait ilanın yapılması gereklidir. Bu yapılmadığı takdirde tasfiye süresinin uzaması durumu ortaya çıkmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’na göre bir yıllık bekleme süresi üçüncü ilanın yayımlanma tarihinden itibaren başlar. Ticaret Sicil Memurluğunda bulunan ilan formları kaşe ve tasfiye memurunun imzası ile ilana verilmelidir
 
 
ALACAKLILARA ÇAĞRI İLANI ÖRNEĞİ
TASFİYE HALİNDE .................. LİMİTED ŞİRKETİ TASFİYE MEMURLUĞUNDAN
                ……… Ticaret Sicil Memurluğunda ........ /....... sicil numarası ile kayıtlı şirketimiz; ..... / ..... / ....... tarihinde tasfiyeye girmiş ve tasfiye kararı .... / ..... / ........ tarihinde tescil edilmiştir.
                Şirketimizin borçlu ve alacaklılarının, ellerindeki belgelerle birlikte; bu ilanın üçüncü defa yayınlanmasından  itibaren en geç bir yıl  içinde .................... adresinde bulunan tasfiye memurluğuna müracaatları ilan olunur.
 
Tasfiye Memuru
                                                                              Kaşe ve İmza
  1. Tasfiye işlemleri şirket merkezinden farklı bir adreste yürütülecek ise merkez bu adrese nakledilmelidir.
 C) VERGİ DAİRESİ MÜRACAAT İŞLEMLERİ
  1. Dilekçe ( Dilekçede tasfiye memurlarının kim olduğu ve tasfiye adresi yazılacak.)

  2. Sicil tasdikli ortaklar kurul kararı ( 1 adet)

  3. İmza sirküleri (Tasfiye Memuruna ait)

  4. Üç defa yayınlanmak üzere alacaklılara davet ilanı

  5. Tasfiyeye giriş sicil gazetesi

  6. Tasfiye giriş bilançosu
Ayrıca şu hususlara dikkat edilmeli;
a)       Bir yıllık tasfiye sürecinde tüm beyannamelerinizi (KDV varsa Muhtasar) veriniz.
b)       Tasfiye döneminde tasfiye işlemleri ile alakalı geçici vergi beyannamesi verilmez.
c)       Tasfiye'ye girdiğiniz tarihten itibaren;tasfiyeye giriş tarihini takip eden dördüncü ayın 15’ine kadar bağlı bulunulan vergi dairesine, Tasfiye öncesi döneme ait kurumlar vergisi beyannamesi vereceksiniz.
d)      Tasfiye işlemlerine başlamadan önce aynı yıl içerisinde olsa bile tasfiye dönemi için yeni bir defter (yevmiye+kebir+envanter)tasdik ediniz veya o yılın defterine ara tasdik yapıp tasfiye dönemi kayıtlarınızı buraya işleyiniz.
e)       Tasfiye tarihinden itibaren en geç 1 ay içersinde tüm resmi ve özel kurumlara şirketin tasfiyeye girdiği bildiriniz ( SSK, TİCARET ODASI, BÖLGE ÇALIŞMA V.B.)
f)         Alacaklılara yapılan davet ilanının yanlandığı üçüncü gazetenin yayın tarihinden itibaren en erken bir yıl sonra ve tüm alacak ve borçlar sıfırlandıktan sonra "Kapanış Ortaklar Kurulu"  yapılır ve şirket kapatılır.
g)       İflasına karar verilmiş olan tasfiye halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarının, özel işletmenin veya şirketin mahkemece tasfiyesine karar verildiği tarihten itibaren, şirket ortaklarının ve şirket müdürünün Bağ-kur kaydı sona erdiğinden; şirket ortaklarının ve şirket müdürünün Bağ-kur kaydını Bağ-kur’dan İB formu ile sildiriniz.
h)       Tasfiye süresi sona erdiğinde, bilançonun veya nihai hesabın kesinleşmesinden itibaren 15 gün içerisinde son kurumlar vergisi beyannamesini vereceksiniz.
 D) TASFİYE KAYIT DÜZENİ  
      a)       Tasfiye edilecek varlıklar bilançodaki yazılı değerleriyle tasfiye hesabına devredilerek kapatılır.
b)       Bilançoda yer alan Aktif ve Pasifi düzenleyici hesaplarda tasfiye hesabına alınarak kapatılır.
c)       Bilançolarda yer alan varlıklar tasfiye dönemi değeri ile ya paraya çevrilir ya da devredilir.
d)       Borçlar tasfiye dönemindeki değeriyle ya ödenir veya devredilir.
e)       Tasfiye dönemi içerisinde yapılan giderler, sağlanan gelirler doğrudan doğruya tasfiye hesabına kaydolunur.
f)         Bu kayıtlardan sonra tasfiye sonu bilançosu düzenlenir. Bu bilançoda tasfiye edilmemiş hesaplar ile tasfiye anında borç veya alacak kalanı veren hesaplar yer alır.
g)       Tasfiye sonu bilançosunda yer alan hesaplar şöyle kapatılır.
·         Sermaye, sermaye unsurları Kar ve zararlar ortakların cari hesabına devredilir. Sözleşme şartlarına göre.
·         Cari hesap kalanları ortakların borç veya alacaklarını gösterecektir. Ortaklar borçları varsa ödeyecekler, alacakları varsa tahsil edeceklerdir.
2-TASFİYENİN KALDIRILMASI
Tasfiye haline giren şirketin ehliyeti tasfiye gayesiyle sınırlandırılmıştır. Tasfiye haline giren şirkette organlar varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler. Ancak organların yetki ve görevlerine sınırlandırılma getirilmektedir. Bu sınırlandırma esas olarak kazanç sağlama amacına yöneliktir. Dolayısıyla kazanç sağlama amacına yönelik olmayan iş ve işlemler açısından bir sınırlama söz konusu değildir.
Şirketin tasfiye durumundan çıkarılması ve varlığını devam ettirmesi kazanç sağlamaya yönelik iş ve işlem olmadığından şirketin karar organları (Ortaklar kurulu ve genel kurul) bu yönde karar almaya hak ve yetkileri mevcuttur.  Limitet şirketlerin, gerekli şartların yerine getirilmiş olması kaydıyla, kanunda ön görülen karar alma nisapları ile tasfiye halinin kaldırılması yönünde karar alınması mümkündür.
A) TİCARET SİCİLİ KAYIT İŞLEMLERİ
  1. Dilekçe (yetkililer tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)

  2. Ortaklar kurulu kararı (Noter onaylı - 2 nüsha)
 
 
TASFİYENİN KALDIRILMASI KARAR ÖRNEĞİ
 
1- ……….. tarihinde tasfiyesine başlamış olduğumuz şirketimizin ………. tarihinde tasfiyesinin durdurulmasına,
2- Şirket müdürlüğüne beş yıl süreyle ….. …….. şirket müdürü olarak seçilmiştir. Şirket müdürü …. …… münferit imzası ile şirketi her konuda temsil ve ilzam etmesine,
oybirliği ile karar verilmiştir.
 
3)      Sermayenin 2/3’nün korunduğuna dair   Mahkeme kararı ve bilirkişi raporu  veya YMM raporu ve müşavire ait  faaliyet belgesi aslı
4)      Müdüre ait  İmza beyannamesi (1 nüsha) Noterden
 B) VERGİ DAİRESİ MÜRACAAT İŞLEMLERİ
      1)      Dilekçe ( Dilekçede tasfiyeden vaz geçildiği yazılacak)
2)      Sicil tasdikli Ortaklar kurulu kararı (Noter onaylı - 1 nüsha)
3)      İmza sirküleri (Müdüre ait)
 
3-TASFİYE SONU
 A) LİMİTED ŞİRKET TASFİYE SONU HAZIRLIKLARI
Tasfiyenin bitiminden önce yapılmasını tavsiye ettiğimiz konular:
Tasfiye dönemi olan bir yıl dolduğunda, karar defterine aşağıdaki şekilde karar alarak tasfiye döneminin sona erdiğini tescil ettirmeniz ve sicil gazetesinde yayınlatmanız gerekmektedir.
Bu kararda Tasfiyenin ve alacaklılara davet ilanın T.Ticaret Sicil Gazetesinin hangi tarih ve sayısında yayınlandığı ve şirket defter ve belgelerinin kime teslim edildiği ve hangi adreste saklanacağı belirtilecek.
Tasfiye sonuç gazetenizi vergi dairenize ve ticaret odasına götürünüz kaydınızı sildiriniz.
30 gün içerisinde Vergi dairenize müracaat ederek tasfiyenin incelenmesi için talepnamede bulununuz.
Tasfiyenin veya iflasın kapandığını; vergi dairesine ve diğer resmi kurumlara 15 gün içinde bildirmelisiniz.
 
B) TİCARET SİCİLİ KAYIT İŞLEMLERİ
1)      Dilekçe (yetkililer tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)
2)      Ortaklar kurulu kararı (2 nüsha)
 
TASFİYEYE SONU KARAR ÖRNEĞİ
Şirketimiz ……….  tarihinde tasfiyeye girmiş olup, tasfiye kararı, ………..  tarihinde tescil edilmiştir.
alacaklılara çağrı ilanları (…… tarih ve …… ) (……….  tarih ve ……. ),(…….  tarih ve ……. ) sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetelerinde yayınlanmıştır.
 
1- Üçüncü ilanın yayınlanmasının üzerinden 1 yıl süre geçtiğinden , tasfiyenin sonuçlandırılması, tasfiye
bilançosunun kabulü ile  tasfiye memurunun ibra edilmesine,
 
2- Defter ve belgelerinin ……… ili ……. İlçesi  ………………… ……… ….. adresinde mukim ……….  'e teslim edilmesine oy birliği ile karar verildi.
 
3)      İ.İ.K.nun 44.maddesine istinaden düzenlenmiş mal beyanı (2 nüsha - Şirket kaşesi ile tasfiye memuru tarafından imzalanmış olmalıdır)
4)      Tasfiye bilançosunun kabulü ile tasfiye sonuna ait ortaklar kurulu  TTK.nun 347.maddesi gereğince alacaklıları 3.defa davetten itibaren 1 yıl sonra toplanabilir.
 
C) VERGİ DAİRESİ MÜRACAAT İŞLEMLERİ 
1)      Dilekçe (Tasfiyenin bitimi ve mükellefiyet terkini) Ayrıca bu dilekçede Defter ve belgelerin hangi adres ve kimde saklanacağı belirtilecek.
2)      Sicil tasdikli ortaklar kurul kararı ( 1 adet)
3)      Tasfiye muamelelerinin vergi bakımından incelenmesi için “talepname“ verilecek.
4)      Ortaklara dağıtılan değerlerin cetveli (Tasfiye sonunda kalan değerlerin ortaklara ne şekilde dağıtıldığını gösterir cetvel, dilekçe ekinde verilecek)
5)      Kapanış ortaklar kurulunun tescilinden itibaren 15 gün içersinde Kurumlar Beyannamesi verilecek.
6)      Kapanış aşamasında kullanılmayan tüm fatura, sevk irsaliyesi, gider pusulası v.b. iptal ettirilir. Ayrıca Kapanış dilekçesine vergi levhası varsa yazar kasa tutanak ve levhası’da eklenir.
D) DİĞER KAYIT İŞLEMLERİ
Şirket tasfiyesi sona erdiği tarihten itibaren 15 gün içersinde kurumlar beyannamesi'ni ilgili vergi dairesine verecek
Tasfiye tarihinden itibaren en geç bir ay çersinde tüm resmi ve özel kurumlara şirketin tasfiyesinin sona erdiği bildirilecek. ( SSK, TİCARET ODASI, BÖLGE ÇALIŞMA V.B.)
Tasfiyenin sonunda, şirketin evrak ve defterleri ile tasfiye işlemlerine ilişkin evrak ve defterler şirket merkezinin bulunduğu yerdeki yetkili mahkeme tarafından on yıl saklanmak üzere notere tevdi olunur. Noter harç ve ücreti şirketin mevcudundan ödenir.
 
Erol Akgül
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Tellaliye Harcı Nedir?

TELLALİYE HARCI
     GİRİŞ 
            Tellallık harcı bazı belediyeler için önemli bir gelir kaynağıdır. Bilindiği gibi harçlar, belirli bir hizmet karşılığı alınan kamu kaynaklarındandır. 5237 sayılı ilk Belediye Gelirleri Kanununda Tellallık Resmi adıyla yer alan bu yükümlülük, 2464 sayılı kanunda, harç olarak düzenlenmiştir. 
            I.- KONUSU 
            Belediye Gelirleri Kanununun 67 nci maddesinde tellallık harcının konusu; 
            � Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyelere ait hal, balıkhane, mezat yerleri ve ilgilinin isteğine bağlı olarak belediye münadisi veya tellalı bulunduran sair yerlerde, gerçek veya tüzel kişiler tarafından her ne suretle olura olsun her çeşit menkul ve gayrimenkul mal ve mahsullerin satışı, Tellallık Harcına tabidir.� Şeklinde belirlenmiştir. Kanunda bazı kavramlara değinildiği için bunları açıklamakta yarar vardır. 
            Tellallık: Türk Ticaret Kanununa göre; bir satışın gerçekleştirilmesi veya bir sözleşmenin uygulanması konusunda aracılık yapma faaliyetidir.  
            Belediye Münadisi : Yüksek sesle bağırarak halka duyurmakla görevlendirilen belediye çalışanıdır. 
            Mezat Yerleri: Açık arttırma usulü ile satış yapılan yerlerdir.  
            Balıkhane : Su ürünlerinin belediyelerce kontrollerinin yapılıp toptan pazarlandığı yerlerdir. 
            Hal :Gıda maddelerinin, belediye denetimi altında çeşitli yöntemlerle pazarlandığı yerlerdir. 
            Tellallık harcının konusu; belediye ve mücavir alan sınırı içindeki yerlerde yapılan satışlardır. 
            Bu yerler Kanunun 67. maddesine göre anılan özelliklere sahip olmasa bile hal, balıkhane, mezat yerleridir. Ayrıca ilgilinin isteğine bağlı olarak belediye münadisi veya tellalı marifetiyle yapılan satışlar da bu Harcın kapsamına girmektedir. 
            Yasada sayılan yerler dışında veya belediye münadisi ve tellal bulundurmadan yapılan satışlardan Harç alınamaz. Nitekim Danıştay 9. Dairesi 19/03/1986 gün ve Esas 1984/2466, Karar: 1986/1071 sayılı kararında, 2464 sayılı Kanunun 67. Maddesinde sayılan yerlerde yapılmayan satış işlemlerinden tellallık harcı alınamayacağı sonucuna varılmıştır. 
            Harç bir hizmet karşılığı olarak alındığından ihalenin feshi nedeniyle satışın yapılmadığı hallerde tellaliye harcı alınamaz. (Danıştay 9. Dairesi l2/04/1989 gün ve E:1989/127, K:1989/1136 sayılı kararı), 
            Ancak ihalenin yapılmasıyla tahakkuk eden ve usulüne göre tahsil edilen Tellallık Harcının, ihalenin sonradan yargı kararıyla feshedilmesi gibi bir nedenle ve Vergi Usul Kanununun vergi hatalarının düzeltilmesi hükümlerine dayanılarak geri verilmesine olanak yoktur. 
            İhalenin fesat karıştırıldığı için feshinden tarafların uğradığı diğer zararlar gibi fuzulen ödendiği ileri sürülen Tellallık Harcının tazminen iadesi amacıyla adli yargı yerine başvurarak haklarını aramalıdırlar. (Danıştay Vergi Dava D.Gen.K. 17/01/1992 tarih ve E: 1991/55 ve K: 1992/97 sayılı kararı). 
            II MÜKELLEF 
            Belediye Gelirler Kanununun 68 inci maddesine göre; 
            �Tellallık Harcını mal ve mahsullerini satan gerçek veya tüzel kişiler ödemekle mükelleftirler. 
            Gerçek veya tüzel kişiler yapacakları satışları, satış yapmadan önce belediye veya mahallindeki belediye ilgililerine haber vermekle ödevlidirler. Haber verildiği takdirde harç yüzde 50 fazlasıyla tahsil olunur.� Yasanın düzenleniş biçiminden anlaşılacağı gibi tellallık harcının doğması için satış tamamlanmış olmalıdır. Harcın mükellefi de � mal ve mahsulleri satan gerçek ve tüzel kişilerdir.� 
            Kapalı zarf usulü ile yapılan satışlar tellallık harcına tabi değildir. 
            Nitekim Danıştay 9. Dairesinin 03/10/1989 gün ve Esas: 1989/1974 Karar: 1989/2629 sayılı kararında �Yükümlülüğün ihale yolu ile yüklendiği beton direk satış işlemi yukarıda anılan yasa maddesinde belirtilen mal ve mahsul satışı niteliğinde olmadığından...� yapılan tarhiyatta isabet görülmemiştir. Yine aynı dairenin 5237 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde verdiği bir kararında �Teklif almak suretiyle yapılan satıştan Tellaliye resmi alınamayacağı� hükme bağlanmıştır. (20/01/1969 gün ve Esas: 1968/1173, Karar: 1969/336 sayılı karar ). 
            Yasada aranılan şartlara uygun olarak izale-i şuyu suretiyle yapılan gayrimenkul satışlarında; ihalenin paydaşlardan biri üzerinde kalması durumunda; bu paydaşın yalnız kendi hissesine düşen miktar kadar tellallık harcı ödemesi gerekir. 
            Danıştay 9. Dairesinde 06/11/1990 gün ve Esas:1989/435, karar: 1990/3378 sayılı Kararında bu husus vurgulanmıştır. 
            Satışlar kamu kuruluşlarınca yapıldığında mükellef olurlar. Eğer şartnamelerinde özel bir hüküm koyarlarsa satışı alıcıya yansıtabilirler. 
            Harcın konusu mal satışları olduğu için, hizmetler ve yapım işleri, tellallık harcının konusu olmazlar. Bu nedenle, Devlet İhale Kanununa göre; mal ve mahsul niteliğinde olmayan inşaat onarım, nakliye gibi hizmetler için yapılacak ihaleler harcın kapsamı dışındadır. Maliye Bakanlığının 15/01/1981 tarih ve GEL.B.ELG.11.2630005/374 sayılı yazısında bu husus açıklanmıştır. 
            Toptancı hallerinde yapılan satışlardan ayrıca tellallık harcı alınmamalıdır. Maliye Bakanlığının görüşü üzerine yayınlanan İçişleri Bakanlığının 25/11/1981 gün ve 522.407.174(81)13432 sayılı Genelgesinde; toptancı hallerinde kendi özel mevzuatına göre resim alındığından bu harcın alınamayacağı açıklanmıştır. 
            Tellallık harcının nispeti 2464 sayılı Kanununun 70 inci maddesi uyarınca % 2 dir. 100.TL. aşan şartlarda aşan kısım için uygulanacak nispet % 1�dir. 
            Tellallık harcı, belediyelerce görevlendirilecek yetkililer tarafından makbuz karşılığında tahsil olunur.
TELLALİYE HARCI
     GİRİŞ 
            Tellallık harcı bazı belediyeler için önemli bir gelir kaynağıdır. Bilindiği gibi harçlar, belirli bir hizmet karşılığı alınan kamu kaynaklarındandır. 5237 sayılı ilk Belediye Gelirleri Kanununda Tellallık Resmi adıyla yer alan bu yükümlülük, 2464 sayılı kanunda, harç olarak düzenlenmiştir. 
            I.- KONUSU 
            Belediye Gelirleri Kanununun 67 nci maddesinde tellallık harcının konusu; 
            � Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyelere ait hal, balıkhane, mezat yerleri ve ilgilinin isteğine bağlı olarak belediye münadisi veya tellalı bulunduran sair yerlerde, gerçek veya tüzel kişiler tarafından her ne suretle olura olsun her çeşit menkul ve gayrimenkul mal ve mahsullerin satışı, Tellallık Harcına tabidir.� Şeklinde belirlenmiştir. Kanunda bazı kavramlara değinildiği için bunları açıklamakta yarar vardır. 
            Tellallık: Türk Ticaret Kanununa göre; bir satışın gerçekleştirilmesi veya bir sözleşmenin uygulanması konusunda aracılık yapma faaliyetidir.  
            Belediye Münadisi : Yüksek sesle bağırarak halka duyurmakla görevlendirilen belediye çalışanıdır. 
            Mezat Yerleri: Açık arttırma usulü ile satış yapılan yerlerdir.  
            Balıkhane : Su ürünlerinin belediyelerce kontrollerinin yapılıp toptan pazarlandığı yerlerdir. 
            Hal :Gıda maddelerinin, belediye denetimi altında çeşitli yöntemlerle pazarlandığı yerlerdir. 
            Tellallık harcının konusu; belediye ve mücavir alan sınırı içindeki yerlerde yapılan satışlardır. 
            Bu yerler Kanunun 67. maddesine göre anılan özelliklere sahip olmasa bile hal, balıkhane, mezat yerleridir. Ayrıca ilgilinin isteğine bağlı olarak belediye münadisi veya tellalı marifetiyle yapılan satışlar da bu Harcın kapsamına girmektedir. 
            Yasada sayılan yerler dışında veya belediye münadisi ve tellal bulundurmadan yapılan satışlardan Harç alınamaz. Nitekim Danıştay 9. Dairesi 19/03/1986 gün ve Esas 1984/2466, Karar: 1986/1071 sayılı kararında, 2464 sayılı Kanunun 67. Maddesinde sayılan yerlerde yapılmayan satış işlemlerinden tellallık harcı alınamayacağı sonucuna varılmıştır. 
            Harç bir hizmet karşılığı olarak alındığından ihalenin feshi nedeniyle satışın yapılmadığı hallerde tellaliye harcı alınamaz. (Danıştay 9. Dairesi l2/04/1989 gün ve E:1989/127, K:1989/1136 sayılı kararı), 
            Ancak ihalenin yapılmasıyla tahakkuk eden ve usulüne göre tahsil edilen Tellallık Harcının, ihalenin sonradan yargı kararıyla feshedilmesi gibi bir nedenle ve Vergi Usul Kanununun vergi hatalarının düzeltilmesi hükümlerine dayanılarak geri verilmesine olanak yoktur. 
            İhalenin fesat karıştırıldığı için feshinden tarafların uğradığı diğer zararlar gibi fuzulen ödendiği ileri sürülen Tellallık Harcının tazminen iadesi amacıyla adli yargı yerine başvurarak haklarını aramalıdırlar. (Danıştay Vergi Dava D.Gen.K. 17/01/1992 tarih ve E: 1991/55 ve K: 1992/97 sayılı kararı). 
            II MÜKELLEF 
            Belediye Gelirler Kanununun 68 inci maddesine göre; 
            �Tellallık Harcını mal ve mahsullerini satan gerçek veya tüzel kişiler ödemekle mükelleftirler. 
            Gerçek veya tüzel kişiler yapacakları satışları, satış yapmadan önce belediye veya mahallindeki belediye ilgililerine haber vermekle ödevlidirler. Haber verildiği takdirde harç yüzde 50 fazlasıyla tahsil olunur.� Yasanın düzenleniş biçiminden anlaşılacağı gibi tellallık harcının doğması için satış tamamlanmış olmalıdır. Harcın mükellefi de � mal ve mahsulleri satan gerçek ve tüzel kişilerdir.� 
            Kapalı zarf usulü ile yapılan satışlar tellallık harcına tabi değildir. 
            Nitekim Danıştay 9. Dairesinin 03/10/1989 gün ve Esas: 1989/1974 Karar: 1989/2629 sayılı kararında �Yükümlülüğün ihale yolu ile yüklendiği beton direk satış işlemi yukarıda anılan yasa maddesinde belirtilen mal ve mahsul satışı niteliğinde olmadığından...� yapılan tarhiyatta isabet görülmemiştir. Yine aynı dairenin 5237 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde verdiği bir kararında �Teklif almak suretiyle yapılan satıştan Tellaliye resmi alınamayacağı� hükme bağlanmıştır. (20/01/1969 gün ve Esas: 1968/1173, Karar: 1969/336 sayılı karar ). 
            Yasada aranılan şartlara uygun olarak izale-i şuyu suretiyle yapılan gayrimenkul satışlarında; ihalenin paydaşlardan biri üzerinde kalması durumunda; bu paydaşın yalnız kendi hissesine düşen miktar kadar tellallık harcı ödemesi gerekir. 
            Danıştay 9. Dairesinde 06/11/1990 gün ve Esas:1989/435, karar: 1990/3378 sayılı Kararında bu husus vurgulanmıştır. 
            Satışlar kamu kuruluşlarınca yapıldığında mükellef olurlar. Eğer şartnamelerinde özel bir hüküm koyarlarsa satışı alıcıya yansıtabilirler. 
            Harcın konusu mal satışları olduğu için, hizmetler ve yapım işleri, tellallık harcının konusu olmazlar. Bu nedenle, Devlet İhale Kanununa göre; mal ve mahsul niteliğinde olmayan inşaat onarım, nakliye gibi hizmetler için yapılacak ihaleler harcın kapsamı dışındadır. Maliye Bakanlığının 15/01/1981 tarih ve GEL.B.ELG.11.2630005/374 sayılı yazısında bu husus açıklanmıştır. 
            Toptancı hallerinde yapılan satışlardan ayrıca tellallık harcı alınmamalıdır. Maliye Bakanlığının görüşü üzerine yayınlanan İçişleri Bakanlığının 25/11/1981 gün ve 522.407.174(81)13432 sayılı Genelgesinde; toptancı hallerinde kendi özel mevzuatına göre resim alındığından bu harcın alınamayacağı açıklanmıştır. 
            Tellallık harcının nispeti 2464 sayılı Kanununun 70 inci maddesi uyarınca % 2 dir. 100.TL. aşan şartlarda aşan kısım için uygulanacak nispet % 1�dir. 
            Tellallık harcı, belediyelerce görevlendirilecek yetkililer tarafından makbuz karşılığında tahsil olunur.

Temlik Nedir ?

Alacağın Temliki
Alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşme ya da yasayla veya yargısal kararla gerçekleşen bir devirdir.
 
 
1- Alacağın Temlikinin Hukuki Mahiyeti
a) Genel Olarak
Alacağın temliki, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasını aramaksızın yapılan ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşmedir.
Alacağın temliki, temlik edenle temlik alan arasında yapılan bir sözleşmedir. Bu nedenle, temlik edenin açık yada örtülü rızası olmadan yapılamaz. Bu sözleşme ile alacaklı değişir ve alacak alacağı temlik alan üçüncü kişiye geçer. Bu andan itibaren,  borcun ödenmesini istemek hakkı da yeni alacaklıya geçer.
Temlik esas itibariyle yeni alacaklıya fon aktarımını amaçlayan bir işlemdir. Ancak temlik, alacağı devralana bir teminat (garanti) sağlama amacına da yönelik olabilir. Burada temlik eden, temellük edene karşı herhangi bir edimini yerine getirmediği takdirde, temellük eden bu temliğe istinaden riskini garanti altına almış olur.
Alacağın temlikinde, borcu doğuran ilişkinin kendisi değil, bu ilişkiden doğmuş alacakların tümünün yada bir bölümünün temliki söz konusudur.

b) Konusu
Kural olarak her çeşit alacak temliğe konu olabilir. Yalnız mevcut alacaklar değil, doğacak alacaklar da yeterince belirlenmiş yada belirlenebilir olmak kaydıyla temlik edilebilir. Şarta bağlı bir alacak, şartın gerçekleşmesinden önce temlik edilebileceği gibi vadeli bir alacak da vadeden önce temlike konu olabilir.
Bir alacağın mutlaka tamamının temliki gerekmez, kısmi temlik de mümkündür.
Bir borç ilişkisine bağlı alacak hakkının temliğe elverişli olmaması istisnai bir durumdur. Bu istisnai durumlar Borçlar Kanununa göre; kanundan, akitten veya işin mahiyetinden ileri gelmektedir.
c) Temlikin Şartları
Alacağın temlikinin geçerli olabilmesi için;
  • Bir alacağın mevcudiyeti


  • Sözleşmeye bağlanması


  • Temlik edenin tasarrufa yetkili olması ve


  • Temlikin yasaklanmamış olması
gereklidir.
Alacağın temliki bir akittir. Bu nedenle yalnız temlik edenin tek taraflı iradesiyle meydana gelemez, temellük edenin de açık ya da zımni (örtülü) kabulü gerekir. Ancak; temlik senedinde, temellük edenin imzasının bulunması şart değildir. senedin altında yalnızca temlik edenin imzasının bulunmasıyla şekil şartı yerine getirilmiş olur.
Temlik akdi şekle bağlıdır. Yazılı şekilde yapılmadıkça alacağın temliki muteber olmaz.  Alacağın temliki için kullanılan senede uygulamada Temlik Senedi denir.
Temlik senedinde, temlik edilen alacağın ne olduğu yeteri kadar açıklıkla belirtilmelidir.
Temlik tarihinin senette yer alması şart değildir. Ancak; temlik tarihinin senede yazılması, bu tarihten sonra yapılacak diğer temliklere göre öncelik kazanmak açısından önemlidir.
Alacağın temlik işleminin tamamlanması için borçluya ihbarı şart değildir. Bununla birlikte temlikin önceki alacaklı veya temellük eden tarafından borçluya ihbar edilmesinin, borçlunun temlikten habersiz olarak iyiniyetle borcunu;
  • Önceki alacaklıya,


  • Aynı alacak üzerinde birden fazla temlikin mevcudiyetinde, önceki temlikler dururken sonrakine,
ödemesi halinde borçtan kurtulma tehlikesi vardır. Bu nedenle temlik alındığında temlik senedinin borçluya ihbarı ihmal edilmemelidir.
Temlikin geçerliliği, temlik konusu alacağı ispata yarayan  belgelerin temellük edene verilmesine bağlı değildir. Temlik senedi yalnız başına alacağın geçmesine yeterlidir. Bununla beraber temellük eden Borçlar Kanununa göre alacağı ispata yarayan belgeleri önceki alacaklıdan istemeye yetkilidir.
Alacağın temliki, tasarrufi bir sözleşmedir. Bu nedenle temlik eden kimsenin temlik ettiği alacak üzerinde tasarruf yetkisine sahip bulunması zorunludur.
Temlik eden; mümeyyiz küçük veya kısıtlı ise alacağını temlik edebilmek için yasal temsilcisinin izin ve icazetine muhtaçtır. Zira bu işlemle malvarlığı doğrudan doğruya bir kayba uğramaktadır.
Yasa kimi durumlarda alacağın temlikini borçlunun iznine bağlamıştır.
c) Hükümleri
Alacağın temlikinin hükümlerini üç başlık altında incelemek mümkündür.
aa) Temlik Edenin Hukuki Durumu
  •  Temlik sonucunda, temlik edene ait bir alacağın bir başkasına ( temlik edilene) geçişi sağlanır.


  • Temlik edenin devrettiği alacak nedeniyle sorumluluğu; temlikin karşılıklı (ivazlı) veya karşılıksız (karşılıksız) olmasına ya da bu hususta anlaşma bulunmasına göre Borçlar Kanunu’nda farklı şekilde ele alınmıştır.


  • Temlik ivazlı ise (karşı edimli), temlik eden Borçlar Kanunu’na göre alacağın temlik zamanında mevcut olmasından sorumludur. Alacağın; temlik anında hiç olmamasından, temlik senedinde belirtilen şekilde var olmamasından, dava edilebilir olmamasından, temlik denden başkasına ait olmasından, temlik eden sorumlu tutulur. Alacak kısmen varsa, temlik edilen ancak alacağın var olmayan bölümünü karşılayacak bir tazminat isteyebilir. Temlik edenin sorumluluğu; temlik edilenin bu talebinden vazgeçmesi veya temlik edilen alacağın var olmadığını bilmesi yahut bilmesi gerekmesi ve nihayet alacağın hukuken şüpheli olarak devredilmesi hallerinde sona erer. Temlik edenin, borçlunun ödeme gücünden de sorumlu tutulabilmesi için, bu hususun sözleşme ile kararlaştırılması ya da temlik senedinde yer alması gerekir. Temlik edenin bu sorumluluğu kural olarak sadece temlik edilen karşısında mevcuttur.


  • Temlik ivazsız ise ( bir karşı edim alınmaksızın yapılmışsa) temlik eden alacağın var olmamasından da sorumlu değildir.


  • Temlik eden; temlik edilene, alacak senedini veya alacağı ispata yarayan tüm belgeleri teslim edip, bu alacağın tahsil edilebilmesi için gerekli bilgileri vermek zorundadır.
bb) Temlik Edilenin Hukuki Durumu
Temlik edilen asıl alacağa bağlı olan yan (fer’i) haklar ve öncelik (rüçhan) hakları da temlik işlemi sonucunda temlik edilene geçer. Yeni alacaklıya geçecek yan hakların başında alacağa bağlı teminatlar gelir. Rehin ve kefalet bu suretle yeni alacaklıya geçecek başlıca teminat biçimleridir.
Alacağın faizleri de (birikmiş ve temlikten itibaren işleyecek faizler) alacağa bağlı yan haklardır. Bunlar da temlikle birlikte yeni alacaklıya geçer.
Temlik esnasında gerçekleşmemiş cezai şartı talep hakkı, temlikten itibaren yeni alacaklınındır.
Temlik edenin şahsına bağlı olan rüçhan (öncelik) hakları yeni alacaklıya geçmez.
cc) Borçlunun Hukuki Durumu
Temlik işlemi borçlunun rızasına bağlı olmamakla birlikte, temlik işlemi sonunda borçlunun alacaklısı değişmiş olması nedeniyle, öncekinden daha kötü duruma düşmemesi için, kanun koyucu borçluyu koruyucu aşağıda özetlenen bazı hükümler getirmiştir.
Borçlu; temlikten haberi olmaksızın, önceki alacaklıya veya ardı ardına yapılmış temliklerde sonraki alacaklıya ödemede bulunursa, bu borcundan kurtulmuş olur.
Borçlu, temlik dolayısıyla taraflar arasında ( temlik eden ile temlik edilen) anlaşmazlık doğması halinde, borcunu mahkemeye yatırarak borcundan kurtulabilir.
Borçlu; temliğe istinaden kendisinden ödeme talebinde bulunan şahsa karşı, temliğin geçerli olmadığını ileri sürerek ödemede bulunmayabilir.
Borçlunun, alacaklı nezdinde ayrıca doğmuş bir alacağı varsa, buna dayanarak temlik edilene karşı takas beyanında bulunabilir.
2 - Banka Uygulaması
a) Genel Prensipler
Alacak temliki; faiz, komisyon anapara alacaklarımızın tahsilinde kolaylık sağlaması, mevduat hesaplarında kalabilecek bakiyelerin verimliliğe olumlu etkisi ve nihayet kredi takip ve kontrolüne imkan vermesi nedenleriyle, kredi çalışmalarında işin niteliğine ve koşullara uygun düşmek kaydıyla başvurulabilecek bir teminat türüdür.
Yukarıda hukuki mahiyeti açıklandığı üzere, kanundan, işin mahiyetinden ve sözleşmeden doğan istisnalar hariç her çeşit alacak temlike konu olabilir. Yalnızca doğmuş alacaklar değil, doğacak alacaklar da temlike konu olabileceği gibi, şarta bağlı veya vadeli bir alacak da temlik edilebilir. Ancak; şarta bağlı veya doğacak alacakların temlikinde taahhüt edilen işin şartlara uygun yapılmaması diğer bir ifade ile alacağın doğmama ihtimali göz önünde tutularak, doğmuş alacakların temliki tercih edilmelidir. İstisnai olarak doğmamış alacağın temlik edilmek istenmesi durumunda Krediler Birimi’nin onayı alınmalıdır.
Alacak temlikinin kredi teminatı olarak güvenilirliği, büyük ölçüde;
  • Geçerli bir borcun varlığına,


  • Borçlunun ödeme gücüne, ciddiyetine ve taahhütlerine sadık olmasına, bağlıdır.
Uygulamada; müteahhitlik hizmetleri, taşımacılık işleri, ihracat ve temliki mümkün doğmuş ya da doğacak bir alacağın söz konusu olduğu diğer işlerle ilgili kredi taleplerinin değerlendirilmesinde bir güvence olarak, alacak temliki alınabilmektedir.
Muhatabın teminat mektubundan doğmuş veya doğacak alacağını temlik etmesi de mümkündür. Ancak; teminat mektubunu veren bankanın, alacağını temlik eden muhatabın yazılı başvurusu halinde ödeme yapabileceği dikkate alınarak, teminat mektubundan doğan alacağın temliki yerine, teminat mektubunun Bankaya devri tercih edilmelidir. Bunun için de, teminat mektubu metninde transfer yetkisi bulunması ve teminat mektubu veren bankanın transfere muvafakat etmesi gerekir.
b) Şubelerce Yapılacak İşlemler
Kredinin teminatı olarak temlik alınması durumunda öncelikle kredili müşterimiz ile borçlu arasındaki iş ilişkisinin araştırılması şarttır. Daha sonra;
  • Temlik konusu işin firmanın faaliyet konusuna uygun olup olmadığı, (Özellikle  doğacak alacaklar için)


  • Firma kapasitesinin sözleşmede yazılı şartlar dahilinde taahhüt edilen işi gerçekleştirebilme durumu,


  • Borçlunun sözleşme şartlarına uygun olarak borcunu ödeyip ödeyemeyeceği,


  • Temlik konusu  alacağın süre ve miktar olarak riskimizin tasfiye planına uygunluğu,


  • Temlik konusu işle ilgili olarak firmaya yapılmış ödemelerin tespiti, (bakiye alacağın belirlenmesi için)


  • Temliği geçersiz kılabilecek şartların mevcut olup olmadığı,
araştırılır. Olumlu kanaat edinildiğinde; temlik yeni açılacak bir kredi için alınmak isteniyorsa kredi teklifi yapılıp onayını müteakiben, mevcut bir risk için alınacaksa Krediler Birimi’nin mutabakatı sağlandıktan sonra temlik senedinin tanzimine başlanır.
Her alacak ayrı bir özellik göstereceği için temlik senedinin standart bir formu yoktur. Ancak, temlikname metinlerinde aşağıdaki hususların bulunmasına özen gösterilmelidir.
  • Temliğe konu olan tarafların (kredili firma, borçlu ve Banka)  adı soyadı veya ticaret unvanlarının tam ve eksiksiz yazılması,


  • Temlik olunan alacağın açıklıkla anlaşılabilir olması, (Mahiyet, cins ve miktarı belirtilerek)


  • Bankanın, temlik olunan alacak üzerinde kayıtsız şartsız tasarruf yetkisinin bulunduğu,


  • Alacakta ve borçluda meydana gelebilecek değişikliklerin derhal Bankaya bildirileceği,


  • Bankanın her zaman alacağın durumunu kontrol edebilme hakkının bulunduğu,


  • Bankaca, temlikin istenildiği zaman borçluya ihbar edebilmesi hakkının mevcut olduğu,


  • Alacağın tahsilini teminen, kredili firmanın ( temlik edenin) yardım borcunun bulunduğu,


  • Kredili firmanın ( temlik edenin) kaşe ve yetkili imzaları,


  • Temliğin kredili firmanın borçlarına karşılık alındığı
Yukarıda belirtilen hususların haricinde bir temlik metninin hazırlanması istendiği takdirde Hukuk Birimi’nden metin onayı alınması hususu ihmal edilmemelidir.
Temlik senedinin imzaların ve tarihin belirlenmesi açısından noter onayından geçirilmesi  esastır. Aksine uygulama Krediler Birimi’nin onayına tabidir.
Noter onayından geçirilen temliknameler;
  • Aynı alacağın daha önce üçüncü şahıslara temlik edilip edilmediğinin öğrenilmesi,


  • Aynı alacak üzerinde haciz bulunup bulunmadığının saptanması,


  • Temlik konusu alacağın eski alacaklıya veya alacaklı olduğunu beyan eden 3. şahıslara ödenmesinin engellenmesi,
amacıyla, borçlu kuruluşa noter kanalıyla ihbar edilmelidir.
İhbarı müteakip, borçlu kuruluştan, temliğin kayıtlarına not edildiği ve ödemenin Bankaya yapılacağı hakkında teyid alınmadan kredi kullandırılmaması esastır. Bununla birlikte bazı borçluların böyle bir yazı vermek  istemeyecekleri dikkate alınarak, özellikle mevcut bir risk için temlik alınmasının sözkonusu olduğu hallerde, temliknamenin noter kanalıyla borçluya ihbarı yeterli sayılabilir. Ancak böyle durumlarda temlik edilen alacak üzerinde haciz bulunup bulunmadığının, daha önce başkasına temlik edilip edilmediğinin öğrenilerek buna göre hareket edilmesi gerekir. Aksi takdirde kredinin teminatsız kalma riski mevcuttur. Bu gibi hallerde Krediler Birimi’nin onayı alınmalıdır.
Üçüncü şahıslardan kredili müşteri lehine Bankaya temlik verilmesi, gerekli şartlar sağlandığı takdirde her zaman mümkündür. Bu takdirde yukarıda açıklanan esas ve usuller çerçevesinde işlem yapılmalıdır.
Alacağın temliki ile ilgili 18.6.1987-10 sayılı sirküler esasları anımsatma amacıyla yukarıda özetlenmiştir. Temlik alınmasıyla ilgili diğer bilgiler, alınacak temlik örnekleri ve borçluya gönderilecek ihbar mektubu örnekleri söz konusu sirkülerde belirtilmiştir
Alacağın Temliki
Alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşme ya da yasayla veya yargısal kararla gerçekleşen bir devirdir.
 
 
1- Alacağın Temlikinin Hukuki Mahiyeti
a) Genel Olarak
Alacağın temliki, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasını aramaksızın yapılan ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşmedir.
Alacağın temliki, temlik edenle temlik alan arasında yapılan bir sözleşmedir. Bu nedenle, temlik edenin açık yada örtülü rızası olmadan yapılamaz. Bu sözleşme ile alacaklı değişir ve alacak alacağı temlik alan üçüncü kişiye geçer. Bu andan itibaren,  borcun ödenmesini istemek hakkı da yeni alacaklıya geçer.
Temlik esas itibariyle yeni alacaklıya fon aktarımını amaçlayan bir işlemdir. Ancak temlik, alacağı devralana bir teminat (garanti) sağlama amacına da yönelik olabilir. Burada temlik eden, temellük edene karşı herhangi bir edimini yerine getirmediği takdirde, temellük eden bu temliğe istinaden riskini garanti altına almış olur.
Alacağın temlikinde, borcu doğuran ilişkinin kendisi değil, bu ilişkiden doğmuş alacakların tümünün yada bir bölümünün temliki söz konusudur.

b) Konusu
Kural olarak her çeşit alacak temliğe konu olabilir. Yalnız mevcut alacaklar değil, doğacak alacaklar da yeterince belirlenmiş yada belirlenebilir olmak kaydıyla temlik edilebilir. Şarta bağlı bir alacak, şartın gerçekleşmesinden önce temlik edilebileceği gibi vadeli bir alacak da vadeden önce temlike konu olabilir.
Bir alacağın mutlaka tamamının temliki gerekmez, kısmi temlik de mümkündür.
Bir borç ilişkisine bağlı alacak hakkının temliğe elverişli olmaması istisnai bir durumdur. Bu istisnai durumlar Borçlar Kanununa göre; kanundan, akitten veya işin mahiyetinden ileri gelmektedir.
c) Temlikin Şartları
Alacağın temlikinin geçerli olabilmesi için;
  • Bir alacağın mevcudiyeti


  • Sözleşmeye bağlanması


  • Temlik edenin tasarrufa yetkili olması ve


  • Temlikin yasaklanmamış olması
gereklidir.
Alacağın temliki bir akittir. Bu nedenle yalnız temlik edenin tek taraflı iradesiyle meydana gelemez, temellük edenin de açık ya da zımni (örtülü) kabulü gerekir. Ancak; temlik senedinde, temellük edenin imzasının bulunması şart değildir. senedin altında yalnızca temlik edenin imzasının bulunmasıyla şekil şartı yerine getirilmiş olur.
Temlik akdi şekle bağlıdır. Yazılı şekilde yapılmadıkça alacağın temliki muteber olmaz.  Alacağın temliki için kullanılan senede uygulamada Temlik Senedi denir.
Temlik senedinde, temlik edilen alacağın ne olduğu yeteri kadar açıklıkla belirtilmelidir.
Temlik tarihinin senette yer alması şart değildir. Ancak; temlik tarihinin senede yazılması, bu tarihten sonra yapılacak diğer temliklere göre öncelik kazanmak açısından önemlidir.
Alacağın temlik işleminin tamamlanması için borçluya ihbarı şart değildir. Bununla birlikte temlikin önceki alacaklı veya temellük eden tarafından borçluya ihbar edilmesinin, borçlunun temlikten habersiz olarak iyiniyetle borcunu;
  • Önceki alacaklıya,


  • Aynı alacak üzerinde birden fazla temlikin mevcudiyetinde, önceki temlikler dururken sonrakine,
ödemesi halinde borçtan kurtulma tehlikesi vardır. Bu nedenle temlik alındığında temlik senedinin borçluya ihbarı ihmal edilmemelidir.
Temlikin geçerliliği, temlik konusu alacağı ispata yarayan  belgelerin temellük edene verilmesine bağlı değildir. Temlik senedi yalnız başına alacağın geçmesine yeterlidir. Bununla beraber temellük eden Borçlar Kanununa göre alacağı ispata yarayan belgeleri önceki alacaklıdan istemeye yetkilidir.
Alacağın temliki, tasarrufi bir sözleşmedir. Bu nedenle temlik eden kimsenin temlik ettiği alacak üzerinde tasarruf yetkisine sahip bulunması zorunludur.
Temlik eden; mümeyyiz küçük veya kısıtlı ise alacağını temlik edebilmek için yasal temsilcisinin izin ve icazetine muhtaçtır. Zira bu işlemle malvarlığı doğrudan doğruya bir kayba uğramaktadır.
Yasa kimi durumlarda alacağın temlikini borçlunun iznine bağlamıştır.
c) Hükümleri
Alacağın temlikinin hükümlerini üç başlık altında incelemek mümkündür.
aa) Temlik Edenin Hukuki Durumu
  •  Temlik sonucunda, temlik edene ait bir alacağın bir başkasına ( temlik edilene) geçişi sağlanır.


  • Temlik edenin devrettiği alacak nedeniyle sorumluluğu; temlikin karşılıklı (ivazlı) veya karşılıksız (karşılıksız) olmasına ya da bu hususta anlaşma bulunmasına göre Borçlar Kanunu’nda farklı şekilde ele alınmıştır.


  • Temlik ivazlı ise (karşı edimli), temlik eden Borçlar Kanunu’na göre alacağın temlik zamanında mevcut olmasından sorumludur. Alacağın; temlik anında hiç olmamasından, temlik senedinde belirtilen şekilde var olmamasından, dava edilebilir olmamasından, temlik denden başkasına ait olmasından, temlik eden sorumlu tutulur. Alacak kısmen varsa, temlik edilen ancak alacağın var olmayan bölümünü karşılayacak bir tazminat isteyebilir. Temlik edenin sorumluluğu; temlik edilenin bu talebinden vazgeçmesi veya temlik edilen alacağın var olmadığını bilmesi yahut bilmesi gerekmesi ve nihayet alacağın hukuken şüpheli olarak devredilmesi hallerinde sona erer. Temlik edenin, borçlunun ödeme gücünden de sorumlu tutulabilmesi için, bu hususun sözleşme ile kararlaştırılması ya da temlik senedinde yer alması gerekir. Temlik edenin bu sorumluluğu kural olarak sadece temlik edilen karşısında mevcuttur.


  • Temlik ivazsız ise ( bir karşı edim alınmaksızın yapılmışsa) temlik eden alacağın var olmamasından da sorumlu değildir.


  • Temlik eden; temlik edilene, alacak senedini veya alacağı ispata yarayan tüm belgeleri teslim edip, bu alacağın tahsil edilebilmesi için gerekli bilgileri vermek zorundadır.
bb) Temlik Edilenin Hukuki Durumu
Temlik edilen asıl alacağa bağlı olan yan (fer’i) haklar ve öncelik (rüçhan) hakları da temlik işlemi sonucunda temlik edilene geçer. Yeni alacaklıya geçecek yan hakların başında alacağa bağlı teminatlar gelir. Rehin ve kefalet bu suretle yeni alacaklıya geçecek başlıca teminat biçimleridir.
Alacağın faizleri de (birikmiş ve temlikten itibaren işleyecek faizler) alacağa bağlı yan haklardır. Bunlar da temlikle birlikte yeni alacaklıya geçer.
Temlik esnasında gerçekleşmemiş cezai şartı talep hakkı, temlikten itibaren yeni alacaklınındır.
Temlik edenin şahsına bağlı olan rüçhan (öncelik) hakları yeni alacaklıya geçmez.
cc) Borçlunun Hukuki Durumu
Temlik işlemi borçlunun rızasına bağlı olmamakla birlikte, temlik işlemi sonunda borçlunun alacaklısı değişmiş olması nedeniyle, öncekinden daha kötü duruma düşmemesi için, kanun koyucu borçluyu koruyucu aşağıda özetlenen bazı hükümler getirmiştir.
Borçlu; temlikten haberi olmaksızın, önceki alacaklıya veya ardı ardına yapılmış temliklerde sonraki alacaklıya ödemede bulunursa, bu borcundan kurtulmuş olur.
Borçlu, temlik dolayısıyla taraflar arasında ( temlik eden ile temlik edilen) anlaşmazlık doğması halinde, borcunu mahkemeye yatırarak borcundan kurtulabilir.
Borçlu; temliğe istinaden kendisinden ödeme talebinde bulunan şahsa karşı, temliğin geçerli olmadığını ileri sürerek ödemede bulunmayabilir.
Borçlunun, alacaklı nezdinde ayrıca doğmuş bir alacağı varsa, buna dayanarak temlik edilene karşı takas beyanında bulunabilir.
2 - Banka Uygulaması
a) Genel Prensipler
Alacak temliki; faiz, komisyon anapara alacaklarımızın tahsilinde kolaylık sağlaması, mevduat hesaplarında kalabilecek bakiyelerin verimliliğe olumlu etkisi ve nihayet kredi takip ve kontrolüne imkan vermesi nedenleriyle, kredi çalışmalarında işin niteliğine ve koşullara uygun düşmek kaydıyla başvurulabilecek bir teminat türüdür.
Yukarıda hukuki mahiyeti açıklandığı üzere, kanundan, işin mahiyetinden ve sözleşmeden doğan istisnalar hariç her çeşit alacak temlike konu olabilir. Yalnızca doğmuş alacaklar değil, doğacak alacaklar da temlike konu olabileceği gibi, şarta bağlı veya vadeli bir alacak da temlik edilebilir. Ancak; şarta bağlı veya doğacak alacakların temlikinde taahhüt edilen işin şartlara uygun yapılmaması diğer bir ifade ile alacağın doğmama ihtimali göz önünde tutularak, doğmuş alacakların temliki tercih edilmelidir. İstisnai olarak doğmamış alacağın temlik edilmek istenmesi durumunda Krediler Birimi’nin onayı alınmalıdır.
Alacak temlikinin kredi teminatı olarak güvenilirliği, büyük ölçüde;
  • Geçerli bir borcun varlığına,


  • Borçlunun ödeme gücüne, ciddiyetine ve taahhütlerine sadık olmasına, bağlıdır.
Uygulamada; müteahhitlik hizmetleri, taşımacılık işleri, ihracat ve temliki mümkün doğmuş ya da doğacak bir alacağın söz konusu olduğu diğer işlerle ilgili kredi taleplerinin değerlendirilmesinde bir güvence olarak, alacak temliki alınabilmektedir.
Muhatabın teminat mektubundan doğmuş veya doğacak alacağını temlik etmesi de mümkündür. Ancak; teminat mektubunu veren bankanın, alacağını temlik eden muhatabın yazılı başvurusu halinde ödeme yapabileceği dikkate alınarak, teminat mektubundan doğan alacağın temliki yerine, teminat mektubunun Bankaya devri tercih edilmelidir. Bunun için de, teminat mektubu metninde transfer yetkisi bulunması ve teminat mektubu veren bankanın transfere muvafakat etmesi gerekir.
b) Şubelerce Yapılacak İşlemler
Kredinin teminatı olarak temlik alınması durumunda öncelikle kredili müşterimiz ile borçlu arasındaki iş ilişkisinin araştırılması şarttır. Daha sonra;
  • Temlik konusu işin firmanın faaliyet konusuna uygun olup olmadığı, (Özellikle  doğacak alacaklar için)


  • Firma kapasitesinin sözleşmede yazılı şartlar dahilinde taahhüt edilen işi gerçekleştirebilme durumu,


  • Borçlunun sözleşme şartlarına uygun olarak borcunu ödeyip ödeyemeyeceği,


  • Temlik konusu  alacağın süre ve miktar olarak riskimizin tasfiye planına uygunluğu,


  • Temlik konusu işle ilgili olarak firmaya yapılmış ödemelerin tespiti, (bakiye alacağın belirlenmesi için)


  • Temliği geçersiz kılabilecek şartların mevcut olup olmadığı,
araştırılır. Olumlu kanaat edinildiğinde; temlik yeni açılacak bir kredi için alınmak isteniyorsa kredi teklifi yapılıp onayını müteakiben, mevcut bir risk için alınacaksa Krediler Birimi’nin mutabakatı sağlandıktan sonra temlik senedinin tanzimine başlanır.
Her alacak ayrı bir özellik göstereceği için temlik senedinin standart bir formu yoktur. Ancak, temlikname metinlerinde aşağıdaki hususların bulunmasına özen gösterilmelidir.
  • Temliğe konu olan tarafların (kredili firma, borçlu ve Banka)  adı soyadı veya ticaret unvanlarının tam ve eksiksiz yazılması,


  • Temlik olunan alacağın açıklıkla anlaşılabilir olması, (Mahiyet, cins ve miktarı belirtilerek)


  • Bankanın, temlik olunan alacak üzerinde kayıtsız şartsız tasarruf yetkisinin bulunduğu,


  • Alacakta ve borçluda meydana gelebilecek değişikliklerin derhal Bankaya bildirileceği,


  • Bankanın her zaman alacağın durumunu kontrol edebilme hakkının bulunduğu,


  • Bankaca, temlikin istenildiği zaman borçluya ihbar edebilmesi hakkının mevcut olduğu,


  • Alacağın tahsilini teminen, kredili firmanın ( temlik edenin) yardım borcunun bulunduğu,


  • Kredili firmanın ( temlik edenin) kaşe ve yetkili imzaları,


  • Temliğin kredili firmanın borçlarına karşılık alındığı
Yukarıda belirtilen hususların haricinde bir temlik metninin hazırlanması istendiği takdirde Hukuk Birimi’nden metin onayı alınması hususu ihmal edilmemelidir.
Temlik senedinin imzaların ve tarihin belirlenmesi açısından noter onayından geçirilmesi  esastır. Aksine uygulama Krediler Birimi’nin onayına tabidir.
Noter onayından geçirilen temliknameler;
  • Aynı alacağın daha önce üçüncü şahıslara temlik edilip edilmediğinin öğrenilmesi,


  • Aynı alacak üzerinde haciz bulunup bulunmadığının saptanması,


  • Temlik konusu alacağın eski alacaklıya veya alacaklı olduğunu beyan eden 3. şahıslara ödenmesinin engellenmesi,
amacıyla, borçlu kuruluşa noter kanalıyla ihbar edilmelidir.
İhbarı müteakip, borçlu kuruluştan, temliğin kayıtlarına not edildiği ve ödemenin Bankaya yapılacağı hakkında teyid alınmadan kredi kullandırılmaması esastır. Bununla birlikte bazı borçluların böyle bir yazı vermek  istemeyecekleri dikkate alınarak, özellikle mevcut bir risk için temlik alınmasının sözkonusu olduğu hallerde, temliknamenin noter kanalıyla borçluya ihbarı yeterli sayılabilir. Ancak böyle durumlarda temlik edilen alacak üzerinde haciz bulunup bulunmadığının, daha önce başkasına temlik edilip edilmediğinin öğrenilerek buna göre hareket edilmesi gerekir. Aksi takdirde kredinin teminatsız kalma riski mevcuttur. Bu gibi hallerde Krediler Birimi’nin onayı alınmalıdır.
Üçüncü şahıslardan kredili müşteri lehine Bankaya temlik verilmesi, gerekli şartlar sağlandığı takdirde her zaman mümkündür. Bu takdirde yukarıda açıklanan esas ve usuller çerçevesinde işlem yapılmalıdır.
Alacağın temliki ile ilgili 18.6.1987-10 sayılı sirküler esasları anımsatma amacıyla yukarıda özetlenmiştir. Temlik alınmasıyla ilgili diğer bilgiler, alınacak temlik örnekleri ve borçluya gönderilecek ihbar mektubu örnekleri söz konusu sirkülerde belirtilmiştir

Haciz Tutanağı Proğramı

Haciz Tutanağı Programını indirmek için eklentiye tıklayınız.
Haciz Tutanağı Programını indirmek için eklentiye tıklayınız.

Dosya Hesap ve Taahhüt & Müzekkere Proğramı

Dosya Hesap ve Taahhüt & Müzekkere Proğramı indirmek için eklentiye tıklayınız.
Dosya Hesap ve Taahhüt & Müzekkere Proğramı indirmek için eklentiye tıklayınız.

Tarım Kredi Kooperatiflerinin Yargı Harcı ve CEYP Muaf Olup Olmadığı

T.C.
AKSARAY
İCRA HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/171 Esas
KARAR NO : 2019/134
GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A


ŞİKAYETÇİ : 845 SAYILI SULTANHANI TARIM KREDİ KOOP.
VEKİLİ : Av. AHMET ALTAN
DAVA TARİHİ : 28/03/2019
KARAR TARİHİ : 09/04/2019
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH  : 11/04/2019

Şikâyetçi vekili tarafından icra müdürlüğünün işlemi aleyhine açılan şikayet talebi mahkememizce dosya  üzerinden değerlendirildi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
A-)İDDİA :
Şikâyetçi vekili talep dilekçesinde özetle; Aksaray İcra Müdürlüğünün 2018/32524 Esas sayılı dosyasından yapIlan icra takibinde borçlu kooperatif ortağının  KeskinlKılıç Şeker fabrikasından kesilen 6.083,38 TL, ve 31.916,62 TL davacı kooperatife ödenirken icra müdürlüğünce resen tahsil ve cezaevi harcı kesilmesine karar vrildiğini, %9,10 oranında toplam 2.190,63 tahsil harcı ve %2 oranında toplam 481,46 TL Cezaevi harcı kesilerek davacıya ödeme yapıldığını,  İcra Müdürlüğünün 2018/32524 Esas sayılı dosyasındaki 12/03/2019 tarihli reddiyat makbuzu ile 7567 özel nolu makbız ile kesilen 553,59 TL reddiyet harcı ile 3550 özel nolu makbuz ile kesilen 121,67 TL tahsil hnarcı ile 4258 özel makbuz no ile kesilen 359,79 TL cezaevi harcı alınmasına yönelik işlemin iptaline, dosyada tahsil edilen tahsil ve cezaevi harcının alacaklı kuruma iaddesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
B-) ÇEKİŞMELİ VAKIALAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER :
Aksaray İcra  Müdürlüğü'nün 2018/32524 Esas sayılı icra takip dosyası uyap sistemi üzerinden incelenmiştir
C-)DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, SABİT GÖRÜLEN VAKIALARLA BUNLARDAN ÇIKARILAN SONUÇ VE HUKUKİ SEBEPLER :
Talep, 2004 Sayılı İ.İ.K.'nın 16.vd.maddesine göre şikâyet yolu ile Aksaray İcra Müdürlüğünün İcra Müdürlüğünün 2018/32524 Esas sayılı dosyasındaki 12/03/2019 tarihli reddiyat makbuzu ile 11270 özel nolu makbuz ile kesilen 121,67 TL ceza evi harcı ile 7567 özel nolu makbuz ile kesilen 553,59TL tahsil harcı alınması ile 21/03/2019 tarihli reddiyat makbuzu ile 4258 özel nolu makbuz ile kesilen 259,79 TL ceza evi harcı ile 8550 özel nolu makbuz ile kesilen 1.637,04TL tahsil harcı alınmasına yönelik işlemin iptaline, dosyada tahsil edilen tahsil ve cezaevi harcının alacaklı kuruma iadesine  ilişkindir.
Şikayetin niteliği gereği mahkememizce duruşma açılmasına lüzum görülmeyerek dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmiştir.
Mahkememizce Aksaray İcra Müdürlüğü'nden İ.İ.K'nun 18. Maddesine göre açıklama istenilmiş, 02/04/2019 tarihli verilen cevapta;  harçlardan sorumlu olanın borçlu olduğunu , şikayete konu edilen takipte tahsil harcından sorumlu olanın borçlu olduğunu , , cezaevi yapı harcının özel nitelikte olan 2548 sayılı Kanuna dayanılarak tahsili gereken bir harç çeşidi olduğunu , kanunlarda özel olarak Ceza evi yapı harcından muaf olduğu belirtilen kurumlar dışında hiçbir istisna ve muafiyetin söz konusu olmadığını alacaklı kurumun CEYP harcından muafiyetine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından , alacaklıya yapılan ödemeden tahsil harcı ve CEYP harcının alındığını bildirmiştir.
a-) Tahsil harcı alınmaması yönündeki talebin değerlendirilmesinde ;
Mahkememizce yapılan değerlendirmede ; harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak devletin aldığı paradır. Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, icra hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan  tahsil edilir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 15. Maddesinde , kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğunu, bunların neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunacağını öngörmektedir.
Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine göre, ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf ödeyebilir ve ödenen bu para sonuçta ayrıca bir isteğe gerek olmaksızın hükümde nazara alınır.
Değinilen bu kanun hükümlerine göre, tahsil harcının sorumlusu daima borçludur (İcra ve İflas Kanunu, md.15). Bu harcın, Kanun (492 sayılı Harçlar Kanunu md.28/b) gereği icra dairesince alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilmesi, sorumlusunun borçlu olduğu yönündeki düzenleme bakımından sonuca etkili olmayıp, borçlunun söz konusu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Borçlunun borcu, yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam edeceğinden, alacaklının kesilen harç miktarı  kadar takibe devam hakkı vardır. Yani alacaklı, gerçekte borçlunun sorumluluğu altında bulunan ve ancak yatırılan paradan  kesilen tahsil harcını borçludan alma hakkına sahiptir. Zaten alacağın tamamı karşılanana kadar tahsilata devam edilir.
Bu düzenlemelere paralel olarak; Hukuk Genel Kurulu'nun 22/09/2004 tarih ve E:2004/12-491 K:2004/413 sayılı kararında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanunu’nun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere, tahsil harcının, ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir.
Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanunu'nun 19/B/a bendinde " Kurumlar, gider, gayrimenkul kıymet artışı, intikal ve diğer vergilerden ve icra makamları, resmi daireler ve mahkemeler nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ ve kararlar her türlü masraf, vergi, resim ve harçlardan muaftır. " hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın Teftiş ve Tavsiyeler Listesi İcra ve İflas Daireleri 79.maddesinde  Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün 21/04/1986 günlü Mütalâası’nda da açıklandığı üzere 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu’nun 19. maddesinde bu kanuna göre kurulmuş ve kurulacak kooperatif bölge merkez birliklerinin icra makamları nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ kararları, her türlü masraf, vergi, resim ve harçtan muaf tutulduğuna göre, söz konusu kooperatiflerin ve birliklerin işlemlerinden başvurma ve peşin harcın alınmaması gerekeceğinin hatırdan çıkartılmaması hususu bildirilmiştir.
Görüldüğü üzere, Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanunu 19/B/a bendinde  belirtilen muafiyet, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun tahsil harcına ilişkin 28. maddesini kapsamamaktadır kaldı ki tahsil harcının borçludan alınacak olması ve ilgili hükümde borçlulara bu konuda bir muafiyet tanınmadığı , dava dilekçesi ekinde her ne kadar mahkememizin 2018/350 Esas sayılı dosyası emsal karar olarak sunulmuş ise de söz konusu kararın kurumdan alınan damga vergisine yönelik kararın kaldırılmasına ilişkin şikayet olduğu somut olayda tahsil harcının alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu bildirilmiş  ancak icra müdürlüğünün tahsil harcı alınmasına yönelik işleminin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından şikayetin bu yönden reddine karar vermek gerekmiştir.
B-Cezaevi yapı harcı alınmaması yönündeki talebin değerlendirilmesinde ;
Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanunu'nun 19/B/a bendinde " Kurumlar, gider, gayrimenkul kıymet artışı, intikal ve diğer vergilerden ve icra makamları, resmi daireler ve mahkemeler nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ ve kararlar her türlü masraf, vergi, resim ve harçlardan muaftır. " hükmüne yer verilmiştir.
2548 sayılı Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara  Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, uyarınca tahsil olunan paranın %2'si oranında cezaevi harcının yükümlüsü  alacaklı olup, borçludan tahsili istenemez. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/19174 Esas 2015/22653 Karar Sayılı ilamı)
Gerek Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanundaki amir hüküm dikkate alındığında gerek 2548 sayılı  Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara  Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın Teftiş ve Tavsiyeler Listesi İcra ve İflas Daireleri 79.maddesinde şikayetçi 845 sayılı Sultanhanı Tarım Kredi Koooperatifinin icra makamları nezdinde yapacakları takiplerde her nevi talep , tebliğ ve kararlardan her türlü masraf , vergi  ve harçlardan muaf olduğu anlaşıldığından ve nitekim Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2014/7421 Esas ve 2015/1928 Karar sayılı kararında "...Mahkemece, 2473 sayılı Çayırhan Tarım Kredi Kooperatifi davacı olduğu işbu davada 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 19/B-a maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu halde, davacıdan harcın tahsiline karar verilmesi doğru olmamış ise de hüküm fıkrasında yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir. ..." şeklindeki kararı da dikkate alındığında cezaevi ve yapı harcının sadece alacaklıdan alınması gerektiği anlaşıldığından  ve icra müdürlüğünce yapılan 12/03/2019 ve 21/03/2019 tarihli cezaevi yapı harcı alınması yönündeki işlemin iptaline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
KARAR :
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-)2004 Sayılı İcra Ve İflâs Kanunu'nun (İ.İ.K.'nın) 16.vd.maddesi gereğince; şikâyetin KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE ; Aksaray İcra Müdürlüğü'nün  2018/32524 Esas sayılı dosyasında 12/03/2019 tarihinde ve 21/03/2019 tarihinde verilen kararın cezaevi yapı harcı alınması yünündeki işlemin İPTALİNE , tahsil harcı alınması yönündeki kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından talebin REDDİNE ,
2-) Şikayetçi kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 
3-)6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (H.M.K.'nın) 326.maddesi gereğince; şikâyetçinin yapmış olduğu yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-)30/09/2015 tarihli Resmi Gazetede 29488 sayı ile yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi'nin 5.maddesine göre; Gider avansının kullanılmayan kısmının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine İADE EDİLMESİNE, İlgili tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iadenin elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılmasına, Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilmesine,
Dair karara, tarafların yokluğunda taraflara tebliğden itibaren -10- gün içinde mahkemeye verilecek dilekçe ile 2004 Sayılı İ.İ.K.'nın 363.vd.maddesine göre Konya Bölge Adliye Mahkemesi'nde İstinaf olağan kanun yolu denetimi açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzeri yapılan inceleme sonucunda  karar verildi.09/04/2019
T.C.
AKSARAY
İCRA HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/171 Esas
KARAR NO : 2019/134
GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A


ŞİKAYETÇİ : 845 SAYILI SULTANHANI TARIM KREDİ KOOP.
VEKİLİ : Av. AHMET ALTAN
DAVA TARİHİ : 28/03/2019
KARAR TARİHİ : 09/04/2019
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH  : 11/04/2019

Şikâyetçi vekili tarafından icra müdürlüğünün işlemi aleyhine açılan şikayet talebi mahkememizce dosya  üzerinden değerlendirildi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
A-)İDDİA :
Şikâyetçi vekili talep dilekçesinde özetle; Aksaray İcra Müdürlüğünün 2018/32524 Esas sayılı dosyasından yapIlan icra takibinde borçlu kooperatif ortağının  KeskinlKılıç Şeker fabrikasından kesilen 6.083,38 TL, ve 31.916,62 TL davacı kooperatife ödenirken icra müdürlüğünce resen tahsil ve cezaevi harcı kesilmesine karar vrildiğini, %9,10 oranında toplam 2.190,63 tahsil harcı ve %2 oranında toplam 481,46 TL Cezaevi harcı kesilerek davacıya ödeme yapıldığını,  İcra Müdürlüğünün 2018/32524 Esas sayılı dosyasındaki 12/03/2019 tarihli reddiyat makbuzu ile 7567 özel nolu makbız ile kesilen 553,59 TL reddiyet harcı ile 3550 özel nolu makbuz ile kesilen 121,67 TL tahsil hnarcı ile 4258 özel makbuz no ile kesilen 359,79 TL cezaevi harcı alınmasına yönelik işlemin iptaline, dosyada tahsil edilen tahsil ve cezaevi harcının alacaklı kuruma iaddesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
B-) ÇEKİŞMELİ VAKIALAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER :
Aksaray İcra  Müdürlüğü'nün 2018/32524 Esas sayılı icra takip dosyası uyap sistemi üzerinden incelenmiştir
C-)DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, SABİT GÖRÜLEN VAKIALARLA BUNLARDAN ÇIKARILAN SONUÇ VE HUKUKİ SEBEPLER :
Talep, 2004 Sayılı İ.İ.K.'nın 16.vd.maddesine göre şikâyet yolu ile Aksaray İcra Müdürlüğünün İcra Müdürlüğünün 2018/32524 Esas sayılı dosyasındaki 12/03/2019 tarihli reddiyat makbuzu ile 11270 özel nolu makbuz ile kesilen 121,67 TL ceza evi harcı ile 7567 özel nolu makbuz ile kesilen 553,59TL tahsil harcı alınması ile 21/03/2019 tarihli reddiyat makbuzu ile 4258 özel nolu makbuz ile kesilen 259,79 TL ceza evi harcı ile 8550 özel nolu makbuz ile kesilen 1.637,04TL tahsil harcı alınmasına yönelik işlemin iptaline, dosyada tahsil edilen tahsil ve cezaevi harcının alacaklı kuruma iadesine  ilişkindir.
Şikayetin niteliği gereği mahkememizce duruşma açılmasına lüzum görülmeyerek dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmiştir.
Mahkememizce Aksaray İcra Müdürlüğü'nden İ.İ.K'nun 18. Maddesine göre açıklama istenilmiş, 02/04/2019 tarihli verilen cevapta;  harçlardan sorumlu olanın borçlu olduğunu , şikayete konu edilen takipte tahsil harcından sorumlu olanın borçlu olduğunu , , cezaevi yapı harcının özel nitelikte olan 2548 sayılı Kanuna dayanılarak tahsili gereken bir harç çeşidi olduğunu , kanunlarda özel olarak Ceza evi yapı harcından muaf olduğu belirtilen kurumlar dışında hiçbir istisna ve muafiyetin söz konusu olmadığını alacaklı kurumun CEYP harcından muafiyetine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından , alacaklıya yapılan ödemeden tahsil harcı ve CEYP harcının alındığını bildirmiştir.
a-) Tahsil harcı alınmaması yönündeki talebin değerlendirilmesinde ;
Mahkememizce yapılan değerlendirmede ; harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak devletin aldığı paradır. Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, icra hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan  tahsil edilir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 15. Maddesinde , kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğunu, bunların neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunacağını öngörmektedir.
Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine göre, ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf ödeyebilir ve ödenen bu para sonuçta ayrıca bir isteğe gerek olmaksızın hükümde nazara alınır.
Değinilen bu kanun hükümlerine göre, tahsil harcının sorumlusu daima borçludur (İcra ve İflas Kanunu, md.15). Bu harcın, Kanun (492 sayılı Harçlar Kanunu md.28/b) gereği icra dairesince alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilmesi, sorumlusunun borçlu olduğu yönündeki düzenleme bakımından sonuca etkili olmayıp, borçlunun söz konusu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Borçlunun borcu, yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam edeceğinden, alacaklının kesilen harç miktarı  kadar takibe devam hakkı vardır. Yani alacaklı, gerçekte borçlunun sorumluluğu altında bulunan ve ancak yatırılan paradan  kesilen tahsil harcını borçludan alma hakkına sahiptir. Zaten alacağın tamamı karşılanana kadar tahsilata devam edilir.
Bu düzenlemelere paralel olarak; Hukuk Genel Kurulu'nun 22/09/2004 tarih ve E:2004/12-491 K:2004/413 sayılı kararında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanunu’nun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere, tahsil harcının, ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir.
Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanunu'nun 19/B/a bendinde " Kurumlar, gider, gayrimenkul kıymet artışı, intikal ve diğer vergilerden ve icra makamları, resmi daireler ve mahkemeler nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ ve kararlar her türlü masraf, vergi, resim ve harçlardan muaftır. " hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın Teftiş ve Tavsiyeler Listesi İcra ve İflas Daireleri 79.maddesinde  Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün 21/04/1986 günlü Mütalâası’nda da açıklandığı üzere 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu’nun 19. maddesinde bu kanuna göre kurulmuş ve kurulacak kooperatif bölge merkez birliklerinin icra makamları nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ kararları, her türlü masraf, vergi, resim ve harçtan muaf tutulduğuna göre, söz konusu kooperatiflerin ve birliklerin işlemlerinden başvurma ve peşin harcın alınmaması gerekeceğinin hatırdan çıkartılmaması hususu bildirilmiştir.
Görüldüğü üzere, Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanunu 19/B/a bendinde  belirtilen muafiyet, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun tahsil harcına ilişkin 28. maddesini kapsamamaktadır kaldı ki tahsil harcının borçludan alınacak olması ve ilgili hükümde borçlulara bu konuda bir muafiyet tanınmadığı , dava dilekçesi ekinde her ne kadar mahkememizin 2018/350 Esas sayılı dosyası emsal karar olarak sunulmuş ise de söz konusu kararın kurumdan alınan damga vergisine yönelik kararın kaldırılmasına ilişkin şikayet olduğu somut olayda tahsil harcının alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu bildirilmiş  ancak icra müdürlüğünün tahsil harcı alınmasına yönelik işleminin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından şikayetin bu yönden reddine karar vermek gerekmiştir.
B-Cezaevi yapı harcı alınmaması yönündeki talebin değerlendirilmesinde ;
Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanunu'nun 19/B/a bendinde " Kurumlar, gider, gayrimenkul kıymet artışı, intikal ve diğer vergilerden ve icra makamları, resmi daireler ve mahkemeler nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ ve kararlar her türlü masraf, vergi, resim ve harçlardan muaftır. " hükmüne yer verilmiştir.
2548 sayılı Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara  Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, uyarınca tahsil olunan paranın %2'si oranında cezaevi harcının yükümlüsü  alacaklı olup, borçludan tahsili istenemez. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/19174 Esas 2015/22653 Karar Sayılı ilamı)
Gerek Tarım Kredi Kooperatifi ve Birlikleri Kanundaki amir hüküm dikkate alındığında gerek 2548 sayılı  Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara  Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun, ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın Teftiş ve Tavsiyeler Listesi İcra ve İflas Daireleri 79.maddesinde şikayetçi 845 sayılı Sultanhanı Tarım Kredi Koooperatifinin icra makamları nezdinde yapacakları takiplerde her nevi talep , tebliğ ve kararlardan her türlü masraf , vergi  ve harçlardan muaf olduğu anlaşıldığından ve nitekim Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2014/7421 Esas ve 2015/1928 Karar sayılı kararında "...Mahkemece, 2473 sayılı Çayırhan Tarım Kredi Kooperatifi davacı olduğu işbu davada 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 19/B-a maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu halde, davacıdan harcın tahsiline karar verilmesi doğru olmamış ise de hüküm fıkrasında yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir. ..." şeklindeki kararı da dikkate alındığında cezaevi ve yapı harcının sadece alacaklıdan alınması gerektiği anlaşıldığından  ve icra müdürlüğünce yapılan 12/03/2019 ve 21/03/2019 tarihli cezaevi yapı harcı alınması yönündeki işlemin iptaline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
KARAR :
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-)2004 Sayılı İcra Ve İflâs Kanunu'nun (İ.İ.K.'nın) 16.vd.maddesi gereğince; şikâyetin KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE ; Aksaray İcra Müdürlüğü'nün  2018/32524 Esas sayılı dosyasında 12/03/2019 tarihinde ve 21/03/2019 tarihinde verilen kararın cezaevi yapı harcı alınması yünündeki işlemin İPTALİNE , tahsil harcı alınması yönündeki kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından talebin REDDİNE ,
2-) Şikayetçi kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 
3-)6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (H.M.K.'nın) 326.maddesi gereğince; şikâyetçinin yapmış olduğu yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-)30/09/2015 tarihli Resmi Gazetede 29488 sayı ile yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi'nin 5.maddesine göre; Gider avansının kullanılmayan kısmının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine İADE EDİLMESİNE, İlgili tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iadenin elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılmasına, Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilmesine,
Dair karara, tarafların yokluğunda taraflara tebliğden itibaren -10- gün içinde mahkemeye verilecek dilekçe ile 2004 Sayılı İ.İ.K.'nın 363.vd.maddesine göre Konya Bölge Adliye Mahkemesi'nde İstinaf olağan kanun yolu denetimi açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzeri yapılan inceleme sonucunda  karar verildi.09/04/2019

İmtiyazlı Alacaklarda İİK.nun 106-110 Mad. Uygulaması

T.C.
YARGITAY
23. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2511
KARAR NO : 2019/353 Y A R G I T A Y  İ L A M I

MAHKEMESİ : İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 08/10/2015
NUMARASI : 2015/764-2015/1088
ŞİKAYETÇİ :  
ŞİKAYET
OLUNANLAR : 

Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan T. İş Kurumu vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, müvekkilinin alacağının tahsili için Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2014/8797 Esas sayılı dosyası ile yapılan icra takibinde borçlunun 34 EF 4797 plakalı aracına haciz konulduğunu, aracın satılarak paraya çevrilmesinden sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkilinin alacağının diğer şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü alacağından sonraki sıraya yazıldığını, fakat müvekkilinin araç haciz tarihinin davalının haczinden daha önce olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir.
      Şikayet olunan vekili, müvekkili kurumun haczinin davacı haczinden eski tarihli olduğunu ve müvekkili kurum alacaklarının Devlet alacağı derecesinde imtiyazlı alacak olduğundan tarih olarak önceki sırada yer almasa dahi önceliği olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
      Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı kurumun mallarının Devlet malı kapsamında kabul edildiği, özel yasasında bu yönde bir düzenlemenin yapılmış olmasının söz konusu kurum alacağının imtiyazlı alacak olduğu anlamına gelmediği, 05.05.2015 tarihli sıra cetvelinde 2. sırada yer alan şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün takip dosyasında borçluya ait aracın trafik kaydına 20.06.2014 tarihinde haciz uygulandığı, ancak yasal süre içerisinde satış istemi olmadığından haczin düştüğü, 3. sırada yer verilen davacının alacaklı bulunduğu dosyada 18.09.2014 tarihli haczin sıhhatini koruduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekili temyiz etmiştir.
1)Şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü alacağı kamu alacağı olup imtiyazlıdır. İİK’nın 106. ve 110. maddelerine göre 6 aylık ve 1 yıllık sürelerde satış istemesine gerek yoktur. Bu nedenle satış konusu araç haczi düşmediğinden mahkemece şikayetin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2) Şikayetçi tarafından 1. sıra alacaklısı Rıfat Türkeri’ne şikayet dilekçesi ile herhangi bir şikayette bulunulmadığı halde tensip zaptında şikayet olunan olarak yazılarak tebliğat çıkarılması, yargılama sonunda da hakkında hüküm kurulmaması ve yargılama giderinin de birden fazla şikayet olunan olduğu halde hangi şikayet olunandan tahsiline karar verildiği hususuna hükümde yer verilmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda  açıklanan nedenlerle şikayet olunan Türkiye İş Kurumu  vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayet olunan yararına BOZULMASINA,  kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar  verildi.
T.C.
YARGITAY
23. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2511
KARAR NO : 2019/353 Y A R G I T A Y  İ L A M I

MAHKEMESİ : İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 08/10/2015
NUMARASI : 2015/764-2015/1088
ŞİKAYETÇİ :  
ŞİKAYET
OLUNANLAR : 

Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan T. İş Kurumu vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, müvekkilinin alacağının tahsili için Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün 2014/8797 Esas sayılı dosyası ile yapılan icra takibinde borçlunun 34 EF 4797 plakalı aracına haciz konulduğunu, aracın satılarak paraya çevrilmesinden sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkilinin alacağının diğer şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü alacağından sonraki sıraya yazıldığını, fakat müvekkilinin araç haciz tarihinin davalının haczinden daha önce olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir.
      Şikayet olunan vekili, müvekkili kurumun haczinin davacı haczinden eski tarihli olduğunu ve müvekkili kurum alacaklarının Devlet alacağı derecesinde imtiyazlı alacak olduğundan tarih olarak önceki sırada yer almasa dahi önceliği olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
      Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı kurumun mallarının Devlet malı kapsamında kabul edildiği, özel yasasında bu yönde bir düzenlemenin yapılmış olmasının söz konusu kurum alacağının imtiyazlı alacak olduğu anlamına gelmediği, 05.05.2015 tarihli sıra cetvelinde 2. sırada yer alan şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün takip dosyasında borçluya ait aracın trafik kaydına 20.06.2014 tarihinde haciz uygulandığı, ancak yasal süre içerisinde satış istemi olmadığından haczin düştüğü, 3. sırada yer verilen davacının alacaklı bulunduğu dosyada 18.09.2014 tarihli haczin sıhhatini koruduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekili temyiz etmiştir.
1)Şikayet olunan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü alacağı kamu alacağı olup imtiyazlıdır. İİK’nın 106. ve 110. maddelerine göre 6 aylık ve 1 yıllık sürelerde satış istemesine gerek yoktur. Bu nedenle satış konusu araç haczi düşmediğinden mahkemece şikayetin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2) Şikayetçi tarafından 1. sıra alacaklısı Rıfat Türkeri’ne şikayet dilekçesi ile herhangi bir şikayette bulunulmadığı halde tensip zaptında şikayet olunan olarak yazılarak tebliğat çıkarılması, yargılama sonunda da hakkında hüküm kurulmaması ve yargılama giderinin de birden fazla şikayet olunan olduğu halde hangi şikayet olunandan tahsiline karar verildiği hususuna hükümde yer verilmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda  açıklanan nedenlerle şikayet olunan Türkiye İş Kurumu  vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayet olunan yararına BOZULMASINA,  kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar  verildi.

İİK 133 Satış hk.

Selamlar...

Taşınmaz satışını yaptık, teminatı aldık.
İhalenin feshi davası açıldı. 
Alıcı bedeli yatırmadı, resen ihaleyi kaldırdık, 2. alıcı yok, İİK 133. md satışa yeniden çıkardık,


İİK 133. md yeniden satış ile farklı birisine 2.000tl üstüne ihale yaptık, teminatı aldık,
ihale bedeli depo edildi, ancak bu ihale içinde ihalenin feshi davası açıldı..

soru şu : İlk ihale nedeniyle alınan teminat iade edilir mi?
edilir ise neleri kesmek gerekir?
edilmez ise sebebi ve gerekçesi?

Saygılar..
Selamlar...

Taşınmaz satışını yaptık, teminatı aldık.
İhalenin feshi davası açıldı. 
Alıcı bedeli yatırmadı, resen ihaleyi kaldırdık, 2. alıcı yok, İİK 133. md satışa yeniden çıkardık,


İİK 133. md yeniden satış ile farklı birisine 2.000tl üstüne ihale yaptık, teminatı aldık,
ihale bedeli depo edildi, ancak bu ihale içinde ihalenin feshi davası açıldı..

soru şu : İlk ihale nedeniyle alınan teminat iade edilir mi?
edilir ise neleri kesmek gerekir?
edilmez ise sebebi ve gerekçesi?

Saygılar..

İcra dosyasındaki bir diğer borçluya haciz ihbarnamesi gönderilmesinin hukuki sonucu

Somut olayda; şikayetçi borçluya diğer takip borçlusu şirketin kendilerinde olan alacakları için İİK mad. 89 uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiğinin anlaşılması karşısında, haciz ihbarnamesi gönderilen diğer takip borçlusunun İİK mad. 89 anlamında üçüncü kişi sayılamayacağından, gönderilen haciz ihbarnamesi hukuki sonuç doğurmayacağı-

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, hakkındaki takip kesinleşen diğer borçlu yönünden kendisine haciz ihbarnamesi gönderildiğini, İİK'nun 89. maddesi uyarınca 3. kişi sayılamayacağını ileri sürerek icra müdürlüğünce gönderilen haciz ihbarnamesinin iptalini talep ve şikayet ettiği, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile şikayetçi borçluya gönderilen haciz ihbarnamesinin iptaline karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 30.05.2018 tarihli, 2018/562 E.-1345 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Borçlunun üçüncü kişi nezdindeki alacakları taşınır niteliğinde olduğundan, takibin kesinleşmesinden sonra alacaklı, İİK'nun 78. ve müteakip maddeleri gereğince üçüncü kişiye yazılacak bir haciz yazısı ile haciz konulmasını isteyebileceği gibi, üçüncü kişiye İİK'nun 89. maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderilmesi suretiyle de alacağın haczini talep edebilir.

Ancak somut olayda; şikayetçi borçluya, diğer takip borçlusu Mires İnşaat ... Ltd. Şti'nin kendilerinde olan alacakları için İİK.nun 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiği anlaşılmıştır. Anılan maddede takip borçlusunun üçüncü şahıs nezdinde bulunan hak ve alacakları ile menkul mallarının haczedilmesi öngörülmüş olup haciz ihbarnamesi gönderilen diğer takip borçlusu üçüncü kişi sayılamayacağından gönderilen haciz ihbarnamesi hukuki sonuç doğurmaz. Haciz ihbarnamesi gönderilen şikayetçi borçlunun, diğer borçlu şirketin ortağı olmasının da sonuca etkisi yoktur.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 30.05.2018 tarihli, 2018/562 E.-1345 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi verildi.

12. HD. 25.11.2019 T. E: 2018/13692, K: 16986
  • Cevap Yok
  • 04-02-2020, Saat: 20:40
  • DuraN
Somut olayda; şikayetçi borçluya diğer takip borçlusu şirketin kendilerinde olan alacakları için İİK mad. 89 uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiğinin anlaşılması karşısında, haciz ihbarnamesi gönderilen diğer takip borçlusunun İİK mad. 89 anlamında üçüncü kişi sayılamayacağından, gönderilen haciz ihbarnamesi hukuki sonuç doğurmayacağı-

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, hakkındaki takip kesinleşen diğer borçlu yönünden kendisine haciz ihbarnamesi gönderildiğini, İİK'nun 89. maddesi uyarınca 3. kişi sayılamayacağını ileri sürerek icra müdürlüğünce gönderilen haciz ihbarnamesinin iptalini talep ve şikayet ettiği, ilk derece mahkemesince, şikayetin kabulü ile şikayetçi borçluya gönderilen haciz ihbarnamesinin iptaline karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 30.05.2018 tarihli, 2018/562 E.-1345 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Borçlunun üçüncü kişi nezdindeki alacakları taşınır niteliğinde olduğundan, takibin kesinleşmesinden sonra alacaklı, İİK'nun 78. ve müteakip maddeleri gereğince üçüncü kişiye yazılacak bir haciz yazısı ile haciz konulmasını isteyebileceği gibi, üçüncü kişiye İİK'nun 89. maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderilmesi suretiyle de alacağın haczini talep edebilir.

Ancak somut olayda; şikayetçi borçluya, diğer takip borçlusu Mires İnşaat ... Ltd. Şti'nin kendilerinde olan alacakları için İİK.nun 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiği anlaşılmıştır. Anılan maddede takip borçlusunun üçüncü şahıs nezdinde bulunan hak ve alacakları ile menkul mallarının haczedilmesi öngörülmüş olup haciz ihbarnamesi gönderilen diğer takip borçlusu üçüncü kişi sayılamayacağından gönderilen haciz ihbarnamesi hukuki sonuç doğurmaz. Haciz ihbarnamesi gönderilen şikayetçi borçlunun, diğer borçlu şirketin ortağı olmasının da sonuca etkisi yoktur.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 30.05.2018 tarihli, 2018/562 E.-1345 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi verildi.

12. HD. 25.11.2019 T. E: 2018/13692, K: 16986

Nafaka yükümlülüğü doğmadan yapılan ödemeler nafaka borcundan mahsup edilmez

Nafaka yükümlülüğü doğmadan yapılan ödemelerin nafaka borcundan mahsup edilemeyeceği- Mahkemece nafaka takdirine ilişkin ara kararından önce yapılan ödemelerin takibe konu alacaktan mahsup edilmeksizin hesaplanacak borç miktarı ile ilgili itirazın kaldırılması talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu hakkında aile mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ara kararı ile müşterek çocuk için hükmedilen tedbir nafakası alacağının tahsili amacıyla genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, borçlunun yasal sürede takibe konu borcun tamamının alacaklıya ödendiğini ileri sürerek icra müdürlüğüne borca itirazda bulunduğu, alacaklının itirazın kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemenin itirazın kaldırılmasına dair kararının temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 08.11.2016 tarihli, 2016/5040-23162 sayılı ilamı ile, borçlunun ibraz ettiği ödeme belgelerinin incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu görülmüştür.

Somut olayda; borçlunun itfa itirazına dayanak olarak sunduğu belgelerden bir kısmının ve mahkemece nafaka alacağına mahsuben yapıldığı kabul edilen ödemelerin, takip dayanağı tedbir nafakasına dair 13.11.2014 tarihli ara kararından önce yapılan ödemeler olduğu anlaşılmaktadır. Nafaka yükümlülüğü doğmadan yapılan bu ödemeler nafaka borcundan mahsup edilemez.

O halde, mahkemece nafaka takdirine ilişkin 13.11.2014 tarihli ara kararından önce yapılan ödemelerin takibe konu alacaktan mahsup edilmeksizin hesaplanacak borç miktarı ile ilgili itirazın kaldırılması talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 25.02.2019 T. E: 2018/13177, K: 2880
  • Cevap Yok
  • 04-02-2020, Saat: 20:38
  • DuraN
Nafaka yükümlülüğü doğmadan yapılan ödemelerin nafaka borcundan mahsup edilemeyeceği- Mahkemece nafaka takdirine ilişkin ara kararından önce yapılan ödemelerin takibe konu alacaktan mahsup edilmeksizin hesaplanacak borç miktarı ile ilgili itirazın kaldırılması talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekeceği-

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından borçlu hakkında aile mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ara kararı ile müşterek çocuk için hükmedilen tedbir nafakası alacağının tahsili amacıyla genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, borçlunun yasal sürede takibe konu borcun tamamının alacaklıya ödendiğini ileri sürerek icra müdürlüğüne borca itirazda bulunduğu, alacaklının itirazın kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemenin itirazın kaldırılmasına dair kararının temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 08.11.2016 tarihli, 2016/5040-23162 sayılı ilamı ile, borçlunun ibraz ettiği ödeme belgelerinin incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu görülmüştür.

Somut olayda; borçlunun itfa itirazına dayanak olarak sunduğu belgelerden bir kısmının ve mahkemece nafaka alacağına mahsuben yapıldığı kabul edilen ödemelerin, takip dayanağı tedbir nafakasına dair 13.11.2014 tarihli ara kararından önce yapılan ödemeler olduğu anlaşılmaktadır. Nafaka yükümlülüğü doğmadan yapılan bu ödemeler nafaka borcundan mahsup edilemez.

O halde, mahkemece nafaka takdirine ilişkin 13.11.2014 tarihli ara kararından önce yapılan ödemelerin takibe konu alacaktan mahsup edilmeksizin hesaplanacak borç miktarı ile ilgili itirazın kaldırılması talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 25.02.2019 T. E: 2018/13177, K: 2880

Teb.Kan.21/2 m. ger. tebligatın açık mavi zarfla yapılmasının aranması, aşırı şekilcilik olduğu

Şikayete konu tebligatta, kanun ve yönetmeliğe uygun olacak şekilde, tebliğin, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre yapılacağına ilişkin usulüne uygun meşruhat bulunduğu nazara alındığında tebliğin usule uygun yapıldığının anlaşıldığı, tebligatın açık mavi zarfla yapılmasının aranmasının ise, aşırı şekilcilik olduğunun, icra dairelerinde mavi renkli zarf bulunmaması halinde, beyaz renkli zarfa usulüne uygun şekilde söz konusu şerhin yazılması halinde, salt zarfın beyaz renkli olması nedeniyle usulsüz olduğu sonucuna varılamayacağının kabulü gerekeceği-

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Yeliz Aziz Peker tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi ipotek borçlusu icra mahkemesine başvurusunda; sair iddiaları yanında satış ilanının usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek ihalenin feshini istemiş, ilk derece mahkemesince satış ilanı tebliğinin usulüne uygun olduğu ve sair fesih sebeplerinin de yerinde olmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiş, şikayetçinin mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarih ve 2019/15 E. - 2019/259 K. sayılı kararı ile, şikayetçiye yapılan satış ilanı tebliğinin, tebliğ zarfının açık mavi renkli olmadığı belirtilerek usulsüz olduğu gerekçesi ile şikayetçinin istinaf başvurusunun kabulü ile şikayetin kabulüne ve ihalenin feshine karar verilmiş, hüküm alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.

7201 sayılı Kanunu'nun "Tebliğ İmkansızlığı ve Bilinen Adreste Tebligat" başlıklı 21/2. maddesi ''Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.'' hükmünü, "Usulüne Aykırı Tebliğin Hükmü" başlıklı 32.maddesi de; ''Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.'' hükmünü içermektedir.

Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin "Bilinen adreste tebligat" başlıklı 16/2.maddesinde; ''Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebliğ zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir.” düzenlemesi, yine aynı Yönetmeliğin 79/2. maddesinde de “Bu Yönetmeliğe ekli örneklere göre bastırılacak evrakın beyaz renkte olması gerekir. Ancak 16 ncı maddenin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemine göre düzenlenecek tebliğ zarfı açık mavi renkte bastırılır.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda; ipotek borçlusu Filiz Kahraman’a çıkartılan satış ilanı tebligatının 16.4.2018 günü, muhatabın adresten ayrıldığından bahisle iade edildiği, borçlunun mernis adresine, “adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek, bu adrese Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılacağına dair meşruhat” bulunan tebligatın 04.5.2018’de tebliğ edildiği, tebligat zarfının ise beyaz renkli olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, şikayete konu tebligatta, kanun ve yönetmeliğe uygun olacak şekilde, tebliğin, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre yapılacağına ilişkin usulüne uygun meşruhat bulunduğu nazara alındığında tebliğin usule uygun yapıldığı anlaşılmaktadır. Tebligatın açık mavi zarfla yapılmasının aranmasının ise, aşırı şekilcilik olduğunun, icra dairelerinde mavi renkli zarf bulunmaması halinde, beyaz renkli zarfa usulüne uygun şekilde söz konusu şerhin yazılması halinde, salt zarfın beyaz renkli olması nedeniyle usulsüz olduğu sonucuna varılamayacağının kabulü gerekir.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca şikayetçinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarih ve 2019/15 E. - 2019/259 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi verildi.

12. HD. 23.05.2019 T. E: 6004, K: 8960
  • Cevap Yok
  • 02-02-2020, Saat: 22:08
  • DuraN
Şikayete konu tebligatta, kanun ve yönetmeliğe uygun olacak şekilde, tebliğin, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre yapılacağına ilişkin usulüne uygun meşruhat bulunduğu nazara alındığında tebliğin usule uygun yapıldığının anlaşıldığı, tebligatın açık mavi zarfla yapılmasının aranmasının ise, aşırı şekilcilik olduğunun, icra dairelerinde mavi renkli zarf bulunmaması halinde, beyaz renkli zarfa usulüne uygun şekilde söz konusu şerhin yazılması halinde, salt zarfın beyaz renkli olması nedeniyle usulsüz olduğu sonucuna varılamayacağının kabulü gerekeceği-

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Yeliz Aziz Peker tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi ipotek borçlusu icra mahkemesine başvurusunda; sair iddiaları yanında satış ilanının usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek ihalenin feshini istemiş, ilk derece mahkemesince satış ilanı tebliğinin usulüne uygun olduğu ve sair fesih sebeplerinin de yerinde olmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiş, şikayetçinin mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarih ve 2019/15 E. - 2019/259 K. sayılı kararı ile, şikayetçiye yapılan satış ilanı tebliğinin, tebliğ zarfının açık mavi renkli olmadığı belirtilerek usulsüz olduğu gerekçesi ile şikayetçinin istinaf başvurusunun kabulü ile şikayetin kabulüne ve ihalenin feshine karar verilmiş, hüküm alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.

7201 sayılı Kanunu'nun "Tebliğ İmkansızlığı ve Bilinen Adreste Tebligat" başlıklı 21/2. maddesi ''Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.'' hükmünü, "Usulüne Aykırı Tebliğin Hükmü" başlıklı 32.maddesi de; ''Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.'' hükmünü içermektedir.

Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin "Bilinen adreste tebligat" başlıklı 16/2.maddesinde; ''Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebliğ zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir.” düzenlemesi, yine aynı Yönetmeliğin 79/2. maddesinde de “Bu Yönetmeliğe ekli örneklere göre bastırılacak evrakın beyaz renkte olması gerekir. Ancak 16 ncı maddenin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemine göre düzenlenecek tebliğ zarfı açık mavi renkte bastırılır.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda; ipotek borçlusu Filiz Kahraman’a çıkartılan satış ilanı tebligatının 16.4.2018 günü, muhatabın adresten ayrıldığından bahisle iade edildiği, borçlunun mernis adresine, “adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek, bu adrese Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılacağına dair meşruhat” bulunan tebligatın 04.5.2018’de tebliğ edildiği, tebligat zarfının ise beyaz renkli olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, şikayete konu tebligatta, kanun ve yönetmeliğe uygun olacak şekilde, tebliğin, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre yapılacağına ilişkin usulüne uygun meşruhat bulunduğu nazara alındığında tebliğin usule uygun yapıldığı anlaşılmaktadır. Tebligatın açık mavi zarfla yapılmasının aranmasının ise, aşırı şekilcilik olduğunun, icra dairelerinde mavi renkli zarf bulunmaması halinde, beyaz renkli zarfa usulüne uygun şekilde söz konusu şerhin yazılması halinde, salt zarfın beyaz renkli olması nedeniyle usulsüz olduğu sonucuna varılamayacağının kabulü gerekir.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca şikayetçinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarih ve 2019/15 E. - 2019/259 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi verildi.

12. HD. 23.05.2019 T. E: 6004, K: 8960