*Takipten Önce %4,55 / Sonra %9,10 / Satıştan Sonra %11,38
*Vazgeçme/Haricen Tahsil (Hacizden Önce) %2,27 -(Hacizden Sonra) %4,55
*Maaş ve Ücret Ödemelerinde %4,55
*Başvuru Harcı / Yerine Getirme Harcı 59,30.TL
*Tahliye Harcı -İcra Teb.Üzerine%1,13 /İcra Kanalıyla%2,27
*İhale Damga Vergisi : Binde 5,69
*Kefalet/Temlik/Taahhütname Damga Vergisi Binde 9,48
*Yediemine Ödenen Paralardan Damga V. Binde 9,48
*Resmi şahıslar adına şahıslara ödenecek
paralardan Kesilecek Damga V. Binde 7,59
*Kira Sözleşmelerinden Alınacak Damga Vergisi Binde 1,89
*Cezaevi Yapı Harcı %2
*Vekalet Suret Harcı 8,50.TL
*Haciz, Teslim ve Satış Harcı : 139,20.TL
2021 Yolluk Miktarı : 3.145,71.TL.
Haciz, Teslim, Satış Harcından Memura Ödenen 45,59.TL
İflasın Açılması, Konkordato İsteği, Masaya Katılma:97,70 TL
İCRA DAİRELERİNİN YILLIK ve 3'er AYLIK DÖNEMLERİNE ilişkin TEFTİŞ İŞLEMLERİ ÖRNEKLERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

İcra Takibinin Durdurulması Halinde Maaş Haczinin Durumu Ne Olur ?

  • İcra Takibinin Durdurulması Halinde Maaş Haczinin Durumu Ne Olur ?

        Maaş haczi işleminden farklı olarak, maaştan yapılan kesintiler muhafaza işlemi niteliğindedir. Takibin durmasına yönelik tedbir kararı verilmesi halinde, haciz, maaş üzerinde durmakla birlikte kesintiye devam edilemez. Maaş haczine ilişkin kesintilerin durdurulması gerekir.

Dayanak              : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 07/12/2015 Tarih ve 2015/21790 – 30722 E.K. sayılı karar.

Yargıtay 8.Hukuk Dairesi – 25/06/2013 Tarih ve 2013/5974 – 2013/9986 E.K.
  • Cevap Yok
  • 30-07-2021, Saat: 07:27
  • DuraN
  • İcra Takibinin Durdurulması Halinde Maaş Haczinin Durumu Ne Olur ?

        Maaş haczi işleminden farklı olarak, maaştan yapılan kesintiler muhafaza işlemi niteliğindedir. Takibin durmasına yönelik tedbir kararı verilmesi halinde, haciz, maaş üzerinde durmakla birlikte kesintiye devam edilemez. Maaş haczine ilişkin kesintilerin durdurulması gerekir.

Dayanak              : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi – 07/12/2015 Tarih ve 2015/21790 – 30722 E.K. sayılı karar.

Yargıtay 8.Hukuk Dairesi – 25/06/2013 Tarih ve 2013/5974 – 2013/9986 E.K.

Meskeniyet şikayeti- Doğmuş ve doğacak tüm borçları teminatı olan ipotek-

<div id="karar-ozet">İpotek akit tablosunda yer alan "...doğmuş ve doğacak tüm borçlarından ...teminatını teşkil etmek üzere ... ipotek tesis edilmiştir” şeklindeki kayıtlar nedeniyle, söz konusu ipoteğin, borçlunun kullandığı/kullanacağı her türlü kredinin teminatı olarak tesis edildiği ve dolayısıyla zorunlu ipotek olmadığı ve bankanın ipoteğin zirai kredi sözleşmesinden kaynaklandığını bildirmesinin sonuca etkisi bulunmadığı ve bu durumda söz konusu taşınmaz yönünden meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi ve borçlunun geçinmesi için gerekli miktarın belirlenmesinde borçlu eşinin gelirleri de nazara alınmak suretiyle hesaplanma yapılması için bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-</div>
 

<hr />
<div id="karar">Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :<br />
<br />
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;<br />
<br />
İlamlı icra takibinde borçlunun, meskeniyet iddiası ile bir adet taşınmazının ve çiftçilik ile geçimini sağladığı nedeniyle tarım arazilerilerinin üzerine konan hacizlerin kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, İlk Derece Mahkemesince; istemin kabulü ile hacizlerin kaldırılmasına hükmedildiği, alacaklının istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br />
<br />
İİK'nun 82/1. maddesinin 4. bendi gereğince borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ... aletleri haczedilemez. Borçlunun bu maddeden yararlanabilmesi için asıl uğraşısının çiftçilik olması gerekir. Yani geçimini çiftçilik ile temin etmelidir. Bunun için borçlunun bizzat kendisinin ... yapması zorunlu olmayıp tarım arazisini ortakçıya (yarıcıya) vermek suretiyle işletmesi halinde de bu madde uyarınca haczedilmezlik şikâyetinde bulunabilir. Asıl işi çiftçilik olan borçlunun yan gelir elde etmek amacıyla yan işler yapması çiftçilik sıfatını ortadan kaldırmadığı gibi örneğin çiftçi olan borçlunun, emekli maaşı alması da çiftçilik vasfını ortadan kaldırmaz. Böyle bir durumda borçlunun kendisi ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazinin miktarı, haczedilen ve haczedilmeyen tüm taşınmazları keşif ve bilirkişi incelemesi ile belirlenmeli ve borçlunun elde ettiği ek gelirler de dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.<br />
<br />
Burada sözü edilen aile tabirine, borçlunun kanunen geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimseler, borçlu ile birlikte oturmamasına karşılık borçlunun kendilerine nafaka yükümlülüğü bulunan kişiler anlaşılmalıdır. Somut olayda, şikayetçi borçlunun evli olup eşiyle birlikte yaşadığı dosya kapsamında sabittir. Bu durumda geçinmesi için gerekli miktar, borçlu eşinin gelirleri de nazara alınmak suretiyle hesaplanmalıdır. Şöyle ki; eşinin gelirleri kendisi için yeterli ise şikayetin, sadece şikayetçi borçlunun geçimini temin için yeterli miktar belirlenerek sonuçlandırılması gerekmektedir.<br />
<br />
Yine borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir. Zira zorunlu olarak kurulan ipoteğin haczedilmezlik şikayetine engel teşkil etmeyeceği ilkesi bu ipoteğin sosyal amaçlı olarak verilen kredinin teminatını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bunun dışında, borçlunun serbest iradesi ile kurduğu ipotekler, adı geçenin daha sonra bu yerle ilgili olarak haczedilmezlik iddiasında bulunmasını engeller. Ancak, haciz tarihinde ipotek konusu borcun ödenmiş olması halinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilir. Dosya kapsamı itibariyle şikayet konusu edilen taşınmazlardan ... ili, merkez ilçesi, .... 751 parsel sayılı taşınmaz üzerinde Şekerbank T.A.Ş lehine 17.12.2015 tarih, 19292 yevmiye numaralı ipotek kaydının bulunduğu, adı geçen bankanın 25.01.2019 tarihli müzekkere cevabında; ipoteğe konu borcun zirai kredi borçlarının teminatı olduğu ve halen devam ettiği bildirilmişse de; dosya içerisinde mevcut ipotek akit tablosunda yer alan "...doğmuş ve doğacak tüm borçlarından ...teminatını teşkil etmek üzere ... ipotek tesis edilmiştir” şeklindeki kayıtlar nedeniyle, söz konusu ipoteğin, borçlunun kullandığı/kullanacağı her türlü kredinin teminatı olarak tesis edildiği ve dolayısıyla zorunlu ipotek olmadığı anlaşılmakta, bankanın ipoteğin zirai kredi sözleşmesinden kaynaklandığını bildirmesinin sonuca etkisi bulunmamaktadır.<br />
<br />
Bu durumda, 751 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ipoteğin zorunlu ipotek olmadığının anlaşılmasına göre, bu taşınmaz yönünden meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi ve borçlunun geçinmesi için gerekli miktarın belirlenmesinde borçlu eşinin gelirleri de nazara alınmak suretiyle hesaplanma yapılması için bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, şikayete konu tüm taşınmazlar yönünden hacizlerin kaldırılmasına ilişkin hüküm tesisi isabetsizdir.<br />
<br />
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, istinaf talebinin esastan reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 18.11.2020 tarih ve 2020/846 E.-2020/2542 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesi’nin 12.12.2019 tarih 2018/293 E. - 2019/837 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 26/04/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.<br />
<br />
12. HD. 26.04.2021 T. E: 259, K: 4414<br />
 </div>

<p> </p>
  • Cevap Yok
  • 26-07-2021, Saat: 00:03
  • DuraN
<div id="karar-ozet">İpotek akit tablosunda yer alan "...doğmuş ve doğacak tüm borçlarından ...teminatını teşkil etmek üzere ... ipotek tesis edilmiştir” şeklindeki kayıtlar nedeniyle, söz konusu ipoteğin, borçlunun kullandığı/kullanacağı her türlü kredinin teminatı olarak tesis edildiği ve dolayısıyla zorunlu ipotek olmadığı ve bankanın ipoteğin zirai kredi sözleşmesinden kaynaklandığını bildirmesinin sonuca etkisi bulunmadığı ve bu durumda söz konusu taşınmaz yönünden meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi ve borçlunun geçinmesi için gerekli miktarın belirlenmesinde borçlu eşinin gelirleri de nazara alınmak suretiyle hesaplanma yapılması için bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-</div>
 

<hr />
<div id="karar">Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :<br />
<br />
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;<br />
<br />
İlamlı icra takibinde borçlunun, meskeniyet iddiası ile bir adet taşınmazının ve çiftçilik ile geçimini sağladığı nedeniyle tarım arazilerilerinin üzerine konan hacizlerin kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, İlk Derece Mahkemesince; istemin kabulü ile hacizlerin kaldırılmasına hükmedildiği, alacaklının istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br />
<br />
İİK'nun 82/1. maddesinin 4. bendi gereğince borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ... aletleri haczedilemez. Borçlunun bu maddeden yararlanabilmesi için asıl uğraşısının çiftçilik olması gerekir. Yani geçimini çiftçilik ile temin etmelidir. Bunun için borçlunun bizzat kendisinin ... yapması zorunlu olmayıp tarım arazisini ortakçıya (yarıcıya) vermek suretiyle işletmesi halinde de bu madde uyarınca haczedilmezlik şikâyetinde bulunabilir. Asıl işi çiftçilik olan borçlunun yan gelir elde etmek amacıyla yan işler yapması çiftçilik sıfatını ortadan kaldırmadığı gibi örneğin çiftçi olan borçlunun, emekli maaşı alması da çiftçilik vasfını ortadan kaldırmaz. Böyle bir durumda borçlunun kendisi ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazinin miktarı, haczedilen ve haczedilmeyen tüm taşınmazları keşif ve bilirkişi incelemesi ile belirlenmeli ve borçlunun elde ettiği ek gelirler de dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.<br />
<br />
Burada sözü edilen aile tabirine, borçlunun kanunen geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimseler, borçlu ile birlikte oturmamasına karşılık borçlunun kendilerine nafaka yükümlülüğü bulunan kişiler anlaşılmalıdır. Somut olayda, şikayetçi borçlunun evli olup eşiyle birlikte yaşadığı dosya kapsamında sabittir. Bu durumda geçinmesi için gerekli miktar, borçlu eşinin gelirleri de nazara alınmak suretiyle hesaplanmalıdır. Şöyle ki; eşinin gelirleri kendisi için yeterli ise şikayetin, sadece şikayetçi borçlunun geçimini temin için yeterli miktar belirlenerek sonuçlandırılması gerekmektedir.<br />
<br />
Yine borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir. Zira zorunlu olarak kurulan ipoteğin haczedilmezlik şikayetine engel teşkil etmeyeceği ilkesi bu ipoteğin sosyal amaçlı olarak verilen kredinin teminatını oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bunun dışında, borçlunun serbest iradesi ile kurduğu ipotekler, adı geçenin daha sonra bu yerle ilgili olarak haczedilmezlik iddiasında bulunmasını engeller. Ancak, haciz tarihinde ipotek konusu borcun ödenmiş olması halinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilir. Dosya kapsamı itibariyle şikayet konusu edilen taşınmazlardan ... ili, merkez ilçesi, .... 751 parsel sayılı taşınmaz üzerinde Şekerbank T.A.Ş lehine 17.12.2015 tarih, 19292 yevmiye numaralı ipotek kaydının bulunduğu, adı geçen bankanın 25.01.2019 tarihli müzekkere cevabında; ipoteğe konu borcun zirai kredi borçlarının teminatı olduğu ve halen devam ettiği bildirilmişse de; dosya içerisinde mevcut ipotek akit tablosunda yer alan "...doğmuş ve doğacak tüm borçlarından ...teminatını teşkil etmek üzere ... ipotek tesis edilmiştir” şeklindeki kayıtlar nedeniyle, söz konusu ipoteğin, borçlunun kullandığı/kullanacağı her türlü kredinin teminatı olarak tesis edildiği ve dolayısıyla zorunlu ipotek olmadığı anlaşılmakta, bankanın ipoteğin zirai kredi sözleşmesinden kaynaklandığını bildirmesinin sonuca etkisi bulunmamaktadır.<br />
<br />
Bu durumda, 751 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ipoteğin zorunlu ipotek olmadığının anlaşılmasına göre, bu taşınmaz yönünden meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi ve borçlunun geçinmesi için gerekli miktarın belirlenmesinde borçlu eşinin gelirleri de nazara alınmak suretiyle hesaplanma yapılması için bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, şikayete konu tüm taşınmazlar yönünden hacizlerin kaldırılmasına ilişkin hüküm tesisi isabetsizdir.<br />
<br />
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, istinaf talebinin esastan reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 18.11.2020 tarih ve 2020/846 E.-2020/2542 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesi’nin 12.12.2019 tarih 2018/293 E. - 2019/837 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 26/04/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.<br />
<br />
12. HD. 26.04.2021 T. E: 259, K: 4414<br />
 </div>

<p> </p>

Kıymet Takdirinde 2 Yıllık Sürenin Başlangıcı

Kıymet takdirine itiraz üzerine, icra mahkemesinin, oluşturduğu bilirkişi kurulu ile "icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih" itibariyle taşınmazın değerini belirleyerek memur işlemini denetlediği- Kıymet takdirine itirazda, icra dairesi tarafından belirlenen değerin malın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, dolayısıyla memur işleminin doğru olup olmadığı denetlendiğinden icra mahkemesince yapılan keşif tarihinin veya icra mahkemesinin karar tarihinin İİK. mad. 128/a-2'da yer alan "2 yıllık sürenin başlangıç tarihi olarak" kabulünün mümkün olmadığı- "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı” ifadesinin, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yapılan keşif tarihi veya keşif sonrası verilen bilirkişi raporu tarihi olarak yorumlanamayacağı- İcra mahkemesince "icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih" itibariyle taşınmazın değeri belirlenerek memur işlemi denetlendiğinden, taşınmazın değerinin, "hükme esas alınan kıymet takdir raporu tarihine" göre değil, icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihine göre belirlenmiş olacağı ve bu nedenle İİK. mad. 128/a-2'de öngörülen 2 yıllık sürenin de icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihinden itibaren başlayacağı-

1. Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda ihalenin feshi isteminin reddi yönünden onanmasına, para cezasına hasren bozulmasına karar verilmiş, borçlu vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:I. İNCELEME SÜRECİBorçlu İstemi:4. Borçlu vekili 26.08.2015 tarihli şikâyet dilekçesinde; Antalya 14. İcra Dairesinin 2010/14036 E. sayılı dosyasında müvekkili hakkında başlatılan takipte Antalya ili, ... ilçesi, ... köyü, 13547 ada 17 parsel sayılı taşınmazın ihale edildiğini, müvekkilinin icra dairesince yapılan kıymet takdirine Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 2013/587 E. sayılı dosyasında itiraz ettiğini, icra mahkemesince yapılan keşfe istinaden 24.09.2013 tarihli bilirkişi raporu alındığını, icra mahkemesinin 10.10.2013 tarihli kararı ile icra dairesince alınan raporun iptal edilerek taşınmazın kıymetinin yeniden belirlendiğini, alacaklının İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 128/a-3(2) maddesinde belirtilen 2 yıllık sürenin dolmasına çok kısa bir süre kala satış talep ettiğini, taşınmazın değerinin 2 yıllık süre sonunda %50 oranında arttığını, bu nedenle değerinin çok altında bir bedelle ihale edildiğini, alacaklının kötü niyetli olarak satışı yaptırmak suretiyle müvekkiline zarar verdiğini ve sair şikâyetlerini ileri sürerek taşınmazın ihalesinin feshine karar verilmesini talep etmiştir.Alacaklı Cevabı:5. Alacaklı vekili 08.09.2015 tarihli cevap dilekçesinde; ihalenin kıymet takdirinden itibaren 2 yıllık süre içinde yapıldığını, yeniden kıymet takdirini gerektirecek doğal afet veya yeni bir imar düzenlemesi olmadığını, kesinleşmiş bir kıymet takdiri varken kıymet takdirinin düşük olduğu iddiası ile ihalenin feshinin istenemeyeceğini, 10.10.2013 tarihinde kesinleşen kıymet takdirinin sonuna yaklaşılmasının müvekkilini bağlamayacağını, diğer iddiaların da yerinde olmadığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.İhale Alıcısı Cevabı:6. İhale alıcısı 09.09.2015 tarihli cevap dilekçesinde; kıymet takdirinin ve diğer işlemlerin İİK hükümlerine uygun yapıldığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme Kararı: 7. Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli ve 2015/813 E., 2015/827 K. sayılı kararı ile; kıymet takdir raporunun 10.10.2013 tarihinde kesinleştiği, İİK’nın 128/a-2 maddesinde belirtilen 2 yıllık süre dolmadan satış işleminin yapıldığı, satış ilanının alacaklılara ve diğer ilgililere usulüne uygun tebliğ edildiği, haczi bulunan diğer alacaklılara satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğine dair şikâyetin ilgilileri tarafından yapılması gerektiği, Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 2015/807 E, 2015/857 K. sayılı kararının eldeki dosyayı doğrudan ilgilendirmediğinden kararın kesinleşmesinin beklenmediği, ihalenin usul ve yasaya uygun gerçekleştirildiği, İİK’nın 134. maddesinde sayılan somut ihalenin feshi sebeplerinin ortaya konulmadığı ve tespit edilemediği gerekçesiyle davanın (şikâyetin) reddi ile ihale bedeli olan 350.000,00TL'nin %10'u olan 35.000,00TL'nin davacıdan (şikâyetçiden) tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı:8. Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 11.01.2016 tarihli ve 2015/31027 E., 2016/242 K. sayılı kararı ile;“…1) İcra mahkemesinin ihalenin feshi isteminin reddine yönelik kararı yönünden;Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK.nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA),2) İİK.nun 134/2. maddesi uyarınca ihalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi halinde mahkeme davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup kamu düzenine ilişkin bulunduğundan mahkemece re'sen uygulanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu'nun 06.10.2004 tarih ve 2004/1-433 esas sayılı kararında da benimsendiği üzere kamu düzenine aykırılıkta aleyhe bozma ilkesi nazara alınamayacağından, mahkemece ihalenin feshi istemi reddedilen borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmesi gerekirken, bu hususun gözardı edilerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi yasaya aykırı bulunmuştur…” gerekçesi ile 2 nolu bentte yazılı nedenlerle para cezasına hasren karar bozulmuştur.10. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.11. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 12.05.2016 tarihli ve 2016/7719 E., 2016/14097 K. sayılı kararı ile; “...Alacaklı tarafından borçlular aleyhine kambiyo senetlerine mahsuz haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu icra mahkemesine başvurarak taşınmaz ihalesinin feshini talep etmiş olup, mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.İİK'nun 128/a-2. maddesinde; "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez" hükmüne yer verilmiştir.HGK'nun 26/02/1992 gün ve 92/70-130 sayılı kararında; satışın, kıymet takdirinin esas alındığı tarihten iki sene sonra yapılmasının başlı başına ihalenin feshi sebebi sayılacağı benimsenmiştir. Ayrıca kararda iki yıllık sürenin başlangıcının, bilahare kesinleşmesi kaydı ile kıymet takdirinin yapıldığı tarih olduğu açıkça vurgulanmıştır.Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re'sen nazara alınmalıdır.Somut olayda, şikayete konu taşınmazla ilgili olarak icra müdürlüğünce 31.03.2013 tarihinde kıymet takdirinin yapıldığı, bilirkişilerin 01.04.2013 tarihli raporlarını ibraz ettikleri, kıymet takdirine itiraz üzerine Antalya 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2013/578 E. sayılı dosyasında alınan 24.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda, 31.03.2013 tarihi itibariyle taşınmazın değerinin belirlendiği, mahkemece 24.09.2013 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınmasına karar verildiği, ihalenin ise 20.08.2015 tarihinde iki yıllık süre geçtikten sonra yapıldığı görülmüştür (HGK 20.01.2016 T. 2015/12-3325E- 2016/25K.).O halde şikayete konu ihale, kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı 31.03.2013 tarihinden itibaren iki yıldan fazla süre geçtikten sonra gerçekleştiğinden mahkemece, ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine hükmedilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce ihalenin feshi isteminin reddine yönelik kararın onandığı, para cezası yönünden ise bozulduğu anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir….” gerekçesi ile karar düzeltme istemi kabul edilerek kararın bozulmasına, bozma nedenine göre borçlunun kıymet takdirine yönelik sair karar düzeltme isteminin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı:12. Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 23.12.2016 tarihli ve 2016/720 E., 2016/728 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararında belirtilen icra dairesi tarafından yaptırılan 31.03.2013 tarihli kıymet takdirinin kesinleşen kıymet takdiri olmadığı, dolayısıyla 31.03.2013 tarihli kıymet takdiri raporunun satışa da esas alınmadığı, 31.03.2013 tarihli kıymet taktiri raporuna itiraz söz konusu olduğu için kıymet takdirinin Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/578 E., 2013/1063 K. sayılı karar ile 10.10.2013 tarihinde kesinleştiği, kıymet takdirine itiraz dosyasında hükme esas alınan kıymet taktir raporunun tarihinin ise 24.09.2013 olduğu, bu durumda ihaleye esas olan 24.09.2013 tarihli kıymet taktiri raporu ile 20.08.2015 tarihli ihale arasında 2 yıllık sürenin geçmediği, yine Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/578 E., 2013/1063 K. sayılı kararın 10.10.2013 tarihinde kesinleştiği dikkate alındığında 10.10.2013 tarihi ile 20.08.2015 tarihli ihale arasında 2 yıllık sürenin geçmediği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi:13.Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.II. UYUŞMAZLIK14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ihalede esas alınan kıymet takdirinden, ihale tarihine kadar İİK’nın 128/a-2 maddesine öngörülen 2 yıllık sürenin geçip geçmediği, burada varılacak sonuca göre ihalenin feshinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE15. İİK’nın 128/a maddesinin 2. fıkrası “…Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez. Ancak, doğal afetler ve imar durumundaki çok önemli değişiklikler meydana getiren benzer hallerde yeniden kıymet takdiri istenebilir…” şeklinde düzenlenmiştir.16. İİK’nın 128/a maddesinin 2. fıkrasında öngörülen 2 yıllık sürenin başlangıcı bilahare kesinleşmesi kaydıyla kıymet takdirinin yapıldığı tarihtir. Kıymet takdiri, icra dairesince fiilen yapılan keşif tarihine göre belirlenir. Satışın kıymet takdirinin esas alındığı tarihten 2 yıl sonra yapılması başlı başına ihalenin feshi sebebidir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece resen nazara alınmalıdır. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 26.02.1992 tarihli ve 1992/4-70 E., 1992/130 K. ile 20.01.2016 tarihli ve 2015/12-3325 E., 2016/25 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.17. İcra dairesince yapılan kıymet takdiri; kendilerine kıymet takdir raporu tebliğ edilen ilgililer tarafından itiraz edilmemesi veya yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak kıymet takdirine itiraz etmeleri üzerine mahkemece verilecek karar ile kesinleşir.18. İİK’nın 128/a maddesinde düzenlenmiş olan kıymet takdirine itiraz, icra müdürlüğünce satışa konu malın bilirkişi marifetiyle yaptırılan değer tespitinin yerinde olmadığına yönelik bir şikâyettir. Kıymet takdirinin tebliğ edildiği ilgililer, raporun tebliğinden itibaren yedi gün içinde müdürlükçe yaptırılan değer tespitinin yerinde olmadığı, malın belirlenen değerinin gerçek kıymetini yansıtmadığı iddiasıyla raporu düzenleten icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesinde şikâyette bulunabilirler. Bu durumda icra mahkemesince yapılacak iş; icra müdürü tarafından belirlenen değerin malın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, bir başka ifadeyle memur işleminin doğru olup olmadığını denetlemektir. Dolayısıyla mahkeme, oluşturduğu bilirkişi kurulu ile icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih itibariyle taşınmazın değerini belirleyerek memur işlemini denetler. Bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2020 tarihli ve 2017/12-742 E., 2020/406 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 19. Diğer taraftan şikâyet, icra takibinin taraflarına veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Özkan, M.S./Özekes, M.:İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası, Ankara 2013, s. 125 vd.). Şikâyet konusunu idari işlemler oluşturduğundan, şikâyet medeni usul hukuku anlamında bir dava değildir. Şikâyette kişiler arasında uyuşmazlık yoktur. Şikâyet ile icra ve iflas memurlarının işlemlerinin kanuna veya olaya aykırılığı ileri sürülür. Şikâyetin kabulü hâlinde İİK’nın 17. maddesi uyarınca icra mahkemesi, icra müdürünün yerine geçerek müdürün yapması gereken işlemi kendisi tesis edemez. Bir başka ifadeyle, icra mahkemesi icra müdürünün vermediği kararı kendisi onun yerine veremez.20. Bu bağlamda kıymet takdirine itirazda, icra dairesi tarafından belirlenen değerin malın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, dolayısıyla memur işleminin doğru olup olmadığı denetlendiğinden icra mahkemesince yapılan keşif tarihinin veya icra mahkemesinin karar tarihinin İİK’nın 128/a-2 maddesinde düzenlenen 2 yıllık sürenin başlangıç tarihi olarak kabulü mümkün değildir. Anılan maddede belirtilen “Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı” ifadesi, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yapılan keşif tarihi veya keşif sonrası verilen bilirkişi raporu tarihi olarak yorumlanamaz. 21. İcra dairesinin mahcuz taşınmazın bilirkişi marifetiyle takdir ettirdiği değerin, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yaptırılacak keşif ve sonrasında alınan bilirkişi raporuna göre düşük olduğu tespit edilir ise mahkemece kıymet takdirine itiraz kabul edilerek taşınmazın değeri hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre tespit edilir. Yukarıda açıklandığı üzere icra mahkemesince icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih itibariyle taşınmazın değeri belirlenerek memur işlemi denetlendiğinden, taşınmazın değeri hükme esas alınan kıymet takdir raporu tarihine göre değil, icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihine göre belirlenmiş olur. Bu nedenle İİK’nın 128/a-2 maddesinde öngörülen 2 yıllık süre de icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihinden itibaren başlar. Aksinin kabulü, mahcuz taşınmazın değeri zaman içinde değişebileceğinden icra dairesince takdir edilen değerin, takdir edildiği tarih itibariyle gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesini imkânsız kılar. 22. Somut olay incelendiğinde; alacaklı tarafından başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu takipte icra dairesince 31.03.2013 tarihinde yapılan keşif sonucunda düzenlenen kıymet takdir raporunda taşınmaza 626.588,36TL değer takdir edildiği, kendisine kıymet takdir raporu tebliğ edilen borçlunun, yasal süresinde icra mahkemesinde kıymet takdirine itiraz ettiği, icra mahkemesince alınan bilirkişi raporunda icra dairesince yaptırılan kıymet takdirinde taşınmazın değerinin belirlendiği 31.03.2013 tarihi esas alınarak taşınmazın değerinin 676.942,34TL olduğunun bildirildiği, Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/578 E., 2013/1063 K. sayılı kararında; kıymet takdirine itirazın kabulü ile icra dosyasında yapılan kıymet taktirinin iptali ile şikâyete konu Antalya ili, ... ilçesi, ... köyü 13547 ada 17 parsel sayılı taşınmazın değerinin 676.942,34TL olduğunun tespitine karar verildiği, icra mahkemesince belirlenen değer üzerinden satışa çıkarılan taşınmazın 20.08.2015 tarihinde ihale edildiği anlaşılmaktadır.23. Bu durumda kıymet takdirine itiraz üzerine mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, icra dairesince yaptırılan kıymet takdirinde taşınmazın değerinin belirlendiği 31.03.2013 tarihi esas alınarak kıymet takdir edildiğinden kesinleşen kıymet takdiri tarihinin 31.03.2013 olduğunun kabulü zorunludur. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yeniden değer belirlendiğinden icra mahkemesinin keşif tarihinin dikkate alınması gerektiği ve icra mahkemesince alınan bilirkişi raporu tarihinin esas alınması gerektiği gerekçesi ile gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.25. O hâlde kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı 31.03.2013 tarihinden itibaren 2 yıldan fazla süre geçtikten sonra 20.08.2015 tarihinde ihale yapıldığından bu husus başlı başına ihalenin feshi sebebidir.26. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,2004 sayılı İİK’ya 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.HGK. 16.02.2021 T. E: 2017/12-2258, K: 94
Kıymet takdirine itiraz üzerine, icra mahkemesinin, oluşturduğu bilirkişi kurulu ile "icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih" itibariyle taşınmazın değerini belirleyerek memur işlemini denetlediği- Kıymet takdirine itirazda, icra dairesi tarafından belirlenen değerin malın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, dolayısıyla memur işleminin doğru olup olmadığı denetlendiğinden icra mahkemesince yapılan keşif tarihinin veya icra mahkemesinin karar tarihinin İİK. mad. 128/a-2'da yer alan "2 yıllık sürenin başlangıç tarihi olarak" kabulünün mümkün olmadığı- "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı” ifadesinin, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yapılan keşif tarihi veya keşif sonrası verilen bilirkişi raporu tarihi olarak yorumlanamayacağı- İcra mahkemesince "icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih" itibariyle taşınmazın değeri belirlenerek memur işlemi denetlendiğinden, taşınmazın değerinin, "hükme esas alınan kıymet takdir raporu tarihine" göre değil, icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihine göre belirlenmiş olacağı ve bu nedenle İİK. mad. 128/a-2'de öngörülen 2 yıllık sürenin de icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihinden itibaren başlayacağı-

1. Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda ihalenin feshi isteminin reddi yönünden onanmasına, para cezasına hasren bozulmasına karar verilmiş, borçlu vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:I. İNCELEME SÜRECİBorçlu İstemi:4. Borçlu vekili 26.08.2015 tarihli şikâyet dilekçesinde; Antalya 14. İcra Dairesinin 2010/14036 E. sayılı dosyasında müvekkili hakkında başlatılan takipte Antalya ili, ... ilçesi, ... köyü, 13547 ada 17 parsel sayılı taşınmazın ihale edildiğini, müvekkilinin icra dairesince yapılan kıymet takdirine Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 2013/587 E. sayılı dosyasında itiraz ettiğini, icra mahkemesince yapılan keşfe istinaden 24.09.2013 tarihli bilirkişi raporu alındığını, icra mahkemesinin 10.10.2013 tarihli kararı ile icra dairesince alınan raporun iptal edilerek taşınmazın kıymetinin yeniden belirlendiğini, alacaklının İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 128/a-3(2) maddesinde belirtilen 2 yıllık sürenin dolmasına çok kısa bir süre kala satış talep ettiğini, taşınmazın değerinin 2 yıllık süre sonunda %50 oranında arttığını, bu nedenle değerinin çok altında bir bedelle ihale edildiğini, alacaklının kötü niyetli olarak satışı yaptırmak suretiyle müvekkiline zarar verdiğini ve sair şikâyetlerini ileri sürerek taşınmazın ihalesinin feshine karar verilmesini talep etmiştir.Alacaklı Cevabı:5. Alacaklı vekili 08.09.2015 tarihli cevap dilekçesinde; ihalenin kıymet takdirinden itibaren 2 yıllık süre içinde yapıldığını, yeniden kıymet takdirini gerektirecek doğal afet veya yeni bir imar düzenlemesi olmadığını, kesinleşmiş bir kıymet takdiri varken kıymet takdirinin düşük olduğu iddiası ile ihalenin feshinin istenemeyeceğini, 10.10.2013 tarihinde kesinleşen kıymet takdirinin sonuna yaklaşılmasının müvekkilini bağlamayacağını, diğer iddiaların da yerinde olmadığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.İhale Alıcısı Cevabı:6. İhale alıcısı 09.09.2015 tarihli cevap dilekçesinde; kıymet takdirinin ve diğer işlemlerin İİK hükümlerine uygun yapıldığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme Kararı: 7. Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli ve 2015/813 E., 2015/827 K. sayılı kararı ile; kıymet takdir raporunun 10.10.2013 tarihinde kesinleştiği, İİK’nın 128/a-2 maddesinde belirtilen 2 yıllık süre dolmadan satış işleminin yapıldığı, satış ilanının alacaklılara ve diğer ilgililere usulüne uygun tebliğ edildiği, haczi bulunan diğer alacaklılara satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğine dair şikâyetin ilgilileri tarafından yapılması gerektiği, Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 2015/807 E, 2015/857 K. sayılı kararının eldeki dosyayı doğrudan ilgilendirmediğinden kararın kesinleşmesinin beklenmediği, ihalenin usul ve yasaya uygun gerçekleştirildiği, İİK’nın 134. maddesinde sayılan somut ihalenin feshi sebeplerinin ortaya konulmadığı ve tespit edilemediği gerekçesiyle davanın (şikâyetin) reddi ile ihale bedeli olan 350.000,00TL'nin %10'u olan 35.000,00TL'nin davacıdan (şikâyetçiden) tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı:8. Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 11.01.2016 tarihli ve 2015/31027 E., 2016/242 K. sayılı kararı ile;“…1) İcra mahkemesinin ihalenin feshi isteminin reddine yönelik kararı yönünden;Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK.nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA),2) İİK.nun 134/2. maddesi uyarınca ihalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi halinde mahkeme davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup kamu düzenine ilişkin bulunduğundan mahkemece re'sen uygulanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu'nun 06.10.2004 tarih ve 2004/1-433 esas sayılı kararında da benimsendiği üzere kamu düzenine aykırılıkta aleyhe bozma ilkesi nazara alınamayacağından, mahkemece ihalenin feshi istemi reddedilen borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmesi gerekirken, bu hususun gözardı edilerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi yasaya aykırı bulunmuştur…” gerekçesi ile 2 nolu bentte yazılı nedenlerle para cezasına hasren karar bozulmuştur.10. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.11. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 12.05.2016 tarihli ve 2016/7719 E., 2016/14097 K. sayılı kararı ile; “...Alacaklı tarafından borçlular aleyhine kambiyo senetlerine mahsuz haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu icra mahkemesine başvurarak taşınmaz ihalesinin feshini talep etmiş olup, mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.İİK'nun 128/a-2. maddesinde; "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez" hükmüne yer verilmiştir.HGK'nun 26/02/1992 gün ve 92/70-130 sayılı kararında; satışın, kıymet takdirinin esas alındığı tarihten iki sene sonra yapılmasının başlı başına ihalenin feshi sebebi sayılacağı benimsenmiştir. Ayrıca kararda iki yıllık sürenin başlangıcının, bilahare kesinleşmesi kaydı ile kıymet takdirinin yapıldığı tarih olduğu açıkça vurgulanmıştır.Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re'sen nazara alınmalıdır.Somut olayda, şikayete konu taşınmazla ilgili olarak icra müdürlüğünce 31.03.2013 tarihinde kıymet takdirinin yapıldığı, bilirkişilerin 01.04.2013 tarihli raporlarını ibraz ettikleri, kıymet takdirine itiraz üzerine Antalya 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2013/578 E. sayılı dosyasında alınan 24.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda, 31.03.2013 tarihi itibariyle taşınmazın değerinin belirlendiği, mahkemece 24.09.2013 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınmasına karar verildiği, ihalenin ise 20.08.2015 tarihinde iki yıllık süre geçtikten sonra yapıldığı görülmüştür (HGK 20.01.2016 T. 2015/12-3325E- 2016/25K.).O halde şikayete konu ihale, kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı 31.03.2013 tarihinden itibaren iki yıldan fazla süre geçtikten sonra gerçekleştiğinden mahkemece, ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine hükmedilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce ihalenin feshi isteminin reddine yönelik kararın onandığı, para cezası yönünden ise bozulduğu anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir….” gerekçesi ile karar düzeltme istemi kabul edilerek kararın bozulmasına, bozma nedenine göre borçlunun kıymet takdirine yönelik sair karar düzeltme isteminin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı:12. Antalya 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 23.12.2016 tarihli ve 2016/720 E., 2016/728 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararında belirtilen icra dairesi tarafından yaptırılan 31.03.2013 tarihli kıymet takdirinin kesinleşen kıymet takdiri olmadığı, dolayısıyla 31.03.2013 tarihli kıymet takdiri raporunun satışa da esas alınmadığı, 31.03.2013 tarihli kıymet taktiri raporuna itiraz söz konusu olduğu için kıymet takdirinin Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/578 E., 2013/1063 K. sayılı karar ile 10.10.2013 tarihinde kesinleştiği, kıymet takdirine itiraz dosyasında hükme esas alınan kıymet taktir raporunun tarihinin ise 24.09.2013 olduğu, bu durumda ihaleye esas olan 24.09.2013 tarihli kıymet taktiri raporu ile 20.08.2015 tarihli ihale arasında 2 yıllık sürenin geçmediği, yine Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/578 E., 2013/1063 K. sayılı kararın 10.10.2013 tarihinde kesinleştiği dikkate alındığında 10.10.2013 tarihi ile 20.08.2015 tarihli ihale arasında 2 yıllık sürenin geçmediği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi:13.Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.II. UYUŞMAZLIK14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ihalede esas alınan kıymet takdirinden, ihale tarihine kadar İİK’nın 128/a-2 maddesine öngörülen 2 yıllık sürenin geçip geçmediği, burada varılacak sonuca göre ihalenin feshinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE15. İİK’nın 128/a maddesinin 2. fıkrası “…Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez. Ancak, doğal afetler ve imar durumundaki çok önemli değişiklikler meydana getiren benzer hallerde yeniden kıymet takdiri istenebilir…” şeklinde düzenlenmiştir.16. İİK’nın 128/a maddesinin 2. fıkrasında öngörülen 2 yıllık sürenin başlangıcı bilahare kesinleşmesi kaydıyla kıymet takdirinin yapıldığı tarihtir. Kıymet takdiri, icra dairesince fiilen yapılan keşif tarihine göre belirlenir. Satışın kıymet takdirinin esas alındığı tarihten 2 yıl sonra yapılması başlı başına ihalenin feshi sebebidir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece resen nazara alınmalıdır. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 26.02.1992 tarihli ve 1992/4-70 E., 1992/130 K. ile 20.01.2016 tarihli ve 2015/12-3325 E., 2016/25 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.17. İcra dairesince yapılan kıymet takdiri; kendilerine kıymet takdir raporu tebliğ edilen ilgililer tarafından itiraz edilmemesi veya yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak kıymet takdirine itiraz etmeleri üzerine mahkemece verilecek karar ile kesinleşir.18. İİK’nın 128/a maddesinde düzenlenmiş olan kıymet takdirine itiraz, icra müdürlüğünce satışa konu malın bilirkişi marifetiyle yaptırılan değer tespitinin yerinde olmadığına yönelik bir şikâyettir. Kıymet takdirinin tebliğ edildiği ilgililer, raporun tebliğinden itibaren yedi gün içinde müdürlükçe yaptırılan değer tespitinin yerinde olmadığı, malın belirlenen değerinin gerçek kıymetini yansıtmadığı iddiasıyla raporu düzenleten icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesinde şikâyette bulunabilirler. Bu durumda icra mahkemesince yapılacak iş; icra müdürü tarafından belirlenen değerin malın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, bir başka ifadeyle memur işleminin doğru olup olmadığını denetlemektir. Dolayısıyla mahkeme, oluşturduğu bilirkişi kurulu ile icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih itibariyle taşınmazın değerini belirleyerek memur işlemini denetler. Bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2020 tarihli ve 2017/12-742 E., 2020/406 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 19. Diğer taraftan şikâyet, icra takibinin taraflarına veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Özkan, M.S./Özekes, M.:İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası, Ankara 2013, s. 125 vd.). Şikâyet konusunu idari işlemler oluşturduğundan, şikâyet medeni usul hukuku anlamında bir dava değildir. Şikâyette kişiler arasında uyuşmazlık yoktur. Şikâyet ile icra ve iflas memurlarının işlemlerinin kanuna veya olaya aykırılığı ileri sürülür. Şikâyetin kabulü hâlinde İİK’nın 17. maddesi uyarınca icra mahkemesi, icra müdürünün yerine geçerek müdürün yapması gereken işlemi kendisi tesis edemez. Bir başka ifadeyle, icra mahkemesi icra müdürünün vermediği kararı kendisi onun yerine veremez.20. Bu bağlamda kıymet takdirine itirazda, icra dairesi tarafından belirlenen değerin malın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, dolayısıyla memur işleminin doğru olup olmadığı denetlendiğinden icra mahkemesince yapılan keşif tarihinin veya icra mahkemesinin karar tarihinin İİK’nın 128/a-2 maddesinde düzenlenen 2 yıllık sürenin başlangıç tarihi olarak kabulü mümkün değildir. Anılan maddede belirtilen “Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı” ifadesi, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yapılan keşif tarihi veya keşif sonrası verilen bilirkişi raporu tarihi olarak yorumlanamaz. 21. İcra dairesinin mahcuz taşınmazın bilirkişi marifetiyle takdir ettirdiği değerin, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yaptırılacak keşif ve sonrasında alınan bilirkişi raporuna göre düşük olduğu tespit edilir ise mahkemece kıymet takdirine itiraz kabul edilerek taşınmazın değeri hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre tespit edilir. Yukarıda açıklandığı üzere icra mahkemesince icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih itibariyle taşınmazın değeri belirlenerek memur işlemi denetlendiğinden, taşınmazın değeri hükme esas alınan kıymet takdir raporu tarihine göre değil, icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihine göre belirlenmiş olur. Bu nedenle İİK’nın 128/a-2 maddesinde öngörülen 2 yıllık süre de icra dairesince yaptırılan kıymet takdir tarihinden itibaren başlar. Aksinin kabulü, mahcuz taşınmazın değeri zaman içinde değişebileceğinden icra dairesince takdir edilen değerin, takdir edildiği tarih itibariyle gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesini imkânsız kılar. 22. Somut olay incelendiğinde; alacaklı tarafından başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu takipte icra dairesince 31.03.2013 tarihinde yapılan keşif sonucunda düzenlenen kıymet takdir raporunda taşınmaza 626.588,36TL değer takdir edildiği, kendisine kıymet takdir raporu tebliğ edilen borçlunun, yasal süresinde icra mahkemesinde kıymet takdirine itiraz ettiği, icra mahkemesince alınan bilirkişi raporunda icra dairesince yaptırılan kıymet takdirinde taşınmazın değerinin belirlendiği 31.03.2013 tarihi esas alınarak taşınmazın değerinin 676.942,34TL olduğunun bildirildiği, Antalya 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/578 E., 2013/1063 K. sayılı kararında; kıymet takdirine itirazın kabulü ile icra dosyasında yapılan kıymet taktirinin iptali ile şikâyete konu Antalya ili, ... ilçesi, ... köyü 13547 ada 17 parsel sayılı taşınmazın değerinin 676.942,34TL olduğunun tespitine karar verildiği, icra mahkemesince belirlenen değer üzerinden satışa çıkarılan taşınmazın 20.08.2015 tarihinde ihale edildiği anlaşılmaktadır.23. Bu durumda kıymet takdirine itiraz üzerine mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, icra dairesince yaptırılan kıymet takdirinde taşınmazın değerinin belirlendiği 31.03.2013 tarihi esas alınarak kıymet takdir edildiğinden kesinleşen kıymet takdiri tarihinin 31.03.2013 olduğunun kabulü zorunludur. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kıymet takdirine itiraz üzerine icra mahkemesince yeniden değer belirlendiğinden icra mahkemesinin keşif tarihinin dikkate alınması gerektiği ve icra mahkemesince alınan bilirkişi raporu tarihinin esas alınması gerektiği gerekçesi ile gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.25. O hâlde kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı 31.03.2013 tarihinden itibaren 2 yıldan fazla süre geçtikten sonra 20.08.2015 tarihinde ihale yapıldığından bu husus başlı başına ihalenin feshi sebebidir.26. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,2004 sayılı İİK’ya 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.HGK. 16.02.2021 T. E: 2017/12-2258, K: 94

Aslında var olmayan komşunun beyanına göre tebligatın iadesi

Borçlunun mernis adresine tebligat çıkartıldığı, tebligatın “Muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak tanınmadığı komşu ... tarafından sözlü olarak beyan edilmiş imzadan imtina edilmiştir. Muhatabın yeni adresi belirlenmemiş olup tebligat iade edilmiştir. ” şerhi ile iade edildiği, bu hali ile tebligat şeklen usulüne uygun ise de borçlunun dava dilekçesinde; adresin mernis adresi ve ikamet adresi olduğunu, tebligat tarihinde orada ikamet ettiğini, komşu olduğu şerh edilen ...'dan alınan bilgiye dayanılarak adresten sürekli ayrıldığı ve tanınmadığı gerekçesiyle tebligatın iade edildiğini, oysa o isimde bir komşusunun bulunmadığını, tebligatın iade edilmemesi gerektiğini, dolayısıyla iade edilen bu tebligata dayanılarak TK'nın 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılamayacağı- Bu halde kolluk araştırması yaptırılarak tebliğ tarihinde bahsi geçen yerde böyle bir komşunun bulunup bulunmadığı hususu tespit edilerek karar verilmesi gerektiği- 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Aysun Dinç tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, tebligatın usulsüz olduğu iddiasıyla takip dosyasına yapılan itirazının reddine ilişkin 31/08/2018 tarihli icra müdürlüğü kararının ortadan kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verdiği, borçlu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

T.K.'nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat yapılabilmesi için, muhatabın tebligat çıkarılan adreste ikamet etmekle birlikte, geçici olarak adreste bulunmadığının ve nedeninin, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin tespiti ile bu tespitin tebliğ evrakına yazılması ve tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.30/1).

Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir.

Somut olayda, borçlunun mernis adresi olan ...mah. ...sk. No:118-120 iç kapı no:... ...İstanbul adresine tebligat çıkartıldığı ve tebligatın “Muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak tanınmadığı komşu G.H. tarafından sözlü olarak beyan edilmiş imzadan imtina edilmiştir. Muhatabın yeni adresi belirlenmemiş olup tebligat iade edilmiştir. ” şerhi ile iade edildiği görülmektedir. Bu hali ile tebligat şeklen usulüne uygun ise de borçlunun dava dilekçesinde; adresin mernis adresi ve ikamet adresi olduğunu, tebligat tarihinde orada ikamet ettiğini, komşu olduğu şerh edilen G. H.'tan alınan bilgiye dayanılarak adresten sürekli ayrıldığı ve tanınmadığı gerekçesiyle tebligatın iade edildiğini, oysa G. H. isminde bir komşusunun bulunmadığını, tebligatın iade edilmemesi gerektiğini, dolayısıyla iade edilen bu tebligata dayanılarak TK'nın 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılamayacağını bildirdiği görülmektedir. 

O halde mahkemece, iddialar doğrultusunda kolluk araştırması yaptırılmak suretiyle bila tebliğ dönen tebligat tarihi olan 16 Temmuz 2018 tarihinde bahsi geçen yerde G. H. isminde komşunun bulunup bulunmadığı hususu tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 06.02.2020 tarih ve 2019/504 E. - 2020/279 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, İstanbul Anadolu 6. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.11.2018 tarih ve 2018/567E. - 2018/809K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 24.02.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 24.02.2021 T. E: 2020/6165, K: 2066
  • Cevap Yok
  • 18-07-2021, Saat: 12:49
  • DuraN
Borçlunun mernis adresine tebligat çıkartıldığı, tebligatın “Muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak tanınmadığı komşu ... tarafından sözlü olarak beyan edilmiş imzadan imtina edilmiştir. Muhatabın yeni adresi belirlenmemiş olup tebligat iade edilmiştir. ” şerhi ile iade edildiği, bu hali ile tebligat şeklen usulüne uygun ise de borçlunun dava dilekçesinde; adresin mernis adresi ve ikamet adresi olduğunu, tebligat tarihinde orada ikamet ettiğini, komşu olduğu şerh edilen ...'dan alınan bilgiye dayanılarak adresten sürekli ayrıldığı ve tanınmadığı gerekçesiyle tebligatın iade edildiğini, oysa o isimde bir komşusunun bulunmadığını, tebligatın iade edilmemesi gerektiğini, dolayısıyla iade edilen bu tebligata dayanılarak TK'nın 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılamayacağı- Bu halde kolluk araştırması yaptırılarak tebliğ tarihinde bahsi geçen yerde böyle bir komşunun bulunup bulunmadığı hususu tespit edilerek karar verilmesi gerektiği- 
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Aysun Dinç tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, tebligatın usulsüz olduğu iddiasıyla takip dosyasına yapılan itirazının reddine ilişkin 31/08/2018 tarihli icra müdürlüğü kararının ortadan kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece şikayetin reddine karar verdiği, borçlu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

T.K.'nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat yapılabilmesi için, muhatabın tebligat çıkarılan adreste ikamet etmekle birlikte, geçici olarak adreste bulunmadığının ve nedeninin, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin tespiti ile bu tespitin tebliğ evrakına yazılması ve tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.30/1).

Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir.

Somut olayda, borçlunun mernis adresi olan ...mah. ...sk. No:118-120 iç kapı no:... ...İstanbul adresine tebligat çıkartıldığı ve tebligatın “Muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak tanınmadığı komşu G.H. tarafından sözlü olarak beyan edilmiş imzadan imtina edilmiştir. Muhatabın yeni adresi belirlenmemiş olup tebligat iade edilmiştir. ” şerhi ile iade edildiği görülmektedir. Bu hali ile tebligat şeklen usulüne uygun ise de borçlunun dava dilekçesinde; adresin mernis adresi ve ikamet adresi olduğunu, tebligat tarihinde orada ikamet ettiğini, komşu olduğu şerh edilen G. H.'tan alınan bilgiye dayanılarak adresten sürekli ayrıldığı ve tanınmadığı gerekçesiyle tebligatın iade edildiğini, oysa G. H. isminde bir komşusunun bulunmadığını, tebligatın iade edilmemesi gerektiğini, dolayısıyla iade edilen bu tebligata dayanılarak TK'nın 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılamayacağını bildirdiği görülmektedir. 

O halde mahkemece, iddialar doğrultusunda kolluk araştırması yaptırılmak suretiyle bila tebliğ dönen tebligat tarihi olan 16 Temmuz 2018 tarihinde bahsi geçen yerde G. H. isminde komşunun bulunup bulunmadığı hususu tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 06.02.2020 tarih ve 2019/504 E. - 2020/279 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, İstanbul Anadolu 6. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 05.11.2018 tarih ve 2018/567E. - 2018/809K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 24.02.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

12. HD. 24.02.2021 T. E: 2020/6165, K: 2066

Düşme Kararı Verilmesi Halinde Vekalet Ücreti Hükmedilemeyeceği

İcra ceza mahkemesince "düşme" kararı verilmesi durumunda, vekalet ücretine hükmedilemeyeceği-

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,Düşme kararı verilmesi durumunda, vekalet ücretine hükmedilemeyeceği halde sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu yönden yerinde görüldüğünden, diğer yönlerden sanık müdafinin temyiz nedenleri yerinde görülmemekle hükümlerin 
BOZULMASINA, bozma sebebi 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi  gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi uyarınca, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, hüküm fıkrasından vekalet ücreti ile ilgili 2. nolu bendi çıkartılmak suretiyle  başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye kısmen uygun olarak DÜZELTİLEREK  ONANMASINA, 25/05/2021  tarihinde oy birliğiyle karar verildi.12. HD. 25.05.2021 T. E:3369, K: 5291
  • Cevap Yok
  • 18-07-2021, Saat: 12:47
  • DuraN
İcra ceza mahkemesince "düşme" kararı verilmesi durumunda, vekalet ücretine hükmedilemeyeceği-

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,Düşme kararı verilmesi durumunda, vekalet ücretine hükmedilemeyeceği halde sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu yönden yerinde görüldüğünden, diğer yönlerden sanık müdafinin temyiz nedenleri yerinde görülmemekle hükümlerin 
BOZULMASINA, bozma sebebi 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi  gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi uyarınca, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, hüküm fıkrasından vekalet ücreti ile ilgili 2. nolu bendi çıkartılmak suretiyle  başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye kısmen uygun olarak DÜZELTİLEREK  ONANMASINA, 25/05/2021  tarihinde oy birliğiyle karar verildi.12. HD. 25.05.2021 T. E:3369, K: 5291

Mirasın Reddi Kararı Dayalı İtiraz Niteliği Hakkında...

İcra takibinden önce mahkemeden alınmış mirasın reddi kararının, süreye tabi bir "borca itiraz" niteliğinde mi, yoksa kamu düzeninden olması nedeniyle "süresiz" olarak başvurulabilecek bir şikâyet sebebi mi olduğu?

Taraflar arasındaki “memur işlemini şikâyet” isteminden dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen 09.04.2015 tarihli ve 2015/179 E., 2015/334 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 10.03.2020 tarihli ve 2017/12-748 E., 2020/282 K. sayılı kararın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi borçlu vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:Hukuk Genel Kurulu bozma kararında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirine uygun olmayan karar düzeltme isteminin İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 366 ve HUMK'nın 442. maddeleri uyarınca REDDİNE, Aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 490,00TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, Harçlar Kanunu uyarınca eksik kalan 10,30TL harcın karar düzeltme talep edenden alınmasına, 06.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.Nurten ABACI UTKU'nun KARŞI OYU:Şikâyet, icra (ve iflas) dairelerinin, kanuna aykırı olan veya hadiseye uygun bulunmayan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesi veya yerine getirilmeyen veya sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesi için başvurulan kendine özgü bir kanun yoludur. İşlemden maksat, icra dairesinin somut bir sorun karşısındaki davranış biçimidir. Şikâyet sebepleri İİK 16. maddesinde dört grup altında toplanmıştır. 2. fıkrada yer verilen bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâli ile kamu düzenine aykırı işlemlerde süreye tabi olunmaksızın icra mahkemesine şikâyet yoluna gidilebileceği kabul olunmuştur. Borçlunun, üçüncü kişilerin ve kamunun (ammenin) menfaatini korumak için konulmuş amir hükümlere aykırı olarak yapılmış olan işlemler kamu düzenine aykırıdır. Kamu düzenine aykırı olan bu işlemlere karşı her zaman (icra takibi bitinceye kadar) şikâyet yoluna gidilebilir. Bu kapsamda ilâma aykırı takip ve infaz işlemlerine yönelik İcra Müdürü işlemleri süresiz şikâyet olarak İcra Mahkemesinde incelenip karara bağlanır (HGK 21.06.2000 tarih 2000/12-1002 K.).Gerçek kişilerin kişiliği ve bununla hak ehliyeti, ölüm ile son bulduğundan ölmüş bir kişinin taraf ehliyeti yoktur. Taraf ehliyeti olmayanlara karşı başlamış ve devam eden takip işlemleri geçersizdir. Bu işlemlerin geçersizliği her zaman şikâyet yolu ile ileri sürülebilir. İcra Müdürü ve İcra Mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden (resen) gözetmek zorundadır (Prof. Dr. Baki Kuru el kitabı, sayfa 163). Taraf ehliyetinin yokluğu ile ilgili şikâyet süresizdir (Sayfa 109). İcra Müdürünün mirasın reddi kararını görmeden önce takip hukuku kurallarına göre yaptığı işlemleri, kendiliğinden kaldırma yetkisi bulunmamakta ise de bu işlemlerin iptali şikâyet yolu ile İcra Mahkemesinden istenebilir. İcra Mahkemesi takipten önce alınan mirasın reddi kararının taşıdığı hüküm ve bu hükümlerin sonuçlarını (TMK 611.) şikâyetin konusu olması nedeniyle değerlendirebilecektir.Mirasın reddi kararına dayanan takibin iptali talebinin borçlu sıfatına itiraz olarak nitelendirilip borca itiraz müessesesi kapsamında değerlendirilmesi başvurunun borca itiraz süreleri ile sınırlandırılması takip hukukunun bütünlüğü ile uyum sağlamaz. İcra hukuku ilâmlı icrayı da bünyesinde bulundurmaktadır. İlâmlı icrada itiraz “İtfa”, “imhal”, “zamanaşımı” ile sınırlı olup, yasada bir başka nedenle ilâmlı takibe itiraz edilebileceğine ilişkin düzenleme bulunmamaktadır. Murisin ilâma bağlanmış bir borcu için takip yapıldığında daha önce mirasın reddi kararı almış kişi, kendisine karşı yapılan takip işlemlerinin iptalini ancak şikâyet yolu ile ileri sürebilir. Yine mirasın reddi ilâmı ile hakkındaki takip işlemlerinin iptalini isteyen şahsın başvurusunun borca itiraz olarak nitelendirilebileceği ve süreyle sınırlandırılacağına dair açık bir hüküm bulunmamasına rağmen yorum yolu ile ve hakkın özünü etkileyecek şekilde (mirasın reddi kararı ile şahsi mallarının elinden çıkmasını engelleme, mülkiyet hakkı) içtihat oluşturulamaz. Kaldı ki İİK 170/a maddesinde yer verilen “Borçlu, alacaklının bu fasıl hükümlerine göre takip hakkı olmadığını 168. maddenin 3. bendine göre şikâyet yolu ile ileri sürebilir” düzenlemesi, sıfata yönelik iddianın dahi, şikâyet yolu ile ileri sürülmesinin kanunun sistematiğine uygun olacağını göstermektedir. Ayrıca İİK 53/1, 68/4 maddeleri devam eden takipte mirasçıların mirasın reddi davası açabilmeleri için takibin durması, İcra Mahkemesinde bekletici mesele yapılabilmesi imkânı tanıyarak mirası reddetmek isteyen mirasçıyı korumaya aldığı hâlde, icra takibinin mirasın reddi kararından sonra açılması hâlinde itiraz süresi gibi bir süre sınırı getirmek kanunun bu amacına da uygun düşmemektedir. Bu nedenlerle mahkemenin başvuruyu şikâyet olarak değerlendirmesi ve borca itiraz olarak niteleme yapan özel daire bozma kararına uymama yönündeki görüşleri yerindedir. Ancak somut olayda muris 17.01.2010 tarihinde vefat etmiş, takip 15.01.2011 – 15.06.2011 tarihleri arasında gerçekleşen kira borcu için mirasçılar aleyhine yapılmış ve kesinleşmiştir. Mirasın reddi kararının şikâyetçiler aleyhinde kesinleşen takibe etkisi bulunmayacağından haczin kaldırılmasına ilişkin memur işleminin iptali gerekeceği gerekçesi ile direnme hükmünün bozulması ve karar düzeltme talebinin bu değişik gerekçe ile reddi düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz. Yakup ATA, Gülfem SAYGILI, Hüseyin TUZTAŞ VE Fatma AKYÜZ'ün KARŞI OYU:Alacaklının 20/09/2013 tarihli memur işleminin iptali yolundaki isteminin icra mahkemesince reddi üzerine dosyayı temyizen inceleyen 12. Hukuk Dairesince bu karar önce onanmış; ancak alacaklı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine yapılan inceleme sonucunda kararın bozulmasına karar verilmiştir. Kararda özetle; "mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alınıp kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda takibin şekline göre mirasın reddi nedeniyle icra takibi yapılamayacağı hususu borca itiraz niteliğinde olup bunun İİK’nın 62/1 maddesi gereğince ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede icra dairesine yapılması zorunludur. Borçlularca bu süreye uyulmamış, takip kesinleşmiştir. Takibin kesinleşmesinden sonra mirasın reddi kararı icra müdürlüğüne sunularak hacizlerin kaldırılması istenemez." hükmüne yer verilmiştir. Mahkeme; uyuşmazlığın çözümünde İİK ile birlikte TTK, TBK hükümlerinin de değerlendirilmesi gerektiği; pek çok şikâyetin, özünde borcun bulunmadığı yolundaki itiraz iradesini barındırdığı, takipten önce verilmiş olsa da mirasın reddi yolunda kesinleşmiş bir yargı kararının bulunduğu, bunun borca itiraz değil, şikâyet olarak değerlendirilmesi gerektiği, açık bir yasal düzenleme yokken kesinleşmiş bir yargı kararını kısıtlayıcı yoruma gidilemeyeceği gerekçeleri ile ilk kararında direnmektedir.
 
Uyuşmazlık; icra takibinden önce mahkemeden alınmış mirasın reddi kararının, süreye tabi bir borca itiraz niteliğinde mi, yoksa kamu düzeninden olması nedeniyle süresiz olarak başvurulabilecek bir şikâyet sebebi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
 
12. Hukuk Dairesinin önümüzdeki uyuşmazlıkta karar düzeltme öncesinde vermiş olduğu kararda ve evvelce verilmiş pek çok kararında; hakkında icra takibi yapılan borçlunun mirası reddettiğini bildirerek hakkındaki takibin iptalini icra mahkemesinden isteyebileceği, mirasçının bu başvurusunun İİK’nın 16. maddesi kapsamında şikâyet olarak kabul edilmesi gerektiği, bu şikâyetin taraf ehliyeti ile ilişkili ve kamu düzeninden olması nedeniyle İİK’nın 16/2 maddesi gereğince süreye de tabi olmadığı belirtilmekte idi.Daha sonra 12. Hukuk Dairesince bu görüşten dönülmüş; ve dosyamızda da görüldüğü üzere karar düzeltme istemi üzerine farklı yoruma gidilmiştir. Bu görüşe göre; İİK’nın 53. maddesinde "Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır." hükmü yer almaktadır. Madde gereğince icra takibinin mirasın reddi süresinde yapılması ya da murisin takibe başlandıktan sonra ölmüş olması gerekir. Somut olayda ise icra takibi mirası redden sonra başlatılmış olmakla İİK’nın 53. maddesinin uygulama yeri yoktur. Mirasçının iddiası mirasın reddi nedeniyle borçlu olmadığı yolundadır. İmzaya itiraz dışındaki bütün itirazlar borca itiraz niteliğindedir ve süreye tabidir.Bu görüşe katılamıyoruz. Şöyle ki; Miras hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde İİK ile birlikte TMK’nın da gözetilmesi zorunludur. Konunun borca itiraz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Miras hukukumuzda kanuni halefiyet ilkesi gereğince; miras, murisin ölüm anında, kendiliğinden her hangi bir kabul ve işleme gerek olmaksızın, bir bütün olarak mirasçılarına geçer. Mirasçılar murisin borçlarından kişisel mal varlıkları ile de sorumlu olurlar. Bu nedenledir ki; kanun koyucu iyi niyetli mirasçıları korumak amacıyla ve belli şartlar dahilinde TMK’nun 605 vd. maddeleri ile mirasın reddi kurumunu vaz etmiştir. Çoğunluk görüşü kesinleşmiş bir yargı kararını İİK’nın 53 maddesinin farklı yorumu ile ortadan kaldırır niteliktedir.İİK’nın 53. maddesi ile henüz mevcut olmayan bir mirasın reddi hususu dahi gözetilmekte, mirasçıya mirasın reddi yoluna gidip gitmemek konusunda düşünme imkanı sağlanmaktadır. Mirasın reddi kurumuna İİK tarafından bu derece önem verilmiş iken ve aksi yönde açık bir hüküm de bulunmazken icra takibinden önce alınmış ve kesinleşmiş mirasın reddi kararının süreye tabi tutulması doğru olmaz.
 
En önemlisi; TMK’nın 611. maddesine göre "Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer." Yani yasal mirasçılardan birisi mirası reddettiğinde kendisi miras bırakandan önce ölmüş gibi sayılır; mirasın reddinin hükmü murisin ölüm tarihine kadar geriye gider. Bu hüküm karşısında; murisin ölümünden sonra yapılan bir takipte mirası reddeden mirasçıya karşı başlatılan takip taraf ehliyeti nedeniyle malüldür. Dolayısıyla mirasın reddi kararının bir icra takibinde ileri sürülmesi borca itiraz değil, taraf ehliyetine itirazdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinden evvelce verilmiş pek çok kararda da olduğu gibi yine İİK’nın 16/2 maddesi gereğince süresiz şikâyet yolunun açık olduğu kabul edilmelidir.
 
İİK’nın şekli kurallar içerdiği herkesce malumdur. Bunun amacı ise uyuşmazlıklara seri şekilde bir çözüm bulmaktır. Mirasın reddi hususunun icra takibinden önce ya da sonra alınmış olmasına göre ayrı değerlendirmelere tabi tutulması karışıklığa sebep olacaktır. Uyuşmazlık; ilk başvuru merciinde çözümlenebilecek iken, süreyi kaçıran mirasçı arabulucuya başvurma, menfi tespit davası açma gibi kanun yollarına mecbur bırakılacak; uyuşmazlık uzatılıp mahkemelerin iş yükü de arttırılacaktır.
 
Kaldı ki; murisin alacaklılarının; diğer mirasçılara karşı takibe devam etme, hatta şartları dahilinde mirasın reddinin iptalini isteme hakları da bulunmaktadır.
 
Açıklanan nedenlerle mahkeme gerekçesi yerinde ise de somut olayda icra takibine konu olan borcun murisin ölüm tarihinden sonraki döneme ait olduğu değerlendirilmelidir.HGK. 06.04.2021 T. E: 2020/12-718, K: 409
İcra takibinden önce mahkemeden alınmış mirasın reddi kararının, süreye tabi bir "borca itiraz" niteliğinde mi, yoksa kamu düzeninden olması nedeniyle "süresiz" olarak başvurulabilecek bir şikâyet sebebi mi olduğu?

Taraflar arasındaki “memur işlemini şikâyet” isteminden dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen 09.04.2015 tarihli ve 2015/179 E., 2015/334 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 10.03.2020 tarihli ve 2017/12-748 E., 2020/282 K. sayılı kararın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi borçlu vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:Hukuk Genel Kurulu bozma kararında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirine uygun olmayan karar düzeltme isteminin İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 366 ve HUMK'nın 442. maddeleri uyarınca REDDİNE, Aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 490,00TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, Harçlar Kanunu uyarınca eksik kalan 10,30TL harcın karar düzeltme talep edenden alınmasına, 06.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.Nurten ABACI UTKU'nun KARŞI OYU:Şikâyet, icra (ve iflas) dairelerinin, kanuna aykırı olan veya hadiseye uygun bulunmayan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesi veya yerine getirilmeyen veya sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesi için başvurulan kendine özgü bir kanun yoludur. İşlemden maksat, icra dairesinin somut bir sorun karşısındaki davranış biçimidir. Şikâyet sebepleri İİK 16. maddesinde dört grup altında toplanmıştır. 2. fıkrada yer verilen bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâli ile kamu düzenine aykırı işlemlerde süreye tabi olunmaksızın icra mahkemesine şikâyet yoluna gidilebileceği kabul olunmuştur. Borçlunun, üçüncü kişilerin ve kamunun (ammenin) menfaatini korumak için konulmuş amir hükümlere aykırı olarak yapılmış olan işlemler kamu düzenine aykırıdır. Kamu düzenine aykırı olan bu işlemlere karşı her zaman (icra takibi bitinceye kadar) şikâyet yoluna gidilebilir. Bu kapsamda ilâma aykırı takip ve infaz işlemlerine yönelik İcra Müdürü işlemleri süresiz şikâyet olarak İcra Mahkemesinde incelenip karara bağlanır (HGK 21.06.2000 tarih 2000/12-1002 K.).Gerçek kişilerin kişiliği ve bununla hak ehliyeti, ölüm ile son bulduğundan ölmüş bir kişinin taraf ehliyeti yoktur. Taraf ehliyeti olmayanlara karşı başlamış ve devam eden takip işlemleri geçersizdir. Bu işlemlerin geçersizliği her zaman şikâyet yolu ile ileri sürülebilir. İcra Müdürü ve İcra Mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden (resen) gözetmek zorundadır (Prof. Dr. Baki Kuru el kitabı, sayfa 163). Taraf ehliyetinin yokluğu ile ilgili şikâyet süresizdir (Sayfa 109). İcra Müdürünün mirasın reddi kararını görmeden önce takip hukuku kurallarına göre yaptığı işlemleri, kendiliğinden kaldırma yetkisi bulunmamakta ise de bu işlemlerin iptali şikâyet yolu ile İcra Mahkemesinden istenebilir. İcra Mahkemesi takipten önce alınan mirasın reddi kararının taşıdığı hüküm ve bu hükümlerin sonuçlarını (TMK 611.) şikâyetin konusu olması nedeniyle değerlendirebilecektir.Mirasın reddi kararına dayanan takibin iptali talebinin borçlu sıfatına itiraz olarak nitelendirilip borca itiraz müessesesi kapsamında değerlendirilmesi başvurunun borca itiraz süreleri ile sınırlandırılması takip hukukunun bütünlüğü ile uyum sağlamaz. İcra hukuku ilâmlı icrayı da bünyesinde bulundurmaktadır. İlâmlı icrada itiraz “İtfa”, “imhal”, “zamanaşımı” ile sınırlı olup, yasada bir başka nedenle ilâmlı takibe itiraz edilebileceğine ilişkin düzenleme bulunmamaktadır. Murisin ilâma bağlanmış bir borcu için takip yapıldığında daha önce mirasın reddi kararı almış kişi, kendisine karşı yapılan takip işlemlerinin iptalini ancak şikâyet yolu ile ileri sürebilir. Yine mirasın reddi ilâmı ile hakkındaki takip işlemlerinin iptalini isteyen şahsın başvurusunun borca itiraz olarak nitelendirilebileceği ve süreyle sınırlandırılacağına dair açık bir hüküm bulunmamasına rağmen yorum yolu ile ve hakkın özünü etkileyecek şekilde (mirasın reddi kararı ile şahsi mallarının elinden çıkmasını engelleme, mülkiyet hakkı) içtihat oluşturulamaz. Kaldı ki İİK 170/a maddesinde yer verilen “Borçlu, alacaklının bu fasıl hükümlerine göre takip hakkı olmadığını 168. maddenin 3. bendine göre şikâyet yolu ile ileri sürebilir” düzenlemesi, sıfata yönelik iddianın dahi, şikâyet yolu ile ileri sürülmesinin kanunun sistematiğine uygun olacağını göstermektedir. Ayrıca İİK 53/1, 68/4 maddeleri devam eden takipte mirasçıların mirasın reddi davası açabilmeleri için takibin durması, İcra Mahkemesinde bekletici mesele yapılabilmesi imkânı tanıyarak mirası reddetmek isteyen mirasçıyı korumaya aldığı hâlde, icra takibinin mirasın reddi kararından sonra açılması hâlinde itiraz süresi gibi bir süre sınırı getirmek kanunun bu amacına da uygun düşmemektedir. Bu nedenlerle mahkemenin başvuruyu şikâyet olarak değerlendirmesi ve borca itiraz olarak niteleme yapan özel daire bozma kararına uymama yönündeki görüşleri yerindedir. Ancak somut olayda muris 17.01.2010 tarihinde vefat etmiş, takip 15.01.2011 – 15.06.2011 tarihleri arasında gerçekleşen kira borcu için mirasçılar aleyhine yapılmış ve kesinleşmiştir. Mirasın reddi kararının şikâyetçiler aleyhinde kesinleşen takibe etkisi bulunmayacağından haczin kaldırılmasına ilişkin memur işleminin iptali gerekeceği gerekçesi ile direnme hükmünün bozulması ve karar düzeltme talebinin bu değişik gerekçe ile reddi düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz. Yakup ATA, Gülfem SAYGILI, Hüseyin TUZTAŞ VE Fatma AKYÜZ'ün KARŞI OYU:Alacaklının 20/09/2013 tarihli memur işleminin iptali yolundaki isteminin icra mahkemesince reddi üzerine dosyayı temyizen inceleyen 12. Hukuk Dairesince bu karar önce onanmış; ancak alacaklı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine yapılan inceleme sonucunda kararın bozulmasına karar verilmiştir. Kararda özetle; "mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alınıp kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda takibin şekline göre mirasın reddi nedeniyle icra takibi yapılamayacağı hususu borca itiraz niteliğinde olup bunun İİK’nın 62/1 maddesi gereğince ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede icra dairesine yapılması zorunludur. Borçlularca bu süreye uyulmamış, takip kesinleşmiştir. Takibin kesinleşmesinden sonra mirasın reddi kararı icra müdürlüğüne sunularak hacizlerin kaldırılması istenemez." hükmüne yer verilmiştir. Mahkeme; uyuşmazlığın çözümünde İİK ile birlikte TTK, TBK hükümlerinin de değerlendirilmesi gerektiği; pek çok şikâyetin, özünde borcun bulunmadığı yolundaki itiraz iradesini barındırdığı, takipten önce verilmiş olsa da mirasın reddi yolunda kesinleşmiş bir yargı kararının bulunduğu, bunun borca itiraz değil, şikâyet olarak değerlendirilmesi gerektiği, açık bir yasal düzenleme yokken kesinleşmiş bir yargı kararını kısıtlayıcı yoruma gidilemeyeceği gerekçeleri ile ilk kararında direnmektedir.
 
Uyuşmazlık; icra takibinden önce mahkemeden alınmış mirasın reddi kararının, süreye tabi bir borca itiraz niteliğinde mi, yoksa kamu düzeninden olması nedeniyle süresiz olarak başvurulabilecek bir şikâyet sebebi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
 
12. Hukuk Dairesinin önümüzdeki uyuşmazlıkta karar düzeltme öncesinde vermiş olduğu kararda ve evvelce verilmiş pek çok kararında; hakkında icra takibi yapılan borçlunun mirası reddettiğini bildirerek hakkındaki takibin iptalini icra mahkemesinden isteyebileceği, mirasçının bu başvurusunun İİK’nın 16. maddesi kapsamında şikâyet olarak kabul edilmesi gerektiği, bu şikâyetin taraf ehliyeti ile ilişkili ve kamu düzeninden olması nedeniyle İİK’nın 16/2 maddesi gereğince süreye de tabi olmadığı belirtilmekte idi.Daha sonra 12. Hukuk Dairesince bu görüşten dönülmüş; ve dosyamızda da görüldüğü üzere karar düzeltme istemi üzerine farklı yoruma gidilmiştir. Bu görüşe göre; İİK’nın 53. maddesinde "Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır." hükmü yer almaktadır. Madde gereğince icra takibinin mirasın reddi süresinde yapılması ya da murisin takibe başlandıktan sonra ölmüş olması gerekir. Somut olayda ise icra takibi mirası redden sonra başlatılmış olmakla İİK’nın 53. maddesinin uygulama yeri yoktur. Mirasçının iddiası mirasın reddi nedeniyle borçlu olmadığı yolundadır. İmzaya itiraz dışındaki bütün itirazlar borca itiraz niteliğindedir ve süreye tabidir.Bu görüşe katılamıyoruz. Şöyle ki; Miras hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde İİK ile birlikte TMK’nın da gözetilmesi zorunludur. Konunun borca itiraz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Miras hukukumuzda kanuni halefiyet ilkesi gereğince; miras, murisin ölüm anında, kendiliğinden her hangi bir kabul ve işleme gerek olmaksızın, bir bütün olarak mirasçılarına geçer. Mirasçılar murisin borçlarından kişisel mal varlıkları ile de sorumlu olurlar. Bu nedenledir ki; kanun koyucu iyi niyetli mirasçıları korumak amacıyla ve belli şartlar dahilinde TMK’nun 605 vd. maddeleri ile mirasın reddi kurumunu vaz etmiştir. Çoğunluk görüşü kesinleşmiş bir yargı kararını İİK’nın 53 maddesinin farklı yorumu ile ortadan kaldırır niteliktedir.İİK’nın 53. maddesi ile henüz mevcut olmayan bir mirasın reddi hususu dahi gözetilmekte, mirasçıya mirasın reddi yoluna gidip gitmemek konusunda düşünme imkanı sağlanmaktadır. Mirasın reddi kurumuna İİK tarafından bu derece önem verilmiş iken ve aksi yönde açık bir hüküm de bulunmazken icra takibinden önce alınmış ve kesinleşmiş mirasın reddi kararının süreye tabi tutulması doğru olmaz.
 
En önemlisi; TMK’nın 611. maddesine göre "Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer." Yani yasal mirasçılardan birisi mirası reddettiğinde kendisi miras bırakandan önce ölmüş gibi sayılır; mirasın reddinin hükmü murisin ölüm tarihine kadar geriye gider. Bu hüküm karşısında; murisin ölümünden sonra yapılan bir takipte mirası reddeden mirasçıya karşı başlatılan takip taraf ehliyeti nedeniyle malüldür. Dolayısıyla mirasın reddi kararının bir icra takibinde ileri sürülmesi borca itiraz değil, taraf ehliyetine itirazdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinden evvelce verilmiş pek çok kararda da olduğu gibi yine İİK’nın 16/2 maddesi gereğince süresiz şikâyet yolunun açık olduğu kabul edilmelidir.
 
İİK’nın şekli kurallar içerdiği herkesce malumdur. Bunun amacı ise uyuşmazlıklara seri şekilde bir çözüm bulmaktır. Mirasın reddi hususunun icra takibinden önce ya da sonra alınmış olmasına göre ayrı değerlendirmelere tabi tutulması karışıklığa sebep olacaktır. Uyuşmazlık; ilk başvuru merciinde çözümlenebilecek iken, süreyi kaçıran mirasçı arabulucuya başvurma, menfi tespit davası açma gibi kanun yollarına mecbur bırakılacak; uyuşmazlık uzatılıp mahkemelerin iş yükü de arttırılacaktır.
 
Kaldı ki; murisin alacaklılarının; diğer mirasçılara karşı takibe devam etme, hatta şartları dahilinde mirasın reddinin iptalini isteme hakları da bulunmaktadır.
 
Açıklanan nedenlerle mahkeme gerekçesi yerinde ise de somut olayda icra takibine konu olan borcun murisin ölüm tarihinden sonraki döneme ait olduğu değerlendirilmelidir.HGK. 06.04.2021 T. E: 2020/12-718, K: 409

Ödeme Taahhüdünün İptali Halinde Damga Vergisinin İade Edilmesi Gerektiği

T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  7. HUKUK DAİRESİ
 
DOSYA NO : 2021/401 
KARAR NO : 2021/497
 
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
 
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA 2. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/01/2021
NUMARASI : 2020/391  Esas  2021/18 Karar
 
DAVANIN KONUSU : Şikayet 
KARAR TARİHİ : 16/03/2021
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/03/2021
Yukarıda tarih ve numarası yazılı ilk derece mahkeme kararı aleyhine istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, Dairemizce HMK'nun 353. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan  inceleme sonucunda dosyadaki belgeler okundu, incelendi.
 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: 
Davacı alacaklı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı borçlu hakkında  Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, takip kesinleştikten sonra borçluların ödeme taahhüdünde bulunduklarını, daha sonra davalı borçluların ödeme taahhüdünün baskı altında alındığından bahisle kefalet sözleşmesinin iptali talebiyle Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/43 Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığını, mahkemece  taahhüt alma işleminin iptaline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, icra müdürlüğüne başvurarak ödeme taahhüdü için vergi dairesine yazılan harç tahsil müzekkeresinin işlemsiz iptal edilmesini talep ettiklerini, icra müdürlüğünce sözleşmenin batıl olmasının harç alınmasına engel olmayacağından bahisle taleplerinin reddine karar verildiğini,  ödeme taahhüdü işleminin icra müdürlüğünce eksik yapılması nedeniyle işlemin iptal edildiğini, iptal edilen işlem nedeniyle harç alınmasının hukuk düzeninde yeri olmadığını, icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İcra müdürlüğünün taahhüdü ve kefalet sözleşmesinin şekil şartlarına uygun olmaması nedeniyle iptal edildiğini, damga vergisinin düzenlenen kağıttan alındığını, iptal edilen işlem nedeniyle alınan harcın damga vergisi alınmasına engel olamayacağından, icra müdürlüğü işleminin yerinde olduğundan bahisle şikayetin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı alacaklı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı borçlu hakkında  Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, takip kesinleştikten sonra borçluların iş yerine hacze gittiklerini, daha sonra borçluların ödeme taahhüdünde bulunduklarını, icra müdürlüğünce ödeme taahhüdü için Mevlana Vergi Dairesine damga vergisinin tahakkuku için ihbar müzekkeresi yazılarak harcın tahsil edildiğini, borçluların ödeme taahhüdünün baskı altında alındığından bahisle kefalet sözleşmesinin iptali talebiyle Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/43 Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığını, mahkemece taahhüt alma işleminin iptaline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, damga vergisinin tahakkuk edebilmesi için vergiyi doğuran işlemin gerçekleşmesi, kağıtların hukuken geçerli olacak şekilde tanzimi ve imzalanmasının tek başına vergi alınmasını gerektirmediğini, taahhüt ve kefalet işlemlerinin şekil şartlarını uygun olarak düzenlenmesinin icra müdürlüğünün yükümlülüğünde olduğunu, icra müdürlüğünün üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek taahhüt işleminin şekil şartlarına uygun yapmayarak müvekkilinin damga vergisi ödemek zorunda bıraktığını, ortada geçerli taahhüt olmadığından harç tahsil müzekkeresinin işlemsiz iptal edilmesi gerektiğini, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin şikayetin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, şikayetin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (ilgili) Mevlana Vergi Dairesi vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir.
DELİLLER : Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyası.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Davacı vekili tarafından borçlu hakkında Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatılmış, takip kesinleştikten sonra 23/01/2020 tarihinde borçlular icra dairesine gelerek borcunu taksitler halinde ödemeyi taahhüt etmiş ve taahhüt tutanağı düzenlenmiştir.
Borçlu tarafından 23/01/2020 tarihli taahhüt tutanağının haciz baskısı altında alındığından bahisle  tutanağın iptali için  Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/43 Esas sayılı dosyasıyla dava açmış, mahkemece taahhüt alınması işleminin iptaline karar verilmiştir.
Takip alacaklısı Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/43-231 E.K. sayılı kararı dayanak göstererek damga vergisi alınması işleminin iptali ile damga vergisinin iadesini talep etmiş,  icra müdürlüğü de 23/10/2020 tarihli kararı ile ödeme taahhüdün iptal edilmesinin damga vergisinin iadesini gerektirmediğinden talebin reddine karar vermiş, bu karara karşı davacı alacaklı şikayet yoluna başvurmuş, icra mahkemesince yapılan yargılama sonunda şikayetin reddine karar verilmiştir. Davacı bu karara karşı istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
İlgili vergi dairesinin istinaf talebi vekalet ücretine yönelik olup, icra mahkemesinde evrak üzerinde verilen kararlarda hükmedilmesi gereken vekalet ücreti 840,00-TL olup, bu miktar İİK'nun 363. maddesinde 2021 yılı için öngörülen 13.740,00-TL istinaf sınırı altında olduğundan istinaf konusunun değerine göre vergi dairesinin istinaf dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 
Damga vergisinin alınmasını gerektiren olay borçlunun ödeme taahhüdünde bulunması işlemi olup, icra hukuk mahkemesince şikayet sonucu ödeme taahhüdü işlemi iptal edildiğinden vergiyi doğuran işlem iptal edildiğinden, davacı alacaklının şikayetinin kabulü ile memur işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/33352 Esas,  2015/406 Karar )
Açıklanan nedenlerle, davacı alacaklının istinaf talebinin kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin "şikayetin reddine" ilişkin kararının kaldırılarak, yerine "şikayetin  kabulü ile damga vergisinin davacıya iadesine" karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM     : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;  
1-İlgili Vergi Dairesinin istinaf dilekçesinin İİK'nun 365/1-son maddesi gereğince REDDİNE,
2-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2. maddesi uyarınca, Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin  15/01/2021 tarihli 2020/391  Esas  2021/18 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerine
"a- Şikayetin KABULÜ İLE;  Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasında davacının ödediği damga vergisinin davacıya iadesine,
b- Şikayet konusu memur işlemi olduğundan peşin harcın ilk derece mahkemesinden talep edilmesi halinde davacıya iadesine,
c- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 
d- Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan miktarın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine," şeklinde HÜKÜM KURULMASINA,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 
4-Şikayet konusu memur işlemi olduğundan davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin davacının kendi üzerinde bırakılmasına, 
5-Kararın, ilk derece mahkemesince bilgi mahiyetinde taraflara tebliğine,
Dair, HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede İİK’nun 6763 sayılı Kanun ile değişik 364. maddesi uyarınca ihtilaf konusu değer itibariyle KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.16/03/2021
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  7. HUKUK DAİRESİ
 
DOSYA NO : 2021/401 
KARAR NO : 2021/497
 
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
 
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA 2. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/01/2021
NUMARASI : 2020/391  Esas  2021/18 Karar
 
DAVANIN KONUSU : Şikayet 
KARAR TARİHİ : 16/03/2021
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/03/2021
Yukarıda tarih ve numarası yazılı ilk derece mahkeme kararı aleyhine istinaf yasa yoluna başvurulmuş olmakla, Dairemizce HMK'nun 353. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan  inceleme sonucunda dosyadaki belgeler okundu, incelendi.
 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: 
Davacı alacaklı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı borçlu hakkında  Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, takip kesinleştikten sonra borçluların ödeme taahhüdünde bulunduklarını, daha sonra davalı borçluların ödeme taahhüdünün baskı altında alındığından bahisle kefalet sözleşmesinin iptali talebiyle Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/43 Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığını, mahkemece  taahhüt alma işleminin iptaline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, icra müdürlüğüne başvurarak ödeme taahhüdü için vergi dairesine yazılan harç tahsil müzekkeresinin işlemsiz iptal edilmesini talep ettiklerini, icra müdürlüğünce sözleşmenin batıl olmasının harç alınmasına engel olmayacağından bahisle taleplerinin reddine karar verildiğini,  ödeme taahhüdü işleminin icra müdürlüğünce eksik yapılması nedeniyle işlemin iptal edildiğini, iptal edilen işlem nedeniyle harç alınmasının hukuk düzeninde yeri olmadığını, icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İcra müdürlüğünün taahhüdü ve kefalet sözleşmesinin şekil şartlarına uygun olmaması nedeniyle iptal edildiğini, damga vergisinin düzenlenen kağıttan alındığını, iptal edilen işlem nedeniyle alınan harcın damga vergisi alınmasına engel olamayacağından, icra müdürlüğü işleminin yerinde olduğundan bahisle şikayetin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı alacaklı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı borçlu hakkında  Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, takip kesinleştikten sonra borçluların iş yerine hacze gittiklerini, daha sonra borçluların ödeme taahhüdünde bulunduklarını, icra müdürlüğünce ödeme taahhüdü için Mevlana Vergi Dairesine damga vergisinin tahakkuku için ihbar müzekkeresi yazılarak harcın tahsil edildiğini, borçluların ödeme taahhüdünün baskı altında alındığından bahisle kefalet sözleşmesinin iptali talebiyle Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/43 Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığını, mahkemece taahhüt alma işleminin iptaline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, damga vergisinin tahakkuk edebilmesi için vergiyi doğuran işlemin gerçekleşmesi, kağıtların hukuken geçerli olacak şekilde tanzimi ve imzalanmasının tek başına vergi alınmasını gerektirmediğini, taahhüt ve kefalet işlemlerinin şekil şartlarını uygun olarak düzenlenmesinin icra müdürlüğünün yükümlülüğünde olduğunu, icra müdürlüğünün üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek taahhüt işleminin şekil şartlarına uygun yapmayarak müvekkilinin damga vergisi ödemek zorunda bıraktığını, ortada geçerli taahhüt olmadığından harç tahsil müzekkeresinin işlemsiz iptal edilmesi gerektiğini, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin şikayetin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, şikayetin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (ilgili) Mevlana Vergi Dairesi vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir.
DELİLLER : Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyası.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Davacı vekili tarafından borçlu hakkında Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatılmış, takip kesinleştikten sonra 23/01/2020 tarihinde borçlular icra dairesine gelerek borcunu taksitler halinde ödemeyi taahhüt etmiş ve taahhüt tutanağı düzenlenmiştir.
Borçlu tarafından 23/01/2020 tarihli taahhüt tutanağının haciz baskısı altında alındığından bahisle  tutanağın iptali için  Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/43 Esas sayılı dosyasıyla dava açmış, mahkemece taahhüt alınması işleminin iptaline karar verilmiştir.
Takip alacaklısı Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/43-231 E.K. sayılı kararı dayanak göstererek damga vergisi alınması işleminin iptali ile damga vergisinin iadesini talep etmiş,  icra müdürlüğü de 23/10/2020 tarihli kararı ile ödeme taahhüdün iptal edilmesinin damga vergisinin iadesini gerektirmediğinden talebin reddine karar vermiş, bu karara karşı davacı alacaklı şikayet yoluna başvurmuş, icra mahkemesince yapılan yargılama sonunda şikayetin reddine karar verilmiştir. Davacı bu karara karşı istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
İlgili vergi dairesinin istinaf talebi vekalet ücretine yönelik olup, icra mahkemesinde evrak üzerinde verilen kararlarda hükmedilmesi gereken vekalet ücreti 840,00-TL olup, bu miktar İİK'nun 363. maddesinde 2021 yılı için öngörülen 13.740,00-TL istinaf sınırı altında olduğundan istinaf konusunun değerine göre vergi dairesinin istinaf dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 
Damga vergisinin alınmasını gerektiren olay borçlunun ödeme taahhüdünde bulunması işlemi olup, icra hukuk mahkemesince şikayet sonucu ödeme taahhüdü işlemi iptal edildiğinden vergiyi doğuran işlem iptal edildiğinden, davacı alacaklının şikayetinin kabulü ile memur işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/33352 Esas,  2015/406 Karar )
Açıklanan nedenlerle, davacı alacaklının istinaf talebinin kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin "şikayetin reddine" ilişkin kararının kaldırılarak, yerine "şikayetin  kabulü ile damga vergisinin davacıya iadesine" karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM     : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;  
1-İlgili Vergi Dairesinin istinaf dilekçesinin İİK'nun 365/1-son maddesi gereğince REDDİNE,
2-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2. maddesi uyarınca, Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin  15/01/2021 tarihli 2020/391  Esas  2021/18 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerine
"a- Şikayetin KABULÜ İLE;  Konya 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10430 Esas sayılı dosyasında davacının ödediği damga vergisinin davacıya iadesine,
b- Şikayet konusu memur işlemi olduğundan peşin harcın ilk derece mahkemesinden talep edilmesi halinde davacıya iadesine,
c- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 
d- Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan miktarın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine," şeklinde HÜKÜM KURULMASINA,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 
4-Şikayet konusu memur işlemi olduğundan davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin davacının kendi üzerinde bırakılmasına, 
5-Kararın, ilk derece mahkemesince bilgi mahiyetinde taraflara tebliğine,
Dair, HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede İİK’nun 6763 sayılı Kanun ile değişik 364. maddesi uyarınca ihtilaf konusu değer itibariyle KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.16/03/2021

Borçlunun Takipten Sonra Ölmesi ve Takibe Devam Edilmesi

T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  8. HUKUK DAİRESİ
  DOSYA NO : 2021/113 KARAR NO : 2021/406 
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
  İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : KOCAELİ 2. İCRA HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 01/12/2020NUMARASI : 2020/278 Esas 2020/438 Karar DAVANIN KONUSU : İhalenin FeshiİSTİNAF TARİHİ : 09/12/2021İCRA DOSYA NO :  Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü 2018/2981 talimatKARAR TARİHİ :09/03/2021KARAR YAZIM TARİHİ :17/03/2021
  Yukarıdaki esas ve karar numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararının incelenmesi için  istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya içeriğindeki  tüm bilgi ve belgeler okunup, tetkik edilip heyetçe yapılan müzakerede, 6100  sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı incelenerek  aynı kanunun 353. maddesi gereğince  duruşma yapılmaksızın yapılan inceleme sonunda gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin murisi....ı'dan miras yolu ile müvekkiline geçen 2 adet taşınmazın Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2981 tal. sayılı dosyası ile ihalesinin gerçekleştiğini, taşınmazlardan birini alacaklı bankanın alacağına mahsuben, 2 nolu taşınmazı da diğer davalının satın aldığını, müvekkilinin takip sırasında vefat etmesi nedeniyle öncelikle takibin mirasçılara yöneltilmesi gerektiğini, ancak bu yola gitmeksizin satış ilanının tebliğ edildiğini, taşınmazlara ipotek konulurken eşin rızasının da alınması gerektiğini, muris ....'nın eşinin okuma yazma bilmediğini, dolayısıyla ipotek işleminin de usulsüz olduğunu, müvekkiline gönderilen satış ilanının yasaya uygun şekilde tebliğ edilmediğini, ayrıca satış ilanının tirajı 50.000 adetin üzerinde olan ulusal bir gazetede yapılması gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı 21/08/2020 tarihli ihalenin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı  banka vekili cevap dilekçesinde ve duruşmada özetle; öncelikle davanın 7 günlük yasal sürede açılmadığını, davacı tarafın satış öncesi işlemlere hiçbir itirazının olmadığını belirterek yasal dayanaktan yoksun davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ........vekili cevap dilekçesinde ve duruşmada özetle; davanın yasal süresinde açılmadığını, ayrıca mirasçılara ödeme emri gönderilmesi gibi bir zorunluluğun olmadığını belirterek haksız davanın reddini talep etmiştir. 
DOSYADA TOPLANAN DELİLLER:
             Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2981 talimat sayılı dosyası.
             İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARAR ÖZETİ: 
Mahkemece; mirasçılar dosyaya taraf olarak eklenip taraflarına satış ilanı tebliğ edildiğinden davacının bu yöndeki itirazının yerinde olmadığı, ipoteğin resmi senet hükmünde ve sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olması karşısında bu konuda değerlendirme yapılamayacağından bu yöndeki iddiasının yerinde görülmediği, 14/07/2020 tarihinde ilanın verildiği Akşam Gazetesi'nin  50.000 üzerinde tirajı olduğu, satış ilânı ve zorunlu diğer işlemlerin elektronik ortamda da gerçekleştirildiği, ihâle bedelinin, mahcuz malların muhammen bedelinin % 50'si ile satış ve paylaştırma giderleri toplamının üzerinde olduğu, askı ilanlarının yapıldığı, taşınmazın niteliklerinin satış ilanında belirtildiği, davacının ihâlenin feshi sebebi olarak ileri sürdüğü hususların hiç birinin gerçekleşmediği, gerek ihâle öncesinde gerekse ihâle esnasındaki işlemlerin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle ihalenin feshi isteminin reddine, yasal şartları oluştuğundan ihale bedelinin (303.000-TL) %10'u oranında para cezasının Hazine yararına davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
    İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekilince mahkeme kararı süre tutum dilekçesi ile istinaf edilmiş, gerekçeli karar tebliğine rağmen süresi içerisinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmamıştır. 
Davacı vekili süresinden sonra ibraz ettiği gerekçeli istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde  belirttikleri hiçbir delilin mahkemece ciddiye dahi alınmadığını, ön inceleme duruşmasında doğrudan esasa geçilerek karar verildiğini, ihalenin feshi davalarının uygulamada kötü niyetli olarak açıldığı ve tescil süreçlerini uzatmak için adeta koz olarak kullanıldığı bilinen bir gerçek olduğunu, fakat bu şekilde bir önyargıyla yaklaşarak, deliller dahi toplanmadan adeta dosya üzerinden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ihalenin feshi davasında davalıların dayanağı satışın yapıldığı icra dosyası olduğu, davayı ihdas eden borçlu yahut ilgililer ise deliller sunarak icra dosyasındaki icra takip işlemlerinin hukuka aykırı olduğunu ispatlamaya gayret ettiğini, dolayısıyla davacı açısından celp edilerek mahkeme huzuruna getirilecek delillerin öneminin büyük olduğunu, ancak dava dilekçesinin deliller kısmında belirttikleri hiçbir delilin toplanmadığını, tiraj hususundaki iddialarının Basın-İlan Kurumu'ndan celp edilecek verilerle ispatlanabilecekken, bu delilin toplanmadığını, ve gerekçeli kararda tiraj sayısının uygun olduğu kanaatine varıldığını, taşınmazın bulunduğu bölgenin Kocaeli'nin en gözde bölgelerinden biri olduğunu, birtakım çap ve imar değişiklikleri olabileceği dikkate alınarak ilgili belediye ve kurumlarda taşınmazın çap ve imar durumlarının celbi ile icra dosyasındaki çap ve imar durumları ile güncel kayıtların aynı olup olmadığı kıyaslanmak istendiğini, bu iddialarına da itibar dahi edilmediğini, bu kayıtların celbi bir yana gerekçeli kararda böyle bir iddiası olduğundan bahis dahi edilmediğini, oysa icra dosyası 2017 tarihli iken taşınmazın icra yoluyla satışının 2020 yılında olduğunu, bu süreçte bölgede değişim ve dönüşüm yaşanması sebebiyle imar durumlarının titizlikle incelenmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle; Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 01/12/2020 tarih, 2020/278 esas ve 2020/438 karar ile verdiği haksız ve hukuka aykırı kararına ilişkin istinaf başvurularının kabulü ile duruşma açılmak suretiyle dosyanın esastan incelenerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne, para cezasının iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline hükmedilmesi talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık, taşınmaz ihalesinin feshi istemine ilişkindir.
İİK'nın 366. maddesinde, istinaf ve temyiz incelemeleri Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre yapılacağı hükme bağlanmıştır. Yine HMK'nın 447/2.maddesine göre, mevzuatta Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır. Şu halde, istinaf incelemesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki hükümler kapsamında yapılması gerekir.
HMK'nın 355. maddesi istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak, bölge adliye mahkemesinin kamu düzenine aykırılık bulunması halinde bunu re'sen gözeteceği düzenlemesine yer vermiştir. Aynı kanunun 352. maddesinde de, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında gerekli kararın verileceği hükmü yer almaktadır. Söz konusu maddeler birlikte değerlendirildiğinde, istinaf başvuru dilekçesinde istinaf nedenlerinin gösterilmediği hallerde bölge adliye mahkemesinin kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapması gerekir.
Somut olayda, borçlu vekilinin süre tutum dilekçesinde istinaf nedenlerini bildirmediği gibi, karar tebliğine rağmen, gerekçeli istinaf başvuru dilekçesini de süresinde sunmadığı anlaşıldığından, kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
 İİK'nın 53. maddesi uyarınca; ''Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.
İcra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tabi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder.''
  TMK'nın 606/1. maddesine göre ise; ''Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.''
Somut olayda, borçlu Osman Sarı'nın ilk satış kararından sonra, 21/03/2021 tarihinde vefat ettiği, borçlunun vefatından sonra alınan 18/06/2020 tarihli satış kararı ile taşınmazın satış işlemlerine devam edildiği anlaşılmaktadır. 
Bu durumda, borçlu takipten sonra öldüğünden İİK'nın 53. maddesi gereğince alacaklının tereke aleyhine veya mirasçıların aleyhine takibin devamını istemesi gerekir. Eğer mirasçılar hakkında takibin devamını isterse reddi miras için Medeni Kanun gereğince tayin edilen 3 aylık süre içerisinde takibin geri bırakılması gerekir. Alacaklı terekeye karşı takibe devam etmek isterse bundan sonraki işlemlerin tereke mümessillerine tebliği gerekir, ancak bu durumda üç aylık mirasın reddi süresi beklenmez. Alacaklının bunlardan hangisini seçtiğini bildirmeden takibin yürütülmesi mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan ilkeler gereğince, icra müdürlüğünce İİK'nın 53. ve TMK'nın 606/1. maddesine uygun şekilde işlem yapılması gerekirken, bu prosedürlere uyulmaksızın, doğrudan doğruya mirasçılara satış ilanı tebliğ edilmek suretiyle takibe devam edilemeyeceğinden, yapılmış olan ihalenin de feshi gerekir.
Dairemizce, kamu düzenine ilişkin olan bu husus resen göz önüne alınarak, ilk derece mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve ihalenin feshine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/278 esas 2020/438 karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA 
B)-Esasa ilişkin aşağıdaki şekilde yeni hüküm tesisine;
1-Davacının ihalenin feshi talebinin KABULÜNE,  Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2981 talimat sayılı dosyasında 21/08/2020 tarihinde yapılan İHALELERİN FESHİNE,
2-Alınması gerekli 59,30 TL istinaf karar harcından, peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile, bakiye 4,90 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine'ye irad kaydına,
3-Yargılama sırasında davacı tarafından yapılan 79,40 TL ilk dava açma gideri ve 123,00 tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 202,40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.360,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 
5-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
C)-İstinaf yargılaması yönünden;
1-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
2-İstinaf yargılaması sırasında davacı tarafça yapılan 148,60 TL istinaf başvuru giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 
4-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-HMK'nın 27. maddesi gereğince tarafların hukuki dinlenilme hakkı nedeniyle ve 04/08/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Yasa'nın 27. maddesi ile HMK'nın 302. maddesine eklenen 5. fıkrası uyarınca hükmün  taraflara tebliğ edilmesine,
            Dair gerekçeli kararın tebliğden itibaren iki hafta içinde Dairemize veya Dairemize gönderilmek üzere, başka yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine dilekçe verilmek suretiyle Yargıtay'ın ilgili Hukuk Dairesince incelenmek üzere TEMYİZ yasa yoluna başvurma hakkı bulunduğuna oy birliği ile karar verildi.09/03/2021
  • Cevap Yok
  • 08-07-2021, Saat: 23:21
  • DuraN
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  8. HUKUK DAİRESİ
  DOSYA NO : 2021/113 KARAR NO : 2021/406 
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
  İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : KOCAELİ 2. İCRA HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 01/12/2020NUMARASI : 2020/278 Esas 2020/438 Karar DAVANIN KONUSU : İhalenin FeshiİSTİNAF TARİHİ : 09/12/2021İCRA DOSYA NO :  Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü 2018/2981 talimatKARAR TARİHİ :09/03/2021KARAR YAZIM TARİHİ :17/03/2021
  Yukarıdaki esas ve karar numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararının incelenmesi için  istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya içeriğindeki  tüm bilgi ve belgeler okunup, tetkik edilip heyetçe yapılan müzakerede, 6100  sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı incelenerek  aynı kanunun 353. maddesi gereğince  duruşma yapılmaksızın yapılan inceleme sonunda gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin murisi....ı'dan miras yolu ile müvekkiline geçen 2 adet taşınmazın Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2981 tal. sayılı dosyası ile ihalesinin gerçekleştiğini, taşınmazlardan birini alacaklı bankanın alacağına mahsuben, 2 nolu taşınmazı da diğer davalının satın aldığını, müvekkilinin takip sırasında vefat etmesi nedeniyle öncelikle takibin mirasçılara yöneltilmesi gerektiğini, ancak bu yola gitmeksizin satış ilanının tebliğ edildiğini, taşınmazlara ipotek konulurken eşin rızasının da alınması gerektiğini, muris ....'nın eşinin okuma yazma bilmediğini, dolayısıyla ipotek işleminin de usulsüz olduğunu, müvekkiline gönderilen satış ilanının yasaya uygun şekilde tebliğ edilmediğini, ayrıca satış ilanının tirajı 50.000 adetin üzerinde olan ulusal bir gazetede yapılması gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı 21/08/2020 tarihli ihalenin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı  banka vekili cevap dilekçesinde ve duruşmada özetle; öncelikle davanın 7 günlük yasal sürede açılmadığını, davacı tarafın satış öncesi işlemlere hiçbir itirazının olmadığını belirterek yasal dayanaktan yoksun davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ........vekili cevap dilekçesinde ve duruşmada özetle; davanın yasal süresinde açılmadığını, ayrıca mirasçılara ödeme emri gönderilmesi gibi bir zorunluluğun olmadığını belirterek haksız davanın reddini talep etmiştir. 
DOSYADA TOPLANAN DELİLLER:
             Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2981 talimat sayılı dosyası.
             İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARAR ÖZETİ: 
Mahkemece; mirasçılar dosyaya taraf olarak eklenip taraflarına satış ilanı tebliğ edildiğinden davacının bu yöndeki itirazının yerinde olmadığı, ipoteğin resmi senet hükmünde ve sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olması karşısında bu konuda değerlendirme yapılamayacağından bu yöndeki iddiasının yerinde görülmediği, 14/07/2020 tarihinde ilanın verildiği Akşam Gazetesi'nin  50.000 üzerinde tirajı olduğu, satış ilânı ve zorunlu diğer işlemlerin elektronik ortamda da gerçekleştirildiği, ihâle bedelinin, mahcuz malların muhammen bedelinin % 50'si ile satış ve paylaştırma giderleri toplamının üzerinde olduğu, askı ilanlarının yapıldığı, taşınmazın niteliklerinin satış ilanında belirtildiği, davacının ihâlenin feshi sebebi olarak ileri sürdüğü hususların hiç birinin gerçekleşmediği, gerek ihâle öncesinde gerekse ihâle esnasındaki işlemlerin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle ihalenin feshi isteminin reddine, yasal şartları oluştuğundan ihale bedelinin (303.000-TL) %10'u oranında para cezasının Hazine yararına davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
    İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekilince mahkeme kararı süre tutum dilekçesi ile istinaf edilmiş, gerekçeli karar tebliğine rağmen süresi içerisinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmamıştır. 
Davacı vekili süresinden sonra ibraz ettiği gerekçeli istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde  belirttikleri hiçbir delilin mahkemece ciddiye dahi alınmadığını, ön inceleme duruşmasında doğrudan esasa geçilerek karar verildiğini, ihalenin feshi davalarının uygulamada kötü niyetli olarak açıldığı ve tescil süreçlerini uzatmak için adeta koz olarak kullanıldığı bilinen bir gerçek olduğunu, fakat bu şekilde bir önyargıyla yaklaşarak, deliller dahi toplanmadan adeta dosya üzerinden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ihalenin feshi davasında davalıların dayanağı satışın yapıldığı icra dosyası olduğu, davayı ihdas eden borçlu yahut ilgililer ise deliller sunarak icra dosyasındaki icra takip işlemlerinin hukuka aykırı olduğunu ispatlamaya gayret ettiğini, dolayısıyla davacı açısından celp edilerek mahkeme huzuruna getirilecek delillerin öneminin büyük olduğunu, ancak dava dilekçesinin deliller kısmında belirttikleri hiçbir delilin toplanmadığını, tiraj hususundaki iddialarının Basın-İlan Kurumu'ndan celp edilecek verilerle ispatlanabilecekken, bu delilin toplanmadığını, ve gerekçeli kararda tiraj sayısının uygun olduğu kanaatine varıldığını, taşınmazın bulunduğu bölgenin Kocaeli'nin en gözde bölgelerinden biri olduğunu, birtakım çap ve imar değişiklikleri olabileceği dikkate alınarak ilgili belediye ve kurumlarda taşınmazın çap ve imar durumlarının celbi ile icra dosyasındaki çap ve imar durumları ile güncel kayıtların aynı olup olmadığı kıyaslanmak istendiğini, bu iddialarına da itibar dahi edilmediğini, bu kayıtların celbi bir yana gerekçeli kararda böyle bir iddiası olduğundan bahis dahi edilmediğini, oysa icra dosyası 2017 tarihli iken taşınmazın icra yoluyla satışının 2020 yılında olduğunu, bu süreçte bölgede değişim ve dönüşüm yaşanması sebebiyle imar durumlarının titizlikle incelenmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle; Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 01/12/2020 tarih, 2020/278 esas ve 2020/438 karar ile verdiği haksız ve hukuka aykırı kararına ilişkin istinaf başvurularının kabulü ile duruşma açılmak suretiyle dosyanın esastan incelenerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne, para cezasının iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline hükmedilmesi talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık, taşınmaz ihalesinin feshi istemine ilişkindir.
İİK'nın 366. maddesinde, istinaf ve temyiz incelemeleri Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre yapılacağı hükme bağlanmıştır. Yine HMK'nın 447/2.maddesine göre, mevzuatta Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır. Şu halde, istinaf incelemesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki hükümler kapsamında yapılması gerekir.
HMK'nın 355. maddesi istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak, bölge adliye mahkemesinin kamu düzenine aykırılık bulunması halinde bunu re'sen gözeteceği düzenlemesine yer vermiştir. Aynı kanunun 352. maddesinde de, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında gerekli kararın verileceği hükmü yer almaktadır. Söz konusu maddeler birlikte değerlendirildiğinde, istinaf başvuru dilekçesinde istinaf nedenlerinin gösterilmediği hallerde bölge adliye mahkemesinin kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapması gerekir.
Somut olayda, borçlu vekilinin süre tutum dilekçesinde istinaf nedenlerini bildirmediği gibi, karar tebliğine rağmen, gerekçeli istinaf başvuru dilekçesini de süresinde sunmadığı anlaşıldığından, kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
 İİK'nın 53. maddesi uyarınca; ''Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.
İcra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tabi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder.''
  TMK'nın 606/1. maddesine göre ise; ''Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.''
Somut olayda, borçlu Osman Sarı'nın ilk satış kararından sonra, 21/03/2021 tarihinde vefat ettiği, borçlunun vefatından sonra alınan 18/06/2020 tarihli satış kararı ile taşınmazın satış işlemlerine devam edildiği anlaşılmaktadır. 
Bu durumda, borçlu takipten sonra öldüğünden İİK'nın 53. maddesi gereğince alacaklının tereke aleyhine veya mirasçıların aleyhine takibin devamını istemesi gerekir. Eğer mirasçılar hakkında takibin devamını isterse reddi miras için Medeni Kanun gereğince tayin edilen 3 aylık süre içerisinde takibin geri bırakılması gerekir. Alacaklı terekeye karşı takibe devam etmek isterse bundan sonraki işlemlerin tereke mümessillerine tebliği gerekir, ancak bu durumda üç aylık mirasın reddi süresi beklenmez. Alacaklının bunlardan hangisini seçtiğini bildirmeden takibin yürütülmesi mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan ilkeler gereğince, icra müdürlüğünce İİK'nın 53. ve TMK'nın 606/1. maddesine uygun şekilde işlem yapılması gerekirken, bu prosedürlere uyulmaksızın, doğrudan doğruya mirasçılara satış ilanı tebliğ edilmek suretiyle takibe devam edilemeyeceğinden, yapılmış olan ihalenin de feshi gerekir.
Dairemizce, kamu düzenine ilişkin olan bu husus resen göz önüne alınarak, ilk derece mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve ihalenin feshine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/278 esas 2020/438 karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA 
B)-Esasa ilişkin aşağıdaki şekilde yeni hüküm tesisine;
1-Davacının ihalenin feshi talebinin KABULÜNE,  Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2981 talimat sayılı dosyasında 21/08/2020 tarihinde yapılan İHALELERİN FESHİNE,
2-Alınması gerekli 59,30 TL istinaf karar harcından, peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile, bakiye 4,90 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine'ye irad kaydına,
3-Yargılama sırasında davacı tarafından yapılan 79,40 TL ilk dava açma gideri ve 123,00 tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 202,40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.360,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 
5-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
C)-İstinaf yargılaması yönünden;
1-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
2-İstinaf yargılaması sırasında davacı tarafça yapılan 148,60 TL istinaf başvuru giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 
4-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-HMK'nın 27. maddesi gereğince tarafların hukuki dinlenilme hakkı nedeniyle ve 04/08/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Yasa'nın 27. maddesi ile HMK'nın 302. maddesine eklenen 5. fıkrası uyarınca hükmün  taraflara tebliğ edilmesine,
            Dair gerekçeli kararın tebliğden itibaren iki hafta içinde Dairemize veya Dairemize gönderilmek üzere, başka yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine dilekçe verilmek suretiyle Yargıtay'ın ilgili Hukuk Dairesince incelenmek üzere TEMYİZ yasa yoluna başvurma hakkı bulunduğuna oy birliği ile karar verildi.09/03/2021

MTS Takipleri ve İtiraz Dilekçeleri

T.C.
ADALET BAKANLIĞI 
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı
  Sayı : 86420598-520/7678 26/09/2019Konu : MTS Takipleri ve İtiraz Dilekçeleri  
..........CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
  İlgi : 3/7/2019 Tarih, 86420598-360/5367 Sayılı yazılarımız. 
6/12/2018 tarihli ve 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkındaki Kanun 19/12/2018 tarihinde 30630 Sayılı Resmi  Gazete'de yayımlanmış olup, 1 ila 9 uncu maddeleri ile, geçici 1 inci maddesi, 18 ve 19 uncu maddeleri 1/6/2019 tarihi itibari ile yürürlüğe girmiştir. Kanunun kapsamı 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda ve diğer mevzuatta düzenlenen abonelik sözleşmeleri ile bu sözleşmelerin ifası amacıyla tüketiciye sunulup bedeli faturaya yansıtılan mal veya hizmetten kaynaklanan ve avukatla takip edilen para alacaklarına ilişkin icra takiplerini oluşturmaktadır. Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar için anılan kanunun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Yönetmelik hazırlanarak 29/5/2019 tarihinde 30788 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 
Anılan kanunun "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde, herhangi bir icra dairesine başvurarak ödeme emrine itiraz edebilir. İcra dairesi, itiraza ilişkin evrakı, en geç iki iş günü içinde sisteme yükler, aslını alacaklının takip talebinde bildirdiği icra dairesine gönderir. Borçluya, itiraz ettiğine ilişkin ücretsiz bir alındı belgesi verilir."  hükmüne,
Bahsi geçen yönetmeliğin "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında;  "İcra dairesi, itiraza ilişkin evrakı aynı gün UYAP’a yükler, aslını alacaklının takip talebinde bildirdiği icra dairesine gönderir. Borçluya, itiraz ettiğine ilişkin ücretsiz bir alındı belgesi verilir." hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümler çerçevesinde 1/6/2019 tarihinde yürürlüğe giren  kanun ve yönetmelik gereğince birden fazla icra dairesi bulunan mahallerde, MTS takiplerine yapılan itirazlara ilişkin dilekçelerin ve tebliğ mazbataları asıllarının muhafazası için icra dairesi görevlendirilmesi komisyonlar tarafından  yapılmaktadır.
Bu konu ile ilgili olarak ekte sunulan ilgi sayılı yazılarımız ile  MTS takiplerine yapılan itirazlarla ilgili işlemlerin itiraz dilekçesini alan icra müdürlüklerince yapılması ve dikkat edilmesi gereken hususlar Başkanlığımızca tüm icra dairelerine duyurulmuştur. Ancak bazı icra müdürlüklerince yazımızda belirtilen hususlara aykırı olarak MTS'ye ilişkin ödeme emirlerine yapılan itiraz dilekçelerinin muhabere ortamında evrak numarası alınarak sisteme yüklenmeksizin yetkili icra dairesine gönderilmeye devam ettiği anlaşılmaktadır. Sanal olarak işlem yapan MTS ortamında, icra takiplerine gelen itirazların sisteme yüklenmemesi durumunda takibin itiraz olmaksızın kesinleşmiş gibi işlem göreceği, süresinde itiraz edilmesine rağmen işlemlere devam edileceği, bu durumunda hak kayıplarına ve şikayetlere neden olabileceği değerlendirilmektedir.
Bu itibarla, MTS ortamında açılan icra takiplerine ilişkin itiraz dilekçelerini alan icra dairelerince kanunda belirtildiği üzere dilekçenin sisteme yüklenmesinin öncelikle yerine getirilmesi, sisteme yükleme yapılmadan dilekçe aslının alacaklının takip talebinde bildirdiği icra dairesine gönderilmemesi, aksaklıkların ve hak kayıplarının önüne geçilmesi için  hassasiyet gösterilmesi amacıyla yazımız ve eklerinin icra dairelerinde çalışan personele tebliğ edilmesi hususunda;
Bilgi edinilmesi ile gereği için keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine duyurulmasını rica ederim.
T.C.
ADALET BAKANLIĞI 
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı
  Sayı : 86420598-520/7678 26/09/2019Konu : MTS Takipleri ve İtiraz Dilekçeleri  
..........CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
  İlgi : 3/7/2019 Tarih, 86420598-360/5367 Sayılı yazılarımız. 
6/12/2018 tarihli ve 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkındaki Kanun 19/12/2018 tarihinde 30630 Sayılı Resmi  Gazete'de yayımlanmış olup, 1 ila 9 uncu maddeleri ile, geçici 1 inci maddesi, 18 ve 19 uncu maddeleri 1/6/2019 tarihi itibari ile yürürlüğe girmiştir. Kanunun kapsamı 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda ve diğer mevzuatta düzenlenen abonelik sözleşmeleri ile bu sözleşmelerin ifası amacıyla tüketiciye sunulup bedeli faturaya yansıtılan mal veya hizmetten kaynaklanan ve avukatla takip edilen para alacaklarına ilişkin icra takiplerini oluşturmaktadır. Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar için anılan kanunun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Yönetmelik hazırlanarak 29/5/2019 tarihinde 30788 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 
Anılan kanunun "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde, herhangi bir icra dairesine başvurarak ödeme emrine itiraz edebilir. İcra dairesi, itiraza ilişkin evrakı, en geç iki iş günü içinde sisteme yükler, aslını alacaklının takip talebinde bildirdiği icra dairesine gönderir. Borçluya, itiraz ettiğine ilişkin ücretsiz bir alındı belgesi verilir."  hükmüne,
Bahsi geçen yönetmeliğin "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında;  "İcra dairesi, itiraza ilişkin evrakı aynı gün UYAP’a yükler, aslını alacaklının takip talebinde bildirdiği icra dairesine gönderir. Borçluya, itiraz ettiğine ilişkin ücretsiz bir alındı belgesi verilir." hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümler çerçevesinde 1/6/2019 tarihinde yürürlüğe giren  kanun ve yönetmelik gereğince birden fazla icra dairesi bulunan mahallerde, MTS takiplerine yapılan itirazlara ilişkin dilekçelerin ve tebliğ mazbataları asıllarının muhafazası için icra dairesi görevlendirilmesi komisyonlar tarafından  yapılmaktadır.
Bu konu ile ilgili olarak ekte sunulan ilgi sayılı yazılarımız ile  MTS takiplerine yapılan itirazlarla ilgili işlemlerin itiraz dilekçesini alan icra müdürlüklerince yapılması ve dikkat edilmesi gereken hususlar Başkanlığımızca tüm icra dairelerine duyurulmuştur. Ancak bazı icra müdürlüklerince yazımızda belirtilen hususlara aykırı olarak MTS'ye ilişkin ödeme emirlerine yapılan itiraz dilekçelerinin muhabere ortamında evrak numarası alınarak sisteme yüklenmeksizin yetkili icra dairesine gönderilmeye devam ettiği anlaşılmaktadır. Sanal olarak işlem yapan MTS ortamında, icra takiplerine gelen itirazların sisteme yüklenmemesi durumunda takibin itiraz olmaksızın kesinleşmiş gibi işlem göreceği, süresinde itiraz edilmesine rağmen işlemlere devam edileceği, bu durumunda hak kayıplarına ve şikayetlere neden olabileceği değerlendirilmektedir.
Bu itibarla, MTS ortamında açılan icra takiplerine ilişkin itiraz dilekçelerini alan icra dairelerince kanunda belirtildiği üzere dilekçenin sisteme yüklenmesinin öncelikle yerine getirilmesi, sisteme yükleme yapılmadan dilekçe aslının alacaklının takip talebinde bildirdiği icra dairesine gönderilmemesi, aksaklıkların ve hak kayıplarının önüne geçilmesi için  hassasiyet gösterilmesi amacıyla yazımız ve eklerinin icra dairelerinde çalışan personele tebliğ edilmesi hususunda;
Bilgi edinilmesi ile gereği için keyfiyetin yargı çevrenizdeki icra müdürlüklerine duyurulmasını rica ederim.

Elektronik Para İle Ödeme

T.C.
ADALET BAKANLIĞI 
Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü
  Sayı : 72345466-2020-H-708.01-E.83/1490 28/01/2020Konu : Elektronik Para İle Ödeme İşlemleri 
 
DAĞITIM YERLERİNE
  
Genel Müdürlüğümüzce geliştirilen Elektronik Para ile ödeme sistemi 23/12/2019 tarihinde kullanıma açılmıştır. Elektronik Para ile ödeme sistemi; Barokart ve Paramkart sahibi avukat ve vatandaşların yapacağı harç/masraf ödemelerinin, cep telefonuna gelen onay kodu vasıtası ile gerçekleştirildiği sistemdir. Sistemin kullanıma açılması ile birlikte, Barokart ve Paramkart sahibi avukat ve vatandaşlar, Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri, Hukuk Mahkemeleri, Ceza Mahkemeleri ve İcra Dairelerine yapılacak ödemeleri, nakit para taşımaya gerek kalmaksızın gerçekleştirebilmektedir. 
Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk ve Ceza Daireleri, İlk Derece Mahkemeleri ve İcra Dairelerinde, harç/masraf hesaplamasının yapılması sonrasında, ekranda yer alan "Elektronik Para ile Ödeme" tuşuna tıklanarak Elektronik Para ile ödenebilmektedir. Mahkemeler için, bu sayede hesaplanan harç ve masrafların ödemesi, vezneye gidilmeksizin mahkeme kalemlerinde yapılabilmektedir. Tahsil edilen miktar doğrudan veznenin banka hesabına aktarılmakta ve vezne raporlarına yansıtılmaktadır. Vezne birimlerinde Elektronik Para ile Ödeme işlemi ise, "Harç/Masraf Tahsilatı" ekranına eklenen "Elektronik Para ile Ödeme" tuşuna tıklanarak gerçekleştirilebilmektedir. 
Elektronik Para ile ödeme işlemlerinin, adli birimlerce bilinmediği, "Barokart" ile ödeme yapmak isteyen Avukatlar ve "Paramkart" ile ödeme yapmak isteyen vatandaşlardan Elektronik Para ile ödeme kabul edilmediği yönünde Genel Müdürlüğümüze şikayetler gelmektedir. 
Bilgi edinilmesini ve uygulamaya konulan bu alternatif ödeme sisteminin;  tüm Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk ve Ceza Daireleri ile Veznelerine, ilk derece merkez ve mülhakatınızda bulunan Hukuk Mahkemeleri, Ceza Mahkemeleri, Satış Memurlukları, Mahkemeler Vezneleri ve İcra Dairelerine duyurulması hususunda gereğini rica ederim. 
T.C.
ADALET BAKANLIĞI 
Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü
  Sayı : 72345466-2020-H-708.01-E.83/1490 28/01/2020Konu : Elektronik Para İle Ödeme İşlemleri 
 
DAĞITIM YERLERİNE
  
Genel Müdürlüğümüzce geliştirilen Elektronik Para ile ödeme sistemi 23/12/2019 tarihinde kullanıma açılmıştır. Elektronik Para ile ödeme sistemi; Barokart ve Paramkart sahibi avukat ve vatandaşların yapacağı harç/masraf ödemelerinin, cep telefonuna gelen onay kodu vasıtası ile gerçekleştirildiği sistemdir. Sistemin kullanıma açılması ile birlikte, Barokart ve Paramkart sahibi avukat ve vatandaşlar, Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri, Hukuk Mahkemeleri, Ceza Mahkemeleri ve İcra Dairelerine yapılacak ödemeleri, nakit para taşımaya gerek kalmaksızın gerçekleştirebilmektedir. 
Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk ve Ceza Daireleri, İlk Derece Mahkemeleri ve İcra Dairelerinde, harç/masraf hesaplamasının yapılması sonrasında, ekranda yer alan "Elektronik Para ile Ödeme" tuşuna tıklanarak Elektronik Para ile ödenebilmektedir. Mahkemeler için, bu sayede hesaplanan harç ve masrafların ödemesi, vezneye gidilmeksizin mahkeme kalemlerinde yapılabilmektedir. Tahsil edilen miktar doğrudan veznenin banka hesabına aktarılmakta ve vezne raporlarına yansıtılmaktadır. Vezne birimlerinde Elektronik Para ile Ödeme işlemi ise, "Harç/Masraf Tahsilatı" ekranına eklenen "Elektronik Para ile Ödeme" tuşuna tıklanarak gerçekleştirilebilmektedir. 
Elektronik Para ile ödeme işlemlerinin, adli birimlerce bilinmediği, "Barokart" ile ödeme yapmak isteyen Avukatlar ve "Paramkart" ile ödeme yapmak isteyen vatandaşlardan Elektronik Para ile ödeme kabul edilmediği yönünde Genel Müdürlüğümüze şikayetler gelmektedir. 
Bilgi edinilmesini ve uygulamaya konulan bu alternatif ödeme sisteminin;  tüm Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk ve Ceza Daireleri ile Veznelerine, ilk derece merkez ve mülhakatınızda bulunan Hukuk Mahkemeleri, Ceza Mahkemeleri, Satış Memurlukları, Mahkemeler Vezneleri ve İcra Dairelerine duyurulması hususunda gereğini rica ederim. 

Haciz de Güvenlik İşlemleri Hakkında

T.C.
ADALET BAKANLIĞI 
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı
 
 
Sayı : 86420598-609/8634 31/10/2019
Konu : Hacizde Güvenlik Sorunu
 
 
.......... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
Haciz mahallinde haczi yapan memurlara yönelik fiili saldırılar ile haciz işlemini yaptırmamak için direnme olaylarının son zamanlarda artış gösterdiği, bu eylemler neticesinde icra müdürlüğü görevlilerinin yaralandıkları ve icra işlemlerinin akamete uğradığı bazı  medya kuruluşlarında çıkan haberler ile bakanlığımıza ulaşan personel yakınmalarından anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere icra dairelerince haciz, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile mahkemelerce verilen tedbirlerin infazı ve çocuk teslimi işlemleri yerine getirilmektedir. Bu işlemlerin bir kısmı çoğu zaman işin aciliyetine istinaden talep günü yapılmaktadır. Kesinleşen icra takibi nedeni ile haciz işlemi, mahkemece verilen ihtiyati haczin infazı, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile diğer tedbir işlemlerinin infazı sırasında bazı icra dosyalarında alacaklı taraf ile borçlu taraf arasında problem yaşanabileceği öngörülse de, icra müdürlüğü görevlileri çoğu zaman haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde kendiliğinden gelişen karşı koyma ve fiili saldırılarla  karşılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda haczin yapılabilmesi, haciz mahallinin ve icra müdürlüğü görevlisinin güvenliğinin sağlanması amacıyla emniyet müdürlüklerinden ve jandarma komutanlıklarından görevli talep edilmektedir. 
Bakanlığımıza ulaşan şikayetlerden haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde yaşanılan sıkıntılar nedeni ile güvenlik görevlisi istenmesi durumunda bazen icra işlemine ilişkin mahallin bağlı bulunduğu kolluk birimindeki  personel ve araç yetersizliğinin gerekçe gösterilmesi nedeni ile güvenliği sağlayacak görevlinin temin edilemediği, bazen geç temin edildiği, güvenlik görevlisinin zamanında temin edildiği bazı durumlarda ise icra işlem mahallinin güvenliğini sağlama konusunda görevlilerin yetersiz kaldıkları, güvenlik görevlilerinin asli görevlerinden uzaklaşarak borçlu ile alacaklıyı uzlaştırma çabasına girdikleri, "borçlu burada değil, burada haciz yapmanız mümkün değil" şeklindeki ifadelerle icra müdürlüğü görevlisince yapılan hacze müdahale edilerek icra müdürlüğü görevlisinin haciz mahallinde zor durumda bırakıldığı belirtilmiştir. 
 
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ''Haciz yapan memurun yetkisi'' başlıklı 80 inci maddesinde ''İcra memuru haczi kendi yapabileceği gibi yardımcı veya katiplerinden birinede yaptırabilir. Borçlu haciz sırasında malın bulunduğu yerde bulunmaz ve hemen bulundurulması mümkün olmazsa haciz, gıyabında yapılır. Talep vukuunda borçlu kilitli yerleri ve dolapları açmağa vesair eşyayı göstermeğe mecburdur. Bu yerler icabında zorla açtırılır. Haczi yapan memur, borçlunun üzerinde para, kıymetli evrak, altın veya gümüş veya diğer kıymetli şeyleri sakladığını anlar ve borçlu bunları vermekten kaçınırsa, borçlunun şahsına karşı kuvvet istimal edilebilir.'' hükmüne, mezkur kanunun “Zabıta memurlariyle muhtarların vazifeleri” başlıklı 81 inci maddesi “Zor kullanma hususunda bütün zabıta memurları icra memurunun yazılı müracaatı üzerine kendisine muavenet ve emirlerini ifa etmekle mükelleftirler. Köylerde haczi yapan memurun emirlerini muhtarlar da ifaya mecburdurlar.” hükmüne yer verilmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunun anılan maddelerinde zikredildiği üzere kolluk görevlilerinin görevi icra işlemini yapan memura refakat edip güvenliği sağlamak, haciz ve sair icra işlemi yapılırken icabeden durumlarda zor kullanma yetkisini kullanan icra müdürlüğü görevlisine bu yetkisini kullanma aşamasında yardımcı olmaktır.
Bu itibarla haciz, çocuk teslimi veya başka bir icra işlemini yapan memurlara yönelik psikolojik ve fiziki saldırıların önüne geçmek, icra işlemi ile icra işlem mahallinin güvenliğini sağlamak amacıyla görevlendirilecek kişilerin bu konularda eğiltilmesinin, yapılacak veya yapılmakta olan bir icra işlemine ilişkin mahale kısa sürede ulaşılabilmesi için gerekli imkanın sağlanmasının, büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçe emniyet müdürlükleri bünyesinde icra işlemlerine refakat edecek kolluk görevlilerden müteşekkil büroların kurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmekle birlikte, yaşanılan sorunların izalesine katkı sağlayacak il ve ilçe emniyet müdürlükleri ile jandarma komutanlıklarınca gerekli görülecek tüm güvenlik önlemlerinin alınarak icra müdürlüğü görevlilerinin her türlü endişeden uzak salimen görev yapabilmelerinin tesisi için güvenlik birimleriyle gerekli koordinasyonun sağlanması hususunda,
Bilgi ve gereğini rica ederim.       
T.C.
ADALET BAKANLIĞI 
İcra İşleri Dairesi Başkanlığı
 
 
Sayı : 86420598-609/8634 31/10/2019
Konu : Hacizde Güvenlik Sorunu
 
 
.......... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
 
 
Haciz mahallinde haczi yapan memurlara yönelik fiili saldırılar ile haciz işlemini yaptırmamak için direnme olaylarının son zamanlarda artış gösterdiği, bu eylemler neticesinde icra müdürlüğü görevlilerinin yaralandıkları ve icra işlemlerinin akamete uğradığı bazı  medya kuruluşlarında çıkan haberler ile bakanlığımıza ulaşan personel yakınmalarından anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere icra dairelerince haciz, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile mahkemelerce verilen tedbirlerin infazı ve çocuk teslimi işlemleri yerine getirilmektedir. Bu işlemlerin bir kısmı çoğu zaman işin aciliyetine istinaden talep günü yapılmaktadır. Kesinleşen icra takibi nedeni ile haciz işlemi, mahkemece verilen ihtiyati haczin infazı, kıymet takdiri ve satış işlemleri ile diğer tedbir işlemlerinin infazı sırasında bazı icra dosyalarında alacaklı taraf ile borçlu taraf arasında problem yaşanabileceği öngörülse de, icra müdürlüğü görevlileri çoğu zaman haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde kendiliğinden gelişen karşı koyma ve fiili saldırılarla  karşılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda haczin yapılabilmesi, haciz mahallinin ve icra müdürlüğü görevlisinin güvenliğinin sağlanması amacıyla emniyet müdürlüklerinden ve jandarma komutanlıklarından görevli talep edilmektedir. 
Bakanlığımıza ulaşan şikayetlerden haciz mahallinde veya başka bir icra işlemine ilişkin mahalde yaşanılan sıkıntılar nedeni ile güvenlik görevlisi istenmesi durumunda bazen icra işlemine ilişkin mahallin bağlı bulunduğu kolluk birimindeki  personel ve araç yetersizliğinin gerekçe gösterilmesi nedeni ile güvenliği sağlayacak görevlinin temin edilemediği, bazen geç temin edildiği, güvenlik görevlisinin zamanında temin edildiği bazı durumlarda ise icra işlem mahallinin güvenliğini sağlama konusunda görevlilerin yetersiz kaldıkları, güvenlik görevlilerinin asli görevlerinden uzaklaşarak borçlu ile alacaklıyı uzlaştırma çabasına girdikleri, "borçlu burada değil, burada haciz yapmanız mümkün değil" şeklindeki ifadelerle icra müdürlüğü görevlisince yapılan hacze müdahale edilerek icra müdürlüğü görevlisinin haciz mahallinde zor durumda bırakıldığı belirtilmiştir. 
 
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ''Haciz yapan memurun yetkisi'' başlıklı 80 inci maddesinde ''İcra memuru haczi kendi yapabileceği gibi yardımcı veya katiplerinden birinede yaptırabilir. Borçlu haciz sırasında malın bulunduğu yerde bulunmaz ve hemen bulundurulması mümkün olmazsa haciz, gıyabında yapılır. Talep vukuunda borçlu kilitli yerleri ve dolapları açmağa vesair eşyayı göstermeğe mecburdur. Bu yerler icabında zorla açtırılır. Haczi yapan memur, borçlunun üzerinde para, kıymetli evrak, altın veya gümüş veya diğer kıymetli şeyleri sakladığını anlar ve borçlu bunları vermekten kaçınırsa, borçlunun şahsına karşı kuvvet istimal edilebilir.'' hükmüne, mezkur kanunun “Zabıta memurlariyle muhtarların vazifeleri” başlıklı 81 inci maddesi “Zor kullanma hususunda bütün zabıta memurları icra memurunun yazılı müracaatı üzerine kendisine muavenet ve emirlerini ifa etmekle mükelleftirler. Köylerde haczi yapan memurun emirlerini muhtarlar da ifaya mecburdurlar.” hükmüne yer verilmiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunun anılan maddelerinde zikredildiği üzere kolluk görevlilerinin görevi icra işlemini yapan memura refakat edip güvenliği sağlamak, haciz ve sair icra işlemi yapılırken icabeden durumlarda zor kullanma yetkisini kullanan icra müdürlüğü görevlisine bu yetkisini kullanma aşamasında yardımcı olmaktır.
Bu itibarla haciz, çocuk teslimi veya başka bir icra işlemini yapan memurlara yönelik psikolojik ve fiziki saldırıların önüne geçmek, icra işlemi ile icra işlem mahallinin güvenliğini sağlamak amacıyla görevlendirilecek kişilerin bu konularda eğiltilmesinin, yapılacak veya yapılmakta olan bir icra işlemine ilişkin mahale kısa sürede ulaşılabilmesi için gerekli imkanın sağlanmasının, büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçe emniyet müdürlükleri bünyesinde icra işlemlerine refakat edecek kolluk görevlilerden müteşekkil büroların kurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmekle birlikte, yaşanılan sorunların izalesine katkı sağlayacak il ve ilçe emniyet müdürlükleri ile jandarma komutanlıklarınca gerekli görülecek tüm güvenlik önlemlerinin alınarak icra müdürlüğü görevlilerinin her türlü endişeden uzak salimen görev yapabilmelerinin tesisi için güvenlik birimleriyle gerekli koordinasyonun sağlanması hususunda,
Bilgi ve gereğini rica ederim.       

Haczin Kaldırılması Talebi Haricen Tahsile Karinedir ve Tahsil Harcı Alınması

Borçlunun adına kayıtlı taşınmazlardan sadece biri üzerindeki haczin kaldırılmasına yönelik alacaklı vekilinin talebi, alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, haczin kaldırılması için Harçlar Kanunu'nun 23. maddesine uygun olarak harç ödenmesi zorunlu olduğu-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :Alacaklı vekili tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takipte, alacaklı vekilinin icra müdürlüğüne müracaat ederek borçlu adına kayıtlı taşınmazlardan bir tanesi üzerindeki haczin harç ödenmeksizin kaldırılmasını talep ettiği, icra müdürlüğünce ancak vazgeçme harcının ödenmesi halinde haczin kaldırılabileceğine karar verildiği, alacaklının icra müdürlüğü kararının iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, bir kısım hacizlerin kaldırılması talebinin, alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, diğer taşınmazlar üzerindeki haczin devam etmesi halinde sadece bir taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması talebinde bulunulmasının alacağın haricen tahsil edildiğine karine oluşturmayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında, şikayetin kabulü ile haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verdiği görülmektedir.492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 23. maddesinde; ''Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnamaye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır '' düzenlemesine yer verilmiştir.Somut olayda; borçlunun adına kayıtlı taşınmazlardan sadece biri üzerindeki haczin kaldırılmasına yönelik alacaklı vekilinin talebi, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, haczin kaldırılması için anılan yasa hükmüne uygun olarak harç ödenmesi zorunlu olup, icra müdürlüğünce harç alınmasına yönelik işlemde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. (Dairemizin 2016/17731 Esas, 2017/9947 Karar nolu, 2016/22006 Esas, 2017/13731 Karar nolu, 2019/8322 Esas, 2020/5001 Karar nolu kararı)O halde, bölge adliye mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.SONUÇ : ... Hazinesinin temyiz isteminin kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 08/07/2020 tarihli, 2020/607 E. - 2020/680 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/01/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Borçlunun adına kayıtlı taşınmazlardan sadece biri üzerindeki haczin kaldırılmasına yönelik alacaklı vekilinin talebi, alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, haczin kaldırılması için Harçlar Kanunu'nun 23. maddesine uygun olarak harç ödenmesi zorunlu olduğu-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :Alacaklı vekili tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takipte, alacaklı vekilinin icra müdürlüğüne müracaat ederek borçlu adına kayıtlı taşınmazlardan bir tanesi üzerindeki haczin harç ödenmeksizin kaldırılmasını talep ettiği, icra müdürlüğünce ancak vazgeçme harcının ödenmesi halinde haczin kaldırılabileceğine karar verildiği, alacaklının icra müdürlüğü kararının iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, bir kısım hacizlerin kaldırılması talebinin, alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, diğer taşınmazlar üzerindeki haczin devam etmesi halinde sadece bir taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması talebinde bulunulmasının alacağın haricen tahsil edildiğine karine oluşturmayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında, şikayetin kabulü ile haczin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verdiği görülmektedir.492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 23. maddesinde; ''Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnamaye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Ancak haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır '' düzenlemesine yer verilmiştir.Somut olayda; borçlunun adına kayıtlı taşınmazlardan sadece biri üzerindeki haczin kaldırılmasına yönelik alacaklı vekilinin talebi, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, haczin kaldırılması için anılan yasa hükmüne uygun olarak harç ödenmesi zorunlu olup, icra müdürlüğünce harç alınmasına yönelik işlemde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. (Dairemizin 2016/17731 Esas, 2017/9947 Karar nolu, 2016/22006 Esas, 2017/13731 Karar nolu, 2019/8322 Esas, 2020/5001 Karar nolu kararı)O halde, bölge adliye mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.SONUÇ : ... Hazinesinin temyiz isteminin kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 08/07/2020 tarihli, 2020/607 E. - 2020/680 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/01/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Aynı konutta ikamet eden geline tebliğ

Borçluya yapılan satış ilanı tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasında, "muhatabın adreste bulunmaması, dışarıda olması sebebiyle muhatap yerine, muhatap ile aynı konutta ikamet ettiğini beyan eden, görünüşüne göre 18 yaşını bitirmiş ve ehil olan gelini imzasına tebliğ edilmiştir" açıklaması ile ilgili tarafından imzalandığı, anılan tebligatın bu haliyle Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine göre usulüne uygun olduğu- Şikayetçi borçluya yapılan satış ilanı tebligatının usulüne uygun olduğundan ve başkaca fesih nedeni de bulunmadığından şikayetin reddine karar verilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi A.K. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan ilamlı takip sonucu yapılan ihaleye karşı şikayetçi borçlunun sair sebepler yanında satış ilanı tebliğ edilmediğini belirterek ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetçi davacıya satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesi ile davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmektedir.7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun “Aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat” başlıklı 16. maddesinde; “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” hükmü, Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesinde ise; “Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” düzenlemesi yer almaktadır.Mevcut bu mevzuat karşısında, öncelikle kendisine tebliğ yapılacak şahsın adreste bulunmadığı tespit edilerek mazbataya yazılmalı, daha sonra aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine tebligat yapılmalıdır. Tebliği yapacak memurun kendisine tebliğ yapılacak kişinin adresten geçici mi sürekli mi ayrıldığını araştırma yükümlülüğü bulunmamaktadır.Somut olayda, borçluya yapılan satış ilanı tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasının incelenmesinde; 25/09/2019 tarihinde; “muhatabın adreste bulunmaması, dışarıda olması sebebiyle muhatap yerine, muhatap ile aynı konutta ikamet ettiğini beyan eden, görünüşüne göre 18 yaşını bitirmiş ve ehil olan gelini B.Ş. imzasına tebliğ edilmiştir” açıklaması ile B.Ş. tarafından imzalandığı, anılan tebligatın bu haliyle yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine göre usulüne uygun olduğu anlaşılmıştır.O halde mahkemece şikayetçi borçluya yapılan satış ilanı tebligatının usulüne uygun olduğu ve başkaca fesih nedeni de bulunmadığı dikkate alınarak şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile; yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 22/01/2021 tarih ve 2020/.. E. - 2021/.. K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, Büyükçekmece 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 19/11/2019 tarih ve 2019/.. E. - 2019/.. K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14/06/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi. 12. HD. 14.06.2021 T. E: 5669, K: 6396
  • Cevap Yok
  • 06-07-2021, Saat: 22:48
  • DuraN
Borçluya yapılan satış ilanı tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasında, "muhatabın adreste bulunmaması, dışarıda olması sebebiyle muhatap yerine, muhatap ile aynı konutta ikamet ettiğini beyan eden, görünüşüne göre 18 yaşını bitirmiş ve ehil olan gelini imzasına tebliğ edilmiştir" açıklaması ile ilgili tarafından imzalandığı, anılan tebligatın bu haliyle Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine göre usulüne uygun olduğu- Şikayetçi borçluya yapılan satış ilanı tebligatının usulüne uygun olduğundan ve başkaca fesih nedeni de bulunmadığından şikayetin reddine karar verilmesi gerektiği-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi A.K. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan ilamlı takip sonucu yapılan ihaleye karşı şikayetçi borçlunun sair sebepler yanında satış ilanı tebliğ edilmediğini belirterek ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetçi davacıya satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediği gerekçesi ile davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmektedir.7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun “Aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat” başlıklı 16. maddesinde; “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” hükmü, Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesinde ise; “Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” düzenlemesi yer almaktadır.Mevcut bu mevzuat karşısında, öncelikle kendisine tebliğ yapılacak şahsın adreste bulunmadığı tespit edilerek mazbataya yazılmalı, daha sonra aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine tebligat yapılmalıdır. Tebliği yapacak memurun kendisine tebliğ yapılacak kişinin adresten geçici mi sürekli mi ayrıldığını araştırma yükümlülüğü bulunmamaktadır.Somut olayda, borçluya yapılan satış ilanı tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasının incelenmesinde; 25/09/2019 tarihinde; “muhatabın adreste bulunmaması, dışarıda olması sebebiyle muhatap yerine, muhatap ile aynı konutta ikamet ettiğini beyan eden, görünüşüne göre 18 yaşını bitirmiş ve ehil olan gelini B.Ş. imzasına tebliğ edilmiştir” açıklaması ile B.Ş. tarafından imzalandığı, anılan tebligatın bu haliyle yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine göre usulüne uygun olduğu anlaşılmıştır.O halde mahkemece şikayetçi borçluya yapılan satış ilanı tebligatının usulüne uygun olduğu ve başkaca fesih nedeni de bulunmadığı dikkate alınarak şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi ve istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile; yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 22/01/2021 tarih ve 2020/.. E. - 2021/.. K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, Büyükçekmece 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 19/11/2019 tarih ve 2019/.. E. - 2019/.. K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14/06/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi. 12. HD. 14.06.2021 T. E: 5669, K: 6396

Dosya Alacağına Haciz Konulan Dosya da Haricen Tahsil

T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  10. HUKUK DAİRESİ
 
DOSYA NO : 2019/847 
KARAR NO : 2020/857
KARAR TARİHİ : 18/06/2020
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
 
 
 
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : NİĞDE İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/02/2019
NUMARASI : 2018/402 Esas  2019/57 Karar
 
DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 18/06/2020
KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2020
 
 
Niğde  İcra Hukuk Mahkemesi'nin 05/02/2019 tarih 2018/402  esas 2019/57  karar sayılı mahkeme kararının süresi içinde istinaf  yolu ile tetkiki davalı vekili tarafından  istenmesi üzerine dosya dairemize gönderilmekle  dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Niğde İcra Dairesi'nin 2013/3714 esas sayılı  icra dosyasında alacaklı  tarafından yapılan takip işleminde müvekkili Yaşar Beşer'in borçlu  olduğunu, ..... hakkında Korcan Demirgüneş tarafından yapılan icra takiplerine ilişkin dosyalardan yapılan işlem ile K.......... borçlu olduğu dosyalarda İİK.nun 120/2. maddesi uyarınca alacaklı sıfatıyla her türlü işlem yapma yetkisi talep edildiğini müvekkilinin haricen ödeme yaptıktan sonra öğrendiğini, 20.11.2018 tarihine kadar ve halen de bugüne kadar borçlu müvekkiline alacağın haricen ödenmemesi, alacaklıya ödenmemesi veya icra dosyasına ödenmesine ilişkin herhangi bir muhtıra tebliğ edilmediğini, dosya alacağının alacaklıya haricen ödendiğini, alacaklı tarafından 20.11.2018 tarihinde açılan talep ile dosyadan vazgeçildiğini,  gereken harcın da yatırılmak suretiyle dosyanın işlemden kaldırıldığını, İcra Müdürlüğünün 21/11/2018 tarihli tensip kararı ile asilin vazgeçme beyanının İİK.nun 120/2. maddesi gereğince kaldırıldığını öğrendiğini, alacaklının bu beyanının karine olarak alacağın ödendiğini gösterdiğini, ayrıca alacağın ödendiğine ilişkin makbuzun da alacağın ödendiğini gösterdiğini, ayrıca dosya alacaklısı tarafından senetlerin müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilimin dosya alacaklısının tahsil yetkisinin bulunmadığını bilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin  dosya alacaklısına yapmış olduğu ödeme dışında ikinci kez ödeme yapma zorunda bırakılması, araçlarının ve taşaınmazlarının üzerine haciz konulmasının yasaya aykırı olduğunu beyan ederek  06.12.2018 tarihli hacizlerin kaldırılmasına ilişkin talebin reddine dair kararın iptaline  karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının her ne kadar müvekkilinin alacaklı yetkisi aldığını sonradan öğrendiğini iddia etse de yetki kararından önce dosya alacağına haciz işlemi yapıldığını, dosya alacağına haciz ve alacaklı yetkisi işlemlerinin akabinde ..... dosyaya haricen tahsil beyanında bulunarak senedi dosyadan teslim aldığını, icra dosyasında haricen tahsil beyanında bulanan alacaklının senedin aslını teslim alma yetisi olmayıp senedin bu durumda borçluya teslim edilmesi gerektiğini, sehven dosya alacaklısına teslim edilen senet için icra müdürlüğü tarafından senedi iade hususunda muhtıra yapılmış ise de alacaklı Kayhan Başer'in Yaşar Başer'in amcası olduğunu ve senetlerin yırtılıp atılmış olduğundan bahisle senedi iade etmediğini, ancak dava dilekçesinde davacının senetlerin kendisine teslim edildiğini beyan ettiğini,  bu açıklamalar ışığında gerek taraflar arasındaki amca - yeğen ilişkisi, gerek alacaklıya sehven senedin teslim edilmesi ve akabinde gönderilen muhtıra gerekse dosya alacağına haciz konulmasıyla birlikte alacaklının dosyada işlem yapma yetisinin kalkması hususları düşünüldüğünde söz konusu icra dosyasının dosya alacağının devam ettiği ve bu nedenle mevcut hacizlerin devamının gerektiğini beyan ederek davanın  reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:  Mahkemece  verilen yetkinin  usul ve yasaya uygun olmadığının anlaşıldığından davacının davasının kabulü ile Niğde İcra Dairesinin 2013/3714 esas sayılı takip dosyasında 06/12/2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin kaldırılmasına  karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece taraflar arasındaki yakın ilişkinin göz ardı edilmesinin eksik inceleme yarattığını,   müvekkilinin alacaklı sıfatıyla Kayhan Başer'in alacaklı olduğu dosyalara  haciz konduğu andan itibaren Kayhan Başer'in ilgili dosyada işlem yapma yetkisinin ortadan kalktığını, bu durumda davacının her ne kadar müvekkilinin alacaklı yetkisi aldığını sonradan öğrendiğini iddia etse de yetki kararından önce dosya alacağına haciz işlemi yapıldığını, mahkemece senedin haricen tahsil beyanından sonra alacaklıya teslim edilmesinin dikkate alınmadığını, ayrıca kararın gerekçesinde alacaklı yetkisi verilmeden önce gerekli usuli işlemlerin tamamlanmadığından bahisle yetki kararının geçersiz olduğu hususunu kabul etmediğini belirterek  mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: 
Uyuşmazlık,  kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte icra memurunun 06/12/2018 tarihli kararının kaldırılması talebine ilişkindir.
Niğde İcra Dairesinin 2013/3714 esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklı ...... tarafından borçlular Y........ hakkında 25/07/2013 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz  yoluyla  17.929,45 TL'nin tahsili için takip başlatıldığı anlaşılmıştır.
İİK'nun 120. maddesinde; “Hacze iştirak eden bütün alacaklılar muvafakat ederlerse borçlunun borsada ve piyasada fiyatı olmayan alacakları, ödeme yerine geçmek üzere itibari kıymetleriyle kendilerine veya hesaplarına olarak içlerinden birine devredilir. Bu halde alacaklılar, alacakları nispetinde borçlunun haklarına halef olurlar. Aynı suretle hacze iştirak edenlerin hepsi veya içlerinden birisi borçlunun üçüncü bir şahıstaki alacağının tahsilini veya böyle bir şahsa karşı haiz olduğu dava hakkının kullanılmasını, masraf kendilerine ait olmak ve fakat haklarına halel gelmemek şartıyle üzerlerine alabilirler. Bu suretle elde edilecek para ilk önce üzerlerine alanların alacak ve masraflarının ödenmesine karşılık tutulur.” düzenlemesi mevcuttur.
Somut olayda, .....aleyhine Niğde İcra Müdürlüğü'nün 2016/2311 esas sayılı dosyasında takip başlatan ....... vekilinin talebiyle, borçlunun alacaklı olduğu  Niğde İcra Dairesi'nin 2013/3714 esas sayılı dosyasındaki alacağı üzerine 18/09/2018 tarihinde haciz konulduğu, alacaklı vekilinin İİK'nun 120/2 maddesi çerçevesinde, borçlunun alacaklı olduğu dosyayı takip için İcra Dairesi'nden yetki belgesi aldığı,  bu aşamadan sonra 20/11/2018 tarihinde, alacaklı K.......'in dosyadaki alacağını haricen tahsil ettiğini bildirerek, tüm hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, İcra Dairesi'nce talebi gibi işlem yapılarak harcı alınarak dosyanın infazen kapatıldığı, 21/11/2018 tarihinde icra müdürlüğünce dosya alacağı üzerinde haciz olduğundan bahisle önceki karardan dönülerek dosyanın yeniden açıldığı ve haciz müzekkeresi yazıldığı, borçlu Yaşar Başer tarafından  dosyanın yeniden açılması ve haciz müzekkeresi yazılması işlemine karşı şikayette bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Yasal düzenleme karşısında; borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki hak ve alacaklarına haciz konulup, alacaklının, İcra Dairesi'nden aldığı tahsil yetki belgesini sunması üzerine, borçlunun alacaklı olduğu dosyada tahsil hakkı ve yetkisi ile bu alacak üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmış ve haciz koyduran alacaklıya geçmiştir. Bu nedenle takibi devam ettirme yetkisi de bulunan haciz koyduran alacaklının iradesi dışında, eski alacaklının harici tahsil beyanı nazara alınarak dosyanın infazen işlemden kaldırılması ve hacizlerin fekkine karar verilmesi mümkün değildir. (Benzer karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin  2013/21141 esas  2014/13149 karar)
Yukarıda belirtilen nedenlerle; ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında  takibi devam ettirme yetkisi de bulunan haciz koyduran alacaklının iradesi dışında, eski alacaklının harici tahsil beyanı nazara alınarak dosyanın infazen işlemden kaldırılması ve hacizlerin fekkine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu ancak söz konusu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerekli kılmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2. bendi gereğince  mahkeme kararının kaldırılmasına "Şikayetin Reddine" dair  dair aşağıdaki hüküm hukuka uygun bulunmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 
1-Davalı vekilinin  istinaf başvurusunun  KABULÜNE,
Niğde  İcra Hukuk Mahkemesi'nin 05/02/2019 tarih, 2018/402  esas  2019/57  karar sayılı  kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince  KALDIRILMASINA,
2-Şikayetin Reddine,
Alınması gereken 54,40 TL karar harcından peşin alınan 35,90 TL harcın mahsubu ile kalan 18,50 TL harcın davacıdan  alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT  uyarınca hesaplanan 1.130,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 
Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğine avans sahibine iadesine,
3-İstinaf yargılaması yönünden ;
Peşin alınan 44,40 TL istinaf  karar harcının talebi halinde davalıya  iadesine,
İstinaf yoluna başvuran  davalı tarafından yapılan 121,30 TL harç gideri ve 24,38 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 145,68 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
HMK'nın 333. maddesi gereğince gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu miktar itibari ile KESİN olmak üzere 18/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-07-2021, Saat: 10:09
  • DuraN
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
  10. HUKUK DAİRESİ
 
DOSYA NO : 2019/847 
KARAR NO : 2020/857
KARAR TARİHİ : 18/06/2020
T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A
İ S T İ N A F   K A R A R I
 
 
 
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : NİĞDE İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/02/2019
NUMARASI : 2018/402 Esas  2019/57 Karar
 
DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 18/06/2020
KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2020
 
 
Niğde  İcra Hukuk Mahkemesi'nin 05/02/2019 tarih 2018/402  esas 2019/57  karar sayılı mahkeme kararının süresi içinde istinaf  yolu ile tetkiki davalı vekili tarafından  istenmesi üzerine dosya dairemize gönderilmekle  dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Niğde İcra Dairesi'nin 2013/3714 esas sayılı  icra dosyasında alacaklı  tarafından yapılan takip işleminde müvekkili Yaşar Beşer'in borçlu  olduğunu, ..... hakkında Korcan Demirgüneş tarafından yapılan icra takiplerine ilişkin dosyalardan yapılan işlem ile K.......... borçlu olduğu dosyalarda İİK.nun 120/2. maddesi uyarınca alacaklı sıfatıyla her türlü işlem yapma yetkisi talep edildiğini müvekkilinin haricen ödeme yaptıktan sonra öğrendiğini, 20.11.2018 tarihine kadar ve halen de bugüne kadar borçlu müvekkiline alacağın haricen ödenmemesi, alacaklıya ödenmemesi veya icra dosyasına ödenmesine ilişkin herhangi bir muhtıra tebliğ edilmediğini, dosya alacağının alacaklıya haricen ödendiğini, alacaklı tarafından 20.11.2018 tarihinde açılan talep ile dosyadan vazgeçildiğini,  gereken harcın da yatırılmak suretiyle dosyanın işlemden kaldırıldığını, İcra Müdürlüğünün 21/11/2018 tarihli tensip kararı ile asilin vazgeçme beyanının İİK.nun 120/2. maddesi gereğince kaldırıldığını öğrendiğini, alacaklının bu beyanının karine olarak alacağın ödendiğini gösterdiğini, ayrıca alacağın ödendiğine ilişkin makbuzun da alacağın ödendiğini gösterdiğini, ayrıca dosya alacaklısı tarafından senetlerin müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilimin dosya alacaklısının tahsil yetkisinin bulunmadığını bilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin  dosya alacaklısına yapmış olduğu ödeme dışında ikinci kez ödeme yapma zorunda bırakılması, araçlarının ve taşaınmazlarının üzerine haciz konulmasının yasaya aykırı olduğunu beyan ederek  06.12.2018 tarihli hacizlerin kaldırılmasına ilişkin talebin reddine dair kararın iptaline  karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının her ne kadar müvekkilinin alacaklı yetkisi aldığını sonradan öğrendiğini iddia etse de yetki kararından önce dosya alacağına haciz işlemi yapıldığını, dosya alacağına haciz ve alacaklı yetkisi işlemlerinin akabinde ..... dosyaya haricen tahsil beyanında bulunarak senedi dosyadan teslim aldığını, icra dosyasında haricen tahsil beyanında bulanan alacaklının senedin aslını teslim alma yetisi olmayıp senedin bu durumda borçluya teslim edilmesi gerektiğini, sehven dosya alacaklısına teslim edilen senet için icra müdürlüğü tarafından senedi iade hususunda muhtıra yapılmış ise de alacaklı Kayhan Başer'in Yaşar Başer'in amcası olduğunu ve senetlerin yırtılıp atılmış olduğundan bahisle senedi iade etmediğini, ancak dava dilekçesinde davacının senetlerin kendisine teslim edildiğini beyan ettiğini,  bu açıklamalar ışığında gerek taraflar arasındaki amca - yeğen ilişkisi, gerek alacaklıya sehven senedin teslim edilmesi ve akabinde gönderilen muhtıra gerekse dosya alacağına haciz konulmasıyla birlikte alacaklının dosyada işlem yapma yetisinin kalkması hususları düşünüldüğünde söz konusu icra dosyasının dosya alacağının devam ettiği ve bu nedenle mevcut hacizlerin devamının gerektiğini beyan ederek davanın  reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:  Mahkemece  verilen yetkinin  usul ve yasaya uygun olmadığının anlaşıldığından davacının davasının kabulü ile Niğde İcra Dairesinin 2013/3714 esas sayılı takip dosyasında 06/12/2018 tarihli icra müdürlüğü işleminin kaldırılmasına  karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece taraflar arasındaki yakın ilişkinin göz ardı edilmesinin eksik inceleme yarattığını,   müvekkilinin alacaklı sıfatıyla Kayhan Başer'in alacaklı olduğu dosyalara  haciz konduğu andan itibaren Kayhan Başer'in ilgili dosyada işlem yapma yetkisinin ortadan kalktığını, bu durumda davacının her ne kadar müvekkilinin alacaklı yetkisi aldığını sonradan öğrendiğini iddia etse de yetki kararından önce dosya alacağına haciz işlemi yapıldığını, mahkemece senedin haricen tahsil beyanından sonra alacaklıya teslim edilmesinin dikkate alınmadığını, ayrıca kararın gerekçesinde alacaklı yetkisi verilmeden önce gerekli usuli işlemlerin tamamlanmadığından bahisle yetki kararının geçersiz olduğu hususunu kabul etmediğini belirterek  mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: 
Uyuşmazlık,  kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte icra memurunun 06/12/2018 tarihli kararının kaldırılması talebine ilişkindir.
Niğde İcra Dairesinin 2013/3714 esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklı ...... tarafından borçlular Y........ hakkında 25/07/2013 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz  yoluyla  17.929,45 TL'nin tahsili için takip başlatıldığı anlaşılmıştır.
İİK'nun 120. maddesinde; “Hacze iştirak eden bütün alacaklılar muvafakat ederlerse borçlunun borsada ve piyasada fiyatı olmayan alacakları, ödeme yerine geçmek üzere itibari kıymetleriyle kendilerine veya hesaplarına olarak içlerinden birine devredilir. Bu halde alacaklılar, alacakları nispetinde borçlunun haklarına halef olurlar. Aynı suretle hacze iştirak edenlerin hepsi veya içlerinden birisi borçlunun üçüncü bir şahıstaki alacağının tahsilini veya böyle bir şahsa karşı haiz olduğu dava hakkının kullanılmasını, masraf kendilerine ait olmak ve fakat haklarına halel gelmemek şartıyle üzerlerine alabilirler. Bu suretle elde edilecek para ilk önce üzerlerine alanların alacak ve masraflarının ödenmesine karşılık tutulur.” düzenlemesi mevcuttur.
Somut olayda, .....aleyhine Niğde İcra Müdürlüğü'nün 2016/2311 esas sayılı dosyasında takip başlatan ....... vekilinin talebiyle, borçlunun alacaklı olduğu  Niğde İcra Dairesi'nin 2013/3714 esas sayılı dosyasındaki alacağı üzerine 18/09/2018 tarihinde haciz konulduğu, alacaklı vekilinin İİK'nun 120/2 maddesi çerçevesinde, borçlunun alacaklı olduğu dosyayı takip için İcra Dairesi'nden yetki belgesi aldığı,  bu aşamadan sonra 20/11/2018 tarihinde, alacaklı K.......'in dosyadaki alacağını haricen tahsil ettiğini bildirerek, tüm hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, İcra Dairesi'nce talebi gibi işlem yapılarak harcı alınarak dosyanın infazen kapatıldığı, 21/11/2018 tarihinde icra müdürlüğünce dosya alacağı üzerinde haciz olduğundan bahisle önceki karardan dönülerek dosyanın yeniden açıldığı ve haciz müzekkeresi yazıldığı, borçlu Yaşar Başer tarafından  dosyanın yeniden açılması ve haciz müzekkeresi yazılması işlemine karşı şikayette bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Yasal düzenleme karşısında; borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki hak ve alacaklarına haciz konulup, alacaklının, İcra Dairesi'nden aldığı tahsil yetki belgesini sunması üzerine, borçlunun alacaklı olduğu dosyada tahsil hakkı ve yetkisi ile bu alacak üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmış ve haciz koyduran alacaklıya geçmiştir. Bu nedenle takibi devam ettirme yetkisi de bulunan haciz koyduran alacaklının iradesi dışında, eski alacaklının harici tahsil beyanı nazara alınarak dosyanın infazen işlemden kaldırılması ve hacizlerin fekkine karar verilmesi mümkün değildir. (Benzer karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin  2013/21141 esas  2014/13149 karar)
Yukarıda belirtilen nedenlerle; ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında  takibi devam ettirme yetkisi de bulunan haciz koyduran alacaklının iradesi dışında, eski alacaklının harici tahsil beyanı nazara alınarak dosyanın infazen işlemden kaldırılması ve hacizlerin fekkine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu ancak söz konusu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerekli kılmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2. bendi gereğince  mahkeme kararının kaldırılmasına "Şikayetin Reddine" dair  dair aşağıdaki hüküm hukuka uygun bulunmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 
1-Davalı vekilinin  istinaf başvurusunun  KABULÜNE,
Niğde  İcra Hukuk Mahkemesi'nin 05/02/2019 tarih, 2018/402  esas  2019/57  karar sayılı  kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince  KALDIRILMASINA,
2-Şikayetin Reddine,
Alınması gereken 54,40 TL karar harcından peşin alınan 35,90 TL harcın mahsubu ile kalan 18,50 TL harcın davacıdan  alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT  uyarınca hesaplanan 1.130,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 
Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğine avans sahibine iadesine,
3-İstinaf yargılaması yönünden ;
Peşin alınan 44,40 TL istinaf  karar harcının talebi halinde davalıya  iadesine,
İstinaf yoluna başvuran  davalı tarafından yapılan 121,30 TL harç gideri ve 24,38 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 145,68 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
HMK'nın 333. maddesi gereğince gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu miktar itibari ile KESİN olmak üzere 18/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Dosya Alacağına Haciz Konulan Dosya da Haricen Tahsil

T.C.
YARGITAY
8. Hukuk Dairesi
 ESAS NO : 2013/21141 KARAR NO : 2014/13149 
Y A R G I T A Y   İ L A M I
 ***************************** ********** ** **** ***** ****************** ********************* ************************* ******* *** **** ** ********** **** **** ************* *********** ******* *** ******** ** ********* **** ******************** *******  
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı  tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
 
KARAR
 
Alacaklı vekili tarafından, borçlu aleyhine başlatılan takibin kesinleşmesinden sonra, borçlunun alacaklı olduğu Karadeniz Ereğli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2012/1047 sayılı dosyasındaki hak ve alacaklarına haciz konulduğu, alacaklı vekilinin talebiyle, İcra Müdürlüğü'nce haciz konulan dosyayı takip için, İİK'nun 120. maddesine göre yetki belgesi verildiği, yetki belgesine göre işlemler yapıldığı aşamadan sonra, borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki alacaklarını haricen tahsil ettiği, takipten feragat ettiği beyanı üzerine İcra Dairesi'nce harici tahsil harcı alınarak, hacizlerin fekedildiği, işlemin iptali için alacaklı vekilinin İcra Mahkemesi'ne başvurduğu, Mahkemece, konuya BK'nun 186. maddesinin kıyasen uygulanacağı, buna göre, alacağın devredildiği iyi niyetli borçluya bildirilmediğinden, borçlunun önceki alacaklıya yaptığı ödeme ile borçtan kurtulacağı haczin kaldırılması işlemi yerinde olduğundan şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm şikayetçi vekilince temyiz edilmiştir.
İİK'nun 120. maddesinde; “Hacze iştirak eden bütün alacaklılar muvafakat ederlerse borçlunun borsada ve piyasada fiyatı olmayan alacakları, ödeme yerine geçmek üzere itibari kıymetleriyle kendilerine veya hesaplarına olarak içlerinden birine devredilir. Bu halde alacaklılar, alacakları nispetinde borçlunun haklarına halef olurlar. Aynı suretle hacze iştirak edenlerin hepsi veya içlerinden birisi borçlunun üçüncü bir şahıstaki alacağının tahsilini veya böyle bir şahsa karşı haiz olduğu dava hakkının kullanılmasını, masraf kendilerine ait olmak ve fakat haklarına halel gelmemek şartıyle üzerlerine alabilirler. Bu suretle elde edilecek para ilk önce üzerlerine alanların alacak ve masraflarının ödenmesine karşılık tutulur.” düzenlemesi mevcuttur.
Somut olayda, Tiryakioğlu Ormanlı Süt Ürünleri Besicilik Tic. San. A.Ş. aleyhine Karadeniz-Ereğlisi 1. İcra Müdürlüğü'nün 2012/2847 Esas sayılı dosyasında takip başlatan şikayetçi Yurtbay Yem San. ve Tavukçuluk Tic. Ltd. Şti. vekilinin talebiyle, borçlunun alacaklı olduğu Karadeniz 1. İcra Müdürlüğü'nün 2012/1047 Esas sayılı dosyasındaki alacağı üzerine haciz konulduğu, alacaklı vekilinin İİK'nun 120/2 maddesi çerçevesinde, borçlunun alacaklı olduğu dosyayı takip için İcra Dairesi'nden yetki belgesi aldığı, takibe devam ile hacizli gayrimenkulün satışı amacıyla kıymet takdirini yaptırdığı, bu aşamadan sonra 03.12.2012 tarihinde, borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki alacağını haricen tahsil ettiğini bildirerek, tüm hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, İcra Dairesi'nce talebi gibi işlem yapıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme karşısında; borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki hak ve alacaklarına haciz konulup, alacaklının, İcra Dairesi'nden aldığı tahsil yetki belgesini sunarak takip dosyasında işlemler yapması üzerine, borçlunun alacaklı olduğu dosyada tahsil hakkı ve yetkisi ile bu alacak üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmış ve haciz koyduran alacaklıya geçmiştir. Bu nedenle takibi devam ettirme yetkisi de bulunan haciz koyduran alacaklının iradesi dışında, eski alacaklının harici tahsil beyanı nazara alınarak dosyanın infazen işlemden kaldırılması ve hacizlerin fekkine karar verilmesi isabetsizdir.
Bu durumda, Mahkemece, açıklanan nedenlerle şikayetin kabulü ile İcra Dairesi işleminin iptaline karar verilmesi yerine, yazılı gerekçeyle reddi yönünde hüküm kurulması yerinde değildir.
SONUÇ: Şikayetçi veklinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı  HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK M.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 23.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
  • Cevap Yok
  • 06-07-2021, Saat: 09:03
  • DuraN
T.C.
YARGITAY
8. Hukuk Dairesi
 ESAS NO : 2013/21141 KARAR NO : 2014/13149 
Y A R G I T A Y   İ L A M I
 ***************************** ********** ** **** ***** ****************** ********************* ************************* ******* *** **** ** ********** **** **** ************* *********** ******* *** ******** ** ********* **** ******************** *******  
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı  tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
 
KARAR
 
Alacaklı vekili tarafından, borçlu aleyhine başlatılan takibin kesinleşmesinden sonra, borçlunun alacaklı olduğu Karadeniz Ereğli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2012/1047 sayılı dosyasındaki hak ve alacaklarına haciz konulduğu, alacaklı vekilinin talebiyle, İcra Müdürlüğü'nce haciz konulan dosyayı takip için, İİK'nun 120. maddesine göre yetki belgesi verildiği, yetki belgesine göre işlemler yapıldığı aşamadan sonra, borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki alacaklarını haricen tahsil ettiği, takipten feragat ettiği beyanı üzerine İcra Dairesi'nce harici tahsil harcı alınarak, hacizlerin fekedildiği, işlemin iptali için alacaklı vekilinin İcra Mahkemesi'ne başvurduğu, Mahkemece, konuya BK'nun 186. maddesinin kıyasen uygulanacağı, buna göre, alacağın devredildiği iyi niyetli borçluya bildirilmediğinden, borçlunun önceki alacaklıya yaptığı ödeme ile borçtan kurtulacağı haczin kaldırılması işlemi yerinde olduğundan şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm şikayetçi vekilince temyiz edilmiştir.
İİK'nun 120. maddesinde; “Hacze iştirak eden bütün alacaklılar muvafakat ederlerse borçlunun borsada ve piyasada fiyatı olmayan alacakları, ödeme yerine geçmek üzere itibari kıymetleriyle kendilerine veya hesaplarına olarak içlerinden birine devredilir. Bu halde alacaklılar, alacakları nispetinde borçlunun haklarına halef olurlar. Aynı suretle hacze iştirak edenlerin hepsi veya içlerinden birisi borçlunun üçüncü bir şahıstaki alacağının tahsilini veya böyle bir şahsa karşı haiz olduğu dava hakkının kullanılmasını, masraf kendilerine ait olmak ve fakat haklarına halel gelmemek şartıyle üzerlerine alabilirler. Bu suretle elde edilecek para ilk önce üzerlerine alanların alacak ve masraflarının ödenmesine karşılık tutulur.” düzenlemesi mevcuttur.
Somut olayda, Tiryakioğlu Ormanlı Süt Ürünleri Besicilik Tic. San. A.Ş. aleyhine Karadeniz-Ereğlisi 1. İcra Müdürlüğü'nün 2012/2847 Esas sayılı dosyasında takip başlatan şikayetçi Yurtbay Yem San. ve Tavukçuluk Tic. Ltd. Şti. vekilinin talebiyle, borçlunun alacaklı olduğu Karadeniz 1. İcra Müdürlüğü'nün 2012/1047 Esas sayılı dosyasındaki alacağı üzerine haciz konulduğu, alacaklı vekilinin İİK'nun 120/2 maddesi çerçevesinde, borçlunun alacaklı olduğu dosyayı takip için İcra Dairesi'nden yetki belgesi aldığı, takibe devam ile hacizli gayrimenkulün satışı amacıyla kıymet takdirini yaptırdığı, bu aşamadan sonra 03.12.2012 tarihinde, borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki alacağını haricen tahsil ettiğini bildirerek, tüm hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, İcra Dairesi'nce talebi gibi işlem yapıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme karşısında; borçlunun alacaklı olduğu dosyadaki hak ve alacaklarına haciz konulup, alacaklının, İcra Dairesi'nden aldığı tahsil yetki belgesini sunarak takip dosyasında işlemler yapması üzerine, borçlunun alacaklı olduğu dosyada tahsil hakkı ve yetkisi ile bu alacak üzerindeki tasarruf hakkı ortadan kalkmış ve haciz koyduran alacaklıya geçmiştir. Bu nedenle takibi devam ettirme yetkisi de bulunan haciz koyduran alacaklının iradesi dışında, eski alacaklının harici tahsil beyanı nazara alınarak dosyanın infazen işlemden kaldırılması ve hacizlerin fekkine karar verilmesi isabetsizdir.
Bu durumda, Mahkemece, açıklanan nedenlerle şikayetin kabulü ile İcra Dairesi işleminin iptaline karar verilmesi yerine, yazılı gerekçeyle reddi yönünde hüküm kurulması yerinde değildir.
SONUÇ: Şikayetçi veklinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı  HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK M.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 23.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.